Kozmokitap - Kitap Yorumları

Kozmokitap

Burcu Seçmeer’den yeni öyküler: “Önemli Bir Gün”


Önemli Bir Gün


   Burcu Seçmeer’in yeni öykü kitabı “Önemli Bir Gün”, Yitik Ülke Yayınları etiketiyle geçtiğimiz günlerde yayımlandı. Yazarın daha önce yayımlanan “Doku” adlı bir öykü kitabı daha bulunmakta. Detayları seven Seçmeer’in şaşırtıcı öyküleri yaratıcı altyapısı ve başarılı diliyle dikkat çekiyor. Yazar Akgün Akova, Burcu Seçmeer’in “Önemli Bir Gün” adlı yeni eseri için şunları kaleme almış kitabın arka kapak yazısında: Bu kitabın yaratıcısı Parlak Yazarlar Kafesi’nde kahvesini DNA’lı içer. Aynı anda yan masada sevgilisine mektup yazan kadının elinin hamurundan bir parça alıp Paulo Coelho böreği de yapabilir. Düş gücüyle bir çulluk sürüsünün kaderini değiştirebilir. Bir incir ağacı ile bir gökkuzgununu Datça’daki eski bir değirmende buluşturduğu gibi, isterse Ege ile Akdeniz’i yanak yanağa getirebilir. Bir sihirbazdan söz ettiğimi sanabilirsiniz. Eh, Burcu Seçmeer biraz öyledir. Ahtapotları pusula olarak kullanan bir yazardır o. Öykülerinde tren düdükleri bile yüksek topukludur. Onları tamamlarken yazdığı harfler marangoz olarak işe aldığı bir siyah karınca sürüsü tarafından zımparalanmış gibidir. Burcu Seçmeer biraz ateş, biraz çağlayan, biraz sis ve epey Alice’tir. Sınır tanımayan düşleri bu dünyaya sığmaz, gökadalar arasında gidip gelir. Bu kitabı okuyanlar da bu yüzden, “Biz bir kitaba binip uçtuk!” diyebilirler. “Çılgınca güzel bir gökyüzü tanığımızdır!”

“Önemli Bir Gün”, edebiyatı seven herkes için keyifli bir okuma önerisi.

                                                            Kozmokitap

Demokan Atasoy'dan doğaüstü bir aşk romanı " Konuşulmayan "

Konuşulmayan - Demokan Atasoy


   Daha önce farklı kitaplarda öykülerini okuduğum ve kalemini çok sevdiğim Demokan Atasay'ın ilk romanı Konuşulmayan. Gerilim türünde olan kitap Maceraperest Kitaplar tarafından yayımlandı.


  Kitap cep kitap boyutlarında ve kapak görseli ile de dikkat çekiyor. Kitabı okumaya başladığınız zaman görselin aslında kitabı ne kadar iyi anlattığını fark ediyorsunuz. Kitap iki farklı karakter tarafından anlatılıyor , Hande ve Dalınç . Dalınç'ın anlattığı bölümler daha fazla , okuyunca nedenini anlarsınız :))

  1980 lerde geçiyor kitabımız.

  Hande manken , uyuşturucu batağında bir genç kız. Evinin hanımı olmasını isteyen annesinden ve geleneksel ailesinden uzaklaşarak kendi yolunu çizmiş birisi.

 Dalınç iyi eğitim almış , iyi bir işi olan genç bir adam. Baskıcı bir anne ile büyümüş ve her ne kadar yetişkin olsa da hala annesinin hükmü altında.

 Morgda kötü bir olay sonucu yolları kesişen iki insan, masallardaki gibi tek bir öpücük ve değişen hayatlar...

İki farklı karakter ve yaşam koşullarına sahip  iki insanın doğaüstü aşkını anlatıyor kitap. Her ne kadar gerilim kategorisine koyulsa da fantastik de diyebiliriz bana göre. Toplumun doğruları ile insanın doğruları çatışırsa sonuç ne olur ? Baskıcı bir ortamda büyüyen Dalınç özgürlüğünü elde etmeye çalıştıkça iç sesi ona emirler vermekte ve onu  sorgulamaktadır.  Bunun dışında konuşmayan ve her şeyi bir noktaya kadar kabul eden bir kadın , her ne kadar bu kadın normal olmasa da. Peki bir erkek , kendisini koca olarak gören bir erkek, karısına ya da sevdiğine onun rızası olmadan her şeyi yapmakta özgür müdür? Ya da istediğini yapabileceğini düşünmesine sebep olan nedir ? Sadece erkek olması mı yoksa koca olma sıfatı mı?

 Yaşanan bu doğaüstü olayı okurken satır aralarında toplumda hala yaşanan , konuşulmayan , konuşulmak istenmeyen ya da sadece fısıldanan konulara da yer veriliyor.

  Farklı ve ilginç bir kitaptı Konuşulmayan , hem karakterleri hem de konusu ile. Kaleminize sağlık diyorum Demokan Atasoy. Daha nice farklı kitaplara....

 








Demokan Atasoy - Konuşulmayan

Kitabın Adı :Konuşulmayan
Yazar :Demokan Atasoy
Yayınevi : Oğlak Yayınları
Sayfa Sayısı : 256

... mavimtırak dudakları normal bir insanda gülümseme gibi duracağından emin olduğum bir şekle girdi. Aslında, o dudaklar Hande’nin yüzünde, ağzı olmayan bir surete, kör bir bıçakla özensizce kesilerek açılmış bir yara gibi duruyordu. Ama ben gözleriyle ne demek istediğini anlamıştım, belki sadece hissetmiştim...
  ...Öpüşmeye nasıl başladık ya da ben bu şefkat dolu vücutla bir olmak zorunda olduğumu ne zaman anladım onu da bilemiyorum. Ama biliyorum ki sevdiğim kadınla o ilk sevişmem, içimde bir şeyleri değiştirdi...

