7/07/2020

Gwendy'nin Düğme Kutusu - Stephen King

Temmuz 07, 2020 2 Yorum
Gwendy'nin Düğme Kutusu


      Stephen King yazar da okunmaz mı ? Her yazdığı kitabı çok severek okuduğum bir yazar King . Bazı kitaplarında geçekten tüylerimi diken diken etse de bazıları ile de keyifli vakit geçirmemi sağladı. Bu nedenle kitaplığımda özel bir yere sahip yazar. 

 Gwendy'nin Düğme Kutusu Stephen King ile Richard Chizmar'ın ortaklaşa kaleme aldığı bir kitap. Richard Chizmar ismini ben ilk defa duydum. Amerikalı olan yazar bir korku edebiyat dergisinin yayımcısı aynı zamanda da korku hikayeleri yazan bir yazarmış. Gwendy'nin Düğme Kutusu , The Button Box serisinin ilk kitabı imiş ki ben de bunu kitabı bitirdikten sonra öğrendim. Ortaklaşa yazılan bu ilk kitaptan sonra serinin ikinci kitabı sadece Richard Chizmar tarafından yazılmış. King ise ön sözü yazarak kitaba katkıda bulunmuş.  Bizde Gwendy'nin Düğme Kutusu , İnkılap Kitabevi tarafından yayımlandı . Serinin diğer kitapları yayımlanacak mı bilmiyorum. 

Gwendy on bir yaşında bir çocuk. Biraz tombul olduğu için okulda kendisine lakap taktıkları için yürüyüş yaparak kilo vermeye çalışmaktadır . Amerika'daki okullarda çocuklar gerçekten çok acımasızlar. Okul yıllarında alınan ruhsal yaralar orada yaşayan çoğu insanı hayatı boyunca rahatsız etmektedir. Bizim ülkemizde o kadar değil. Benim zamanında yoktu böyle olaylar . Günümüzde ise bazı çevrelerde görmeye başladım ancak yine Amerika'daki kadar değil. Gwendy ise intihar merdivenleri denen yürürken gizemli bir adamla karşılaşır. Yabancılara karşı temkinli olaması gerektiğini bilen ve tedbiri elden bırakmayan akıllı bir kızdır Gwendy .  Bu gizemli adam ona bir kutu verir .İçinde sekiz tane düğme olan bir kutu...

  Bu kutu bildiğiniz kutulardan değildir . Düğmeler de öyle... Bu kutu sayesinde Gwendy elinde büyük bir güç tutmaktadır . Bu gücü ne şekilde kullanacağı ise ona kalmış. 

Hayal gücünün sınırlarını zorlayan bir kitap Gwendy'nin Düğme Kutusu. King'in çoğu kitabı gibi gerilm gerim gerilmeme sebep olmasa da kitaptaki gizem ve mistik hava , bilinmezlik okumama ve elimden düşürmeden bitirmeme sebep oldu. 






Gwendy'nin Düğme Kutusu
Kitabın Adı :Gwendy'nin Düğme Kutusu
Yazar :Stephen King, Richard Chizmar
Yayınevi :İnkılap Kitabevi
Orjinal adı : Gwendy's Button Box
Çevirmen : Sema Nur Toksöz
Sayfa Sayısı :136

Üzerinde 8 tane düğmesi ve 2 tane tutacağı olan bir kutu… Bu kutunun yeni sahibi; 12 yaşındaki Gwendy Peterson. Gwendy, kutunun sahip olduğu gizli ve görünmez gücü yöneterek dünyayı güzelleştirme ya da dünyayı felaketlere sürükleme gücüne sahip olduğunu fark ediyor.

Gwendy bu gizli gücün dünyanın iyiliği ya da kötülüğü üzerinde nasıl bir etkiye sahip olacağını düşünürken kutunun gücü Gwendy yönetmeye başlıyor. İşte tam da burada Gwendy’nin içindeki küçük ses giderek cevabı olmayan sorular soruyor: "Neden sen, Gwendy Peterson? Bu yuvarlak dünyada bütün o insanların içinden neden seni seçti? Bu kutu da neyin nesi… Ve bana ne yapıyor?"

Tüm bu soruların sonunda Gwendy’nin Düğme Kutusu okuru çarpıcı bir gerçekle yüzleştiriyor: "Hayatının ne kadarı kendine ait, ne kadarı ikramlarıyla ve düğmeleriyle birlikte kutuya ait?"

Usta yazar Stephen King’in ve Richard Chizmar’ın birlikte kaleme aldığı Gwendy’nin Düğme Kutusu okuyucuya hem tatlı hem de insanın keyfini kaçırabilecek bir hikâye sunuyor.










Stephen King Kimdir?

Stephen King Stephen Edwin King, 21 Eylül 1947 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Maine eyaletindeki Portland şehrinde dünyaya geldi.1970 yılında Maine Üniversitesi’nde Edebiyat Fakültesi’ne girdi. Kendisi gibi bir yazar olan Tabitha Spruce ile evlendi ve üç çocukları oldu.

Psişik güçlere sahip bir kızı anlattığı ilk romanı Göz (Carrie), 1974 yılında yayımlandı ve büyük başarı elde etti. King, bu başarıyla birlikte kendini tamamen yazmaya adadı. Göz’ün getirdiği başarı, Stephen King’i korku öyküleri dalında zirveye taşıdı. Ardından okuyucular tarafından çok beğenilen diğer kitaplarını yazdı .

Edebiyatta olduğu kadar vizyonda da büyük başarı yakalayan ve övgüyle bahsedilen Stephen King filmleri arasında Yeşil Yol da bulunmaktadır. 1996 yılında yayımlanan eserin Hollywood uyarlamasında Tom Hanks’in etkileyici oyunculuğunu görürürüz. Ayrıca Johnny Depp’in başrolünde oynadığı Gizli Pencere filmi, bir Stephen King uyarlamasıdır. John F. Kennedy süikastini konu aldığı 11/22/63 adlı romanı sinemaya uyarlanan eserleri arasına çoktan girdi bile.
Stephen King kitapları gibi filmlerinde de sayısız ödül kazanmıştır. Hikayelerindeki korku temalarını ve fantastik ögeleri mevcut toplumsal sorunlara ve insan psikolojisine dayandırarak anlatır ve yazarın başarısı bu temaları harmanlama konusundaki üstün yeteneğinden kaynaklanır.






Yazarın Okuduğum Kitapları :

* Tom Gordon'a Aşık Olan Kız

* Yüzyılın Fırtınası

* Rüyalar ve Karabasanlar 1-2-3

* Ruhlar Dükkanı

* Çılgınlığın Ötesi

* Christine

* Falcı

* Rüya Avcısı

* Doktor Uyku

* Tılsım

* Kurt Adamın Döngüsü 

* Bay Mercedes

* Kim Bulduysa Onundur 

* Son Nöbet 

* Gwendy'nin Düğme Kutusu 




                                                     

7/03/2020

Veda Ederken - Mehtap Soyuduru Çiçek

Temmuz 03, 2020 0 Yorum
Veda Ederken

“Kız sormuş adama Ali misin, Ziya mısın? diye. Adam cevap vermiş lüzumsuzca “ikisi de benim.” diye. Sonra adam sormuş kıza “sen Yasemin misin, yoksa rüya mısın?” diye...

Mehtap Soyuduru Çiçek' in yeni kitabı Veda Ederken . Okuduğum tüm kitaplarını sevmiştim yazarın  . Bu kitabını da merakla bekliyordum ve beklediğime kesinlikle değdi.

Vanilya kokulu güzel kız ile üzüm bakışlı adamın aşkı anlatılıyor kitapta. Böyle deyince sadece bir aşk romanı zannetmeyin kitabı aşktan daha fazlası var içinde. Bir dönem romanı aynı zamanda Veda Ederken . Okurken mektuplaşmaları ve telefon etmek için bakkala giden bir kızı görüyoruz. Cep telefonu , mesajlaşma ve internetin hayatın vazgeçilmezi olduğu bir dönemde bu yazılanlar çok eskide kalmış gibi geliyor ancak çok da eski değil aslında. O devirleri yaşadım ben de . Bayramda gelen tebrik kartları , senede bir kere ancak gördüğün akrabalar askere gidince her ay gelen mektuplar ... Güzel zamanlardı o zamanlar da . Şimdi herşey kolaylaşınca çabuk tüketir olduk belki de .

Veda-Ederken


80 sonrası yıllarda geçiyor kitap. Yeni mezun bir hemşire Yasemin. Doğuda askeri hastanedir ilk görev yeri. Yabancı bir şehir ve ısınamadığı , karakteri ile uyuşmayan iş arkadaşları . Ailesinden ilk defa uzak kalan ve yaralı askerleri gördükçe daha da üzülen Yasemin ile Ali Ziya'nın yolu yine üzücü bir ile kesişir. O anda kaderin onlar için planlarını bilemezlerdi ki!! Birbirlerinin vazgeçilmezi olacaklarını ve hayatın onlar için bambaşka planları olduğunu ...

Okurken içim ısındı , gülümsedim , kızdım ve kitabın sonunda da ağladım. Bu kitabı okumak isteyenler mendillerini baştan hazırlasınlar.  Kitabın adından hüzünlü bir kitap olacağı belliydi ancak bu kadarını beklemiyordum. Mehtap hanım döktürmüş yine . Duygu fırtınası arasında bıraktı beni okurken . Kitabı bir aldım elime ve bir daha bırakamadım. Diş hekiminde sıra beklerken birle kitap elimdeydi. Yorgun ve uykusuz olamasan bir günde biterdi kitap ancak uyuyakalınca ikinci güne kaldı . Uyanır uyanmaz kahvaltı etmeden bitirdim kitabı. Aklım onda kalmıştı çünkü...

