Yatır - Mehtap Erel || Kitap Yorumu

Yatır - Mehtap Erel


Mehtap Erel'in kalemini " Sır " ile tanıyıp çok sevmiştim. Hal böyle olunca da Yatır kitabını da tez zamanda aldım ve bekletmeden okudum.

Okuyamama " reading slump " durumunda iseniz sizi tekrar kitaplar ile tekrar barıştıran bir kitap " Yatır " diyorum. Tecrübe ile sabittir.

Doğaüstü olayların yer aldığı kitap korku statüsünde yer almaya çalışırken Mehtap Erel'in anlatımı ile komedi bölümüne doğru hızla bir geçiş yapmış .

Yatır - Mehtap Erel


Mehtap , kardeşi Koray ve arkadaşı Ayşenil ile birlikte köylerine büyük dedesinin mezarının tadilatı için giderler. Köy halkı bu mezarı kutsal kabul etmiş ve buraya adalar adamakta, çaputlar bağlamaktadır. Bu tadilat olayı düşündükleri kadar basit değildir. Çünkü işe bu dünyanın dışından karışanlar olacaktır. Ters ayaklı bur kadın, yatak altından çıkan garip görünümlü bir canlı, aynadan uzanan kollar gibi ...

Kitabı elime almamla bitirmem bir saat sürdü, öyle ki kitabı elimden bırakamadım . Bir yandan heyecanla okurken diğer taraftan kahkahalar attım. Bu durum evdekiler tarafından tuhaf olarak karşılandı. Bir ara oğlumun "hayrola , n'oluyor anne " sorularına maruz kaldım. Hani " Exorcizm filmi var ya onun komedi halini okuyorum " dedim :D

Yatır - Mehtap Erel


Eğlenerek arka kapakta belirtildiği gibi " korkunçlu komedi " kitabını okurken satır aralarında insanların batıl inançları ile başlarına gelenler, bencillik , birbirine saygısızlık örnekleri de belirtilerek subliminal mesaj veriliyor.

Sır kitabı yorumunda da belirttiğim gibi yazarın üslubuna bayılıyorum. Konuşma dilinde , sıkmadan , eğlenceli bir biçimde aktarılıyor içerik . Bu kitap da çok sevdiklerim arasına girmeyi başardı.

" Mehtap: Hocam gidip o şeyi evden kovucaz, kovmadan önce de Koray'ın yerini söyleticez. Siz kutsal su falan ne varsa alın camide.

....
Hoca : Bizde kutsal su olayı yok.

Mehtap: Ne var peki onun yerine? Varımız yoğumuz siz misiniz yani?
Hoca: ... "


Yatır - Mehtap Erel

Kitabın Adı : Yatır
Yazar : Mehtap Erel
Yayınevi : Yitik Ülke Yayınları
Sayfa Sayısı : 152


Aile kabristanlarının olduğu köye giden iki arkadaş. Eski bir köy evi... Köy halkının çekindiği yıkılmış bir yatır... Mezar yerini onarmak için bir araya gelenlerin yaşadığı ürkütücü olaylar. Her şey normalmiş gibi ilerlerken yolda yaşanan gariplikler. Köye yaklaştıkça artan gerilim. Mezarın kendiliğinden yıkılmadığı öğrenilince ödenen ağır bedel!

Buraya kadar her şey korku sinemasının tipik bir örneğini andırıyor, değil mi? Hayır, hayır! Rahat olun. Mehtap Erel'in konuşma diliyle ve o eğlenceli üslubuyla yazdığı Yatır, sizi sadece korkutmayacak, zaman zaman gülümsetecek de. Ülkemizde fazla örneği olmayan korku-komedi tarzındaki "korkunçlu" bu romanı büyük bir keyifle okuyacaksınız.



                                                            Kozmokitap

Aşk Şimdi ! - Can Perimcek || Kitaptan Alıntılar

Aşk Şimdi ! - Can Perimcek



"Saf sevgi diye bir şey var; beklentinin, çıkarların, tabunun , sınırların ve egonun olmadığı bir yer . Orayı bul ve varoluşun özüyle tanış! "

" Çünkü acı gibi görünen her durumun altında mucizeler yatar. "

"Sevgi ve değer madeni bir paranın iki ayrı yüzü (yazı _ tura )gibidir . "

"Kendine verdiklerinin bir başka ruh tarafından sana yansıtılmasıdır aşk! "

"Kendinle bütünleş ve aşkın kendisi ol! Unutma ; aşk hedef değil , bütünün kendisidir! "

"İki ruhun birlikte gelişmesidir aşk ... "

" Kendini, hatalarını ve pişmanlıklarını affet! "




Aşk Şimdi ! - Can Perimcek
Kitabın Adı :Aşk Şimdi !
Yazar :Can Perimcek
Yayınevi :Müptela Yayınları
Sayfa Sayısı : 192


Her şeyin başladığı noktada “sen” vardın.