    “Sıradışı bir aşk, sıradışı karakterler... Demokan Atasoy tekinsiz bir uyuyan güzel masalına davet ediyor okuru. Alacakaranlıkta yapacağınız bu yolculukta aklınızda hep şu soru olacak: Aşk ölümü yener mi?”
  Orkun Uçar
 “Yetenekli yazar Demokan Atasoy, Konuşulmayan romanında bizi var olduğumuz dünyada başka dünyalarla tanıştırıyor, kusursuza yakın betimlemelerle zihnimizi açıyor, Emine Baysal gibi karakterlerle bizi çarpıyor, okuyucuyu iç benliğinin diliyle tanıştırıyor, iyi de yapıyor, iyi ki de yapıyor!”   Uğur Batı
 Oğlak Yayınları, korku öyküleriyle ruhumuza dehşet saçan Demokan Atasoy’un kanınızı donduracak ilk romanı Konuşulmayan’ı yayımlamaktan gurur duyar...


                                                            Kozmokitap

Yüzleşme Serisi - Gonca Çiftçioğulları || Kitap Yorumu

Yüzleşme Serisi - Gonca Çiftçioğulları

  Merhaba , bir süredir blogumda istediğim kadar aktif olamadım ve bazı kitapların yorumunu da doğal olarak zamanında bloga giremedim. Hayatın dikenleri arasında yolumu bulmaya çalışırken bazen bilgisayarı açıp yazı yazmak bile imkansız oluyor. İnstagram bazen daha kolay geliyor ve hiç yorum girmemektense orada bir resim ve biraz yazı ile yorumlarımı girdim. Oradan beni takip edenler okuduğum tüm kitaplara ulaşabilirler.

  Yüzleşme Serisini de şubat ayından itibaren her ay bir kitabını olmak üzere bütün seriyi bitirdim. Kİtap bittikçe instagramda paylaşsan de blogumda hiç bahsetmediğimi fark ettim ve seriyi toplu olarak burada paylaşmayı uygun gördüm.

   Yüzleşme Serisi Dorlion Yayınları tarafından yayımlandı . Eskişehir'de olanlar İnsancıl sahaf ve İnsancı Kitap'ı bilirler. İşte Dorlion Yayınları da İnsancıl Sahafa ait yeni bir yayınevi.


Güneşin Kızı


  Serinin ilk kitabı Güneşin Kızı . Baş karakter olan Leyla başarılı bir polis , cinayet masası şube şefidir. Tam bir işkolik olan Leyla birçok başarılı operasyona imza atmıştır. Babası o yedi yaşındayken cinayete kurban gitmiştir. Babası da bir polistir ve Leyla da babasının izinden gitmektedir. Yıllar sonra babasının şehit olduğu Adıyaman 'a tayinini çıkartır Leyla. Babasının katilini bulmak için çalışma zamanı gelmiştir...

   İzmir ve Adıyaman şehirlerinde geçiyor kitabımız. Bir taraftan babasının cinayetini araştırırken Leyla , diğer taraftan elindeki davalara da bakmaktadır . İsmet onu Adıyaman'da gezdirirken biz de geziyor, yöre ve tarihi yerleri hakkında bilgi alıyor, yöresel lezzetleri tadıyor ve halkı hakkında bilgi sahibi oluyoruz. . Dolu dolu bir kitap okudum. İçerisinde her bir detaya değinilmiş ve konu olarak havada kalan bir nokta olmamış. Kitap polisiye olarak da beni tatmin etti. Merakı ön planda tutan bir kitap ve okuyucunun ilgisini kaybetmemesi için yazar kalemini çok başarılı olarak kullanmış .

 Acaba varlığımız zıtlıkların birlikteliğiyle mi anlam kazanıyordu? İyiliğe ulaşmak için mutlaka kötülük mü olmalıydı? Yoksa güzelliği keşfetmek için mutlaka çirkinliği mi tatmak gerekiyordu? Neden sadece güzellik veya neden sadece iyilik yoktu bu dünyada? 

   Güneş, insanların içine sanki bir umut ışığı gibi doğar, içlerindeki üzüntüleri alır, kendi karanlığına çekerdi. 

Ateşle Dans


  Serinin ikinci kitabı Ateşle Dans . İlk kitabın sonunda seri katil Ateş'in hapisten kaçtığını öğrenmiştik.
Bu kitapta ise  Ateş'in geçmişte nasıl yakalandığını ve hapisten kaçış öyküsünü okuyoruz . İlk kitapta ana karakter Leyla iken bu kitapta Komiser Çetin ön planda yer alıyor. Ateş'in gerçek kimliğini kitabın başında bize verse de yazar polis ile nasıl oynadığını ve yakalanma sürecini okumak keyifliydi.


  Herkes huzur ister. Huzuru kimisi zihinde bulur, kimisi ise davranışlarında, söylemlerinde, çevresinde. Huzur değişken bir kavramdır komiser. Neye ve kime göre farklılık gösterir.



Yüzleşme Serisi

Dostluk da güzellik gibi göreceli bir kavramdır komiser. Kimin ya da neyin dostu olduğunuza göre değişkenlik gösterir . Sizin dost hanenizden çıkardığınız kişi belki de gerçek dostunuzdur ve siz farkında değilsinizdir. 
Serinin son kitabı Ateş de Yanar. Kitabı okumak isteyenler için fazla ipucu vermeden , okumalarının şevkini kırmadan kitaptan bahsetmeye çalışacağım. Bu kitap artık her şeyin belli olduğu , nihayete erdiği bir kitap . Son kitap sonuçta ,olsun o kadar değil mi? Bütün karakterler bu kitapta bir araya geliyorlar. Tuzak içinde tuzak , oyun içinde oyun olduğu ortaya çıkıyor ve gerçekler bir bir ortaya dökülüyor. Bazı olaylara ve karakterlere diğer kitaplardan aşina olduğumuz , söylenenler ve yaşananlardan bazılarını bildiğimiz için tekrar okumuş oluyoruz. Farklı karakterlerin bakış açılarından da aynı olayları tekrarlıyoruz. Bu nedenle bu kitabın bazı bölümleri olmasa ya da son iki kitap beraber olsa da olurmuş hissi uyandırıyor. Yine de kitaptan ve tüm seriden zevk aldım , sevdim. Farklı bir yazarla tanışmış oldum ve Adıyaman'dan İzmir'e seyahat ettim , kültürel gezilere katıldım.  İyi ki okudum dediğim serilerden oldu.



