8/10/2019

Deşifre - Mehmet Eymür

Ağustos 10, 2019 1 Yorum
Deşifre


   MİT eski kontrterör başkanı Mehmet Eymür'ün kaleminden casusluk hikayeleri yer alıyor Deşifre'de. Öyle kurgu falan değil gerçek öyküler. Gerçek olması daha da etkileyici yapıyor kitabı. Hepimiz böyle gizemli konulara bayılırız, değil mi ? Şahsen ben görünenin ötesini hep merak etmişimdir .

   Mata Hari ile başlıyor Eymür kitaba Peter Wright ile devam ediyor. Peter Wright kimdir derseniz İngiliz Güvenlik Servisi MI5 te yıllarca yüksek mevkilerde görev yapmış birisi. Şimdi emekli. Farklı örneklerle devam eden kitap ülkemize , geçmişimize ve bu günümüze de değiniyor. Eymür kendi başına gelenleri de anlatıyor.

  Oldukça ilginç bir kitap. Okuduktan sonra araştırma gereği duydum ve nette araştırdım ben de. Her kitaba inanmadığım gibi her yazılana da kuşkuyla bakıyorum. Aslında benden iyi ajan olurdu :))  Buzdağının görünen yüzü diyorum ben kitaba. Yılların tecrübesi ve birikimi elbet bir kitaba sığmaz !!  Şimdi aklımdaki soru işaretleri ile bitirdim kitabı. Konu ilginizi çekiyorsa kaçırmayın kitabı. 






Deşifre - Mehmet Eymür
Kitabın Adı :Deşifre
Yazar :Mehmet Eymür
Yayınevi :Eftalya Yayınları
Sayfa Sayısı :336


İnsanlık tarihinin en eski mesleklerinden birisi olan casusluk, teknolojinin gelişmesiyle bir hayli değişmiş olmasına karşın hala devletlerin en önemli bilgi edinme unsuru olarak varlığını sürdürmektedir.
Özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki soğuk savaş yılları casusluk faaliyetlerinin arttığı bir dönemdir. Hâkim güçler, bu dönemde düşman devletlerin öneme haiz bilgilerini casusları aracılığıyla elde etmişlerdir. Soğuk savaş sonrasında ise casuslar ülkeleri politik karışıklıklara sürüklemek, ekonomik krizler çıkarmak, darbeler yapmak amacıyla kullanılmaya başlanmıştır. İşte elinizde tuttuğunuz bu kitap, ülkemizde de etkilerini gördüğümüz bu tarz casusluk faaliyetlerine Millî İstihbarat Teşkilatı bünyesinde özverili çalışmalarıyla çok defa karşı koymuş, bazıları medyaya da yansımış olan birçok casusun yakalanmasına yönelik gerçekleştirilen operasyonlarda bulunmuş Mehmet Eymür’ün engin tecrübelerinin siz değerli okuyucularımıza aktarılması çalışmasıdır.

Mehmet Eymür’ün Millî İstihbarat Teşkilatı’nda (MİT) geçirdiği 33 yıllık meslek hayatı boyunca edindiği bilgi ve birikimlerden istifade ederek kaleme aldığı bu kitapla casusların gizemli dünyasına adım atacak ve Castro suikastından Kıbrıs Harekâtı’na birçok önemli olayın ardındaki sır perdesini aralarken Mehmet Ali Ağca’dan Deniz Gezmiş’e, Hiram Abas’tan Uğur Mumcu’ya önemli birçok kişiyle ilgili ilk defa duyacağınız bilgileri okuyacaksınız.


                                                            Kozmokitap

8/09/2019

Park Cinayetleri - Armağan Tunaboylu

Ağustos 09, 2019 0 Yorum
Park Cinayetleri -  Armağan Tunaboylu


Bir Metin Çakır Polisiyesi - Park Cinayetleri okudum bitti. Kitabın isminde "Bir Metin Çakır Polisiyesi " ibaresini  görünce yazarın daha önceki kitaplarını okumadığım için Metin Çakır'ın polis ya da dedektif benzeri mesleğe sahip olduğunu düşündüm . Gerçi arka kapakta hakkında yazılanlar çok ilginçti fakat yine de kitabı okuduğum zaman karşıma çıkanlara beni hazırlamaya yetmedi.

