Aşkı Bulduğum Yer - Cecelia Ahern

Aşkı Bulduğum Yer - Cecelia Ahern




Kitabın Adı : Aşkı Bulduğum Yer
Yazar : Cecelia Ahern
Yayınevi :Turkuvaz Yayınları
Orjinal adı : A Place Called Here
Çevirmen :Lale Bulak
Sayfa Sayısı :360


  Not: Seni Seviyorum'un yazarından yine çok duygusal ve dokunaklı bir roman.
  Arkadaşı Jenny-May'in kaybolmasının ardından kaybettiği her şeyi saplantılı bir şekilde aramaya başlayan Sandy'nin hayatı o olaydan sonra bambaşka bir yola sürüklenir. Bu takıntısından bir türlü kurtulamayan Sandy'ye ne ailesinin ne de yakışıklı psikiyatrının yardımı dokunur. Yıllar sonra bir gün, kaybolmuş genç bir erkeği bulmaya çalışırken bu kez kendisi de kaybolur. Sandy'nin kaybolduğu yer neresidir; sonunda evine ve sevdiği kişiye dönebilecek midir?
   Aşkı Bulduğum Yer kendini ve aşkı bulmak üzerine kusursuz bir roman…
   "Hepimiz zaman zaman kayboluruz, bazen isteyerek bazen de elimizde olmayan güçlerin etkisiyle. Ruhumuzun neyi öğrenmeye ihtiyacı varsa, onu öğrendiğinde patika kendi kendine önümüze çıkar. Bazen kaybolmayı, avare avare dolaşmayı yeğleriz. Bazen kendimiz çıkış yolunu buluruz. Ama ne olursa olsun, her zaman, bizi bulan biri çıkar."


  Cecelia Ahern ne yazsa okurum dediğim yazarlar arasına girdi. Yazarın ilk olarak kitabını değil , kitabından uyarlanan film Not: Seni Seviyorum 'u seyrettim. Film beni derinden etkiledi ve arada tekrar seyredebileceğim filmler arasına girdi. "Keşke Beni Görebilseydin" kitabını okuduğum zaman da kalemine hayran oldum. Şimdi okuduğum kitabı Aşkı Bulduğum Yer ile ise yazarın bendeki yeri sağlamlaşmış oldu.  Her kitabında farklı bir konu ve farklı bir dünya işliyor yazar ve ben onun hayal gücüne hayran oldum. Farklı dünyalar yazıya çevirmekte oldukça başarılı bir yazar Cecelia Ahern.

   Kitabın isminin aşkla ilgili olması size bir aşk hikayesi izlenimi yaratmasın. Romantik izler kitapta çok fazla bir yer kaplamıyor. Fantastik bir konusu var Aşkı Bulduğum Yer 'in. Bu kitap da film haline gelirse şaşıracağımı sanmıyorum , üstelik de ilgi çeken bir film olur kanaatindeyim.

   Sandy on yaşında iken karşı komşularının kendi yaşıtı kızları kaybolur. Tüm arama çalışmalarına rağmen bulunamaz. Bu olay Sandy üzerinde çok büyük bir etki yaratır. Kaybettiği tüm eşyaları bulmadan rahat edememeye başlar. Kaybolan ve bulunamayan tüm eşyaların nereye gittiği düşüncesi onun bütün hayatını belirler. Bu nedenle Polis olur. Okul zamanlarında ise psikolojik destek almaya da başlamıştır. Fakat bu saplantısı hayatını yönlendirdiği gibi aşk hayatını da etkilemektedir. Kayıpları bulmak onu o kadar meşgul etmektedir ki bir gün kendisi de kaybolunacaya kadar!...

  Farklı konusu ve eğlenceli anlatım tarzı ile sevdiğim kitaplar arasında kendine yer buldu Aşkı Bulduğum Yer . Tavsiye ederim.


