Yol ve Erdemin Kitabı - Lao-Tzu || Kitap Yorumu


Tao Te Ching

Önemli bir Çin filozof u olan Lao-Tzu Taoizm in kurucusu olarak kabul edilir. Çin tarihi bilgilerine göre MÖ 6. yy da doğmuştur. Hakkında çok az bilgi vardır. Hatta yaşayıp yaşamadığı bile tartışmalıdır. Chou sülalesi imparatorluğunun tarihçisi ve kütüphane arşivcisi olduğu söylenir. Asıl adının da Lao-Tan'dır. Lao-Tzu onun lakabıdır ve "Bilge İhtiyar " anlamına gelmektedir. 80 yaşına geldiğinde insanların doğal güzelliklerin ve doğanın yolundan gitmemesinden duyduğu üzüntü sebebiyle Çin'i terk etmiştir. Sınır kapısından geçerken muhafızı gitmeden önce öğretilerini kaleme almasını istemesi üzerine Tao Te Ching adlı eserinde görüşlerini yazmıştır.

(Kaynak : Kitabın arka kapağı ve internet )

Tao Çin felsefesinin en önemli terimdir. Yol, gerçek, usul, insanların takip etmesi gereken en gerçek yol anlamına gelir. Te erdem, Tao 'nun insandaki tezahürüdür. Ching ise klasik kitaplara verilen addır. Kitap ismi tam olarak çevrilemediği için Yol ve Erdemin Kitabı ismi verilmiştir.

Tao Te Ching iki kısımdan ve 81 bölümden oluşuyor. İlk kısım Yol , ikinci kısım ise Erdem bölümünden oluşuyor.

Tao Te Ching


Kısa ve şiirsel anlatımı olan bölümler okunması kolay anlam olarak ise derinler. Şiir okur gibi hızlıca olunabiliyor. Fakat her bölümde durup düşünerek ve çoğu yerde de hak vererek okudum kitabı. 92 sayfalık ince bir kitap olsa da bir aya yayarak, bölümler aradı düşünüp yorumlayarak ilerledim. Her ay bir felsefe kitabı okumaya karar vermiştim. Aralık ayı kitabım Tao Te Ching oldu. Okuduktan sonra rafa kalkacak bur kitap değil Yol ve Erdemin Kitabı. Başucu kitaplarından. Her an elimin altında duracak ve arada tekrar tekrar bakacağım bir kitap.

İnsanın doğaya dönmesini , ve doğaya dönüş yolunu bulmasını öğütlüyor Lao-Tzu. Bizi doğru yola götürecek yol doğadan geçiyor. Bilgi sahibi olan insanın mütevazi olması gerektiğini söylerken zenginlik ve soyluluğun kibre sebep olduğunu söylerken bu kibrin de kötülüğü beraberinde getirdiğinden bahseder. Bilgeler, zenginler ya da sadece sıradan halk değil yöneticiler ve yapılanlardan da bahseder. Doğru ve yanlışı işaret eder okuyucuya.

MÖ yazılan bir kitabın içindekilerin zamansız olması ve her devre hitap etmesi hayret uyandırıcıdır. Okuduğunuz zaman bazı bölümlerin şu an için de geçerli olduğunu ve ne kadar isabetli bir şekilde yazıldığı görülüyor. Gerçi insan her zaman bencil bir canlıdır. Zaman geçse de ilkel özellikleri değişmediği için çok da şaşırmamak gerekiyor aslında , değil mi sevgili okur ??

Kitapta bütün bölümleri sevmiş olsam da sizlere fikir vermesi açısından bir alıntı bırakıyorum :

" Yol dünyaya egemen olduğunda, en hızlı atlar gübre arabalarını çeker.
Yol önemsenmediğinde, savaş atları sınıra yerleşir.
Arzulara kapılmaktan daha büyük günah yoktur,
başkasının zenginliğine üzülmekten daha büyük bir
kötülük yoktur, mal mülk hırsından daha büyük hata yoktur.
İşte bu yüzden elindekiyle yetinen , her zaman yetinmesini bilir. "


                                                            Kozmokitap




Aslında Maviydi Terk Eden - Çimen Erengezgin || Kitap Yorumu

Aslında Maviydi Terk Eden  - Çimen Erengezgin

  İnstagram sayesinde tanıdığım yazar Çimen Erengezgin 'in daha önce çıkan üç kitabını okumuştum . Kişisel gelişim tarzında ve kısa öykülerden oluşan kitaplarını hızla bitirmiş ve Vay Başına Yoga Gelenleri başucu kitabı yapmıştım. Uzak olduğu halde ve tanışıp yüz yüze gelmeden bir insan sevilebilir mi demeyin ben Çimen Hanım'ı görmeden sevmiştim. Onun o pozitifliği ve ışıltısı fotolardan dışarıya yansıyor adeta. Bu sene Eskişehir'de ilk defa düzenlenen Tüyap Kitap Fuarında kendisi ile yüz yüze tanışma fırsatı buldum ve biraz da sohbet ettik. Fotolardan daha fazla ışıltıya sahip birisi . Siz de fuarlarda gidip tanışın ve sohbet edin derim. Hazır kendisini yakalamışken son kitabını da imzalattım . Benden mutlusu yok şu anda :))))

Aslında Maviydi Terk Eden  - Çimen Erengezgin


Çimen Erengezgin'in dördüncü kitabı Aslında Maviydi Terk Eden aynı zamanda da ilk romanı. Yazar her yazdığı kitapta kendini daha da geliştiriyor. Hızla okunan roman çok da başarılı bana göre.

Toplumsal değil aslında tüm Dünyanın ortak bir sorununa değiniyor Çimen Erengezgin kitabında : Kadına şiddet ... Şiddet deyince aklınıza sadece fiziksel şiddet gelmesin psikolojik olarak da şiddet bir insanı yıkmaya yeter . Kitapta rahatsız edici boyutlarda şiddet görüntüleri resmetmeyen yazar bu şiddetin nelere neden olduğunu ve ne kadar yıkıcı olduğunu gözler önüne seriyor.

 Konuya geçmeden önce kitabın türünden bahsetmek istiyorum. Aslında Maviydi Terk Eden  , fantastik distopya türünde bir kitap. 2030 lu yıllarda geçiyor. Kadına karşı yapılan şiddet ve dışlamanın fantastik dünyada nelere sebep olabileceğini anlatmış yazar. Distopya olarak görünse de aslında çoğu olay aslında yaşanan ya da yaşanabileceklerden oluşuyor.

Bu kadar hassas bir konuyu yazar naif bir biçimde ele alıyor. Baş karakterin ressam olması da naifliği ön plana çıkarıyor . Renkler , sevgi ,insan ve doğa iç içe kitapta.

Kadınlara doğum sonrası üç yıl ücretsiz izin veriliyor önceleri. Bu olay kadınları olduğu kadar erkekleri de memnun ediyor. Fakat daha sonra işten tamamen çıkarmaya varıyor iş . Sonra sokağa yalnız çıkmama derken telefon bile kullanamamaya kadar uzanıyor mesele. Çoğu evde de şiddet baş gösteriyor. Çıkış yolu bulamayan kadınlar önce depresyona giriyor sonra ise intiharlar başlıyor...

Zeynep bir ressam . Murat ile birbirlerini çok sevip evleniyorlar. Her şey çok güzel giderken dünya birden altüst oluyor. Zeynep uğraşıyor didiniyor fakat elinden bir şey gelmiyor . Bir şey yapamayınca gittikçe içine kapanıyor. Çok sevdiği kocasını bile görmek istemiyor , neticede o da bir erkek.

Murat eşini deli gidi seviyor. Evrensel bir delilik olarak görülebilecek bir duruma o da şaşırıyor. O diğer çoğunluktan farklı olarak karısını çok seviyor. Onu korumak istiyor her şeyden . Karısının günden güne uzaklaşıp içine kapanması ise onu çok üzüyor... Elinden bir şey gelir mi dersiniz???

Bir taraftan şiddet olayları artarken diğer tarafta buna karşı bir şey yapmaya çalışan insanlar... Eve kapatılıp hiç bir şey yapamayan kadınlar ... Akla eski dönemlerde ikinci sınıf olarak görülen kadınlar ve onlara yapılanları getiriyor ki kitapta da adı geçen Virginia Woolf'un Kendine Ait Bir Oda kitabı en güzel örnek.