Armağan Tunaboylu 'nun kalemi ile ilk defa tanıştım , oldukça eğlenceli olduğunu söylemeliyim. Yıldız Cinayetleri, Resim Cinayetleri, Konsey Cinayetleri ve Karakol Cinayetleri'nden sonra Metin Çakır 'ın maceralarının yeni kitabı Park Cinayetleri. Bazen böyle muhteşem kitaplarla geç tanıştığım için kendime kızıyorum.


Kitaba geçmeden önce "Armağan Tunaboylu kimdir ?" merak edenler için yazmak istiyorum . 1960 yılında Eskişehir'de doğdu.(Bu noktada hemşehrim olduğunu belirtmek isterim . Ben de yeni öğrendim ) Ortaokul ve lise öğrenimini İstanbul'da, Galatasaray Lisesi'nde okuduktan sonra, İzmir'de sinema-tv öğrenimi gördü. Okulun ardından İstanbul'a dönerek kısa bir süre gazetecilik yaptı. Daha sonra çeşitli televizyon şirketlerinde ve dizilerde görev aldı. Polisiye kitapları okumayı çok seven yazar ben daha iyisini yazarım diyerek yazmaya başlamış ve yazmış da ...




  Kitabı okuma serüvenime gelirsem , kitaba başlayınca ilk şok dalgasını yaşadım ve ardından ilk dalgayı aratmayacak artçılar geldi. Şöyle ki ben argo sevmeyen birisiyim . Bu nedenle yeraltı ve dizüstü edebiyatının çoğu kitabına olumlu bakmıyorum ve okumuyorum. Argo yerine çok daha dikkat çekici kelime ve söz dizilimi ile konular çok daha rahat anlatılabilir . Ben böyle düşünürken ilk sayfalardan argo ile karşılaşınca nasıl şok olduğumu ve kızdığımı tahmin edebilirsiniz. Kitabı anlatıcının değil Metin Çakır'ın bizzat ağzından okuyoruz. Başta bunu belirtip sonda da devam edeyim. Neden derseniz anlatıcı argo kullansaydı tavrım başka olurdu baş karakter söyleyince başka. Bu söylediklerimi daha iyi anlayabilmek için Metin Çakır 'dan bahsetmekte fayda var. Yaşadığı mahalle, çevresi ve mesleği ...






Metin Çakır'ın muhiti öyle herkesin yaşayacağı bir yer değil, karışık bir semt. Çevresindeki insanlar da doğru yoldan para kazanan tipler değiller çoğunlukla . Kendisi ise yine kendi tanımı ile "pezevenk " . Evet  doğru duydunuz, iş yerinde hanımlar çalışıyor , o   da onlardan para kazanıyor. Şimdi böyle bir tipin bol argolu konuşması yadsınamıyor. Başta argo beni rahatsız etse de" böyle bir karakterden ne beklenir ki " diyerek okumaya devam ettim ve kahkahalarla güldüğüm sayfalar oldu. İlerleyen sayfalarda konu karmaşık bir hale gelmeye başlayınca argo oranı çok azaldı , konuya iyice adapte olduğum için açıkça belirteyim hiç rahatsızlık hissetmeden okudum. Bu konuda yazarı tebrik etmek isterim , normalde sevilmeyecek bir karakteri bana sevdirdi :D

Mahallede bir cinayet işlenince  Komiser Asım bir suçlu aramaz ve suçu bizimkine yıkarmış . Yine aynı şey oluyor ve bir genç öldürülüyor. Onunla en son Metin görülünce de yakalayın emri çıkıyor. Metin de tabana kuvvet kaçıp katili aramaya başlıyor. Aramak dediysek de Metin Çakır tarzı bir aramadan bahsediyorum. Bir yandan kaçıyor , bir yandan yaşıyor , bir yandan da kapasitesine göre soruşturma yapıyor. Biraz şaşkın bir karakter olduğunu da belirtmeliyim.

