Kozmokitap >> Kitap Blogu

Şimdi Elindeki Kitabı Yavaşça Yere Bırak - Hakan Urgancı

Şimdi Elindeki Kitabı Yavaşça Yere Bırak

  Şimdi Elindeki Kitabı Yavaşça Yere Bırak , Hakan Urgancı 'nın kalemi ile tanışma kitabım oldu. Kitabın ismi zaten ilk önce oku beni diyor.

  "Şimdi Elindeki Kitabı Yavaşça Yere Bırak" , bu başlığı okuyunca aklıma gelen ilk şey neden elimden bırakayım oldu. Hep bir muhalefet tarafı oluyor insanın , söyleneni hep sorguluyor . İşte Yazar kitabın ismi ile bile olsa bana "Şimdi Elindeki Kitabı Yavaşça Yere Bırak" dediği zaman ben de olmaz önce bir okuyayım dedim. Kitabın kapağında bir de anlatılmaması gereken öyküler yazmışlar. İnsan bu kadar de meraklandırılmaz değil mi????

   Kitabın kapağından içine geçemedin diyeceksiniz ama yine kapaktan bahsedeceğim. Kapakta Hakan Urgancı hakkında " Korkulası şeylere güldüren yazar " yazaıyor. Kısacası kapakta bizi merak duygusuna yenik düşürmek için ellerinden geleni yapmışlar. Kimdir bu Hakan Urgancı ? Siz tanıyor olabilirsiniz fakat ben yazarın kalemi ile ilk defa tanıştığım için bir bakayım nete dedim.

  1970 İzmir doğumlu olan yazar . 1994 yılında Bilkent Üniversitesi Turizm ve Otel İşletmeciliği bölümünü bitirmiş. Diksiyon ve spikerlik kurslarına da giden yazar bir çok programda spikerlik , belgesellerde ise seslendirme yapmış. Halen TRT de spikerlik yapan Hakan Urgancı kişisel gelişim alanında üniversitelerde seminer vermektedir. Halen Yeni Asır gazetesinde de köşe yazıları yazmaktadır.

Yazarı nette araştırırken Yeni Asır gazetesinden kitabından bahsettiği bir yazısına denk geldim. Kitabı için " Bu kitabımda da sizi korkmanız gereken şeylere güldüren yetişkin masalları sunuyorum. " diyordu. Bu cümle tam da yazarın yazdığı kitabı tarif ediyor.

Yazardan ve kapaktan bu kadar bahsettikten sonra kitabın konusundan bahsedebilirim. Kitap bir öykü kitabı. Birbirinden bağımsız gibi görünen altı öykü görünse de bir nokrada karakterler arasında bağlantıyı fark ediyorsunuz. Onun da ötesinden öyküler bizim toprağımızda geçiyor ve kahramanları bizden birileri...

Şimdi Elindeki Kitabı Yavaşça Yere Bırak


  İlk öykü " Geldiler " . Hollywood filmlerinde görürüz , uzaylılar hep Amerka'ya gelir ve kahraman Amerikalılar ise dünyayı kurtarır. Bir kimse de neden hep size geliyorlar demez. İnsanların lideri sorulunca da kendi başkanlarını gösterirler. Fakat bu öyküye Amerikalılar çok bozulacak çünkü ufo bu sefer Türkiye'ye geliyor. Bizim neyimiz eksik değil mi? Biz daha misafirperver bir millet olarak onları daha iyi ağırlarız :D İşte bu öykü de ufonun ülkemizde konuşlanması ve olanları trajıkomik bir biçimde anlatıyor. Tepkiler ve olanlar tam da bizim milletten beklendiği gibi...

İkinci öykü " Can Yoldaşı " nda uzun yol şoförü anlatılıyor. Türkiye'den avrupaya yola çıkan şoför , hayatı , yaşadıkları yer almış bu öyküde. Bize yol durumunu , kendi hayatını anlatırken aldığı otostopçu ve bir radyo programı ile bu yol bambaşka bir yol haline gelecektir.

