Kitap Yorumu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kitap Yorumu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12/01/2021

Fırçadaki Son Şiir - Bir Orhan Veli Romanı || Hanife Mert

Aralık 01, 2021 6 Yorum
Fırçadaki Son Şiir

Hiçbir şeyden çekmedi dünyada 
Nasırdan çektiği kadar; 
Hatta çirkin yaratıldığından bile 
O kadar müteessir değildi; 
Kundurası vurmadığı zamanlarda 
Anmazdı ama Allah'ın adını, 
Günahkâr da sayılmazdı. 
 Yazık oldu Süleyman Efendi’ye.
     - Orhan Veli - 

   Orhan Veli'nin şiirlerini sever misiniz ? Ben çok seviyorum. Arada okumaktan keyif aldığım şairlerden Orhan Veli . Hayatı hakkında biraz bilgi sahibi olsam da yeterli değildi bildiklerim. Yazar Hanife Mert'in Fırçamdaki Son Şiir kitabında Orhan Veli'yi anlattığını görünce mutlaka okumalıyım dedim. 

   Yazar Fırçamdaki Son Şiir kitabı biyografik roman türünde. Düz biyografidense bu tarz kitapları tercih ediyorum. Olaylara dahil olarak anlatılan şahsiyeti daha yakından tanıdığımı hissediyorum okurken . Sizler hangi türü tercih edersiniz??

    1950 yılında birgün Orhan Veli arkadaşlarının yanından ayrıldıktan sonra karanlık sokakta ilerlerken belediyenin kapatmayı unuttuğu bir çukura düşer . Burada kurtulmayı beklerken bir köpek gelir başına ve havlamaya başlar . Köpek sesini duyanlar onu çukurdan kurtarırlar . Orhan Veli buradan anne ve babasının evine gider . Orada akşam ailece geçmişi yad etmeye başlarlar ve onlarla birlikte biz de geçmişe doğru bir yolculuğa çıkarız...
Orhan Veli

    Henüz küçük bir çocukken şiire ilgi duyan şair üniversitede de Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü tercih etmiştir. Üç yıl okumuş ancak devam etmeyip bırakmıştır . O sadece şiirle ilgilenmek istemektedir. Bu nedenle devlet memurluğu görevi de onu rahatsız etmiştir. O masa başı işi değil şiir istemektedir tüm hayatında . Ancak geçinebilmek için de paraya ihtiyaç vardır sonuçta... 

  Arkadaşları Melih ve Oktay ile birlikte şiiri sıkışıp kaldığı dar kalıplardan çıkarmak istemektedirler. Bu nedenle kendi tarzlarını belli eden şiirler yazıp bunlar da dergilerde yayımlandıktan sonra tepkiler alırlar. Onların karşısında olanların sayısı yanında olanlardan fazladır. Garipler denilen bu üç arkadaş yollarından dönmezler. Azimleri takdire şayandır. 

Şiir aşkı uğruna yaptıklarını , dostluklarını okumak çok güzeldi kitapta. Bu kadar emek ve azim karşısında Orhan Veli halk tarafından sevilmiş ancak çoğu dönem para sıkıntısı çekmiştir. Pantolonlarını eskiciye satıp oradan aldığı para ile bir süre geçinmesini okurken üzüldüm şair adına . Hele son zamanlarında çok parasızlık çekmiştir. 

  Çok genç bir yaşta - 36 - yaşında kaybettiğimiz Orhan Veli ile satırlar sayesinde de olsa tanışmak büyük mutluluktu. Okurken arkadaşları olan şair ve yazarlarla karşılaşmak , dönem olaylarının onları ve ülkeyi nasıl etkilediğini okumak kitabı daha da etkileyici bir hale getirmiş. Ben kitabı büyük bir ilgi ve sevgi ile okudum. Orhan Veli'nin şiirlerini sevenler eminim bu kitabı da çok sevecekleridir. 