                                                            Kozmokitap

Tarçın Dükkanları - Bruno Schulz || Kitap Yorumu

Tarçın Dükkanları - Bruno Schulz


    Bu, uyuyanlar arasında birçok bölüme , parçalara, rapsodilere ayrılan uzun bir hikayedir . Biri susarken öteki hemen onun kaldığı yerden devam eder ve böylece evin odalarında uyuyanlar kurutulmuş bir gelinciğin yaprakları arasındaki tohumlar gibi hareketsiz yatıp solup alıp verdiklerinde gün doğumuna doğru büyürlerken bu hikaye geniş ve epik zigzaglar çizerek devam eder. 

   1892- 1942 yılları arasında yaşamış Polonyalı sanatçı ve yazardır Bruno Schulz . Lvov'da mimari okuyup Viyana'da Güzel Sanatlar Akademisi'ne gitmiştir. Yaşadığı gettoda bir Nazi subay tarafından vurularak öldürülen yazar arkasında iki eser bırakmıştır. İsrailli yazar David Grossman yazarın nazi subay tarafından eğlencesine vurulduğunu yazmıştır. Sonrasında ise vurulmasının gerçek sebebinin asla öğrenilemediğini de belirtir.



Tarçın Dükkanları - Bruno Schulz
Bruno Schulz - Otoportre


  Yazarı merak edenler için Adam Sikora'nın yönettiği bir belgesel mevcuttur. Sanatçıyı tanıyanlara ulaşılmış ve yapıtları bu belgesel ile hayat bulmuştur.


Tarçın Dükkanları - Bruno Schulz
Bruno Schulz || Organ-Grinder in the courtyard


   Hayatın koşturmacasına , hızlı yaşam koşullarına ve hızla okunan aksiyon dolu kitaplara alışmış olan ben kitabı alıp okumaya başladığım zaman bir kayaya toslamış gibi hissettim. Bazen düşünmeden o kadar hızlı hareket ediyoruz ki hayatı kaçırıyor ve aslında gözlerimizin önünde olan güzellikleri kaçırıyoruz. Kitabı okumaya başlayınca bana olan da buydu. Aksiyon , gerilim , romantizm kitaplarının arasına o kadar boğulmuştum ki daha yavaş bir tempoda akan ve betimlemelerin dibine vuran bir kitaba başlayınca önce şaşırdım. Sonra ben anlamıyor muyum diye okuduğum sayfayı tekrardan okudum . Sonra derin bir nefes aldım ve sakinle , rahatla , hayatı yavaş tempoya al ve tadını çıkar diyerek kitabı tekrar okumaya başladım....


  Yukarıda yazdıklarımdan anlaşıldığı gibi hızla okunan , olayların bir çırpıda çözüldüğü bir kitap değil Tarçın Dükkanları. Kısa kısa bölümlerden oluşuyor. Ve her bölüm de öyle inanılmaz birbirinden ilginç , sürükleyici olaylar değil. Sıradan olağan , yaşamın , bir ailenin içinden kesitler anlatılıyor. Bir çocuğun gözünden , onun anlatımı ile... Zaten kitapta ilgi çekici olan , kitaba bağlayan da olaylar ya da tam olarak ne olduğu değil. Yazarın bir sanatçı gözü ile bir çocuğun hayal gücünü birleştirerek bize çevremizin aslında ne kadar olağanüstü olduğunu göstermesi. Gözlerimizin kanıksadığı , beynimizin artık olağan kabul ettiği olaylar ve eşyalar aslında dikkatli bakılınca ne kadar da büyüleyicidirler. Hele de bunlara bir çocuğun gözünden onun hayal gücünü kullanarak bakmayı deneyin. İşte yazar kitapta bize bunu yapıyor. Hayatın bir iki kelimeye sığamayacak kadar zengin ve muhteşem olduğunu , her olayda büyüleyici bir yanı olduğunu zor yoldan da olsa gösteriyor.

  Bu kitap ile muhteşem bir edebiyat ziyafeti çekeceğinizi söyleyebilirim. Herkese hitap eden bir kitap diyemem. Çünkü klasiklerden olduğu kadar bolca tasvir ve edebiyat öğesinden de zevk almayan hoşlanmayanlar vardır. Siz de benim gibi klasik kitapları seviyor , Dostoyevski'nin o zor okunduğu söylenen kitaplarını zevkle okuyorsanız Proust ile karşılaştırılan ve Kafka'nın lehçedeki ruh ikizi olarak görünün Bruno Schulz'un Tarçın Dükkanları kitabını seveceksiniz diyorum.

Tarçın Dükkanları - Bruno Schulz


Kitap hakkında yazılanlar : 

"Hayal gücü açısından zengin, dünyevi tutkular açısından duygusal, üslupta zarif, nükteli, gizemli bir estetik bakışla desteklenmiş öyküler."
                                  - J.M. Coetzee 


"Schulz kolayca sınıflandırılamaz. Kimi zaman bir gerçeküstücü, bir simgeci, kimi zaman ise bir dışavurumcu, bir modernist olarak adlandırılabilir... Bazen Kafka gibi, bazen Proust gibi yazan Schulz, onların ulaşamadığı derinliklere ulaşmayı başardı."
                               - Isaac Bashevis Singer 

  "Kitaplarımı her açtığımda, evini nadiren terk eden bu yazarın, kendine özgü bir dünyayı ve gerçekliğin alternatif bir boyutunu nasıl yarattığını yeniden keşfetmek beni hayrete düşürüyor."
                         - David Grossman




Tarçın Dükkanları - Bruno Schulz


Kitabın Adı :Tarçın Dükkanları
Yazar :Bruno Schulz
Yayınevi :Aylak Adam Yayınları
Orjinal adı : Sklepy Cynamonowe & Sanatorium Pod Klepsydra
Çevirmen : Neşe Taluy Yüce
Sayfa Sayısı :304

Bruno Schulz 1942 yılında bir Nazi subayı tarafından katledildiğinde dünya edebiyatı bu erken kaybın henüz farkında değildi. Hayatı boyunca, eserleri hakkında çok az konuşuldu, ancak olağanüstü yetenekleri zamanla kendisine uluslararası bir okur kitlesi kazandırdı. Proust ile karşılaştırılıp Kafka'nın Lehçedeki ruh ikizi olarak da anılan Schulz'un öyküleri, yirminci yüzyılın en yetenekli ve etkili yazarlarından birinin gerçeküstücü üslubunu da gözler önüne seriyor. Tarçın Dükkânları, Neşe Taluy Yüce'nin Lehçe aslından yetkin çevirisiyle Türkçede.