Üçüncü öykü ise " Bir Halk Kahramanı" . Hiç film veya öykülerdeki süper kahramanlardan Türk olanını gördünüz mü? Bir zamanlar Gazman vardı , başka  da hatırlamıyorum. İşte bizim topraklarımızdan çıkmış ve kendini çoğunlukla gizlemiş bir süper kahramana değiniyor yazar. Artık yetmiş yaşlarına gelmiş kahramanımız bir açılış törenine davet edilir ve orada olanları ise okuyup görebilirsiniz.

Dördüncü öykü " Yeme Beni " . Her yaz yeni çıkan şarkılar eşliğinde dans edilir eğlenilir. Şarkıcıların çoğu hit şarkı peşindedir. İşte beste fabrikası da denilen şarkıcı yaz için yeni yazdığı sözleri için yeni bir yazılımı deneyerek beste yapacak ve onu ilk kez lansmanda çalacaktır. Çalınacağı güne kadar kendisi de tamamını dinlememiştir. İşte o lansmanda olanlara yer veriyor bu öykü. Gerilim - korku filmlerini aratmayan sahneler bizim kahkaha atmamızı sağlıyor. Üstelik bu öyküde yer alan bir çok isim size TV dünyasından tanıdık gelecektir. Ben bir çoğu kim çıkarttım bazılarından ise emin değilim .

Beşinci öykü ise " İstenmeyen Tüyler " . Doğrusu bu öykünün ismi konuya o yapılan işe o kadar uymuş ki çok hoşuma gitti. Bir kuaförün arka odasında yapılan ve bilmek istemeyeceğiniz gizli işleri anlatıyor öykü ...

Son öykü ise " Kaçış Edebiyatı "  Diğer öykülere göre içine girmekte zorlandım bu öykünün. Birkaç sayfa sonra ise kendimi kaptırdım ve nasıl bittiğini anlamadım. Bu öykü birçok film ve gerilim kitapta karşılaştığımız durumun birleştirilerek yeni bir yön verilmiş ve öyküleştirilmiş hali.

  Ben her öyküyü , yazarın anlatım tarzını , öykülerinde gerilim - gizem ve komediyi birleştirmesini çok sevdim.  Bu kitabı öykü sevmeyenlerin bile seveceğini düşünüyorum.





Şimdi Elindeki Kitabı Yavaşça Yere Bırak
Kitabın Adı :Şimdi Elindeki Kitabı Yavaşça Yere Bırak
Yazar :Hakan Urgancı
Yayınevi :Sola Unitas
Sayfa Sayısı :264


"Geldiler, yakından da baktılar. Yine ikna olmadılar. Bu garip topluluk, uzaylıların varlığından rahatsız olmak bir yana, onlardan kâr bile sağlamıştı. Şimdi tanışma, ödeşme zamanıydı. Beyinlerimize girdiler ve öykülerimize sızdılar. İnsan olmanın, Türk olmanın ne demek olduğunu, anlattıklarımızdan süzüp aldılar. Gündelik hayatla bilinçaltının kesiştiği bir yerde, kocaman gözleri ve olmayan kulaklarıyla kimi zaman komik, kimi zaman korkunç ama çoğu zaman delice olan öykülerimizi sabır ve ilgiyle dinlediler. Bu kitap, o öykülerin geçtiği zaman dilimlerine, o yaşamlara sizi de misafir ediyor. Dinlemek isterseniz, anlatacak tuhaf öykülerimiz var. Belki de anlatılmaması gereken öyküler..."

Dev bir uçan daire, Ankara'yı dünyanın yeni çekim merkezi yapıyor.

Bir tır şoförü, fantastik bir radyo istasyonu ile bağlantıya geçiyor.

Türkiye'nin ilk süper kahramanı, emeklilik töreninde milletvekili danışmanı ile kapışıyor.