Aslında bütün olayları anlatmak istedim size de bence kendiniz okuyun ve yaşayın birebir yaşananları...
Yazılanlar beni çok etkiledi. Ortada benzer çok son ve maalesef bu konuda kanunlar bazen yetersiz ya da geç kalıyor.

Kitabı okumaya başlarsanız siz de hak vereceksiniz kitap akıp gidiyor. Hele sonu ... Sanki kitabın devamı gelecekmiş gibi hissettim ben . Çünkü sonu öyle bie şekilde bitiyor ki siz de tamamlayabilirsiniz ya da yazar yeni bir kitap ile devamını getirebilir.

  Umarım kitap hakkında sizlere fikir verebildim.




Kitabın Adı :Aslında Maviydi Terk Eden
Yazar :Çimen Erengezgin
Yayınevi : Yitik Ülke Yayınları
Sayfa Sayısı :224


“Gezginname”, “Yeşil Bisikletli Kız”, “Vay Başına Yoga Gelenler” adlı çok sevilen kitapların yazarı Çimen Erengezgin'den sürükleyici ve düşündürücü bir ilk roman “Aslında Maviydi Terk Eden”.

Kadın…

Şiddetin içinde sapasağlam ayakta kalabilir mi?

Cehennemin içinden geçip cennetine ulaşabilir mi?

Aşk, sonsuz kötülüğün içinde, yeşerebilecek kadar güçlü bir filiz olabilir mi?

Renkler varlıklarını siyaha dönüştürebilecek kadar küskün olabilir mi?

Kötülük, iyiliğin doğumuna müsaade eder mi?

Kadın…

Tüm hakları elinden alındığında, kurtuluşu mavi bir kafeste yaşamak mı yoksa?..

“...ve bir sabah uyandıklarında, kadınları yanlarında değildi. Kızlarına seslendiler sonra, annelerini aradılar, komşu teyzenin kapısını çaldılar… Cevap verenleri olmadı. Yoklardı…”


Yazarın Okuduğum Diğer Kitapları : 

Gezginname 

Yeşil Bisikletli Kız 

Vay Başıma Yoga Gelenler 



                                                            Kozmokitap




Talkan-Emeviler 1 - İlknur Altıntaş

Talkan-Emeviler 1 - İlknur Altıntaş


   Tarihi kurgu alanında eserler veren - ki ben bu eserlere bayılıyorum - İlknur Altıntaş'ın yeni kitabı Talkan Emeviler -1- , Horus Yayınları etiketi ile yayımlandı.

“İnsanlar büyük yalanları severler… Çünkü… Gerçekler acıtır!”


İlknur Altıntaş kalemine ve anlatım tarzına hayran olduğum bir yazar. Tarih onun kalemi ile can bulurken hiç olmadığı kadar etkileyici oluyor. Yüzyılı bulan bir dönem , farklı ırklar ve devletler , 700 sayfayı geçen bir kitap daha ne olduğunu anlayamadan sizi esir alıyor ve kitabın içine öyle bir gömülüyorsunuz ki nasıl bittiği anlaşılmıyor.

Tarihi okumak hiç bu kadar istekli ve heyecanlı olmamıştı. Bu nedenle İlknur Altıntaş'ın kaleminden çıkan her kitabı gözüm kapalı alırım ve herkese tavsiye ederim. Tarihi gerçeklere dayanarak kurguladığı her bir eser etkileyici , öğretici ve kitaplığımın hazinelerinden birisi. Aynı zamanda bu kitaplar çocuklarıma bıraktığım en kıymetli mirasımdır.

"Savaş sizin haklı olup olmamanızla ilgilenmez, hiçbir önemi yoktur, suçlu olan kaybedendir, çünkü kaybetmiştir. "

Talkan denilince aklınıza ne geliyor ? Tarih ve Talkan kelimesi bir araya gelince bazılarımızın aklına eski Türk filmlerinde seyrettiğimiz Tarkan gelmiştir eminim. Hele de kapaktaki Kurt  bu benzetmeyi pekiştirmiştir. Kitapta bahsedilen Talkan bir şehir ismidir . Emevi kumandanı Kuteybe burayı almak için ordusuyla gelir , şehrin  meliki şehri savaşmadan terk eder. Bu savunmasız şehre giren Kuteybe eli silah tutan büyük ölümünü erkekleri öldürür , kalanları da Talkan yolundaki ağaçlara asar. Halk müslüman araplara karşı koymamıştır oysa. Emevilerin yaptığı en büyük Türk katliamıdır bu olay. 40.000  Türk öldürülmüştür.

 İşte kitap bu olaydan yıllar öncesinde anlatılmaya başlıyor  ve olaydan yıllar sonrasına kadar da uzanıyor.

Emeviler , Çinliler , Türkler , Türgişler , Soğdlar yer alıyor kitapta. Bu birbirine komşu , yakın ilişkiler içerisinde olan aynı zamanda da birbirinin zayıflıklarını gözeten halklar... İktidar ve para hırsıyla gözü kör olan yöneticiler, halka yapılan zulümler , her yaptığında kendini haklı gören zalimler , onların her daim yanında olan yalakalar , hiç yenilmeyeceğini düşünen bir komutan ve bu karışık ortamda filizlenen aşklar... Sadece zalimler mi vardır .. Bilge yöneticililer yanında  ne pahasına olursa olsun adalete inan ve Peygamberimizin yolundan ayrılmayanlar da vardır. İmparatoriçe olmak uğruna kendi bebeğini öldürenler de ...

  Okuyunca ne kadar kötü ve vahşet dolu diyoruz değil mi?? Günümüzde farklı mı pekii ... Kötülük şekil değiştirse de asla yok olmuyor. Kötü ve zalimler her daim var olacaklardır. Sadece şekil ve isim değiştirirler ve zulümlerin şekli değişir fakat kötülük her daim oradadır...


  Tarihi kurgu severler ya da bu türü daha önce okumamış olanlar bu kitabı mutlaka okuyun derim.

Talkan - Emeviler 1


Kitaptan alıntılar: 

"Zalim..." diyerek gülümsedi Haccac , guru duyar gibiydi daha çok , " Aslında Kuleyb diyorlar! Köpek Yavrusu . Sanırım Emevilere sadakatinden dolayı ... " diyerek dalga geçti Kuteybe ... "

"İnsanlar Haccac , fırsatların ayaklarına gelmesini beklerler , oysa fırsat gidilmesi gerekendir , Her köşe başında seni bekliyordur , seni çağırıyordur , sana yalvarıyordur , gör beni , gör beni diye. Çoğu insan arar , bakınır, homurdanır , lanet olsun der , ama göremez! Hayatım boyunca hiçbir zaman mazeretlerin ardına saklanmadım . Ben hep görmeye odaklandım ! Ve ben her zaman gördüm!"

"Askerlerim ben ne dersem onu yapar . Asker olmak böyle bir şeydir . Eğer herkes düşünürse , herkes karar verirse karmaşa olur . Birileri kazanır , birileri kaybeder . Aklı olan onu kullanır , ama en iyisi başkalarının da aklını kullanmaktır ki gerçek zeka budur!" 

"İnsanları kontrol edersen iyi bir politikacı olursun , askerleri kontrol edersen de iyi bir komutan . Her iki  durumda da onları ateşlemelisin , coşturmalısın ancak o zaman büyük bir yangın başlatabilirsin kalplerinde , bir nehir gibi akarlar sana..." 

"Oysa sevgi her şeyin ilacıdır , her şeyin. Nefretin açtığı yaraları nefretle tedavi edemezsiniz , insan ruhunda açılan yaraları tedavi edecek tek güç sevgidir, bu tek kuraldır , tek gerçektir,  sevgi yaşama sebebidir, sevgi nihai amaçtır , sonuçtur , sevgi her şeydir. Sözler boştur , insanı insan yapan verdiğin sözleri uygulayabilmektir ,yoksa sözün ne anlamı vardır?"

"Kelimeler silahtır efendim , ölümcül yaralar açar insan ruhunda ama merhemdir de . Yumuşak sözler , sevgi dolu sözler insanı iyileştirir. Şefkat ise ruhun ekmeğidir , suyudur. Kelimeler büyücüdür!"