Aşk yoktu. Korku yoktu. Kıskançlık yoktu.

Endişe yoktu. Güvensizlik yoktu. “O” yoktu.

“Sen” vardın. Sen var olduğun için onlar da var oldu.

Şimdi kendinden çıkacaksın yola. Senden, ruhundan

yansıyanlarla bulacaksın aşkı, bereketi, sağlığı.

Ve yine kendine döneceksin. Çünkü bu bir yolculuk.

“Öz”e yolculuk.

Neresindesin kendi yolculuğunun?


                                                            Kozmokitap

Üç Silahşor - Alexandre Dumas || Kitap Yorumu

Üç Silahşor

"Eh!" dedi Athos, "Muhammed'in müminlerinin dediği gibi Allah büyüktür ve gelecek onun ellerindedir."

   Monte Cristo Kontu ve Siyah Lale kitapları ile kalemine bayıldığım Alexandre Dumas'ın Üç Silahşor kitabını yıllar önce kısaltılmış versiyonunu okumuş ve bolca da filmlerini seyretmiştim. Oğlumun kitaplığı için aldığım İş BAnkası Kültür Yayınları'ndan çıkan bu tam metnini de okumak için elime alınca başlarda gözüm korktu açıkçası. 700 küsur sayfa kitap elimde uzun süre sürünür mü , her ne kadar yazarın tarzını bilsem de yine de sıkılır mıyım diye tereddüt ettim. İlk sayfaları okumaya başlayıncaya kadar da bu tereddütlerim devam etti. Benimle aynı tereddütleri olanlar varsa rahat olsunlar kitap çok akıcı ve su gibi akıp gidiyor.

17.yy Fransa'sının durumu anlatılıyor kitapta. XIII. Louis dönemi ve her şeyi ele geçirmeye çalışan Kardinal , İngiltere ile olan ilişkiler anlatılıyor kitapta.

Üç Silahşor - Alexandre Dumas


 Kitabın adı her ne kadar Üç Silahşor olsa da kitaptaki baş karakter d'Artagnan. Bulunduğu bölgeden babasından bir bir mektup ile birlikte silahşorlerin komutanı  Mösyö de Treville 'in yanına gitmek üzere yola çıkar d'Artagnan . Amacı silahşor olmaktır. Mösyö de Treville onun hemen silahşor olamayacağını , iki yıl muhafız birliğinde görev yaptıktan sonra olabileceğini söyler ve onu kayınbiraderinin birliğine yerleştirir. Kötü tesadüfler sonucunda Silahşorlerden Parthos , Aramis , Athos ile ayrı ayrı düello için randevulaşırlar . Böyle kötü bir şekilde başlayan ilişkileri sıkı bir dostluğa dönüşür ve klasik" birimiz hepimiz , hepimiz birimiz için " repliği ortaya çıkar.

  Dört sıkı dostun krala bağlılıkları ve kardinalin planlarını bozmak için yaşadığı maceraları okumak çok keyifliydi .Hele bir de Milady var ki sormayın . Şeytana pabucunu ters giydirecek bir hatun.

 Uzun uzun anlatmak istemiyorum kitabı çünkü benim anlatmam ile yazarın anlatımı bir olmuyor. Ben kitabı çok sevdim , okumadıysanız okumanızı tavsiye ederim :))

Kitaptan Alıntılar :

İnsanlar hiç tanımadıkları, belki varlıklarından bile haberdar olmadıkları insanların çıkarları için, birbirlerini öldürmekten çekinmiyorlardı.

Mertlik düşmanda bile saygıyla karşılanır.

Aşk dünyadaki tutkuların en benciliydi.

"Kibar ve anlayışlı olmak korkaklık anlamına gelmiyor ki."

" Hayat, filozofun küçük dertlerden oluşan tanelerini gülerek çektiği bir tespihtir."