                                                            Kozmokitap

Hayallerimin Arka Bahçesi - Katherine Allred

Hayallerimin Arka Bahçesi - Katherine Allred





Kitabın Adı : Hayallerimin Arka Bahçesi
Yazar :  Katherine Allred
Yayınevi : Koridor Yayıncılık
Orjinal adı : The Sweet Gum Tree
Çevirmen : Hediye Aydoğan
Sayfa Sayısı : 336


   Sığla ağacı… İnsanlar dışarıdan baktıklarında sadece sararmış lifli gövdesini görürler. Oysaki çoğu kişinin farkına varamadığı gerçek değeri onun köklü kızıl yüreğidir, sağlam ve dayanıklı yüreği.
   Görünüşte her şey umut vericiydi ancak hiçbir şey hakikati değiştiremezdi. Belli etmemeye çalışsam da eskisinden daha fazla acı çekiyordum. Ne kadar deneseniz de aşk istediğiniz zaman açıp istediğiniz zaman kapatabileceğiniz bir lamba değildir. Tek yapabileceğiniz, ele geçirilmesi imkansız bir kale inşa edene kadar duygularınızın etrafına aşılmaz bir duvar örmektir. Ve bu kaleyi inşa eder etmez o kadar iyi gizlersiniz ki kendiniz bile artık onu göremezsiniz. Nick’e duyduğum aşk da işte böyleydi ve nefreti bir giz perdesi olarak kullanıyordum. O, hayatımdaki her şeyi etkilemişti. İlk kez sığla ağacının özüne inemiyor, onun sararmış ve yıkılmaya yüz tutmuş lifli gövdesini görüyordum.


  Neden insanlar mutluluğa ulaşamadan önce acı çekmek zorundadır ki! Sanki bu dünyada mutlu olmak insanoğluna harammış gibi. Küçükken hatırlıyorum çok güldüğümüz zamanlar " gülmek ağlamayı getirir çok gülme!"  dediklerini. Çevreme baktığım zaman da aynı şeyleri görüyorum. Hep bir eksiklik , hep bir sıkıntı.... Romantik kitaplara  baktığımızda da öyle, mutlaka aşıklar arasında bazı sıkıntılar , zorluklar... Acı çekmeden mutlu olunmaz diyor sanki kitaplar da . Kitabın başında birbirine aşık olan çift kitabın sonuna doğru , aradan yıllar geçtikten sonra , nice badireler atlattıktan sonra birbirlerine kavuşuyorlar. Biz mi acı çekmeyi çok seviyoruz  ya da acı çekenleri okumayı mı?

  Katherine Allred ilk defa okuduğum bir yazar. Kalemi , konuya hakimiyetini çok sevdim. Karakterlere verdiği özellikler ve her birinin davranışı da oldukça başarılı.

  Hayallerimin Arka Bahçesi , kitabın ismini sevdiğimi söyleyemeyeceğim. Tam pembe dizi ismi gibi. Orjinal ismi kitabın geneline daha uygun bana göre. Keşke orjinal ismi kullansalardı. " The Sweetgum Tree " - Sığla Ağacı. Kitabı okuduysanız ya da okuyacak olanınız varsa bana hak vereceğinizi düşünüyorum.

  Kitap güzeldi, etkileyiciydi , bazı bölümlerde ise sinir bozucuydu. Karakterlerin davranışları verdiği tepkiler gerçek hayata uygundu. Nasıl mı? Tam bir iletişim kopukluğu... Birbirleri ile konuşmama, sorunları paylaşmama, karşısındakinin yerine karar verme,... Sen kimsin ki benim yerime karar veriyorsun. Benim ne düşündüğümü nereden biliyorsun? Zaten başımıza ne geliyorsa bu iletişim kopukluğundan geliyor. Konuşmama ya da dinlememe. Bir de söylenenleri değil de anlamak istediklerini anlayanlar var!..

  Alix'in küçük bir kız olduğu dönemden genç bir kadın olduğu döneme kadar olan zaman dilimindeki olan olayları ve hayatlarından kesitleri okuyoruz kitapta. Alix çok zeki ve duyarlı bir kızdır. Annesi , teyzeleri ve dedesi " yargıç" ile aynı evde yaşamaktadır. Henüz 8 yaşında tanıştığı ve yardım ettiği Nick hayatının aşkı olacaktır. Hayatının aşkı olması ya da birbirlerini deli gibi sevmeleri işleri daha da zorlaştıracaktır. Çevreleri , yaşadıkları ve birbirlerinden sakladıkları onlara diken olup batacaktır...

  Duygu yüklü bir kitap Hayallerimin Arka Bahçesi. Kİtabı çok sevdim. Romantik tarzı sevenlere tavsiye edilir...

