8/10/2019

Deşifre - Mehmet Eymür

Ağustos 10, 2019 1 Yorum
Deşifre


   MİT eski kontrterör başkanı Mehmet Eymür'ün kaleminden casusluk hikayeleri yer alıyor Deşifre'de. Öyle kurgu falan değil gerçek öyküler. Gerçek olması daha da etkileyici yapıyor kitabı. Hepimiz böyle gizemli konulara bayılırız, değil mi ? Şahsen ben görünenin ötesini hep merak etmişimdir .

   Mata Hari ile başlıyor Eymür kitaba Peter Wright ile devam ediyor. Peter Wright kimdir derseniz İngiliz Güvenlik Servisi MI5 te yıllarca yüksek mevkilerde görev yapmış birisi. Şimdi emekli. Farklı örneklerle devam eden kitap ülkemize , geçmişimize ve bu günümüze de değiniyor. Eymür kendi başına gelenleri de anlatıyor.

  Oldukça ilginç bir kitap. Okuduktan sonra araştırma gereği duydum ve nette araştırdım ben de. Her kitaba inanmadığım gibi her yazılana da kuşkuyla bakıyorum. Aslında benden iyi ajan olurdu :))  Buzdağının görünen yüzü diyorum ben kitaba. Yılların tecrübesi ve birikimi elbet bir kitaba sığmaz !!  Şimdi aklımdaki soru işaretleri ile bitirdim kitabı. Konu ilginizi çekiyorsa kaçırmayın kitabı. 






Deşifre - Mehmet Eymür
Kitabın Adı :Deşifre
Yazar :Mehmet Eymür
Yayınevi :Eftalya Yayınları
Sayfa Sayısı :336


İnsanlık tarihinin en eski mesleklerinden birisi olan casusluk, teknolojinin gelişmesiyle bir hayli değişmiş olmasına karşın hala devletlerin en önemli bilgi edinme unsuru olarak varlığını sürdürmektedir.
Özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki soğuk savaş yılları casusluk faaliyetlerinin arttığı bir dönemdir. Hâkim güçler, bu dönemde düşman devletlerin öneme haiz bilgilerini casusları aracılığıyla elde etmişlerdir. Soğuk savaş sonrasında ise casuslar ülkeleri politik karışıklıklara sürüklemek, ekonomik krizler çıkarmak, darbeler yapmak amacıyla kullanılmaya başlanmıştır. İşte elinizde tuttuğunuz bu kitap, ülkemizde de etkilerini gördüğümüz bu tarz casusluk faaliyetlerine Millî İstihbarat Teşkilatı bünyesinde özverili çalışmalarıyla çok defa karşı koymuş, bazıları medyaya da yansımış olan birçok casusun yakalanmasına yönelik gerçekleştirilen operasyonlarda bulunmuş Mehmet Eymür’ün engin tecrübelerinin siz değerli okuyucularımıza aktarılması çalışmasıdır.

Mehmet Eymür’ün Millî İstihbarat Teşkilatı’nda (MİT) geçirdiği 33 yıllık meslek hayatı boyunca edindiği bilgi ve birikimlerden istifade ederek kaleme aldığı bu kitapla casusların gizemli dünyasına adım atacak ve Castro suikastından Kıbrıs Harekâtı’na birçok önemli olayın ardındaki sır perdesini aralarken Mehmet Ali Ağca’dan Deniz Gezmiş’e, Hiram Abas’tan Uğur Mumcu’ya önemli birçok kişiyle ilgili ilk defa duyacağınız bilgileri okuyacaksınız.


                                                            Kozmokitap

8/09/2019

Park Cinayetleri - Armağan Tunaboylu

Ağustos 09, 2019 0 Yorum
Park Cinayetleri -  Armağan Tunaboylu


Bir Metin Çakır Polisiyesi - Park Cinayetleri okudum bitti. Kitabın isminde "Bir Metin Çakır Polisiyesi " ibaresini  görünce yazarın daha önceki kitaplarını okumadığım için Metin Çakır'ın polis ya da dedektif benzeri mesleğe sahip olduğunu düşündüm . Gerçi arka kapakta hakkında yazılanlar çok ilginçti fakat yine de kitabı okuduğum zaman karşıma çıkanlara beni hazırlamaya yetmedi.