"Bağlılık ve bağımlılık , fedakarlık ve feda etmek , sabır ve eziyet birbirinden ne kadar yakın ama ne kadar uzak ..." 

"Ayana , erkeklerin gurur duyulacak bir meziyetleri yoktur tatlım ! Onlar suyun üzerindeki çer çöptür!"






Talkan - Emeviler 1
Kitabın Adı :Talkan-Emeviler 1
Yazar :İlknur Altıntaş
Yayınevi : Horus Yayınları
Sayfa Sayısı :750

Yıl, 705

 Bir kuzgun kanatlanırken siyaha,

Gök kızıldı...

Çatlayan toprağın yarıklarına

Dolan katrandı kan!

Kayıp ruhların çığlığıydı, geceyi yırtan...

Ölümün davetçileriydi!

Cehennemin atlılarıydı!

Hazin bir şarkıydı rüzgârın uğultusu!

Olanları...

Unutmak zordu!

Unutturmayı seçtiler!



 ”Günahı tanır mısın peki? Onu fark edebilir misin? O ipek perdenin gizlediği kibri?”
                                            Ömer bin Abdülaziz

 “Ölüler sessizdir ve sessizlik iyidir”
                                           Haccac bin Yusuf es Sekafi

 “Adımı asla unutmayacaklar. Kim daha büyük komutanmış onlara göstereceğim, hepsine”
                                           Yezid bin Muhalleb

“Kök-Tengri Aşina Kutluk’u selamlıyor, İlteriş Kağan’ı...”
                                           Tonyukuk

“Taif bir kuyudur! Işığı görürsün, ama ona asla ulaşamazsın.”
                                           Mervan bin Hakem

“Bu yolculuk efendim kalbindir, vuslatsa sırlarındır.”
                                            İmam-ı Azam Ebu Hanife

“Baban halkına ihanet etmiş bir zavallıdır!”
                                           A-shih-na Chieh-she-erh

 “Ayrıca bir kereliğine mahsus olmak üzere 30.000 genci esir olarak vereceksiniz...”
                                           Kuteybe bin Müslim

“Ölüm onurlu bir askerin sonsuzluğa yolculuğunda bir adımdır sadece”
                                            Su-lu Kağan

“Onu tanıyorum, neler yapabileceğini biliyorum, ama siz bilmiyorsunuz!”
                                           Zey el Abidin
“Onun kafasını kesip köpeklere yedireceğim.”
                                            Yezid bin Muaviye

“Yaşam dediğiniz şey kralım, bütün yaptıklarını yitirmek, yeniden kazanmak ve yeniden yitirip, yeniden kazanmaktır...”
                                            Rahip Bermek

“Ben artık bir köle değilim dostum...”
                                            Tarıq bin Ziyad

“Kök-Türkler Devleti’ni yeniden kuracağım ve bu lanet Çinlilerin hepsinin canına okuyacağım...”
                                            Aşina Kutluk

“Yüzyıllar boyunca kalacak, yüzyıllar boyunca tüm haşmetiyle zamana meydan okuyacak eşsiz bir yapı olacak Emevi Camii.”
                                            Halife Velid bin Abdülmelik

“Gök beni kutsuyor, gelişimi. Ben Çin’in yağmuruyum, bereketiyim...”
                                            İmparatoriçe Wu Zetian

“Yani dört yüz geri zekâlı kırk tane adamla başa çıkamadı öyle mi?”
                                            General Che-ch’ung Sun Wu-k’ai

“Ben sadece Allah’ın kitabı ve Peygamberin sünneti üzerine biat ederim...”
                                            Ebu Said el-Hudri

“Bu sıradan bir savaş değil! Bu bir istila!”
                                            Nizek Tarhan


Yazarın okuduğum diğer kitapları: 

Peçeli ve Köle Türkler 

Babek &Cennetin Kapısı Samarra Kurtuluş 

Hallac-ı Mansur Dai 

Hasan Sabbah & Ölümsüz 


                                                            Kozmokitap




Oblomov - İvan Aleksandroviç Gonçarov || Kitap Yorumu

Oblomov - İvan Aleksandroviç Gonçarov


 İvan Aleksandroviç Gonçarov'in en ünlü eseridir Oblomov. Rus yazar İvan Aleksandroviç Gonçarov bir ay gibi kısa bir zamanda romanı yazmıştır . 1859 yılında basılan roman Rusya'da büyük bir ses getirmiş ve neredeyse herkes tarafından okunmuştur. Romanın başarısı bulunduğu ülke sınırlarını hatta zamanı da aşarak günümüzde de en sevilen romanlardan birisi olmuştur.

Romanın bir ay gibi kısa bir sürede yazılmasına hayret eden okurlar için yazar şöyle demiştir: " Bu büyük romanın bir ay içinde yazılması belki de olanaksız bir şey olarak görünür. Ama şu nokta unutulmasın : bu eseri yıllarca kafamda taşıdım ve geriye ancak onu kağıda geçirmek kalmıştı."

 Oblomov'u okuyup bitirdikten sonra ben yazara gerçekten hayran oldum. Kurgu, anlatım , başarı gibi faktörleri bir kenara bırakarak ben okuduğum iki-üç günlük süre içerisinde Oblomov'a zor katlandım . Yıllarca böyle bir karakteri kafada taşımak geçekten büyük bir meziyet ve sabır gerektirir :))


  Tam da çok yorgun olduğumu düşündüğüm ve hiçbir şey yapmak istemediğim bir zamana geldi Oblomov. Kitabın tanıtımını okuyunca "  ohhh ne güzel hayat , keşke bende bütün gün yiyip içip yatsam " diye düşündüm. Zaman zaman hepimiz benzer düşünceler geçirmişizdir aklımızdan. Ama Oblomov'u okuduktan sonra " aman uzak dursun dedim. Bir iki gün tembellik iyi de , bir ömür boyu çekilmez doğrusu. Yatak batmaya başlar insana...

Oblomov - İvan Gonçarovr




  Oblomov aile çiftliğini kahyasının yönetimine bırakıp şehre taşınmıştır. Orada bir devlet memurluğu işine girmiş bir süre sonra da bu işin ona göre olmadığını anlayarak istifa etmiştir. Sonrasında ise köyden gelen paraları yiyerek yaşamaktadır. Bütün gün yatıp yemek yiyerek hayatını geçirir Oblomov. Bir şey yapmaz mı bir insan diyorsunuz biliyorum. Oblomov düşünür... Sorunları nasıl çözeceğini , hayatına nasıl yön vereceğini.. Düşünürken yorulur ve yatar. Sorun çözümüne dair bir adım atmaz. Hep erteler yapacaklarını. Düşünmek bile çok yorucudur sonuçta. İyi eğitim almış zeki bir adamdır aslında . Ondaki bu " Oblomovluk" çalışmasına engel olur. Okumak için kitapları vardır , bir sayfa bile okumadan sıkılır. Evi toz içindedir. Temizlik yapılabilmesi için evden çıkması gerektiğinden bu iş de yatar.. Gözünüzde az-çok canlanmıştır sanırım karakter. 

 Zahar ... Kahyası . O da ayrı ilginç bir karakterdir. Hem efendisini çok sever hem de nefret eder. Kendine göre bir düzeni olsa da beceriksiz ve sakardır. 

Ama Oblomov'un sağlığı , hayatı için bütün gece yanı başında uyumadan kalması gerekirse Zahar mutlaka uyuyordu ama bu başka. 

Zahar'la Oblomov yıllardır içlidışlı olmuşlardı. Zahar efendisini kollarında büyütmüştü. Oblomov da onu doymaz iştahlı , çevik ve kurnaz bir delikanlı olarak biliyordu. 

 Evinden çıkmak istemeyen Oblomov'un dostları olduğu gibi dost kılığına girip onu kullanmak isteyenler de vardır. Oblomov ne kadar tembel ise arkadaşı olan Ştolts'un o kadar çalışkan olduğunu görüyoruz. 

 Oblomov'un hayatını okuduğumuz kitapta onun aşk ile tanışmasına da şahit oluyoruz. Aşk bu tembel adamı bile değiştiriyor. Peki bu değişim devamlı olur mu dersiniz.... 

