Kozmokitap

Sensiz Geçen Yıllarım Yankı - Ada || Ayşegül Çiçekoğlu


Sensiz Geçen Yıllarım

“Yaşamda seyirci olma Ada, oyuncu ol. Mutlu olanlar oyunculardır. Seyirciler sadece başkalarının mutluluğuna bakarlar. Bunu sakın unutma.”


Ayşegül Çiçekoğlu'nun son çıkan kitapları Sensiz Geçen Yıllarım  Yankı ve Ada . İki kitaptan oluşan seri bana göre birbirinin ardından fazla bekletilmeden okunmalı. Birbirini tamamlayan kitaplar. Bu nedenle de ben ikisine ayrı ayrı yorum girmek yerine beraber yorum girmeyi tercih ettim.

Yazarın daha önce okuduğum kitaplarının her birini çok sevmiştim. Romantizm ve dram içerikli kitaplardı. Bu kitaplarında da yazar yine tarzını bozmamış. Tek fark kitabı iki farklı karakterin dilinden anlatması. Yankı'da kitabı Yankı'nın bakış açısından ve onun yaşadıklarını anlatırken Ada'nın çoğu bölümünü de Ada'nın yaşadıkları ve onun bakış açısı ile yazmış.

Yankı


Yankı ve geçirdiği trafik kazası ile başlıyor kitap. Kaza sonrası hastane odasında yaşadıklarını ve hissettiklerini anneannesi Helga'ya anlatıyor Yankı. Bu sayede büyükanne ve torun arasındaki ilişki daha da yakınlaşırken Yankı da kendini tahlil etmiş oluyor. Bazen yaşanılanlara ve hislerimize dışarıdan üçüncü şahıs olarak bakmak ya da olayların dışından bir göze anlatırken hatalarımızı daha kolay fark ederiz.


" Bu kadar küçük yaşta başlayan sevgi bitmeye mahkumdur. "
 "Neden?"
 "Hiç kimse aynı kalmaz Yankı. Büyüdükçe değişirsin ve duygular da değişir. "
 "Hala o kıza karşı aynı şeyleri hissettiğimi söyleyebilirim Helga. Aşk hiç değişmez. "
 " Yanılıyorsun. En hızlı değişen şey aşktır Yankı . Bunu sakın unutma. "


  Yankı ile birlikte biz de o güne kadar yaşadıklarını öğrenmeye başlıyoruz ve aslında asıl kurgu da bu noktadan sonra başlıyor.

 Yankı ve Duru çocukluk aşkıdır. Dokuz yaşında birbirlerini tanırlar ve o günden sonra ayrılmaz ikili olurlar. Büyüdükleri zaman evleneceklerine kesin gözü ile bakarlar. Daha doğrusu Yankı'nın ağzından okuduğumuz için olanları Yankı bu konuda emindir. Hem bu konuya kesin gözüyle bakıp o şekilde büyümüştür. Duru'ya sırılsıklam aşıktır ve aksini hiç düşünmemiştir. Duru ile ilgili tartışmalarda hep alttan almış , onun kaprisine boyun eğmiştir. Aradaki farklılıkları görmezden gelmiş ya da önemsememiştir.

Ada , Duru'nun kuzenidir. Anne ve babası bir yangında öldükten sonra dayısı onu yanına almıştır . Yengesi onunla hiç ilgilenmemiş , onu sevmemiş ve kuzeni Duru da ona hep kötü davranmıştır. Beş yaşında dayısının yanına gelen Ada'nın çocukluğu ve gençliği mutlu geçmemiş hep yalnız kalmıştır. Bu dönemlerde tek arkadaşı Yankı'dır. Arada beş yaş olmasına rağmen onu koruyup kollamaya çalışmıştır Yankı , Duru'ya rağmen. Ada'nın Yankı ile konuştuğunu gören Duru her seferinde Ada'ya kızmış ve ona dünyayı zehir etmiştir.

Karakterler hakkında kısaca bilgi verdikten sonra içerikten çok bahsetmek istemiyorum çünkü okuyarak öğrenmeniz gerekiyor. Ben kısaca hissettiklerimden bahsetmek istiyorum .

Sensiz Geçen Günlerim


Sevgi , bağlılık, kıskançlık, bir konuda saplanıp kalırken gerçeklerin gözden kaçırılması , yapılan haksızlıklar, özlem anlatılıyor kitapta.