Armağan Tunaboylu 'nun kalemi ile ilk defa tanıştım , oldukça eğlenceli olduğunu söylemeliyim. Yıldız Cinayetleri, Resim Cinayetleri, Konsey Cinayetleri ve Karakol Cinayetleri'nden sonra Metin Çakır 'ın maceralarının yeni kitabı Park Cinayetleri. Bazen böyle muhteşem kitaplarla geç tanıştığım için kendime kızıyorum.


Kitaba geçmeden önce "Armağan Tunaboylu kimdir ?" merak edenler için yazmak istiyorum . 1960 yılında Eskişehir'de doğdu.(Bu noktada hemşehrim olduğunu belirtmek isterim . Ben de yeni öğrendim ) Ortaokul ve lise öğrenimini İstanbul'da, Galatasaray Lisesi'nde okuduktan sonra, İzmir'de sinema-tv öğrenimi gördü. Okulun ardından İstanbul'a dönerek kısa bir süre gazetecilik yaptı. Daha sonra çeşitli televizyon şirketlerinde ve dizilerde görev aldı. Polisiye kitapları okumayı çok seven yazar ben daha iyisini yazarım diyerek yazmaya başlamış ve yazmış da ...




  Kitabı okuma serüvenime gelirsem , kitaba başlayınca ilk şok dalgasını yaşadım ve ardından ilk dalgayı aratmayacak artçılar geldi. Şöyle ki ben argo sevmeyen birisiyim . Bu nedenle yeraltı ve dizüstü edebiyatının çoğu kitabına olumlu bakmıyorum ve okumuyorum. Argo yerine çok daha dikkat çekici kelime ve söz dizilimi ile konular çok daha rahat anlatılabilir . Ben böyle düşünürken ilk sayfalardan argo ile karşılaşınca nasıl şok olduğumu ve kızdığımı tahmin edebilirsiniz. Kitabı anlatıcının değil Metin Çakır'ın bizzat ağzından okuyoruz. Başta bunu belirtip sonda da devam edeyim. Neden derseniz anlatıcı argo kullansaydı tavrım başka olurdu baş karakter söyleyince başka. Bu söylediklerimi daha iyi anlayabilmek için Metin Çakır 'dan bahsetmekte fayda var. Yaşadığı mahalle, çevresi ve mesleği ...






Metin Çakır'ın muhiti öyle herkesin yaşayacağı bir yer değil, karışık bir semt. Çevresindeki insanlar da doğru yoldan para kazanan tipler değiller çoğunlukla . Kendisi ise yine kendi tanımı ile "pezevenk " . Evet  doğru duydunuz, iş yerinde hanımlar çalışıyor , o   da onlardan para kazanıyor. Şimdi böyle bir tipin bol argolu konuşması yadsınamıyor. Başta argo beni rahatsız etse de" böyle bir karakterden ne beklenir ki " diyerek okumaya devam ettim ve kahkahalarla güldüğüm sayfalar oldu. İlerleyen sayfalarda konu karmaşık bir hale gelmeye başlayınca argo oranı çok azaldı , konuya iyice adapte olduğum için açıkça belirteyim hiç rahatsızlık hissetmeden okudum. Bu konuda yazarı tebrik etmek isterim , normalde sevilmeyecek bir karakteri bana sevdirdi :D

Mahallede bir cinayet işlenince  Komiser Asım bir suçlu aramaz ve suçu bizimkine yıkarmış . Yine aynı şey oluyor ve bir genç öldürülüyor. Onunla en son Metin görülünce de yakalayın emri çıkıyor. Metin de tabana kuvvet kaçıp katili aramaya başlıyor. Aramak dediysek de Metin Çakır tarzı bir aramadan bahsediyorum. Bir yandan kaçıyor , bir yandan yaşıyor , bir yandan da kapasitesine göre soruşturma yapıyor. Biraz şaşkın bir karakter olduğunu da belirtmeliyim.