Bir pop yıldızının albüm tanıtım gecesi, faciaya dönüşüyor.
Sıradan bir mahalle kuaförü, kadınları istenmeyen tüylerinden kurtarıyor. Hepsinin gitmesi gerektiğinden emin misiniz?
Popüler gazeteci, teknolojik bir otelde hayatının sınavını veriyor.
Bizi korkulası şeylere güldüren Hakan Urgancı, tanıdık kahramanlarını fantastik gerçeklerle çarpıştırarak fena şekilde eğleniyor. Bir yandan da ‘Günümüz Türkiyesi'nin bir portresini çiziyor. Tüyleriniz diken diken olurken kahkaha atmak istiyorsanız başlayın. Yoksa elinizdeki kitabı yavaşça yere bırakın!


                                                            Kozmokitap




Sokratis ve Siyahlı Kadın - Suphi Varım

Sokratis ve Siyahlı Kadın


  Suphi Varım'ın kaleminden Sokratis serisi Sokratis ve Siyahlı Kadın ile devam ediyor. Sokratis serisini merakla beklediğim serilerden oldu. O tarihi atmosferi , hayalimde canlanan siyah beyaz film misali görüntüler beni serinin en büyük takipçisi yaptı .

  Bu kitapta meşhur dedektifimiz birkaç olayı birden çözüyor yine. Konstantinopolis'e gittiği zaman görüştüğü komisyoncu öldürülür. Onun yeğenini karşılayıp onu Smyrna'dan bir gemiye bindirecektir Sokratis. Yeğen bir şairdir ve şiir yazarken dikkati çok dağınık olduğu için bunu Sokratis'ten rica etmiştir. Hem görevini yerine getirmek hem de katili bulabilmek için yeğeni aramaya başlar Sokratis . Onu ararken gizemli siyah peçeli kadın  ile tanışır ve onun için bir iş yapar. Bu olay onun bu siyahlı kadın ile tek karşılaşması olmayacaktır  , Kitapta bu kadının gizemini de çözüyor ve kim olduğunu öğreniyoruz. Bu yeğeni araştırması sırasında tanıştığı bir pansiyon sahibi de Sokratis'ten kocasını bulmasını ister. Kitap boyunca tanıştığı ve denk geldiği insanlar bir şekilde birbirleri ile bağlantılı olurlar.

 Olayın içinde olay olduğu kitapta , Soktaris ile araştırma yapmak , eşi Elenka ile tekrar karşılaşmak çok keyifliydi. Dedektif romanları sevenler bu seriye de baksınlar.



Dedektif Sokratis Serisi :

 1 - Sokratis'in Oyunları
 2- Sokratis Ölülerin Peşinde
 3- Sokratis ve Cinler
 4- Sokratis ve Siyahlı Kadın



Sokratis ve Siyahlı Kadın - Suphi Varım

Kitabın Adı :Sokratis ve Siyahlı Kadın
Yazar :Suphi Varım
Yayınevi :Maceraperest Kitaplar
Sayfa Sayısı :200


Arabadan iner inmez etrafa bakındı. Sarhoş denizcilerle doluydu sokak. Kimisi kusuyor, kimisi yoldan geçenlere sataşıyordu. Dekolte giysili şuh kadınlar, evlerin aralık panjurlarından onlara vücutlarını sergiliyor, cilveyle ve işveyle içeri davet ediyorlardı. Rum kabadayılar ceketlerini omuzlarına atmış, dudaklarında sigara, tespihlerini sallayarak tur atıyorlardı. Çoğunun yüzünde bıçak yarası izi vardı. Muhabbet tellalları, onları saygılı bir tavırla selamlıyorlardı. (...) Şeytan ona akıl vermişken ve hazır fırsat yakalamışken daha beterini yapabilirdi. Ayaklı abajurun yanından geçti, kadının üstüne eğildi. Makası onun sağ yanağına hınçla sapladı ve dişlerini sıkarak geri çekti. Sarsılarak canhıraş bir çığlık attı kadın. Gözleri yuvalarından fırlamış gibiydi. Bir çığlık daha savururken vücudu titredi, tepinmeye başladı. Şuurunu kaybetmişti sanki. (...) Kanlı makası yere atıp odadan çıktı, koşarak merdiveni indi. Sokağı yine boş görünce rahatladı. Karanlık saçak altlarına sığınarak yola devam etti...