Yazarın hayatını araştırırken kullandığım kaynaklar:

* http://www.vogue.it/en/uomo-vogue/news/2012/01/bruno-schulz

* http://logtv.com/storefront/product/bruno-schulz/

* http://www.artnet.fr/artistes/bruno-schulz/



Kozmokitap




                                                           

Melike İnci’nin ilk öykü kitabı “Örümcek Ağında Çırpınma” yayımlandı

Örümcek Ağında Çırpınma

   Melike İnci’nin öyküleri “Örümcek Ağında Çırpınma”da kitaplaştı  . 

   “O Anda”, “Aşk Sıraya Girmez” ve “Herkes Kırılır” adlı romanların yazarı Melike İnci’nin ilk öykü kitabı “Örümcek Ağında Çırpınma” Yitik Ülke Yayınları etiketiyle yayımlandı. Edebiyat dergilerinde de adına sık sık rastladığımız başarılı yazar Melike İnci, yaşamın içinden süzdüğü güçlü öyküleriyle edebiyat okurlarına iyi bir okuma önerisi sunuyor.

   “Gönül. Kırk iki yaşında. Haftanın altı günü, hayat saat altıya çeyrek kala çalar saatin zırıltısıyla başlar. Yatağından kalktığı gibi banyoya koşar. Hızlıca yüzünü yıkayıp dişlerini fırçalar. Akşamdan kâğıda sardığı saçlarını açar. Buklelerini dikkatlice şekillendirir. Sonra iddialı bulduğu dalgalı saçlarını fırçalayıp sımsıkı bir topuz yapar. Yine yatmadan havalandırmak için balkona astığı giysilerini bir yerinde lekesi var mı, diye kontrol ettikten sonra hızlıca giyinir. Yatağını da hızlıca kapatıp altıyı beş geçe evinin kapısını kilitler.” 

   Gönül, Elif, Nezihe, Aygül, Aslı ve daha birçok kadının hayatla ilişkileriyle/ilişkilenmeleriyle örülmüş ağdaki çırpınmaları birbirine bağlı öykülerde anlatılıyor. Melike İnci’nin yeni kitabı “Örümcek Ağında Çırpınma”, edebiyatımıza adeta can suyu veriyor. Öykü okurları bu güçlü kitabı okuma listelerine eklemeli.









                                                            Kozmokitap

Reh-Güzar || Gülbahar Kurtoğlu || Kitap Yorumu

Reh-Güzar - Gülbahar Kurtoğlu


   Sizce tesadüf diye bir şey var mıdır?

    Bu hayatta başımıza gelen iyi ya da kötü her şeyin bir sebebi ,bize anlatmak istediği bir şeyler vardır. Umulur ki bunu fark edebilelim, olayların arkasını görebilelim ya da yaşadıklarımızdan bir ders çıkarabilelim.

   Reh-güzar , Farsça gönül yolu demekmiş. Kitabın adının manasını öğrendikten sonra içeriğini tam olarak yansıttığını düşündüm.

   Reh-güzar bir çok konuyu ve karakteri içerisinde barındırıyor. Kitabı okurken farklı bir hastalığı öğreniyor, tasavvuf aleminde yolculuğa çıkıyor, engellere rağmen yılmayan insanlarla tanışıyor ve en önemlisi hayata bakışları ile nasıl fark yarattıklarını okuyoruz.

   Bir roman olarak okuyucuyu doyururken aynı zamanda bilgilendiriyor ve gerek yapılan alıntılar gerekse konunun gidişatı ile ruha da hitap edip manevi olarak da doyuruyor.


  Reh-Güzar


    Konudan da kısaca bahsetmek istiyorum. Sibel Alice Harikalar Diyarında sendromu denilen bir hastalıktan muzdarip. Babası ise hayatta her şeyi bir kenara bırakıp onunla ilgilenmeye başlamış. Sibel'im yolu bir gün Onur ile kesişir. Onur bir kaza sonucu yürüyememektedir . İki iyi arkadaş olur gençler. Hayatlarına doktor Asu'nun da dahil olması ile umulmadık bir yöne doğru kaymaya başlar hayatları. Bu durumda gizemli mavi gözlü adamın da payı vardır....

   Uzun uzun açıklamak istemiyorum konuyu çünkü okumak isteyenleri bekleyen sürprizler bozulmasın, herkes benim gibi büyük bir merak ve duygu yoğunluğu ile okusun ; )

Gülbahar Kurtoğlu'nun okuduğum ilk kitabı Fısılda idi . O da konu olarak oldukça farklı ve güzeldi.  ( Fısılda yorumumu okumak için buraya tıklayınız )   Yazarın okuduğum ikinci kitabı olan Reh-güzar da çok sevdiklerim arasına girdi. Yazar farklı konuları anlatmada ve onları mitoloji, felsefe ,tasavvuf konuları ile zenginleştirmede oldukça başarılı. Kitap herkese tavsiyemdir .