 

                                                            Kozmokitap

Her Şey Ben Yaşarken Oldu - Mustafa Becit

Herşey Ben Yaşarken Oldu - Mustafa Becit


Kitabın Adı :Her Şey Ben Yaşarken Oldu
Yazar : Mustafa Becit
Yayınevi : Sayfa 6 Yayınları
Sayfa Sayısı : 296


"Geçmişim, geleceğim içerisinde kazılmış derin bir kuyuydu. Bu kuyudan çıkmam için ancak Yusuf olmam gerekiyordu. Bunu başarabilirsem sonsuzluğu da geçebilirdim. Bu andan sonra da imkânsız olarak addedilen ne varsa hepsini mümkün kılabilirdim. Ancak biraz daha ölmemem gerekiyordu. İşte onun ne sınırı, ne de mümkünâtı vardı."
 Hangi deney gerçek aşkı yüreğin hafızasından silebilir ki?
 Bir kadın, üç adam… dört ayrı yürek.
Serap, Celal, Pars ve Doktor.
 Kimi aşk, kimi aşk kisvesi altında intikam, kimiyse akıldışı deneylerin objesi olarak yüreğine yerleştirir Serap'ı. Herkesin bir planı vardır.
 Bu romanda iyilerin yüzü kötülüğe, kötülerin yüzü beyaza boyalıdır. Bazıları portakal, bazılarıysa kurumuş kan kokar. Tüm bu intikam planları sadece Serap'ı elde etmek için mi, yoksa Serap sadece bir maşa mı?
Peki, Serap bu hikâyenin neresinde?
 Celal, aşkı için hayatını tamamen değiştirmiştir; ama bugünü değiştirse de geçmişi ve geçmişin şekillendireceği geleceği değiştirebilir mi? Ayın karanlık ve aydınlık yüzü gibi tek bedende iki ayrı hayat yaşayan Pars, kişisel hesaplaşmalarında Serap'a hangi yüzünü dönecektir? Sevdiği kadını bir türlü elde edemeyen Doktor, sinsi bir yılan gibi kaç hayatın içine akıtacaktır zehrini?
Freud mu haklıydı yoksa Jung mu? Peki Gazali bu romanın neresinde?
 Mustafa Becit'ten hayatın içinden karakterlerle kurulmuş bir olay örgüsünün aksiyon, intikam, aşk, felsefe ve hatta biraz delilik dolu, bir solukta okuyacağınız çarpıcı anlatımı…
Artık, köpüren hayatın sağanaklarında sancıyan bir namluya şakağınızı uzatma vaktidir…


Herşey Ben Yaşarken Oldu - Mustafa Becit



    İlk bakışta kapağı ile okuyucunun dikkatini çeken bir kitaptan bahsetmek istiyorum size bugün. İlk bakışta tek gözü dışında yüzü silik olan bir adam, elinde portakalı, odanın duvarında ise Freud ve Jung'un resimleri.... Gerek bu görsel tasarım gerekse renklerin çarpıcı olması beni kitaba çekti. Bu kitabı okumak ve almak istiyordum. Kitabı bana okumam için gönderen ve kitaplığıma kazandıran Sayfa 6 Yayınlarına ve İnkılap Yayıncılık'a teşekkür ederim.

  Genç bir yazarın ilk kitabı Her Şey Ben Yaşarken Oldu. 1990 doğumlu Mustafa Becit , İstanbul Üniversitesi psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik mezunu. Eğitimini kitabının içerisinde başarılı bir şekilde harmanlamış yazar.  Kendisi ayrıca bazı dizilerin senarist ekibi içerisinde de yer almış. Bir ilk kitap için çok çok başarılı buldum ben yazarı ve bundan sonra yazacağı kitapları tereddütsüz alıp okurum.

    Kitap Celal'in hikayesi ile başlıyor ve yine Celal ile son buluyor. Arada ise Yusuf, doktor ve Serap'ın da kendi ağzından öykülerini okuyoruz.  Bir gökdelenin tepesinde başlayan kitabın ilk sayfasını açıp okumaya başladığımda yazarın tarzı farklı gelince " Eyvah, çok istediğim kitap bana uymayacak mı yoksa! " diye düşünmeden edemedim. İlk sayfayı bitirip ikinciye geçince kitap beni öyle bir içine çekmeye başladı ki daha ne olduğunu anlayamadan 70 sayfa okumuştum bile... Üstelik de işaretlediğim bir çok cümle olmuştu. Her sayfanın ardında acaba şimdi ne olacak , gerçekten Serap var mı yoksa hayal ürünü mü gibi birçok soru geldi aklıma. Her soru ve belirsizlik ile daha fazla sarıldım kitaba. Yazar merakı ve gizemi uygun dozlarda tutunca okumak da ayrı bir keyif oluyor.