Detektif Sokratis, yeni bir maceranın izinde bu kez Smyrna ile Konstantinopolis arasında mekik dokuyor. Acar detektif Sokratis, siyahlı kadının gizemini çözebilecek mi?

Oğlak Yayınları, polisiye edebiyatın usta yazarı Suphi Varım’ın, “Detektif Sokratis Polisiyeleri”nin dördüncü kitabı, Sokratis ve Siyahlı Kadın’ı yayımlamaktan gurur duyar...


                                                            Kozmokitap




Küçük Bir Sıkıntı - Mark Haddon

Küçük Bir Sıkıntı


İyi bir insan olmanın iki kısmı olduğunu düşündü. Bir kısmı diğer insanları düşünmekti. Diğer kısmı da diğer insanların ne düşündüğünü umursamamaktı.

Süper İyi Günler kitabı ile adından sıkça söz ettiren Mark Haddon'un yeni kitabı Küçük Bir Sıkıntı. 15 yaşında otizmli bir genci anlattığı kitabı Süper İyi Günler'i ben de okumuş ve çok sevmiştim. Yoğun bir tempoda olduğum için kitaba blogumda  yer verememiştim maalesef. İş Bankası Kültür Yayınları satış noktasında yazarın yeni kitabını görünce be nedenle hemen aldım. Okuyup sevdiğim kitabı referans noktası oldu benim için.

  Küçük Bir Sıkıntı' da bir aileyi iyisiyle  kötüsüyle ele alıyor yazar . George'u tanıyarak başlıyoruz kitaba . 57 yaşında emekli olmuştur George. Bahçeli evinde karısı Jean ile birlikte yaşamaktadır. Hobi olarak kendisine bahçede atölye inşa etmektedir. Karısı ile aralarında bir sorun yok görünmektedir. Dışarıdan bakanlar için mükemmel bir hayatları vardır . George'un bacağında bir lezyon keşfetmesi ile sorunlar yavaş yavaş kendisini göstermeye başlar .

  Aslında önemli bir olay değildir bu lezyon fakat George bunu kanser olarak niteler ve ölüm korkusu başlar. Öleceğini bilerek doğan ve büyüyen insanda bu ölüm korkusunu anlamak mümkün değildir. Kaçınılamayacak bu olaydan kaçmak için yaşamı kendine zehir edenden tutun da olmayacak işlere kalkışana kadar her çeşidine rastlamak mümkündür. İşte George da bu insanlardan bir tanesidir. Hele bu lezyonu yok etmek için yaptığını okuduğunuz zaman inanamayacaksınız.

  Bu dışarıya mükemmel izlenim veren ailenin iki de çocuğu vardır . Kate 'in bir çocuğu vardır ve ikinci evliliğini yapmak üzeredir. Kitap boyunca yer yer onların düğün hazırlıklarına da yer veriyor yazar. Ray , Kate'in müstakbel eşi. Aile Ray'e onay vermemektedir aslında. Kendilerine göre olmadığını , kaba saba biri olduğunu düşünürler. Aslında ima ettikleri kendilerinde düşük sınıfa ait olduğudur. Kitabı okudukça onların da aslında normal bir aile olmadığını ve kimseyi eleştirmeye hakkı olmadıklarını düşündüm.