  Kitaptan alıntılar :

" Yolun ucunun nereye varacağını düşünmek, beyhude bir çabadan ibarettir. Sen sadece atacağın ilk adımı düşünmekle yükümlüsün. Gerisi zaten kendiliğinden gelir. "

"Yolun nereye varacağını düşünme, sen ilk adımı at. "

" Yalanım; yaşamak zorunda olduğum gerçeğimmiş meğer. Ya da yaşadığım gerçeklik , hayatımın yalanıymış. "

" Başkalarından saygı, ilgi ya da sevgi bekliyorsan , önce sırasıyla kendine borçlusun bunları. Kendini sevmeyen birinin sevilmesi mümkün değildir. Sen kendini sevdiğin halde dünya sana diken yolladı mı, sevin . Yakında gül yollayacak demektir. "






Reh-Güzar || Gülbahar Kurtoğlu
Kitabın Adı :Reh-Güzar
Yazar :Gülbahar Kurtoğlu
Yayınevi :Ayzıt Yayınları
Sayfa Sayısı :270



   Gerçek bir masal kahramanı da olabilirim, gerçekliğini yaşadığını sandığım, dokunulan, hisseden ve hissedilen bir karakter de! Artık değişmek hiç önemli değil... İnandığın yalanların gerçekliğini yaşamak mı; yolun neresinde olduğunun önemine aldırmadan, kaybetmek pahasına, yalanları görüp, gördüğün bu yalanların karşısında her şeye baştan başlamak mı? Bazı kurallarımı silip silip bir daha yazacağım. Mutluluğum için ihtiyacım olan tek şey; kendimim! Sen de varsın bu dünyada... Peki, var mıyız? ‘Gerçek’ nerede biter? Hayatının ne kadarı yalan olsa katlanabilirsin? Yazmam gereken kurallarım değil sadece! Alın yazısı da yazılır mı yeniden?
                       
                                  Gülbahar KURTOĞLU

                                                            Kozmokitap

Melankolinin Anatomisi ( I . ve II. Fasikül ) - Robert Burton || Kitap Yorumu

Melankolinin Anatomisi


   İnsan anatomisine ve latince kelimelere oldum olası meraklı oldum. Bu merak ile ters düşerek okulda en sevmediğim derslerden birisi anatomidir. Nedeni ne insan vücudu ve de bolca ezberlemek zorunda kaldığımız latince kelimelerdi . sebebi dersin öğretiliş şekli ve öğretmenin tarzıydı. Bu tarz bir ders görselsiz anlatılırsa ne derece etkili olur ya da öğretici olur siz düşünün artık. Görsel kaynaklar olmadan kuru kuruna organlar , sinirler ve kaslar ile isimlerini ezberleyip öğrenmek çok zor değil ancak çok keyifsizdi. Dersi sevmesem de anatomi adı geçen kitaplar ve konular halen ilgimi çekmeye devam ediyor. Bu konuda ilgimi kaybetmediğime  de seviniyorum.

   İngiliz akademisyen ,yazar , papaz , melankoli , astronomi ve matematik üzerine araştırmalar yapan birisidir Robert Burton. 1577 - 1640 yılları arasında yaşayan yazarın ölüm nedeni bilinmemekle birlikte intihar ettiği düşünülmektedir.

   Kitabın ingilizce versiyonu 1424 sayfadır. Yazar kendi döneminde altı fasikül halinde yayımlamıştır kitabı. Orjinal olandan hareket ederek bizde de altı fasikül olacağını düşünüyorum kitabın.


Melankolinin Anatomisi


Melankoli eski Yunancada " kara safra " anlamına gelse de kitapta yaygın kanı olarak " hiçbir görünür vesilesi olmadan , her zaman korku ve kederle yoldaşlık eden , ateş olmayan düşkünlük durumu " olarak tanımlanır. Yazar I . Fasikülde melankoliye tam giriş yapmadan anatomi hakkında bilgi vermektedir. Kitapta kendinden Yeni Demokritos olarak bahseder. Bulunduğu çevrede bu durumdan dolayı eleştirilse de bundan vazgeçmez yazar. Kitaba tam olarak geçmeden önce çevirmenin önsözünü okumadan kitaba geçmemenizi tavsiye ederim.

  Yaklaşık ilk otuz sayfada yazar kitabını ve bölümlerini tanıtan şiirler yazmıştır. Bu bölümden sonra da melankoliye neden olan ve ondan organlara ve anatomilere geçmiştir. İlk başta okurken Shakespeare okuyorum zannettim. Yazarın üslubu ve anlatım tarzı çok benziyordu. Şiirler bitip metim bölümlerine geldiğimde ise yazarın eğlenceli ve esprili tarzına hayran oldum. Eski filozof ve bilim adamlarının görüşlerine ve düşüncelerine de kitabında bolca yer veren Burton'un kitabı çok bilgilendirici olmuş. Kelimelerin bir çoğu latince olduğu için ben rahatsız olmadan okudum fakat bu konulara uzak olanlar kitabın sonlarında biraz sıkılabilirler. Anatomi hakkında yer verdiği ve bildirdiği konulardan bazıları günümüzde hala geçerli olsa da bazıları tıp ve teknoloji ilerlediği için daha da gelişmiştir. I. fasikül benim için hem eğlenceli hem bilgilendirici hem de geçmiş ve bugün arasındaki farkı görmemi sağladı.

II. Fasikülde ise Burton melankolinin nedenlerine giriş yaparak başlıyor. Melankolinin türleri ve çeşitlerini yazdıktan sonra da farklı çevre ve olayların melankoliye nasıl sebep olabileceğini açıklamaya çalışıyor. Din , aşk, cadılar , fallar, ,iblisler , cinsellik ,beslenme ,alık , hayal gücü , .. gibi  konulara ayrı ayrı değiniyor yazar. Her bölüm ilginç ve çoğu yerde kahkahalarla okudum kitabı. Aklıma gelmeyecek şekillerde konuya değinmiş yazar. Kitabın başarılı olmasının en büyük sebebi de anlatım gücünün kuvveti ve okuyucunun dikkatinin nasıl çekeceğini bilmesi banma göre.

  Bu ana kadar kitabı ne kadar sevdiğimi ve büyük bir dikkatle okuduğumu anlamışsınızdır. Kitabın sevmediğim ve özellikle sinir olduğum bir yerini de sizlerle paylaşmazsam vicdan azabı çekerim. Adem ve Havva'dan bahsettiği bir bölümde "Türklerin Kuran'ı ise bu konuda hayli saçma ve gülünçtür." cümlesini kullanmıştır. Buna benzer bir cümle birinci fasikülde de geçmişti fakat orada diğer dinlerden de uzak bir görüş sergilediğini düşündüğüm için tüm dinlerden uzak mı diye düşünmüştüm her ne kadar papazlık yapmış olsa da . Fakat ikinci fasikülde de benzer cümleye yer vermesi beni oldukça kızdırdı. Öncelikle Kuran sadece Türklerin değil tüm müslümanların kutsal kitabıdır. Bizim kutsal kitabınıza saçma ve gülünç diyen birisi Lucifer yani şeytana başmelek demesi daha komiktir. Şeytan bir melek değildir ve o ateşten yaratılmıştır. Bu konuda taviz veremem üzgünüm.