   İlk cinayetini bilmeden doğumda annesini öldürerek işlediğini söylüyor Celal. Babası bu konuda onu suçladığı için belli bir süre sonra o da kendisini suçlu olarak görmeye başlıyor ve insanlardan özellikle de kendisinden hoşlanmamasına sebep oluyor bu düşünceleri. Bu da bir çocuğun hayatını şekillendiriyor. Dış görünüşü ile insanları korkutan birisi Celal. Hayatı Serap ile değişiyor, düzeliyor ve yine Serap'ın kızını da alıp onu terk etmesi ile altüst oluyor. Artık Celal Serap'ı ve kızını bulabilmek için her yola başvuruyor , adam öldürüyor , Yusuf , karısını arama sürecinde Celal ile yolları kesişen bir genç. Doktor, gizemli adam. Yardım mı ediyor yoksa başka planları mı var? Peki Serap , bu tablodaki yeri ve konumu ne?

    Birbirleri ile çalışan ve fikir alışverişi yapan iki psikiyatristin çatışmaya başlaması ile birçok insanın hayatları altüst olur. İnsanlar maşa ya da oyuncak olarak kullanıldıklarını ya da bu oyunun amacını anlayabilecekler mi dersiniz? İlginç bir konusu olan kitabı okurken Freud, Jung ve Gazali'nin fikirleri hakkında da serpiştirilmiş bilgileri alıyoruz. İnsan psikolojisini ve verdiği tepkileri çok iyi bilen birisi tarafından yazılan kitap, beni kendisine hayran bıraktı.

    Tüm kitapseverlere tavsiye ederim.....

Yayınevinin linkleri:
                                                   Sayfa6 Yayınları
                                       https://www.instagram.com/sayfa6/
                                                 twitter.com/sayfa_6
                                         facebook.com/Sayfa6Yayinevi

Altını çizdiğim cümleler: 
"Boyunlarında ilmek , ellerinde hap, bileklerinde jilet, şakaklarında tabanca olan insanlar yaşamayı beceremeyenlerdi. Oysa ben becerdim. "
"Zayıfları ezmek soytarıların, güçlüleri ezmek ise asillerin işidir."
"İradesini tekmeleyen , bir önceki gününden nefret edip bir sonraki gününe övgüler dizen insanın kafa karışıklığı nankörlüğünden gelir."
"Biz Serap'la kesişim noktasının iki kaybedeni, iki sonu, iki başlangıcıydık. Benim sonum , Serap'ın başlangıcı; Serap'ın sonu benim sonumdu. Ben bitersem Serap bitmiyordu; ama Serap biterse ben ondan önce bitiyordum. "
" Ya varsındır ya yoksundur. Yani sıfırın sağına bir virgül atıp binlerce sayı yazabilirsin ama asla bire ulaşamazsın. Çünkü sıfır ile bir arasında sonsuzluk vardır. Sıfır yokluktur, bir ise varlık. "
"Ölümü sorma bana bir daha Celal... Yalnız adamlar için ölüm teferruattır. Tuvalete gitmek gibi bir detaydır sadece. Ama şunu iyi bil ki Celal, aşklar da ölür, yıkılmaz denen devletler de... Ama acılar ölmez. "
"Hayatın anahtarını bulmak için kendini zorlama, bunun yerine eline tutuşturulan anahtarın hikmetini öğren. Eğer öğrenirsen, hayat dahil sonsuz alemin bile kapısını açabilirsin."
" Erkeğin sıkıntılar karşısında hastalanan ruhunu, kadınların bir cümlesi iyi edebilirdi. Şifa niyetine gelecek bir cümle, kalpten kopan ve samimiyetle yıkanan bir cümle her şeyi çözebilirdi. "
"Hepimiz deliyiz! Hepimiz egolarımızın elinde birer hamuruz."
"Bizi acılarımız öldürecekti. Sahip çıkmadığımız duygularımız ve düşüncelerimiz hançerleyecekti. Yanıp kül edeceklerdi. Neye sırt döndüysek, o sırtımızdan vuracaktı. İşte bu yüzden insan sevdiklerinin arkasından değil , yanından yürümeliydi."
"İnsan kaybedince ölmüyor, yaşama heyecanı bitince ölüyor."