Üç Silahşor - Alexandre Dumas
Kitabın Adı :Üç Silahşor
Yazar : Alexandre Dumas
Yayınevi : İş Bankası Kültür Yayınları
Orjinal adı : Les Trois Mousquetaires
Çevirmen : Volkan Yalçıntoklu
Sayfa Sayısı : 755


Alexandre Dumas (pere) (1802-1870): On dokuzuncu yüzyılda bütün Avrupa'yı saran siyasal ve sosyal çalkantılar içinde yaşamasına rağmen, daha çok 16. ve 17. yüzyılın tarihsel olaylarını konu alan üç yüzden fazla roman yazdı. Döneminin sevilen ve çok okunan romantik yazarları arasında yer aldı. Üç Silahşor, Monte Kristo Kontu, Demir Maske ve Siyah Lale en tanınmış eserlerindendir. Üç Silahşor iki yüzyıl sonra bile hâlâ keyifle okunan sürükleyici bir aşk ve macera romanıdır.



                                                            Kozmokitap

Gözyaşlarımız - Ayşegül Çiçekoğlu || Kitap Yorumu

Gözyaşlarımız - Ayşegül Çiçekoğlu

" Geçmişi bilmek bazen geleceği şekillendirir. " 

   Ne yazsa severek okuduğum , en sevdiğim yerli yazarlardan olan Ayşegül Çiçekoğlu 'nun yeni kitabı Gözyaşlarımız hızla okuyup bitirdiğim bir kitap oldu. Ne kadar hızlı okursam okuyayım  etkisinden aynı hızla kurtulamadım. Cok etkileyici bir kitaptı ve yazarın kitapları arasında en çok bu kitabı sevdiğimi de belirtmeliyim. 

  Genç yaşına rağmen başarılı bir yazar olan Öykü ondört yaşında anne ve babasını kazada kaybetmiştir. Bu hayatta yapayalnızdır. Depresyonun diplerindde sürünürken babannesinin öldüğünü söyleyen bir telefon alır. Sevmediği birisi olan babannesinin ölümü onu etkilememiştir. Cenazeye de gitmek istemez fakat avukatın ısrarları sonucunda gitmeye karar verir ve bu hayatını değiştirecek , geçmişini aydınlatacak ve geleceğine de aslında yön verecek bir karardır. 


"... Beraberce kaybettiğimiz şeyleri düşündük. Hangimizin kayıpları daha büyüktü bilmiyorum .  Annem ailesinin geçmişini kaybetmişti.  Bense geleceğimi... "  

Gözyaşlarımız - Ayşegül Çiçekoğlu

  Öykü'nün babannesi İznik'te yaşamıştır. Ah İznik ah!!! Bu sene ziyaretine gelemedim , çok özledim seni... Kitap aracılığı ile bir nebze olsun hasretim dindi. Keşke o çiftlikte ben de yaşasaydım. Kimbilir belki bir gün benim de öyle bir çiftliğim olur ... Babannesi Piraye Hanım eşyalarını sadece Öykü'nün elden geçirmesini istemiş , o gelmezse de eşyalarına kimse bakmadan yakılmasını vasiyet etmiştir. Öykü başlarda gönüllü olmasa da , aslında tanımadığı babannesinin eşyalarını merakına yenilip elden geçirmeye başlar ve karşısında çok büyük bir dram ve bu dram karşısında yıkılmayan , güçlü bir kadın bulur. 


Dünya çok büyüktü , hayatından çıkan insanı bir daha görmen mümkün olmayabiliyordu ama kader denilen şey, dünyayı küçücük yapabiliyordu.

  Piraye Hanım'ın gücüne hayran kaldım . Kitabı büyük bir merak ve duygu karmaşası içerisinde okudum. Sonlarda ise gözyaşlarıma hakim olamadım . Beni çok etkileyen kitaplar arasında yerini aldı Gözyaşlarımız. Saraj Jio ve Kimberley Freeman kitaplarını sevenler bu kitaba da bayılacaklardır. Yazarın bu kitaptaki tarzı bana bu iki yazarı hatırlattı. Tavsiyemdir .... 