Kitap tam da gezi olayları sırasında geçiyor. Metin tam bir şaşkın dedektif. Çok zeki ya da araştırmacı değil fakat şanslı. Bu şansı ona yardım ediyor. Komedi filmlerini aratmayacak bir kitap. Ben çok sevdim. Yazarın Yıldız Cinayetleri isimli  kitabı senaryoya uyarlanarak filmi çekilmiş . Başrolünü Mustafa Üstündağ'ın   oynadığı film Şeytan Tüyü   adı ile 2016 'da vizyona girmiş. Ben henüz izlemedim filmi , bayramda izlemeyi düşünüyorum ;)



Park Cinayetleri -  Armağan Tunaboylu
Kitabın Adı :Park Cinayetleri
Yazar : Armağan Tunaboylu
Yayınevi :Oğlak Yayınları
Sayfa Sayısı :230


Metin Çakır da Kim?

Hercule Poirot kadar zeki, Sherlock Holmes kadar dikkatli, Mike Hammer kadar çapkın, James Bond kadar yakışıklı, Philip Marlowe kadar pervasız...

Yok canım, nerdee! O, Tarihin en ahlaksız, sahtekâr, korkak, yalancı, maço, vb karaktersiz karakteri. Ama insan gene de onu sevmeden edemiyor.

Yıldız Cinayetleri, Resim Cinayetleri, Konsey Cinayetleri ve Karakol Cinayetleri'nin olağanüstü detektifi Metin Çakır, tuhaf Ötesi maceralarına Park Cinayetleri'nde de devam ediyor...


                                                            Kozmokitap

8/04/2019

Gecedegiden - Hüseyin Kıran

Ağustos 04, 2019 7 Yorum

Gecedegiden


Temmuz ayının son kitabıydı Gecedegiden . Okuması ve içine girilmesi zor bir kitap Gecedegiden . Kitabı okumak için ilk elime aldığımda birinci bölümü bitirdim ve bıraktım kitabı. "Olmadı , biz ayrılalım , birbirimize uymuyoruz " dedim. Bir hafta sonra bana pes etmek yaraşmaz diyerek tekrar aldım kitabı elime. Bu sefer birinci bölümü bitince yorumum "yazar felsefe yapmaya çalışmış ancak ortaya sebze çorbası çıkmış " şeklinde oldu. Bu nasıl bir benzetmedir ben de anlayamadım :D Beynim artık nasıl yandıysa...

Üstün inadım sayesinde ikinci bölüme geçince hem ben yazarın tarzına alışmaya başladım , hem de kitap açılmaya başladı ve okuma yolculuğum da resmen başlamış oldu.





Anlatıcının kim olduğunu başlarda anlamıyoruz. Olayları kendisi anlatıyor fakat kendi hakkında fazla ipucu vermiyor. Bir adamı öldürdüğünden bahsediyor, sığınmak için de ıssız yeraltında bir kovuk buluyor. Bu daracık yere sığınıp biraz uyuyup dinlenmek tek isteği. İstemeyen bir misafiri oluyor burada. Bu dar yeri bir yılanla paylaşıyor. Başta tedirgin alsa da ikisi de kendi bölgesinde kalıyor ve bir süre sonra uyuyor . Uyandığında ise yılan tarafından ısırıldığını fark ediyor. Bu gerçekten ısırılma mıdır yoksa alegorik bir anlatım mıdır? Belki kalkanları indirdiğimiz anda en yakınımızdakilerden gelecek tehlikeleri anlatmak istemiştir. Her zaman en büyük kazığı güvendiğimiz anda yemez miyiz ???