Fırçadaki Son Şiir
Kitabın Adı :Fırçadaki Son Şiir - Bir Orhan Veli Romanı 
Yazar : Hanife Mert
Yayınevi :Gece Kitaplığı
Sayfa Sayısı : 412

Derler ki; " Dünya sevgi üzerine kurulmuştur." Sevgiyle yeşerir gönüllere ektiğimiz umutlar. Sevgiyle can bulur tüm evren. O öyle güçlü bir duygudur ki Şirin`ine kavuşmak için Ferhat’a dağları deldirmiş, Leyla’sını ararken Mecnun’a Mevla`sını buldurmuş, Yunus Emre’yi Hak ateşiyle diyar diyar gezdirmiş, Orhan Veli’ye de yüzyıllardır süregelen Türk şiir geleneğini kökünden sarsarak hatırı sayılır bir devrim yaptırmıştır.

Orhan Veli, yaşamı boyunca yalnızlık, yoksulluk ve parasızlıkla mücadele ederken bile çok sevdiği şiirle soluklanmayı bilmiş, sevdasıyla yaşama tutunmayı başarmış bir şairdir. O, şiiri yakın dostu Melih Cevdet’in deyimiyle; "âşık olduğu bir kızı sever gibi severdi..."

"Ölürsek biz de iyi adam oluruz." diyen Orhan Veli’nin ölümünün ardından Sabahattin Eyüboğlu’ya teslim edilen özel eşyaları hüzünlü yaşamının bir özetidir. Bunların arasında öyle bir parça vardır ki bu kitaba ilham kaynağı olmuştur.

Şair "Giderayak"/ yazdığı ancak tamamlayamadığı diş fırçasına sarılı "Aşk Resmî Geçidi" adlı son şiiriyle bu kitapta yaşayacaktır. Bu yaklaşımla Orhan Veli’yi bir de, Hanife Mert’in gözüyle, onun hayal gücüyle ve bakış açısıyla okumaya, tanımaya, anlamaya var mısınız?










                                                     

7/25/2021

İlk Yılların Ekmeği - Heinrich Böll

Temmuz 25, 2021 2 Yorum
İlk Yılların Ekmeği

  
Almanya'nın en tanınmış , en ünlü yazarlarındandır Heinrich Böll. 1917 yılında Almanya'da dünyaya gelmiştir. Hiç katılmak istemese de subay olarak askere alınmış ve buradan ayrılmak için elinden geleni yapmıştır . Savaş dönemini ve sonrasını , açlığı ve sefaleti birçok insan gibi kendisi ve ailesi de yaşadığı için çok iyi bilmekte bu nedenle de kitaplarında olduğu gibi yansıtmaktadır. 

  İlk Yılların Ekmeği , İkinci Dünya Savaşı sonrası Almanya'sında geçiyor . Tamirci olarak çalışan Fendrich'in bir gününü anlatıyor. Babasından Müller'in kızı Hedwig'in öğretmen olmak için oraya geldiğini ve onu karşılamasını söyleyen bir not alır sabah yataktan kalkar kalkmaz. İlk başta kendi çelişkilerini ele alır . Bekleyen müşteriler mi yaksa Hedwig'i karşılamak mı? Çok istekli değildir açıkçası . Kararsızlık içinde işlerini hallederken istasyona gider Hedwig'i karşılamaya . Hedwig'in onda uyandırdığı hisler sonucu bugününü ve geçmişini öğreniyoruz Fendrich'in.  Ailesini ve yaşadıkları zorlukları . Ekmeğe muhtaç oldukları yılları . Ekmek alabilmek için gizli gizli babasının kitaplarını satmasını ve aslında bu kitapların ne kadar değerli olduğunu sonradan öğrenince hissettiklerini. Açlık o kadar kötü bir şey ki babası onun bu yaptığını fark ettiği halde sesini çıkarmıyor ve sonrasında kendisi kitapları seçip satmaya başlıyor . Annesi ise hasta , hastanede. Onu ziyarete gittikleri zaman kendi yiyeceğini çocuğu için veriyor ve burada karısı ölen bir kocanın bir gün önce getirdiği yiyeceği bulamayınca ortalığı nasıl dağıttığını da yine sayfalar arasında okuyoruz. Açlık öyle bir şey ki karısının ölmesinin üzüntüsünün önüne geçiyor . 