Kitap tam da gezi olayları sırasında geçiyor. Metin tam bir şaşkın dedektif. Çok zeki ya da araştırmacı değil fakat şanslı. Bu şansı ona yardım ediyor. Komedi filmlerini aratmayacak bir kitap. Ben çok sevdim. Yazarın Yıldız Cinayetleri isimli  kitabı senaryoya uyarlanarak filmi çekilmiş . Başrolünü Mustafa Üstündağ'ın   oynadığı film Şeytan Tüyü   adı ile 2016 'da vizyona girmiş. Ben henüz izlemedim filmi , bayramda izlemeyi düşünüyorum ;)



Park Cinayetleri -  Armağan Tunaboylu
Kitabın Adı :Park Cinayetleri
Yazar : Armağan Tunaboylu
Yayınevi :Oğlak Yayınları
Sayfa Sayısı :230


Metin Çakır da Kim?

Hercule Poirot kadar zeki, Sherlock Holmes kadar dikkatli, Mike Hammer kadar çapkın, James Bond kadar yakışıklı, Philip Marlowe kadar pervasız...

Yok canım, nerdee! O, Tarihin en ahlaksız, sahtekâr, korkak, yalancı, maço, vb karaktersiz karakteri. Ama insan gene de onu sevmeden edemiyor.

Yıldız Cinayetleri, Resim Cinayetleri, Konsey Cinayetleri ve Karakol Cinayetleri'nin olağanüstü detektifi Metin Çakır, tuhaf Ötesi maceralarına Park Cinayetleri'nde de devam ediyor...


                                                            Kozmokitap

8/04/2019

Gecedegiden - Hüseyin Kıran

Ağustos 04, 2019 7 Yorum

Gecedegiden


Temmuz ayının son kitabıydı Gecedegiden . Okuması ve içine girilmesi zor bir kitap Gecedegiden . Kitabı okumak için ilk elime aldığımda birinci bölümü bitirdim ve bıraktım kitabı. "Olmadı , biz ayrılalım , birbirimize uymuyoruz " dedim. Bir hafta sonra bana pes etmek yaraşmaz diyerek tekrar aldım kitabı elime. Bu sefer birinci bölümü bitince yorumum "yazar felsefe yapmaya çalışmış ancak ortaya sebze çorbası çıkmış " şeklinde oldu. Bu nasıl bir benzetmedir ben de anlayamadım :D Beynim artık nasıl yandıysa...

Üstün inadım sayesinde ikinci bölüme geçince hem ben yazarın tarzına alışmaya başladım , hem de kitap açılmaya başladı ve okuma yolculuğum da resmen başlamış oldu.





Anlatıcının kim olduğunu başlarda anlamıyoruz. Olayları kendisi anlatıyor fakat kendi hakkında fazla ipucu vermiyor. Bir adamı öldürdüğünden bahsediyor, sığınmak için de ıssız yeraltında bir kovuk buluyor. Bu daracık yere sığınıp biraz uyuyup dinlenmek tek isteği. İstemeyen bir misafiri oluyor burada. Bu dar yeri bir yılanla paylaşıyor. Başta tedirgin alsa da ikisi de kendi bölgesinde kalıyor ve bir süre sonra uyuyor . Uyandığında ise yılan tarafından ısırıldığını fark ediyor. Bu gerçekten ısırılma mıdır yoksa alegorik bir anlatım mıdır? Belki kalkanları indirdiğimiz anda en yakınımızdakilerden gelecek tehlikeleri anlatmak istemiştir. Her zaman en büyük kazığı güvendiğimiz anda yemez miyiz ???

Karakterin aslında isminin olmadığını da okuyoruz. Ona "gecedegiden " diyeceklerdir, geceleri dışarı çıktığı ve çalıştığı için.

Kitapta bir de mendil ve balgamlı sayfalar vardı ki midemi mahvetti.