Karakterlerin kızdığım o kadar çok yönü oldu ki!! Kendi intikamı uğruna harcanan bir hayat , verilen söze sadık kalmama, bencilce hislerle karşısındakini istemeden de olsa kırma... İstemeden diyorum çünkü hiç düşünmeden hareket etti Yankı . Birçok hayatı mahvedecek bir kararı tek başına aldı. Sadece kendisini ve kendi hislerini düşünürken zor duruma düşüreceği insanları ve yıkılan gururu , bunun nelere mal olacağını hiç umursamadı. Çok kızdım Yankı'ya çoook !!!! Yanımda olsa ne bağırmakla ne de saçını başını yolmakla rahatlayamazdım sanırım. O kadar kızdım!!!!  Duru bencil bir kız . Aptal aşık pozisyonunda olan Yankı bunu fark edemiyor maalesef. Zaman insanları ne kadar değiştirecek okuyup da göreceğiz. Ada ise en masumları . Kimsesizliği sonuna kadar hissettiriliyor. Tüm dışlamalara rağmen içindeki iyiliği güzelliği korumayı başarıyor. Onun gibi affedici olabilir miydim bilemiyorum.

"Bu hikayenin en başından beri dikkatimi çeken ne oldu biliyor musun Yankı?”
“Ne?”
“Duru’yu anlattığın tüm o anılarda sürekli olarak ona aşığım dedin ama Ada’yı anlattıklarında sevgiden bahsettin.”
“Bunun nesi garip? Duru aşık olduğum kızdı.”
“Evet, aşık olduğun oydu, ama sen kabul etmesen de o aşk siz büyürken bitmişti. Aşk ve sevgi arasındaki farkı biliyor musun Yankı?”
  Sessiz kaldığımda bana bakarak gülümsedi. Sonra yavaşça konuşmaya başladı.
“Aşk hoşlanmadır ve geçicidir. Birden gelir ve insanı kör eder. Gözün aşık olduğundan başkasını görmez. Hep yanında olmak istersin. Sevgi ise bağlılıktır Yankı. Onun yanında kendin olabilmektir. Rol yapmana gerek kalmaz çünkü sevginin buna ihtiyacı yoktur. Sevgi huzurdur, güvendir. En önemlisi, sevgi sonsuzdur.”

Yine hızla , merakla okuduğum kitaplar oldu Yankı ve Ada. İkinci kitabın bir bölümü ilk kitapta yazılanların Ada'nın ağzından okuduğumuz bölümler . Bu nedenle aynı yerleri tekrar okumuş gibi oldum. Ben farklı karakterlerin ağzından aynı olayları okumayı çok sevmiyorum. Fakat böyle okumayı seven kitapseverler olduğunu bildiğim için bir şey de söyleyemiyorum. Bana göre bu bölümler kısa geçilip tek kitap halinde yayımlanabilirdi. Tabii ki renkler ve zevkler farklı olduğu için kimseyi eleştiremem bu konuda.

 Sadece filmlerde görülen kusursuz karakterler beklemeyin kitapta. Hayattan uç da olsa bir kesit olmuş kitapta. Karakterler aslında kötü niyetli olmayan fakat yaşları ile doğru orantıda daha çok kendi iç seslerini dinleyen ve bir adım ilerisini fazla düşünmeyen tipler . Başlarına gelenlerin çoğu da bu yüzden sanırım. Uzun lafın kısası karakterlere söylene söylene okuduğum güzel bir kitap oldu benim için Sensiz Geçen Yıllarım Yankı ve Ada.


Yankı - Sensiz Geçen Yıllarım
Kitabın Adı : Yankı - Sensiz Geçen Yıllarım
Yazar : Ayşegül Çiçekoğlu
Yayınevi : Müptela Yayınları
Sayfa Sayısı :312


“Buradan giderken yirmi beş yaşında, hayalleri olan bir delikanlıyken artık otuz iki yaşında, hayattan zevk almasını beceremeyen, sevdiklerimden uzakta yaşadığım her yıl yüreğimde var olan sevgiyi yitiren bir adamdım. Ne hayallerim vardı artık ne de yaşama isteğim. Yıllarca peşimi bırakmayan pişmanlıklarım, ne yaparsam yapayım susturamadığım vicdanım ve unutamadığım anılarım da benimleydi. Buradan giden adamla, şimdi dönen adam arasında dağlar kadar fark vardı.”
Hayalleri yıkılan ve gelecekten bir beklentisi kalmayan bir adam ne yapar?
Yankı gitmeyi seçti.
Bir sabah ardında ailesini, doğduğu şehri ve ülkesini bırakarak kimselere haber vermeden çekip gitti. Aradan geçen yıllar geçmiş hayal kırıklıklarını, pişmanlıklarını ve özlemini ortaya çıkardı. Gitmek kolaydı, peki ya dönmek?
Yıllar sonra sevdiği şehre geri döndüğünde onu bir sürpriz bekliyordu. Üstelik giderken ardında bıraktığı hiç kimse eskisi gibi değildi. Yıllar herkesi değiştirmiş, pişmanlıklar ve acılar bir kez daha gün yüzüne çıkmıştı.