Oblomovlar para harcamaktansa birçok tatsız şeye katlanmaya , hatta onları hoş görmeye razı olurlardı. 

Dönem insanını , çalışmadan köylü ve çiftlikler üzerinden geçinen zenginleri anlatsa da kitap aslında düşününce hepimizin içinde az ya da çok , dönem dönem ortaya çıkan bir Oblomov olduğunu görürüz. Mühim olan farkına varıp hayatımızı ele geçirmesini önlemektir. 

" Hayat, düşünmek ve çalışmaktır." diyordun . " Şöhret aramadan , durmadan çalışmak ve işini yaptığını görerek ölmek. " Hangi köşede unuttun bunları , söyler misin?

1979 yılında çekilmiş bir filmi de mevcut Oblomov'un. Araştırmalarımda benim bulduğum buydu , yeni bir çekim var mı bilmiyorum. Kitabı bitirdiğime göre filmi de izleyebilirim. Sizler için de filmin fragmanını bırakıyorum ... 

Oblomov Film Fragmanı : 








Oblomov - İvan GonçarovKitabın Adı :Oblomov
Yazar :İvan Gonçarov
Yayınevi :Alter Yayıncılık
Orjinal adı : Oblomow
Çevirmen :
Sayfa Sayısı :545


(18Haziran 1812-15 Eylül 1891) Rus yazardır. En ünlü eseri 1859 yılında basılmış Oblomovdur. Simbirsk, şimdiki adıyla Ulaynovskta doğmuştur. Babası zengin bir tahıl tüccarıdır. Moskova Üniversitesinden mezun olduktan sonra 30 yıl boyunca devlet memurluğu yapmıştır. Dostoyevski tarafından kayda değer, itibarlı bir yazar olarak tanımlanmıştır. Anton Çehov kendisinden başarılı bir yazar olarak söz eder. Hiç evlenmemiştir. Dünya edebiyatının en önemli yazarlarından biridir. Eserlerinde; ortam ve karakter yaratmadaki başarısı, işlediği konuların güncelliği ile ünlendi. Büyük başarısına rağmen, Dostoyevskideki psikolojik derinlik, Tolstoydaki perpektif Gonçarovda yoktu. Oblomow isimli eseri, Doğu ile Batı bakış açısının zıtlaşmasını, anlatır.


                                                            Kozmokitap




Kabus Devam Ediyor - Jeff Gunhus || Kitap Yorumu


Kabus Devam Ediyor


   Jeff Gunhus'un kalemi ile Night Cill serisinin ilk kitabı olan Kabus ile tanıştım. İlk kitabı büyük bir heyecan ile ve tüylerim diken diken olarak okudum. Heyecan , gizem , gerilim , korku hepsi bu kitapta birleşmişti. Kabus için yazdığım kitap yorumumu → buradan ← okuyabilirsiniz.

    Serinin ikinci kitabı Kabus Devam Ediyor merakla beklediğim bir kitaptı. Çıkınca hemen kaptım kitabı . Bir de şu kitap zamları olmasa .... Neler neler alırdım :D  İlk kitabın sonunda devamı geleceğini hissetmiş , Goodreads'den araştırınca da ikinci kitabı görmüştüm. Neyse ki Arkadya Yayınları bizi fazla bekletmedi .


    Kitabı okumaya başlayınca daha ilk bölümden acayip etkiledi. Bu ilk bölümü okuyup bitirebilirseniz devamını okumaktan korkmayın. En acayip ve tüyleri diken diken eden , mide bulandıran sahne bu bölümde yer alıyor. Biraz sabredip bu bölümü bitirince heyecan ve aksiyon başlıyor.

    Seri kesinlikle sıra ile okumalı  . İlk kitap kabusu okumadan bu kitabı alırsanız olayları tam anlayamazsınız. Birbirleri ile bağlantılı olaylar ve karakterler aynı.

   İlk kitap Kabus'ta Sarah'ı altı yaşında bırakmıştık. Bu kitap olaylardan on yıl sonra başlıyor . Sarah artık on altı yaşında bir genç kız. Altı yaşında yaşanan olaylar ile ilgili hiç bir şey hatırlamadığını zannediyor ailesi. Yaşanan kötü olayları unuttuğu için de çok mutlular. Oysa Sarah her şeyi hatırlıyor fakat ailesi üzülmesin diye saklıyor. Geçmişten gelen bir dostu gördükleri zaman eski olayların hortladığını ve başlarının büyük bir belada olduğunu anlarlar. Özellikle Sarah büyük bir tehlike altındadır . Hem dışarıdan gelecek olan bir tehlike vardır hem de içine saklanmış ve günden güne kuvvetlenen bir tehlike... Ailesi dışarıdan geleni öğrenirler de acaba diğer tehlikenin farkında olacaklar mı???  Kitap tam da adı gibi : Kabus Devam Ediyor ...

Kabus Devam Ediyor - Jeff Gunhus


  Tremont ailesinin tek istediği normal bir hayattı . Fakat hayat her zaman istediğimiz şeyleri bize vermiyor. İsteklerimizi elde etmek için bazen tüm dikenleri çıplak ayakla ezerek geçmek gerekiyor. Yine de yolun sonunda isteklerimize tam anlamıyla kavuşacağımızın garantisi yok... İşte Tremont ailesi de her ne kadar normal olmak isteseler de kızlarının sahip olduğu özel yetenek sayesinde peşlerine eninde sonunda kötü adamlar düşüyor. Bu kitapta da sonuna kadar heyecan ve aksiyon garanti. Paranormal olayları da unutmamak gerekiyor. Ürkütücü olaylar da başta göz korkutsa da kitabı elinizden bırakamıyorsunuz.

   Nefes almadan bir kitap okunur mu?? Kitap bitesiye kadar düzgün nefes almayı unuttum. Her an ne olacak heyecanı ile kitabı elimden bırakamadım. Serinin devamı gelir umarım diyorum. Kitabın sonunda sanki yazar üçüncü kitap için ışık yaktı gibi geldi .... 







Kitabın Adı :Kabus Devam Ediyor
Yazar :Jeff Gunhus
Yayınevi :Arkadya Yayınları
Orjinal adı :Night Terror
Serisi : Night Chill
Çevirmen :Uğur Mehter
Sayfa Sayısı :352


Bazen ölümsüzlük, ölümden daha çok korkutur insanı.


Ailesi mağarada yaşadıkları doğaüstü olayların ardından geçen on yılın sonunda, artık her şeyi arkalarında bırakarak “normal” yaşantılarına geri dönmüştür. Sarah doğaüstü güçlerini bastırmış, on altı yaşında, herkes gibi okula giden bir genç kız olmuş, Jack ile Lauren da bir şekilde başlarına gelen olayın etkisinden kurtulmuştur. Fakat Lonetree'nin sürpriz ziyaretiyle hiçbir şeyin düşündükleri gibi olmadığını anlarlar. Lonetree'nin ziyaretinin tek bir amacı vardır: Jack'i Sarah'nın peşinde olan Mama D'ye karşı uyarmak. Jack her ne kadar buna inanmak istemese de gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalacaktır. Ve bu seferki tehlike sandığından çok daha büyüktür.


                                                            Kozmokitap




Kurtuluş - Scott Sigler || Kitap Yorumu

Kurtuluş - Scott Sigler


Go! Kitap 'ın en yenilerinden olan Kurtuluş çoktandır çıkmasını beklediğim bir kitaptı. The Generations Üçlemesinin son kitabı olan Kurtuluş hızlıca okuyup bitirdiğim kitapların arasında yerini aldı.

 ''Kimse adını bilmiyordu. Neden burada olduklarını bilmiyorlardı. Bizim kim olduğumuzu bilmiyorlardı. Kesinkes bildikleri tek şey vardı: Bugün onların doğum günüydü.''
İlk kitap Uyanış'tan aklıma kazınan sözler bunlardı. Bilmedikleri bir yerde uyanan çocuklar.. İkinci kitap Kaçış ile de gerçekleri yavaş yavaş öğrenirken çocukları ve diğerlerini de daha iyi tanımaya başlamıştık. Son kitap Kurtuluş ile de artık her şey açığa kavuşuyor ve doğum günü çocuklarının gerçeğinin tamamını öğreniyoruz.