Bir nokta var ki orada çok kızdım Ali Ziya'ya . Suç kişiseldir. Babanın suçu için kızı suçlanabilir mi? Ya da aileni sil denir mi bir insana ... Karışık konular ancak bu noktada çok kızdım. Hayat da böyle karışık ve mantıksız değil mi zaten . İlerisini düşünemeden hareket ederiz. Çocuklarımız yerine iyi olacağını düşündüğümüz kararlar veririz. Sonunu ise sadece tahmin ettiğimizi düşünürüz. Ancak hayat tahminlerdeki gibi gitmez hiçbir zaman. Kelebek etkisi başlatırız ve fırtınanın ne zaman dönüp bizi vuracağını bilemeyiz. Bu kitap çok şey hissettirdi ve çok şey düşündürdü.

 Bir kitap daha bitti ancak etkisi kısa sürede bitmeyecek diye düşünüyorum. Tavsiyem listemde kitap :)

Herkesin hikayesi yaşadıklarından oluşuyor, bizimki ise yaşayamadıklarımızdan.




Veda Ederken
Kitabın Adı :Veda Ederken
Yazar :Mehtap Soyuduru Çiçek
Yayınevi :Yediveren Yayınları
Sayfa Sayısı :312

Her sevdanın dimağında vedalar vardır. “Veda Ederken” alazlı güneşin altında ter, kir, yalnızlık ve mecburiyet kokan bir askerle gurbeti yeni tanımış, yeni yetme bir hemşirenin aşkından daha ötesini anlatır. Bazen bir mektupta, bazen bir darağacında, bazen bir komutanın tokadında, bazen yaşamın ta kendisinde... Aşk asla asıl konu değil bu kitapta ve bunun için de zorlamadım kendimi. Aşkı anlatırken döküldü diğerleri dilimden ve de kalemimden. Her veda gibi yürek burkmaya mecbur...

Durdukça küllenecek her acı ve biz açıp yeniden okumak isteyeceğiz bu kitabın her sayfasını. Raftan onu çekip çıkarırken bir toz bulutu yükselecek havaya. İkinci ya da üçüncü kez okuduğumuzda o toz kokusu hatırlatmak isteyecek ki bize: Bu keşmekeşte sevmek de var yanmak da... Ölmek de var kalmak da... Yaşamak da var yaşarken türlü türlü ah etmek de... Dinlemek de var anlatmak da... Nefes almak değil sadece, hepsinden az az almak var nasibe…

“Veda Ederken” sadece bir dönem romanı değildir. Anlatmak istedikleri geçmişten gelir, buram buram vanilya kokusu taşır rüzgârıyla ve “üzüm gözlü” dediğimiz herkesi anımsatır bize.








Mehtap Soyuduru Çiçek Kimdir?

23 Ağustos 1987 tarihinde İstanbul’da doğmuştur. Erciyes Üniversitesi mezunu, evli, iki erkek çocuk annesi ve bir kamu kuruluşunda memur olan yazar aslen Yozgatlıdır.
Mehtap Soyuduru Çiçek ilk önce wattpad platformunda yazmaya başladı. Daha sonra lacivert renkli bir ajandaya karalamaya başlamıştır. Yazarın ilk kurgu kahramanları kadınlardı. Yazarın basılan kitaplarının bir çoğunda kahramanları hep kadınlardan oluşmaktadır.







 Mehtap Soyuduru Çiçek'in okuduğum diğer kitapları :

*Pedina 

*Yolcu 

*Gitmesen Olmaz Mı? 

*Çiçek Gelin

*Güven Bana 

* Yalancının Mumu 


                                                     

7/02/2020

Derin Yol - Solmaz Şahin

Temmuz 02, 2020 1 Yorum
Derin Yol

  "İnsan sonsuz bir varlık olduğunun farkına varsa , yani gerçekten ne kadar büyük bir kapasitesi olduğunu anlasa zamanın oyuncağı olmaya devam eder miydi?" 

  Son zamanlarda çok şanslı olduğumu hissediyorum kitaplar yönünden . Başladığım tüm kitaplar beni şaşırtıyor bu sıralar ve bu da beni mutlu hissettiriyor.

   Derin Yol adı ve kapağı ile benim dikkatimi çeken bir kitap oldu . Yazarın araştırınca  son zamanlarda hızla çoğalan kimisi güzel kimisi ise kendisinden önce gelenlerin tekrarı gibi olan kişisel gelişim kitaplardan birisi diye düşündüm. Ancak ilk sayfaları okuyunca çok daha farklı bir kitap olduğunu anladım.

Kitabı üç bölümde ele alabiliriz.

 İlk bölümde Sevgi'yi tanıyoruz . 40 yaşına girmesine birkaç gün kalan Sevgi yalnız bir kadındır , aynı zamanda da iflasın eşiğindedir . Evinde doğum gününe adım adım ilerlerken geçmişi ile hesaplaşır bir bakıma . Ufak bir kıvılcım onda geçmişe doğru açılan bir kapı olur ve o bu kapıdan geri dönünceye kadar onunla birlikte geçmişine biz de süzülüyoruz ve onun neden bu kadar yalnız hissettiğini onun bakış açısından izleme fırsatına sahip oluyoruz. Sevgi yalnız hissetmektedir. Yaşadıklarını / anılarını okuyunca hislerinde haklı olduğunu da düşündüm. Onun geçmişine yolculuğu okuyucu olarak beni de kendi geçmişime yolculuğa çıkardı . Sevgi'nin katıksız ve doğal , içten anlatımı ister istemez insanın kendi geçmişini düşünmeye sevk ediyor. Onun çocukluğunu okurken anne ve babasına ne kadar kızdım anlatamam . Aslında iki gün gibi kısa bir süreyi anlatıyor ilk bölüm ancak bu iki gün içerisine Sevgi'nin 40 yılı sığıyor.

Derin Yol


"Karanlıkta aradığın hiçbir şeyi bulamazsın."
"Ben bir şey aramıyorum..."
"Artık arıyorsun."
"Ne arıyorum?"
" Kendini... Bir yolculuğun içindesin artık ve yolculuk arayışla başlar..."

 İkinci bölümde Sevgi , Derin ile tanışıyor ve onunla kendi içine doğru bir yolculuğa çıkıyor . Bu bölüm kişisel gelişim tarzında diyebiliriz. Bu bölümde Sevgi'nin kendini daha iyi tanıması ve geçmişi ile barışması için Derin farklı taktikler uyguluyor . Bu bölümü de büyük bir dikkatle okudum. Bazı taktikler bizde de işe yarayabilir...

 Üçüncü bölüm olarak nitelendirdiğim son bölümde ise yazar beni gerçekten çok şaşırttı. Bazı tuhaflıkları fark etsem de böyle bir sonu beklemiyordum. Her şeyin açığa çıktığı bu bölümle yazar harika bir son yaratmış  .

  Kişisel gelişim ve kurgunun harmanlanmış hali olan Derin Yol'u ben çok sevdim. Yazar Solmaz Şahin'in kalemine sağlık:)

Derin Yol Kitabından Alıntılar:

"Varoluş denge yasasıyla işler . Alma verme dengesinin ihlali olduğunda duruma el koymak zorunda kalır bazen ."

"Fazla fedakarlık kişinin kendi kul hakkına girmesidir..."

" Bilinçaltı düşüncelerinle olduğa kadar , senin ağzından çıkan sözcüklerle de senin realiteni yaratır. Önemli olduğu için tekrarlıyorum; ağzından çıkan  her negatif ve her pozitif sözcüğün içeriğini mutlaka senin önüne çıkarır . Aslında o senin emir erin gibidir , düşüncelerini ve kelimelerini komut olarak kabul eder. "






Derin Yol
Kitabın Adı : Derin Yol
Yazar : Solmaz Şahin
Yayınevi : Feniks Yayınları
Sayfa Sayısı :336

Ya bu kitap kendini bulma yolculuğun için bir davetse?..

Derin Yol'da sizi peşinden sürükleyecek güçlü karakterlerle tanışacaksınız ama o salt bir roman değil. Derin Yol'da sizin gerçek potansiyelinizi ve mutluluğunuzu sınırlayan blokajlardan özgürleşmenizi sağlayacak ve daha güzel bir realitede daha huzurlu, daha keyifli, daha tatminkâr ve ‘an'da yaşamanızı hedefleyen bilgiler hatta içine serpişt"irilmiş teknikler bulacaksınız ama o bir kişisel gelişim kitabı da değil. Bu kitabı okurken kendinizden sakladığınız parçalarla yüzleşebilecek, yüzleştikçe de içsel hesaplaşmalarınızın dosyalarını tek tek kapatma imkânı bulabileceksiniz ama bu bir psikolojik kitap da değil. Derin Yol için, ‘hayatın tüm pencerelerinden dünyayı pozitif bir persfektiften görmenizi sağlayacak, bilinç kapasitelerinizi kodlayıcı, hazırlayıcı, açıcı ve uyandırıcı bir fonksiyonu vardır' demek daha net bir tanım...

Ya bu kitap hapsettiğin, kafese soktuğun hayatın ve kendin için bir özgürleşme rehberi olacaksa?..

"Romanımın baş kahramanı Derin, kitabımdaki başköşedeki yerini almadan hayli zaman önce, yine kendimi yapayalnız, yaşam içinde sıkışıp kalmış ve mutsuz hissettiğim bir anımda usulca yanıma gelmiş ve ben acılarımla boğuşurken kulağıma o kadifemsi ses tonuyla şöyle demişti:
‘Öyle bir an gelir ki, tüm çıkışların kapandığını, tüm renklerin siyaha boyandığını, tüm hayallerinin dipsiz bir kuyunun içinde kaybolduğunu zannedersin. Öyle değil işte... O nokta; senin, derinliğinde seni bekleyen o yolda o yolculuğa çıkman için start verdiğin zamandır. O nokta, kaybettiğin seni bulacağın yolun başlangıç noktasıdır.'