Ada- Sensiz Geçen YıllarımKitabın Adı : Ada - Sensiz Geçen Yıllarım
Yazar : Ayşegül Çiçekoğlu
Yayınevi : Müptela Yayınları
Sayfa Sayısı :312


“Yarım kalan sevinçlerim vardı benim. Yarım kalan mutluluklarım. Daha tohum halindeyken, filiz bile verememişken solmuş umutlarım vardı. Hep bir yanım eksikti. Hiç tamamlanmamıştım şimdiye kadar. Hep yarım kalmıştım. İlk defa dün akşam kendimi tamamlanmış hissetmiştim, oysaki bu bir yanılsamaydı. Yankı gitmişti. O pırıl pırıl parlayan güneş sanki önünde koyu bir bulut varmış gibi tüm güzelliğini ve ışığını kaybetmişti.”
Henüz beş yaşındayken kaybettiği anne ve babasının ardından büyük bir yalnızlığa gömülen Ada, içinde biriktirdiği binlerce kelimeyi defterlere yazarak ve tek bir kişiye karşı duyduğu imkânsız aşkını anlatarak geçirdi çocukluk yıllarını. Ta ki bir gün o imkânsız aşkına kavuşuncaya kadar. Ancak gözlerini açtığında, yıllar sonra kavuştuğu çocukluk aşkını kaybedeceğini bilemezdi.
Aradan geçen yıllar kimsesiz Ada’nın küllerinden yeniden doğmasını sağlayıp onu güçlü bir kadın mı yapacaktı yoksa çocukluğundan beri içinde debelendiği yıkıntıların altında mı kalacaktı?
Günün birinde her giden geri gelirdi ve o gün geldiğinde Ada’yı önemli bir karar bekliyordu.


Yazarın Okuduğum Kitapları : 

Benim Hayatım 

Gözyaşlarımız

Bırakma Ellerimi 

İntikam 

Sevginin Esareti


Ayşegül Çiçekoğlu : 
Ayşegül Çiçekoğlu






                                                            Kozmokitap

Gözyaşlarının Kalesi - Cathy Gohlke

Gözyaşlarının Kalesi - Cathy Gohlke

 Arkadya Yayınları'nın yeni kitabı Gözyaşlarının Kalesi ile yeni bir yazarla daha tanışmış oldum : Cathy Gohlke . Yazarın dilimize çevrilmiş ilk kitabı Gözyaşlarının Kalesi . İlk sayfalardan itibaren sizi esir alan bir kitap . Aynı zamanda da ödül sahibi . Christy Award for Historical (2016)

Bir anne , evlat ve bir torun olarak beni çok etkiledi kitap . Kitaptaki karakterlerle empati yapıp onların hislerini daha derinlerde hissettim ve ben olsaydım ?? sorusu devamlı aklıma geldi. Çok küçük yaşta büyükanne ve büyük babamı kaybettiğim için Hannah'ın büyükbabasına karşı hislerini , onu tanıdığı zaman ki özlemini anlayabiliyorum. Şİmdi siz kim bu Hannah diyebilirsiniz. Size kısaca anlatmaya çalışayım .

  Kitap Arkadya Yayınlarının çoğu kitabında olduğu gibi yine çift zamanlı olarak gidiyor. 1970 li yıllarda Hannah'ı tanıyıp onun yaşamına misafir olurken 1938-1940 lı yıllarda da Hannah'ın annesi Lieselotte 'in yaşamına uğruyoruz. Amerika ve Almanya arası bir yolculuk ve yine 2. Dünya Savaşı...

Gözyaşlarının Kalesi  -  Cathy Gohlke


Hannah annesi ile yakın değildir. Hatta onu çok iyi tanıdığı da söylemez. Annesi onu büyütmesine karşın asla yakın olamamışlardır. Annesi öldükten sonra onun evini boşaltan Hannah avukatından bir telefon alır ve annesinin kendisine bir kasa bıraktığını öğrenir. Belki annesini daha yakından tanıyabileceği ya da onu neden sevmediğini öğrenebileceği bir detay vardır... Burada bulduğu mektuplardan yola çıkan Hannah'ın yolculuğu Almanya'ya hiç tanımadığı büyükbabasının yanına ve hayatına , geçmişine olacaktır ...

Lieselotte , annesini kaybetmiş , babası ve erkek kardeşi ile kalmıştır. 2. Dünya savaşı sırasında babası Nazi partisindendir  , erkek kardeşi de onların koyu taraftarıdır ve kendi isteği ile askere yazılır. Babası partide yükselmek için elinden geleni yapmaktadır. Lieselotte , abisinin arkadaşı Lucas'a aşıktır. Onun ailesini kendi ailesi gibi benimsemiş ve yaşadıkları kara günlerde babası ve abisinin aksine insanlara yardım için elinden geleni yapmaktadır. Tam sevdiği ile kavuşacağım dediği anda araya kabus gibi düşer Dr Petterson.