 Kitabın konusuna geçmeden önce yazarın hayal gücüne ve bunu yazıya dökme şekline hayran oldum. Son kitapta bazı bölümlerde biraz fazla tekrar kullanmış olsa da seriyi nasıl bir sona bağlayacağını merak ettiğim için beni çok fazla rahatsız etmedi bu durum. Bazı anlarda Avatar filmi aklıma geldi. Farklı bir gezegen ve gezegen halkı... Konu olarak fazla benzemese de bu seri de animasyon olarak üstelik de üç boyutlu olarak ekranlara yansısa harika olurdu. Ön sıralardan izleyen ilk kişi ben olurdum. Yine benim fikrime göre izlenme rekorları da kırardı film. Buradan da film yapımcılarıma duyurmuş olalım ....

Kurtuluş - Scott Sigler


 Kitabın konusundan da biraz bahsetmek istiyorum. Bundan sonraki bölümü seriyi okumamış olanlar ve okumak isteyenler okumasınlar ki kitabın tadı kaçmasın ve bana kızmayın:))

→ En son Em ve ekibini Omeyecon gezegeninde ,onlara doğru gelen uzay gemileri ile bırakmıştık. Bu kitapta gemiler onlara yaklaşırken onlar da gezegen halkından onlara karşı birleşenler ile uğraşırken diğer taraftan de hem gezegende yaşamak için uygun ortamı oluşturmaya hem de teleskobu tamir etmeye çalışmaktadırlar. Hala gökyüzünde olan yetişkinler onlar için tehlike arz ederken bilinmeyen uzay gemileri onları rahatsız etmeye devam etmektedir. Dosta benzemeyen bu gemiler ile doğum günü çocukları baş edebilecekler midir ?? Yetişkinler hala onları ele geçirme planları yapmakta mıdır? Gezegende isyancılar ile devam eden savaşta zarar görecekler midir? Omeyecon gerçekten de onların yuvası olacak mıdır? Yoksa bilinmeyen çok daha kötü bir şey mi vardır tüm bu olup bitenlerin ardında ???? ←

Kurtuluş - Scott Sigler


Seri olarak çok sevdim ben kitapları. Bilim kurgu ve fantastik türde olan kitap hem kafayı boşaltıyor hem de düşünmeye sevk ediyor. Doğum günü çocuklarının lideri olan Em aslında bir boş daire. Yani onların sisteminde bir çeşit köle . Fakat toplumun ona biçtiği sınıfa ve kadere karşı gelerek isyan ediyor ve inatçılığı azmi ile lider konumuna yükseliyor. Bu noktada aslında bir ders de veriyor yazar. İnsan ne olacağına ve yerine kendisi karar verir toplum değil. Bu biraz da kendine güven ve hırsla da ilgilidir. Em ve Mathilda da aynı vücut ve aynı beyin yapısına sahip olduğu halde iki farklı karakter olmuştur. Kitabın sonunda onları bu hale getirenin aslında yaşanmışlıklar olduğunu da anlıyoruz. Aynı bardağa bakan iki kişi misali ... Biri bardağın boş tarafını görürken diğeri de dolu tarafını görür.. Biz hep dolu olan tarafını gören kişiler olalım diyorum ve seriyi herkese de tavsiye ediyorum .





Kurtuluş - Scott Sigler
Kitabın Adı :Kurtuluş
Yazar :Scott Sigler
Yayınevi : GO! Kitap
Orjinal adı : Alone
Çevirmen : Selen Ak
Sayfa Sayısı :632


Doğum Günü Çocukları, Omeyocan gezegeninde hayatta kalmak için yaratılmışlardı. Ama o gezegende yaşayacak olanlar onlar değil, onları yaratan canavarlardı. Onlar bin yıllık bir mücadelede sadece birer piyondu. Ta ki Em Savage kaderlerini baştan yazana dek.

Em, Doğum Günü Çocuklarını birleştirip “yetişkinlere” başkaldırdı ve halkını zafere taşıdı. Ama savaş henüz bitmedi. Gezegenleri bir uzaylı istilası ile karşı karşıya. Bu istilacıları gezegenlerine çağıran “şey” ise günden güne güçleniyor. Hayatlarının ve gezegenlerinin kurtuluşu onu yenmelerine bağlı. Em Savage liderlik ettiği bu son savaştan galip çıkmak için kendi varlığı ile ilgili tehlikeli sırlarla ilk ve son kez yüzleşmek zorunda.


                                                            Kozmokitap




Tuğla Harmanı - Muazzez Çörtelek || Kitap Yorumu

Tuğla Harmanı - Muazzez Çörtelek


   Tuğla harmanı Yitik Ülke Yayınları'nın en yeni kitaplarından. Muazzez Çörtelek 'ın kaleme aldığı Tuğla Harmanı kitabını ilk elime aldığımda kitabın isminin bir ironi olabileceğini düşünmüştüm . Çünkü harman denilince benim aklıma buğday harmanı geliyor . Belki de İç Anadolu'da yaşadığım ve bolca duyduğum harman sözcüğünün hep buğdayı ifade etmesi yüzünden olabilir .


   Kitabı okumaya başladığım zaman gerçekten de tuğla harmanından bahsettiğini anladım. Benim gibi bilmeyenlerin "tuğla harmanı da nasıl olurmuş" diye düşündüklerini tahmin edebiliyorum. Bildiğimiz, evlerin yapıldığı kırmızı tuğlaların, fabrikalaşma öncesinde toprak ve suyu karıştırarak uygun bir çamur haline getirilip , şekillendirilip kurutulması ile oluşturuluyor tuğlalar. Kitabı okuduğum zaman daha önce izlediğim bir belgesel gözümde canlanmaya başladı. Belgeseli izlediğimi bile unutmuştum . Tuğlanın yapılışı, bunu yapan insanlar ve harcadıkları emekler anlatılıyordu belgeselde.

   Kitapta bir tek tuğla harmanı mı anlatılıyor demeyin. Kitap bir çocuğun gözünden anlatılıyor. Bu çocuk da gittiği tuğla harmanını , orada çalışan insanları, kendi aile yapısını , ailesinin çektiği zorlukları , anne ve babasının evi geçindirmek için uğraşlarını , birbirleriyle ve çevreyle olan ilişkilerini anlatıyor. Bir çocuk dilinden ve gözünden anlatıldığı içinde kitap sakin ve dinlendirici olarak ilerliyor. Çocuklar çoğu yerde yok sayılır fakat onlar etraflarında olup bitenleri en ince detayına kadar fark ederler. Hatta bazı yetişkinlerin göremediği ,fark etmediği detaylar bile çocuklar tarafından fark edilir . Bu nedenle çocuk gözünden anlatılan bir kitap en ufak detayları bile fark etmemizi sağlarken, onun o masum duygularını da hissetmemizi sağlıyor. 

   Ben kitabın sakin tonda ilerlemesini, çocuk gözünden anlatılmasını ve çok yoğun olduğum bu dönemde beni dinlendirmesini çok sevdim . Tavsiyemdir ...


Tuğla Harmanı - Muazzez Çörtelek
Kitabın Adı :Tuğla Harmanı
Yazar : Muazzez Çörtelek
Yayınevi : Yitik Ülke Yayınları
Sayfa Sayısı : 171


İnsanlığı yücelten emeğin belleğin derinliklerine gömülüp gitmesine izin vermemek için yazıyor Muazzez Çörtelek. İlk bakışta, bir tuğla harmanını anlatıyor gibi görünse de, aslında bu kitapta orta sınıftan bir ailenin bir dönemdeki sosyolojik haritasını çıkarıyor bir çocuğun gözünden. Bunu yaparken de İstanbul’un içme sularından memlekete gelen ilk kuluçka makinelerine, çizgi roman kahramanlarından takım yıldızlara kadar uzanan yalın ama etkileyici roman yaratıyor: Çamurla sıvanmış bir çocuk şarkısı güzelliğinde…
 - Akgün Akova


                                                            Kozmokitap




Dolanık Aşıklar - Halil İbrahim Irklı || Kitap Yorumu


Dolanık Aşıklar

Bir kitabın son bölümü kitap hakkındaki fikrinizi tamamen değiştirebilir mi, Evet, değiştirebilir !!! Bu kitabı okuduktan sonra buna tamamen inandım. Dolanık Aşıklar dört bölümden oluşuyor . İlk bölümde Selin'in hayatına konuk oluyor ve onu yakından tanıyoruz . İkinci bölümde ise Steven ile karşılaşıyor ve onun hayatından bir kesite misafir oluyoruz. Üçüncü bölümde ise bu iki gencin karşılaşmasını okuyoruz, son bölüm ise sürpriz olsun ... Benim en çok sevdiğim ve kitabı sevmeme sebep olan bölüm bu bölüm oldu.