O olmasaydı ben bu kitabı yazamazdım. Meğer ben onunla Derin Yol'da yürümeye mecburmuşum. Derin kim mi? Aslında okuyunca anlayacaksınız ki o soruyu zaman zaman ben de çok sordum. ‘Sonunda cevabı buldum mu?' ‘Evet, buldum.'

Bu kitap şu anda elinde ise seni ışığa çıkaracak kendi derinliklerindeki bir Derin ile sen de buluşacaksın demektir...





Solmaz Şahin Kimdir?

Bandırma’da asker bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Liseyi Bandırma Şehit Mehmet Gönenç Lisesi’nde okudu. MSGSÜ özel yetenek sınavıyla 1990’da Tekstil bölümünü kazandı. Profesyonel iş hayatına 1993’de Hasteks Şirketler Grubu’na girerek başladı. Daha sonra Günteks ve Moya Tekstil’de tasarımcı (stylist) olarak çalıştı. 1994’de The Marmara Oteli’nde kendi tasarımlarıyla yaptığı defilesiyle, bu sektördeki ilk hayalini gerçekleştirdi. Avrupa’da Otto gibi moda dergileri tasarımlarına yer verdi. 1995’de ilk atölyesini kurdu kendi etiketiyle ihracat yaptı. A.Ü. ‘’Halkla İlişkiler’’ bölümünden 2004’de mezun oldu. 2004-2007 yılları arasında Ziebart’da yönetici olarak çalıştı. 2009’da Türvak’ın Drama Bölümü’nden mezun oldu. Sinema ve dizi sektöründe Sanat Yönetmenliği, Yapım Koordinatörlüğü ve sektörel kanallara iş dünyasının farklı alanlarıyla ilgili çeşitli program format çalışmaları ve yapımcılık yaptı. 2016’da Business Channel Türk TV’de ‘Solmaz Şahin’le Değişim Atölyesi’ adlı programın yapımcılığını ve sunuculuğunu yaptı. Halen televizyoncu kimliğini de kişisel gelişimle ilgili konuları programlarında konu alarak çalışmalarını devam ettirmekte. Çalışma hayatındaki yelpaze genişliğinin ona kattığı farklı deneyimler, dünyadaki birçok ülkeye yaptığı seyahatlerde tanıdığı farklı kültür ve yaşam tarzlarına sahip insanlar, hayatı ve insanı keşif yolculuğunda ona rehber oldu. Kişisel Gelişim alanına giren birçok dalda yurt dışında ve yurt içinde eğitim ve seminerlere katıldı. Profesyonel Yaşam Koçu, Bilinçaltı Dönüşüm Terapisti, NLP Master, Reiki Master, Access Bars Eğitmen ve Uygulayıcı, ThetaHealing® Uygulayıcı, EFT terapisti olarak çalışmalarını sürdürmektedir. Eğitmenliğinin yanı sıra bireysel seanslar da vermektedir. (http://www.solmazsahin.com.tr/ sitesinden alınmıştır )


                                                     

6/30/2020

Yanılsamalar Kitabı - Paul Auster

Haziran 30, 2020 2 Yorum
Yanılsamalar Kitabı

"Resimler ne kadar güzel ya da çarpıcı olursa olsun, beni asla sözcüklerin tatmin ettiği kadar etmiyordu."

 Haziran ayında @biryazarbinokur grubumuzla birlikte @fatmainak 'ın seçimi ile Paul Auster okuduk. Benim seçtiğim kitap Yanılsamalar Kitabı oldu . Aslında yazarın daha fazla kitabını okumak isterdim ancak çok yoğun olduğum için sadece bir kitap okuyabildim.

 Daha önce New York Üçlemesi ile yazarın kalemi ile tanışmıştım  . Bu nedenle çok yabancılık çekmedim okurken . ➡ New York Üçlemesi ;  Cam Kent , Hayaletler , Kilitli Oda kitaplarından oluşmaktadır .  ⬅

  David bir üniversitede öğretim üyesidir.  Aynı zamanda yazar ve çevirmendir. Eşi ve iki oğlunu uçak kazasında kaybettikten sonra dünyadan kopmuş , boşluk içerisinde kalmıştır. Bir gün televizyonda sessiz film üzerine izlediği bir belgeselde Hector Mann ile karşılaşır . Bu siyah beyaz film sanatçısını seyrederken kahkaha attığını fark eder. Uzun süredir kahkaha değil gülümsememiştir bile . Bu kahkaha sonrası David , Hector Mann üzerine düşünmeye ve araştırmaya başlar. Kimdir bu Hector Mann? Yıllar önce ortadan kaybolup sırra kadem basan bu adam ve filmlerini daha çok merak etmeye başlar . Ülkenin farklı yerlerinde filmleri olduğunu öğrenir ve bunları aramak için yola çıkar . Bu yolculuk başında da bu konuda bir kitap yazma fikri doğar....


 David bu kitabı yazdıktan yıllar sonra bir mektup alır . Mektubu yazan kadın Hector Mann'ın eşi olduğunu söylemekte ve Hector'ı görmesi için onu çiftliğe davet etmektedir. İşte tam olarak bu mektubu aldığı zaman başlar kitabımız da....

  New York Üçlemesi beni çeken olduğu kadar iten bir kitaptı da . Yanılsamalar Kitabı ise tam tersi çekti beni . Elimden bırakamadan okudum. Çok farklı ve canlı bir kitaptı  . Okuduğum herşey o kadar net canlandı ki gözlerimde o yüzden canlı diyorum. Kitap bizi çok farklı yolculuklara çıkarıyor. İlk olarak David ve onun yaşadıkları ve ruh hali var. Kitap boyunca da zaten David'in ağzından okuyoruz herşeyi. İkinci olarak da filmler . Filmleri David kare kare aktarıyor bize. Bu nedenle filmi seyretmiş kadar oluyoruz. Bu kitap aynı zamanda film de içeriyor dersem yanlış demiş olmam . Son olarak da Hector Mann'ın hayatından bir kesiti de içeriyor. Alma , David'e uçakta Hector'ı anlatırken biz de Hector'ın gözünden onun yaşadıklarına tanık oluyoruz. Bu nedenle çok yönlü bir kitap olduğunu da söyleyebilirim. Okuduğum en farklı kitaplardan birisiydi . Paul Auster kaleminin sihrini konuşturmuş bana göre.

  Ben kitabı çok sevdim. Tavsiye noktasında ise net bir şey söyleyemiyorum.  Goodreads'e göre kitabı sevmeyenler de var. Bu nedenle konu ilginizi çektiyse alın pişman olmazsınız diyorum.






Yanılsamalar Kitabı
Kitabın Adı :Yanılsamalar Kitabı
Yazar : Paul Auster
Yayınevi : Can Yayınları
Orjinal adı :The Book of Illusions
Çevirmen :İlknur Özdemir
Sayfa Sayısı :306

Karısıyla iki küçük oğlunu bir uçak kazasında yitiren David Zimmer, yaşayan bir ölüye dönüşmüştür, kederini alkole gömerken günlerini kendine acıyarak geçirmeyi sürdürür. Bir gece televizyon izlerken, sessiz film döneminin komedi oyuncularından Hector Mann üzerine bir belgesele rastlayınca hayata bakışı bir anda değişir. Altmış yıl önce ansızın ortadan kaybolan ve o zamandan beri kendisinden haber alınamayan bu gizemli oyuncunun filmlerinin peşine düşen, Avrupa ve Amerika'da dolaşan David, sonunda onun hakkında bir kitap yazar. Kitap yayınlandıktan hemen sonra aldığı ve başka bir dünyadan gelmişe benzeyen ilginç bir mektupla hayatı geri dönülmez biçimde değişecektir. Soluk kesici bir tempoda ilerleyen bu şaşırtıcı roman, okuru gülünçle trajik olanın, gerçekle hayalin, şiddetle yumuşaklığın birbirinin içinde eridiği bir imgeler evreninde dolaştırıyor. Önceki romanlarında olduğu gibi rastlantıların insan yaşamında oynadığı rolün altını çizen, bütün olayların birbirine bağlanıp çözüldüğü "Yanılsamalar Kitabı", Amerika'nın en güçlü ve özgün yazarlarından Paul Auster'ın, içeriği en yoğun, duygusal yanı en zengin romanlarının başında geliyor.




Paul Auster Kimdir?

Paul Auster 3 Şubat 1947 doğumlu Paul Auster, çağdaş Amerikan edebiyatının en parlak temsilcilerinden. Yazı yazmaya 12 yaşında başladı. Columbia Üniversitesi'nde Fransız, İngiliz ve İtalyan edebiyatı okudu. Fransızca'dan çeviriler yaptı. 1971-75 yılları arasında Fransa'da oturdu, 1977'de oğlu doğdu, 1979'da babasının ölümünden sonra, onu konu aldığı yaşamöyküsel romanı Yalnızlığın Keşfi'ni yazdı. Denemelerini ve şiirlerini çeşitli yayın organlarında yayınladı. 1981 yılında şimdiki eşi yazar Siri Hustvedt'le evlendi. Yirminci yüzyıl Fransız şiiri üzerine önemli bir antoloji yayınladı. 1986-1990 yılları arasında Princeton Üniversitesi'nde çeviri dersleri verdi. Romancılık, şairlik, çevirmenlik, deneme ve senaryo yazarlığı gibi çeşitli yönlere sahip bir yazar olan Paul Auster, eşi ve iki çocuğuyla New York'ta, Brooklyn'de oturmaktadır.


Paul Auster'in Okuduğum Diğer Kitapları :

* New York Üçlemesi
  1- Cam Kent
  2 - Hayaletler
  3- Kilitli Oda

                                                     

6/25/2020

Ana - Maksim Gorki

Haziran 25, 2020 1 Yorum
Ana

" Karını tok olanlar çoktur ama dürüstü yoktur!"

Haziran ayı #1nobel1klasik etkinliğimizin kitabı Maksim Gorki'nin kaleminden Ana idi. Yılın başında kitabı almıştım . Etkinlik kitabı olduğu için okumayıp beklettim kitabı.