Kitaptan alıntılar:

" ... eğer dizginleri boşa alıp , şehvete , öfkeye , hırsa , gurura kapılıp yoldan çıkarsak , o zaman canavara dönüşeceğiz, değişeceğiz , yaradılışımızı inkar edip Tanrı'yı kızdıracağız ve ceza olarak da melankoliyi ve her çeşit tedavi edilemez hastalığı başımıza dert alacağız. "


" ... bazı hastalıklar beynin dışkılaması ile ilgilidir : nezle , hapşırma, burun akıntısı ... vb."

" hayatımız da , tıpkı gökyüzü gibi , bazen iyi , bazen gölgeli, fırtınalı ve sakindir ; tıpkı bir gül gibi dikenleri ve çiçekleri vardır ; bir yılın ılıman bir yazı , çetin kışı , kuraklığı ve gene serin yağmurları olduğu gibi hayatımızda neşe , umut , korkular, üzüntüler ve iftiralar birlikte var olur".

Melankolinin özünün çeşitliliği etkilerinin de çeşitli olmasına sebep olmuştur . Eğer vücudun içindeyse ve bozulmamışsa humma, bozulmuşsa sıtma, eğer derideyse cüzzam, eğer organlarda ise iskorbüt gibi çeşitli hastalıklar ortaya çıkar. Eğer sorun akıldaysa , çok farklı karışımlardan oluştuğu için , deliliğin ve düşkünlüğün bin bir türü görülür.

" ... melankolik kişiler şeytani tahriklere ve sanrılara daha yatkındırlar ve şeytan da böyle insanları kandırmaya daha meyillidir. "

" Özellikle sarımsak ve soğan bir sene boyunca bol bol tüketilirse insanı çıldırtır. "




Melankolinin Anatomisi
Kitabın Adı :Melankolinin Anatomisi 1.- 2. Fasikül
Yazar :Robert Burton
Yayınevi :Aylak Adam Yayınları
Orjinal adı :The Anatomy of Melancholy
Çevirmen :Merve Tokmakçıoğlu
Sayfa Sayısı :159 - 356


Tarih boyunca kimi kitaplar dünyayı değiştirdiler. Kendimizi ve birbirimizi görme biçimlerimizi etkileyip tartışma ortamını alevlendirmişlerdir. Muhalif düşünceyi, savaşları ve devrimleri tetiklemiş; insanları aydınlatmış, öfkelendirmiş, kışkırtmış ve teselli etmişlerdir. Yaşamlarımızı zenginleştirmiş ve onları yok etmişlerdir. Melankolinin Anatomisi de bu kitaplardan biri. Bugüne kadar çok az yazar Robert Burton'ınki gibi zincirlerinden kurtulmuş bir üslupla insan doğasının derinliklerine inmeyi göze alabildi. Elinizdeki ikinci fasikül ile melankolinin kökenini ve nedenlerini irdeleyen Burton, sizi keşfetmenin büyüsüne davet ediyor.


                                                            Kozmokitap

Drina Köprüsü - Ivo Andriç || Kitap Yorumu


Drina Köprüsü - Ivo Andriç

  Biz, sıradan insanlar, yalnız bir sefer ölürüz. Ama büyük adamlar iki sefer ölürler. Birinci sefer bu dünyayı bırakıp gittikleri, ikinci sefer de bıraktıkları eserler, yıkılıp kaybolduğu zaman.

   Drina Köprüsü, İvo Andriç'in  Temmuz 1942 - Aralık 1943 tarihleri arasında Belgrad'da yazdığı  ve ilk defa 1945'te yayımlanmış olan eseridir.  Diğer okuduğum romanlardan farklı olarak bu romanın baş karakteri bir köprüdür. Çağlar ve insanlar değişse de köprü dimdik ayakta kalmış ve sessiz bir şekilde olanlara şahitlik etmiştir.

  1577'de Sokullu Mehmet Paşa'nın isteği ile yapılmış bir Mimar Sinan eseri , on bir gözlü bir köprüdür Drina Köprüsü. Her ne kadar resmi kaynaklarda Mimar Sinan'ın adı geçse de kitapta bahsedilmez ünlü mimardan.
Köprü hakkında daha fazla bilgi almak isteseniz Atlas Dergisinde harika bir yazı yayımlanmıştır , buradan okuyabilirsiniz.

  Yugoslav yazar İvo Andriç " Drina Köprüsü " ile Nobel ödülü almıştır. Yalın anlatımı ile farklı ve okuyucuya o coğrafyayı gezme hissi uyandıran bir kitap Drina Köprüsü. Belki de bir köprüyü anlatması farklı ve çekici geliyor. Baş karakterlerin bir canlı olmasına alışmış olan okuyucu farklı bir baş karakter ile karşılaşınca önce şaşırıyor, sonra ne yazmış bu yazar diye meraklanıyor ve sayfalar ilerledikçe kitap daha da ilginç hale geliyor. Hiç sıkılmadan okunan 350 sayfa vaat ediyor bize kitap. Kitabın sonuna bulunan ve kitabın Sırpça aslında kullanılan Türkçe kelimeler bölümü de bence çok bilgilendirici olmuş. Ayrıca kitabı okumak isteyenler için önsöz kısmını da okumadan geçmelerini tavsiye ederim. Çok bilgilendirici olmuş.

