10/27/2020

Mehtap Erel’den Yeni Bir Gizemli kitap: “Ürperti”

Ekim 27, 2020 0 Yorum
Ürperti


Korku Edebiyatının Kraliçesi Mehtap Erel’den Yeni Bir Gizemli kitap: “Ürperti”

“Yatır” ve “Sır” adlı gerilim romanlarının yazarı Mehtap Erel, yeni romanı “Ürperti” ile okurlarına merhaba diyor. Yitik Ülke Yayınları’nca yayımlanan eser, korku-gizem ve psikolojik gerilim türünde okumalar yapanlar için çarpıcı ve güçlü bir okuma önerisi. Kitabın arka kapak yazısı şöyle:

“Her şey beklenmedik bir telefon görüşmesiyle başladı. Hattın diğer ucundaki kadın Mehtap’a büyükannesinin kendisiyle görüşmek istediğini söyledi, oysa Mehtap her iki büyükannesini de yıllar önce kaybetmişti. Gerilim romanları yazan bir yazar, yalnız yaşayan bir kadın ve huzurevine yerleşmiş sırlarla dolu yaşlı bir ebenin hayatı bu telefon görüşmesinin ardından iç içe geçer.”

“Ürperti”; gizemli bir hikâyenin içinde yolunu arayanları, şehrin girmek istemediğimiz tehlikeli sokaklarına davet ederken, umulmadık şekilde hayatları iç içe geçen üç kadının ürkütücü hikâyesini anlatıyor. Gerilim ve gizem türündeki bu roman, okuru ilk satırdan son satıra dek diken üstünde tutuyor. Okuma listenize ekleyiniz.

Ürperti, Mehtap Erel, Yitik Ülke Yayınları, Korku-Roman, 208 sf, 24 TL










                                                     

Dilek Neşe Açıker’den Yeni Roman “Yanardöner’in Sıradan Mucizesi”

Ekim 27, 2020 0 Yorum
Yanardönerin Sıradan Mucizesi


Dilek Neşe Açıker’in Yeni Romanı “Yanardöner’in Sıradan Mucizesi” Yayımlandı

Yazar Dilek Neşe Açıker’in yeni eseri “Yanardöner’in Sıradan Mucizesi”, Yitik Ülke Yayınları etiketiyle raflardaki yerini aldı. Açıker, daha önce “Gündüz Kelebeği”, “Şarkısı Güzel”, “Denizin Hikâyesi” gibi romanları yazmış, Bozkurt K. Yılmaz’la beraber “Evladıma Miras Bu Sevda” adlı çok yazarlı bir kitabı yayına hazırlamıştı. Sürükleyici yapısı ve akıcı diliyle dikkat çeken “Yanardöner’in Sıradan Mucizesi”nin kapak arkası yazısında okura şöyle sesleniliyor:

“Eski trapezci, sonra da epey tuhaf işler yapmış ölü bir kocam var ki onun da eski karısı tarihi eser kaçakçısı, çılgın bilim insanı ve katil bir teyze ekleyelim buna, ben de bir kukla yapımcısıyım. Bu kadarını İtalyan edebiyatında bile zor bulursun. Tabii bunlar en üst katmanda görünenler. Alttakilere Dante baksa cehennemine birkaç kat daha eklerdi. Yani ben olsam ben de kendimi takip ederdim.”

“Önyargılı biri değilimdir.”

“Sana haklıydın diyorum Marlin…”

Kocasını öldürmediği anlaşıldıktan sonra nihayet sıradan bir hayata adım atacağını zanneden Mora’yı bekleyen sürprizler vardı. En yakın arkadaşı Sedna, teyzesi Narel, Balıkçı ve hikâyeye zamansız giren Marlin her şeyi altüst etmişti. Üstelik gerçekle kurgu birbirine girmiş, Mora’nın tuhaf kuklalarından daha ucube bir hayatı yaşamaları için önlerine koymuştu. Peki, “Yanardöner’in Sıradan Mucizesi” tüm bunların çözümü olabilir miydi? Cevabı, romanın sayfalarında sizi bekliyor.

Yanardöner’in Sıradan Mucizesi, Dilek Neşe Açıker, Yitik Ülke Yayınları, Roman, 206 sf, 24 TL










                                                     

9/21/2020

Aydınoğulları Beyliği’nin Hikâyesi Tarihi Bir Romana Konu Oldu: “Fetretin Kartalı”

Eylül 21, 2020 2 Yorum
                                Fetretin Kartalı


Aydınoğulları Beyliği’nin Hikâyesi Tarihi Bir Romana Konu Oldu: “Fetretin Kartalı” yayımlandı

  Ege kültürüne, efelik ve Kurtuluş Savaşı dönemine ışık tutan “Mor Cepkenliler” ve “Menderes’in İki Yakası” adlı tarihi romanların yazarı Ahmet Zeki Muslu, yeni romanı “Fetretin Kartalı – Aydınoğlu Cüneyt Bey” ile okurlarının karşısında. Muslu, bu romanında Aydınoğlu Cüneyt Bey’in hayatını ve Aydınoğulları Beyliği’ni romanlaştırırken, okuru tarihin derinliklerine de davet ediyor.

  Türk tarihinin en renkli simalarından biri de Aydınoğlu Cüneyt Bey’dir. Fetret Devri’nin tüm önde gelen şahsiyetleriyle yan yana ya da karşı karşıya gelen tek siyaset ve devlet adamı odur. Yıldırım Bayezid’den Timur’a, Şeyh Bedreddin’den Börklüce Mustafa’ya, Veziriazam Bayezid Paşa’dan Rumeli akıncıları beyi Mihailoğlu Mehmet Bey’e kadar, Fetret Devri’nin pek çok önemli siması ile tanışıklığı, aynı sofrada yemek yemişliği vardır.

  Yıldırım Bayezid’in taht kavgasına tutuşan beş oğlu ile ya işbirliği yapmış ya da çarpışmıştır. Osmanlı’ya boyun eğdiğinde, Ohri’de ve Niğbolu’da sancak beyi olarak görevde de bulunmuştur. Bir dönem Edirne’de yönetimi ele geçiren Şehzade Mustafa’nın “düzmece” vezirliğini de yapmıştır.

  Osmanlıların Anadolu’da yayılma politikasına karşı, en fazla direnen Aydınoğlu Cüneyt Bey’di. Doksan yıla yaklaşan ömrünün son yirmi beş yılını bu mücadele ile geçirdi. Anadolu Türkmen Beyleri arasında, çok saygın bir yeri vardı. Yönetici ve yönlendirici kimliği ile Germiyan, Saruhan, Menteşe ve Karamanoğulları beylerini çevresinde toplamıştır.  

Ahmet Zeki Muslu, Yitik Ülke Yayınları etiketiyle yayımlanan “Fetretin Kartalı” adlı çarpıcı romanında, Aydıneli’nin kartalı olarak bilinen bu ünlü Türkmen Beyi Aydınoğlu Cüneyt Bey’in serüvenden serüvene sürüklenen, siyaset ve kavga ile geçen son yirmi beş yılını bizlere anlatıyor. Tarihi roman okurlarına önerilir.

Fetretin Kartalı – Aydınoğlu Cüneyt Bey, Ahmet Zeki Muslu, Yitik Ülke Yayınları, Tarihi roman, 434 sf, 44 TL

8/06/2020

1Q84 - Haruki Murakami

Ağustos 06, 2020 1 Yorum
1Q84

Murakami'nin üç kitaptan oluşan kült eseri 1Q84 uzun süredir okumak istediğim bir eserdi. Bu 1200 sayfalık kitabı üç aya bölerek okudum ki bitince çok rahat söyleyebilirim ki korkmaya gerek yokmuş. 
 
  Üç ayrı kitaptan oluşan 1Q84 ü ayrı ayrı kitaplar halinde alabileceğiniz gibi benim gibi ciltli baskıdan oluşan tek kitap halinde de alabilirsiniz. Ciltli hali benim daha çok hoşuma gitti. Ancak kesinlikle çantada taşınabilecek bir kitap değil bu haliyle . Evde rahat ortamda okuyabileceğiniz kütük gibi bir kitap :D

  1Q84 bilim kurgu , fantastik türlerinin karışımı bir kitap . İki karakter arasındaki paslaşmalarla ilerliyor iki kitap boyunca . Üçüncü kitapta bu iki karaktere bir avukat eskisi dedektif dahil oluyor . 

  Aomame ve Tengo esas karakterlerimiz . Bu ana karakterlerin yanına birçok da yan karakter eklemiş Murakami ve bu yan karakterlerin her birinin de önemli rolleri var kitapta  . Okuyucuya her karakteri ayrıntılı olarak tanıtma görevini üstleniyor yazarımız . Kitap boyunca betimlemelerden ve ayrıntılardan yana bir sıkıntı çekmiyoruz çünkü bunlardan bolca var fakat kitap bitince yine de bazı şeyler havada kalıyor ancak bunları da paralel dünyanın tuhaflığına veriyoruz ve nedeni niçini bilinmiyor. 

 Aomame spor hocasıdır .  Özel müşterilere de kas esnetme egzersizleri yaptırmaktadır . Bu işte kendisini geliştirmiş ve olukça da ustadır . Bu onun görünen işidir. Aomame aynı zamanda bir katildir. Yalnız kadınlara işkence yapan , çocuklara taciz ve tecavüzde bulunan erkekleri öldürmektedir. Bu işte bir prensibi vardır yani. Yaşlı  bir kadın ve onun işlerini yapan birisi ona parasını ödemektedir bu gizli işi için. 

 Tengo bir dersanede matematik öğretmenliği yapmaktadır . Matematik konusunda dahi denilebilecek bir düzeyde olan Tengo haftada birkaç gün çalıştığı bu işi tercik etmiştir ve kalan zamanda da kitap yazmaktadır . Yazdığı kitaplar basılmamış ya da onlarla bir ödül almamıştır ancak yine de denemeye devam eder. Bir gün yeni yazarlara ödül verildiği bir yarışmaya katılan kitaplardan birisini tekrar yazma görevini editörü Tengo'ya verir.  17 yaşındaki Fuku Eri'nin yazdığı Pupa Hava kitabıdır bu  Gizli bir şekilde bu kitabı elden geçirip tekrar yazacaktır Tengo . Etik olarak ona doğru gelmese de konuyu okuyunca içine dalar ve tekrar kaleme alır... 