Sosyalist gerçekçi yazımın öncüsü olan Gorki'nin okuduğum ilk eseri Ana. Yazar 1892 yılında Tiflis'te Kafkasya gazetesinde yazmaya başladığı zaman yoksullukla ve acıyla dolu bir yaşam sürdüğü için Rusçada acı anlamına gelen Gorki takma adını kullanmaya başlamıştır. Biz de bugün yazarı bu takma adı ile tanıyoruz. Gerçek adı Aleksey Maksimoviç Peşkov'dur .

  Kitapta bir taraftan çarlık Rusyasını anlatırken diğer taraftan da işçilerin yaşam koşullarını ve bu koşullara karşı gelenleri ve işçi sınıfının örgütlenmesini Ana'nın gözüyle ve onun yaşamı çerçevesinde anlatıyor Gorki .

  Ana köylü bir kadın , bir işçi eşidir. Eşi akşamları içmekte ve eşine de kötü davranmakta , ona şiddet uygulamaktadır . Eşinin ölümünden sonra Ana oğlu Pavel ile başbaşa kalır . O güne kadar birbirleri ile iletişimi pek olmayan ana oğul başta birbirlerine nasıl davranacaklarını tam bilemeseler de zamanla yakınlaşırlar.

   Şartlara karşı gelen ve işçileri örgütleyip bilinçlendirmeye çalışan oğlu ve arkadaşlarının başta ne yapmaya çalıştıklarını anlayamayan Ana , zamanla onları anlamaya başlar ve kendini de geliştirir. Başta o konuşmaya bile çekinen , içine kapalı kadın bu gençlerin arasına yavaş yavaş karılırken oğlunun en büyük destekçisi olacak ve onlara yardım edecektir.

  Akıcı ve sade anlatım tarzı ile Gorki'nin tarzını çok sevdim. Bundan sonra diğer kitaplarını de okumak istediğim önemli yazarlar arasına kattım kendisini.

Ana Kitabından Alıntılar :


"Mantık güç vermez insana!" diye karşı çıktı Rybin, " Gücü veren kafa değil yürektir. "

" Tanrı sözcükler topluluğudur , sözcükler topluluğu ise ruhtur ..."

"Tanrı yürekte ve ustadır ama kilisede değildir.
Kiliseyse ,Tanrı ve insanların mezarlığıdır."

"Kişi salt kendi kıskançlıkları ve istekleri için yaşıyor çağımıza. Her biri büyük bir zevk alıyor kötülük yapmaktan. "

" ... bebeği doyurmak zordur, insanlara iyi ve doğruyu öğretmekse daha güç."

 " Kendi sopası insana daha hafif vurur. .."

 " Yaşam ata benzemez! "... " Onu kırbaçla yola getiremezsin!"

 " Yürekteki ışık puslu olunca çok is tutar. "

"İyi bir insan için yaşamak zor, ölmekse kolaydır ..."




Ana
Kitabın Adı : Ana
Yazar : Maksim Gorki
Yayınevi : Venedik Yayınları
Orjinal adı : Мать
Çevirmen : Kısmet Er
Sayfa Sayısı :376

Günlerin alışılmış kirli havası içinde, buhar gücüyle çalışan fabrikaların keskin düdüğü, işçi mahallelerin üstünde dumanlı kirli havayı parçalarcasına çınladığında, dinlenip de kulübelerinden, üstleri ışık çevrilip ürkütülmüş hamamböcekleri gibi dışarı fırlayıp, soğuk ve alacakaranlık yollarda, pencerelerindden parlayan sarı bir ışıkla şose yolu parlatan fabrikanın yüksek taş duvarlarına doğru yol alırlardı. İstimin komurtusuyla birlikte diğer makinelerin boğuk gürültüsü mahalleye hakim olurken, bacaların asık suratlı kara görüntüsü birer sopa gibi mhallenin üzerine egemenliini kurardı. Yorgun ayaklarını, sürükleyerek fabrikanın taş duvarlarla çevrili geniş dörtgenine doğru, köyün kaldırımsız, daracaık yolundan yürürlerdi. Fabrika, katıysız, sakin bu gelenleri kifli pencere dizileriyle beklerdi. Yıcık vıcık çamur ve pislik, yürüyenlerin ayaklarına sınavnıp tuhaf sesler çıkarırdı. Sağdan soldan, kısık ve uykulu seslerin çığrışması işitlirdi. Tuhaf sövüşmelerle karşılık veren sesler; bu seslere, gürültülere buharın ıslıkları karışırdı. Fabrikanın bacalar, kasıntılı bir güven duygusuyla kalın sütunlar benzeri yükselirdi köyün üstünde...







Maksim Gorki Kimdir?

Maksim Gorki 28 Mart 1868 yılında dünyaya geldi. Çocukluk yılları Astrahan’da geçen yazar 5 yaşındayken babasını kaybetti. Daha sonra annesi tekrar evlendi. Gorki’yi büyükannesi ve büyükbabasının yanına gönderdi. Ünlü yazar 11 yaşındayken annesini Verem’den dolayı kaybetti. Çok kısa bir süre okula gidebildi ve daha sekiz yaşındayken çalışmaya başladı. Küçük yaşlarda çalışmaya başlayınca Rus işçi sınıfının yaşamına yakından tanıklık etti. 1 Mayıs marşının sözleri Maksim Gorki’ye aittir. Gorki on yaşına geldiğinde bir ayakkabı mağazasında çalışmaya başladı ve burada kaynar çorbadan elleri yanınca büyükannesinin evine döndü. İyileştikten sonra bir mimarın yayına çırak olarak verildi. Mimarın evinde hizmetçilik yaptı ancak ağır şartlardan dolayı 1 yıl sonra kaçtı. Volga’daki gemilerden birine girdi aşçı yamaklığı yaparak bulaşık yıkadı. Okuma merakı başlayan yazar, Rusçada yoksulluk ve acı anlamlarına gelen Gorki takma ismini aldı. İntihara kalkıştı ve bundan sonra 5 yıl serseri gibi Rusya’yı dolaştı. Maksim Gorki çocukluğunu ve gençlik yıllarını yoksulluk ve acı içinde geçirdi. Dünya edebiyatında klasik olan "Çocukluğum" ve "Ekmeğimi Kazanırken" isimli eserlerinde bu dönemlerini detaylı olarak anlatıyor. Çocukluk döneminde yaşadığı acıların tek avuntusu büyükannesiydi. İyi yürekli bir kadın olan büyükanne Maksim Gorki’nin her zaman arkasında oldu. "Ekmeğimi Kazanırken" ve "Benim Üniversitelerim" adlı eserlerinde ninesine olan sevgisini anlattı. Öykülerinde ülkesinin toplumsal zorluklarını işledi. Sistemi eleştiren yazar daha sonra ideolojik edebiyatı savundu. 1898 yılında yayınlandığı ilk kitabı "Hikaye Denemeleri" çok beğenildi. "Ayak Takımı Arasında" ve "Küçük Burjuvalar" oyunları sahnelendi. Bu yıllarda ünü gün geçtikçe hızla artmaya başladı. Rus devrimine adadığı en başarılı romanı "Ana" günümüzün en iyi eserleri arasında yer alır. Çar rejimine karşı olan tutumundan dolayı defalarca tutuklandı. Gorki, Lenin ile tanışarak samimi bir arkadaşlık kurdu. Yakalandığı verem hastalığından dolayı devlet onu İtalya’ya gönderdi. 1928 yılında geri döndü ve 14 Haziran 1936 yılında Moskova’da zatürreden yaşamını yitirdi.

                                                     

6/24/2020

Fil Saati - Tuğba Sarıünal

Haziran 24, 2020 3 Yorum
Fil Saati

  Çarpışma kitabını okuduktan sonra kalemini çok sevdiğim Tuğba Sarıünal'ın yeni kitabı Fil Saati'ni yine çok sevdim hatta Çarpışma'dan daha çok sevdim.

  Kitabın konusuna ve kitap yorumuna geçmeden önce kitaba adını veren Fil Saati'ndan bahsetmek istiyorum. Bundan 9 asır önce El-Ceziri tarafından tasarlanmış filli su saati.

filli su saati


  El Cezerî kimdir derseniz İslam'ın Altın Çağında çalışmalar yapan Müslüman Arap mucit ve mühendistir.  Sibernetiğin ilk adımlarını attığı ve ilk robotu yapıp çalıştırdığı kabul edilen El Cezeri'nin Leonardo da Vinci'ye ilham kaynağı olduğu düşünülür.

Filli Su Saati


Filli Saat ise 2 buçuk metrelik bir saattir ve  günü 24 eşit parçaya ayırır ve işaretini her yarım saatte bir verir. Bu kompleks yapı şamandıra sistemiyle işler. Filin sırtında bulunan katip her yarım saati elindeki kalemi çizelge üzerinde kaydırarak belirtir. Yarım ve tam saatleri birbirinden ayırmak içinse filin üzerindeki bir figür tam saatlerde sağ, yarım saatlerde sol elini kaldırır. Bu yarım saatlik ara tamamlanınca bir ip yardımıyla kuleden bir küre bırakılır. Küre, saate yerleştirilen figürlerin hepsini hareket ettirmeye başlar. Bir kuş döner, kulenin üstündeki adam ellerini kaldırır, iki yılan aşağı doğru hareket eder. Son olarak filin boynundaki katibin sağ eliyle file sol eliyle trompete vurmasıyla da düzenek diğer yarım saatlik bölüm için ilk haline çevrilmiş olur. (Bu bilgiler Tarihhaber.net sitesinden alınmıştır )

  Tarihi bir saatti de içeren , polisiye , bilim kurgu , fantastik öğeler ve tasavvufu da içinde barındıran harika bir roman Fil Saati. Bütün öğeler öyle bir harmanlanmış ki şu da olsa daha iyi olurdu ya da bu da olmasaydı diyemiyorsunuz. Bu noktada yazarın hayal gücüne hayran oldum ve kalemini bir kere daha takdir ettim.