Karakterin aslında isminin olmadığını da okuyoruz. Ona "gecedegiden " diyeceklerdir, geceleri dışarı çıktığı ve çalıştığı için.

Kitapta bir de mendil ve balgamlı sayfalar vardı ki midemi mahvetti.

En başta belirttiğim gibi okuması zor karanlık bir kitap "Gecedegiden " . Sevdiğim yerleri de oldu sevmediğim yerleri de . Kitap bitince duygularım karmakarışıktı. Hangi kategoriye dahil edeceğimi bilemediğim bir kitap oldu benim için. Kitabın tamamı için ne sevdim diyebiliyorum ne sevmedim .

Gecedegiden - Hüseyin Kıran Kitabın Adı :Gecedegiden
Yazar :Hüseyin Kıran
Yayınevi :Ayrıntı Yayınları
Sayfa Sayısı :112


2004 yılında Madde Kara adlı şiir kitabı ile başladığı edebiyat yaşamını 2006 yılında yayımlanan Resul romanı ile sürdüren Hüseyin Kıran, yeni romanı Gecedegiden'de parçalanmış bir benliğin zihninden bakıyor dünyaya. İlk romanı Resul eleştirmenler tarafından övgüyle karşılanmıştı. "Hüseyin Kıran, sert gerçekleri yazınsal yazının olanakları içinde kalarak dile getiriyor" demişti Semih Gümüş; "Resul, önemli bir roman. Roman sanatımızın yüksek bir verimle yayılıp toparlanmakta güçlük çektiği sırada yapılmış özel bir katkı, ayrıksı dili ve anlamıyla yaşanan anların, dönemlerin nasıl anlatılabileceği sorusuna verilmiş, beklenmedik bir karşılık."
Gecedegiden'de dili biraz daha ustalık kazanmış Hüseyin Kıran'ın. Şiirsel olduğu kadar travmatik, akıcı olduğu kadar kekeme diliyle kötülüğün, karanın, tiksindirici olanın, dışarıda bırakılmışların, yeraltına iyilenlerin izini sürüyor...

Tedirgin edici bir atmosfer... Hüseyin Kıran, tekinsiz bir dünyaya davet ediyor okuyucusunu. Gecedegiden anlamını ilk elde açık etmeyen, simgeler ve benlik oyunlarıyla örülü, giderek kendi üzerine kapanan, ancak ışıltısını tam da bu kapanmadan veren bir kitap. Sözcüklerin havada bozulduğu, dağıldığı, hecelere, harflere, vurgulara, tonlamalara bölündüğü, seslerin kulaklardan içeri aktığı çarpıcı bir roman. "Önce, yerden elime geçirdiğim bir taşla vurdum başına. Aniden kaplan! Tak! diye bir ses patladı. Artık çıkan seslerin gereksiz olduğunu kimse iddia edemez. Uluyor. Öte yandan, yüzündeki şaşkınlık ifadesi takdire şayan. İşte! Başına yumruk iriliğinde bir taşla vurulan bir adam, buna kendi açısından belirli bir anlam yükleyemiyorsa şaşırır ve bedeninin bilinçsiz tepkisi olarak kusar. O da öyle yapıyor. Gerçek şeyler oluyor, gözlerim izlemekten yorulmuyor ve duyduklarım gereksiz ve yararsız değil."


                                                            Kozmokitap

8/03/2019

444 Basamak - Mario Mazzanti

Ağustos 03, 2019 5 Yorum
444 Basamak -  Mario Mazzanti


  Şah Mat ile tanıdığım ve sevdiğim bir yazar oldu  Mario Mazzanti . Şah Mat'tan sonra okuduğum Gördüğüne Asla İnanma  ve Ölümle Randevu 'yu sevsem de bir Şah Mat kadar olamadılar benim için . Bu sene içerisinde okuduğun On İçimdeki Katil ile tanışıncaya kadar. Benim gözümde Şah Mat'ın da üzerine çıktı On İçimdeki Katil444 Basamak da On İçimdeki Katil'in devamı niteliğinde.  On İçimdeki Katil'i blogumda yazmadığımı fark edince 444 Basamak yorumuna geçmeden önce ondan bahsetmek  istiyorum.

