İnkılap Kitabevi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İnkılap Kitabevi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3/29/2021

Gündönümü Harekatı - Mustafa Ali Yurdupak

Mart 29, 2021 2 Yorum
 Gündönümü Harekatı
   Ölümden sadece aptallar korkar. İnsanı korkutan ölümden beter sonlardır.    

  İkinci Dünya Savaşı .... Kanlı ve birçok acının yaşandığı bir savaş. Bu savaş denilince çoğumuzun aklına   yahudilere yapılanlar ve Japonlara atılan Atom Bombası gelir. 

  İkinci Dünya Savaşında genç Türkiye tarafsız kalmayı tercih etmiştir. Buna rağmen savaşın ekonomik zorlukları ülkemizi vurmuş , yiyecek sıkıntısı baş göstermiş ve birçok ürün karne ile alınmaya başlanmıştır . 

   Bu dönemde birçok yahudi ve sosyalist bilim adamı Almanlardan ve yaptıklarından kaçmak için Türkiye'ye sığınmış sonra buradan Amerika'ya ya da farklı ülkelere geçiş yapmışlardır. Paul Winkler da bu bilim insanlarından birisidir. Kendisi sosyalist olduğu için Gestapo'nun listesine girmiş ve kurtuluşu Türkiye'ye kaçarak bulmuştur. Einstein'in daveti ile Amerika'ya gidecektir . Ancak izini bulan gestapo onun gidişine engel olmuş ve onu hala Almanya'da yaşayan kız kardeşi ile tehdit etmişlerdir. 

  Olaya Türk istihbaratı el atmış ve Paul Winkler'ı korumaları altına alıp ismini değiştirmişlerdir. İşte olaylar da bu noktadan sonra başlar ....

   Almanlar için Winkler çok önemli birisi haline gelmiştir . Onu Almanya'ya geri getirmek zorundadırlar. Bunun için de SS subayı Klaus Schramm'ı Türkiye'ye gönderirler. Sınırları olmayan psikopat bir kişiliktir Schramm. 1943 kışında Türkiye'ye gelirken kendisine son derece güvenmekte ve Türk Ajanlarını ve istihbaratını küçümsemektedir. Ancak henüz Amcabey ve Tarık Silahtar ile tanışmamıştır ...

İstihbarat yağlı güreş değil bir satranç oyunudur maksat rakibin hamlesine mani olmaktır.

  Heyecanla okuduğum bir kitap oldu Gündönümü Harekatı. Farklı ülkelerden istihbarat ajanlarının Türkiye'de cirit attığı ve ülkemizi bir şekilde savaşa sokmaya çalıştıkları dönemde istihbarat ajanlarımızın canları pahasına yaptıkları fedakarlıklar...  Ülkemizi seven ülkemiz için her şeyi yapmaya hazır insanımız olduğu gibi kimi para için kimisi taraftar olduğu için kimisi de birilerine iyi görünmek için karşı tarafa bilgi satan ve yardımcı olanlar ...  Casuslar , karşı casuslar ve çift taraflı ajanlar ... Kılık değiştirmeler , gizli haberleşmeler , güvenli evler . 

   Büyük bir heyecanla okuduğum kitaplardan birisi oldu Gündönümü Harekatı . Kesinlikle çerezlik bir kitap değil. Yazar Mustafa Ali Yurdupak'ın yaptığı araştırmalar sonucu kaleme aldığı , büyük bir emek sonu ortaya çıkan bir kitap . Okurken ne kadar dolu dolduğunu anlıyorsunuz . Son zamanlarda okuduğum en iyi kitaplardan birisi. 




Gündönümü Harekatı Kitabın Adı :Gündönümü Harekatı
Yazar : Mustafa Ali Yurdupak 
Yayınevi : İnkılap Kitabevi
Sayfa Sayısı :407

Stalingrad bozgunu sonrasında umutlarını içinde nükleer bir bombanın da olduğu mucize silahlara bağlayan Nazi Almanyası için, pençelerinden kaçarak Türkiye’ye sığınan parlak bilim insanı Paul Winkler uğruna çok şey feda edilebilecek birisi haline gelmiştir.

Zalimliği ile nam salmış Gestapo’nun peşine taktığı SS’lerden kaçarken hayatını yeni bir kimlikle sürdüren muhalif bilim insanı Winkler, canı pahasına bir mücadeleye girişecek; bir yanda Nazilerin elindeki kız kardeşi, diğer yanda kaçmak zorunda kaldığı için ayrıldığı Cemile arasında bir seçim yapmak zorunda kalacaktır.

Mustafa Ali Yurdupak, dünya tarihine II. Dünya Savaşı’nda Doğu Cephesi’ndeki son Alman tank taarruzu olarak geçen Kursk Muharebesi öncesinde, 1943 yılının o tekinsiz kışında, İstanbul’a gelen Gestapo ajanı Klaus Schramm ile işinin ehli Türk ajanları Amcabey ve Tarık Silahtar’ın arasında yaşanan kıyasıya mücadeleyi anlatırken okurlarını heyecanlı bir maceraya davet ediyor.

Bu macerada kılık değiştirmeler gizli ittifaklar, hainlikler, işkence eşliğinde sorgular, faili meçhul cinayetler ve türlü casusluk numaralarıyla bezeli dolu dizgin bir hikâye sizleri bekliyor.








Mustafa Ali Yurdupak Kimdir? 

1978 yılında Samsun’da doğdu. İlk ve orta öğretimini bu şehirde tamamladı. 2001 yılında Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü’nden mezun oldu. Aynı yıl, o zamanki adıyla, Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı’na Uzman Yardımcısı olarak girdi. Sonraki yıllarda kamu kurumlarında Uzman, Şube Müdürü ve Daire Başkanı olarak çalıştı. 2007 yılında Harvard Üniversitesi’nden kamu yönetimi alanında yüksek lisans derecesi aldı. 2012-2016 yılları arasında New York’ta Ticaret Ataşesi olarak görev yaptı. Kariyerine uluslararası bir kuruluşta devam etmektedir. Edebiyata olan ilgisi küçük yaşlarda başladı. Üniversite yıllarında çeşitli öyküleri öğrencilerin çıkardığı dergilerde yayımlandı. 2018 yılında Ankara’da temel yazarlık ve yaratıcı yazarlık alanında kurslara katıldı ve bu alanlardan sertifika aldı. 2019 yılında ilk roman denemesi olan Gündönümü Harekâtı’nı yazdı.

                                                     

2/09/2021

Bobby Brown'un Olağan ve Üstü Öyküsü - Arzu Birol

Şubat 09, 2021 2 Yorum
Bobby Brown'un Olağan ve Üstü Öyküsü


" Gerçeğin tek olmadığını kendi gözlerinle gördün . Hatta gerçek nedir ? Camdaki buğu? Rüzgarın savurduğu kum tanesi? Sadece güçlülere ait olduğu iddia edilen bu gezegendeki en eski yalan , gerçeğim ta kendisi..."

Arzu Birol'un ilk kitabı Bobby Brown'un Olağan ve Üstü Öyküsü . Kitap fantastik tarzda olsa da verdiği alt mesajlar ile harika bir kitap ve hızla okunuyor. 

Havtor gezegeninden dünyaya ışınlanan Albay Algor 'un minik bir köpeğin bedeninde sevip , koruyacağı insanın bulma görevini yerine getirirken başından geçen olayları anlatıyor kitap. 

Bir köpeğin gözünden insanları , Sirius gezegeninden gelmiş olan kedileri , Orion'lu kargaları keyifle okurken ince ince işlenen mesajları okumak çok keyifliydi. 

Okurken bir hayvan olarak bu dünyada yaşamanın ne kadar zor olduğunu bir kere daha fark ettim . Sevgi ve bağlılık ise her zorluğu yeniyor , süreç ne kadar zorlu olsa da !! Sevmek bazen vazgeçmek , arkanı dönüp gidebilmektir. Bobby Brown bu yolculukta kendinden vazgeçmeyi öğrenirken , sevgi uğruna pişip olgunlaşıyor. 

Dostluk için hepimizin aynı olasına gerek yok . Farklılıklarımız eksi değil artılarımızdır aslında . Bu kitabı okuduğum zaman çevreme bakış açım farklılaştı. Artık bahçede kedileri beslerken bizim siriuslular geldi diyorum :DD Şaka bir yana bütün hayvanların da canlı olduğunu ve onların da duyguları olduğunu unutmayalım!!!!


Bobby Brown'un Olağan ve Üstü Öyküsü
Kitabın Adı :Bobby Brown'un Olağan ve Üstü Öyküsü
Yazar :Arzu Birol
Yayınevi :İnkılap Kitabevi
Sayfa Sayısı :216

“Evet Albay. Şanslısınız. Gördüğüm kadarıyla insan türü bir varlıkla direkt iletişime geçme hakkı verilmiş size... Bakalım… Bu bir dişi. Yirmili yaşlarının sonunda… Üstelik bu kadının sana evini açacağı da yazılmış. Biliyorsun senin gibi Dünya gezegenine ışınlanma hakkı kazanan pek çok kardeşimizin atandığı özel bir insan olmuyor. Genelde bu zorlu gezegende kendi başlarına hayatta kalıp evrimleşme mücadelesi veriyorlar. Dünya gezegeni buraya benzemez Algor. Orası tahmin ettiğinden daha tehlikeli bir yer.”

Albay Algor, Havtor gezegeninden insanını bulmak üzere Dünya’ya gönderilir. Kendini kahverengi küçük bir köpek bedeniyle Şişli Cami’nin avlusunda bulur… İnsanını bulana kadar geçecek olan süre tam bir serüvenler silsilesidir. Arzu Birol’dan fantastik bir roman.









                                                     

2/08/2021

Alıştığımız Gibi Değil - Pandemi Döneminde Ebeveyn Olmak Sorunlar ve Çözümler

Şubat 08, 2021 1 Yorum
Alıştığımız Gibi Değil


Korono hiç beklenmedik bir anda hayatımıza girip tüm hayatımızı ve hayatın olağan akışını değiştirdi. 