                                                          Kozmokitap

Uyku Kaçıran - Asena Meriç

Uyku Kaçıran  - Asena Meriç

Kitabın Adı :Uyku Kaçıran
Yazar : Asena Meriç
Yayınevi : Carpe Diem
Sayfa Sayısı : 267


Madam’ı ilk tanıdığımda, üniversiteyi yeni kazanmıştım. Öğrenciliğimin tuhaf günleri bu gökdelenli şehrin kalabalık ve işlek semtlerinden birinde tuttuğum evin sahibiyle tanışmamla başladı. Apartman tarihi bir hanın içerisindeydi.
Ev sahibim olan Madam da bu apartmanın çatı katında oturmasına rağmen onu hiç görmemiştim. Kirayı her ay bir zarfın içine koyup kapısının altından atmam istenmişti.
Madam’la karşılaştığım o geceyi hiç unutamıyorum. Kapısının altından hafif bir ışık sızıyordu. Tam eğilip elimdeki zarfı atacağım sırada bir gıcırtıyla kapı aralandı. Adeta ödüm patlamıştı.
İçeriden solgun bir ışık, içime karlı bir ormanda yalnız kalmak korkusu düşüren bir müzik, nemli ve tuhaf bir koku geliyordu.
Sessizce yaklaşıp içeriye baktım. Gıcırdayan yer tahtalarının sesleri eşliğinde soluk ışığın sızdığı odaya girdim.
İşte benim tuhaf hikâyem o gece başladı...
Uyku Kaçıran  - Asena Meriç

   Twitterda çekiliş ile kazandım Uyku Kaçıran kitabını. Kitabın elime geçmesi uzun sürse de ciltli olması çok hoşuma gitti. Kitap hakkında öncesinde bir bilgim yoktu ve ismi bana çok ilginç geldi. Kesin gerilim tarzı diye düşünmüştüm ki gerçekten de öyle imiş. Okuyunca korkacağınızdan endişe ediyorsanız endişelenmeyin çünkü çok korkunç değil hikayeler.

  Eskilerde Alacakaranlık kuşağı ismi ile gece geç saatlarde yayınlanan kült bir dizi vardı. Hatırlarmısınız bilmem!... Gece herkes uyurken yayınlandığı için ürpertici olurdu. Genellikle konular bir sona bağlanmaz muallakta kalırdı. Siz hayal gücünüz ile şekillendirirdiniz. Gündüz yayınlansa o etkiyi yapamayacak hikayeler gece , karanlıkta çok da etkileyici olurdu. İşte ben Uyku KAçıran kitabını tam da o dizilere benzettim. Kitabı gece değil gündüz okudum fakat artık çocuk olmasığım için öyküler beni germedi:))

17 yabancı yazardan farklı öykülere yer verilen kitap yazarın eklemeleri ile bütünleştirilmiş. Çabuk ilerleyen ve sıkmayan bir kitap. Ben yazarın yazdığı Alya ve okuyucunun ne olacağını merak edip birçok teoriler üretmiştim fakat bu hikayenin de sonu gelmemiş. Sanırım sonu yine hayal gücümüze bırakılmış.

  Sonuç olarak hızla ilerleyen, okuduğunuz zaman size birşey kazandırmayacak bir kitap. İlginç gerilim öykülerini seviyorsanız bu kitabı seversiniz.



                                                            Kozmokitap

Yeni kitaplarım...


Yeni kitaplarım...