 Güneş psikolog genç bir hanımdır . Bir gün bir kitapçıda etkileyici genç bir adamla tanışır ve tanıştıkları gün gözlerinin önünde vurularak öldürülür bu genç adam . İşte tam da bu noktada başlıyor kitabımız ve böyle bir başlangıçtan sonra da kitabı elinizden bırakamıyorsunuz.

Fil Saati


  Çok karakterli ve çok olaylı bir kitap Fil Saati . Cinayetler işleniyor ve polis katil olduğunu düşündüğü/tespit ettiği katilin peşinden gidiyor. Katile götüreceğini düşündükleri tek kişi ise küçük bir çocuk. Anne ve babası ortadan kaybolunca yurda yerleştirilen Eren. Tesadüf bu ya Eren'in psikologu da Güneş. Olayların peşini bırakmayan Komiser Merih . Olaya karışan başka karakterler de var da onları da okumak isteyenlere bırakıyorum. Niyetim kitabın özetini çıkarmak değil. Bilgi verip bana hissettirdiklerini aktarmak.

Kitabı okurken teoriler oluşturmayın benim gibi. Zihninizi serbest bırakın ve bütün olasılıklara açık olun. Çünkü bu kitap gerçekten şaşırtacak . Beni şaşırttı ve işte benim aradığım kitap tarzı dedirtti.

Bazı olaylardan görünenin ötesi vardır . Bu kitaptaki olaylarda da görünenin ötesi var. Okurken izlediğim bir film aklıma geldi ve umarım onun gibi değildir dedim.Bu film Predestination'dı . Bir çok insan çok beğense de filmin mantığını sevmemiştim. Neyse ki kitabın dayanağı daha farklı çıktı. Tam bu beni çok şaşırttı derken sonunda yine ters köşe yaptı yazar. Kitabın devamı da gelecek . Çünkü öyle bir şekilde bitti ki olacakları ve kitabın bizi nereye götüreceğini çok merak ediyorum . Hazır filmlere benzetmişken belirteyim ki son kısım biraz bana İnvasion filmini hatırlattı. ( İnvasion filmini merak ediyorsanız burayı tıklayabilirsiniz. )  Filmle aralarındaki benzerliğin boyutu devam kitabını okuyunca netleşecek aklımda. Umarım yazar beni ve benim gibi kitabı çok sevenleri fazla bekletmez umarım.







Fil Saati Kitabın Adı : Fil Saati
Yazar :Tuğba Sarıünal
Yayınevi : Destek Yayınları
Sayfa Sayısı : 192

Her şey tek bir sorudan evrilir, gelişir ve değişir:

“Bu dünyadaki yerim nedir?”

Elmasın kömürde, ipliğin pamukta gizli olduğu dünya burası.

Sır hem gözünün önünde hem de gören gözün sindiremeyeceği kadar derinde.

Aldığı nefesi kendi içinde kaybettiğini bilmeyen insan, kendi dışında arasa da neyi bulacak sanki?

Hareket ediyoruz. Karşılaşıyoruz. Hatırlıyoruz. Unutuyoruz. Görünmeyeni arayan hareket hali içinde, yalnızca kendimizden kendimize doğru ilerliyoruz.
Kâinat kocaman bir ayna.
Hakikati aramak, kendini bulmak...
Sevginin nefrete dönüşmesi de bunun yokluğundandır. Yeşeremeyen kararır.

“Çok iyi, çok başarılı ve doğrudan yazılmış, büyük bir takdirle okuduğum sarsıcı bir roman.”

Prof. Dr. Uğur Batı








Tuğba Sarıünal Kimdir?

Tuğba Sarıünal18 Mart 1988 yılında dünyaya gelmiştir. Ankara Gazi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi’nden mezun oldu. Bir süre yüksek lisans düzeyinde eğitimine devam etti.

 Ardından Drama İstanbul Senarist Geliştirme Okulu’nda yaratıcı senaristlik eğitimi gördü. Reklam ve TV programı metin yazarlığı yaptı. İlk romanı Nakil 2011 yılında yayımlanmıştır.

 2012 yılında katıldığı Best Model yarışmasında en iyi fizik ödülünü aldı. Dinle Sevgili, Türk’ün Uzayla İmtihanı dizilerinde ve İncir Reçeli 2 filminde rol aldı. Günümüzde senaristlik ve yazarlık yapmaya devam eden Sarıünal’ın yayımlanmış 6 romanı ve 2 senaryo projesi mevcuttur.


Tuğba Sarıünal'ın Okuduğum Diğer Kitapları:

* Çarpışma


                                                     

6/20/2020

Zeno'nun Bilinci - İtalo Svevo

Haziran 20, 2020 0 Yorum
Zeno'nun Bilinci

 Ne zamandır okumak için beklettiğim bir kitaptı Zeno'nun Bilinci . İnstagramda Aygül ( @okuyanhemşiree ) okuyalım deyince işte beklediğim fırsat diyerek okumaya başladım ben de . Benim yoğun olmam kitabın da akmaması nedeniyle uzun sürdü kitabı okumam .

                Hayat ne güzeldir, ne de çirkin; fakat orijinaldir.

Kitap doktor tarafından yazılan bir ön söz ile başlıyor . Kendisine psikoanaliz için gelen hastası artık ihtiyacı kalmadığı için gelmekten vazgeçmiştir. Doktor da bunun üzerine hastaya hayatını kaleme almasını istemiştir. Hastasının yazdığı satırları da yayımlatmıştır doktor . İşte okurken gülümsediğim bu satırları aynen aktarıyorum size:

Hastamın özyaşam öyküsünü ondan intikam almak amacıyla yayımlıyor ve bu durum karşısında hayli öfkelenmesini umuyorum . Buna rağmen , tedaviye kaldığımız yerden devam etmesi şartıyla bu eserde elde edeceğim geliri kendisiyle paylaşmaya da hazır olduğumu bilmesini de isterim. 
Önsöz kısmında sonra Zeno ile tanışıyor ve onun hayat öyküsünü yine onun ağzından okuyoruz.

Birinci Dünya Savaşı öncesi dönemde başlayan kitap birinci Dünya Savaşı sırasında bitiyor . Zengin bir aileden gelen Zeno hastalık hastası , evhamlı , biraz de bencil birisi olmasına rağmen iyi niyetlidir de . Olaylara genellikle kendi tarafından bakar ve yalan demeyelim de palavra sıkmayı da sever. Bunu yanlış olduğunu , sıkıntı yaratabileceğini fark etse de yine de kendine engel olamaz.

Kitap farklı bölümlerden oluşuyor . Sigarasını bırakmak istediği bölüm. Sigarayı bırakmak istediğini söylüyor da aslında bu bölüm sadece lafta kalıyor . Ne kadar çabalayıp yardım almaya çalışsa de kendi istemedikten sonra insan başarabilir mi??

Sigara bölümünden sonra babasını ölümü geliyor . Bu bölümde de babasının ölmesine kadar onunla ilişkileri ve ona karşı neler hissettiğinden bahsediyor .

Evliliği ve metresinin anlatıldığı bölümler var sırada . Evlilik kararı ve evliliğin nasıl gerçekleştiği de ilginç bir konu . Aslında trajikomik desek daha doğru olur. Türkiye'de olsa Zeno ile o aileden kimse evlenmezdi diye düşünüyorum. Fazla konuya girmeyeceğim ancak oldukça ilginç bir o kadar da tuhaf olduğunu belirtmeliyim.

İş ortaklığı kısmı bir sonraki bölüm de . Okurken en sıkıldığım bölüm bu oldu . Sayfalar akmak bilmedi.

Bu bölümden sonra da son bölüm ile kitabı bitiriyor yazar.

Kitapta Zeno'nun gözünden olanları okurken onun hissettiklerini ve zihninden geçenleri ve insan ilişkilerini okumuş oluyoruz. Zeno aslında sıradan , pek bir özelliği olmayan zengin birisidir. Yaşamı için de sıradan denilebilir ancak o yaptıkları ve davranışları ile sıradan sınırını geçiyor .

Oldukça yavaş okudum kitabı . Yoğun bir dönemde olduğum için yazara da haksızlık etmek istemedim. Okuduğum yazılarda İtalo Svevo'nun en iyi eseri diyenler vardı . Ben yazarın farklı bir kitabını okumadığım için kıyaslama yapamam . Kitap hakkında düşüncemi belirtebilirim ancak . Ben kitap hakkında ortada kaldım . Sevdiğim tarafları da oldu sevmediğim de . Sevmediğim derken konu ya da yazım tarzı değil sıkıldım okurken . Bazı yerler uzatılmış ve gereksiz geldi. Sevdiğim ve sevmediğim tarafları  bir tartıya koyarsam sevmediğim tarafı ağır basar ...








Zeno'nun Bilinci Kitabın Adı :Zeno'nun Bilinci
Yazar :İtalo Svevo
Yayınevi :Aylak Adam Yayınları
Orjinal adı : Zeno Cosini
Çevirmen : Nazlı Brigen
Sayfa Sayısı :567

Joyce ve Kafka'nın açtığı yoldan yürüyen Svevo'nun büyüleyici ve kendine özgü romanı Zeno'nun Bilinci, okurları yerinde duramayan ve durmadan kendini aldatan bir zihnin içine sokuyor. Psikiyatrının ısrarı üzerine kaleme aldığı itiraflarında, Zeno Cosini hem işadamı hem de nevrotik kişiliğinin tüm detaylarını gözler önüne seriyor. Bir yanlışlıklar komedisi, ağırdan almanın verdiği hazlara muzip bir tanıklık ve insan doğasının son derece açık bir biçimde masaya yatırılışı olan Zeno'nun Bilinci 20. yy. İtalyan edebiyatının en önemli romanlarından biri olmaya devam ediyor.








İtalo Svevo Kimdir?