Önce bilinmeyen bir hastalık ve ya bulaşırsa endişesi... Sonra okulların geçici tatil olup bir daha açılmaması ... Maskenin hayatın bir gerçeği haline gelmesi ve sokakta insanlardan uzak kalma çabası ...  Tabii bu çaba çoğunlukla tek taraflı oldu . Kişisel olarak , kendi tecrübelerime dayanarak söyleyebilirim ki ne kadar uzak durmaya çabalarsam insanlar o kadar yaklaşmak için uğraştılar , marketlerde dibime girdiler. Maskelerini düzgün takmadılar çoğunlukla . Her uyardığımla da tartışma derecesine geldik ve ne hikmetse kendilerini hep haklı görme çabası içindeydiler . Bahaneleri yaptıkları eylemden beterdi!!!! Bu tarz insanları gördükten sonra düşündüm de aslında bizim ülkemizdeki yayılım gerçekten az... Allah'ın hikmeti... 

   İşte bu dönemde rehber olacak nitelikte bir kitap Alıştığımız Gibi Değil . Pandemi döneminde yaşananları kaleme alan yazarlar , bu dönemi daha rahat atlatabilmek için neler yapılabilir anlatıyorlar kitapta. Çocuklar , ebeveynler ve öğretmenler için verilen tavsiyelerin yanında etkinlik örnekleri ile de keyifli vakit geçirecek önerilerde bulunuyorlar . 

  Benim de iki çocuğum var ve ikisi de üniversite öğrencisi . Biz bu dönemi rahat atlattık ve evde sıkıntı olmadı. Daha küçük yaş grubunda çocuğu olanlar bu dönemde zorlanmışlar . Çocuklar parka gidip oynamak , arkadaşları ile bir arada olmak istediler ve online eğitim onlar için zor oldu . Çünkü ya uyanmak istemediler ders için ya da online ders için oyunlarını bozmak .  Evden çıkmayınca artan kardeş kavgaları da anne-babayı bunaltmış durumda. İşte siz de böyle zorluklar yaşıyor ya da bu yaş grubu çocukların öğretmeni iseniz bu kitap tam da sizlere göre. 

  




Alıştığımız gibi değil
Kitabın Adı :Alıştığımız Gibi Değil - Pandemi Döneminde Ebeveyn Olmak Sorunlar ve Çözümler 
Yazar :Seçil Akaygün Cüntay - Şükran İlimsever Başarır
Yayınevi :İnkılap Kitabevi
Sayfa Sayısı :176

“Alıştığınız gibi değil, üstelik sadece alıştığınız gibi değil değil, bildiğiniz gibi de değil. O nedenle yeni bilgilerle dönemin gerekliliklerine uygun yeni alışkanlıklar geliştirirken pusulalarımızı ayarlayacağımız ilkelere ihtiyacımız var.

Çocuklarınızın gelecekte bugünlerden hatırlayacakları şeyin sıcak, kabul edici, gerçekçi bir ev ortamı olmasını istediğinizden kuşkum yok. Bu isteğiniz yönünde adımlar atarken çok yararlanacağınız bu kitap, su gibi akıp gidecek.”

Prof. Dr. Yankı Yazgan










                                                     

11/11/2020

Vecihi - Kara Tehlike || Orhan Bahtiyar

Kasım 11, 2020 0 Yorum
Vecihi


"Onun için havada geçen her an toprağın altına girmeden cennette önceden geçirilmiş zaman demekti."

 "Uçmak özgürlük özgürlük de mutluluktur, ..."


Vecihi . Hayattaki en büyük aşkı uçmak ve vatan . Türk havacılık tarihine adını altın harflerle yazdırmış , istiklal madalyası sahibi Vecihi Hürkuş, nam-ı diğer "Kara Tehlike ".

İçimi coşku ile dolduran duygularla okudum kitabı. #vecihi 'nin hayatına misafir oluyoruz . Uçma aşkı ile dolu olan bu adam ilk önce hedefine ulaşamayınca makinist oluyor sonra da çok istediği pilotluk mertebesine ulaşıyor.

Önce Bağdat sonra Kafkas cephesinde görev alıyor, ardından da esaret günleri başlıyor. Çok üzücü bir bölümdü bu bölüm . İçim ezilerek okudum.

Sonrasında ise Anadolu ve Kurtuluş Savaşında aldığı rol. Hep karadan bakış açısı ile okuduğumuz tarihe bu sefer teyyarelerin üzerinden tanıklık ediyoruz. Vecihi ile birlikte uçtum ben de özgürce göklerde. Onun mucizelerine tanık oldum , her an onlar için korktum. Yunanlılar ile hava muharebesinde onun yanında , onlar için dua ediyordum. Bir film sahnesi değildi olanlar. Gerçekten orada , onlarlaydım. Bedenim orada değildi belki ancak benliğim ve ruhum zamanda geriye gidip destek oldu , umut vermeye çalıştı onlara . Gerçi Türk askeri umudunu hiç kaybetmemişti.

Tarihimizi Vecihi Hürkuş 'un gözünden görmek , o zamanlara tekrar uzanmak , Miralay İsmet Bey'in çadırına misafir olmak , kısa da olsa özellikle bugün Mustafa Kemal Paşa 'nın gözlerinin maviliğinde kaybolmak eşsiz bir deneyimdi.

Uçaklar ve uçuş konusunda benim bir deha olarak nitelendirdiğim Vecihi 'nin hayatına hızlı bir giriş yapıp , tarihimizi onun gözünden okumalısınız . Muhteşem bir kitaptı , tavsiyemdir .






Vecihi
Kitabın Adı : Vecihi - Kara Tehlike
Yazar : Orhan Bahtiyar
Yayınevi :İnkılap Kitabevi
Sayfa Sayısı :384

Gökyüzüne sevdalı bir milli değer: Vecihi Hürkuş.

Vecihi Kara Tehlike, I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı yıllarında yarattığı mucizelerle Kurtuluş Savaşı'na büyük katkı sağlayan, Türk havacılık tarihinin mihenk taşlarından Vecihi Hürkuş'un azmini ve sarsılmayan inancını anlatan belgesel niteliğinde bir roman. Vecihi Hürkuş, savaş dönemi bilinen adıyla "Kara Tehlike" yıkımın ve imkânsızlığın ortasında mavi gökyüzünde umudu yeşertiyor. Elinizdeki roman, esir düşse de teslim olmamayı şiar edinen Vecihi Bey'in, kadim topraklarımıza gösterdiği sayısız fedakârlığı anlatıyor. Ve, unutuluşa mahkûm edilerek sessiz sedasız ölüme giden bir milli kahramanı…








Orhan Bahtiyar Kimdir ?

Orhan Bahtiyar1973 yılında İstanbul'da doğdu. Sırasıyla Moda İlkokulu, Kenan Evren Anadolu Lisesi ve Marmara Üniversitesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstriyel İlişkiler Bölümlerini bitirdi.

1985-1992 yılları arasında Adalar Su Sporları Klübü'nün Lisanslı sporcusu olarak yüzdü. Ulusal ve uluslararası müsabakalarda dereceler aldı.

1998-2002 yılları arasında bir internet sitesinde yayınlanan mizahi denemelerini bir araya toplayarak, 2004 yılında Robdöşambr Kullanma Klavuzu isimli deneme kitabını yayımladı. 1998-2010 yılları arasında çeşitli Uluslararası firmalarda Satış temsilcisi, Eğitim Yöneticisi ve Satış Müdürü olarak çalıştı. 2010 yılında kurumsal kariyerine ara vererek, Romancılık ve Eğitim Danışmanlığı üzerine çalışmaya başladı. 2011 'de İdeon Tanrıların Yolu , 2013 Martta Elohim'in Çocukları , 2013 Kasımda  Hürkuş ile Göklerde, 2014 te Gece Teyyarede Açıkta kitapları yayımlanmıştır .  Evlidir, Öykü ve Kuzey'in babasıdır.

Yazarın Okuduğum Diğer Kitapları :

Barut Kokulu Çiçekler 

Ateş Kırmızı 




                                                     

11/05/2020

Son Ada'nın Çocukları - Zülfü Livaneli

Kasım 05, 2020 3 Yorum
Son Adanın Çocukları


"Babam bana ' İyiler her zaman kötüleri yenecek kadar güçlüdür, ' derdi . ' Yeter ki , güçlerinin farkına varıp birleşşinler .' 

" '... dünyada kötülük daha planlı , iyiliğin içindeki saflık , planlı olmamasına neden oluyor , onu güçsüz yapıyor. Bu yüzden dünyanın her yerinde kötülük saflığı yeniyor. '

Zülfü Livaneli'nin, İnkılap Kitabevinden  çıkan Son Ada kitabının son baskısını Eylül ayının sonunda okumuş ve çok sevmiştim . O kadar çok sevdim ki herkese tavsiye etmiş ve her yerde ne kadar beğendiğimi belirtmiştim. Yaşar Kemal'in muhteşem ön sözü ile başlayan kitap ütopya olarak başlayarak distopyaya dönüşüyordu. Okurken Hayvan Çiftliği , 1984 , Sineklerin Tanrısı 'nı hatırladım. Klasik eserleri okurken aldığım lezzeti aldım kitaptan . 

 Son Ada'da olan olayları bu sefer bir çocuğun gözünden , onun yaşadıklarını ve hissettiklerini okuyoruz Son Ada'nın Çocukları 'nda. 

Hayallerimin adası olarak nitelediğim son ada ile tekrar buluştuğum için çok mutluyum . İnsanların barış içinde yaşadığı , doğa ve hayvanlar ile iç içe geçmiş bir ortam .  Huzur ve mutluluk akıyor adadan. Öyle bir yer gerçekten olsa da orada yaşasam... 