Gözyaşlarının Kalesi  -  Cathy Gohlke


Kendi geleceği ve çıkarı için insanları kullanan bir baba ... Hatta bu uğurda kızını harcayan bir baba .. Tek istediği sevdiğine kavuşmak olan bir genç kız ... Yaşadığı hayal kırıklıkları , acılar ve üzüntüler... Geç de olsa annesi hakkında gerçekleri öğrenen Hannah ... Aslında hiçbir şey göründüğü gibi değildir  ve insan aslında ne görmek isterse , ne görmeye şartlandırılırsa onu görmektedir. Para için insanları Gestapoya sayanlar , hatta kendi ailesini ihbar eden çocuklar ... Partisine karşı utanmamak ve kendi yükselişini garantilemek için kızını esir kampında bırakan bir baba...

Bulunmayan tek ve en önemli şey şeker değildi . Sadelik ve masumiyet de ortadan kaybolmuştu. 

Hepsi çok acıklı hepsi derinden yaralayan . Hangi birini dile getireceğimi şaşırıyorum. Yıllar geçse de bu konuda bir çok kitap yazılsa da her kitapta savaşın ve nazilerin farklı bir yönü farklı bir dram anlatılıyor. Ta bu kadar yeter artık daha fazla bu konu üzerine kitap okumayacağım dedikçe basılan ilginç kitapları görüp fikrimi değiştiriyorum. Bir tek kişinin , bir ideolojinin - ki buna ideoloji demek ne kadar doğru bilemiyorum  - peşine takılan ve sorgulamadan söyleneni yapan insanlar . Buradan da anlıyoruz ki insanların çoğunun içinde gizli bir vahşet yatmaktadır ve bunu ortaya çıkaracak , peşine taklaşacakları bir kişiyi beklemektedirler. Sürü psikolojisi ile peşine taklaşıp yapmadıklarını bırakmamışlar. Bu fanatik olanların haricinde korku ile sinip saklanan , korku yüzünden insanlara yardım etmeyen ya da kendi ailesine zarar gelmesin diye insanları ihbar edenler de var. Savaş bitip ortalık durulsa da insanların korkusu kolay kolay geçmeyecek ve vicdanı olanların savaş sırasında yaptıkları / yapmadıkları için vicdanları sızlamaya devam edecektir. Bu olaylar da bize canlılar arasında en korkunç olanının yine insanlar olduğunu göstermektedir.

  Tarihi kurguları seviyorsanız bu bol ödüllü kitabı kaçırmayın derim. Bir de sormak istiyorum sizin hayatınızı mahveden , geleceğiniz ile oynayan birisini affedebilir misiniz? Affetmek özgürlük müdür ?


Kitap Hakkında Yazılanlar: 

Aşk, hüzün ,affetmenin yüceliği ve insanın öldüğü bir zamanda insanlığı tutunma mücadelesi. Bu kitaba sadece zihninizde değil ,kalbinizde de yer açın .
                                           Publisher Weekly 

Gözyaşları'nın Kalesi'nde ruhunuza ilmek ilmek işlenecek , yürek burkan bir yolculuğa çıkacaksınız .
                                                   RT Book Reviews 




Gözyaşlarının Kalesi  -  Cathy Gohlke
Kitabın Adı : Gözyaşlarının Kalesi
Yazar : Cathy Gohlke
Yayınevi : Arkadya Yayınları
Orjinal adı : Secret She Kept
Çevirmen : Filiz Çakır
Sayfa Sayısı : 496


Yaptığımız tek bir kötülük, kaç insanın hayatını mahveder?

 Bir annenin ömrünün sonuna dek dudaklarını mühürleyen, ondan bütün hayatını, evladını çalan yakıcı bir sır… Her şeyine mal olacak olsa da o sırrın peşinden gitmeye kararlı bir kız…

 Hannah Sterling, hayatı boyunca anne sıcaklığına özlem duymuştur. Annesi Lieselotte hayattayken bile, annesiz bir çocuk gibi büyümüş olmak kalbinde âdeta sürekli kanayan bir yara bırakmıştır. Bu yüzden annesinin ölümünden hemen sonra, yakındayken uzağında kalan ve hiç tanıyamadığı annesinin sırlarının peşine düşmeye karar verir. Çıktığı bu yolculuk onu, varlığından bile haberdar olmadığı, Almanya’da yaşayan büyükbabasına götürecektir.