İtalo Svevo (1861-1928) Gerçek adı Ettore Schmitz olan Italo Svevo, çağdaş Avrupa edebiyatının kurucularından biri sayılır. Orta Avrupa’nın kavşak noktası niteliğindeki Trieste’de doğan ve asıl mesleği mühendislik olan Svevo’nun herkesten sakladığı yazı denemeleri 1927’de dostu James Joyce tarafından keşfedildi. İlk romanı Una Vita (Bir Hayat-1892) ve diğerleri, Senilita (Yaşlılık-1898/Çev: Gül Işık), La Coscienza di Zeno (Zeno’nun Bilinci-1923/Çev: Gül Işık) ve ölümünden sonra yayınlanan La Novela del Buon Vechio e della Bella Fanciulla (İyi Kalpli İhtiyar ile Güzel Kız Çocuğunun Hikâyesi-1929) onun İtalyan ve Avrupa edebiyatındaki yerini belgeleyen önemli eserlerdir. Zeno...’nun devamı niteliğindeki romanını yazmaktayken bir trafik kazasında ölen Svevo’nın kısa hikâye, mektup ve tiyatro oyunu gibi değişik alanlarda eserleri vardır.


                                                     

6/18/2020

1984 - Goerge Orwell

Haziran 18, 2020 1 Yorum

1984

 Hayvan Çiftliği kitabı ile yazarın kalemi ile tanıştım ve hayran oldum. Hem eğlenceli hem de düşündürücü bir kitap oldu benim için. Kısa sürede biten ancak etkisi hiç de bitmeyen bir kitaptı. Hayvan Çiftliği'ni okuduktan sonra 1984 listemin üst seviyelerinde yer aldı ve sonunda okuyabildim kitabı.

SAVAŞ BARIŞTIR
ÖZGÜRLÜK KÖLELİKTİR
CAHİLLİK GÜÇTÜR


  1984 'ü okumaya başladıktan sonra ilk sayfalarda yukarıda bıraktığım cümleler karşıladı beni . Birkaç kere okudum bu yazılanlar ve ne demek istediğini , ardındaki anlamları üzerine bir süre düşündüm. Kitap boyunca birçok yerde karşıma çıkan bu cümlelerin anlamlarını kitabın son bölümünde net olarak anladığımı belirtmeliyim. O zamana kadar çıkarım yapmıştım sadece fakat ne demek istediği son bölümde gayet net olarak anlatılıyor .

  Goerge Orwell'in kaleminden çıkan bu kitap bir distopya . Tüm dünyada okunan , okuyanları etkileyen bu distopyanın filmi de çekilmiş. Kitabı okuduktan sonra filmini de ara vermeden izledim ve kitaptan sonra ondan da bahsetmek istiyorum.

  Kitaptaki olaylar bir karakterin etrafında gelişiyor ve onun bakış açısı ile aktarılıyor: Winston . Dünya'ya egemen olan üç ülke kalmıştır . Okyanusya , Avrasya , Doğuasya . Bizim okuduğumuz olaylar Okyanusya ülkesinde yer alan Londra 'da geçiyor .

1984

Ülke genelinde piramidin üstünde Büyük Birader (BB) yer alıyor . Büyük biraderin fikirleri ,ideolojisi ve yönetimi benimsenmiştir. Evlerde bulunan tele ekranlarda büyük biraderin yüzünü sürekli görmek mümkündür. Ancak BB yi şahsen gören olup olmadığı bilinmemektedir. Belki de BB sadece bir fikrin , insanları bir arada tutmak , onları yönetmek için ortaya koyulan bir resimden mi ibaret bilinmez.... Bu konuda konuşmak da yasaktır zaten . Casusların ya da düşünce polislerinin nerede olduğu ya da kim olduğu bilinmez. Evlerde bulunan tele ekranlarda sürekli haber , müzik verilmesinin yanı sıra sabahları yoldaşların spor yapması da sağlanmakta ve 7/24 insanlar bu ekranlardan gözlenmektedir. Düşünce suçu ile göz altına alınanlar bir daha görülmemekte , belki de buharlaştırılmaktadırlar. Evlerdeki casuslardan en önemlisi ise çocuklardır  .Anne ve babalarını düşünce polisine ihbar etmekte tereddit etmezler . Gece rüyanızdan ya da rüyanızdaki konuşmalarınızdan birle sorumlusunuzdur . İnsnaların çoğu ise olanları sorgulamazlar , olduğu gibi kabul ederler. Ülke sürekli savaş halindedir. İnsanların en büyük eğlencesi ise idamları izlemektir.

Kitap üç bölümden oluşuyor . İlk bölümde Winston ülke düzeni ve yapılanları , yaşayış tarzını kendi hayatı üzerinden anlatıyor. O da olanların farkında ve sorgulayan bir karakter. Bu nedenle de günün birinde yakalanacağını çok iyi biliyor.

Geçmiş tarihçinin yazdığı kadardır derim her zaman . Biz eski zamanlarda yaşamadığımız ya da birebir görmediğimiz için tarihçilerin yazdığını biliriz ve onların doğru olduğunu farz ederiz. İşte Okyanusya'da da tarih insanların ellerinde. İşlerine yaramayan bilgiler kitaplardan , gazetelerden çıkarılır ve eski sayılar bile yeni bilgiler ile tekrar yazılır . BB nin söylemi günümüz şartlarında gerçekleşmediyse eski sayılar da hemen günümüz şartlarına uygun demeç verilmiş gibi düzeltiliyor . Olmayan insanlar varmış , kahramanlık yapmış gibi gösterilirken yaşayan insanlar da birden ortadan kaybolmakta ve tüm belgelerden bir anda çıkarılmaktadır . Kimse onun yaşadığını ya da öyle biri olduğunu ispatlayamaz . İnsanların korku ile yönetildiği bir ülke Okyanusya...

İkinci bölümde ise kız arkadaşı oluyor Winston'un . Cinsellik bu düzende olumsuz karşılanan bir durum. Bu nedenle gizli kapaklı yürütürler bu ilişkiyi.

Son bölümde ise Winston yakalanır. Bu bölümde yakalananlara ne yapıldığını öğrendiğimiz gibi perde arkasında olanları da daha iyi anlıyoruz.

  1984 okunması çok kolay bir kitap değil. Bir distopya olduğu için zaten iç karartıyor . Düşünerek ve yavaş yavaş okunması gerekiyor . Buna rağmen yazarın yıllar öncesinden sanki bugünü gördüğünü düşündüm.  Yaşananlar , olanlar birebir olmasa da benzerleri var. Okudukça daha iyi anlaşılıyor.  O zamanın şartlarında tele ekranı TV den yola çıkarak kurgulayan yazar günümüzde olsa cep telefonu ve uyduları belirtirdi diye düşünüyorum. Cep telefonlarının dinlendiği , Bilgisayar kamerası ile gözetlendiğimiz , uydular aracılığı ile takip edildiğimiz zaman zaman haberlere konu olan olaylar.


  Düşünce polisi deyince aklıma bir olay geldi , size de anlatmak istiyorum. Annemlerin orada küçük bir çocuk arkadaşına tokat atar. Diğer çocuk ağlamaya başlayınca anneler işe karışır , çocuğa sorarlar neden vurdun diye. Çocuğun açıklaması ilginçtir : " Çünkü o içinden benim salak olduğumu geçirdi."

Kitapta bana ilginç gelen bir şey de "çiftdüşün" işlemiydi .Birbiri ile çelişen iki düşünceyi aynı anda benimsemek demektir bu işlem . Savaş barıştır cümlesini kabul etmek çiftdüşündür.

Filmini de çoğu kitapla birebir uyumlu ilerliyordu . Seyrederken kitapta okuduklarım gözümde canlandı . Filmi kitabı okuduktan sonra izlemenizi tavsiye ederim. Bazı konuların filmde atlandığını da belirtmeliyim. Ayrıca bazı sahnelerde de çıplaklık gösterilmese de olurdu .

Son olarak okunması gereken kitaplardan olduğunu düşünüyorum . Ancak kitabı kafanız rahat bir şekilde okumanızı öneririm. Ara sıkıştırılacak çerez kitaplardan değil.

Bu yazımı da okumak isteyebilirsiniz:

1984 Kitabından Alıntılar








1984
Kitabın Adı :1984
Yazar :Goerge Orwell
Yayınevi :Can Yayınları
Orjinal adı :Nineteen Eighty-Four
Çevirmen : Celal Üster
Sayfa Sayısı : 352

1984
Distopya olarak nitelendirilen George Orwell’ın bu şahane eseri, geçmişin aslında ne kadar da gelecekten izler taşıdığını ortaya koyuyor. 1948’de kaleme aldığı bu eser ile Orwell, günümüz modern dünyasına bir protesto bırakıyor. Her ne kadar kitabında 1984 yılını tasvir etse de kitabın derinliklerinde bugünden izler de bulabilmeniz mümkün. Bu durumda elbette ki George Orwell’ın ileri görüşlülüğü etkili.

Sovyet Rusya’ya bir eleştiri niteliğinde olan bu kitap, günümüz siyasetinin baskısı, toplumdaki adaletsizliği, insanların tek tipleştirilmek istenmesi, zihnin kontrolü ve bireyselliğin yok edilmesi gibi kavramlar üzerinde de duruyor. Ütopik olduğu kadar gerçekçi yönlere de yer veren roman, sizi yaşadığınız toplum düzeni içerisinde de düşünmeye davet ediyor. Önlem alınmadığı takdirde nerelere sürüklenebileceğimiz konusunda ipuçları veren bu romanı, elinizden bırakamayacaksınız.