Selin Fransız bir baba ve Türk bir anneye sahiptir . Annesi o küçükken ölmüş , babası ise bu acıyı bir türlü atlatamamış ve alkole umut bağlamıştır. Selin ise babasına göz kulak olmaktan başka kendi hayatına dair pek bir şey yapamamıştır. Bir gün tanıştığı bir turist ile yakınlaşmış ve ona karşı bir şey hissetmiş ya da hissettiğini zannetmiştir. Hayatında artık bardağın taşma noktasına geldiğini anlayınca her şeyi geride bırakarak yurt dışında bu tek gecelik ilişkisinin yanına kaçmıştır. Yurtdışına gittiği zaman onu bambaşka olaylar beklemekte ve bu olayların sonucunda da hayatı farklı bir yol almaya başlar...

Steven Londra 'da yaşamakta ve bir bar işlemektedir. Kalabalık arasında yalnız bir adamdır aslında.

Bu iki gençin yolu tesadüfler sonucu kesişir ve onlar fark etmese de hayatın onlar için başka planları vardır...

Selin karakterini sevemedim bir türlü. Davranışları ve düşünce tarzı bana hitap etmedi. Steven 'ın anlatıldığı bölümde de takıldığım noktalar oldu. Örneğin Steven Londra’da yaşıyor, ingilizce konuşuyor ve ingilizce düşünüyor. Biz okurken de Türkçe okuyoruz çünkü kitap Türkçe. Buraya kadar herşey normal. Peki metrodaki anons neden İngilizce yazılıyor . Sayfa sonunda da Türkçesi belirtiliyor. Zaten karakter İngiliz.... Birkaç yerde daha benzer bir durum vardı. Farklı bir ülkeye gider karakter ve oranın dili ile anons yapılır bu o dille belirtilir anlatım da kendi ülkesindeki bir karakterin her konuşması Türkçe iken anons neden İngilizce ??

Dediğim gibi kitabın benim gözümde farklı olmasını ve puanının artmasını sağlayan tek bölüm son bölüm o da iki sayfa...

Farklı bir yazar ile tanıştım kitap ile. Yazarın ikinci kitabıymış. Yolu açık olsun diyorum. Genel olarak bakarsam kitap bana hitap etmedi...

Dolanık Aşıklar
Kitabın Adı : Dolanık Aşıklar
Yazar :Halil İbrahim Irklı
Yayınevi :Trend Yayınevi
Sayfa Sayısı :208


Bilgiye göre, başlangıçta düşünceydik. Sonra ruh olduk. Ardından bölündük, iki ruh... Zaman geçti. Zaman daha da geçti... Ötelerden, Dünya denen bu gezegene gelip burayı deneyimlemek istedik. Yolumuz belliydi, plan tamamdı. Sonra insan olduk. Ardından iki insan. Ama buraya gelince hakikati unuttuk. Ve ortaya bir güçlük çıktı: BİZ Selin'in Cunda'da başlayan öyküsü Midilli'ye, İstanbul'a, Düsseldorf'a , Paris'e, Londra'ya dek uzanırken tüm duraklarda hayatın ona sunduğu derslerin sürprizlerine şahitlik etmek 'BİZ'i hatırlatmaya yetecek mi?

Hayat dediğimiz illüzyon akıp giderken, ötelerde yaptığımız kontrat, karanlıkta gizlenen bir sır olarak mı kalacak yoksa gerçekleşecek mi?


                                                            Kozmokitap




Minik Öpücükler - Lloyd Schwartz || Kitap Yorumu

Minik Öpücükler


Şiir eski bir edebiyat biçimidir. Değişik sanat anlayışlarına bağlı olarak çeşitli tanımları yapılmış , son olarak ise şiirin tanımlanamayacağı öne sürülmüştür.

Şiirin tam olarak tanımak yapılsın ya da yapılmasın bana göre şiir hissettikleri ile ölçülür ve tanımlanır . Sürekli şiir okuyan ya da şiirsiz yapamayan birisi değilim. Fakat bazen hissettiklerimi ya da ruhsal durumumu en iyi dile getiren edebiyat biçimi şiirlerdir.

Bir kitaptaki bütün şiirleri sevdiğimi iddia edemem bazen kitaptaki bir şiir ya da şiirdeki bir dizidir beni benden alan . Sade ve hayattan ilham alan şiirleri severim bu şiirlerle hisseder ve onların temasını yaşarım. Mühim olan kafiye ya da bolca edebi dizeler değil benim gönlüme fethetmeleridir.

Lloyd Schwartz ın kaleminden Minik Öpücükler, Yitik Ülke Yayınları 'nın en yenilerinden. Çeviri şiirlerin sevilmesindeki başarının büyük bölümü çevirmenlere aittir. Bu kitapta da çeviri çok başarılı. Okurken rahatsız olmadım ve kitaptaki şiirlerin yarıdan çoğunu çok beğendim.

En zor yorum yaptığım kitaplar şiir kitaplarıdır. Her şiir ayrı bir dünyadır ve o dünyaların hepsi bize uygun olacak diye birşey söz konusu değildir . Ben genel olarak Lloyd 'un şiirlerini ve tarzını sevdim. Kitabın ilk yarısındaki şiirler tam da sevdiğim tarzdı. Size de en sevdiğim şiirden birkaç dize bırakıyorum :



Annem güneşi deli oluyor.

Nefret ediyor hatta , yine de her gün yeni bir gün.

Bakımevinde tekerlekli sandalyesiyle terk edildiğini düşünüyor.

Arkadan bağrışan kadınlar -telefonda dediklerimi zar zor anlıyor.

Oğluyla konuştuğunun farkında değil.

Ona hatırlatmam gerekiyor.



"Ama, yalnız değilmişim meğer, bir oğlum var."

     " Lütfen unutma bunu. "

" Nasıl unuturum !... Peki ya sen , sen kimsin?"




Kitabın Adı :Minik Öpücükler
Yazar :Lloyd Schwartz
Yayınevi : Yitik Ülke Yayınları
Çevirmen :Efe Duyan , Melike İnci
Sayfa Sayısı :86


Pulitzer Ödüllü, Amerikalı ünlü yazar-şair ve eleştirmen Lloyd Schwartz’ın Türkçede yayımlanan ilk şiir kitabı “Minik Öpücükler”. Şiir okurları için, Efe Duyan ve Melike İnci’nin özenli çevisiyle dilimize kazandırılan önemli bir eser.

Evet, merhaaaba! Burada olduğumu nerden bildin?
Benim oğlum bu, değil mi?
Benim içimden çıktın. Senin annenim.
Öyle, değil mi?
Sakallıyken bile yakışıklı.
Annenim ben, nasıl görünürsen görün, seviyorum seni.
Sevmez miyim hiç.
Hadi minik bir öpücük ver, ver’micen mi ha?
Neler neler kaçıracaksın, ona göre ha.
Bak sen şu işe, hiç istenmez mi
Kaybedecek bir şey mi var sanki
Hadi bana bir öpücük ver
Ver’cek misin ha?
Ki sana hemen karşılığını vereyim
Bak şarkıyı ezberden söyleyebiliyorum.
(Büyük ihtimalle yarın hatırlamayacağım.)


                                                            Kozmokitap




Fırtınada Yanacaksın - John Verdon || Kitap Yorumu

Fırtınada Yanacaksın - John Verdon

Merhaba sevgili Kozmokitap okuyucuları :)) John Verdon'un son kitabı Fırtınada Yanacaksın çıktığı andan itibaren merak ettiğim bir kitaptı. Sonunda okudum bitti . Sonunda diyorum çünkü okumam çok uzun sürdü . Bunun süresi kitabın kötü olması değil tamamen benim okumaya çok fazla vakit ayıramamış olmam. Evde iki hafta boyunca misafirim vardı bu nedenle  kitabı istediğim hızda okuyamadım : (


Yazarın okuduğum ikinci kitabı Fırtınada Yanacaksın . Daha önce Kurt Gölü'nü okumuştum. ( Kurt Gölü yorumum için → burayı ← tıklayabilirsiniz .)