  Kırk hanenin olduğu bu cennet adada evlerden birisinin satılması ve Başkan denilen kişinin adaya gelmesi ile başlıyor olaylar. İnsanların merakla ve sevecenlikle kucakladığı bu yeni komşularının adaya " medeniyet " , yönetim " , " düzen " adı altında yaptıkları , doğayı ne hale getirdiği ve insanların bu olanlara tepkisi küçük bir çocuğun gözünden ve bakış açısından yazılmış. Daha sade bir dille yazılan kitap akıcı ve her yaş grubu rahatça okuyabilir. Çocukların bakış açısından olduğu için kitabın sonu da çocuklar gibi umut dolu . Bu sonu çok sevdim . Hayatın tekrar yolunu bulacağı ve her kötülüğün ardından umudun olduğunu hatırlattı bana .  

Tekrar ada ile kavuşmak , martılara konuk olmak çok güzeldi. Tavsiyemdir... 




Son Ada'nın Çocukları
Kitabın Adı : Son Ada'nın Çocukları
Yazar :Zülfü Livaneli
Yayınevi : İnkılap Kitabevi
Sayfa Sayısı :164

“Gazetelerin birinde ‘Yeryüzü cenneti adada satılık ev’ başlığı altında, adamızla ilgili övgülere yer veriliyordu. Bu gazete ilanı, yıllardır herkesten sakladığımız Son Adamızın, küçük topluluğumuzun herkes tarafından bilinmesi ve huzurumuzun bozulması anlamına geliyordu. Kim bilir, evi nasıl biri alacaktı?” 

 Ada sakinlerinin karmaşadan uzak kardeşçe yaşadığı son insani köşeye, son sığınağa, Son Ada’ya bir gün bir adam gelir. Adalıların o güne dek süren hayatları, huzuru ve mutluluğu bir anda yerle bir olur. 

 Bu beklenmedik durum karşısında adanın çocukları ne yapacaklar? Büyüklerin kararlarının sonuçlarına razı mı olacaklar, yoksa adadaki hayatı koruyabilecekler mi? 

 Kitapları 40’tan fazla dilde yayımlanan usta yazar Zülfü Livaneli’nin kaleminden genç okurlar için muhteşem bir roman. Son Ada’nın Çocukları, adalı çocukların barış ve özgürlük adına verdikleri ilham verici mücadeleyi anlatıyor.








Zülfü Livaneli Kimdir? 

Zülfü Livaneli 20 Haziran 1946 yılında Konya’da doğan yazarın gerçek adı Ömer Zülfü Livaneli’dir. Küçük yaşlarından itibaren müziğe ilgi duymaya başladı ve saz çalmayı öğrendi. 1964 yılında Ülker Tunçay ile evlenmiştir ve bu evlilikten Aylin Livaneli dünyaya gelmiştir.

Müziği sayesinde yurt içinde ve yurt dışında birçok ödül almıştır. John Baez, Maria Farandouri gibi sanatçılar tarafından bazı eserleri yorumlanmıştır. Özgün film müzikleri de yapan Zülfü Livaneli çeşitli konserler vermiştir.

Kendine has yorumları sayesinde dünyaca tanınmaya başlandı. Müziği kadar yazdığı hikaye kitaplarıyla da oldukça sevilen ve ilgi gören yazar 1997 yılında verdiği konsere 500.000 kişi gelerek o dönemin en büyük rekorunu kırmıştır.

Zülfü Livaneli’nin şarkıları edebiyat ve şiirle iç içe geçmiştir. Nazım Hikmet, Orhan Veli, Yaşar Kemal, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Sabahattin Ali ve Ataol Behramoğlu’nun şiirlerini şarkı yapmıştır. Müzisyen kimliğinin yanı sıra deneme, hikaye ve roman da yazmıştır.

Kitapları Türkiye’nin yanı sıra Çin, İspanya, Güney Kore ve Almanya’da en çok satanlar arasına girmeyi başlamıştır. İlk romanı Engereğin Gözündeki Kamaşma olan Zülfü Livaneli bu romanıyla Balkan Edebiyat Ödülünü kazanmıştır. Kitabı daha sonra İspanya, Çin Kore ve Almanya’da satışa çıkarılmıştır.

2001 yılında yazdığı Bir Kedi Bir Adam Bir Ölüm romanı Yunus Nadi Yayımlanmamış Roman Ödülünü kazanmıştır. 2006 yılında ise Mutluluk romanıyla birlikte Barnes & Noble Yeni Büyük Yazarları Ödülünü kazanmıştır. 2009 yılında Son Ada romanıyla birlikte Orhan Kemal Roman Armağanı’nı kazanmıştır. Farklı alanlarda yazdığı eserleri otuzdan fazla uluslararası ödülle taçlanmıştır.


                                                     

7/07/2020

Gwendy'nin Düğme Kutusu - Stephen King

Temmuz 07, 2020 3 Yorum
Gwendy'nin Düğme Kutusu


      Stephen King yazar da okunmaz mı ? Her yazdığı kitabı çok severek okuduğum bir yazar King . Bazı kitaplarında geçekten tüylerimi diken diken etse de bazıları ile de keyifli vakit geçirmemi sağladı. Bu nedenle kitaplığımda özel bir yere sahip yazar. 

 Gwendy'nin Düğme Kutusu Stephen King ile Richard Chizmar'ın ortaklaşa kaleme aldığı bir kitap. Richard Chizmar ismini ben ilk defa duydum. Amerikalı olan yazar bir korku edebiyat dergisinin yayımcısı aynı zamanda da korku hikayeleri yazan bir yazarmış. Gwendy'nin Düğme Kutusu , The Button Box serisinin ilk kitabı imiş ki ben de bunu kitabı bitirdikten sonra öğrendim. Ortaklaşa yazılan bu ilk kitaptan sonra serinin ikinci kitabı sadece Richard Chizmar tarafından yazılmış. King ise ön sözü yazarak kitaba katkıda bulunmuş.  Bizde Gwendy'nin Düğme Kutusu , İnkılap Kitabevi tarafından yayımlandı . Serinin diğer kitapları yayımlanacak mı bilmiyorum. 

Gwendy on bir yaşında bir çocuk. Biraz tombul olduğu için okulda kendisine lakap taktıkları için yürüyüş yaparak kilo vermeye çalışmaktadır . Amerika'daki okullarda çocuklar gerçekten çok acımasızlar. Okul yıllarında alınan ruhsal yaralar orada yaşayan çoğu insanı hayatı boyunca rahatsız etmektedir. Bizim ülkemizde o kadar değil. Benim zamanında yoktu böyle olaylar . Günümüzde ise bazı çevrelerde görmeye başladım ancak yine Amerika'daki kadar değil. Gwendy ise intihar merdivenleri denen yürürken gizemli bir adamla karşılaşır. Yabancılara karşı temkinli olaması gerektiğini bilen ve tedbiri elden bırakmayan akıllı bir kızdır Gwendy .  Bu gizemli adam ona bir kutu verir .İçinde sekiz tane düğme olan bir kutu...

  Bu kutu bildiğiniz kutulardan değildir . Düğmeler de öyle... Bu kutu sayesinde Gwendy elinde büyük bir güç tutmaktadır . Bu gücü ne şekilde kullanacağı ise ona kalmış. 

Hayal gücünün sınırlarını zorlayan bir kitap Gwendy'nin Düğme Kutusu. King'in çoğu kitabı gibi gerilm gerim gerilmeme sebep olmasa da kitaptaki gizem ve mistik hava , bilinmezlik okumama ve elimden düşürmeden bitirmeme sebep oldu. 






Gwendy'nin Düğme Kutusu
Kitabın Adı :Gwendy'nin Düğme Kutusu
Yazar :Stephen King, Richard Chizmar
Yayınevi :İnkılap Kitabevi
Orjinal adı : Gwendy's Button Box
Çevirmen : Sema Nur Toksöz
Sayfa Sayısı :136

Üzerinde 8 tane düğmesi ve 2 tane tutacağı olan bir kutu… Bu kutunun yeni sahibi; 12 yaşındaki Gwendy Peterson. Gwendy, kutunun sahip olduğu gizli ve görünmez gücü yöneterek dünyayı güzelleştirme ya da dünyayı felaketlere sürükleme gücüne sahip olduğunu fark ediyor.

Gwendy bu gizli gücün dünyanın iyiliği ya da kötülüğü üzerinde nasıl bir etkiye sahip olacağını düşünürken kutunun gücü Gwendy yönetmeye başlıyor. İşte tam da burada Gwendy’nin içindeki küçük ses giderek cevabı olmayan sorular soruyor: "Neden sen, Gwendy Peterson? Bu yuvarlak dünyada bütün o insanların içinden neden seni seçti? Bu kutu da neyin nesi… Ve bana ne yapıyor?"

Tüm bu soruların sonunda Gwendy’nin Düğme Kutusu okuru çarpıcı bir gerçekle yüzleştiriyor: "Hayatının ne kadarı kendine ait, ne kadarı ikramlarıyla ve düğmeleriyle birlikte kutuya ait?"

Usta yazar Stephen King’in ve Richard Chizmar’ın birlikte kaleme aldığı Gwendy’nin Düğme Kutusu okuyucuya hem tatlı hem de insanın keyfini kaçırabilecek bir hikâye sunuyor.










Stephen King Kimdir?

Stephen King Stephen Edwin King, 21 Eylül 1947 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Maine eyaletindeki Portland şehrinde dünyaya geldi.1970 yılında Maine Üniversitesi’nde Edebiyat Fakültesi’ne girdi. Kendisi gibi bir yazar olan Tabitha Spruce ile evlendi ve üç çocukları oldu.

Psişik güçlere sahip bir kızı anlattığı ilk romanı Göz (Carrie), 1974 yılında yayımlandı ve büyük başarı elde etti. King, bu başarıyla birlikte kendini tamamen yazmaya adadı. Göz’ün getirdiği başarı, Stephen King’i korku öyküleri dalında zirveye taşıdı. Ardından okuyucular tarafından çok beğenilen diğer kitaplarını yazdı .