Modern Dünyaya Bir Protesto: 1984
Büyük Birader olarak adlandırılan kişi ve onun denetimindeki partisi, Okyanusya yönetiminin başıdır. Okyanusya’da Büyük Birader’in otoritesiyle, toplumda hiyerarşik bir sınıflandırma bulunur. Topluma, tüm insani duygulardan arınmalarını emreden Büyük Birader; ülkede aşkı, erotizmi, bireysel evliliği ve günlük tutmak gibi insani eylemleri de yasaklamıştır. Evlilikler, tamamen devlet kontrolündedir ve amaç yalnızca devlete hizmet edecek çocuklar yetiştirmektir. Diğer yandan, ülkedeki tüm yazılı ve yazısız yayın organları, sadece devlete bağlıdır ve asla kendi düşüncelerinizi ifade etmenize izin verilmez.

Çoğunluğun bu sisteme uyduğu ve itiraz etmeksizin Büyük Birader’e saygı gösterdiği Okyanusya’da, elbette ki sisteme karşı gelen kişiler olacaktır. Bunlardan biri de Doğruluk Bakanlığı’nda çalışan Winston’dır. İçerisinde bulunduğu sıkışmışlık hissi, onu her şeye karşı gelmeye itecektir. Hikayede burada başlar. Winston’ın başkaldırışı, Julia ile olan yakınlaşması ve eylemleri sonucu başına gelenleri George Orwell, büyük bir ustalıkla işlemiştir. Kitabın sonundaysa Winston’ın türlü işkenceler sonucu, devlete bağlı bir vatandaşa dönüştürüldüğüne tanık oluruz.

Bunu Biliyor muydunuz?
George Orwell kitabın geçtiği yıl olarak aslında 1980 yılını seçmiştir. Fakat kitabın tamamlanması, Orwell’ın hastalığının da etkisiyle uzadıkça yılı, 1982 olarak değiştirmiş, sonrasında ise 1984 yılında karar kılmıştır. Bunun nedeni ise Orwell’ın kitabın yazımını 1948 yılında tamamlamasıdır. Orwell, 1948’in son 2 rakamının yerlerini değiştirmeye karar verir. Böylece kitap, 1984 adı ile basılır.








Goerge Orwell Kimdir? 

Goerge-Orwell  İngiliz bir memurun çocuğu olan George Orwell 25 Haziran 1903 tarihinde Hindistan’da doğmuştur.

George Orwell ismiyle tanıdığımız yazarın gerçek adı Eric Arthur Blair’dir. Kız kardeşinin doğumundan sonra annesi ile İngiltere’ye dönen yazar, babasını Hindistan’da bırakmıştır ve onu ara sıra ziyaret etmiştir. Babasıyla arasında pek fazla bir bağ olmamıştır ve yazar baba - oğul sevgisini tadamamıştır. Bu yüzden babasını soğuk ve muhafazakar bulmaktadır.

George Orwell, ilk edebi eserini 11 yaşlarında yerel bir gazetede yayımlamıştır. İngiltere’de yatılı bir okulda okumuştur. Daha sonra çalışmalarına devam etmek üzere iki kolejin bursunu kazanmıştır. Eğitimini Eton’da tamamlayıp 1922 yılında Hindistan İmparatorluk Polis Teşkilatı’na katılmıştır. 15 yıl görev yaptıktan sonra görevinden istifa edip yazar olmak için İngiltere’ye dönmüştür.

George Orwell, 1933 yılında ilk olarak “Paris ve Londra’da Beş Parasız” adlı kitabını yayımlamıştır. Ailesini utandırmama düşüncesiyle ismini George Orwell olarak okuyucuya tanıtmıştır. Yıllarca hastalıklar ile boğuşan yazar en son tüberküloz ile savaşmıştır.

Orwell, en çok bilinen iki distopik romanıyla tanınmaktadır: “1984” ve “Hayvan Çiftliği”... Orwell, Hayvan Çiftliği’nde Sovyetler Birliği’ni ve diğer totariter rejimleri alegorilerle eleştirmiştir.

Yazar, 1984’ü yazarken ilk distopik roman örneği olan Rus yazar Yevgeni Zamyatin’in “Biz” adlı kitabından ilham almıştır.

Hayvan Çiftliği kitabı yazara büyük beğeni ve maddi imkân sağlamıştır. Bir diğer eseri olan 1984 isimli kitabı yazar için daha büyük bir başarı getirmiştir; fakat yazar, tüberkülozun son evrelerinde olduğu için bu başarısının tadını çıkartamamıştır ve 1950 yılında hayata gözlerini yummuştur.

                                                     

6/17/2020

Noah - Sebastian Fitzek

Haziran 17, 2020 1 Yorum
Noah - Sebastian Fitzek


  Sebastian Fitzek'in okuduğum tüm kitapları birbirinden güzeldi. Yazarın elimdeki kitapları bitesiye kadar her ay bir tanesini okumayı düşünüyorum. Bu ay Noah'ı okudum.

  Noah konusu itibari ile günümüz şartlarına çok uyan bir kitap . Her gün kanallarda Korona virüs haberleri görüp , bire bir pandemi şartlarını yaşarken benzer bir virüs salgınından bahsediyor kitap da . Kitabı okuyunca aklınızdaki soru işaretleri daha da artacaktır.

Sokaklarda yaşayan , kim olduğunu bilmeyen , hafızasını kaybetmiş bir adam ... Kimliği hakkındaki tek ipucu avucunda " Noah" yazan kötü yapılmış bir dövme .

  Kitapta ana konu ve karakter kim olduğunu hatırlamayan ve avucunda "Noah " yazdığı için Noah diye hitap edilen adam . Bunu haricinde kitap üç bölümden oluşuyor diyebiliriz : Filipinlerdeki barakalarda yaşayanlar , Amerika ve Almanya .

Filipinlerde başlayan ve tüm dünyaya yayılan " Manila " isminde bir virüs vardır . Bu ülkede çöplükteki barakalarda yaşayan bir aile üzerinden olanlar anlatılıyor .

  Almanya'da Noah ve onu yaralı halde bulup onu yanına alan , sokaklarda yaşayan Oscar . Noah bir gazetede gördüğü resim ile hafızası tetiklenir ve bir şeyler hatırlar gibi olur . Bunun üzerine resmin altındaki telefon numarasını arar ve olaylar bundan sonra karmakarışık bir hale gelir . Birileri Noah'ın peşine düşer ve onu öldürmeye çalışırlar.

 Aksiyon oranı aşırı olmasa da konu itibari ile ilginç bir kitap. Dünyayı etkisine alan virüs salgının nedeni , önlemek için yapılanlar , tedavi var mı yoksa kandırmaca mı , Noah bu olayların neresinde , küresel bir kandırmaca mı söz konusu , mutasyona uğramış bir virüs mü söz konusu yoksa laboratuvar kaçkını mı? gibi birçok soru cevap buluyor kitapta.

 Yazarın okuduğum kitaplarına göre bir tık geride kalsa da dediğim gibi günümüze uyan bir kitap Noah...



Noah Hakkındaki Övgüler :

“Sebastian Fitzek’in okuyucuyu tekrar tekrar şaşırtma, yanlış yollara sokma ve hiç beklemediği anda tüylerini diken diken etme konusunda eşine az rastlanır bir yeteneği var.”

                                                                                                                 -Oldenburger Onlinezeitung-

“Yüksek gerilim hattında geçen bir roman, kanınızı donduracak.”

                                                                                                                - Münstersche Zeitung-

“Dünyanın sonuna dair okuduğum en etkileyici romanlardan biri. Kalbi zayıf olanlar okumamalı.”

                                                                                                                - Ici Paris -

“Fitzek Almanya’nın Stephen King’i.”

                                                                                                                - RTL -

“Günümüz sorunlarına ışık tutan, aynı zamanda hızlı temposuyla sizi etkisi altına alacak bir gerilim.”

                                                                                                                - Woman -

“Başta tanıdık gibi görünen ama daha önce girilmemiş alanlara girmeyi başaran ve insanı dünyanın gidişatını sorgulamaya iten bir roman.”

                                                                                                               - Ostsee-Zeitung -

“Kitabı elinizden bırakamayacaksınız.”

                                                                                                             - Kölnische Rundschau -





Noah Kitabın Adı :Noah
Yazar :Sebastian Fitzek
Yayınevi :Pegasus Yayınları
Orjinal adı :Bastei Lübbe
Çevirmen :Fulya Aydınoğulları
Sayfa Sayısı :559

İsa doğduğunda gezegenimizde üç yüz milyon insan yaşıyordu. Günümüzde ise bu sayı yedi milyar. Buna dakikada yüz elli altı insan ekleniyor. Peki dünya bu yükü kaldırmaya hazır mı?

Bir adamın hafızası insanlığın kaderini değiştirebilir mi?

Adını bilmiyordu. Nereden geldiği konusunda hiçbir fikri yoktu. Neden Berlin’de olduğunu ya da neden bir metro istasyonunun tünellerinde uyuduğunu bilmiyordu. Sadece avucunda Noah yazılı bir dövme vardı, bu yüzden evsizler ona Noah diyordu. Kimliğine ulaşma çabası ise tam bir kâbusa dönecekti.

Aynı anda Manila’da yeni bir grip salgını global boyutlara ulaşmakta ve on binlerce kişinin hayatına mal olmaktaydı. Gölgelerde ise radikal bir grup dünyanın kaderini değiştirecek bir planı gerçekleştirmeye hazırdı ve insanlığı kurtaracak anahtar kim olduğunu bile hatırlamayan Noah’nın elindeydi.






Sebastian Fitzek :

Sebastian Fitzek


1971 doğumlu Alman gazeteci ve yazarın tam adı Sebastian Fitzek David'dir. Fitzek'in kitapları 24 dile çevrildi ve dünyada 8 milyondan fazla sattı . Almanya'nın en başarılı gerilim yazarlarından biridir.