   Aomame gizli işine gitmek için bir taksiye biner ve trafikte sıkışır kalır . Otabanın ortasında taksiden iner ve çalışanlara ait olarak kapıdan alt kata inerek metroya ulaşmaya çalışır işte bu anda başlar olaylar .. Aomame o andan sonra yeni bir dünyaya adım atar. Herşeyin aynı göründüğü aynı zamanda da farklı olan bir dünya . Aomame bu yeni dünyaya 1Q84 der.

" 1Q84 ... Bu yeni dünyaya bu adı vereyim ...." " Q , question mark'ın Q'su . Dünyanın soru işaretleriyle dolu olduğu anlamındaydı." 

 Bu dünyayı ayıran şey aydır . Kitap boyunca bu yeni dünyanın sembolü de olur . Gökyüzünde iki ay vardır . Ayların özelliklerini de kitaba bırakıyorum... 

  Yıl kitabın adından da anlaşılacağı gibi 1984'tür . Kitapta büyük usta George Orwell ve onun kült eseri 1984 'de atıflarda bulunur sık sık Murakami .  1Q84 ü okumadan önce 1984 ü okumanız atıfları anlamanız için daha iyi olacağı düşüncesindeyim.  3. kitapta ayrınca Proust'un Kayıp Zamanın İzinde kitabından bahsedilmekte ve ona atıfta bulunmaktadır . Ben henüz bu seriyi okumadım ancak kesinlikle okumak istediğim bir seri . Kitap içinde kitap da söz konusu  1Q84 de . Tengo'nun okuduğu Kediler Şehri kitabını onunla birlikte biz de okuyoruz .

İki kişi arasında paslaşma ve paralel bir dünya ... Bu kitabın konusu tam olarak ne dediğinizi duyar gibiyim. Birbiri ile bağlantılı bu iki kişi.  10 yaşında okulda yolları kesişen Tengo ve Aomame bir kez el tutuşmuşlar ve birlerini bir daha görmemişlerdir. Ancak o andan sonra birilerini unutamamışlar hayatlarına giren birileri olsa da aslında birbirlerini beklemişler ve bir gün birbirlerini bulacaklarını düşünmüşlerdir. Bir yönden bu okuyucunun hoşuna gitse de diğer taraftan da tuhaf gelmektedir. Belki kader de birbirleri ile buluşsunlar diye uğraşmaktadır !!! 

Pupa Hava kitabı yayımlanında büyük ses getirir ve bu andan sonra olaylar daha da karışır . Bir cemaatten kaçmıştır Fuku Eri . Disleksik olan bu kız da ayrı bir gizemdir.  Kitapta bahsedilen "Little People " insana benzeyen küçük canlılardır ve havadan pupa yaparlar. Bu canlıların ismini neden Türkçe tercüme ile yazmadılar anlayamadım. Bu da ufak bir eleştiri olsun... İkinci kitabın ortalarına kadar bu havadan pupa ve yazılan kitabın içeriği merak konumdu ancak bu merakımı giderdi yazar. Aomame bu kitabı okurken bize de okutuyor yazar. 

  Cinsel içerikli bölümleri de eklemiş yazar kitaba. Sahilde Kafka kitabından da vardı böyle bölümler . Bu kitapta bir de pedofiliden bahsediyor yazar.  Bunu yapanlara Aomame kadar ben de sinir oldum ve yapandan nefret ettim. Kitabın ortasından sonra yavaş yavaş taşlar yerine oturmaya başlıyor ve biz de anlatılanın , görünenin ötesini görmeye başlıyoruz. 

 İlk iki kitabı merakla ve zevkle okudum.  Üçüncü kitapta da bazı yerlerde yazarın çok fazla tekrara düştüğünü gördüm.  Kitaba ara vererek okursanız bu çok rahatsız etmiyor . Ancak üç kitabı da ara vermeden üst üste okursanız bu tekrarlar sıkıcı olabilir .  Sonuç olarak ise ben sevdim kitabı . İleride tekrar okur muyum???? Tabii ki de okurum:))



1Q84
Kitabın Adı : 1Q84
Yazar : Haruku Murakami 
Yayınevi : Doğan Kitap 
Orjinal adı : 1Q84
Çevirmen : Hüseyin Can Erkin 
Sayfa Sayısı :1256

"Yürekten sevdiğin bir insan varsa, bir kişi olsun yeter, hayatın kurtulmuş demektir" 

 Sarsıcı bir yolculuğa hazır mısınız? 
 Öyleyse kemerlerinizi bağlayın. Erkekleri, titizlikle geliştirdiği bir yöntemle öteki dünyaya gönderen genç bir kadınla tanışacaksınız. Ve amansız bir takiple onun peşine düşen fanatik bir cemaatin müritleriyle… Romantik misiniz? Evet, bu kitapta aşk da var… İki dünya bir araya gelmeden mümkün olmayan bir aşk. Yaşadığınız dünya gerçek mi, hiç düşündünüz mü? Düşündüyseniz, paralel bir evrene geçmek sizi heyecanlandıracaktır o zaman. Hayatı algılayışınızı değiştirecek bir kitabın kapağını açmak üzeresiniz şu an. 

 Yaşayan en büyük yazarlardan biri olarak kabul edilen Haruki Murakami başyapıtı, tüm dünyada milyonlarca satan kitabı 1Q84'le bir imkânsızı başarıyor. 





Haruki Murakami Kimdir?

Haruki Murakami


  12 Ocak 1949 yılında Japonya’nın Kyoto kentinde dünyaya geldi. Dünya ve Japon edebiyatının en önemli yazarlarından olan Murakami dilimize çevrilen eseri İmkânsızın Şarkısı ile büyük bir beğeni toplamıştır. Babası Budist bir din adamı olan yazar gençlik yıllarını Kobe’de geçirmiştir. Tokyo Vaseda Üniversitesinde üniversite öğrenimini tamamlayarak mezun oldu. 1986 yılında 1995 yılına kadar Avrupa ve Amerika’da yaşadı. Çocukluk yıllarından beri edebiyata büyük bir ilgi duyan yazar birçok büyük yazarın kitaplarını da okumuştur. Batı edebiyatına duyduğu ilgiden dolayı eleştirilmiş olsa da post modern yazarlardan olan Kurt Vonnegut ve Richard Brautigan’ın etkisinde kalmıştır.  






Haruki Murakami'nin Okuduğum  Kitapları : 

1Q84 



                                                    

8/03/2020

Yanımdaki Yabancı - Arife Güven

Ağustos 03, 2020 2 Yorum
Yanımdaki Yabancı

  " Psikolojisi düzgün , kendisiyle barışık her insan karşısındakine kendisine nasıl davranılmasını istiyorsa öyle davranır . Empati her zaman işe yarar , kişiye göre değişmiyorsun ki , olduğun gibi davranıyorsun ki , olduğun gibi davranıyorsun , bu davranışın kabul görürse anlaşabilirsin zaten , kabul görmezsen sen de kabullenemezsin , ilişki biter . İş anlaşmalarında da öyle olmuyor mu ? Bir taraf kendi menfaatlerini öne çıkarıp , diğerlerini yok sayarsa o iş yapılamaz , iş olsun diye kendinden taviz veren kaybeder. "

 Kadın çocuk doğurduğu zaman anne olur zannedilir fakat annelik doğuştan gelen bir duygudur. Çocuk doğuran kadın tam anlamıyla anne olamadığı gibi hiç çocuğu olmayan birisi de mükemmel bir anne olabilir  .

  Yağmur 24 yaşında anaokulu öğretmeni. Çok sevdiği mesleğini mezuniyetinden iki sene sonra yapmaya başlayabiliyor. Yine de çoğu öğretmenden daha şanslı çünkü fazla beklemeden ataması yapılıyor. Hem de Balıkesir'in Havran ilçesine . Şirin küçük bir ilçe Havran .  Ailesinden ilk defa ayrı kalan Yağmur burada okul arkadaşları olsun ev sahibi olsun ona yalnızlığını hissettirmezler. Hele minik öğrencileri onun yüzünü güldürür.

 Yeni bir yer ve işinde yeni olmasına rağmen kolay adapte olur Yağmur . Zaten kişilik olarak da uyumlu , şükretmesini bilen , pozitif birisidir Yağmur. Yağmur üst kat komşusu Levent ile tanışınca içinde sıcacık duyular oluşur. Levent yakışıklı bir adam olmasının yanında bir babadır da . Üç yaşındaki kızına tek başına bakmaktadır . Yağmur'u en çok etkileyen de Levent'in babalığı olmuştur . Kızının sorununa çare arayan ve onun için her şeyi yapan bir baba .

  Her genç kızın hayali telli duvaklı gelin olmaktır . Peki Yağmur'un bu istediği gerçekleşecek midir? Levent gerçekten de onun düşündüğü gibi birisi midir ? Yoksa her şey bir aldatmaca mıdır? ...

  İnsanları tam olarak tanıyamayız aslında . Onların bize gösterdiği yüzleri görür , onların istediği kadar onları tanıyabiliriz. Boşuna annelerimiz "Allah iyi insanlarla karşılaşırsın " demiyorlar. Bazı psikolojik rahatsızlığı olanlar ya da kişilik bozukluğu olanlar kendilerinde problem olduğuna inanmazlar ve hep karşı tarafı suçlarlar . O kadar ki bir süre sonra karşısında bulunan insan gerçekten de kendininde hatalar aramaya başlar ve kendini suçlu hisseder. Kitapta kurgu rahat okunur biçimde ilerlerken psikolojik tahliller ve davranışları en ince ayrıntısına kadar okuyucuya yansıtmayı başarıyor yazar.