Kitabı okumaya biraz da tereddütle başladım . Çünkü daha önce okuyanlardan çok fazla olumsuz yorum okudum. Genel olarak ben John Verdon'un tarzını sevmiştim. Bu kitabı çok fazla detayla boğduğu söylenince okumaya başlarken biraz da korktum açıkçası :)) Bitirince gönül rahatlığı ile söyleyebilirim ki ben kitabı sevdim :))


Fırtınada Yanacaksın - John Verdon

Dedektif Gurney yine iş başında. Emeklilik hayatında kendisine heyecan arayan Gurney bahçesinde kazı işleri ile uğraşmaktadır. - Bahçesinde bulduğu arkeolojik kalıntıları araştırır.- O kendi halinde uğraşa dursun White River 'da işer karışmaktadır. Bir polis keskin nişancı tarafından öldürülmüştür ve bu olayı siyahilerin yaptığı düşünülmektedir. Olayın göründüğünden daha karışık olduğunu düşünen savcı Gurney'den yardım ister. Gurney araştırmaya başlar ve işler gerçektende çok karışıktır. Ortaya çıkan yeni cesetler de işleri hiç kolaylaştırmaz...

Yazar ince ince işliyor konuyu ve okuyucuya da fazla ipucu vermiyor. Kitabı okurken herkesten kuşkulanmaya başlıyorsunuz . Hatta bir ara katil Gurney çıkarsa hiç şaşırmam dedim kendi kendime. Okurken paranoyak oluyor ve herkesten her şeyden kuşkulanmaya başlıyorum. Yazar şaşırtmayı sağ gösterip sol vurmayı seviyor. Irkçılık , sadistlik ve kendini beğenmişlik yer alırken karakterlerde alttan alta bambaşka konuları da işliyor. Şaşırtmayı seven bir yazar John Verdon . Bu kitabı ile de beni şaşırtmayı başardı. Birkaç saatlik çerezlik bir kitap değil Fırtınada Yanacaksın. İnce ince işlenmiş konuyu dikkatli bir şekilde okumak gerekiyor.

  Yazarın okumadığım diğer kitaplarını da alıp okumak istiyorum. Tam almaya karar vermiştim ki kitaplara zam geldi . Dolar bahanesi ile artan fiyatlar doların düşmeye başlaması ile umarım düşer...

Kitap Hakkında Yazılanlar : 

“John Verdon şaşırtıcı olay örgüsü, katil avı ve akıllıca düşünülmüş karakterler yaratmada kendini kanıtlamış bir usta.”
 -Publishers Weekly- 

 “Bir bulmacanın parçalarını yerleştirir gibi kitabın son sayfasına dek, katili bulacak olmanın tarifsiz hazzını suç romanlarına özgü gerçekçi gözlemlerle nasıl harmanladığına bakılırsa, bu serinin neden bu kadar popüler olduğunu anlamak zor değil.”
 -Kirkus Reviews-


Fırtınada Yanacaksın - John Verdon
Kitabın Adı :Fırtınada Yanacaksın
Yazar :John Verdon
Yayınevi : Koridor Yayınları
Orjinal adı :White River Burning
Çevirmen : Ender Nail
Sayfa Sayısı :528

New York’un sessiz sakin kasabası White River’da bir keskin nişancı dehşet saçıyor ve öldürülen polisin telefonuna bir uyarı mesajı geliyor. Kimsenin kimseye güvenmediği soruşturmaya danışmanlık yapması için çağrılan Gurney'in ise elinde gizemli bir nottan başka bir şey yok.

 Bir parktaki oyun alanında ayak tabanlarına üç farklı harf dağlanmış iki cesedin bulunmasıyla işler daha da karmaşık bir hal alırken yetkililerin resmi açıklamalarıyla ters düşen Gurney, kasabayı labirent gibi sarmış olaylar silsilesini tek başına çözmeye kararlı. Yaklaşmakta olan fırtına herkesi yakmadan cevaplaması gereken bir soru var: Bu akıldışı bulmacada gözden kaçırdığı şey ne?



                                                            Kozmokitap



Usta - Özge Erkin || Kitap Yorumu

Usta - Özge Erkin

Merhaba sevgili Kozmokitap okuyucuları : )) Kalemini çok sevdiğim Özge Erkin'in son kitabı Usta ile geldim bugün. Yazarın okuduğum dördüncü kitabı Usta. Destan ve Kutsal kitabının yer aldığı serinin ise devamı ...

Destan ve Kutsal'da karşımıza çıkan tespih ustası Tahir vardı. Kişiye özel yaptığı tespihleri teslim etmeden önce üç soru soruyor ve sorularına uygun cevap verenlere teslim ediyordu tespihleri. El emeği tespihler aynı zamanda bileğine takan kişinin yaşamını da temsil ediyor ve çok önemli bir yere sahip oluyordu. İşte bu tespihleri yapan zanaatkar ile yakinen tanışıyor ve onun hayatının ayrıntılarını , nasıl " Usta" ya dönüştüğünü okuyoruz kitapta.

Bugüne kadar tespihlere hiç alıcı göz ile bakmamış ve açıkçası çok da değer vermemiştim. Tamam el emeği - göz nuru olanları incelemeyi ve bazen de satın almayı sevsem de bu kitaptan sonra bakış açım değişti. Tespihin imamesinin bambaşka bir öneme sahip  , tespihin şerefi olduğunu okudukça öğrenmek bir kenara nedenleri ile anladım. Tüm taşlar imame olmadan aslında bir anlam ifade etmiyorlar.

Usta - Özge Erkin


"Tespih bir adamın ömrüne ortak olur . Sabır çektirir , ah çektirir ama hep çektirir. Tıpkı kader gibi. "

Doğuştan acı ile ortak  yaşamaya alışmış olan Tahir ergenlik çağında henüz on yedi yaşında hayattaki en büyük acıyı tadar. Hayat ona vurdukça o ayağa kalkmasını , içindeki iyi insanı korumasını bilir. Her tekmede daha güçlü ayağa kalkar  . Bir şekilde hayata tutunmayı başardığı gibi sarsılmaz dostluklar kurmayı da bilir . Tam her şey yoluna giriyor derken aşk ateşi ile karşılaşır. Bir çift kehribar yakacaktır gönlünün ateşini. Bu aşk gönüllere düşmeye görsün , dikenli yollarda çıplak ayakla yürüseler de her tarafları çizik içinde kalsa da birbirlerinden vazgeçmeyeceklerdir....

Yazarın okuduğum tüm kitaplarını çok sevsem de Usta bambaşkaydı benim için. Özge Erkin yine şiirsel anlatımını konuşturmuş kitapta. Usta'yı yalnızca okumadım aynı zamanda yaşadım, hissettim ve özümsedim. Demem odur ki artık tespih gördüğüm zaman asla eskisi gibi bakamam. Ardındaki anlamları , yapan zanaatkarı ve anlattıklarını düşünmeden edemem.

Kitaptan Alıntılar : 

"Eğer iki gönül birbirine akarsa ne acısına kayıtsız kalabilirsin ne de mutluluğuna . Ömürlük bir ortaklıktır sevda ... Yara da belli şifa da..." 

"Tespih koskoca bir yaşamın taşlarla  bir araya geldiği bir simgedir. Taneler hayatındaki değerlerdir. Vazgeçilmeyenlerdir. "

"Ama hayat dediğin , kara gökyüzündeki tek bir yıldızın ışığında bile yönünü bulabilmekti . " 

"Seni kimsenin kimseyi sevemeyeceği kadar değil , bir erkeğin bir kadını sevebileceği en güzel şekilde seviyorum. Sadece aşık değilim sana ; muhtacım , aitim, meftunum , sevdalıyım ... "



Usta - Özge Erkin

Kitabın Adı : Usta
Yazar : Özge Erkin
Yayınevi : Müptela Yayınları
Sayfa Sayısı : 320


Bozkır ayazına tutulmuşçasına uyuşur parmaklarınız da yine ruhunuzun o ince aksine tepkisiz kalamazsınız. Nefesinizden üfler, nefsinizden yontarsınız onu. Her seferinde şekil alır kırık dökük vicdanınız. Af dilersiniz birbiri ardına…

Tespih bu; sabır çektirir, ah çektirir. Ama hep çektirir. Tıpkı kader gibi. Hep size çektirir.
Rengini yârin gözlerinden alır kimi zaman, kimi zamansa zifiri karanlıktan. Ama huzuru her daim Yaradan'dan.