 Otuz yıl önce, tam da İkinci Dünya Savaşı’nın ortasında Lieselotte Sommer’in yüreğine ise bir yangın düşmüştür. Kapı komşusu ve gizli gizli Nazilere karşı çalışan Lukas’a gönlünü kaptırmıştır. Ancak babası Nazi Partisi’nde yükselmekte olan bir memurdur. Kızının yüreğinin götürdüğü yere gitmesine ne kadar müsaade edecektir?

 Bir anneyle kızının iç içe geçen kaderi her sayfada yüreğinize biraz daha işlerken, sırlarla dolu geçmişin ağırlığı affetmenin iyileştirici gücüne ve inancın büyüsüne teslim oluyor. Gözyaşlarının Kalesi, uzun süre hafızalarınızdan silinmeyecek.


Cathy Gohlke : 

Cathy GohlkeCathy Gohlke üç kez Christy Awardskazanmış bir yazardır. Gözyaşlarının kalesi - Secrets She Kept ( 2016 INSPY Awards ) ;Saving Amelie (2015 INSPY Awards); Band of Sisters; Promise Me This (2012'nin en iyi kitaplarından biri olan Library Journal'da yer aldı); I Have Seen Him in the Watchfires (Christy Award, Amerikan Hristiyan Kurgu Yazarları Yılın Kitabı Ödülü ve Library Journal'da 2008 in en iyi kitapları arasında yer aldı .) and William Henry Is a Fine Name (Christy Award).

 Cathy okul kütüphanecisi , drama yönetmeni , Çocuk ve Eğitim Bakanlığı'nda müdür olarak çalışmaktadır . Yazar eşi ve köpeği ile birlikte Virginia'da yaşamakta , boş vakitlerini çocukları ve torunları ile geçirmektedir.



                                                            Kozmokitap

Nana - Emile Zola

Nana

  Germinal ile tanıştım EmiIe Zola'nın kalemi ile. Tam da ülkemizde maden felaketi yaşandığı döneme denk gelmişti kitabı okumam. Benim için daha özel ve üzücü bir süreç olmuştu bu.Kitaptan ve yaşananlardan daha fazla etkilenmiştim. Yine yazarın kalemiyle fakat bu sefer bambaşka bir yolculuğa çıktım Nana ile.


  19. yy 'ın  büyük Fransız romancısıdır Emile Zola . Bir ailenin tarihini anlatan yirmi romanlık Les Rougon-Macquart serisinin  en ünlü eserlerinden biridir Nana. Serinin bütünü içinde bağımsız bir roman olarak da okunabiliyor  Nana.

  İlk olarak 1880 yılında yayımlanan Nana , yayımlandığı gün ilk baskısı tükenmiştir . Nana , yayımlandığı zaman  Fransa'da olay olmuş ve ülkenin en şiddetli edebiyat tartışmalarından birisine yol açmıştır. Bu tartışmalı roman tiyatro ve sinemaya da uyarlanmıştır .

Nana


" Nana'nın konusu özetle şudur ki : kıçı üzerinde hayatını sürdüren bir toplum... Henüz kızışmamış ve peşindekilerle sürekli alay eden dişi bir köpeğin ardından koşan köpekler sürüsü." Yorumunu yapıyor  bir fahişenin hayatını anlattığı Nana hakkında Emile Zola  . Yaşadığı dönemde fahişelere toplumun her kesiminde rastlamak son derece normal bir olaydı. Gösterişli partilerde , balolarda , tiyatroda , operada , yemeklerde ... Bu gösterişli kadınlardan birisini metres tutmak övünülecek bir şeydi . Kontların , prenslerin , zengin adamların yanında sık sık boy gösterirlerdi. Yazarın da böyle bir konuya değinmesine şaşmamak gerekir. Klasik kitapların bir kısmında daha benzer konulara değinildiğini görebiliriz. Alexandre Dumas Files'in  Kamelyalı Kadın 'ı gibi...

 Bir tiyatro oyunu ile başlıyor kitap : "Sarışın Venüs'' . Bu gösteride Venüs rolü ile  karşımıza çıkan Nana'nın ne sesi çok güzel, ne de oyunculuğu çok başarılıdır. O yeteneğiyle değil güzelliği ile büyüler seyircileri , özellikle de erkekleri. Nana bir çocuğu olan bekar bir kadındır. Oğluna para karşılığı halası bakmaktadır. Nana da her ne kadar erkekleri sevmese de rahat içinde yaşamak için onları kullanmaktadır. Eğlenceli yemekler , partiler , gösteriler gibi gösterişli  bir yaşam için bolca para gereklidir . Bunun için de para karşılığında erkeklerle birlikte olmaktadır.