Gözyaşlarımız - Ayşegül Çiçekoğlu
Kitabın Adı :Gözyaşlarımız
Yazar :Ayşegül Çiçekoğlu
Yayınevi :Müptela Yayınları
Sayfa Sayısı :456


“Zaman herkese göre farklı geçer. Kimilerine günler hiç geçmez hele ki kavuşmak istediğin biri varsa ya da olmasını beklediğin bir olay… O zaman sanki yerinde çakılı kalır. Benim için de öyleydi. Kavuşmak istediğim iki kişi vardı hayatımda: Biri benim yüzümden toprağın altında yatıyordu. Ona kavuşmam için ölmem gerekiyordu. Diğeri de her gece hasretiyle küçücük giysilerine sarıldığım oğlum Haluk’tu. Onun için hayatta kalmam gerekiyordu. Bense Araf’ta kalmıştım. Ne ölebiliyordum ne de yaşayabiliyordum. Sonsuz bir döngünün ortasında ve zamanın durağanlığında asılı kalmış gibiydim. Gündüzleri güçlü kadını oynarken geceleri bir zavallıydım. Geçmek bilmeyen günleri bir pranga gibi peşimde sürüklüyordum.”

Yakasını bir türlü bırakmayan geçmişiyle baş etmeye ve kendini bulmaya çalışan ünlü bir yazar; Öykü.

Geçmişin derinliklerinden çıkıp gelerek, yaşananların aslında öyle olmadığını anlatan bir büyükanne; Piraye.

Piraye Hanım’ın son nefesinde kendine verdirdiği sözü tutmaya çalışan genç ve başarılı bir avukat; Doruk.

Acılarla geçmiş bir ömrün ve hiç kimselere anlatılmayan sırların günün birinde ortaya çıkmasıyla birleşen hayatlar... Nefret edilen yerde gerçek aşkı bulmanın, küllerinden yeniden doğmanın hikâyesi…

Belki de kalbimizdeki ağlamayı durdurabilecek tek şey gözyaşlarımızdır.

Yazarın okuduğum  diğer kitapları : 

Benim Hayatım 

Bırakma Ellerimi 

Sevgimin Esareti 

İntikam 

                                                            Kozmokitap

Uğurböceği - David Herbert Lawrence || Kitap Yorumu

Uğurböceği - David Herbert Lawrence

" Eğer beni seçerseniz, beni yargılama hakkınızdan sonsuza kadar vazgeçmiş olursunuz. Eğer peşimden gelmeyi gerçekten seçtiyseniz, o zaman beni eleştirme haklarınızdan da feragat etmiş olursunuz. Artık beni onaylayamaz ve kınayamazsınız. Kutsal seçim eylemini gerçekleştirdiniz. Bundan böyle yalnızca itaat edebilirsiniz..."

 D.H. Lawrence, 1885’te İngiltere’de, Eastwood, Nottinghamshire’ da doğdu. İlk romanı The White Peacock (Beyaz Tavus Kuşu) 1911’de, ikinci romanı Günahkâr Ruhlar 1912’de basıldı. Yarı otobiyografik romanı Oğullar ve Sevgililer (1913) Lawrence’ın kendi yaşamöyküsünü, genç bir adamın annesiyle ilişkisi ve bu ilişkinin başka kadınlarla ilişkilerini nasıl etkilediğiyle ilgili güçlü bir psikanalitik incelemeye dönüştürüyordu. 1915’te yayımlanan Gökkuşağı’nda, Brangwen ailesinin üç kuşak öyküsü aracılığıyla toplum ve ruhsal değişimi ele alınıyordu. Kitabın devamı niteliğindeki Âşık Kadınlar 1920’de yayımlandı. Onu yine aynı yıl 1920’de Kayıp Kız, 1926’da Kanatlı Yılan, 1928’de Lady Chatterley’in Âşığı, 1929’da Ölen Adam, 1930’da Bakire ile Çingene adlı romanlar izledi. Aynı zamanda çok iyi bir şair, öykü ve deneme yazarı olan D.H. Lawrence, özellikle romanlarıyla XX. yüzyıl İngiliz edebiyatının en etkili yazarlarından biri oldu. Klasik gerçekçilik ile modernizm arasında bir köprü görevi yapmıştır.Lawrence, 1930’da Fransa’nın Vence kentinde öldü.Yazarlık kariyeri boyunca yazdığı sekiz oyundan hiçbiri yaşarken yayınlanmadı.