  Bir süredir üzerimde bir isteksizlik var... Blog yazmak bir kenara sanki elimi kaldırmak bile eziyet bana. Bir süre yazılarımda azalma olursa kusura bakmayın. Bazı olaylar beni soğuttu sanırım blogdan!.. Bazı yayınevleri verdikleri sözleri ivedilikle yerine getirirken bazıları ise herkese açık yaptıkları çekiliş sonucu kazandığımız kitapları  göndermiyorlar. Gönderdiğimiz mailler ya da sosyal medyada ki yorumlara bile cevap vermiyorlar. Bu çok sinir bozucu bir durum. Biz para vererek onların kitaplarını alıyor, sosyal medyada yine bizler sayesinde bedava reklamları yapılmış oluyor fakat onlar hakkımız olan ve kazandığımız kitapları bile bizlere göndermiyorlar. Bir sorun olduysa irtibata geçsinler ya da bu sanal bir çekilişti kitap göndermeyeceğiz desinler ya da ismini beğenemedik sana kitap yok desinler!... Fakat hiç bir türlü geri dönüş yapmamaları ve sizi hiçe saymaları insana gerçekten dokunuyor. En son okuduğum kitap böyle bir yayınevine aitti ve ben bu kitabı sosyal medyada paylaşmayı düşünmüyorum hatta para verip artık bu yayınevinin kitaplarını bile almak istemiyorum. Hangi yayınevi derseniz Doğan Kitap. Bir yıl önce instagram hesaplarından kazandığım kitabı göndermediler. İlk bildirdiğimde bu durumu araştıralım dediler ve öylece kaldı. Bir daha cevap bile vermediler. Çok istediğim bir kitapları olursa kütüphaneden alıp okurum ama kesinlikle satın almayı düşünmüyorum....

  Aralık ayında da Twitterda April  Yayınları'ndan imzalı Son Şura kitabını kazandım. Bu kitap da halen elime ulaşmadı . Attığım twit ve DM lere geri dönüş olarak yazara kitabı imzalatınca göndereceklerini söylüyorlar. Umarım bu da sallantıda kalan kitapların arasına girmez...
Güncelleme  : ( 14.01.2016 ) Son Şura kitabı imzalı olarak geldi:))))

  Farklı bir yayınevinin sahibi de blogumun doğum günü için  çekilişi yaparken doğum günü hediyesi olarak üç kitap göndereceğini söyledi. Kitaplar bir türlü gelmeyince attığım mesaja ben talimat vermiştim arkadaşlara tekrar iletirim dedi. Halen gelen yok . Tekrar aramak da istemiyorum. Kendimi kitap dilenir gibi hissediyorum.
  İşte bu durumlar sağlık durumumla birleşince canım çok sıkıldı . Bir süre kendimi dinleyip , uzak kalabilirim.
  Yine konuyu saptırdım:)) Yeni kitapları yazmak isterken bir tür iç dökmeye kaydı olaylar... Yeni kitaplarım da kazandığım kitaplar. Kazandığım kitapları çok hızlı gönderen (2 gün içerisinde) Timaş Yayınevi ve Bilge Kültür Sanat'a çok çok teşekkür ederim. Keşke herkes sizler gibi profesyonel ve sözüne sağdık olsa!.... Timaş yayınlarından Kısa Dünya Tarihi kitabını, Bilge Kültür Sanat'ta da facebook çekilişinden Mutluluk üstüne felsefi bir yolculuk kitabını kazandım.

   İletişim Yayınları'nın yaptığı anketi doldurduğum için Manzaradan Parçalar kitabını gönderdiler. Yayınevinin çok güzel kitapları vardı . Farklı bir kitabı göndermelerini isterdim. Ya da bu kitabı göndereceklerini bilsem çocuk kitabı isterdim. Orhan Pamuk sevdiğim bir yazar değildir....

  Diğer kitabım da aralık ayında twitterdan kazandığım Uyku Kaçıran kitabı. Carpe Diem yayınlarından çıkan kitap ciltli ve çok ilgimi çekti. Bu kitabı da alasıya kadar uğraştım. Önce kitaplar gönderildi dediler. Bana ulaşmadı deyimce bakalım dediler. Bir hafta kadar uğraşsam da sonunda geldi!...

   Çekilişleri kazanmak ve kitap sahibi olmak çok güzel de çok yorucu... Bu olanlardan sonra çekilişlere katılmaktan vaz mı geçsem diye düşünmeye başladım.....





                                                            Kozmokitap

Kar Kokusu - Ahmet Ümit



Kozmokitap

Kitabın Adı : Kar Kokusu
Yazar : Ahmet Ümit
Yayınevi : Everest Yayınları
Sayfa Sayısı : 280