Nana


  Kendisine sadık kalmak şartı ile bir kontun metresi olan ve ondan bolca para alan Nana'nın karakteri sadık kalmaya müsait değildir. Başlarda gizli gizli farklı erkeklerle birlikte olsa da kontun olayı fark etmesinden sonra Nana ondan ayrılıp aşık olduğu adamla yaşamaya başlar. Bu istediği gibi karşılıklı bir aşk değildir. Üstelik bu adam Nana'nın bütün ihtiyaçlarını da karşılamaz. Hayatına devam etmek için başta gizli gizli başka adamlarla birlikte olsa da sonunda aşkının karşılıklı olmadığını ve karın doyurmadığını anlayıp ondan ayrılıp geri kontun metresi olur. Yine ona sadık kalıp tek erkek olacağı şartını kabul etse de sonra tekrar  eski yaşam tarzına döner Nana. Burada Nana'yı anlamak zor olduğu kadar kendisini aldattığını bile bile ondan ayrılamayan ve onun için bütün parasını kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya kalan Kontu da anlamak mümkün değildir. Bu nasıl bir bağlılıktır ya da saplantıdır ki sizi aldattığını bildiğiniz birisinden vazgeçemezsiniz.

Nana


  Fakir bir aileden gelen Nana'nın parayı neden çok sevdiği anlaşılabilir. Fakat neden böyle bir hayatı tercih ettiği anlaşılamaz. Çevresindeki erkekleri kullanıp onları son kuruşuna kadar kullanmak belki bir intikamdır fakat bu yaşam tarzı kendi sonunu da hazırlamaktadır.

  19. yy da Paris'teki yaşamı ve ilişkileri hem gözler önüne serer Emile Zola , hem de eleştirir aslında. Bir fahişe olan Nana'nın hayatını anlatırken soylu görünen insanların da bu kadın karşısında nasıl kul köle olduğunu ve asil hanımların da aslında gizli gizli ne işler çevirdiğini anlatır okuyucuya. Dönem insanına bir ayna ile yaşam tarzlarını yansıttığı için belki de edebiyat çevrelerinde tartışmaya sebep olmuştur , ne dersiniz ?

Nana


Kitabın Adı : Nana
Yazar : Emile Zola
Yayınevi : İskele Yayınları
Orjinal adı : Nana
Serisi :  Les Rougon-Macquart #3
Çevirmen : Nurettin Bahar
Sayfa Sayısı : 446


"Nana,

- Canim, olacagi belliydi zaten! Onlari ayaklarina getirdin!... Ne yapayim, dayanamiyorum. Zorla degil ya, dayanamiyorum, dedi ve onun ozrunu anliyormus gibi ayagini uzatti. Bunun uzerine uyumak istedigi icin son derece sinirlenmis olan Fontan ona var kuvvetiyle bir tokat patlatti. Tokat o kadar kuvvetle indi ki Nana kendini ayakta buldu, sersemlemisti. Bir cogununkini andiran derin bir inilti ile sadece,

- Ah! Diyebildi.

Fontan, kimildayacak olursa bir ikinci tokat daha patlayacagini soyleyerek onu tehdit etti. Sonra mumu sondurdu, sirt ustu yatti ve derhal horlamaya basladi. Nana ise yuzunu yastiklara gomerek kesik hickiriklarla agliyordu. Kuvvetine guvenmek alcaklikti. Fontan'in korkutucu bir hal almis olan cehresi onu gercekten korkutuyordu. Yedigi tokat onu yatistirmis gibi yavas yavas sakinlesiyordu. Simdi Fontan'a saygi duyuyor. Ve yatakta ona genis bir yer ayirmak icin kendisi sokak tarafindaki duvara sokuluyordu. Yanagi ates gibi yanarak, gozleri yasla dolu, dermansizlik icinde pasta ve corek kirintilarinin kokusunu bile almadan uyumaya basladi.


Emile Zola :


Emile Zola    Émile François Zola (2 Nisan 1840 – 29 Eylül 1902), Fransa'da natüralizm akımının öncüsü olan ünlü bir yazardır. Zola'nın edebiyat dışındaki şöhreti ise, Dreyfus Davasında takındığı aydın tavrından kaynaklanmaktadır. 1897 yılında Fransız ordusunda Yahudi olması nedeniyle askeri yargının duyarsızlığına kurban giden yüzbaşı Dreyfus'u hükümetin bütün baskılarına rağmen savunan ve Fransa devlet başkanına hitaben İtham Ediyorum makalesini yayınlayan Zola, baskılardan dolayı Fransa'yı terkedip bir süre Londra'da yaşamak zorunda kaldı. Çabaları sonucunda Dreyfus Davası'nın yeniden görülüp adaletin yerini bulması sonucu yurduna döndü. Émile Zola, 1902 sonbaharında, kaldığı otelin yatak odasında duman zehirlenmesinden öldü. Nana, Germinal ve Meyhane en tanınmış romanlarıdır. Tüm romanlarında, doğal ve gerçekçi bir tarzla, hayatın zorluklarından bahsedilir. Örneğin, Nana adlı romanda yokluktan dolayı batağa sürüklenen bir genç kızın dramı, büyük bir gerçekçilik ve dramla anlatılır.