Edebiyatta olduğu kadar vizyonda da büyük başarı yakalayan ve övgüyle bahsedilen Stephen King filmleri arasında Yeşil Yol da bulunmaktadır. 1996 yılında yayımlanan eserin Hollywood uyarlamasında Tom Hanks’in etkileyici oyunculuğunu görürürüz. Ayrıca Johnny Depp’in başrolünde oynadığı Gizli Pencere filmi, bir Stephen King uyarlamasıdır. John F. Kennedy süikastini konu aldığı 11/22/63 adlı romanı sinemaya uyarlanan eserleri arasına çoktan girdi bile.
Stephen King kitapları gibi filmlerinde de sayısız ödül kazanmıştır. Hikayelerindeki korku temalarını ve fantastik ögeleri mevcut toplumsal sorunlara ve insan psikolojisine dayandırarak anlatır ve yazarın başarısı bu temaları harmanlama konusundaki üstün yeteneğinden kaynaklanır.






Yazarın Okuduğum Kitapları :

* Tom Gordon'a Aşık Olan Kız

* Yüzyılın Fırtınası

* Rüyalar ve Karabasanlar 1-2-3

* Ruhlar Dükkanı

* Çılgınlığın Ötesi

* Christine

* Falcı

* Rüya Avcısı

* Doktor Uyku

* Tılsım

* Kurt Adamın Döngüsü 

* Bay Mercedes

* Kim Bulduysa Onundur 

* Son Nöbet 

* Gwendy'nin Düğme Kutusu 




                                                     

5/20/2020

Konstantiniyye Oteli - Zülfü Livaneli

Mayıs 20, 2020 1 Yorum
konstantiniyye oteli

Zülfü Livaneli okumak istediğim bir isimdi. Yazarın Seranad , Kardeşimin Hikayesi kitaplarını okuyanlar muhteşem olduklarını söylemişler ve mutlaka okumamı tavsiye etmişlerdi. Benim okuduğum ilk kitap ise Konstantiniyye Oteli oldu . İnkılap Kitabevi tarafından 2020 yılında yayımlanan bu yeni basım yazar tarafından gözden geçirilmiş ve daha önceki basımlarda okuyucuya dağınık gelen kısımlar düzenlenmiş . Eski basımı bende olmadığı için karşılaştırma yapamayacağım fakat okuduğum bu basımı sevdim ben , gözüme bir dağınıklık ya da konu geçişlerinde aksaklık çarpmadı . Büyük bir keyifle okudum .


Kitabın başında Zülfü Livaneli tarafından yeni basım için önsöz yazılmış  .Yazarın burada yazdıklarını büyük bir keyifle okudum . İstanbul'da söylenen bir deyiş olarak bahsettiği " Salı sallanır " sözü burada Eskişehir'de de çok kullanılır . Hanımlar el işlerine başlayacakları zaman salı gününü tercih etmezler . "Salı sallanır derler iş de elinde sallanır kalır bitiremezsin "denildiğini çok duydum. Bunun bir batıl inanç olduğunu zannediyordum . Nedenini araştırınca bulamamıştım o zamanlar . Henüz çocuktum ve internet yoktu o zamanlar. Yazar önsözde İstanbulluların "Salı sallanır " diyerek bu günün uğursuzluğuna vurgu yaptığını belirtmiş. Nedeni ise İstanbul surlarının ağır top saldırısı altında yıkıldığı ve şehrin fethedildiği günün "salı" olmasından kaynaklanan bir Hristiyan inancı imiş . Bu inanç sadece İstanbul sınırları içerisinde kalmamış ülkenin dört bir tarafına dağılmış görüldüğü üzere. Bu misal ön sözde yazan kısa bir örnekti sadece. Yazar bir çok örnek ve açıklama ile harika bir ön söz yazmış.

"İyi bir romancı , kendinden önceki büyük yazarların yarattığı birikimin ürünüdür. "

Yazarın önsöz kısmını atlamadan okumanızı tavsiye ederim. Hatta yeni kitap yazan ya da yayımlatanların da okumalarını tavsiye ederim. Çok satan kitaplar yazan bir yazar kitabını tekrar gözden geçirerek yayımlatıyor , okuyucuya , gelen öneri ve eleştirilere kulak veriyor . Bu noktada ders alınabilecek çok nokta var. Sürekli kendini yenilemeye devam ediyor . Bunu neden yazdığımı açıklayayım . Bir kaç yıl önce ilk kitabını yayımlanan birisi bana kitabını okuyup blogumda yer vermem için kitabını gönderdi. Kitabı okudum. İlk başlarda kitap çok güzeldi. Harika bir konu yakalamış ve harika bir başlangıç yapmıştı ancak sonra konuyu dağıtarak felsefe yapma derdine girmiş tabiri caiz ise edebiyat parçalamaya kalmıştı. Bu noktadan sonra kitap çok sıkıcı ve yazarın ne yapmak istediği anlaşılmayan bir hale gelmişti ki kitabı zor bitirdi. O da okuyacağıma dair söz verdiğim için. Harcadığım zamana çok acıdım kitap bitince. Bu durumu yazara mesaj olarak attım. Başladığı şekilde gitse çok güzel bir kitap ortaya çıkacağını ancak bu şekilde okuyucunun sıkılacağını ve dikkatinin dağılacağını belirttim. Sonuç olarak ben böyle yapmak istedim açıklamasını aldım. Sen kendin için yazdıysan kitabı bastırmakla ya da okutmakla uğraşmasaydın. Sonuç olarak kitabı okumaya başlayanlar vakit kaybı diye yarım bıraktı ve kitap piyasaya çıkamadan silindi... Usta yazarlarımızdan örnek almaları ve kendilerini geliştirmeleri gerekmektedir yazarlık işine gönül verenlerin....  Bu konuda Zülfü Livaneli'yi takdir ediyorum.

Kitabın içeriğine ve konusuna giriş yapsam iyi olacak artık :)) Konstatiniyye Oteli eski Bizans sarayı kalıntıları üzerine yapılmış yedi yıldızlı bir otel. Otelin  açılış gecesi ve gecedeki konuklar ve olanlar anlatılıyor kısaca kitapta. Kısacac diyorum aslında o kadar da kısa değili. Bu otelin açılış gecesinde üç yüz kadar davetli var ve bu davetliler ülkemizin çeşitliği gibi çeşitlilik gösteriyorlar. Her birinin ayrı hayat hikayesi , anlatacak ayrı konusu var. Yazar da bize bu hikayeleri sunuyor.

Ben kitabın iki bölüme ayrıldığını düşünüyorum. İlk bölümde Zehra ve Emre anlatılıyor. Oteli sayılı ve zengin iş adamlarından Ergun Bereket ve Rus ortağı birlikte açıyorlar . Daveti Ergun Bey'in asistanı ve sağ kolu Zehra organize ediyor. Zehra kitapta baştan sona kadar var olan ana karakter ve çoğu olayı onun gözünden , onun anlatımı ile görüyoruz.

  Zehra'nın bakış açısı ile patronunu , eşini , açılış gecesinde olanları okurken geçmişe gidip Zehra'yı daha yakından tanıyor , onun ve Emre'nin geçmişini ve bugününü görürken geleceklerine de kısa bir bakış atıyoruz. Bu bakış atma kısımlarında Emre'nin anlatımı ve yaptıkları ile de onu daha yakından tanıyor başta sinir olsak da aslında fena birisi olmadığını  görüyoruz.

İkinci bölümde ise otel açılışına gelen konukların ve çalışanların hayatlarına kısa kısa girişler yaparak her birinin öyküsünü öğreniyoruz.

Bir de nekropolis var tabii ki. Kitabın başında nekropolista bulunanlarla kısa bir sohbet yaparken kitabın bitmesine yakın yine ortama dönüş yapıyoruz.

Bir otel açılışı ile Zülfü Livaneli ülkemizin renkli coğrafyasından her renkten karakteri bir araya getirirken toplumsal bir çok soruna da değinmiş. Tomalar , gezi olayları , kadın cinayetleri , tecavüz , inancı için IŞID'a katılmaya çalışan bir garson , ... bir çok olay yer alıyor kitapta ve karakterlerin hayatında.

 Kitap İstanbul'da geçiyor , İstanbul coğrafyası ve tarihi anlatılıyor belki ancan ben kitapta tüm ülkeyi gördüm. Davete katılanlar burjuva kesimi temsil ederken çalışanlar da halkı temsil ediyordu. Tarihi gibi yaşayanları ile de renkli bir ülkede yaşıyoruz ve Zülfü Livaneli kitabında bu renklerin hepsine yer verirken bilgi birikimini de okuyucuya aktarmayı ihmal etmemiş . Okurken öğrendiğim bir çok şey olduğu gibi altını çizdiğim bir çok cümle de oldu . Kitabı çok sevdiğimden emin olduğum gibi ileride tekrar okuyacağımdan da eminim.




Konstantiniyye Oteli

Kitabın Adı :Konstantiniyye Oteli
Yazar :Zülfü Livaneli
Yayınevi : İnkılap Kitabevi
Sayfa Sayısı : 432


Konstantiniyye… İhtişamlı surlarının karanlık diplerinde cinayetler işlenen, otobanlarında siyasetçilerin suikastlara kurban gittiği, açlıktan çocukların dilendiği, gecekondularında kadınların sessiz sedasız öldürüldüğü, yalılarında yüzyıllık zenginliğin cömertçe seyre çıkarıldığı ve güzelliğiyle Divan şairlerine yüzlerce şehrengiz yazdıran, barok sanatından izler taşıyan şehirler şehri İstanbul.