  Yarı otobiyografik bir roman. Sovyetler Birliği henüz dağılmamış. Türkiye'de askeri diktatörlüğün en karanlık günleri. Moskova'daki uluslararası okulda eğitim gören Türkiyeli devrimciler. Askeri diktatörlüğün istihbaratçıları onların peşinde. Ve karlar üzerinde bir cinayet. Cinayet sorgusuyla başlayan iç hesaplaşma. Hayatın anlamı nedir? Gerçeği kim temsil ediyor? Sadece Türkiye Komünist Partisi'nin değil, uluslararası devrimci hareketin bir dönemine de farklı bir bakış.
   "Mehmet koruluğun sınırındaki dereye geldiğinde, Leonid yine yaklaşmıştı pencereye. Ama Mehmet onu görmedi. Gözleri geçeceği derenin üzerindeki küçük köprüye takılmıştı, yerler buzdan parıldıyordu. Köprüye doğru bir adım atmıştı ki, ayağı kaydı. Düşmekten son anda tahta korkuluğa tutunarak kurtuldu. Doğrulup yeniden yürümeye başlayacaktı ki, arkasında birinin varlığını hissetti. İrkilerek başını çevirmeye çalıştı ama geç kalmıştı; derinden gelen bir ses duydu, aynı anda sırtında şiddetli bir darbe hissetti; hızla öne savruldu ama elleri hâlâ korkuluklarda olduğu için yere düşmedi. Başını çevirip vuranı görmek istedi, başaramadı. Bakışları usulca aşağı, göğsüne kaydı, hiçbir şey göremedi. Ama sırtındaki ağırlık hissedilmeyecek gibi değildi. Birkaç saniye ayakta kaldı, başı dönüyor, kusmak istiyordu. Engellemek istedi, başaramadı, ağzından koyu bir sıvının boşaldığını fark etti. Elleri korkuluktan çözüldü, yüzüstü yere yıkıldı. Düşerken başını köprünün buzlanmış tahta döşemesine çarpmıştı, ama hiç acı duymuyordu. Yalnızca hızla uzaklaşan birinin ayak seslerini işitti." 


Kozmokitap



Başkomiser Nevzat serisini severek okuduğum Ahmet Ümit 'in kaleminden Kar Kokusu severek okuduğum kitaplardan birisi oldu. Yazarın diğer kitaplarına göre temposu daha yavaş olan kitap bazı bölümlerde sıkılmanıza sebep olabilir .

  Karlı Moskova'da geçen kitap,  adını da bu nedenle almış sanıyorum. Türkiye'den kaçak olarak sahte kimliklere Moskava'ya eğitim için giden TKP üyesi yoldaşların arasında geçiyor olaylar. Türk yoldaşlardan Mehmet bahçede öldürülmüş olarak bulunur . Türklerin arasında bir köstebek olduğu istihbaratını aldığı için yurdun önünde pusuya yatmış olan   KGB , olayı araştırmaya hemen başlar. TKP nin Moskova'daki yetkilisi de soruşturmaya katılsa da yoldaşlarını korumaktan çok koltuğunu kaybetmemeyi düşünmektedir . Mehmet'in cinayeti araştırılırken bir olay daha meydana gelir. Herkesin aklında soru işaretleri vardır .

  Bir keresinde komünistlerin iktidar için değil, muhalefet için yaratılmış olduklarına kadar götürmüştü işi. Yaşanan yetmiş yıllık deneyim iktidar işinde çuvalladıklarının en açık kanıtıydı. Ama faşizme karşı direnişte, demokratik haklar için savaşımda, savaş kışkırtıcılığına karşı durmada destanlar yaratmıştı komünistler.    

   Gerçek hayatta da karşılaştığımız üzere kitapta da davalarına en fazla bağlı olanlar alt kesimlerdir. Yönetici ya da daha üst kesimde olanlar davanın çok mevki kaybetmeme telaşındadırlar .

   Aralarına karışan ajanları fark etmedikleri gibi fark edene de paranoyak gözü ile bakmaktadırlar. Atalarımızın dediği gibi doğru söyleyeni dokuz köyden kovalar . Bazen gördüğümüz yanlışları çevremizde anlatmak ne kadar zordur . Size deli ya da yalancı gözü ile bakarlar.  Herkes çıkarı neyi söylüyorsa ona inanır.  Bunun doğru olması önemli değildir.  Bu kitap bana bunları düşündürdü . Bir anlamda insanları tahlil ettim okurken...

Ahmet Ümit 'in diğer kitapları gibi hızlı alması da düşündürdükleri ve farklı olması ile sevdim ben kitabı. Sürpriz bir son ya da heyecanlı bir araştırma süreci bekliyorsanız bu kitapta hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz. Olaylar düşündüğümüz gibi karmaşık değil göründüğü kadar basittir bazen...






                                                            Kozmokitap
Scroll To Top