Yazarın okuduğum ilk kitabı Uğurböceği. İzmit kitap fuarından aldığım kitap incecik olduğu için dinlenmek için okurum ve en fazla iki saatte biter diye düşünmüştüm. Kitap okurken dinlendim dinlenmesine de kitabı iki saat yerine iki günde bitirdim.

 Kitap sıkıcı mı da uzun sürdü diye aklınıza gelmiş olabilir . Aksine kitap sıkıcı değildi. Detaylı tasvirlerin yanısıra bol bol da diyaloglar vardı. Diyalog bölümleri bol olan kitaplar sıkıcı olmaz  aksine akar gider . Fakat yazar bu karşılıklı konuşmalarda aşk, yaşam ve ölüm üzerine felsefe yapıyor . Bu felsefi yaklaşımların yanı sıra savaş hakkındaki düşüncelerini de bize aktarıyor yazar.

  Birinci Dünya Savaşı sırasında geçiyor kitap. Leydi Beveridge insanları çok seven ve onlara her fırsatta yardım etmeye çalışan bir kadındır. İngiltere'de esir düşmüş ve yaralı askerlerin bulunduğu bir hastaneyi sürekli ziyaret etmektedir. Bu ziyaretleri sırasında eski bir tanıdıkları olan Lord Dionys'e denk gelir. Lord da esirlerden birisidir.

   Leydi bu tesadüfü kızı Daphne'ye anlatır ve o da Lord'u ziyaret etmeye başlar. Daphne'nin eşi de savaşta esir düşmüştür ve ne zaman eve döneceğini bilmemektedir.

  Kont ufak tefek fakat kendine has bir cazibesi olan bir adamdır . Yazar ilginç bir şekilde tasvir eder Lord'u . " Kısa ve hasta alnı.. " , " tıraşsız , küçük , hayvansı kulaklarının üzerinde ince , siyah kılların çıkmış olduğunu fark etti " gibi ... Daphne ise Lordun aksine mitolojik bir tanrıça gibi tasvir edilir. Daphne'nin ziyaretleri sırasında ikili bolca felsefi konuşmalar yaparlar ve bu sohbetler aralarında bir yakınlığa , aşka yol açar.

  Bu hisler içlerinde saklı kalsa da Daphne'nin kocasının eve dönüşü ile işler daha da karmaşık bir hale gelir...

Kitabı derinlemesine anlamak ve felsefi fikirleri kaçırmamak adına çok yavaş okudum kitabı. Yazarın tarzını ,anlatımını çok sevdim. Basit bir aşk hikayesinin aksine , dönemi , savaşı , yaşamı , ölümü ele alan ve yer yer farklı fikirleri öne süren güzel bir yolculuktu Uğurböceği.

   Yazarın farklı kitaplarını da alıp okumayı istiyorum. Yazarın okuduğunuz ve tavsiye ettiğiniz bir kitabı var mı?




Uğurböceği - David Herbert Lawrence
Kitabın Adı :Uğurböceği
Yazar :David Herbert Lawrence
Yayınevi :Zeplin Kitap
Orjinal adı : The Ladybird
Çevirmen : Canan Vaner
Sayfa Sayısı :107


Birinci Dünya Savaşı devam etmekte, yalnızca şehirleri değil, geride kalanları da darmadağın etmektedir. İngiltere’de bir hastanedeki savaş tutsaklarını ziyarete giden Leydi Beveridge, orada Almanya’dan tanıdığı biriyle karşılaşır: Kont Johann Dionys Psanek’le. Bu hadiseden kızı Daphne’ye de bahseder ve kocası hala askerde olan Leydi Daphne Kont’u sürekli ziyaret etmeye başlar. Böylece Leydi Daphne’yle Kont arasında adı konulmamış bir ilişki yeşerir ve Daphne’nin kocasının askerden dönmesiyle birlikte, savaşın kaosunun ilişkilerine yansımasına tanıklık ederiz. Savaş, herkesi değiştirmiştir: Arkada kalanları, kazananları ve kaybedenleri. Bütün bir Avrupa savaş sonrası sendromunun pençesinde kıvranmaktadır.

Söz konusu D. H. Lawrence oldu mu, bir aşk hikayesinin altında daima daha fazlası vardır: Uğurböceği de öyle bir hikayedir, karakterler arası diyaloglarda hem Nietzsche’ye hem de savaş karşıtı düşüncelere rastlarız.


                                                            Kozmokitap

Scroll To Top