                                                            Kozmokitap

Kleopatra'nın Gölgeleri - Emily Holleman

Kleopatra'nın Gölgeleri - Emily Holleman


   Eski Mısır , piramitler , firavunlar , hiyeroglifler ... Sınırım bunları merak etmeyen ya da nu konu ile ile ilgili film ya da belgeselleri ilgi ile izlemeyen yoktur. Ya da genellemeden belirteyim ben bu merak eden kesimdeyim. Aslında kadim bir uygarlık tanımlaması ile lansa edilen bu uygarlık bana göre çok da takdir edilecek bir uygarlık değildir. Sadece yaptıkları ve hala çözülemeyen davranışları ile merakımı cezbediyorlar ve kendi uygarlıklarının reklamını iyi yapıyorlar. Pazarlama stratejileri çok iyi. Yıllarca piramitlerin çölün ortasında , ıssızlıkta tek başına dikildiğini zannediyordum. Aslında öyle olmadığını , şehirde apartman dairenizden kahvaltı ederken şehrin bitiminin hemen ötesinde olan piramitlerin görüldüğünü öğrendiğim gün benim için hayal kırıklığı oldu. Yıllarca en büyük hayallerimden bir tanesi Mısır'a gitmek idi. Ben gidemeyince oraya giden eşim çektiği videolar ve gördüklerini anlatınca açıkçası hayalim yerle bir oldu ve artık farklı hayallerim var.


Kleopatra

  "Sesi, istediği her titreşimi çıkarıp, istediği her dili kullanabildiği çok telli bir müzik aleti gibiydi"... Romalı ünlü tarihçi Plutarkhos'un böyle tanımladığı  Kleopatra'nın kendisini değil kardeşlerini okuyoruz Kleopatra'nın Gölgeleri 'nde. Kleopatra'nın varla yok arası kitaptaki rolü. Çoğu yerde de kendi yok ismi var aslında .



 Kedilerin aç kaldığı bir şehir bil ki ıstırap içindedir.

  Kral Ptolemaios diğer Mısır krallarının aksine sönük kalmaktadır . Kaval çalmayı sevdiği için kavalcı ya da koca göbekli olarak tanınmaktadır. Kız kardeşi Tryphaena ile evlenen kralın ondan bir kızı olmuştur : Berenice .  Berenice dokuz yaşındayken onu ve annesini saraydan kovan kral cariyesi ile evlenmiş ve onu kraliçesi yapmıştır. Ondan da dört çocuğu olmuştur , iki erkek iki kız. Büyük çocuğu Kleopatra'dır. Kralın gözde çocuğu ve varisi.

  Kleopatra'nın kardeşi Arsinoe dokuz yaşındayken bir sabah uyanır ve babası ile Kleopatra'nın bir seyahate çıktığını öğrenir. Koşarak da olsa onları geçirmeye yetişir. Kleoparta ona " onun için geri döneceğini " söyler . O zaman Kleopatra on iki yaşındadır . Bir tuhaflıklar fark eden Arsinoe ne olduğunu daha sonra anlar. Üvey ablası tahtı ele geçirmiştir ve babası yardım bulabilmek için kaçmıştır. Annesi de iki erkek kardeşini alarak kaçmıştır . Hiçbir şeyden haberi olmayan Arsinoe'yi geride bırakmışlardır. Ablası ve yeni kraliçe Berenice'nin insafına ....

Kitabı sıra ile iki kız kardeşin ağzından okuyoruz. Arsinoe ve Berenice .

Babası ve annesinin zayıflıklarından ders alan Berenice ülkeyi tekrar yükselişe geçirmek istemektedir. Fakat bir taraftan babasına dikkat ederken diğer taraftan Romalılara karşı ülkesini korumak zorundadır. Tabii bir de etrafındaki iki yüzlü insanlara karşı dikkatli olmak zorundadır .

Arsione Arsinoe'ye terk edilmek çok zor gelmiştir. Hayatta kalmak için Berenice'ye tabii olmak ve dikkat çekmeden yaşamak zorundadır. Berenice'nin etrafındakiler bu küçük kızı öldürmesini isteseler de Berenice onun bir prenses gibi eğitim alarak yaşamasına izin vermiştir. Sanırım Arsinoe'nin  terk edilmiş olması ona kendisini hatırlatmıştır. Onu annesi terk etmemiş olsa da sevgi ve ilgiden mahrum büyümüştür. Anne ile birlikte ama annesiz ... Ne kadar acı bir durum .