Romanları 40 dilde yayınlanan ve uluslararası pek çok ödüle layık görülen ünlü yazar Zülfü Livaneli, Konstantiniyye Oteli ile okurlarına bir İstanbul panoraması çiziyor. İstanbul’un kaymak tabakasını, alt sınıfları ve hatta ölülerin ruhlarını buluşturup başarılı bir işkadını Zehra’nın gözünden anlatıyor. İstanbul’un köklü tarihini fona alan usta edebiyatçı, onlarca karakteri, geçmişi Bizans’a dayanan bir otelin açılışına konuk ediyor; güç ve yönetim ilişkilerinden romantizme ve “başına sevda gelenlere” kadar uzanan, geniş bir yelpazede insan ruhunu didik didik ediyor.

Prof. Onur Bilge Kula’nın deyişiyle “senfonik bir roman” olma özelliği taşıyan Konstantiniyye Oteli, İstanbul’da yüzyıllardır süren cümbüşü anlamak açısından Türk edebiyatında önemli bir yer tutuyor.

Elinizde tuttuğunuz bu özel kitap, yeni baskısı ve gözden geçirilmiş son haliyle okurlarına çok sesli müzikal bir yapıt sunuyor.







Zülfü Livaneli Kimdir? 

Zülfü Livaneli 20 Haziran 1946 yılında Konya’da doğan yazarın gerçek adı Ömer Zülfü Livaneli’dir. Küçük yaşlarından itibaren müziğe ilgi duymaya başladı ve saz çalmayı öğrendi. 1964 yılında Ülker Tunçay ile evlenmiştir ve bu evlilikten Aylin Livaneli dünyaya gelmiştir.

Müziği sayesinde yurt içinde ve yurt dışında birçok ödül almıştır. John Baez, Maria Farandouri gibi sanatçılar tarafından bazı eserleri yorumlanmıştır. Özgün film müzikleri de yapan Zülfü Livaneli çeşitli konserler vermiştir.

Kendine has yorumları sayesinde dünyaca tanınmaya başlandı. Müziği kadar yazdığı hikaye kitaplarıyla da oldukça sevilen ve ilgi gören yazar 1997 yılında verdiği konsere 500.000 kişi gelerek o dönemin en büyük rekorunu kırmıştır.

Zülfü Livaneli’nin şarkıları edebiyat ve şiirle iç içe geçmiştir. Nazım Hikmet, Orhan Veli, Yaşar Kemal, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Sabahattin Ali ve Ataol Behramoğlu’nun şiirlerini şarkı yapmıştır. Müzisyen kimliğinin yanı sıra deneme, hikaye ve roman da yazmıştır.

Kitapları Türkiye’nin yanı sıra Çin, İspanya, Güney Kore ve Almanya’da en çok satanlar arasına girmeyi başlamıştır. İlk romanı Engereğin Gözündeki Kamaşma olan Zülfü Livaneli bu romanıyla Balkan Edebiyat Ödülünü kazanmıştır. Kitabı daha sonra İspanya, Çin Kore ve Almanya’da satışa çıkarılmıştır.

2001 yılında yazdığı Bir Kedi Bir Adam Bir Ölüm romanı Yunus Nadi Yayımlanmamış Roman Ödülünü kazanmıştır. 2006 yılında ise Mutluluk romanıyla birlikte Barnes & Noble Yeni Büyük Yazarları Ödülünü kazanmıştır. 2009 yılında Son Ada romanıyla birlikte Orhan Kemal Roman Armağanı’nı kazanmıştır. Farklı alanlarda yazdığı eserleri otuzdan fazla uluslararası ödülle taçlanmıştır.

                                                     

4/13/2020

Senin Suçun Değil - Beyhan Budak

Nisan 13, 2020 5 Yorum
Senin Suçun Değil

Klinik Psikolog Beyhan Budak terapileri haricinde kitapları ve you tube videoları ile insanlara yardım etmeye çalışıyor .  Ben kendisinin kalemi ile Senin Suçun Değil kitabı ile tanıştım. 

Psikoloji kitapları kategorisinde yer alan Senin Suçun Değil, bu türde yer alan çoğu kitabın aksine sizi sıkmadan ilerliyor . Yazarın tarzının ve klinik tecrübesinin de bunda rolü çok büyük bana göre . İnsan ilişkilerinde ve iletişiminde uzman olunca bu ister istemez kalemine de yansıyor . 

Kitabın kapağında " Geçmişin yüklerinden kurtulma rehberi " yazıyor. Geçmiş ve yaşananlar bir çoğunuzu istemesek de çok etkiliyor ve bu etki gelecek yaşantımızda istenmeyen etkilere sebep olabiliyor . Bu etkilerin nedenlerini başta ya da tek başımıza fark etmeyebiliriz . Ancak bir uzman görüşü ya da uzman yardımı ile ortaya çıkan bu nedenlerden kurtulmak / işleri yoluna koymak da uzun ve sabır isteyen bir iştir. 

  Beyhan Budak bu kitabı ile bazı şeyleri fark etmemiz ya da sevdiklerimizde olanları anlayabilmemiz için yardımcı oluyor okuyucuya. Rehber olarak bahsetmedim kitaptan çünkü rehber denilince çoğu zaman sıkıcı ve tekdüze kitaplar akla geliyor . Oysa bu kitap bu türde değil. Örnekler ve anlatımı ile sizin bazı şeyleri fark etmenizi sağlayarak size bu yolda arkadaşlık ediyor. 

Beş bölümden oluşuyor kitap . 

1- Ailenin Bıraktığı derin izler 

2- Aile dışı etkenler 

3 - Sık karşılaşılan sorunlu ilişkiler 

4 - Zihinsel Virüsler

5 - Geçmişin Hasarını onarmak 

 Bölümlerin isimlerinden de anlaşılacağı gibi yazar bu kitabında çoğunlukla aile , geçmiş ve kendi zihnimize yoğunlaşmış durumda. Geçmişi ile barışamayan geleceğe sağlam adımlar atamaz.... 








Senin Suçun Değil
Kitabın Adı :Senin Suçun Değil
Yazar :Beyhan Budak
Yayınevi :İnkılap Kitabevi
Sayfa Sayısı :236

Hayatındaki sorunları düşün; değersizlik duygun, sana zarar veren ilişkilerinden vazgeçemeyişin, başarısızlıkların, aynı hataları tekrar tekrar yapışın, başkalarına şefkatle yaklaşırken kendine acımasız oluşun, içindeki kaybolmayan öfke ve hatta kıskançlıkların…
Bunları yaşamayı sen mi seçtin? Ya da belki de geçmişte yaşadıkların bugün böyle hissetmene neden oluyor. Kendini suçlamayı bırak, bu işleri daha kötü hale getirmekten başka bir işe yaramaz.

Bu kitapla birlikte geçmişinin karanlık dehlizlerine doğru bir yolculuğa çıkacağız; içine doğduğun aileden, yaşadığın travmalara kadar, bugün var olan problemlerinin geçmişteki izini süreceğiz. Çocukken alman gereken sevgi, saygı ve güveni alamadığın zaman neler olduğunu, zehirli anne baba davranışlarının nasıl yıkıma yol açtığını görecek; bazen önemsiz sanılan küçük bir travmanın uzun vadeli etkilerinin çok büyük olduğunu fark ettikçe hafifleyeceksin.

Bu kitap sana mucizeler vaat etmiyor, hiçbir şey mükemmel olmayacak, ancak şu anki halinden daha iyi hissetmen kesinlikle mümkün. Beraber yürüyeceğimiz yolun amacı bu.
Kendine bu şansı vermelisin…





Beyhan Budak Kimdir? 

Beyhan Budak İlköğretim ve lise eğitimini Ankara’da alan Beyhan Budak üniversite eğitimini İstanbul Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde tamamlamıştır.

Üniversite eğitimi sonrasında ilk yüksek lisans eğitimini Gazi Üniversitesi Psikolojik Danışma ve Rehberlik Bölümü’nde yapmıştır. Romantik ilişkiler üzerine yüksek lisans tezini hazırlamıştır. İkinci yüksek lisansını “Klinik Psikoloji” alanında İstanbul Esenyurt Üniversitesi’nde tamamlamıştır. Beyhan Budak evli ve iki çocuk babasıdır.

Uzun yıllar T.C. Sağlık Bakanlığı’na bağlı bir hastanede çalıştıktan sonra istifa etmiştir ve psikoterapi ve eğitim çalışmalarına kurucusu olduğu merkezde devam etmektedir.

2018 yılında Tedx Kaleiçi etkinliğinde, “O Satın Aldığın Şey Mutluluk Değil!” isimli bir konuşma yapan Beyhan Budak, birçok kurumda ve şehirde kendine yardım konularında 300’den fazla konuşma yapmıştır ve hâlâ bu konuda çalışmalarına devam ediyor. Birçok TV ve radyo programında alanıyla ilgili paylaşımlarda bulunmuş, bazı çizgi filmlere senaryo danışmanlığı yapmıştır.

Kendi danışanlarına psikolojik destek vermek dışında, birçok sebepten ötürü psikolojik yardım alamayan insanlara ulaşabilmek için kurduğu YouTube kanalında “Popüler Psikoloji” ve “Kendine Yardım” konularında videolar yayınlamaktadır. Bu kanalda yayınladığı videolar, bugüne kadar 500 binden fazla kişi tarafından 30 milyondan fazla kez izlenmiştir.

                                                     

4/07/2020

Birinci Kıyamet - Buğra Gülsoy

Nisan 07, 2020 1 Yorum
Birinci-Kıyamet


  Oyuncu Buğra Gülsoy'un ilk kitabı Birinci Kıyamet . Kitap 1910 yılında başlıyor ve Sabri Mahir'in gerçek hayatından kurgulanmış .

   Peki kim bu Sabri Mahir deyip duymayanlar için belirteyim. Kendisi ilk Türk Boksörlerinden birisidir. Avrupa'da "Korkunç Türk Sabri Mahir " olarak tanınır ve İspanya'da boksun yasaklanmasına sebep olan kişidir.