Ailenin diğer çocuğu ise Ray. Farklı bir şehirde yaşayıp çalışan Ray bir eşcinseldir. Kendi içinde bile tam olarak bu durumu kabul edemediği için bazı sorunları vardır . Ailesi de bu durumu kabullenmiş değillerdir ve çevreye belli etmemeye uğraşmaktadırlar.

Eş ve anne Jean. O ise George'u , onun eski iş arkadaşı ile aldatmaktadır. Ne demişler aldatan kendini aldatır...

Dış görünüşü ile mükemmel olan bu ailenin içine girdikçe sorunlarını , yaşadıklarını trajikomik bir biçimde okuyoruz. Yer yer sıkıcı olan yerler olsa da genel anlamda düşündürücü , yazarın anlatım tarzı ile hızla okunan bir kitaptır. Kitabı orta seviyede buldum , Süper İyi Günler benim için yazarın en iyi kitabı hala.









Küçük Bir Sıkıntı
Kitabın Adı :Küçük Bir Sıkıntı
Yazar :Mark Haddon
Yayınevi : İş Bankası Kültür Yayınları
Orjinal adı :A Spot Of Bother
Çevirmen : Övgü Doğangün
Sayfa Sayısı :504


Elli yedisindeki George, konforlu bir emeklilik için hazırdır. Bahçeli, müstakil evinde küçük bir atölye inşa etmek, caz dinleyerek çizim yapmak, sorumluluklardan ve sorunlardan uzak bir emeklilik yaşamı... Ancak Katie, onun tekinsiz kızı, Ray’le evlenmeye karar verdiklerini açıklar. Bu ikinci evliliği olacaktır. İlk evliliğinden oğlu Jacob’la Ray çok iyi anlaşmaktadır. Ray beceriklidir, Ray güçlüdür ve Ray kültürsüz görünen bir adamdır. Bu yönüyle aile tarafından pek de arzu edilen bir damat değildir. Katie de emin değildir, ona karşı hissettiği aşk mı yoksa minnet duygusu mudur? Jean kızı “özgür ruh” Katie için endişelenirken, bir yandan soluk aldığı ve kendisini özel hissettiği gizli ilişkisini de sürdürür.

Ve bir gün George kalçasına yerleşmiş o sinsi lezyonla karşılaşır. Artık dünya onun için tepetaklaktır.
Süper İyi Günler’in yazarı Mark Haddon, aklını yitirmenin eşiğindeki karakterlerini onların bakış açısından incelemeyi sürdürüyor, edebi yazımını ve mizahı hiç elden bırakmayarak. Haddon kahkaha ve acıyla dolu, müthiş sürükleyici bir romana daha imza atıyor.


Mark Haddon Kimdir ? 

Mark Haddon
Mark Haddon, 1962 yılında İngiltere’de doğdu. Oxford Üniversitesi’nde İngiliz Dili ve Edebiyatı eğitimi aldı. Çeşitli yaş gruplarında zihinsel ve bedensel engelli insanlarla ilgili çalışmalar yaptı. Senaryoları ve illüstrasyonlarıyla da tanınan Haddon çocuk kitapları yazdı. 2003’te Whitbread, Guardian, Yılın Romanı ve Yılın Kitabı ödüllerini kazandığı Süper İyi Günler’in ardından Küçük Bir Sıkıntı’yla roman yazarlığını sürdürüyor.



Yazarın Okuduğum Diğer Kitapları :

Süper İyi Günler





                                                            Kozmokitap




Kırmızı Piyano - Josh Malerman

Kırmızı Piyano


Zaman içinde nesneler değişirdi . Elbiseler , konuşmalar , diller ve silahlar da öyle. Fakat savaşın gerekçeleri, anlamı ve müziği asla değişmezdi.