 Kitapta bir iki yerde yazım yanlışı var fakat okurken bu beni çok rahatsız etmedi. Kitapta kurgu harici psikolojik durumu anlatan - okumak isteyenler için ayrıntılı yazmıyorum - bölümler yazılmış. Bu konulara ilgisi olanlar bu bölümü ilgiyle okurken ilgisi olmayan okuyucu bu bölümde - 8 sayfa -  sıkılabilir .

  Ben kitabı hızlı bir şekilde okudum ve beklentimin üzerinde buldum kitabı . Yazara başarılar diliyor ve yeni kitaplarını merakla bekliyorum.








Yanımdaki Yabancı
Kitabın Adı : Yanımdaki Yabancı
Yazar : Arife Güven
Yayınevi : Beyaz Fil Yayınları
Sayfa Sayısı : 128


“…Bir yandan da sürekli onun söylediklerinin ve yaptıklarının altında iyi niyet aramaktan, acabalardan, verdiği sinyalleri okumaya ve yorumlamaya çalışmaktan çok yoruldum. Sabah akşam ne demek istedi, ben yanlış mı yapıyorum, şöyle mi davranmalıyım, böyle mi yapmalıyım, şimdi sinirli, üzerine gitmesem mi, şimdi neşeli, karşılık versem mi diye kendimi paralıyordum. Sürekli doğru zamanı beklemeye çalışmanın ve kararsız ortada durmanın benim ruhuma verdiği sıkıntıyı anlatacak cümlelerim yoktu.”
   Yuvadan uçup kendi ayakları üstünde durmak için ilk adımı atan genç ve idealist öğretmen Yağmur, bu macerasında hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını öğrenecek, yaşadığı olumsuzluklara rağmen dostluğun, vefanın ve iyiliğin var olduğuna inanarak umudunu kaybetmeyecektir.
 Sürprizlerle dolu bir direniş öyküsü.






Arife Güven Kimdir?

1985 Tokat Niksar  doğumlu olan yazar AÖF sosyoloji öğrencisi ve 3 yaşında bir çocuk annesidir .


                                                     

7/21/2020

Bu Şehirde Kimse Yok Mu? - Rövşen Abdullaoğlu

Temmuz 21, 2020 2 Yorum
Bu Şehirde Kimse Yok Mu?

  Azerbeycan'da iki yıl boyunca çok satanlar listesinde yer alan Bu Şehirde Kimse Yok Mu? 'yu çok merak ediyordum . Rövşen Abdullaoğlu'nun kişisel gelişim türünde yer alan Zor Olsa da Hayat Devan Ediyor kitabını okumuş ve çok sevmiştim. Hatta baş ucu kitaplarımdan biri haline gelmişti.  O kitabı okurken yazarı araştırırken bu kitabın ismini duymuş ve bize de gelse de okusam diye içimden geçirmiştim. Nihayet bizde de yayımlandı ve okudum.

  Bu Şehirde Kimse Yok Mu ? bir roman . Fakat çok farklı bir roman . Psikolojik analizler , alıntılar , kişisel gelişimin içine girebilecek paragraflar ve kurgu iç içe geçmiş kitapta.  Farklı bir tınısı ve büyüsü var kitabın. Okurken bağlanıyorsunuz kitaba. Şahsen bende öyle oldu . Kitabı bırakamamak bir kenara kendinizden bir şeyler de buluyorsunuz .

Willy 'yi anlatıyor kitap. Willy bir onkoloji merkezinde temizlik görevlisi olarak çalışmakta , evli ve iki çocuk babasıdır. Hayatında insanlar var gibi görünse de Willy kendisini çok yalnız hissetmekte böyle olunca da herkesten uzaklaşıp kabuğuna çekilmiştir. İçinden geçenleri eşiyle bile paylaşamamaktadır . Böyle olunca hissettiği yalnızlık daha da büyümekte bu onu daha da yalnızlaştırmaktadır . Bir tür kısır döngüye girmiştir aslında.

Bu Şehirde Kimse Yok Mu?


 Biz yetişkin Willy ile tanıştıktan sonra yazar bizi geçmişe Willy'nin çocukuğuna götürür ve bize onun yaşadıklarını onun penceresinden hissettikleri ile beraber verir. Annesi ve babası ... Willy ile ilişkileri ve boşanma sonrası ... Willy'nin yalnızlığı çocukluğunda başlamış ve bu travmayı yetişkin olarak da atlatamamıştır. Gençliğinde başarılı ve geleceği olan bir sporcudur  .Ancak o hayata küserek geleceğini da bırakarak farklı bir yol çizmiştir.

Karamsar bir çizgide ilerileyen Willy 'nin yolu hasranedeki hastalardan biri olan Wisman ile kesişir. Wisman genç yaşına rağmen iyi bir gözlemci ve bilge birisidir. Willy'yi fark eder ve o kaçınsa da onunla iletişim kurmaya çalışır. Onun içine dönük ve insanlara küşmüş haline üzülerek onun önce kendisi sonra ise insanlarla barışması için çaba sarf etmeye başlar...

  Farklı bir lezzet aldım kitabı okurken ben . Kurgu yönü ile çok başarılı bulduğum ve ne olacağını merak ettiğim kitabın psikolojik tahlilleri ve alıntıları ile de ruhumu doyurduğunu hissettim. Bir yönden huzur veriyor kitap. Yalnızlaşmamızın sebebinin aslında sadece çevremiz değil biraz da kendimiz ve olaylara bakış açımız olduğuna vurgu yapıyor. Bu yönden geçmişe bir bakış attığımızda hepimizin hataları olabilir . Mühim olan geçmiş ile barışarak geleceğe sağlam adımlar ile ilerlemek...

"Bu şehirde kimse yok gizemli bir cümledir . Anlamı sonuna getirilen ekle veya noktalama işaretiyle ortaya çıkar . Soru mu yoksa ünlem mi? Hayat felsefesi derken bunu kastediyorum. ."
Willy yalnız ihtiyarın sözlerini hatırladı . Bizi bu hale zaman getirdi. İnsanı değiştiren tek şey zamandır .
 Willy ise şöyle düşünüyordu : İnsanları zaman değil , insanlar değiştirir. 


Bu Şehirde Kimse Yok mU?


   Son olarak da belirtmek isterim kitabın orijinal kapağı daha güzel ve anlamlı. Bizde de bu kapak ile basılmış olsa okuyucunun dikkatini daha fazla çekerdi ve okunma ve satış oranı daha da artardı diye düşünüyorum.






Bu Şehirde Kimse Yok Mu?
Kitabın Adı :Bu Şehirde Kimse Yok Mu?
Yazar :Rövşen Abdullaoğlu
Yayınevi : Destek Yayınları
Sayfa Sayısı : 280

Bu Şehirde Kimse Yok mu? Eskiden başarılı bir sporcuydu Willy... Şimdilerdeyse köşesine çekilmiş bir temizlik görevlisi... Ölümcül bir hastalıkla mücadele etmekte olan Lübnanlı bir göçmenle tanışır çalıştığı yerde...Günden güne ölüme bir adım daha yaklaşan Wisman’ın her şeye rağmen yaşama sımsıkı ve sevgiyle tutunmayı başarabiliyor olması, etrafındaki herkesi, hayatı ve ölümü yeniden sorgulamaya iter.Willy ve Wisman arasındaki arkadaşlık, insanın anlam arayışına yepyeni bir pencere açacaktır.Azerbaycan’da iki yıl boyunca çok satanlar listesinde yer Bu Şehirde Kimse Yok mu? umuda, hayata ve anlama dair nahif ama güçlü bir hikâye...







Rövşen Abdullaoğlu Kimdir ? 

Azerbaycanlı yazar, filozof, oryantalist ve psikolog Rövşen Abdullaoğlu, 28 Eylül 1978 yılında Bakü'de dünyaya gelmiştir. Azerbaycan Devlet İktisat Üniversitesinden mezun olmuş, çeşitli üniversitelerde teoloji ve felsefe üzerine yüksek eğitimini sürdürmüştür.

   Azerbaycan, Türk, Arap, Fars ve Rus dillerini bilen Rövşen Abdullaoğlu, Moskova Pozitif Teknoloji ve Danışmanlık Enstitüsü Psikolojik Danışmanlık Fakültesi Gestalt-terapi üzerine danışman psikolog olarak mezun olmuştur.

Azerbeycan'ın çok satan yazarlarından birisidir. 2016'da yayımlanan " Bu Şehirde Kimse Yok " romanının 16.  baskısı bitemek üzeredir belki de ben bu yazıyı kaleme aldığımda bitmiştir. Yoğun talep üzerine basılmaya devam edileceği söylendi kitabın. Bir diğer polisiye romanı "Abaddon" ise yayımlandığı gün sadece 3 saat içinde tükenmiştir.


Yazarın Okuduğum Diğer Kitapları :

* Zor Olsa da Hayat Devam Ediyor 

                                                     

7/07/2020

Gwendy'nin Düğme Kutusu - Stephen King

Temmuz 07, 2020 3 Yorum
Gwendy'nin Düğme Kutusu


      Stephen King yazar da okunmaz mı ? Her yazdığı kitabı çok severek okuduğum bir yazar King . Bazı kitaplarında geçekten tüylerimi diken diken etse de bazıları ile de keyifli vakit geçirmemi sağladı. Bu nedenle kitaplığımda özel bir yere sahip yazar. 

 Gwendy'nin Düğme Kutusu Stephen King ile Richard Chizmar'ın ortaklaşa kaleme aldığı bir kitap. Richard Chizmar ismini ben ilk defa duydum. Amerikalı olan yazar bir korku edebiyat dergisinin yayımcısı aynı zamanda da korku hikayeleri yazan bir yazarmış. Gwendy'nin Düğme Kutusu , The Button Box serisinin ilk kitabı imiş ki ben de bunu kitabı bitirdikten sonra öğrendim. Ortaklaşa yazılan bu ilk kitaptan sonra serinin ikinci kitabı sadece Richard Chizmar tarafından yazılmış. King ise ön sözü yazarak kitaba katkıda bulunmuş.  Bizde Gwendy'nin Düğme Kutusu , İnkılap Kitabevi tarafından yayımlandı . Serinin diğer kitapları yayımlanacak mı bilmiyorum. 