İlk Yılların Ekmeği



  Fendrich çırak okulunu bitirince çamaşır makinesi tamircisi olarak çalışmaya başlıyor ve iyi de para kazanıyor . Ancak çektiği açlığı ve ekmek bulamamanın acısını hala içinde çekiyor . Bu nedenle mutlaka cebinde ekmek taşıyor . Geçmişte kendilerinden ekmeği kısan ve onlara çok gören patronlarının nasıl bolluk içinde yaşadığını ve onların halinden anlamadığını de aktarıyor. Bütün bu duygu ve düşünceler arasında Hedwig ve ona hissettikleri de var tabii. 

  Yirmi dört saatlik bir zaman dilimi içerisinde bize yılları ve acıları aktarıyor Böll. Yalnız bunu yaparken duygu sömürüsü yapmıyor. Bu tür kitapların çoğunu okurken aşırı duygusal bölümlerle karşılaşmaya alışanlar bu kitapta duygu eksikliği hissedebilirler . Yazar Heinrich Böll 'ün okuyucuya duygu sömürüsü yapmak , onun içini titretmek ve gözyaşlarını akıtmak gibi bir derdi yok . O olduğu gibi aktarıyor olanları . Sade anlatımı ve iki genç üzerinden işlenen konuda kapsamının çok ötesinde ve derininde duygular gizli . O ekmeği cebinde taşımasında , karısının dolabındaki eti bulamayınca etrafı birbirine katan adamın davranışlarında , ekmeksiz çorba içtikten sonra yolda mideleri mahvolan işçilerde , babasının kitaplarını gizli gizli satan çocuğun davranışlarında gizli bu duygular. 

   Hızla okunan , kısa bir kitap olsa da İlk Yılların Ekmeği boyutundan büyük anlamlar içeriyor bana göre. 





İlk Yılların Ekmeği
Kitabın Adı :İlk Yılların Ekmeği
Yazar Heinrich Böll :
Yayınevi : Can Yayınları 
Orjinal adı :Das Brot der frühen Jahre
Çevirmen :Zeyyat Selimoğlu
Sayfa Sayısı :112

İkinci Dünya Savaşı sonrası Alman yazarlarının en ünlülerinden biri olan Heinrich Böll, bu ünlü romanında, savaştan hemen sonra baş gösteren zor yıllardaki ekmek kavgasından bir kesit veriyor. Savaşın yıkıcı bir güçle sarsmış olduğu değerler ne olursa olsun, romanın baş kişisi, insanca yaşamak için zor yılları deneme, zorlama, üstesinden gelme çabası içindedir. Savaş sonrası Almanyasının yoksulluk ve güçlükler ortamında kendine nasıl bir yol seçecektir? Almanya'nın en bunalımlı dönemi ve bu ezici dönem içinde, bir şey istemeye, istemek için el uzatmaya alışmamış bir insanın var olma çabasıdır bu. "İlk Yılların Ekmeği" yazılış bakımından kısa tutulmuş, ama Nobel Edebiyat Ödülü kazanmış ünlü yazarın en önemli romanlarından biri.










                                                     

4/27/2021

Keşke - Bir Köy Enstitüsü Romanı || Sema Soykan

Nisan 27, 2021 1 Yorum
  
Keşke

  Kitap hakkında bilgi vermeye başlamadan önce ilk olarak söylemeliyim ki bu kitabı çok çook sevdim ve mutlaka herkes okusun isterim . Tereddütsüz tavsiyemdir diyerek başlıyorum yazıma. 

  Sema Soykan'ın kaleminin ve kitaplarının çok iyi olduğunu duymuştum fakat şimdiye kadar okumamıştım . Yazarın kalemi ile tanışmak bu kitaba " Keşke " ye nasipmiş.

  Kitabı büyük bir araştırma ve emek ürünü. Bu araştırma ve emek okurken her satırda anlaşıldığı gibi kitabın sonunda yer alan kaynakça kısmı gözden geçirilerek de anlaşılabilir. 

  Köy Enstitülerini çoğunuz duymuş ya da hakkında bir şeyler okumuşsunuzdur. Hakkında bilgi sahibi değilseniz tarihimizdeki bu gurur duyulacak okullar hakkında bilgi sahibi olmak için tam zamanı . Şimdi bu kitap ile başlayabilirsiniz.... 