  Josh Malerman'ın  okuduğum üçüncü kitabı Kırmızı Piyano . Kitap hakkındaki olumsuz yorumları ve kitabı yarım bıraktıklarını söyleyenleri duyup , okuduğum zaman ben sever miyim diye aklıma geldi.  Daha önceki tecrübelerime dayanarak kimsenin yorumunun beni etkilemesine izin vermiyorum artık  .  Zevklerin ne kadar farklı olduğunu yaşadıkça daha iyi öğreniyor insan .   Yakın zevklere sahip olduğum birisi bile benim çok sevdiğim kitap için vasat terimini kullandı. Tamam sana uymamış olabilir , sevmemiş olabilirsin ama karşındakine , o kitabi sevdim diyen birisine de o vasattı diyemezsin. Demek ki senin görmediğin şeyleri görmüş senin yakalayamadıklarını yakalamıştır o kitaptan. Herkes hayata aynı gözle bakmadığı gibi okuduğundan da aynı şeyi anlamaz . Benim çok sevdiğim ve fuardan para ile satın aldığım bir kitaba bile buram burak reklam kokuyor diyen oldu. Ne yazar ne da yayınevi satın alıp okuyup beğendiğim için bana para ödüyorlar. Yok öyle bir dünya , keşke yazdığım bu yazılar ya da beğendiğim kitaplar için bana para ödeseler de ihtiyaçlarımı satın alsam !!!!

Yazarın kitaplarının ortak noktası bilinmezlik ve kitabın sonunu tam olarak bağlamayıp açık kapı bırakması . Özellikle çok beğenilip , filmi de yapılan Kafes'i okuduktan sonra aklımda deli sorularla ortada kalakalmıştım. Kırmızı Piyano 'da ise o kadar çok soru kalmadı aklımda. Yazılan ve yapılan açıklamalar yeterli geldi benim için .

 Çölde kaynağı belli olmayan bir müzik işitilmektedir. Bu öyle bir müziktir ki nükleer silahları bile etkisiz hale getirmektedir. Böyle bir durum olunca tabi hemen Amerika ordusu harekete geçerek oraya asker gönderiyor. Fakat bir sonuç elde edilemiyor. Son çare olarak bir müzik grubuna bu teklif ile geliyorlar. Çöle gidecek ve o müzik kaynağını bulacaklardır. Bu bildiğiniz bir müzik gibi de değildir.

   Kitap iki zamanlı olarak ilerliyor. Bir bölümde müzik grubuna teklifin gelmesi  çöle gitmesi ve yaşadıkları anlatılırken , diğer bölümde müzik grubundan Philip'i okuyoruz. Philip hastanede ve tüm kemikleri kırılmış halde yatmaktadır. Çok hızlı bir şekilde iyileşen Philip'e sesin kaynağını bulup bulmadığı sorularak gördükleri öğrenilmeye çalışılmaktadır.

  Kitabın ilk bölümlerinde özellikle müzik grubu ile alakalı bölümleri okurken sıkıldığımı ve bazı bölümlerin uzatılmış olduğunu belirtmeliyim. Bu bölümleri atlatıp okumaya devam ederseniz kitabı seveceğinizi düşünüyorum çünkü ben sevdim. Yazarın gizem öğelerini ustaca kullanması sayesinde merak duygum kitabı hızla bitirmemi sağladı . Araya serpiştirilen gerilim öğeleri de kitaba heyecan katmıştı.

  Benim sevdiğim kitaplardan oldu Kırmızı Piyano. 5 üzerinden 5 alamasa da 4 aldı benden . Okuyup okumamak size kalmış .)









Kitap Hakkındaki Övgüler :

"Sınır bilmeyen bir türde sınır tanımadan yazan Malerman, yirminci yüzyılın büyük korku ustaları Shirley Jackson ve Robert Aickman'ın yaptığı gibi dehşeti ve tüyler ürperten tuhaflığı anlatmayı çok iyi başarıyor. Bu son romanını da okurlar çok sevecek." –Library Journal (starred review)
"Josh Malerman'ın Kafes'i beklenmedik ve dehşet vericiydi. Korku okurları Kırmızı Piyano'da da benzer hisleri yaşayacak."