Gwendy on bir yaşında bir çocuk. Biraz tombul olduğu için okulda kendisine lakap taktıkları için yürüyüş yaparak kilo vermeye çalışmaktadır . Amerika'daki okullarda çocuklar gerçekten çok acımasızlar. Okul yıllarında alınan ruhsal yaralar orada yaşayan çoğu insanı hayatı boyunca rahatsız etmektedir. Bizim ülkemizde o kadar değil. Benim zamanında yoktu böyle olaylar . Günümüzde ise bazı çevrelerde görmeye başladım ancak yine Amerika'daki kadar değil. Gwendy ise intihar merdivenleri denen yürürken gizemli bir adamla karşılaşır. Yabancılara karşı temkinli olaması gerektiğini bilen ve tedbiri elden bırakmayan akıllı bir kızdır Gwendy .  Bu gizemli adam ona bir kutu verir .İçinde sekiz tane düğme olan bir kutu...

  Bu kutu bildiğiniz kutulardan değildir . Düğmeler de öyle... Bu kutu sayesinde Gwendy elinde büyük bir güç tutmaktadır . Bu gücü ne şekilde kullanacağı ise ona kalmış. 

Hayal gücünün sınırlarını zorlayan bir kitap Gwendy'nin Düğme Kutusu. King'in çoğu kitabı gibi gerilm gerim gerilmeme sebep olmasa da kitaptaki gizem ve mistik hava , bilinmezlik okumama ve elimden düşürmeden bitirmeme sebep oldu. 






Gwendy'nin Düğme Kutusu
Kitabın Adı :Gwendy'nin Düğme Kutusu
Yazar :Stephen King, Richard Chizmar
Yayınevi :İnkılap Kitabevi
Orjinal adı : Gwendy's Button Box
Çevirmen : Sema Nur Toksöz
Sayfa Sayısı :136

Üzerinde 8 tane düğmesi ve 2 tane tutacağı olan bir kutu… Bu kutunun yeni sahibi; 12 yaşındaki Gwendy Peterson. Gwendy, kutunun sahip olduğu gizli ve görünmez gücü yöneterek dünyayı güzelleştirme ya da dünyayı felaketlere sürükleme gücüne sahip olduğunu fark ediyor.

Gwendy bu gizli gücün dünyanın iyiliği ya da kötülüğü üzerinde nasıl bir etkiye sahip olacağını düşünürken kutunun gücü Gwendy yönetmeye başlıyor. İşte tam da burada Gwendy’nin içindeki küçük ses giderek cevabı olmayan sorular soruyor: "Neden sen, Gwendy Peterson? Bu yuvarlak dünyada bütün o insanların içinden neden seni seçti? Bu kutu da neyin nesi… Ve bana ne yapıyor?"

Tüm bu soruların sonunda Gwendy’nin Düğme Kutusu okuru çarpıcı bir gerçekle yüzleştiriyor: "Hayatının ne kadarı kendine ait, ne kadarı ikramlarıyla ve düğmeleriyle birlikte kutuya ait?"

Usta yazar Stephen King’in ve Richard Chizmar’ın birlikte kaleme aldığı Gwendy’nin Düğme Kutusu okuyucuya hem tatlı hem de insanın keyfini kaçırabilecek bir hikâye sunuyor.










Stephen King Kimdir?

Stephen King Stephen Edwin King, 21 Eylül 1947 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Maine eyaletindeki Portland şehrinde dünyaya geldi.1970 yılında Maine Üniversitesi’nde Edebiyat Fakültesi’ne girdi. Kendisi gibi bir yazar olan Tabitha Spruce ile evlendi ve üç çocukları oldu.

Psişik güçlere sahip bir kızı anlattığı ilk romanı Göz (Carrie), 1974 yılında yayımlandı ve büyük başarı elde etti. King, bu başarıyla birlikte kendini tamamen yazmaya adadı. Göz’ün getirdiği başarı, Stephen King’i korku öyküleri dalında zirveye taşıdı. Ardından okuyucular tarafından çok beğenilen diğer kitaplarını yazdı .

Edebiyatta olduğu kadar vizyonda da büyük başarı yakalayan ve övgüyle bahsedilen Stephen King filmleri arasında Yeşil Yol da bulunmaktadır. 1996 yılında yayımlanan eserin Hollywood uyarlamasında Tom Hanks’in etkileyici oyunculuğunu görürürüz. Ayrıca Johnny Depp’in başrolünde oynadığı Gizli Pencere filmi, bir Stephen King uyarlamasıdır. John F. Kennedy süikastini konu aldığı 11/22/63 adlı romanı sinemaya uyarlanan eserleri arasına çoktan girdi bile.
Stephen King kitapları gibi filmlerinde de sayısız ödül kazanmıştır. Hikayelerindeki korku temalarını ve fantastik ögeleri mevcut toplumsal sorunlara ve insan psikolojisine dayandırarak anlatır ve yazarın başarısı bu temaları harmanlama konusundaki üstün yeteneğinden kaynaklanır.






Yazarın Okuduğum Kitapları :

* Tom Gordon'a Aşık Olan Kız

* Yüzyılın Fırtınası

* Rüyalar ve Karabasanlar 1-2-3

* Ruhlar Dükkanı

* Çılgınlığın Ötesi

* Christine

* Falcı

* Rüya Avcısı

* Doktor Uyku

* Tılsım

* Kurt Adamın Döngüsü 

* Bay Mercedes

* Kim Bulduysa Onundur 

* Son Nöbet 

* Gwendy'nin Düğme Kutusu 




                                                     

7/03/2020

Veda Ederken - Mehtap Soyuduru Çiçek

Temmuz 03, 2020 0 Yorum
Veda Ederken

“Kız sormuş adama Ali misin, Ziya mısın? diye. Adam cevap vermiş lüzumsuzca “ikisi de benim.” diye. Sonra adam sormuş kıza “sen Yasemin misin, yoksa rüya mısın?” diye...

Mehtap Soyuduru Çiçek' in yeni kitabı Veda Ederken . Okuduğum tüm kitaplarını sevmiştim yazarın  . Bu kitabını da merakla bekliyordum ve beklediğime kesinlikle değdi.

Vanilya kokulu güzel kız ile üzüm bakışlı adamın aşkı anlatılıyor kitapta. Böyle deyince sadece bir aşk romanı zannetmeyin kitabı aşktan daha fazlası var içinde. Bir dönem romanı aynı zamanda Veda Ederken . Okurken mektuplaşmaları ve telefon etmek için bakkala giden bir kızı görüyoruz. Cep telefonu , mesajlaşma ve internetin hayatın vazgeçilmezi olduğu bir dönemde bu yazılanlar çok eskide kalmış gibi geliyor ancak çok da eski değil aslında. O devirleri yaşadım ben de . Bayramda gelen tebrik kartları , senede bir kere ancak gördüğün akrabalar askere gidince her ay gelen mektuplar ... Güzel zamanlardı o zamanlar da . Şimdi herşey kolaylaşınca çabuk tüketir olduk belki de .

Veda-Ederken


80 sonrası yıllarda geçiyor kitap. Yeni mezun bir hemşire Yasemin. Doğuda askeri hastanedir ilk görev yeri. Yabancı bir şehir ve ısınamadığı , karakteri ile uyuşmayan iş arkadaşları . Ailesinden ilk defa uzak kalan ve yaralı askerleri gördükçe daha da üzülen Yasemin ile Ali Ziya'nın yolu yine üzücü bir ile kesişir. O anda kaderin onlar için planlarını bilemezlerdi ki!! Birbirlerinin vazgeçilmezi olacaklarını ve hayatın onlar için bambaşka planları olduğunu ...

Okurken içim ısındı , gülümsedim , kızdım ve kitabın sonunda da ağladım. Bu kitabı okumak isteyenler mendillerini baştan hazırlasınlar.  Kitabın adından hüzünlü bir kitap olacağı belliydi ancak bu kadarını beklemiyordum. Mehtap hanım döktürmüş yine . Duygu fırtınası arasında bıraktı beni okurken . Kitabı bir aldım elime ve bir daha bırakamadım. Diş hekiminde sıra beklerken birle kitap elimdeydi. Yorgun ve uykusuz olamasan bir günde biterdi kitap ancak uyuyakalınca ikinci güne kaldı . Uyanır uyanmaz kahvaltı etmeden bitirdim kitabı. Aklım onda kalmıştı çünkü...

Bir nokta var ki orada çok kızdım Ali Ziya'ya . Suç kişiseldir. Babanın suçu için kızı suçlanabilir mi? Ya da aileni sil denir mi bir insana ... Karışık konular ancak bu noktada çok kızdım. Hayat da böyle karışık ve mantıksız değil mi zaten . İlerisini düşünemeden hareket ederiz. Çocuklarımız yerine iyi olacağını düşündüğümüz kararlar veririz. Sonunu ise sadece tahmin ettiğimizi düşünürüz. Ancak hayat tahminlerdeki gibi gitmez hiçbir zaman. Kelebek etkisi başlatırız ve fırtınanın ne zaman dönüp bizi vuracağını bilemeyiz. Bu kitap çok şey hissettirdi ve çok şey düşündürdü.

 Bir kitap daha bitti ancak etkisi kısa sürede bitmeyecek diye düşünüyorum. Tavsiyem listemde kitap :)

Herkesin hikayesi yaşadıklarından oluşuyor, bizimki ise yaşayamadıklarımızdan.