   Üç padişahın döneminde sadrazamlık yapmış olan Sokullu Mehmet Paşa Bosno civarında Sokoloviç kasabasında doğmuştur. İstanbul'a çocuk yaşta götürülürken Drina Nehri'in üzerinden salla geçmiştir. Yıllar geçse de topraklarını ve Drina Nehri'nı unutmayan sadrazam bu nehrin üzerine bir köprü yaptırmıştır ve bu Drina Köprüsüdür. Köprünün yapım aşamaları ile başlayan kitap tam 450 yıllık bir tarihi anlatır bize. Körü etrafındaki yaşayanları , yaşananları ve tarihi ,efsaneleri kaleme alır İva Andriç. Musevi ,Müslüman ve Hristiyan halk bu bölgede beraber ve barış içinde yaşamaktadırlar. Köprünün yapımı ile değişen ve gelişen  hayatlar , insan manzaraları , iç savaş , Osmanlı'nın bölgeden çekilmesi , teknolojinin gelişmesi ve insanların verdiği tepkiler, milliyetçilik akımının gelişmesi ve dostlukların zamanla bozulması köprünün etrafında anlatılıyor. Hayat  , insanlar ve şartlar değişse de Drina Köprüsü her şeye inat sapasağlam ayakta kalıyor.

   Yazar her karakteri başarı ile oluşturmuş ve yararlandığı efsaneler ve kullandığı dil sayesinde de masalsı bir anlatım , sıkmayan bir roman olmuş. Okurken tarihten ve köprüden esinlenmiş bir roman olarak okudum. Bir tarih kitabı olmadığı için içindeki bazı bölümlerinin gerçekliği benim için şüpheli. Yine de okurken köprünün üzerinde dolaşmak ve çağlayan suların seslerini hissetmek çok güzeldi.

Drina Köprüsü - Ivo Andriç


Kitaptan alıntılar :

 * Halk, çok kolay masal uydurur ve onu çok kolaylıkla yayar. Bu hikâyelere tuhaf ve ayırt edilemeyecek bir biçimde gerçekler de karışır.

* Hayat anlaşılmaz bir mucizedir , boyuna harcanır , erir , buna rağmen yine dayanır , sürüp gider . Tıpkı Drina'nın üzerindeki köprü gibi .

* ....onların tutkusu büsbütün başkadır . Kadınlara aşırı düşkünlük , içki , şarkı söylemek ve doğdukları ırmağın kıyısında başıboş gezerek hülya kurmak ... İnsanoğlunun her şeyde yeteneği sınırlıdır. Bunda bile ... İnsanoğlunun her şeyde yeteneği sınırlıdır . Bunda bile... Onun için de tutkular birbirleriyle çatışır , birbirini iter , çoğu zaman da biri ötekini bastırır.

* İnsanlar ikiye ayrılmışlardı: İzleyenlerle izlenenler.

* Bir hükümet, bir bildiri ya da ilan vasıtasıyla halka barış ve refah vaat etti mi, tam tersini beklemek gerekti.

* Bir çağ gelir onu bazı insanlar yapar , yine bir çağ gelir , başkaları yıkar . 




   Kitabın yorumunu yazdıktan sonra Drina Köprüsü  hakkında  eklemek istediklerim var. Bu bölgede 1992 yılında insanlığa sığmayacak , vahşice olaylar yaşanmıştır. Vişegrad 92 Kayıp Aileleri Derneği Başkanı Hediya Kasapoviç , bu köprüde katliamın yaşandığını, köprüden insanların ve çocukların diri olarak Drina nehrine atıldığını ifade eder. Kasapoviç, "Bu insanları birleştirmesi gereken bir köprüydü ama maalesef dünyanın en kanlı köprüsü oldu" demiştir. Drina Köprüsünden bahsedince bu acı olayı ve suçsuz yere öldürülen insanları anmadan olmazdı....


Drina Köprüsü - Ivo Andriç
Kitabın Adı :Drina Köprüsü
Yazar :Ivo Andriç
Yayınevi :İletişim Yayıncılık
Orjinal adı :na drini cupriji
Çevirmen :Hasan Ali Ediz , Nuriya Müstakimoğlu
Sayfa Sayısı : 354


Drina Köprüsü, şüphe yok ki, geçtiğimiz yüzyılın en büyük romanlarından biri. 1961'de İvo Andriç'e layık görülen Nobel Ödülü, edebiyat dünyasında, özel olarak bu kitaba verilmiş gibi kabul edildi; kitap o yıllarda Türkiye'de de büyük ilgi gördü. Drina Köprüsü, hiç eskimeyecek değerinin ötesinde, kırk-elli yıl sonra 1990'ların Yugoslavyası'nda yeniden güncellik kazandı. Acı bir vesileyle: ülkedeki çok milletli, dinli, çok kültürlü hayatı tahrip eden iç savaşlar silsiseyle... Bu eseri savaşın hemen bütün tarafları bir şekilde sahiplendiler. Kimileri de, Sırpların, Hırvatların, Müslümanların birarada olamazlığının belgesi gibi 'okuttular' bu romanı. Drina Köprüsü, eski Bosna'nın, orada yaşayan herkesin paydaş olduğu hayatınadair, bu hayatın milliyetçilikler çağında nasıl değiştiğine dair bir roman. Belki de bir romans demek lazım - bir millete, cemaate değil de bir ülkeye, bir vatana adanmış bir aşk romanı. Diğer eserlerini de yayıma hazırladığımız Ivo Andriç'in bu başyapıtı, Osmanlı'da farklı toplulukların nasıl birarada yaşadığını geniş bir görüşle ve incelikle tasvir ediyor. Anlatılan ne müthiş bir uyum hikayesi, ne de mutlak bir zulüm hikayesi. Kimliklerin, dinlerin, devletlerin ve de her şeyin ötesinde, içinde insanların olduğu, karmamış, zengin bir hayat tablosu. Zaten Drina Köprüsü'nü büyük roman yapan da bu: Osmanlı, Bosna, Sırplar, Müslümanlar vs. meselelerini okura tamamen unutturabilen bir büyük roman.


                                                            Kozmokitap

Barut - Lodos'un Oğulları || Nehir Erdem || Kitap Yorumu

Barut - Lodos'un Oğulları

Aslen Trabzon doğumlu olan Nehir Erdem yazar olmasının yanı sıra senarist aynı zamanda. Dizi seyretmeseniz bile reklamlarına denk gelmişsinizdir. Son zamanlarda adından en çok söz edilen dizi " Sen Anlat Karadeniz " dizisinin senaristi Nehir Erdem.