-Booklist-
"Malerman'ın yaratıcılığına söylenecek tek söz yok. Yazarın rahatsız edici, korku veren, karanlık ve sürükleyici ikinci romanı ise bu yıl içerisinde okuyacağınız en sıradışı kitaplardan biri olacak."
-Kirkus-
"Malerman'ın üslubu heyecan verici bir deneyim sunuyor. Konu ne kadar gerginse, yazarın üslubu da o kadar kusursuz."

- NPR-





Kırmızı Piyano
Kitabın Adı :Kırmızı Piyano
Yazar :Josh Malerman
Yayınevi :İthaki Yayınları
Orjinal adı : Blacl Mad Wheel
Çevirmen :Aslı Dağlı
Sayfa Sayısı :360


Sese Kulak Verme

Kafes Kitabının Çoksatan Yazarı Josh Malerman'dan Benzersiz Bir Gizem Romanı

Çölde keşfedilen, kaynağı belirlenemeyen bir ses...

Philip Tonka ve grubu The Danes'in bir sonraki hit şarkıları için umutsuzca ilham arama çabaları, Amerikan ordusundan bir generalin ziyaretiyle bölünmüştü. Bir Afrika çölünde nükleer silahları bile etkisiz hale getirebilen bir ses keşfeden Amerikan ordusu, bu sesin kaynağını bulmak için Philip ve arkadaşlarını bir göreve göndermek istiyordu. Bu keşif yolculuğu, kızgın çöl kumları arasında gömülü kalmış bir gizemin kalbine yapılan bir yolculuğa dönüşecekti.

Amerika'da, gözlerden saklı bir hastanede Ellen isimli bir hemşire, vücudundaki tüm kemikleri kırılmış bir hastaya bakıcılık yapıyordu. Hasta bu şekilde nasıl yaralandığı bilmiyordu fakat vücudu mucizevi bir hızda iyileşiyordu. Başına gelenler hakkında her geçen daha çok şeyi hatırlayan bu gizemli hasta, Ellen'ı hiç beklemediği bir yola sokacaktı. Peki bu gizemli hastanın Afrika'daki olaylarla ne gibi bir ilgisi vardır?



Josh Malerman :

Josh Malerman

24 Temmuz 1975’te doğdu. Çıkış kitabı olan Kafes, 2014’te yayımlandı. Michigan’da yaşamakta olan Malerman, “The High Strung” grubunun solistidir.


                                                         






Yazarın Okuduğum Diğer Kitapları : 

Gölün Dibindeki Ev 

Kafes 









                                                 Kozmokitap




Kayıp: Ruhlar Savaşı - Dilara Kaymak

Kayıp: Ruhlar Savaşı


   Fantastik tarzda kitaplar okumayı sever misiniz? Ben çok severim . Farklı dünyalar, farklı ırklar, süper güçlü insanlar... Bu hayatta yapamadıklarımızı ve göremediklerimizi fantastik kitaplarda okuyor , yaşıyoruz. Kayıp : Ruhlar Savaşı fantastik türde bir kitap. Yazar Dilara Kaymak'ın kalemini ilk defa okudum . Wattpadde yazmış yazar ve kitabı Sola Unitas Yayınları tarafından kitap haline getirilmiş. İyi ki getirmişler çünkü ben wattpad okumuyorum. Kitabı gerçekten çok başarılı buldum. Konu , karakterler muhteşemdi. Yazarımızın kalemine yüreğine sağlık. İkinci kitap yoldaymış umarım fazla bekletmez bizi

.Kısaca kitabın konusundan bahsedeyim: Altı krallık uyum içinde yaşarken Güneş Krallığı , Ay Krallığına saldırır ve onu hakimiyeti altına alır. Ay krallığının küçük prensesi annesinin yardımı ile kaçar ve kendisini gizlemek zorunda kalır .