En başta belirttiğim gibi okuması zor karanlık bir kitap "Gecedegiden " . Sevdiğim yerleri de oldu sevmediğim yerleri de . Kitap bitince duygularım karmakarışıktı. Hangi kategoriye dahil edeceğimi bilemediğim bir kitap oldu benim için. Kitabın tamamı için ne sevdim diyebiliyorum ne sevmedim .

Gecedegiden - Hüseyin Kıran Kitabın Adı :Gecedegiden
Yazar :Hüseyin Kıran
Yayınevi :Ayrıntı Yayınları
Sayfa Sayısı :112


2004 yılında Madde Kara adlı şiir kitabı ile başladığı edebiyat yaşamını 2006 yılında yayımlanan Resul romanı ile sürdüren Hüseyin Kıran, yeni romanı Gecedegiden'de parçalanmış bir benliğin zihninden bakıyor dünyaya. İlk romanı Resul eleştirmenler tarafından övgüyle karşılanmıştı. "Hüseyin Kıran, sert gerçekleri yazınsal yazının olanakları içinde kalarak dile getiriyor" demişti Semih Gümüş; "Resul, önemli bir roman. Roman sanatımızın yüksek bir verimle yayılıp toparlanmakta güçlük çektiği sırada yapılmış özel bir katkı, ayrıksı dili ve anlamıyla yaşanan anların, dönemlerin nasıl anlatılabileceği sorusuna verilmiş, beklenmedik bir karşılık."
Gecedegiden'de dili biraz daha ustalık kazanmış Hüseyin Kıran'ın. Şiirsel olduğu kadar travmatik, akıcı olduğu kadar kekeme diliyle kötülüğün, karanın, tiksindirici olanın, dışarıda bırakılmışların, yeraltına iyilenlerin izini sürüyor...

Tedirgin edici bir atmosfer... Hüseyin Kıran, tekinsiz bir dünyaya davet ediyor okuyucusunu. Gecedegiden anlamını ilk elde açık etmeyen, simgeler ve benlik oyunlarıyla örülü, giderek kendi üzerine kapanan, ancak ışıltısını tam da bu kapanmadan veren bir kitap. Sözcüklerin havada bozulduğu, dağıldığı, hecelere, harflere, vurgulara, tonlamalara bölündüğü, seslerin kulaklardan içeri aktığı çarpıcı bir roman. "Önce, yerden elime geçirdiğim bir taşla vurdum başına. Aniden kaplan! Tak! diye bir ses patladı. Artık çıkan seslerin gereksiz olduğunu kimse iddia edemez. Uluyor. Öte yandan, yüzündeki şaşkınlık ifadesi takdire şayan. İşte! Başına yumruk iriliğinde bir taşla vurulan bir adam, buna kendi açısından belirli bir anlam yükleyemiyorsa şaşırır ve bedeninin bilinçsiz tepkisi olarak kusar. O da öyle yapıyor. Gerçek şeyler oluyor, gözlerim izlemekten yorulmuyor ve duyduklarım gereksiz ve yararsız değil."


                                                            Kozmokitap

8/03/2019

444 Basamak - Mario Mazzanti

Ağustos 03, 2019 5 Yorum
444 Basamak -  Mario Mazzanti


  Şah Mat ile tanıdığım ve sevdiğim bir yazar oldu  Mario Mazzanti . Şah Mat'tan sonra okuduğum Gördüğüne Asla İnanma  ve Ölümle Randevu 'yu sevsem de bir Şah Mat kadar olamadılar benim için . Bu sene içerisinde okuduğun On İçimdeki Katil ile tanışıncaya kadar. Benim gözümde Şah Mat'ın da üzerine çıktı On İçimdeki Katil444 Basamak da On İçimdeki Katil'in devamı niteliğinde.  On İçimdeki Katil'i blogumda yazmadığımı fark edince 444 Basamak yorumuna geçmeden önce ondan bahsetmek  istiyorum.