Veda Ederken
Kitabın Adı :Veda Ederken
Yazar :Mehtap Soyuduru Çiçek
Yayınevi :Yediveren Yayınları
Sayfa Sayısı :312

Her sevdanın dimağında vedalar vardır. “Veda Ederken” alazlı güneşin altında ter, kir, yalnızlık ve mecburiyet kokan bir askerle gurbeti yeni tanımış, yeni yetme bir hemşirenin aşkından daha ötesini anlatır. Bazen bir mektupta, bazen bir darağacında, bazen bir komutanın tokadında, bazen yaşamın ta kendisinde... Aşk asla asıl konu değil bu kitapta ve bunun için de zorlamadım kendimi. Aşkı anlatırken döküldü diğerleri dilimden ve de kalemimden. Her veda gibi yürek burkmaya mecbur...

Durdukça küllenecek her acı ve biz açıp yeniden okumak isteyeceğiz bu kitabın her sayfasını. Raftan onu çekip çıkarırken bir toz bulutu yükselecek havaya. İkinci ya da üçüncü kez okuduğumuzda o toz kokusu hatırlatmak isteyecek ki bize: Bu keşmekeşte sevmek de var yanmak da... Ölmek de var kalmak da... Yaşamak da var yaşarken türlü türlü ah etmek de... Dinlemek de var anlatmak da... Nefes almak değil sadece, hepsinden az az almak var nasibe…

“Veda Ederken” sadece bir dönem romanı değildir. Anlatmak istedikleri geçmişten gelir, buram buram vanilya kokusu taşır rüzgârıyla ve “üzüm gözlü” dediğimiz herkesi anımsatır bize.








Mehtap Soyuduru Çiçek Kimdir?

23 Ağustos 1987 tarihinde İstanbul’da doğmuştur. Erciyes Üniversitesi mezunu, evli, iki erkek çocuk annesi ve bir kamu kuruluşunda memur olan yazar aslen Yozgatlıdır.
Mehtap Soyuduru Çiçek ilk önce wattpad platformunda yazmaya başladı. Daha sonra lacivert renkli bir ajandaya karalamaya başlamıştır. Yazarın ilk kurgu kahramanları kadınlardı. Yazarın basılan kitaplarının bir çoğunda kahramanları hep kadınlardan oluşmaktadır.







 Mehtap Soyuduru Çiçek'in okuduğum diğer kitapları :

*Pedina 

*Yolcu 

*Gitmesen Olmaz Mı? 

*Çiçek Gelin

*Güven Bana 

* Yalancının Mumu 


                                                     

7/02/2020

Derin Yol - Solmaz Şahin

Temmuz 02, 2020 1 Yorum
Derin Yol

  "İnsan sonsuz bir varlık olduğunun farkına varsa , yani gerçekten ne kadar büyük bir kapasitesi olduğunu anlasa zamanın oyuncağı olmaya devam eder miydi?" 

  Son zamanlarda çok şanslı olduğumu hissediyorum kitaplar yönünden . Başladığım tüm kitaplar beni şaşırtıyor bu sıralar ve bu da beni mutlu hissettiriyor.

   Derin Yol adı ve kapağı ile benim dikkatimi çeken bir kitap oldu . Yazarın araştırınca  son zamanlarda hızla çoğalan kimisi güzel kimisi ise kendisinden önce gelenlerin tekrarı gibi olan kişisel gelişim kitaplardan birisi diye düşündüm. Ancak ilk sayfaları okuyunca çok daha farklı bir kitap olduğunu anladım.

Kitabı üç bölümde ele alabiliriz.

 İlk bölümde Sevgi'yi tanıyoruz . 40 yaşına girmesine birkaç gün kalan Sevgi yalnız bir kadındır , aynı zamanda da iflasın eşiğindedir . Evinde doğum gününe adım adım ilerlerken geçmişi ile hesaplaşır bir bakıma . Ufak bir kıvılcım onda geçmişe doğru açılan bir kapı olur ve o bu kapıdan geri dönünceye kadar onunla birlikte geçmişine biz de süzülüyoruz ve onun neden bu kadar yalnız hissettiğini onun bakış açısından izleme fırsatına sahip oluyoruz. Sevgi yalnız hissetmektedir. Yaşadıklarını / anılarını okuyunca hislerinde haklı olduğunu da düşündüm. Onun geçmişine yolculuğu okuyucu olarak beni de kendi geçmişime yolculuğa çıkardı . Sevgi'nin katıksız ve doğal , içten anlatımı ister istemez insanın kendi geçmişini düşünmeye sevk ediyor. Onun çocukluğunu okurken anne ve babasına ne kadar kızdım anlatamam . Aslında iki gün gibi kısa bir süreyi anlatıyor ilk bölüm ancak bu iki gün içerisine Sevgi'nin 40 yılı sığıyor.

Derin Yol


"Karanlıkta aradığın hiçbir şeyi bulamazsın."
"Ben bir şey aramıyorum..."
"Artık arıyorsun."
"Ne arıyorum?"
" Kendini... Bir yolculuğun içindesin artık ve yolculuk arayışla başlar..."

 İkinci bölümde Sevgi , Derin ile tanışıyor ve onunla kendi içine doğru bir yolculuğa çıkıyor . Bu bölüm kişisel gelişim tarzında diyebiliriz. Bu bölümde Sevgi'nin kendini daha iyi tanıması ve geçmişi ile barışması için Derin farklı taktikler uyguluyor . Bu bölümü de büyük bir dikkatle okudum. Bazı taktikler bizde de işe yarayabilir...

 Üçüncü bölüm olarak nitelendirdiğim son bölümde ise yazar beni gerçekten çok şaşırttı. Bazı tuhaflıkları fark etsem de böyle bir sonu beklemiyordum. Her şeyin açığa çıktığı bu bölümle yazar harika bir son yaratmış  .

  Kişisel gelişim ve kurgunun harmanlanmış hali olan Derin Yol'u ben çok sevdim. Yazar Solmaz Şahin'in kalemine sağlık:)

Derin Yol Kitabından Alıntılar:

"Varoluş denge yasasıyla işler . Alma verme dengesinin ihlali olduğunda duruma el koymak zorunda kalır bazen ."

"Fazla fedakarlık kişinin kendi kul hakkına girmesidir..."

" Bilinçaltı düşüncelerinle olduğa kadar , senin ağzından çıkan sözcüklerle de senin realiteni yaratır. Önemli olduğu için tekrarlıyorum; ağzından çıkan  her negatif ve her pozitif sözcüğün içeriğini mutlaka senin önüne çıkarır . Aslında o senin emir erin gibidir , düşüncelerini ve kelimelerini komut olarak kabul eder. "






Derin Yol
Kitabın Adı : Derin Yol
Yazar : Solmaz Şahin
Yayınevi : Feniks Yayınları
Sayfa Sayısı :336

Ya bu kitap kendini bulma yolculuğun için bir davetse?..

Derin Yol'da sizi peşinden sürükleyecek güçlü karakterlerle tanışacaksınız ama o salt bir roman değil. Derin Yol'da sizin gerçek potansiyelinizi ve mutluluğunuzu sınırlayan blokajlardan özgürleşmenizi sağlayacak ve daha güzel bir realitede daha huzurlu, daha keyifli, daha tatminkâr ve ‘an'da yaşamanızı hedefleyen bilgiler hatta içine serpişt"irilmiş teknikler bulacaksınız ama o bir kişisel gelişim kitabı da değil. Bu kitabı okurken kendinizden sakladığınız parçalarla yüzleşebilecek, yüzleştikçe de içsel hesaplaşmalarınızın dosyalarını tek tek kapatma imkânı bulabileceksiniz ama bu bir psikolojik kitap da değil. Derin Yol için, ‘hayatın tüm pencerelerinden dünyayı pozitif bir persfektiften görmenizi sağlayacak, bilinç kapasitelerinizi kodlayıcı, hazırlayıcı, açıcı ve uyandırıcı bir fonksiyonu vardır' demek daha net bir tanım...

Ya bu kitap hapsettiğin, kafese soktuğun hayatın ve kendin için bir özgürleşme rehberi olacaksa?..

"Romanımın baş kahramanı Derin, kitabımdaki başköşedeki yerini almadan hayli zaman önce, yine kendimi yapayalnız, yaşam içinde sıkışıp kalmış ve mutsuz hissettiğim bir anımda usulca yanıma gelmiş ve ben acılarımla boğuşurken kulağıma o kadifemsi ses tonuyla şöyle demişti:
‘Öyle bir an gelir ki, tüm çıkışların kapandığını, tüm renklerin siyaha boyandığını, tüm hayallerinin dipsiz bir kuyunun içinde kaybolduğunu zannedersin. Öyle değil işte... O nokta; senin, derinliğinde seni bekleyen o yolda o yolculuğa çıkman için start verdiğin zamandır. O nokta, kaybettiğin seni bulacağın yolun başlangıç noktasıdır.'

O olmasaydı ben bu kitabı yazamazdım. Meğer ben onunla Derin Yol'da yürümeye mecburmuşum. Derin kim mi? Aslında okuyunca anlayacaksınız ki o soruyu zaman zaman ben de çok sordum. ‘Sonunda cevabı buldum mu?' ‘Evet, buldum.'

Bu kitap şu anda elinde ise seni ışığa çıkaracak kendi derinliklerindeki bir Derin ile sen de buluşacaksın demektir...





Solmaz Şahin Kimdir?