  Asını çokça duysam da kitaplarını okumak bir türlü nasip olmamıştı yazarın. Şimdi kitabı bitirince düşünüyorum da keşke daha önce tanışsaydım Nehir Erdem'in kalemi ile . Öyle esprili bir anlatımı var ki yazarın, kitabın nasıl bittiğini anlamadım , kah kah kih kih bitti kitap. Hatta bazı yerlerde gözlerimden yaşlar geldi gülerken.

  Kızın arkasından sırıtan Murat , ensesini kaşırken bilmiş bilmiş başını salladı. 
" Barut Reis'in Cesur Fare'yle imtihanı ... Çok yakında LODOS ekranlarında... "

Mustafa... Çabuk öfkelendiği ve hemen parladığı için Barut Reis'dir lakabı. Hayatı ve en büyük aşkı denizlerdir. Her ne kadar öfkeli bir karakter olsa da gemi mürettebatı onu çok iyi tanımaktadır ve hepsi bir aile gibi olmuşlardır.

  Leyla .... Namı diğer Cesur Fare.... Onu kovalayan adamlardan kaçarken bir sandığa saklanır ve bu sandık da gemiye yüklenince Lodos'un kaçak yolcusu olmuş olur.

  Kaçak yolcu ve gemi mürettebatının yolculuk boyunca olan diyalogları okunmaya değerdi. Müthiş komik ve eğlenceli bir serüven oldu benim için Lodos ile seyahat.

Barut - Lodos'un Oğulları


  Bir taraftan komik diyaloglar , bir taraftan ne olacak bu Barut ve Cesur Farenin hali derken , diğer taraftan Leyla'nın peşindeki adamlar ve ne istedikleri var tabii. Sırf bunlarla bitmiyor ki olaylar... Gemideki her mürettebat ayrı bir roman konusu. Tiryakisi , korsanı, filintası... Lodos Oğulları serisinin diğer kitaplarında bu karakterleri de okuyacağımızı düşünüyorum. Her biri hem çok eğlenceli hem de çok gizemli. Kitapta sakladıkları sırlar hakkında küçük tüyolar verse de konuyu tam açıklamadığı için merakta kaldım. Aklımda her zamanki gibi binlerce teoriler uçuşuyor. Umarım fazla bekletmeden yakında diğer kitapları da okumaya başlarız.

  "Saçma olan aşk değil , Cesur Fare . Saçma olan  aşkı cümlelere sığdırıyor olmak. "
  Yüzüne değen o nefesle soluğu kesilen Leyla , okuduğu onca aşk kitabı içinde , aşkı bu şekilde tanımlayan erkek karakterler var mıydı diye düşündü ama bulamadı.
 Aşkın cümlelerle anlatılamayacağını savunan adam , aşkı tek cümlede anlatmıştı . 

  Eğlenceli , sürükleyici , macera dolu , kahkahalarla okuyacağınız bir kitap arıyorsanız bu Karadeniz uşaklarının başrolde olduğu kitabı okuyun derim.








Barut - Lodos'un Oğulları
Kitabın Adı : Barut - Lodos'un Oğulları
Yazar : Nehir Erdem
Yayınevi : Müptela Yayınları
Sayfa Sayısı : 640


Onu takip eden ölümden kaçmak için sığındığı LODOS gemisinde, kaçamayacağı kadar büyük bir aşkın içine düşecekti Leyla. Düşecekti düşmesine de sevdiği adamın canı uğruna susacaktı da, o çok sevdiği aşk masallarının, o çok sevdiği sözüne rağmen…
   “Önce kaderin sever, sonra yüreğin.” 
 Barut Reis ise yüreğini fırtınadan fırtınaya salan kızıl ateşin suskunluğu karşısında çaresizdi. Bir yanda onu adalete teslim etmesi için zorlayan yasalar, diğer yanda onu Barut Reis yapan düsturu…
 “Koruyamayacaksan sevmeyeceksin.” 
 “Benim bir adım var,” diye diklendi kadın.
 “Ve?” deyip bunu hiç umursamadı adam.
 “Ve bana adımla seslenmeni istiyorum.”
Barut Reis o an kahkaha atabilirdi. Tek konu bu kalmıştı öyle mi?
 “Sence benden bir şey isteyecek konumda mısın?
Gemimde kaçak yakalandın, bilmem farkında mısın?
Üstelik seni her an denize atıp, üstünden tam yol ileri devam edebilirim…”
 “Olsun. En azından arkamdan dua ederken
adımı söylemeniz lazım.
Sonuçta kime dua ettiğiniz önemli.”

                                                            Kozmokitap

Atilla Yaşrin'den bir Doğu masalı: “Morî”


Atilla Yaşrin - Mori


    Mardinli yazar Atilla Yaşrin'in yeni romanı “Morî”, Yitik Ülke Yayınları'nca yayımlandı. Güçlü anlatımı ve ustaca kullanılan sözcüklerin kültürel kodlarıyla derin göndermelere sahip olan eser, şiirsel yapısıyla da dikkat çekiyor. Morî, çocukluk kuyusunda biriktirdikleriyle çıktığı yolculuklarına, hışt hışt'lara duyarsız kalamaz. Onun bu yolculuklarına eşlik ederken bizler de kendimizi, çocukluk kuyumuzun başında buluveririz.

    Bir yangının külü olan Morî; bize, toprakta yaralarımızdan düşen kabukları aratırken kimimizi bir kuyunun dibine, kimimizi bir perdenin desenlerine düşürür, kimimizi de bir bulutun kuyruğuna takar. Her “ben”i çocukluk kuyusunda aratır.

    Çocukken renkli renkli bilyelerimiz arasından bazılarını renklerinden ve şekillerinden dolayı diğerlerinden ayırır, ayrı bir kavanoza veya torbaya koyardık, onların uğur getirdiğine inanırdık. Büyüdük, insan biriktirdik; ama alışkanlığımız hiç değişmedi. Bu defa da insanları niteliklerine göre özel kavanozlara ayırdık. Herkesin kendisini Morî ile kıracağı bir roman.




                                                            Kozmokitap
Scroll To Top