On İçimdeki Katil

 On İçimdeki Katil  bol miktarda gerilim ya da korku içeren bir kitap değil. Suç , araştırma ve psikoljik öğelerin yer aldığı bir kitap . 7 yıl önce cinayet zanlısı olarak tutuklanan Riondino tutulduğu rehabitasyon merkezinden yine vahşi cinayetler işleyerek kaçar. Polisin onu tekrar yakalama çabasını okurken , 7 yıl öncesine ve nasıl tutuklandığına yolculuk ediyoruz. Bu kitabı ilginç kılan ise suçlunun çoklu kişilik bozukluğuna sahip olması. Bir bedenin içinde on farklı kişilik ya da doktorun tabiri ile on farklı kişi. Tüm kişilikler cinayetlerden haberdar mı yoksa sadece biri mi katil ??? İşte bu ilginç konudan ve yazarın anlatım gücünden dolayı hızla okunup bitiyor kitap.

    444 Basamak'ta da yine başrolde Riondino ve Doktor Claps var. Ekvator'da  Amerikan vatandaşı genç bir kadın kaybolmuştur. Kadının fiziksel özellikleri Riondino'nun kurbanlarına benzemektedir. Hem kadını bulmak hem de Riondino orada mı araştırmak için Doktor Claps Ekvator'a gider. Orada yine bir araştırma süreci okuyoruz . Diğer taraftan da Riondino'yu ...

  Yine başarılı ve heyecanla okunan bir kitap oluşturmuş yazar. Bu iki kitap ile başarılı bir seri oluşturan yazarın kendini geliştirdiğini söyleyebilirim. Diğer kitapları çerez olarak nitelerken bu kitaplarını gerçek polisiye olarak görüyorum. Türü seven okuyuculara tavsiyemdir.








Kitabın Adı :444 Basamak
Yazar :Mario Mazzanti
Yayınevi : Sonsuz Kitap
Orjinal adı :I 444 scalini
Çevirmen :Güliz Akyüz Yıldırım
Sayfa Sayısı :400


Santa Ana Tepesi, Ekvador Quayaquil’deki en etkileyici yerlerden biridir. Ancak tepeye ulaşmak için her biri numaralandırılmış olan tam 444 basamağı aşmanız gerekir.
382. basamakta ardında hiçbir iz bırakmadan ortadan kaybolan Amerikalı turist Sheila Ross gündeme bomba gibi düşer. Kadının kaybolduğu günün sabahında konuştuğu İtalyan adam, Doktor Claps’in okyanusları aşmasına yetecek ipucunu ona vermiştir. Bu durumda ona garip gelen, onu kâbusuna geri döndüren bir şeyin var olduğunu hisseden Claps, iki yıl önce ellerinden kaçıp giden, çoklu kişilik bozukluğu yaşayan acımasız katil Riondino’yu bulma umuduyla yola çıkar.

Claps, yaşanan onca şeyden ve gerçekleşen kanlı cinayetlerden sonra Riondino’yu bulmayı takıntı haline getirmiştir. Ekvador’a vardığında kaybolan tek kadının Sheila Ross olmadığını öğrenmesiyle birlikte Riondino’nun oradaki varlığından neredeyse emin olan Claps için bu iş, samanlıkta iğne aramak gibi olacak.

Çoklu kişilik bozukluğu yaşayan on farklı kişiliğe sahip, vahşi bir katil...


                                                            Kozmokitap

8/02/2019

Radde - Barış Çağrı Genç

Ağustos 02, 2019 3 Yorum
 
Radde - Barış Çağrı Genç

  Temmuz ayının ilk okumalarındandı kitap. Fakat bu ay çok fırtınalı geçince okuduklarımı yazmaya ne fırsatım ne de isteğim oldu açıkçası. Bu nedenle geç de olsa sizlerle paylaşıyorum okuduklarımı.

  Barış Çağrı Genç'in okuduğum ikinci kitabı Radde . " İçindeyim " kitabı ile tanıştım yazarın kalemi ile. Aslında Radde yazarın ilk kitabı imiş. Kısa öykülerden oluşuyor kitap. Bendeki 10. yıl özel baskısı . Bu nedenle yazar 10. yıla özel ön sözde kitabın yazılış ve tekrar basıma hazırlanış serüveni yanında kendisinin yazman serüveninden de bahsetmiş. Kitap ilk yayımlandığı zaman içerisinde Cemil Kavukçu'nun öyküleri de yer alırken benin okuduğum baskısında sadece yazarın öyküleri yer almakta.