Bu noktada dünyanın farklı krallıklara bölünmüş olduğunu okuyunca aklıma Avatar : Son Hava Bükücü  çizgi filmi geldi. Orada da ateş ulusu diğer krallıkları tehdit ediyor , ele geçirmeye çalışıyordu. Çocuklar küçükken pazar sabahları çok severek seyrederdik . Ahh eski günler, tadı bambaşkaydı. Şimdi aynı tadı veren bir çizgi film bulamıyorum maalesef. Hatta bu çizgi filmi sinema filmi halinde yayımladılar onu da sevmedim. Avatar karakterini canlandıran oyuncu bana göre çizgi filmdeki kadar sevimli ve sempatik değildi .

 Kitapta dünya Avatardakinden farklı olarak dört değil altı krallığa ayrılmıştı. Dört elemente ek olarak Ay ve Güneş Krallığı.  Ay krallığı denilince de aklıma tahmin edebilirsiniz ki Sailoormoon geldi. Usagi'yi az seyretmemiştim zamanında .)) Bizim kanallarda bütün bölümler yayınlanmayınca devam bölümlerini Alman kanallarında almanca olarak izlemiştim. Şimdi almanca biliyor musun diye sorsanız hayır derim. Çoğu kelime zaten ingilizceye benziyor ve konunun gidişatından anlıyorsunuz :D

Avatar


Konuyu dağıtıp çorba yapmadan kitaba döneyim ben yine ...

Yıllar önce söylenen kehanet iki çocuğu karşı karşıya getirecektir. İki varis ... Bu karşılaşmadan sadece birisi canlı çıkacaktır...

Bu noktada da kehaneti söyleyenlerin işi gücü yok mu diye düşünüyorum. Bir çok insanın hayatını mahvediyorlar. Sonlarda da görüyoruz ki çoğunlukla bu kehaneti söyleyenlerin de kendi çıkarları söz konusu ya da bir intikam meselesi var. Neyse onlara nazaran biz sessiz sakin yaşamaya devam ediyoruz işte..


Kehanetler, özel güçler, büyücüler, gizlenen prenses, ailesinin yaptıklarını onaylamayan ancak karşı da gelmeyen bir prens ...

 Bir prens bir de prenses , arada da kehanet olunca insanın aklına ister istemez aşk da var mı diye geliyor . Okuyup göreceğiz var mı yok mu ;)

Gizem, heyecan , sevgi duygularını bir arada yaşadım, büyük bir merak ile sayfaları çevirdim kitapta. Bazı bölümlerde kızdığım karakterler de oldu, farklı davranmalarını istediklerim de. Bir de öyle bir yerde bitti ki merakta ölüyorum ... Serinin devamını sabırsızlıkla bekliyorum. Fantastik kitap severler bu kitabı kaçırmayın  . .



Kayıp Ruhlar Savaşı Kitabın Adı :Kayıp: Ruhlar Savaşı
Yazar :Dilara Kaymak
Yayınevi :Sola Unitas
Sayfa Sayısı :552


Altı krallığın uyum içinde yaşadığı Terra’da patlak veren isyan, yüzyıllar boyunca süregelmiş barış ve huzurun son bulmasına neden olmuştu. Başkent Lotus’ta can veren her bir beden, topraklarını kana bulamış düşmanın öfkesini daha da alevlendirmişti. Düzen altüst olmuştu, üstelik düşmanın pes etme gibi bir arzusu da yoktu. Hiçbir şeyden haberi olmayan iki küçük çocuk, sonu gelmez gibi görünen bu büyük savaşın tam ortasında kalmıştı. Bir kehanet vardı ve bu iki çocuğun da kaderlerinin tekrar kesişmesini sağlayacaktı. Birbirinden habersiz, ait olmadıkları, evlerinden uzak yerlerde büyüyerek daha onlar doğmadan önce belirlenmiş gelecek için savaşacaklardı. Ancak sadece biri hayatta kalabilecekti.


                                                            Kozmokitap




Scroll To Top