Yazarın okuduğum kitapları :

*Terapi 

*Kıymık 

*Göz Koleksiyoncusu

* Uyurgezer




                                                     

6/16/2020

Gözlerinin Ardında - Sarah Pinborough

Haziran 16, 2020 0 Yorum
  Gözlerinin Ardında - Sarah Pinborough

   Gözlerinin Ardında kitabı çıktığı zaman herkes çok beğendiğini mutlaka okunması gerektiğini söylemişlerdi . Böyle söylenmesine rağmen almakta tereddüt etmiştim. İlk olarak herkesin zevki farklı bana uymayabilirdi .İkinci olarak ise bir reklam stratejisi olabilirdi ve böyleyse alınca hüsrana uğrardım. Neyse kitabı indirimde görünce neden olmasın deyip aldım. İndirimde olmasa uzun bir süre daha beklerdim.

  Louise bekar bir annedir . Bir akşam barda bir adamla tanışır ve onu çok beğenir. Bu adamla sadece öpüşmelerine rağmen onda iz bırakmıştır . Ertesi gün işte yeni patronunu ve eşini görür. Bardaki adam yeni patronudur...

  Hoşlandığı adam yeni patronu ve bir de evli olunca duygularını bastırmaya çalışır Louise . Ancak bir süre sonra bu çiftin evliliklerinde bir tuhaflık hissetmeye başlar . Adamın karısı onun arkadaşı olmuştur ve adamdan da hala hoşlanmaktadır.

Buraya kadar her şey faklı romanlarda da karşımıza çıkan kurgulara benzemektedir. Ben de zira bu şekilde düşündüm. Benzerlerini çok okudum . Övülen kitap bu mu , benzerlerini daha yeni okudum diye de düşündüm. Ancak her şeye rağmen okumaya devam ettim. Kitabın bazı yerleri yavaş aksa da yazar okutuyor kitabı . Sıkılmıyorsunuz ancak farklı ne olabilir diye de düşünüyorsunuz kitabı okurken .

Eşin intikamı , baskıcı ve sosyopat koca , psikopat kadın ,... gibi birçok teori ürettim. Bu teoriler ne derece doğru çıkacak diye de ilgiyle okudum kitabı . Bir noktada iste ben de bunu kastetmiştim diyordum ki sonunda beni şoke etti. Hakikaten kitap o sonu ile övgüyü hak ediyor.... Böyle bir şeyi kesinlikle beklemiyordum. Hayal gücü harika olduğu gibi okuduğuma da kesinlikle değdi. Ben çok beğendim kitabı .

   Gözlerinin Ardında ,  Netflix'te mini dizi haline geliyormuş. Yayın tarihi kesin ne zaman bilmiyorum ancak yayına girdiğinde izlemek isterim.




" Gözlerinin Ardında " Hakkında Övgüler:

“Dâhice bir kurgu.”

                                                                                                                     –STEPHEN KING-

“Hitchcock’u andıran ustaca yazılmış bir gerilim... Hayatınızı ele geçirecek türden bir roman.”

                                                                        –JOE HILL, İtfaiyeci romanının çoksatan yazarı-

“Aklınızı karıştıracak o kadar ters köşe var ki… Madalyonun iki yüzü olduğunu gösteren ve okurun duygularıyla oynayan bir şaheser. Hele o son… Pinborough her şeyi sorgulamama sebep oluyor. Cevaplar ise beni bilinmezlikten daha çok korkutuyor.”

                                                            –JOSH MALERMAN, Kafes romanının çoksatan yazarı-

“Pinborough kimin kimi manipüle ettiğini anlamayacağımız bir kurgu ile karşımıza çıkıyor ve ürkütücü, tahmin edilemez bir sonla bizi sarsıyor.”

                                                                                           –The New York Times Book Review-





Gözlerinin Ardında Kitabın Adı :Gözlerinin Ardında
Yazar : Sarah Pinborough
Yayınevi :Yabancı Yayınları
Orjinal adı :Behind Her Eyes
Çevirmen :Aslıhan Kuzucan
Sayfa Sayısı :386

Üç kişi sır tutabilir... eğer ikisi ölüyse.

Louise modern dünyanın tekdüzeliğine sıkışmış bekâr bir anne ve sekreterdi. Bir akşam tesadüf eseri dışarı çıktığında barda bir adamla tanışmıştı. Öpüştükten sonra adam gitse de Louise nihayet biriyle anlaşabildiği için mutlu olmuştu.

Ancak pazartesi günü Louise işe gittiğinde yeni patronu David’le tanıştı. Bardaki adamdı. Bardaki evli adamdı. Öpüşmüş olmalarının büyük bir hata olduğunu söylüyor ama gözlerini Louise’den alamıyordu.

Bu sırada Louise şehre yeni gelmiş ve bir arkadaşa ihtiyacı olan Adele ile de tanışmıştı. Tesadüf oydu ki Adele, David’in karısıydı. Fakat hikâyenin gidişatını şimdiden tahmin ettiğinizi düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz.

David ile Adele mükemmel bir çift gibiydiler. O halde David neden bu kadar kontrolcüydü? Adele neden eşinden korkuyordu? Louise bu çiftin yörüngesine kapıldıkça cevaplaması imkânsızlaşan sorularla karşılaşıyordu. Tek bildiği, bir şeylerin korkunç derecede yanlış gittiğiydi ama Louise durumun ne kadar kötü olduğunu ve bir insanın evliliğinin sırlarını korumak için neleri göze alacağını asla tahmin edemeyecekti.







Sarah Pinborough Kimdir?

Yazar Sarah Pinborough, 1972 yılında Milton Keynes, Birleşik Krallıkta dünyaya gelmiştir. Kariyeri boyunca yirmiden fazla roman yayımlamış ve BBC için yazmıştır.

Yazarın son romanları arasında, distopik aşk hikayesi The Death House ve Netflix tarafından Josh Schwartz'ın uyarladığı 13 dakikalık bir genç gerilim filmi yer almaktadır.

British Fantasy Award for Best Short Fiction ödüllü Sarah Pinborough, genç ve yetişkin gerilim filmi, fantazi ve türler arası roman yazarı ve senaristtir.

                                                     

6/10/2020

1984 - Goerge Orwell Kitabından Alıntılar

Haziran 10, 2020 7 Yorum
1984

 " Geçmişi denetim altında tutan, geleceği de denetim altında tutar; şimdiyi denetim altında tutan, geçmişi de denetim altında tutar. "

" Bağlılık , düşünmemek demektir, düşünmeye gerek duymamak demektir. Bağlılık bilinçsizliktir. " 

"Bilinçleninceye kadar asla başkaldırmayacaklar , ama başkaldırmadıkça da bilinçlenemezler." 

"Hiçbir yararı olmayacağını bile bile insan kalmanın çok önemli olduğunu düşünüyorsan , onları yendin demektir. "

 " Savaş, tüketim malları fazlasını eritmekle kalmaz, aynı zamanda hiyerarşik bir toplumun istediği zihinsel ortamın korunmasına destek olur. "

" Özgürlük, iki kere iki dört eder  diyebilmektir."





 " En iyi kitaplar insana zaten bildiklerini söyleyen kitaplardır... "

 " Akıllılık çoğunluğa bakılarak ölçülemez..."

 " Parti ,iktidarda olmayı , yalnız kendi çıkarları için istiyor. Başkalarının iyiliği bizim umurumuzda değil, bizi ilgilendiren sadece iktidardır. " 

" Hükmetmek , acı çektirmekle ve aşağılamakla olur. Hükmetmek , insanların zihinlerini darmadağın etmek , sonra da dilediğin gibi yeniden biçimlendirerek bir araya getirmekle olur. "

"Her gün, her saat hayata dört elle sarılmak gelecekten yoksun olduğunu bile bile günübirlik yaşamayı sürdürmek, tıpkı hava olduğu sürece nefes almayı bırakmamak gibi karşı konulmaz bir içgüdüydü."






                                                     

6/04/2020

Matrix 4 , 2021 yılında vizyona girecek mi?

Haziran 04, 2020 3 Yorum
Matrix


  Matrix serisi ilk filmi Türkiye'de henüz vizyona girmeden önce orjinal dili ile izlemiştim ve bayılmıştım. O zamana kadar izlediğim bilim-kurgu türlerinde açık ara farkla öne çıkmıştı benim için. Ardından Matrix 2 ve 3 ü de defalarca seyrettim. Sinema filmleri arasında ön sırada geliyor benim için bu seri ve Keanu Reeves . Seri bitti derken Matrix 4 ün çekimlerinin başladığı haberini aldım ve şaşırdım açıkçası. Konu bitmişti ve hala neyi çekeceklerdi. Bir film ilgi görüp , iyi para kazandırdığı zaman zorlama devam filmleri çekerek izleyiciyi hayal kırıklığına uğratıyorlar ve bıkkınlık yaratıyorlar. Matrix 4 ile nasıl olacak bilmiyorum ancak zorlama bir devam filmi ise ilk filmlerinin de başarısını gölgeleyecektir.

  Filmin başrolünde yine Neo - Keanu Reeves - var. Trinity rolünde ise yine Carrie-Anne Moss'u görüyoruz. Filmin yönetmeni ise Lana Wachovski . John Wick'in yönetmeni  Chad Stahelski de Lana Wachovski'ye yardım ediyor Matrix 4 'te .

Matrix serisinin ilk üç filmini sevenlerin bu filme de bayılacağı ve aksiyon sahnelerinin hız kesmeyeceği söyleniyor. 21 Mayıs 2021 de vizyona gireceği belirtilen filmin çekimlerine korono virüs sebebiyle ara verildi ve vizyon tarihi belirsiz bir tarihe ertelendi.


Hakkında övgü ile söz edilen ve çok başarılı olacağı söylenen  film vizyona girdiği zaman söyledikleri kadar iyi mi seyredip göreceğiz.



                                                     
Web sitemizdeki fotoğrafların, yazıların izin alınmadan kopyalanması, yayınlanması, alıntı olduğu ve kaynağı belirtilmeden bir takım amaçlar için kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasasına aykırıdır. İzin alınmadan kopyalanan resim ve yazılarımızla ilgili dilekçe ve dava açma hakkımız saklıdır.