Bandırma’da asker bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Liseyi Bandırma Şehit Mehmet Gönenç Lisesi’nde okudu. MSGSÜ özel yetenek sınavıyla 1990’da Tekstil bölümünü kazandı. Profesyonel iş hayatına 1993’de Hasteks Şirketler Grubu’na girerek başladı. Daha sonra Günteks ve Moya Tekstil’de tasarımcı (stylist) olarak çalıştı. 1994’de The Marmara Oteli’nde kendi tasarımlarıyla yaptığı defilesiyle, bu sektördeki ilk hayalini gerçekleştirdi. Avrupa’da Otto gibi moda dergileri tasarımlarına yer verdi. 1995’de ilk atölyesini kurdu kendi etiketiyle ihracat yaptı. A.Ü. ‘’Halkla İlişkiler’’ bölümünden 2004’de mezun oldu. 2004-2007 yılları arasında Ziebart’da yönetici olarak çalıştı. 2009’da Türvak’ın Drama Bölümü’nden mezun oldu. Sinema ve dizi sektöründe Sanat Yönetmenliği, Yapım Koordinatörlüğü ve sektörel kanallara iş dünyasının farklı alanlarıyla ilgili çeşitli program format çalışmaları ve yapımcılık yaptı. 2016’da Business Channel Türk TV’de ‘Solmaz Şahin’le Değişim Atölyesi’ adlı programın yapımcılığını ve sunuculuğunu yaptı. Halen televizyoncu kimliğini de kişisel gelişimle ilgili konuları programlarında konu alarak çalışmalarını devam ettirmekte. Çalışma hayatındaki yelpaze genişliğinin ona kattığı farklı deneyimler, dünyadaki birçok ülkeye yaptığı seyahatlerde tanıdığı farklı kültür ve yaşam tarzlarına sahip insanlar, hayatı ve insanı keşif yolculuğunda ona rehber oldu. Kişisel Gelişim alanına giren birçok dalda yurt dışında ve yurt içinde eğitim ve seminerlere katıldı. Profesyonel Yaşam Koçu, Bilinçaltı Dönüşüm Terapisti, NLP Master, Reiki Master, Access Bars Eğitmen ve Uygulayıcı, ThetaHealing® Uygulayıcı, EFT terapisti olarak çalışmalarını sürdürmektedir. Eğitmenliğinin yanı sıra bireysel seanslar da vermektedir. (http://www.solmazsahin.com.tr/ sitesinden alınmıştır )


                                                     

6/30/2020

Yanılsamalar Kitabı - Paul Auster

Haziran 30, 2020 2 Yorum
Yanılsamalar Kitabı

"Resimler ne kadar güzel ya da çarpıcı olursa olsun, beni asla sözcüklerin tatmin ettiği kadar etmiyordu."

 Haziran ayında @biryazarbinokur grubumuzla birlikte @fatmainak 'ın seçimi ile Paul Auster okuduk. Benim seçtiğim kitap Yanılsamalar Kitabı oldu . Aslında yazarın daha fazla kitabını okumak isterdim ancak çok yoğun olduğum için sadece bir kitap okuyabildim.

 Daha önce New York Üçlemesi ile yazarın kalemi ile tanışmıştım  . Bu nedenle çok yabancılık çekmedim okurken . ➡ New York Üçlemesi ;  Cam Kent , Hayaletler , Kilitli Oda kitaplarından oluşmaktadır .  ⬅

  David bir üniversitede öğretim üyesidir.  Aynı zamanda yazar ve çevirmendir. Eşi ve iki oğlunu uçak kazasında kaybettikten sonra dünyadan kopmuş , boşluk içerisinde kalmıştır. Bir gün televizyonda sessiz film üzerine izlediği bir belgeselde Hector Mann ile karşılaşır . Bu siyah beyaz film sanatçısını seyrederken kahkaha attığını fark eder. Uzun süredir kahkaha değil gülümsememiştir bile . Bu kahkaha sonrası David , Hector Mann üzerine düşünmeye ve araştırmaya başlar. Kimdir bu Hector Mann? Yıllar önce ortadan kaybolup sırra kadem basan bu adam ve filmlerini daha çok merak etmeye başlar . Ülkenin farklı yerlerinde filmleri olduğunu öğrenir ve bunları aramak için yola çıkar . Bu yolculuk başında da bu konuda bir kitap yazma fikri doğar....


 David bu kitabı yazdıktan yıllar sonra bir mektup alır . Mektubu yazan kadın Hector Mann'ın eşi olduğunu söylemekte ve Hector'ı görmesi için onu çiftliğe davet etmektedir. İşte tam olarak bu mektubu aldığı zaman başlar kitabımız da....

  New York Üçlemesi beni çeken olduğu kadar iten bir kitaptı da . Yanılsamalar Kitabı ise tam tersi çekti beni . Elimden bırakamadan okudum. Çok farklı ve canlı bir kitaptı  . Okuduğum herşey o kadar net canlandı ki gözlerimde o yüzden canlı diyorum. Kitap bizi çok farklı yolculuklara çıkarıyor. İlk olarak David ve onun yaşadıkları ve ruh hali var. Kitap boyunca da zaten David'in ağzından okuyoruz herşeyi. İkinci olarak da filmler . Filmleri David kare kare aktarıyor bize. Bu nedenle filmi seyretmiş kadar oluyoruz. Bu kitap aynı zamanda film de içeriyor dersem yanlış demiş olmam . Son olarak da Hector Mann'ın hayatından bir kesiti de içeriyor. Alma , David'e uçakta Hector'ı anlatırken biz de Hector'ın gözünden onun yaşadıklarına tanık oluyoruz. Bu nedenle çok yönlü bir kitap olduğunu da söyleyebilirim. Okuduğum en farklı kitaplardan birisiydi . Paul Auster kaleminin sihrini konuşturmuş bana göre.

  Ben kitabı çok sevdim. Tavsiye noktasında ise net bir şey söyleyemiyorum.  Goodreads'e göre kitabı sevmeyenler de var. Bu nedenle konu ilginizi çektiyse alın pişman olmazsınız diyorum.






Yanılsamalar Kitabı
Kitabın Adı :Yanılsamalar Kitabı
Yazar : Paul Auster
Yayınevi : Can Yayınları
Orjinal adı :The Book of Illusions
Çevirmen :İlknur Özdemir
Sayfa Sayısı :306

Karısıyla iki küçük oğlunu bir uçak kazasında yitiren David Zimmer, yaşayan bir ölüye dönüşmüştür, kederini alkole gömerken günlerini kendine acıyarak geçirmeyi sürdürür. Bir gece televizyon izlerken, sessiz film döneminin komedi oyuncularından Hector Mann üzerine bir belgesele rastlayınca hayata bakışı bir anda değişir. Altmış yıl önce ansızın ortadan kaybolan ve o zamandan beri kendisinden haber alınamayan bu gizemli oyuncunun filmlerinin peşine düşen, Avrupa ve Amerika'da dolaşan David, sonunda onun hakkında bir kitap yazar. Kitap yayınlandıktan hemen sonra aldığı ve başka bir dünyadan gelmişe benzeyen ilginç bir mektupla hayatı geri dönülmez biçimde değişecektir. Soluk kesici bir tempoda ilerleyen bu şaşırtıcı roman, okuru gülünçle trajik olanın, gerçekle hayalin, şiddetle yumuşaklığın birbirinin içinde eridiği bir imgeler evreninde dolaştırıyor. Önceki romanlarında olduğu gibi rastlantıların insan yaşamında oynadığı rolün altını çizen, bütün olayların birbirine bağlanıp çözüldüğü "Yanılsamalar Kitabı", Amerika'nın en güçlü ve özgün yazarlarından Paul Auster'ın, içeriği en yoğun, duygusal yanı en zengin romanlarının başında geliyor.




Paul Auster Kimdir?

Paul Auster 3 Şubat 1947 doğumlu Paul Auster, çağdaş Amerikan edebiyatının en parlak temsilcilerinden. Yazı yazmaya 12 yaşında başladı. Columbia Üniversitesi'nde Fransız, İngiliz ve İtalyan edebiyatı okudu. Fransızca'dan çeviriler yaptı. 1971-75 yılları arasında Fransa'da oturdu, 1977'de oğlu doğdu, 1979'da babasının ölümünden sonra, onu konu aldığı yaşamöyküsel romanı Yalnızlığın Keşfi'ni yazdı. Denemelerini ve şiirlerini çeşitli yayın organlarında yayınladı. 1981 yılında şimdiki eşi yazar Siri Hustvedt'le evlendi. Yirminci yüzyıl Fransız şiiri üzerine önemli bir antoloji yayınladı. 1986-1990 yılları arasında Princeton Üniversitesi'nde çeviri dersleri verdi. Romancılık, şairlik, çevirmenlik, deneme ve senaryo yazarlığı gibi çeşitli yönlere sahip bir yazar olan Paul Auster, eşi ve iki çocuğuyla New York'ta, Brooklyn'de oturmaktadır.


Paul Auster'in Okuduğum Diğer Kitapları :

* New York Üçlemesi
  1- Cam Kent
  2 - Hayaletler
  3- Kilitli Oda

                                                     

6/25/2020

Ana - Maksim Gorki

Haziran 25, 2020 1 Yorum
Ana

" Karını tok olanlar çoktur ama dürüstü yoktur!"

Haziran ayı #1nobel1klasik etkinliğimizin kitabı Maksim Gorki'nin kaleminden Ana idi. Yılın başında kitabı almıştım . Etkinlik kitabı olduğu için okumayıp beklettim kitabı.

Sosyalist gerçekçi yazımın öncüsü olan Gorki'nin okuduğum ilk eseri Ana. Yazar 1892 yılında Tiflis'te Kafkasya gazetesinde yazmaya başladığı zaman yoksullukla ve acıyla dolu bir yaşam sürdüğü için Rusçada acı anlamına gelen Gorki takma adını kullanmaya başlamıştır. Biz de bugün yazarı bu takma adı ile tanıyoruz. Gerçek adı Aleksey Maksimoviç Peşkov'dur .

  Kitapta bir taraftan çarlık Rusyasını anlatırken diğer taraftan da işçilerin yaşam koşullarını ve bu koşullara karşı gelenleri ve işçi sınıfının örgütlenmesini Ana'nın gözüyle ve onun yaşamı çerçevesinde anlatıyor Gorki .

  Ana köylü bir kadın , bir işçi eşidir. Eşi akşamları içmekte ve eşine de kötü davranmakta , ona şiddet uygulamaktadır . Eşinin ölümünden sonra Ana oğlu Pavel ile başbaşa kalır . O güne kadar birbirleri ile iletişimi pek olmayan ana oğul başta birbirlerine nasıl davranacaklarını tam bilemeseler de zamanla yakınlaşırlar.