Sabri-Mahir
Sabri Mahir 


 Buğra Gülsoy'un  akıcı ve sade bir anlatımı var. Okurken kitaptaki edebi zenginliğe bayıldım . Kitabı okumaya başlayacağım zaman bu kadar güzel bir anlatım ile karşılaşacağımı tahmin etmemiştim . Anlatım ruha dokunuyor . Seçilen kelimeler , betimlemeler ve yazarın tarzı çok başarılı . Bir anlatıcı aracılığı ile kitap aktarılsaydı bu kadar başarılı olacağını düşünmüyorum. Kitabın bir kaç yeri dışında tamamı Sabri Mahir'in ağzından yazılmış . Bu nedenle daha başarılı olmuş kitap.

Sabri-Mahir
Galatasaray futbol takımının 1909-10 sezonu kadrosu. Orta sıranın soldan ikinci kişisi Sabri Mahir'dir.


Çocukların geçmişte yaşadığı travmalar geleceklerini etkiliyor ve ruhlarından onarılmaz yaralara sebep oluyor . Sabri'nin de geçmişte yaşadıkları onu öfkeli ve bazen öfkesini kontrol edemeyen birisi haline getirmiştir. Geçmişinden uzaklaşmış Dersaadette futbol oynuyordur. Hocası Tevfik Fikret ona çok destek olmaktadır . Bir gün çıkan olaylarda Sabri öfkesini yine kontrol edemez ve bunun sonucunda kötü bir olaya sebep olur . Hocasının yardımı ile gizlice Dersaadet'i terk edip Avrupa'ya  gitmek zorunda kalır . Geride canından çok sevdiği Pera'sını bırakarak.

  Avrupa'da yaşadığı zorluklar ve başına gelenler çok üzücüydü. İnsanların tavırları , dostluk , karşılıksız iyilik , zorbalık , açlık ve sefalet ...  Hele de özlem ... Bir taraftan da umut ve umut sayesinde her zorluğa göğüs germek ... Çok zorlu bir hayat . Tüm zorluklara rağmen ayakta kalması ise takdire şayandı .

Kitabı gerçekten çok sevdiğimi ve tavsiye ettiğimi belirtmeliyim. Kitabın devamı olan "İkinci Kıyamet" i sabırsızlıkla bekliyorum.

Birinci Kıyamet Kitabından Alıntılar:

" Düşmanlarını yok etmek istersen ; iki dost olan düşmanlarını birbirine düşman etmen gerek önce , ama her ikisine de  birbirlerinden habersiz onların dostu olduğunu göstererek ."

"Pişmanlığa dönüşürsen eğer , devam edemezsin yoluna . Yaşanan her kötünün içinde bir umut aramalı insan . Umudunu kaybedersen kötü de büyür içinde. "

" Kendine başka bir sen yaratmışsın , günahlarının yükünü ona taşıtmak için. Ama unutma o yarattığın şey de sensin hep."

" Ne önemi var ki birbirimize isimler takmanın , her birimiz ön yargılarla doluyuz . Önemli olan varlığımız . Ben sana baktıkça beni, sen bana baktıkça seni gör yeter."

" Büyümek bir erdem değil , asıl erdem her koşulda yetebilmek,"









Birinci Kıyamet


Kitabın Adı :Birinci Kıyamet
Yazar : Buğra Gülsoy
Yayınevi :İnkılap Kitabevi
Sayfa Sayısı :216


Buğra Gülsoy, bir ilk romandan beklenmeyecek bir kurgu ustalığı ve işlek bir dille okurlarına ilginç bir hikâye anlatıyor. Okurların sayfalar akıp giderken alacağı edebiyat tadını tahmin edebiliyorum.

ZÜLFÜ LİVANELİ

“Sular yükseldikçe balıklar karıncaları yer, sular çekildikçe de karıncalar balıkları. Her şeye karar veren suyun akışıdır Sabri, bunu unutma,” demişti Tevfik Öğretmen. Genç olmamın vermiş olduğu bilgisizliği kibirlerimin ardına saklamıştım: “Her türlü biri diğerini yiyecek, ne anlamı var ki?” Gözleri üzerine oturan tebessüm sorduğum soruya değil, kendi cevabına aitti: “O zaman sen de suya girme”. Suya girmemek mi? Bir korkak olarak mı yaşamam gerektiğini söylüyordu bana? Bu satırları yazarken ne demek istediğini biliyorum şimdi. Ama her şey için çok geç artık. Nereden bilebilirdim ki; kendi zamanımda yaktığım bir kibritin benden sonraki zamanları kasıp kavuracağını. Bir insanın asla şahit olmaması gereken şeylere tanık olan ben, tüm kıyametlerin nedeni oldum. Bütün zaman benim yüzümden çöktü!
Önce dünyaya atıldım, sonra da dünyadan.

Güneşin Battığı Yer, 1912







Buğra Gülsoy Kimdir?

Buğra Gülsoy  1982 yılında Ankara’da doğdu. 2000 yılında eğitimine başladığı Doğu Akdeniz Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nden 2004 yılında mezun oldu. Mimarlık fakültesini bitirdikten sonra Kıbrıs’ta kalıp Kıbrıs Türk Devlet Tiyatroları’nda çalışmaya başladı.

Mağusa şehrinin özel bir tiyatrosu olan “Açık Tiyatro” bünyesinde Eugene Ionesco’nun Kral Ölüyor adlı oyunuyla oyunculuk hayatına adım atan Gülsoy, sadece oyunculuk değil tiyatronun tüm dalları içinde aktif görev aldı.

Tiyatro ve mimarlığın yanı sıra fotoğrafçılık ve grafik tasarımcılığıyla da ilgilenen Gülsoy, yazdığı “varoluşçu” kısa öykülerini görsel yolla ifade edebilmek için, kaleme aldığı yazılarını senaryolaştırdı.

İnsan: Bir Varlık, İnsan: Bir Kimlik ve İnsan: Bir Sonuç başlıkları altında kurguladığı üç bölümlük deneysel kısa filmi İnsan: Üçleme’nin (Human: Trilogy) ardından İnsan: Bir Sistem alt başlığı adı altında ikinci deneysel kısa filmi Altüst’ü (Upsidedown) oluşturdu. Filmleri ulusal ve uluslararası birçok festivalde gösterildi.

2007 yılında Birleşmiş Milletler Kalkınma Projesi (UNDP) kapsamında düzenlenen bir yarışmada filmcilik üzerine eğitim aldı ve “hayatın illüzyonlardan oluştuğu” savını yaratarak yazıp çektiği Mutlu Son (Happy End) kısa filmiyle, yarışan birçok Türk ve Rum kısa filmi arasından “En İyi Kurmaca Kısa Film” ödülünü kazandı.

2008 senesinde İstanbul’a yerleşen Buğra Gülsoy, oyunculuk yapmaya devam ederken kurucularından biri olduğu “GET” oluşumu bünyesinde ilk tiyatro oyunu Pragma’yı hem yazdı hem de yönetti. Pragma’dan sonra yazdığı ikinci tiyatro oyunu Dip de ise bu kez suçu “cahillikten doğan acımasız önyargılar” adı altında topladı. Ardından Serhat Teoman ve Emre Erkan’la birlikte oyunun senaryosunu yazdı ve Serhat Teoman’la birlikte Mahalle filminin yönetmenliğini yaptı.

Yazdığı –henüz sahnelenmeye başlamayan– bir sonraki oyunu ise Inferno. Buğra Gülsoy oyunculuğa devam etmenin yanı sıra uzun metraj film senaryoları ve kısa öyküler yazmaya devam etmektedir. Yazdığı ilk romanı Birinci Kıyamet: Güneşin Battığı Yer’dir.
                                                     

4/02/2020

Olmasa da Olur - Aslı T. Kızmaz

Nisan 02, 2020 3 Yorum
Olmasa da Olur

"Keşke hayatta her yaşadığımız şeyin sonu hep mutlu olsa. Ama öyle değil ki, zaten sonun önemi ne? Yolda yaşadıklarımızdır önemli olan."

Aslı T. Kızmaz'ın ikinci romanı Olmasa da Olur. Benim de ilk okuduğum kitabı . İlk kitabın devamı niteliğindeymiş bu kitap . Tek başına da okunabiliyor ben yazar arada ilk kitapta diye cümle arasında geçirmese fark etmezdim. Yani tek başına da çık rahat okunuyor kitap .

 Aslı T. Kızmaz'ın üslubunu çok sevdim . Eğlenceli , deli dolu bir anlatımı var . Bu sıkıntılı günlerde bana çok iyi geldi kitap. Kitaba biraz bakayım nasılmış derken kendimi kahkaha atarken buldum ve kitaba başladığım gün bırakamadan bitirdim. Kafamı boşalttı ve doping etkisi yaptı bana .

 Boşanmak üzere olan bir kadını , hissettiklerini ve yaşadıklarını , bu dönemi nasıl atlattığını anlatıyor yazar kitapta. Bir de oğlu var . Bir taraftan sadece kadın olarak düşünüp intikam istese de diğer taraftan bir anne olarak çocuğu en az nasıl etkilenir onu düşünüyor .

 Her durumdan sonra arkadaşları ile konuşup , paylaşımda bulunması ve onların destekleri çok güzeldi , Günümüzde arkadaşlık nadir bulunan bir olgu haline geldi. İnsanlar ben merkezli oldukça kimse kimseyi dinlemeden sadece ben odaklı paylaşım yapıyor . Bir sohbet ortamı fakat ortak konu yok . Herkes ayrı telden çalıp kendisini anlatıyor ve kimsenin diğerini dinlediği yok!!



 Sertab ne yıkılmaya yaklaşsa da dimdik ayakta durmayı başarıyor . Hayatına devam ediyor ve kendi yolunu buluyor . Arada şarkı ve şarkıcıların eşlik etmesi de ilginçti. Ruhsal durumunu onların sayesinde belki de bozulmaktan kurtarıyor. Herkes için bir çıkış noktası , ruh sağlığını korumak için bir yol gerekiyor  . Sertab'ın da dediği gibi " olmasa da olur" ...