On İçimdeki Katil

 On İçimdeki Katil  bol miktarda gerilim ya da korku içeren bir kitap değil. Suç , araştırma ve psikoljik öğelerin yer aldığı bir kitap . 7 yıl önce cinayet zanlısı olarak tutuklanan Riondino tutulduğu rehabitasyon merkezinden yine vahşi cinayetler işleyerek kaçar. Polisin onu tekrar yakalama çabasını okurken , 7 yıl öncesine ve nasıl tutuklandığına yolculuk ediyoruz. Bu kitabı ilginç kılan ise suçlunun çoklu kişilik bozukluğuna sahip olması. Bir bedenin içinde on farklı kişilik ya da doktorun tabiri ile on farklı kişi. Tüm kişilikler cinayetlerden haberdar mı yoksa sadece biri mi katil ??? İşte bu ilginç konudan ve yazarın anlatım gücünden dolayı hızla okunup bitiyor kitap.

    444 Basamak'ta da yine başrolde Riondino ve Doktor Claps var. Ekvator'da  Amerikan vatandaşı genç bir kadın kaybolmuştur. Kadının fiziksel özellikleri Riondino'nun kurbanlarına benzemektedir. Hem kadını bulmak hem de Riondino orada mı araştırmak için Doktor Claps Ekvator'a gider. Orada yine bir araştırma süreci okuyoruz . Diğer taraftan da Riondino'yu ...

  Yine başarılı ve heyecanla okunan bir kitap oluşturmuş yazar. Bu iki kitap ile başarılı bir seri oluşturan yazarın kendini geliştirdiğini söyleyebilirim. Diğer kitapları çerez olarak nitelerken bu kitaplarını gerçek polisiye olarak görüyorum. Türü seven okuyuculara tavsiyemdir.








Kitabın Adı :444 Basamak
Yazar :Mario Mazzanti
Yayınevi : Sonsuz Kitap
Orjinal adı :I 444 scalini
Çevirmen :Güliz Akyüz Yıldırım
Sayfa Sayısı :400


Santa Ana Tepesi, Ekvador Quayaquil’deki en etkileyici yerlerden biridir. Ancak tepeye ulaşmak için her biri numaralandırılmış olan tam 444 basamağı aşmanız gerekir.
382. basamakta ardında hiçbir iz bırakmadan ortadan kaybolan Amerikalı turist Sheila Ross gündeme bomba gibi düşer. Kadının kaybolduğu günün sabahında konuştuğu İtalyan adam, Doktor Claps’in okyanusları aşmasına yetecek ipucunu ona vermiştir. Bu durumda ona garip gelen, onu kâbusuna geri döndüren bir şeyin var olduğunu hisseden Claps, iki yıl önce ellerinden kaçıp giden, çoklu kişilik bozukluğu yaşayan acımasız katil Riondino’yu bulma umuduyla yola çıkar.

Claps, yaşanan onca şeyden ve gerçekleşen kanlı cinayetlerden sonra Riondino’yu bulmayı takıntı haline getirmiştir. Ekvador’a vardığında kaybolan tek kadının Sheila Ross olmadığını öğrenmesiyle birlikte Riondino’nun oradaki varlığından neredeyse emin olan Claps için bu iş, samanlıkta iğne aramak gibi olacak.

Çoklu kişilik bozukluğu yaşayan on farklı kişiliğe sahip, vahşi bir katil...


                                                            Kozmokitap

8/02/2019

Radde - Barış Çağrı Genç

Ağustos 02, 2019 3 Yorum
 
Radde - Barış Çağrı Genç

  Temmuz ayının ilk okumalarındandı kitap. Fakat bu ay çok fırtınalı geçince okuduklarımı yazmaya ne fırsatım ne de isteğim oldu açıkçası. Bu nedenle geç de olsa sizlerle paylaşıyorum okuduklarımı.