   Şartlara karşı gelen ve işçileri örgütleyip bilinçlendirmeye çalışan oğlu ve arkadaşlarının başta ne yapmaya çalıştıklarını anlayamayan Ana , zamanla onları anlamaya başlar ve kendini de geliştirir. Başta o konuşmaya bile çekinen , içine kapalı kadın bu gençlerin arasına yavaş yavaş karılırken oğlunun en büyük destekçisi olacak ve onlara yardım edecektir.

  Akıcı ve sade anlatım tarzı ile Gorki'nin tarzını çok sevdim. Bundan sonra diğer kitaplarını de okumak istediğim önemli yazarlar arasına kattım kendisini.

Ana Kitabından Alıntılar :


"Mantık güç vermez insana!" diye karşı çıktı Rybin, " Gücü veren kafa değil yürektir. "

" Tanrı sözcükler topluluğudur , sözcükler topluluğu ise ruhtur ..."

"Tanrı yürekte ve ustadır ama kilisede değildir.
Kiliseyse ,Tanrı ve insanların mezarlığıdır."

"Kişi salt kendi kıskançlıkları ve istekleri için yaşıyor çağımıza. Her biri büyük bir zevk alıyor kötülük yapmaktan. "

" ... bebeği doyurmak zordur, insanlara iyi ve doğruyu öğretmekse daha güç."

 " Kendi sopası insana daha hafif vurur. .."

 " Yaşam ata benzemez! "... " Onu kırbaçla yola getiremezsin!"

 " Yürekteki ışık puslu olunca çok is tutar. "

"İyi bir insan için yaşamak zor, ölmekse kolaydır ..."




Ana
Kitabın Adı : Ana
Yazar : Maksim Gorki
Yayınevi : Venedik Yayınları
Orjinal adı : Мать
Çevirmen : Kısmet Er
Sayfa Sayısı :376

Günlerin alışılmış kirli havası içinde, buhar gücüyle çalışan fabrikaların keskin düdüğü, işçi mahallelerin üstünde dumanlı kirli havayı parçalarcasına çınladığında, dinlenip de kulübelerinden, üstleri ışık çevrilip ürkütülmüş hamamböcekleri gibi dışarı fırlayıp, soğuk ve alacakaranlık yollarda, pencerelerindden parlayan sarı bir ışıkla şose yolu parlatan fabrikanın yüksek taş duvarlarına doğru yol alırlardı. İstimin komurtusuyla birlikte diğer makinelerin boğuk gürültüsü mahalleye hakim olurken, bacaların asık suratlı kara görüntüsü birer sopa gibi mhallenin üzerine egemenliini kurardı. Yorgun ayaklarını, sürükleyerek fabrikanın taş duvarlarla çevrili geniş dörtgenine doğru, köyün kaldırımsız, daracaık yolundan yürürlerdi. Fabrika, katıysız, sakin bu gelenleri kifli pencere dizileriyle beklerdi. Yıcık vıcık çamur ve pislik, yürüyenlerin ayaklarına sınavnıp tuhaf sesler çıkarırdı. Sağdan soldan, kısık ve uykulu seslerin çığrışması işitlirdi. Tuhaf sövüşmelerle karşılık veren sesler; bu seslere, gürültülere buharın ıslıkları karışırdı. Fabrikanın bacalar, kasıntılı bir güven duygusuyla kalın sütunlar benzeri yükselirdi köyün üstünde...







Maksim Gorki Kimdir?

Maksim Gorki 28 Mart 1868 yılında dünyaya geldi. Çocukluk yılları Astrahan’da geçen yazar 5 yaşındayken babasını kaybetti. Daha sonra annesi tekrar evlendi. Gorki’yi büyükannesi ve büyükbabasının yanına gönderdi. Ünlü yazar 11 yaşındayken annesini Verem’den dolayı kaybetti. Çok kısa bir süre okula gidebildi ve daha sekiz yaşındayken çalışmaya başladı. Küçük yaşlarda çalışmaya başlayınca Rus işçi sınıfının yaşamına yakından tanıklık etti. 1 Mayıs marşının sözleri Maksim Gorki’ye aittir. Gorki on yaşına geldiğinde bir ayakkabı mağazasında çalışmaya başladı ve burada kaynar çorbadan elleri yanınca büyükannesinin evine döndü. İyileştikten sonra bir mimarın yayına çırak olarak verildi. Mimarın evinde hizmetçilik yaptı ancak ağır şartlardan dolayı 1 yıl sonra kaçtı. Volga’daki gemilerden birine girdi aşçı yamaklığı yaparak bulaşık yıkadı. Okuma merakı başlayan yazar, Rusçada yoksulluk ve acı anlamlarına gelen Gorki takma ismini aldı. İntihara kalkıştı ve bundan sonra 5 yıl serseri gibi Rusya’yı dolaştı. Maksim Gorki çocukluğunu ve gençlik yıllarını yoksulluk ve acı içinde geçirdi. Dünya edebiyatında klasik olan "Çocukluğum" ve "Ekmeğimi Kazanırken" isimli eserlerinde bu dönemlerini detaylı olarak anlatıyor. Çocukluk döneminde yaşadığı acıların tek avuntusu büyükannesiydi. İyi yürekli bir kadın olan büyükanne Maksim Gorki’nin her zaman arkasında oldu. "Ekmeğimi Kazanırken" ve "Benim Üniversitelerim" adlı eserlerinde ninesine olan sevgisini anlattı. Öykülerinde ülkesinin toplumsal zorluklarını işledi. Sistemi eleştiren yazar daha sonra ideolojik edebiyatı savundu. 1898 yılında yayınlandığı ilk kitabı "Hikaye Denemeleri" çok beğenildi. "Ayak Takımı Arasında" ve "Küçük Burjuvalar" oyunları sahnelendi. Bu yıllarda ünü gün geçtikçe hızla artmaya başladı. Rus devrimine adadığı en başarılı romanı "Ana" günümüzün en iyi eserleri arasında yer alır. Çar rejimine karşı olan tutumundan dolayı defalarca tutuklandı. Gorki, Lenin ile tanışarak samimi bir arkadaşlık kurdu. Yakalandığı verem hastalığından dolayı devlet onu İtalya’ya gönderdi. 1928 yılında geri döndü ve 14 Haziran 1936 yılında Moskova’da zatürreden yaşamını yitirdi.

                                                     

6/24/2020

Fil Saati - Tuğba Sarıünal

Haziran 24, 2020 3 Yorum
Fil Saati

  Çarpışma kitabını okuduktan sonra kalemini çok sevdiğim Tuğba Sarıünal'ın yeni kitabı Fil Saati'ni yine çok sevdim hatta Çarpışma'dan daha çok sevdim.

  Kitabın konusuna ve kitap yorumuna geçmeden önce kitaba adını veren Fil Saati'ndan bahsetmek istiyorum. Bundan 9 asır önce El-Ceziri tarafından tasarlanmış filli su saati.

filli su saati


  El Cezerî kimdir derseniz İslam'ın Altın Çağında çalışmalar yapan Müslüman Arap mucit ve mühendistir.  Sibernetiğin ilk adımlarını attığı ve ilk robotu yapıp çalıştırdığı kabul edilen El Cezeri'nin Leonardo da Vinci'ye ilham kaynağı olduğu düşünülür.

Filli Su Saati


Filli Saat ise 2 buçuk metrelik bir saattir ve  günü 24 eşit parçaya ayırır ve işaretini her yarım saatte bir verir. Bu kompleks yapı şamandıra sistemiyle işler. Filin sırtında bulunan katip her yarım saati elindeki kalemi çizelge üzerinde kaydırarak belirtir. Yarım ve tam saatleri birbirinden ayırmak içinse filin üzerindeki bir figür tam saatlerde sağ, yarım saatlerde sol elini kaldırır. Bu yarım saatlik ara tamamlanınca bir ip yardımıyla kuleden bir küre bırakılır. Küre, saate yerleştirilen figürlerin hepsini hareket ettirmeye başlar. Bir kuş döner, kulenin üstündeki adam ellerini kaldırır, iki yılan aşağı doğru hareket eder. Son olarak filin boynundaki katibin sağ eliyle file sol eliyle trompete vurmasıyla da düzenek diğer yarım saatlik bölüm için ilk haline çevrilmiş olur. (Bu bilgiler Tarihhaber.net sitesinden alınmıştır )

  Tarihi bir saatti de içeren , polisiye , bilim kurgu , fantastik öğeler ve tasavvufu da içinde barındıran harika bir roman Fil Saati. Bütün öğeler öyle bir harmanlanmış ki şu da olsa daha iyi olurdu ya da bu da olmasaydı diyemiyorsunuz. Bu noktada yazarın hayal gücüne hayran oldum ve kalemini bir kere daha takdir ettim.

 Güneş psikolog genç bir hanımdır . Bir gün bir kitapçıda etkileyici genç bir adamla tanışır ve tanıştıkları gün gözlerinin önünde vurularak öldürülür bu genç adam . İşte tam da bu noktada başlıyor kitabımız ve böyle bir başlangıçtan sonra da kitabı elinizden bırakamıyorsunuz.

Fil Saati


  Çok karakterli ve çok olaylı bir kitap Fil Saati . Cinayetler işleniyor ve polis katil olduğunu düşündüğü/tespit ettiği katilin peşinden gidiyor. Katile götüreceğini düşündükleri tek kişi ise küçük bir çocuk. Anne ve babası ortadan kaybolunca yurda yerleştirilen Eren. Tesadüf bu ya Eren'in psikologu da Güneş. Olayların peşini bırakmayan Komiser Merih . Olaya karışan başka karakterler de var da onları da okumak isteyenlere bırakıyorum. Niyetim kitabın özetini çıkarmak değil. Bilgi verip bana hissettirdiklerini aktarmak.

Kitabı okurken teoriler oluşturmayın benim gibi. Zihninizi serbest bırakın ve bütün olasılıklara açık olun. Çünkü bu kitap gerçekten şaşırtacak . Beni şaşırttı ve işte benim aradığım kitap tarzı dedirtti.