Siz de hayatınızda olmasa da olur dediklerinizi çıkartıp rahatlayın . Hiç kimse sizden değerli değildir.


Olmasa da Olur - Aslı T. Kızmaz
Kitabın Adı :Olmasa da Olur
Yazar :Aslı T. Kızmaz
Yayınevi :İnkılap Kitabevi
Sayfa Sayısı :144

“Biz kadınlar bazen en başından olmayanı oldurmaya çalışıyoruz. Böyle kodlanıyoruz. El attığımız her şeyi düzelteceğimize o kadar inanıyoruz ki ‘onu da’ düzelteceğimize emin oluyoruz. Ama eşek kadar adamlar değişmiyor, olmayandan da olmuyor. Ve evet ne yazık ki bizim bunu anlamamız için iyice sarsılmamız gerekiyor. Farkındayım çok zor; üzücü, gurur kırıcı, yorucu sıfırlanmak… Ama emin olun şahane yanları da var…”

Aslı T. Kızmaz ikinci romanında kendi ayakları üzerinde duran, hiç olmazsa buna çabalayan, sonunda “olmasa da olur” diyen delidolu bir kadının ayrıksı hikâyesine odaklanıyor.

Olmasa da Olur, Benden Ne Olur’un devamı olan eğlenceli, şen şakrak üslubuyla, roman kahramanının zihninde yarattığı hayali insanlarla, süratli ve nefis bir hikâye…





Aslı T. Kızmaz Kimdir? 

Aslı T. Kızmaz1983 yılında Eskişehir’de doğan ama aslen Kütahyalı olan, oralarda da hiç yaşamamış olup asker kızı olmanın gerekliliğini sonuna kadar yerine getiren ve şehir şehir gezen Aslı, Dokuz Eylül Üniversitesi ÇEKO bölümünden 2006 yılında mezun olduktan sonra öğrenimine Dudley College’da devam etmiştir. Firmaların pazarlama ve kurumsal iletişim departmanlarında 7 yıl görev aldıktan sonra, “9-6 çalışmaya yeter” deyip kendi işini kurma aşamasına geçmiştir. 5 yıldır AKA ile ilgilenmekte, daha çok sosyal medyada algı yönetimi üzerine uzmanlaşmaktadır. Aynı zamanda kendi sosyal medya hesapları için de içerikler üretmektedir. Yazarın İnkılâp Kitabevi’nden çıkan diğer kitabı: Benden Ne Olur?

                                                     

3/10/2020

Dikili İlişkiler - Haluk Tatar

Mart 10, 2020 1 Yorum
Dikili İlişkiler - Haluk Tatar


"Hayat size insanlara güvenmeyi öğretecek. Güvenmemeyi de. Bazı insanlar ortak iş yapmak için sizin güveninizi çalacak. Bazıları aşk bahanesi ile güveninizi öldürecek. Bazıları ise, sırf onlara acıdığınız için arkanıza geçip, sırtınızdan vuracak. Size tavsiyem mi? Güveninizi tek bir duvar ile sunmayın insanlara. O duvarı aşan, hemen size tamamen ulaşmasın. Soğan gibi olun. Katmanlarınız olsun. Dost dediğin hemen her sırrınızı öğrenmesin. Sevdiğinize, güvendiğinize tüm maddi ve manevi servetinizi açmayın. Kademeli güvenin ve kademeli bırakın kendinizi ona. En azından her şeyinizi alıp gidemez."

   Dikil İlişkiler kitabı ile ilk kez tanıştım Haluk Tatar'ın kalemi ve kendisi ile . Kendisi ile de diyorum çünkü kendisinini you tube kanalı varmış , araştırınca bu kanalı izleyenlerin çok beğendikleri ve bu kanalın eğitici olduğunu öğrendim. Ben instagram ,twitter ve blog aleminde gezerim. You tube pek bana göre değil. Bu nedenle yazarın kanalına bakınca kendisi ile de tanışmış oldum dedim.

Dikili İlişkiler kişisel gelişim kitabı . Arka kapak yazısı ile de hemen dikkat çekiyor zaten . Arka kapak yazısını aşağıda verdim . Merak edenler okuyabilir ...

 Beş bölümden oluşuyor kitap . İlk bölüme geçmeden önce Haluk Tatar ilişki nedir , dikili ilişki nedir bilgi veriyor . Sonra ise " eğitim ve kariyer hayatımızdaki dikili ilişkiler " ile birinci bölüme başlıyor . Bu bölümün başında yazar okuyucuya okul ve iş hayatı seni etkilemiyor ve ilgilendirmiyorsa , atla ikinci bölüme diyerek onun zaman kaybetmesini ya da sıkılmasını istemiyor . Sıkılmasını istemiyor diyorum ancak zaten bu kitabı okurken sıkılmanıza imkan yok . Yazarın sizinle konuşur gibi yazması , eğlenceli dili ve gerek kendi hayatından gerekse çevresinden verdiği örneklerle kitap nasıl akıyor anlamıyorsunuz . Şahsen ben kitabı elimden bırakamadan bitirdim.

İkinci bölüm ise gönülde dikili ilişkiler . Çoğu okuyucunun merak ettiği bölüm de bu oluyor sanırım . Çünkü kitabın isminde geçen "İlişki " kelimesi akla direk olarak gönül ilişkisini getiriyor. Çevremde yaptığım gözlemin bir sonucu bu çıkarım. Bu konuyu okurken yazarın toplumu çok iyi gözlemlediğini gördüm. Yazdığı çoğu örnek benim de çevremde gördüğüm hatta başıma gelen cinsten . Okulu bitirirsin daha işe bile girmeden "eee  ne zaman evlilik ? biri yok mu ? bak şu da iyi birisi " diye hemen başlarlar . Bir rahat nefes aldırmazlar . Bir süre sonra da isteyen yok mu , evde kaldı muhabbeti başlar .... Elendikten sonra oh be deyip derin nefes almayın çünkü bu sefer de ee çocuk ne zaman , yoksa olmuyor mu muhabbeti başlar . Sözün kısası rahat yok bu toplumda :D

Üçüncü bölümün ismi ise biz kimiz . Bu bölümün adını duyunca aklıma felsefeciler geldi . Felsefenin temel sorusu ben kimim değil mi? Benim aklıma geldiği gibi sizin de aklınıza felsefeciler ve felsefe geldiyse unutun derim . Burada bahsedilen biz yapışık ikiz gibi dolaşıp her şeyi beraber yapanlar . Bu tarz gruplarda genellikle dominant bir karakter vardır yanında da onun her dediğini yapan pasif karakter.  Bu durum  ne zamana kadar devam eder ? Asıl soru bu sanırım ... Bu bölümde yazar çocuğu yerine konuşup onun yerine karar veren anneden tutun da arkadaş gruplarına kadar her kesimden örnekler ile konuyu irdeliyor.

Dikili İlişkiler


Dördüncü bölüm ise rutinler ve gerçekler . En eğlence bölümlerden birisiydi bu bölüm . Hayalinizde canlandırdıklarınız ile gerçekte olanları karşılaştırıyor yazar bu bölümde . Aynı zamanda da kadınların erkeklerde sevmediklerine de yer veriyor . Ve günümüzde sahte mutlulukların en çek yaşandığı yer alan sosyal medya da var bu bölümde. Herkesin mutlu , herkesin arkadaş olduğu rengarenk bir dünya. İçine girmedikçe dışarıdan parıltılar sizi cezbediyor. Sosyal medyada çevreniz genişleyip de dönenleri fark ettiğiniz zaman soğuyorsunuz . Sakın orada olanları kafayı takıp da sevdiklerinizi eleştirmeyin , benden söylemesi ...

Beşinci ve son bölüm ise " tamam mı devam mı ? "ismini taşıyor . Kadın -erkek ilişkisinde ayrılım mı görünüyor yoksa evliliğe mi ilerliyor durum . Evliliğe ilerliyorsa aileler de işe karışıyor . Tabii bir de kıskançlık durum var. Ayrıldınız ise bu durumda ayrılık acısı ve depresyon var... İşte bu bölümde okuyacaklarınızın bir bölümünü bunlar oluşturuyor .

 Kitabı bitirmek bu yazıyı kaleme almaktan daha kolaydı inanın. Bazen duyguları yazıya dökmek zorluyor beni . İlk cümle her zaman çok önemlidir benim için . O ilk cümleyi yazıncaya kadar iki bazen de üç gün düşünürüm ve düşündüklerimin olgunlaşmasını beklerim. Okuduğum kitaplara ve yazarlar saygımdan dolayı haksızlık yapmak istemem . Ama o ilk cümle zihnimden klavye üzerinden dolaşan parmaklarım aracılığıyla bilgisayar ekranında belirince arkası kendiliğinden geliyor . Sanki ben aradan çekiliyorum ve parmakların otomatik olarak yazıyorlar. Bu kitabı yazıya dökmek için de beş gün bekledim. Hislerimi size daha kolay ifade edebilmek için.

Ben bu kitabı çok sevdim . Bir kişisel gelişimden öte hayat rehberi gibi olduğunu söyleyebilirim. Yazarın verdiği örneklerin yanında ben de çevremden örnekler vererek , karşılıklı yazarla sohbet ederek okudum kitabı . Yeri geldi örnekleri çevremdekilere sesli okudum , fikir alışverişi yaptım . Eğitimden iş hayatına , arkadaşlıktan evliliğe , aile yaşamından sosyal medyada olanlara kadar hayatın her alanından ilişkilere değinen ve onları örneklerle zenginleştirerek anlatan harika bir kitap .

Dikili İlişkiler Kitabından Alıntılar :

* Dikili ilişkiler ömründen gün çalar . Aylar hatta yıllar öylece akar gider . Sen de camdan yolu izleyen teyzeler gibi kendi hayatının ziyan olmasını izlersin.