  Barış Çağrı Genç'in okuduğum ikinci kitabı Radde . " İçindeyim " kitabı ile tanıştım yazarın kalemi ile. Aslında Radde yazarın ilk kitabı imiş. Kısa öykülerden oluşuyor kitap. Bendeki 10. yıl özel baskısı . Bu nedenle yazar 10. yıla özel ön sözde kitabın yazılış ve tekrar basıma hazırlanış serüveni yanında kendisinin yazman serüveninden de bahsetmiş. Kitap ilk yayımlandığı zaman içerisinde Cemil Kavukçu'nun öyküleri de yer alırken benin okuduğum baskısında sadece yazarın öyküleri yer almakta.

Kitapta Güneş , Grilenirken Ufuk , Koklanınca Solan Bir Çiçek , Odysseus'un Gözleri , Gri Sokak , Denizin Kolları isimli altı öykü yer almakta. Öykü severler bu öyküleri de okumalılar. Çevremizde gördüğümüz , belki yanından geçtiğimiz ancak fark etmediğimiz. sıradan insanların öyküleri yer alıyor. Sıradan derken öyle basit anlamında kullanmadım. Çevremizde yer alan fakat hayatın koşturmasında fark etmediğimiz , gözümüzden kaçan ancak toplumun her kesiminde yer alan demek istedim.

    Ben her bir öyküyü çok sevsem de Koklanınca Solan Bir Çiçek benim en sevdiğim ve etkilendiğim öykü oldu. Bahçesine topu kaçan çocuklara topu iade etmek için belirlediği kitabı okumalarını şart koşan emekli Türkçe öğretmeni ve çocuklara belirlenen kitabı okumaları için satın alan bir genci ve aralarındaki ilişkiyi anlatıyor öykü . Hayatta böyle insanlarla karşılaşmasam da öykülerde olsun karşılaşmak güzel oluyor.









Radde - Barış Çağrı Genç Kitabın Adı : Radde
Yazar :Barış Çağrı Genç
Yayınevi :Yitik Ülke Yayınları
Sayfa Sayısı :88


“Kitaptaki öyküler, yalnız sergilediği ayrıntıların, getirdiği çağrışımların, önümüze çıkardığı yaşam kesitleri ve insan ilişkilerinin yolculuğu olarak değil, aynı zamanda öykü dünyamızın gelenek zincirine eklenen halkanın ve bu zincire bundan sonra eklenecek yeni halkaların yolculuğu olarak da okunmalı.”

- Kemal Özer-

“Dosyanın ilk öyküsünün ilk cümlesini okuduğumda nasıl bir yolculuğa çıktığımı da anlamıştım. Genç öykücülerin önündeki engellerin en büyüğü birikime dayanmadan yola çıkmaları ve çok aceleci olmaları. Çağrı’nın onlardan biri olmaması rahatlattı beni. Cümle yapısı, sözcük seçimi, ayrıntılarının işlevsel olması, diyaloglardaki doğallık kendi sesine çok yakın olduğunun göstergeleriydi. Birikimli olduğu, öykü üzerine yoğunlaştığı, yazdıklarını dinlendirip farklı süzgeçlerden geçirdiği hemen belli oluyordu. En önemlisi de ilginçlik peşinde koşmayıp kendi öyküsünü aramasıydı. Yazdıklarını doğal ve içten yapan da buydu.”

- Cemil Kavukçu-

Eğilip yerden taş topluyor. Bir, iki, üç… Dördüncüsü kayıp düşüyor elinden. Önemi yok; kalanlar avucunu dolduruyor zaten. Parmaklarının arasındaki taşları birbirine vurmaya başlıyor. Bir ses var artık; kendinin, eşeğin, cırcır böceklerinin dışında bir ses. Yeniden yürüyebilir şimdi; birbirine vuran taşların sesi ağır ağır ilerliyor patikada…


                                                            Kozmokitap

Seyyah - John Katzenbach

Ağustos 02, 2019 3 Yorum
Seyyah - John Katzenbach

  Çok sevdiğim yazarlardan birisi olan John Katzenbach'ın yeni kitabı "Seyyah " ile geldim bugün. Koridor Yayınları etiketi ile çıkan kitap yazarın diğer kitapları gibi beyaz zemin üzerine siyah olarak tasarlanmış . Ben bu beyaz kapaklı tasarımları çok seviyorum.