Hayatın ayazını ciğerine çekmiş, kendi gibi soğuk taşlarda deva bulan bir usta.
Soğuk taşları gönlünün ateşinde ısıtan bir kadın.
Ve tespihe dizilir gibi ardı ardına dizilen kehribar rengi acılar...
Usta'nın aşkı size sabrı öğretecek ince ince.

Yazara ait okuduğum diğer kitaplar : 

Ebedi Yansıma 

Kutsal

Destan 



                                                            Kozmokitap




Eskişehir Tüyap Kitap Fuarı


Merhaba Kozmokitap okuyucuları :)) Bu sene Eskişehirliler olarak tekrar bir kitap fuarına merhaba diyor ve ev sahipliği yapıyoruz.  Yeni fuar merkezinde 11 Aralık -16 Aralık arasında olacak fuar .  Çadır fuarından memnun kalmayan birisi olarak bu habere çok sevindim.  Umarım fiyatlar yönünden de biz kitap severler fuardan memnun ayrılırız.  Fuara katılan yayınevlerini aşağıya liste halinde bırakıyorum.  Saat 10:00-19:30 saatleri arasında açık olacak olan fuarın adresi ise Eskişehir Ticaret Odası - TÜYAP Fuar Merkezi 71 Evler Mah. Çevre Yolu No:114 Odunpazarı / ESKİŞEHİR

Fuarda görüşmek üzere hemşehrilerim ;) 







                                                            Kozmokitap




Gelincik ile Serçe - Kristy Cambron || Kitap Yorumu

Gelincik ile Serçe


"Güçlü ve cesur ol. Korkma , cesaretin kırılmasın Tanrı nereye gidersen git , yanında olacaktır." 

   Harika , muhteşem ötesi bir kitap okudum " Gelincik ile Serçe". Kitabın içi kadar dışı da muhteşem . Arkadya Yayınları yine kendini aşmış ve bu kitapta harika bir iş çıkarmış. Ba-yıl-dımmmm !!! Kapak böyle iç açıcı olunca kitabı okumak da ayrı bir keyif oluyor.

" Hidden Masterpiece " serisinin ikinci kitabı Gelincik ile Serçe. İlk kitabı olan Kelebek ile Keman kitabını bir yıl önce okumuş ve yazarın kalemi ile o kitap ile tanışmıştım. ( Kelebek ile Keman yorumum için tık tık ... )

  Gelincik ile Serçe de yazarın diğer kitabı gibi İkinci Dünya Savaşı zamanında  geçiyor ve Yahudi soykırımından bahsediyor.

Belki de umut küçük bir serçenin kanatlarındadır. 

   Çoğu kitapta alışık olduğumuz üzere iki zamanlı olarak ilerliyor kitap. Günümüzde Sera ve William - ki onları Kelebek ve Keman kitabından da hatırlıyoruz. - , 1940 yıllarda ise Kaja ve Liam.

Gelincik İle Serçe

   Nazi işgali altındaki Prag'dan Kaja , ablası ve eniştesi kaçmak zorunda kalırlar. Filistin'e giderler. Orada eğitimini tamamlayan Kaja İngiltere'de gazetede işe başlar. Her ne kadar editörlük denilse de aslında alındığı iş sekreterliktir. Burada Liam ile tanışır. Her ne kadar savaştan kaçıp buralara gelse de savaş ondan uzak kalmaz ve İngiltere'ye de sıçrar. Prag'dan kaçışından üç yıl sonra anne ve babasını kurtarmak üzere geri döner Kaja . Orada savaşın korkunç yüzü ile çok yakından tanışır...

   Sera sonunda sonunda William ile evlenir . Fakat William'ın başı kanun ile derde girer. Onun masum olduğunu ispatlamak için araştırmalara başlayan Sera , araştırmalarında birçok gerçeği gün yüzüne çıkarır...

  Tarihi gerçeklerle harmanlanmış bir kurgu olan Gelincik ile Serçe,  etkileyici, hüzün dolu , yürek parçalayan bir roman. Her kötülüğün ve umutsuzluğun arasında da minik ümit tohumlarının yeşerdiğini ve iyi insanların olduğunu da hatırlatmayı unutmamış yazar kitabında.

"Onlara ne öğreteceğim? "
 " Umut etmeyi öğret "

   Kitapta Terezin Toplama Kampının gerçeğini de görüyor , insanların nasıl acı çektiğini okuyoruz. Özellikle de çocukların. Annesi babası olmayan , korkan ,eziyet gören ve açlık , hastalık içerisinde yaşamaya çalışan çocuklar. Ve onlara kapkaranlık bir dünyada minik de olsa bir ışık getirmeye çalışan öğretmenleri...

Kaja'nın ceketinin yakasına parlak kırmızı renginde bir gelincik taktı " Başkaları uğruna hayatlarını feda edenleri hatırlatmak için "
 Çok etkileyici ve bir çok ders çıkarılması gereken bir kitap Gelincik ile Serçe. Umarım bu tür kurgulardan ders almayı başarırız ve dünyada bir daha böyle felaketler yaşanmaz. Tavsiyemdir...

 " Dilerim ki bir gün , sen ve ben savaşın harap ettiği bu dünyadan çok uzakta olduğumuzda , ona arkadaşım diyebilirim. Nazi ya da Yahudi olmayız . Ya da av ve avcı . Sadece arkadaş oluruz . Dünya bir gün buna izin verir diye dua ediyorum. " 






Gelincik ile Serçe
Kitabın Adı : Gelincik ile Serçe
Yazar :Kristy Cambron
Yayınevi :Arkadya Yayınları
Orjinal adı :A Sparrow in Terezin
Çevirmen :Oğuz Barış
Sayfa Sayısı :432


Yeni sanat galerisinin açılışı ve bir peri masalını aratmayan düğününün ardından Sera James, büyüleyici bir hayat sürmeye başlar. Ancak William Hanover’ın işlemediği bir suç yüzünden tutuklanmasıyla peri masalı bir kâbusa dönüşür. Sera ile William korku ve endişe savaşını verirken, Sera âşık olduğu adamın gerçekte kim olduğunu sorgulayacak, aradığı yanıtları ise geçmişte bulacaktır.

Kája Makovský, 1939 yılında yarı Yahudi ailesini geride bırakarak Nazi işgali altında olan Prag’dan kaçmak zorunda kalır. Üç sene sonra İngiltere’de artık bir gazetede çalışan Kája, Nazilerin Londra’yı bombalamasının ardından Manş Denizi’nin karşı tarafında yaşanan korkunç olayları keşfeder. Bölgede binlerce Yahudinin katledildiğini öğrendiğinde ailesini kurtarmak için hayatını riske atarak vatanım dediği şehre geri dönmeye karar verir. Ancak şeytan boş durmayıp onun planlarını bozar ve Kája kendini korkularının merkezinde, Terezin Toplama Kampı’nda bulur…

Umuda ve hayata tutunma hikâyesinde Sera ve Kája, yüreklerini saran inanca tutunacak ve sevdiklerini korumak uğruna sonuna kadar savaşacaklardır. Bu, geleceklerini yok saymak anlamına gelse bile…

Kelebek ile Keman’la gönlümüzde yer edinen Kristy Cambron, bu kez Gelincik ile Serçe’yle savaşın karanlık yüzünün çocuklardaki etkisini, kötü bildiklerimizin de içinde iyilik taşıyabileceğini yürek burkan bir dille anlatıyor…

“Gelincik ile Serçe bize bir kez daha Terezin Toplama Kampı’na 15,000 çocuğun gönderildiğini ve yalnızca yüzünün kurtulabildiğini dehşetle hatırlatıyor. Bu roman sevdiklerimiz uğruna neleri göze alabildiğimizi çarpıcı bir dille anlatıyor.”

Beth K. Vogt


                                                            Kozmokitap




Scroll To Top