Keşke ile tarihimize 1940 lı yıllara uzanıyoruz. Bu yıllarda kurulan köy enstitüleri , kurulma amaçları ve eğitim sistemine yer veriliyor . O yıllara göre verilen eğitim ile kendi zamanımda aldığım eğitim ve çocuklarımıma okullarda verilen eğitimi ister istemez kıyasladım okurken . O kadar dolu dolu ve hayatı bütün bir şekilde okul sıralarına alan bir eğitim sistemi oluşturmuşlar ki gurur duydum. Dünya Klasiklerinin çevrilip okullardaki çocukların rahat ulaşabilmeleri için getirtilmesi , ceplerinde sürekli kitap taşımaları ... O kadar hoşuma gitti ki anlatamam . Ben 1990 lı yıllarda ortaokuldaydım. O yıllarda internet yok ve kitap sayısı da yetersizdi. İlk halk kütüphanesine giderdik ve bizi boyumuz küçük diye üst kata çıkarmazlar alt kattaki kitaplardan faydalanmamızı isterlerdi. Alt kattaki kitaplık ilkokullara yönelikdi ve bize yetmiyordu artık . Derdimizi anlatmaya çalışsak da anlayan - dinleyen bulamıyorduk!! Yine o yıllarda performans ödevi verilmişti. Bir eseri okuyup inceleyecektik.  Ben Balzac - Kırmızı Zambak'ı okumayı o kadar çok istiyordum ki anlatamam.  Eskişehir'de her kitapçıya gidip Balzac'ı sordum satın almak için , sonuç ise hüsran oldu . Balzac'ın hiçbir kitabını bulamamak bir kenara bazı kitapçılar da Balzac kim onu sordu... Sonuçta ne mi oldu ?? Komşumuzdan Yakup Kadri'nin Yaban romanını alıp onu okuyup inceledim ve Kırmızı Zambak içimde uhde olarak kaldı . Niçin illa Balzac diye direttiğimi hatırlamıyorum ancak okumayı ne kadar çok istediğimi hatırlıyorum. İşte Köy Enstitüsünde okuyan çocukları ne kadar şanslı bulduğumu artık daha iyi anlayabilirsiniz. 

   Yine Köy Enstitüsündeki eğitimi okuyunca geçen evde çocuklarla yaptığımız konuşmayı hatırladım. Bilim adamı  , felsefeci gibi tarihe adını yazdırmış insanların hayatlarını ve yapıtlarını incelerken bir değil birçok dalda aktif olduklarını görüyoruz. Astronomi , fizik , kimya , edebiyat ... Bir değil birkaç dilde eğitim alıp kendilerini geliştirirken birden fazla da yabancı dil öğreniyorlar. Peki günümüzde neden böyle değil. İstisnalar her zaman vardır ancak çoğunlukta işten eve evden işe . Avukat sadece avukat doktor sadece doktor . İkinci bir dalla , farklı uğraşlarla ilgilenip kendilerini geliştirenler çok az. Okullarda da benzer durum var. Farklı uğraşlar ile okulda ilgilenmek isteyenleri dalga geçerek karşılıyorlar çoğu zaman . Hemen öyle değil diye inkar etmeyin , şahit olduğum olaylar var. Bizim geçmişteki bu insanlardan ne eksiğimiz var da kendimizi geliştirmek istemiyor ve var olanı alıyoruz. Sadece tüketim toplumu olduk sayılır... Köy Enstitülerinde dikiş nakıştan tamirata , tarla sürülüp ekilmesine , araç sürülmesine , inşaat yapımından marangozluğa kadar öğretmen adayı çocuklara her şey öğretiliyordu. Kendi kendine yetebilen bu çocuklar mezun olup köylere öğretmen olarak gittikleri zaman sadece okulda değil hayatın her alanında halka eğitim veriyor , onlarla çalışıyordu .

  Köy ensititülerini çok sevdiğim ve kapatılmalarına çok üzüldüğüm için şimdiye kadar onlardan bahsettim ancak kitapta sadece bu anlatılmıyor tabii ki...  