Bazı olaylardan görünenin ötesi vardır . Bu kitaptaki olaylarda da görünenin ötesi var. Okurken izlediğim bir film aklıma geldi ve umarım onun gibi değildir dedim.Bu film Predestination'dı . Bir çok insan çok beğense de filmin mantığını sevmemiştim. Neyse ki kitabın dayanağı daha farklı çıktı. Tam bu beni çok şaşırttı derken sonunda yine ters köşe yaptı yazar. Kitabın devamı da gelecek . Çünkü öyle bir şekilde bitti ki olacakları ve kitabın bizi nereye götüreceğini çok merak ediyorum . Hazır filmlere benzetmişken belirteyim ki son kısım biraz bana İnvasion filmini hatırlattı. ( İnvasion filmini merak ediyorsanız burayı tıklayabilirsiniz. )  Filmle aralarındaki benzerliğin boyutu devam kitabını okuyunca netleşecek aklımda. Umarım yazar beni ve benim gibi kitabı çok sevenleri fazla bekletmez umarım.







Fil Saati Kitabın Adı : Fil Saati
Yazar :Tuğba Sarıünal
Yayınevi : Destek Yayınları
Sayfa Sayısı : 192

Her şey tek bir sorudan evrilir, gelişir ve değişir:

“Bu dünyadaki yerim nedir?”

Elmasın kömürde, ipliğin pamukta gizli olduğu dünya burası.

Sır hem gözünün önünde hem de gören gözün sindiremeyeceği kadar derinde.

Aldığı nefesi kendi içinde kaybettiğini bilmeyen insan, kendi dışında arasa da neyi bulacak sanki?

Hareket ediyoruz. Karşılaşıyoruz. Hatırlıyoruz. Unutuyoruz. Görünmeyeni arayan hareket hali içinde, yalnızca kendimizden kendimize doğru ilerliyoruz.
Kâinat kocaman bir ayna.
Hakikati aramak, kendini bulmak...
Sevginin nefrete dönüşmesi de bunun yokluğundandır. Yeşeremeyen kararır.

“Çok iyi, çok başarılı ve doğrudan yazılmış, büyük bir takdirle okuduğum sarsıcı bir roman.”

Prof. Dr. Uğur Batı








Tuğba Sarıünal Kimdir?

Tuğba Sarıünal18 Mart 1988 yılında dünyaya gelmiştir. Ankara Gazi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi’nden mezun oldu. Bir süre yüksek lisans düzeyinde eğitimine devam etti.

 Ardından Drama İstanbul Senarist Geliştirme Okulu’nda yaratıcı senaristlik eğitimi gördü. Reklam ve TV programı metin yazarlığı yaptı. İlk romanı Nakil 2011 yılında yayımlanmıştır.

 2012 yılında katıldığı Best Model yarışmasında en iyi fizik ödülünü aldı. Dinle Sevgili, Türk’ün Uzayla İmtihanı dizilerinde ve İncir Reçeli 2 filminde rol aldı. Günümüzde senaristlik ve yazarlık yapmaya devam eden Sarıünal’ın yayımlanmış 6 romanı ve 2 senaryo projesi mevcuttur.


Tuğba Sarıünal'ın Okuduğum Diğer Kitapları:

* Çarpışma


                                                     

6/20/2020

Zeno'nun Bilinci - İtalo Svevo

Haziran 20, 2020 0 Yorum
Zeno'nun Bilinci

 Ne zamandır okumak için beklettiğim bir kitaptı Zeno'nun Bilinci . İnstagramda Aygül ( @okuyanhemşiree ) okuyalım deyince işte beklediğim fırsat diyerek okumaya başladım ben de . Benim yoğun olmam kitabın da akmaması nedeniyle uzun sürdü kitabı okumam .

                Hayat ne güzeldir, ne de çirkin; fakat orijinaldir.

Kitap doktor tarafından yazılan bir ön söz ile başlıyor . Kendisine psikoanaliz için gelen hastası artık ihtiyacı kalmadığı için gelmekten vazgeçmiştir. Doktor da bunun üzerine hastaya hayatını kaleme almasını istemiştir. Hastasının yazdığı satırları da yayımlatmıştır doktor . İşte okurken gülümsediğim bu satırları aynen aktarıyorum size:

Hastamın özyaşam öyküsünü ondan intikam almak amacıyla yayımlıyor ve bu durum karşısında hayli öfkelenmesini umuyorum . Buna rağmen , tedaviye kaldığımız yerden devam etmesi şartıyla bu eserde elde edeceğim geliri kendisiyle paylaşmaya da hazır olduğumu bilmesini de isterim. 
Önsöz kısmında sonra Zeno ile tanışıyor ve onun hayat öyküsünü yine onun ağzından okuyoruz.

Birinci Dünya Savaşı öncesi dönemde başlayan kitap birinci Dünya Savaşı sırasında bitiyor . Zengin bir aileden gelen Zeno hastalık hastası , evhamlı , biraz de bencil birisi olmasına rağmen iyi niyetlidir de . Olaylara genellikle kendi tarafından bakar ve yalan demeyelim de palavra sıkmayı da sever. Bunu yanlış olduğunu , sıkıntı yaratabileceğini fark etse de yine de kendine engel olamaz.

Kitap farklı bölümlerden oluşuyor . Sigarasını bırakmak istediği bölüm. Sigarayı bırakmak istediğini söylüyor da aslında bu bölüm sadece lafta kalıyor . Ne kadar çabalayıp yardım almaya çalışsa de kendi istemedikten sonra insan başarabilir mi??

Sigara bölümünden sonra babasını ölümü geliyor . Bu bölümde de babasının ölmesine kadar onunla ilişkileri ve ona karşı neler hissettiğinden bahsediyor .

Evliliği ve metresinin anlatıldığı bölümler var sırada . Evlilik kararı ve evliliğin nasıl gerçekleştiği de ilginç bir konu . Aslında trajikomik desek daha doğru olur. Türkiye'de olsa Zeno ile o aileden kimse evlenmezdi diye düşünüyorum. Fazla konuya girmeyeceğim ancak oldukça ilginç bir o kadar da tuhaf olduğunu belirtmeliyim.

İş ortaklığı kısmı bir sonraki bölüm de . Okurken en sıkıldığım bölüm bu oldu . Sayfalar akmak bilmedi.

Bu bölümden sonra da son bölüm ile kitabı bitiriyor yazar.

Kitapta Zeno'nun gözünden olanları okurken onun hissettiklerini ve zihninden geçenleri ve insan ilişkilerini okumuş oluyoruz. Zeno aslında sıradan , pek bir özelliği olmayan zengin birisidir. Yaşamı için de sıradan denilebilir ancak o yaptıkları ve davranışları ile sıradan sınırını geçiyor .

Oldukça yavaş okudum kitabı . Yoğun bir dönemde olduğum için yazara da haksızlık etmek istemedim. Okuduğum yazılarda İtalo Svevo'nun en iyi eseri diyenler vardı . Ben yazarın farklı bir kitabını okumadığım için kıyaslama yapamam . Kitap hakkında düşüncemi belirtebilirim ancak . Ben kitap hakkında ortada kaldım . Sevdiğim tarafları da oldu sevmediğim de . Sevmediğim derken konu ya da yazım tarzı değil sıkıldım okurken . Bazı yerler uzatılmış ve gereksiz geldi. Sevdiğim ve sevmediğim tarafları  bir tartıya koyarsam sevmediğim tarafı ağır basar ...








Zeno'nun Bilinci Kitabın Adı :Zeno'nun Bilinci
Yazar :İtalo Svevo
Yayınevi :Aylak Adam Yayınları
Orjinal adı : Zeno Cosini
Çevirmen : Nazlı Brigen
Sayfa Sayısı :567

Joyce ve Kafka'nın açtığı yoldan yürüyen Svevo'nun büyüleyici ve kendine özgü romanı Zeno'nun Bilinci, okurları yerinde duramayan ve durmadan kendini aldatan bir zihnin içine sokuyor. Psikiyatrının ısrarı üzerine kaleme aldığı itiraflarında, Zeno Cosini hem işadamı hem de nevrotik kişiliğinin tüm detaylarını gözler önüne seriyor. Bir yanlışlıklar komedisi, ağırdan almanın verdiği hazlara muzip bir tanıklık ve insan doğasının son derece açık bir biçimde masaya yatırılışı olan Zeno'nun Bilinci 20. yy. İtalyan edebiyatının en önemli romanlarından biri olmaya devam ediyor.








İtalo Svevo Kimdir?

İtalo Svevo (1861-1928) Gerçek adı Ettore Schmitz olan Italo Svevo, çağdaş Avrupa edebiyatının kurucularından biri sayılır. Orta Avrupa’nın kavşak noktası niteliğindeki Trieste’de doğan ve asıl mesleği mühendislik olan Svevo’nun herkesten sakladığı yazı denemeleri 1927’de dostu James Joyce tarafından keşfedildi. İlk romanı Una Vita (Bir Hayat-1892) ve diğerleri, Senilita (Yaşlılık-1898/Çev: Gül Işık), La Coscienza di Zeno (Zeno’nun Bilinci-1923/Çev: Gül Işık) ve ölümünden sonra yayınlanan La Novela del Buon Vechio e della Bella Fanciulla (İyi Kalpli İhtiyar ile Güzel Kız Çocuğunun Hikâyesi-1929) onun İtalyan ve Avrupa edebiyatındaki yerini belgeleyen önemli eserlerdir. Zeno...’nun devamı niteliğindeki romanını yazmaktayken bir trafik kazasında ölen Svevo’nın kısa hikâye, mektup ve tiyatro oyunu gibi değişik alanlarda eserleri vardır.


                                                     
Web sitemizdeki fotoğrafların, yazıların izin alınmadan kopyalanması, yayınlanması, alıntı olduğu ve kaynağı belirtilmeden bir takım amaçlar için kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasasına aykırıdır. İzin alınmadan kopyalanan resim ve yazılarımızla ilgili dilekçe ve dava açma hakkımız saklıdır.