* Bazı ilişkiler hiç başlamamalıdır . Hadi bir şekilde ilk tanışma oldu . Bırak işte. İlk dürten olma . Ateşi sen yakma.

* Siz de boşluklar verin, tüm varlığınızın içinde. Sizi kimse tamamen ,tanıyıp ele geçirmesin.

* Ülkemizde çok etiket var maalesef . Kutuplaşmayı da bunlar sağlıyor . Açık , kapalı , yeşil , kırmızı , dinci , solcu ... Hepsi öylesine saçma ve başarısız üretilmiş etiketler ki . Cahil toplumlarda bunlar işe yarar . Ayrışırlar . Ama okuyan toplum bu etiket ile kandırılamaz.

* Herkes yapıyor diye bir şeyi yapmanız gerekmez ya da mutluluğun formülü çoğunluğun yaptığı şeyde gizli diye bir şey yok. Sakin olun , içinizi ferah tutun . Kendiniz için doğru olanı zamanı geldiğinde hayat size söyleyecektir.

* Umarım bekleyecek birisi olur . Beklemeye değecek birisi de . Sizi de bekleyen . Gelmeyecek olanı , beklemeyin de.

* Unutma , avcı olduğunu sanıyorken , avlanabilirsin.

* "... değişmek istemeyen birini değiştiremezsiniz. Değişim önce kişinin kendisinde başlar. "

* BİZ demek için önce sen onu , o seni tanımalı . Hoş önce sen kendini bir tanı lütfen.




Dikili İlişkiler
Kitabın Adı : Dikili İlişkiler
Yazar : Haluk Tatar
Yayınevi :İnkılap Kitabevi
Sayfa Sayısı :192


Öyle bir dönemde yaşıyoruz ki, gizlilik sıfır. Sosyal medya senin tüm sırlarını biliyor. Monoton hayatlarımızı televizyon ya da internette gördüğümüz senaryolara ya da akıl almaz başarı hikâyelerine dönüştürme derdindeyiz.
 Arkadaş olarak, sevgili olarak, eş olarak, dost olarak dışarıda bir yerlerde mükemmel birileri var. Sen de onlara şans eseri denk geleceksin. Peki, sorun ne mi? Ya o mükemmel seni katledecek ya da sen onu bozacaksın. Nasıl mı?
 Bu kitapta amacımız ilişkilerin kötü yönlerini göstermek değil. En azından sadece o değil. Potansiyel hataları görelim ve nasıl bir şeyleri düzeltebiliriz ya da yanlışları engelleriz onu bilelim. Yoksa güzel başlayan ama büyüsünü bozduğumuz tüm diğer ilişkilerimizde olduğu gibi zaten önümüzdeki maçlara bakacağız.
 Hazırsan biraz hayallerini yıkacağız. Seninle ben yıkacağız. Fakat söz veriyorum:
 YERİNE DAHA İYİLERİNİ İNŞA ETMEK ÜZERE!








Haluk Tatar Kimdir? 



1979 yılında dünyaya gelmiştir. İTÜ ve Yıldız yüksek lisans ve makine mühendisidir. Kendi şirketine sahip olan Haluk Tatar Türkçe dahil üç dil bilmektedir.

 Kendi kişisel video kanalını hazırlayan Haluk Tatar, Video Eğitim kanalında eğitim bilgileri vermektedir. Youtube üzerinde kendi stratejisini ve üniversite derslerini hazırlamaktadır.



                                                     

10/19/2019

Ateş Kırmızısı - Orhan Bahtiyar

Ekim 19, 2019 1 Yorum
Ateş Kırmızısı


   " Güç , eğer kendisine neden verildiğini özümseyemez ve anlayamazsa sahibini esir alır, aziz dostum. " 

Yaklaşık bir yıl önce okudum Ateş Kırmızısı 'nı . Orhan Bahtiyar 'ın yeni kitabı Barut Kokulu Çiçekler 'i okurken blogu inceleyince Ateş Kırmızısı 'nı sadece instagramda paylaşıp burada paylaşmadığımı fark ettim.  Böyle harika bir kitap blogumda da bulunmalı diyerek paylaşımı buraya da aktarıyorum.

  - Zor bir yıl geçirdim arkadaşlar.  Bu nedenle bazı kitapları buraya aktaramadım, sizlerle ve blogumla yeterince ilgilenemedim . Bu durumu telafi etmeye çalışacağım . Blogumu okuyarak ve yorumlarınızla bana destek okdugunuz için teşekkür ederim :) -

  " Tarih boyunca birbirini katletmiş, onarılması güç acılar yaşatmış, aynı Tanrı'ya farklı şekillerde inanan ve körü körüne, sorgulamadan , öğrenmeden bağlanmış oldukları inançları için dünyayı birbirleri için yaşanmaz hale getirmeye uğraşan bu insanları bir araya getiriyor olması akıl alacak şey değildi. " 

   Ateş Kırmızısı  ressam Fausto Zonaro 'yu ve onun ekseninde eski İstanbul'u,  Osmanlı' yı, meşrutiyeti,  sarayı,  haremi ve  tulumbacıları anlatıyor.

  Memleketi İtalya'dan İstanbul'a gelen Zonaro, burada tanınan ve sevilen bir ressam olur ve saray ressamlığına kadar yükselir. En başarılı resimlerini İstanbul ve İstanbul renkleri süslerken, kendisi de birçok çevrede kabul gören sevilen ve sayılan birisi haline gelir. İmparatorluğun çöküş dönemi hızlandıkça Zonaro 'nun da yaşamı zorlaşır ve çok sevdiği şehir ile bağları yavaş yavaş kaybolur ....


   Kitaba başladığım zaman ilk 10- 15 sayfada adapte olmam zor oldu. Merakla başladığım kitabı sevemeyecek miyim diye korkarken Zonaro 'nun  İstanbul 'a ayak basması ile konu açılmaya başladı ve her sayfası , her kelimesi ile beni kendine bağladı.

 Tarihi kurguları çok seviyorum. Ateş Kırmızısı da konu, yazarın anlatım tarzı ve sadeliği ile çok sevdiklerimin arasına karıştı. Yazarın okuduğum ilk kitabı. Kaleminize sağlık  Orhan Bahtiyar , harika bir eser ortaya çıkmış. Kitabın içerisinde yer alan çizimleri de çok sevdiğimi söylemeliyim. Çizimler  Can Ersal 'a aitmiş .

Kitap tarihi dokusu ve anlatımı ile kesinlikle okunmaya değer.  Özellikle kampanya dönemlerinde kitapçılarda çok çok uygun fiyata bulabilirsiniz . Okumak isteyenler için not düşmüş olayım ...

"Bir yanda korkularıyla bir millete kabus yaşatan bir sultan, diğer yanda sanatı, dini hurafelere yem etmeyen bir entelektüel. Nasıl bir adamdı bu ? "



Ateş Kırmızısı
Kitabın Adı : Ateş Kırmızısı
Yazar : Orhan Bahtiyar
Yayınevi : İnkılap Kitabevi
Sayfa Sayısı :384


Sahipsiz gökyüzünün maviye bulanan aşkları...
II. Abdülhamit'in saray ressamlığına yükselen Fausto Zonaro, Osman Hamdi Bey gibi dönemin ünlü isimlerinin, büyükelçilerin, padişahın yakın çevresinin, Avrupa kültürüne hâkim İstanbul beyefendilerinin, İttihat ve Terakki liderlerinin yanı sıra sıradan tulumbacılarla bile yakın dostluklar kurmuştu; ki bu alışılmadık dostluklar onu Ayasofya'nın derinliklerinde bilinmeyen bir odaya kadar sürükleyecekti…
Saray duvarlarının arasında yaşanan kısacık, ama hüzünlü bir aşk hikâyesi, Direklerarası'nda işlenen ünlü bir cinayet, Bizans imparatorlarının soyundan gelen son adamla kurulan dostluk, İttihat ve Terakki'nin zorlamasıyla ilan edilen meşrutiyetin İstanbul sokaklarına getirdiği kanlı ve belirsiz günler…

Tarihle kurgunun iç içe geçtiği, bu güzel roman sizleri İstanbul'un belki de en az bilinen sırrını öğrenmeye çağırıyor.





Orhan Bahtiyar Kimdir ?

Orhan Bahtiyar1973 yılında İstanbul'da doğdu. Sırasıyla Moda İlkokulu, Kenan Evren Anadolu Lisesi ve Marmara Üniversitesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstriyel İlişkiler Bölümlerini bitirdi.

1985-1992 yılları arasında Adalar Su Sporları Klübü'nün Lisanslı sporcusu olarak yüzdü. Ulusal ve uluslararası müsabakalarda dereceler aldı.

1998-2002 yılları arasında bir internet sitesinde yayınlanan mizahi denemelerini bir araya toplayarak, 2004 yılında Robdöşambr Kullanma Klavuzu isimli deneme kitabını yayımladı. 1998-2010 yılları arasında çeşitli Uluslararası firmalarda Satış temsilcisi, Eğitim Yöneticisi ve Satış Müdürü olarak çalıştı. 2010 yılında kurumsal kariyerine ara vererek, Romancılık ve Eğitim Danışmanlığı üzerine çalışmaya başladı. 2011 'de İdeon Tanrıların Yolu , 2013 Martta Elohim'in Çocukları , 2013 Kasımda  Hürkuş ile Göklerde, 2014 te Gece Teyyarede Açıkta kitapları yayımlanmıştır .  Evlidir, Öykü ve Kuzey'in babasıdır.

Yazarın Okuduğum Diğer Kitapları :

Barut Kokulu Çiçekler 

Vecihi - Kara Tehlike

                                                     
Web sitemizdeki fotoğrafların, yazıların izin alınmadan kopyalanması, yayınlanması, alıntı olduğu ve kaynağı belirtilmeden bir takım amaçlar için kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasasına aykırıdır. İzin alınmadan kopyalanan resim ve yazılarımızla ilgili dilekçe ve dava açma hakkımız saklıdır.