  Ülkemizin  geçmişini okuyoruz kitapta. 1940- 1980 yılları arasında yaşananlar , ülkemiz için dönen dolaplar , ülke yönetimi , teknolojik ilerleme ve bunun engellenmeye çalışanlar anlatılırken bir döneme ayna tutuyor yazar . Bazıları bildiğiniz bazıları ise detaylarına hakim olmadığım olaylardı . Öyle ki tarihimizi okurken söylenerek , arada boğazıma takılan yumru nedeniyle mola vererek ve birçok bölümü işaretleyerek okudum. Ülkemizin iyiliğini istemeyen dış güçlerin oyunları ve bunlara maşa olan ülkemizden insanlar . İnsan kendi ülkesi gelişsin , büyüsün ister. Ancak görüyoruz ki kendi menfaatlerini ülkenin önünde gören insanlar var. Bağımsız yaşamak varken manda sitemini tercih edenler!!! Bu insanlara ne desem boş . Çünkü söylediklerimiz karşıdakinin anladığı kadardır , anlayacak kimseyi göremiyorum karşımda . Kulaklarını tüm gerçeklere tıkamışlar. 

   Bütün bu olanlar Fikret'in hayatının ekseninde okuyoruz . Zorlu hayatlar ve bu hayatın ortasında yeşermiş ve hiçbir gücün yıkmayacağı bir sevgi. Öyle bir sevgi ki uzaklık , mesafe , kırgınlık ve zorluk hiçbir güç onlara engel olamıyor . Ancak hayatın her zaman bilmediğimiz farklı planları vardır bizim için ve farklı insanları bir araya getiren kaderi okurken hem üzülecek , hem sevinecek , hem sinir olacak hem de gülümseyeceksiniz.... 

Keşke 'den Alıntılar:

 "Zaman, kaygısı ve telaşı olanın aleyhine işler ..." 

"... gerçekleri öğrenmeden yola çıkanlar yollarını şaşırırlar." 

" Suçluluk içinde kıvrananlar, vicdanın sesini duymamak için yalan söyler." 

"İmkansız ile mümkünün arasındaki fark insanın kararlılığında ve çabasında yatar. "

"Biz başarıya imrenen, okuyamadığımız kitaplara dertlenen gençlerdik." 

"En kusursuz plan bile aşk karşısında bozulmaya mahkumdur. "


Keşke
Kitabın Adı :Keşke
Yazar : Sema Soykan 
Yayınevi : Alfa Yayınları 
Sayfa Sayısı : 500

Bozkırı yeşertmek ne kadar sürer... Bir mevsim mi?

Gençlik, Eğitim, Aydınlanma, Özgürlük ne kadar sürer... On yıl mı?

Pişmanlık ne kadar sürer... Çeyrek asır mı?

Aşk ne kadar sürer...... Bir ömür mü?

Keşke... Hatalarımız, fedakârlıklarımız, kayıplarımız, sevgimizin ağırlığıyla, geçmişi, bugünü ve geleceği kuşatan bir "keşke" ne kadar sürer?

Sema Soykan'ın öğretici kalemi ve akıcı üslubuyla KEŞKE-Bir Köy Enstitüsü Romanı, sırlar ile özlemler, mağlubiyetler ile galibiyetler, imkânsız ile mümkün arasında savrulan altı hayatın perdesini aralıyor.

Yaşanmış olaylardan esinlenerek titiz bir araştırmayla yazılan KEŞKE, Türkiye’nin aydınlanma sürecinde yetişmiş iki öğretmenin –Sabia (Nedret) ve Fikret’in– yaşamöyküleri, vatan sevgileri, ölümsüz aşkları ve fedakârlıklarını anlatırken, Köy Enstitülerinin açılışından kapanışına, işleyişinden benzersiz eğitimine ve Türkiye’nin 1940-1980 yılları arasında yaşadığı siyasi süreçler ile emperyalizmin eğitimimiz ve de toplumumuz üzerindeki etkilerine de mercek tutuyor.

Sadece kişilerin değil, toplumların da keşkeleri ne kadar çoksa, hataları, mutsuzlukları ve pişmanlıklarının o kadar derin ve de yakıcı olduğunun hatırlanması umuduyla...