Kitapta Güneş , Grilenirken Ufuk , Koklanınca Solan Bir Çiçek , Odysseus'un Gözleri , Gri Sokak , Denizin Kolları isimli altı öykü yer almakta. Öykü severler bu öyküleri de okumalılar. Çevremizde gördüğümüz , belki yanından geçtiğimiz ancak fark etmediğimiz. sıradan insanların öyküleri yer alıyor. Sıradan derken öyle basit anlamında kullanmadım. Çevremizde yer alan fakat hayatın koşturmasında fark etmediğimiz , gözümüzden kaçan ancak toplumun her kesiminde yer alan demek istedim.

    Ben her bir öyküyü çok sevsem de Koklanınca Solan Bir Çiçek benim en sevdiğim ve etkilendiğim öykü oldu. Bahçesine topu kaçan çocuklara topu iade etmek için belirlediği kitabı okumalarını şart koşan emekli Türkçe öğretmeni ve çocuklara belirlenen kitabı okumaları için satın alan bir genci ve aralarındaki ilişkiyi anlatıyor öykü . Hayatta böyle insanlarla karşılaşmasam da öykülerde olsun karşılaşmak güzel oluyor.









Radde - Barış Çağrı Genç Kitabın Adı : Radde
Yazar :Barış Çağrı Genç
Yayınevi :Yitik Ülke Yayınları
Sayfa Sayısı :88


“Kitaptaki öyküler, yalnız sergilediği ayrıntıların, getirdiği çağrışımların, önümüze çıkardığı yaşam kesitleri ve insan ilişkilerinin yolculuğu olarak değil, aynı zamanda öykü dünyamızın gelenek zincirine eklenen halkanın ve bu zincire bundan sonra eklenecek yeni halkaların yolculuğu olarak da okunmalı.”

- Kemal Özer-

“Dosyanın ilk öyküsünün ilk cümlesini okuduğumda nasıl bir yolculuğa çıktığımı da anlamıştım. Genç öykücülerin önündeki engellerin en büyüğü birikime dayanmadan yola çıkmaları ve çok aceleci olmaları. Çağrı’nın onlardan biri olmaması rahatlattı beni. Cümle yapısı, sözcük seçimi, ayrıntılarının işlevsel olması, diyaloglardaki doğallık kendi sesine çok yakın olduğunun göstergeleriydi. Birikimli olduğu, öykü üzerine yoğunlaştığı, yazdıklarını dinlendirip farklı süzgeçlerden geçirdiği hemen belli oluyordu. En önemlisi de ilginçlik peşinde koşmayıp kendi öyküsünü aramasıydı. Yazdıklarını doğal ve içten yapan da buydu.”

- Cemil Kavukçu-

Eğilip yerden taş topluyor. Bir, iki, üç… Dördüncüsü kayıp düşüyor elinden. Önemi yok; kalanlar avucunu dolduruyor zaten. Parmaklarının arasındaki taşları birbirine vurmaya başlıyor. Bir ses var artık; kendinin, eşeğin, cırcır böceklerinin dışında bir ses. Yeniden yürüyebilir şimdi; birbirine vuran taşların sesi ağır ağır ilerliyor patikada…


                                                            Kozmokitap

Seyyah - John Katzenbach

Ağustos 02, 2019 3 Yorum
Seyyah - John Katzenbach

  Çok sevdiğim yazarlardan birisi olan John Katzenbach'ın yeni kitabı "Seyyah " ile geldim bugün. Koridor Yayınları etiketi ile çıkan kitap yazarın diğer kitapları gibi beyaz zemin üzerine siyah olarak tasarlanmış . Ben bu beyaz kapaklı tasarımları çok seviyorum.