Arsione küçük olmasına rağmen oldukça zeki bir çocuktur ve hayatta kalmanın bir yolunu bulur. Hele kitabın sonundaki son bölüm beni çok etkiledi.

Hiçbir şey yapmamaktansa eyleme geçmek daha iyidir.

Tarihte az bilinen iki kız kardeşin öyküsünü okumak ve o dönemde olanları , neler hissedip neler düşündüklerini öğrenmek çok güzeldi. Eski Mısır uygarlığına ilgi duyanlar ve bu tür kurgulardan hoşlananlara tavsiye ederim kitabı .


Fall of Egypt serisine ait olan “Kleopatra’nın Gölgeleri”  serisinin ilk kitabı. Serinin devam kitabı olan  “The Drowning King” henüz dilimize çevirilmedi bildiğim kadarı ile . Bir an önce çevrilmesi dile ile diyorum. Çünkü gerek konuyu gerek yazarın tarzını çok sevdim.




Kleopatra'nın Gölgeleri - Emily Holleman
Kitabın Adı :Kleopatra'nın Gölgeleri
Yazar :Emily Holleman
Yayınevi :Maya Kitap
Orjinal adı :Cleopatra's Shadows
Serisi : Fall of Egypt #1
Çevirmen :Peren Demirel
Sayfa Sayısı :320


Unutulmuş Kız Kardeşlerinin Gözünden Kleopatra Destanının Bilinmeyen Başlangıcı

İskender’in soyundan gelen Kral Ptolemaios’un parlak zekâlı kızı Arsinoe, bir gün kan ağlayan heykeller gördüğü uğursuz bir rüyadan uyanıp kendini çok daha kötü bir gerçekliğin içinde bulur. Korkunç bir darbe olmuştur ve hem çok sevdiği ablası Kleopatra hem de kayıtsız babası tarafından terk edilmiş bir halde sarayda yapayalnız kalmıştır. Arsinoe’nin üvey ablası Berenike tahtı ele geçirmiş ve kana susamış bir kraliyette hüküm sürmeye başlamıştır.

Arsinoe’nin bu tuhaf yeni dünyada tutunma çabası, onu saraydan çıkarıp savaştan harap olmuş İskenderiye sokaklarına götürür. Bu esnada Kraliçe Berenike, ölümün eşiğindeki zalim annesi, iki kocası ve babasının sürgünden dönme tehlikesiyle mücadele etmektedir. Babaları Ptolemaios ve Kleopatra, Roma ordusuyla şehrin kapılarına dayandığında Arsinoe bir seçim yapmak zorundadır, Berenike ise tahtını korumak için büyük bir savaşla karşı karşıya kalır.

Emily Holleman’ın cesur ve büyüleyici romanı Kleopatra’nın Gölgeleri, ihanetlerle dolu bir Mısır hanedanını ve antik dünyayı nefes kesici bir şekilde tasvir ediyor.

Holleman, fazlasıyla karmaşık bir dönemi son derece canlı bir biçimde anlatmayı başarıyor.

Emily Holleman : 

Emily Holleman
Emily Holleman Brooklyn’de yaşayan bir yazardır. Salon.com adlı websitesinde iki sene editörlük yaptıktan sonra gerçek tutkusu olan yazarlığa yönelmiştir. Şu anda kardeşi Arsinoe’nun gözünden Kleopatra’nın hayatına odaklanan bir tarih serisi üzerinde çalışmaktadır. İlk kitabı Cleopatra’s Shadows (Kleopatra’nın Gölgeleri) Little, Brown tarafından yayımlanmıştır.

Yazarın web sitesi: https://emilyholleman.com/


                                                            Kozmokitap

Yitik Ülke Tv - Yitik Ülke Yayınları You Tube Kanalı Açıldı

Yitik Ülke TV

  Merhaba arkadaşlar . Kitaplarını severek okuduğum Yitik Ülke Yayınları yeni bir atılım daha yaptı . "Yitik Ülke Tv " adı ile You Tube kanalı açtı . Bu kanala odaklanarak her gün yeni bir video ekliyorlar. Artık paylaşımlarını , çekilişlerini ve kültür -sanat üzerine olan söyleşilerini bu kanal üzerinden takip edeceğiz. Yeni projelerini sabırsızlıkla bekliyorum .

Siz de You Tube kanallarına abone olarak onları destekleyebilir ve etkinliklerinden , paylaşımlarından haberdar olabilirsiniz.

Abone olmak ya da kanalı incelemek isteyenler için linki bırakıyorum :

                        https://www.youtube.com/YitikulkeTV




                                                            Kozmokitap

Scroll To Top