                                                     

4/06/2021

Ölülerin Konuşmasına İzin Ver - Jane Casey

Nisan 06, 2021 0 Yorum
    
Ölülerin Konuşmasına İzin Ver

   Elimde bulunan son Jane Casey kitabı Ölülerin Konuşmasına İzin Ver . Uzun süredir Dedektif Kerrigan 'dan uzak kalmıştım ve okuduğum zaman ne kadar özlediğimi daha çok fark ettim. 

  Kitabın ismi ilk olarak dikkatimi çekti :  "Ölülerin Konuşmasına İzin Ver " . Ölüler nasıl konuşabilir . Bu konu üzerine farklı teoriler üretebiliriz. Medyumlar acılığı ile diyebilirsiniz , tabii buna inanıyorsanız ki ben öldükten sonra kimsenin böyle gelip konuştuğuna inanmam. Rüyalar aracılığı ile diyebilirsiniz. Bazı rüyaların anlamlar içerdiğine inanırım ancak her rüyanın değil . Bazen kaybettiğimiz kişileri çok özlediğimiz için rüyalarımızda görürüz. Diğer bir olasılık ve son olan da otopsiyi yapan doktor , adli tıpçı aracılığı ile konuşması ... Bu en doğru olasılık gibi görünüyor şu anda bana . Çünkü ölüler bildiğimiz anlamda konuşamasa da vücuduna olanlar ve ona yapılanlar hakkında bilimsel olarak doktorla konuşabilirler. 

  Cinayet davalarında ölülerin konuşması yani yapılan otopsi sonucu ve veriler çok önemlidir. Kitabın kapağında da belirtildiği gibi " eğer yaşayanlar bir şey söylemiyorsa ... ölülerin konuşmasına izin ver ".

   Ölülerin Konuşmasına İzin Ver , Meave  Kerrigan serisinin yedinci kitabı . Seri sıralamasını merak edenler için kitapları yazıyorum ve kitaplar hakkındaki yorumlarımı merak ediyorsanız üzerlerine tıklamanız yeterli. 







 * Ölülerin Konuşmasına İzin Ver 

     Kitabın konusa gelelim ...  Dedektif Kerrigan terfi almıştır artık Çavuş dedektiftir. 

   On sekiz yaşındaki Chloe babasının yanından annesinin evine döndüğü zaman evde bazı gariplikler vardır ve her yer kan içindedir. Chloe gariplikleri fark etse de beklenen tepkiyi vermez ya da olanları algılayamaz. Arabada çantasını unuttuğu için ona çantasını getiren komşusu Oliver manzarayı görünce polisi arar... 

  Davayı Kerrigan üstlenmiştir. Evde çok fazla kan vardır . Olmayan tek şey ise cesettir. Dışarıda da sağanak yağmur olduğu için delilerin çoğu yok olmuştur ve cesedin nereye ve nasıl götürüldüğü büyük bir sırdır...   

   Öldürüldüğü düşünülen Kate'in kızı Chloe'den de çok fazla bilgi alınamaz . Çünkü konuşmak istememesi bir kenara boş bakışları ile çok da normal olmadığı düşünülmektedir. Komşuları Oliver'ın evinde kalır Chloe ve inatla babasına gitmek istemez. Babasının yanında kaçar gibi evine dönüşünün nedenini de anlatmaz. 

  Oliver ve ailesi bir çeşit hristiyan topluluğuna mensuptur. Onları tanıyınca garip birileri olduklarını anlıyoruz. 

Polisin işi zordur . Bir yere götürmeyen delillerin yanı sıra düzgün bilgi vermeyen insanlar , saklanan sırlar onların işlerini daha da zorlaştıracaktır . Daha sonra olaylar zincirine eklenen cinayetler olayları daha da karışık hale getirecektir. 

   İlk sayfadan sonuna kadar heyecan dozu ve temposu azalmayan bir kitaptı Ölülerin Konuşmasına İzin Ver . İlk sayfalarda az çok ne olduğunu tahmin ettim. Ancak olay örgüsüne eklenen olaylar ile bilinmeyen bir noktaya ilerleyen kitap ile beni şaşırttı Jane Casey. Diğer kitaplarına nazaran bu kitapta dedektiflerin özel hayatlarına daha az değinerek olaya konsantre olmuş yazar ve bu halini daha çok sevdim. Akıcı dili sayesinden de kitap rahat okunuyor . Yine diğer kitaplardan farklı olarak bu kitaptaki yazım hataları çok çok daha azdı. Diğer kitapların bazılarında çok olan hatalar beni rahatsız etmişti. Bu kitapta parmakla sayılacak kadar azdı. Bir gün daha dikkatli kontrolden geçirilir ve bu hatalardan ayıklanır kitaplar umarım... 