  Sıradaki Sensin , ŞizofreniProfesör ve Psiko-analist yazarın okuduğum diğer kitapları . Psikolojik gerilim türünde usta yazarlardan John Katzenbach . Seyyah'ı da zevkle okusam da diğer kitaplarından bir tık geride kaldığını da belirtmeden edemeyeceğim.



  Dedektif  Mercedes Barren bu sefer farklı bir olay için uyandırılmıştır. Yeğeni bir cinayete kurban gitmiştir. Kendilerinden birisinin akrabası öldürüldüğü için polis daha sıkı çalışarak başka öğrencileri de kampüste öldüren bir seri katili yakalar. Kitabın ilk 100 sayfasında katil yakalanınca ne olacak diye düşündüm . Çok erken değil miydi katilin ortaya çıkması için. Polis katili yakaladığını düşünürken bazı kanıtlar yeğenini bu katilin öldürmediğini düşündürür Merce'ye . Kendisine ne cinayet masası ne de amiri inanır Merce'ye . O da izin alıp gayri resmi olarak kendi araştırmasını yapmaya başlar.

  Diğer tarafta da kadınları öldüren bir katil vardır. Tüm seri katiller gibi kendine güveni tam ve bir narsist. Yakalanmayacağını düşünüyor çünkü en ince detayına kadar planlıyor ve asla planından şaşmıyor.  Artık kendi hayat hikayesinin yazılması gerektiğine karar veriyor. Çünkü o kendi çapında çok zeki olduğunu düşünüyor ve insanların hikayesini ve yaptıklarının detaylarını öğrenmesini istiyor. Bütün seri katiller benzer değil midir? Yaptıkları ile gurur duyarlar ve yakalanmadıkları zaman da bir süre sonra sıkılıp yaptıkları ile övünmek ve herkesin yaptıklarını öğrenmesini isterler. İşte o da biyografisini yazdırmak istiyor.  Bunun için de ince eleyip sık dokuyarak istediğine en uygun olduğunu düşündüğü kişiyi kaçırıyor...

 Bir yandan Merce'nin araştırmalarını okurken diğer taraftan da katilin yaptıklarını okuyor ve adım adım sonuca doğru yaklaşıyoruz.

  Kitabı büyük bir ilgiyle okudum. Sanırım sonundan dolayı bir tık geride buldum kitabı . Farklı bir şekilde sonuçlanacağını umut etmiştim.









Seyyah - John Katzenbach Kitabın Adı : Seyyah
Yazar :John Katzenbach
Yayınevi :Koridor Yayınları
Orjinal adı : The Traveller
Çevirmen : Ender Nail
Sayfa Sayısı :533


Bıçağın sıcak mı yoksa soğuk mu olduğunu anlamanın çok zor olduğunu fark etmiş miydin? Bu, ne tür bir korku yaşadığına göre değişir. Buz gibi soğuk da gelebilir, köz kadar sıcak da. Tıpkı midende ve yüreğinde hissettiğin korku gibi.

Bir adam, bir kadın, bir araba ve bir fotoğraf makinesi… Geçmişe doğru duygusal bir yolculuk... Adam zihnindeki karanlığın ona fısıldadığı isimleri tek tek öldürüyor, fotoğraflarını çekiyor. Kadın ise hikayelerini yazıyor. Çünkü başka bir seçeneği yok. Ya bu psikopatça planın bir parçası olacak ya da ölecek.

Bir tarafta yeğeni de kurbanlardan biri olan, hınç dolu Dedektif Barren ve diğer tarafta katile gölgesi kadar yakın psikiyatrist Martin Jeffers; her ikisinin de iz sürmek için geçerli sebepleri vardır, ancak hesaplanmamış en küçük bir adım onları geri dönüşü olmayan bir yola sürükleyecektir.


                                                            Kozmokitap

Web sitemizdeki fotoğrafların, yazıların izin alınmadan kopyalanması, yayınlanması, alıntı olduğu ve kaynağı belirtilmeden bir takım amaçlar için kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasasına aykırıdır. İzin alınmadan kopyalanan resim ve yazılarımızla ilgili dilekçe ve dava açma hakkımız saklıdır.