Ölülerin Konuşmasına İzin Ver Kitabın Adı :Ölülerin Konuşmasına İzin Ver
Yazar :Jane Casey 
Yayınevi : Olimpos Yayınları
Orjinal adı : Let The Dead Speak
Çevirmen : Özlem Menemencioğlu Boğahan
Sayfa Sayısı : 454

Ödüllü yazar Jane Casey’den, son sayfasına kadar heyecanla okuyacağınız, psikolojik gerilimle harmanlanmış müthiş bir polisiye.

Eğer bu yıl bir polisiye romanı okuyacaksanız, o kesinlikle bu kitap olmalı!

Cesetsiz bir cinayet.

On sekiz yaşındaki Chloe, o gün batı Londra’daki evine döndüğünde bütün evi kana bulanmış bir hâlde bulur. Annesi Kate de ortalarda yoktur. Tüm ipuçları bunun bir cinayet olduğunu göstermektedir.

Konuşmaya korkan bir kız.

Maeve Kerrigan, çavuş dedektif olarak başladığı yeni görevinde kendini ispat etmeye kararlıdır. Chloe’nin bir şeyler sakladığından şüphelenir ama onu konuşturmak imkânsızdır.

Her şeyi kanıtlayabilecek bir dedektif.

Olayın yaşandığı sokaktaki herkes şüpheli konumundadır. Maeve’in ihtiyacı olan tek şey bir kişinin konuşmasıdır ancak bu gerçekleşmeyecektir. Çünkü bir cinayet davasında bile bazı sırlar paylaşılamayacak kadar korkunçtur…









Jane Casey Kimdir?

Jane-Casey
Jane Casey 1977 yılında dünyaya gelmiştir. Genç ve güzel yazar bir ceza avukatı ile evlidir. Suç ve polisiye bir aile takıntısıdır.

Yazar seri katillerin kaldığı hücrelerden bu hücrelerin kokularına kadar bir çok kurguyu kitaplarında işlemektedir. Bu realist bakış açısı ile birlikte tüm dünyada bestseller romanlar yazmıştır.

Yazarın romanları Türkçeye'ye çevrilmeye başlanmıştır. Güzel yazarın ilk yayınlanan kitabı 2010 yılında The Missing olmuştur.




                                                     

3/30/2021

Psikanaliz ve Telepati - Sigmund Freud

Mart 30, 2021 2 Yorum
  Psikanaliz ve Telepati

 Rüyalar , telepati , rüyaların gerçekten anlamı var mı , gelecekten bize haber mi getiriyor gibi birçok soru tarih boyunca insanların aklını kurcalamıştır. Ünlü psikolog Freud da bu konuda araştırmalar yapmıştır . Kendi tecrübelerinden örnekler ve bilgi birikimini ve araştırmalarını da bir araya getirerek 1921 yılında psikanaliz ve telepati konusunda inceleme  metnini oluşturmuştur. 

  1920 li yılların ortalarında kaybolan bu metin Freud'un ölümünden sonra bulunmuş ve 1941'de redaksiyonu yapılarak yayımlanmıştır. 

   Kitap üç bölümden oluşmaktadır:
   Psikanaliz ve Telepati
   Rüya ve Telepati 
   Rüya ve Okültizm 

  Freud'u bir çoğumuz okuldaki derslerimizden hatırlarız. Benim okuduğum okullarda Freud ve onun psikoseksüel gelişim kuramı hakkında detaylı bilgi sahibi olduk. Freud'un düşünce biçimini ve olayları nasıl yorumlayabileceğini az çok tahmin edebiliyorum. Bu nedenle kitabı okurken tahminlerimde çok yanılmadım. 

   Freud telepati , rüyalar ve okültizm konularını ele alırken kendisine danışanlardan örnekler de vermiş. Onların davranışları , rüyaları , bunun üzerine de kendi fikirleri veriyor bize. Konu birçok kişiye ilginç gelse de okumak için sakin kafaya ve dikkatinizi vermeye ihtiyacınız olacak . Çünkü kitap hızla okunacak bir roman değil araştırma makaleleri. 
 
  1920 'lerdeki insanların fal konusundaki düşünceleri ile günümüz insanının düşünceleri arasında çok da fark olmadığını gördüm okurken. İnsanlar bilimsel veriler haricinde bu tarz şeylere inanma ihtiyacı  içindeler ve siz doğruyu söyleseniz bile size değil bu tarz insanlara inanıyorlar !!!

  Bu fal olayını , insanların bunlara neden inandığı üzerine de duruyor Freud. Onun inceleme ve psikanaliz  tarzına yabancı olmadığım için neler söyleyebileceğini de tahmin etmiştim. 

  Psikoloji alanına ilginiz varsa bu kitabı da okuyun ve kitaplığınızda bulunsun.... 



Psikanaliz ve Telepati Kitabın Adı :Psikanaliz ve Telepati 
Yazar :Sigmund Freud 
Yayınevi :Cem Yayınevi
Çevirmen : Leyla Uslu
Sayfa Sayısı :92

Freud, Eylül 1921’de psikanaliz ve telepati konusunda bir inceleme kaleme almıştı. 1920’lerin ortasında kaybolan bu elyazması ancak Freud’un ölümünden sonra bulundu ve 1941’de redaksiyonu yapılmış biçimiyle yayınlandı. Freud, ilerleyen yıllarda da, başta telepati olmak üzere okültizm üzerinde düşünmüş, birkaç makale hazırlamıştı. Psikanaliz ve Telepati, bu makaleleri bir araya getirmektedir. Freud bu makalelerde, bilim insanı kimliğine uygun biçimde, okültizme tarafsızca bakmakta ve psikanalizle bağdaşır olup olmadığını incelemektedir. Psikanaliz ve Telepati’yi Leyla Uslu’nun Türkçesiyle okurlarımıza sunuyoruz.








Sigmund Freud Kimdir?

Sigmund Freud 6 Mayıs 1856'da Moravia'nın Freiberg kasabasında (bugün Çekoslovakya'da Prvibor) doğdu, 23 Eylül 1939'da Londra'da öldü.

Orta halli Yahudi bir yün tüccarının oğluydu. 1860'ta ailesiyle birlikte Viyana'ya yerleşti. 1873'te Viyana Üniversitesi'nde tıp öğrenimine başladı. 1876'da öğreniminin yanı sıra Viyana Fizyoloji Enstitüsü'nde Ernst Brücke'nin yanında çalışmaya başladı. Altı yıl boyunca araştırmalarını sürdürdüğü bu enstitüde özellikle merkezi sinir sistemi üzerine çalıştı ve anatomi ve fizyoloji üzerine ilk yazılarını yayımladı. 1881'de yükseköğrenimini tıp doktoru olarak tamamladı. Bir yıl sonra mali olanaksızlıklar nedeniyle Fizyoloji Enstitüsü'nden ayrıldı ve Viyana Genel Hastanesi'ne geçti. Hastanenin çeşitli bölümlerinde çalıştıktan sonra, Theodor Meynert'in Psikiyatri Servisi'nde beyin anatomisi ve sinir sistemi üzerinde araştırmalar yapmaya başladı ve hastanenin asistanlığına atandı. 1885'te nöropatoloji doçenti oldu. 1885-1886 yıllarında Paris'te Salpêtrière Hastanesi'nde ünlü nörolog Charcot'nun yanında çalıştı. Ondan hipnoz tekniğini öğrendi ve onun histeride cinselliğin rolünü vurgulayan görüşünden etkilendi.

                                                     
Web sitemizdeki fotoğrafların, yazıların izin alınmadan kopyalanması, yayınlanması, alıntı olduğu ve kaynağı belirtilmeden bir takım amaçlar için kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasasına aykırıdır. İzin alınmadan kopyalanan resim ve yazılarımızla ilgili dilekçe ve dava açma hakkımız saklıdır.