  Sıradaki Sensin , ŞizofreniProfesör ve Psiko-analist yazarın okuduğum diğer kitapları . Psikolojik gerilim türünde usta yazarlardan John Katzenbach . Seyyah'ı da zevkle okusam da diğer kitaplarından bir tık geride kaldığını da belirtmeden edemeyeceğim.



  Dedektif  Mercedes Barren bu sefer farklı bir olay için uyandırılmıştır. Yeğeni bir cinayete kurban gitmiştir. Kendilerinden birisinin akrabası öldürüldüğü için polis daha sıkı çalışarak başka öğrencileri de kampüste öldüren bir seri katili yakalar. Kitabın ilk 100 sayfasında katil yakalanınca ne olacak diye düşündüm . Çok erken değil miydi katilin ortaya çıkması için. Polis katili yakaladığını düşünürken bazı kanıtlar yeğenini bu katilin öldürmediğini düşündürür Merce'ye . Kendisine ne cinayet masası ne de amiri inanır Merce'ye . O da izin alıp gayri resmi olarak kendi araştırmasını yapmaya başlar.

  Diğer tarafta da kadınları öldüren bir katil vardır. Tüm seri katiller gibi kendine güveni tam ve bir narsist. Yakalanmayacağını düşünüyor çünkü en ince detayına kadar planlıyor ve asla planından şaşmıyor.  Artık kendi hayat hikayesinin yazılması gerektiğine karar veriyor. Çünkü o kendi çapında çok zeki olduğunu düşünüyor ve insanların hikayesini ve yaptıklarının detaylarını öğrenmesini istiyor. Bütün seri katiller benzer değil midir? Yaptıkları ile gurur duyarlar ve yakalanmadıkları zaman da bir süre sonra sıkılıp yaptıkları ile övünmek ve herkesin yaptıklarını öğrenmesini isterler. İşte o da biyografisini yazdırmak istiyor.  Bunun için de ince eleyip sık dokuyarak istediğine en uygun olduğunu düşündüğü kişiyi kaçırıyor...

 Bir yandan Merce'nin araştırmalarını okurken diğer taraftan da katilin yaptıklarını okuyor ve adım adım sonuca doğru yaklaşıyoruz.

  Kitabı büyük bir ilgiyle okudum. Sanırım sonundan dolayı bir tık geride buldum kitabı . Farklı bir şekilde sonuçlanacağını umut etmiştim.









Seyyah - John Katzenbach Kitabın Adı : Seyyah
Yazar :John Katzenbach
Yayınevi :Koridor Yayınları
Orjinal adı : The Traveller
Çevirmen : Ender Nail
Sayfa Sayısı :533


Bıçağın sıcak mı yoksa soğuk mu olduğunu anlamanın çok zor olduğunu fark etmiş miydin? Bu, ne tür bir korku yaşadığına göre değişir. Buz gibi soğuk da gelebilir, köz kadar sıcak da. Tıpkı midende ve yüreğinde hissettiğin korku gibi.

Bir adam, bir kadın, bir araba ve bir fotoğraf makinesi… Geçmişe doğru duygusal bir yolculuk... Adam zihnindeki karanlığın ona fısıldadığı isimleri tek tek öldürüyor, fotoğraflarını çekiyor. Kadın ise hikayelerini yazıyor. Çünkü başka bir seçeneği yok. Ya bu psikopatça planın bir parçası olacak ya da ölecek.

Bir tarafta yeğeni de kurbanlardan biri olan, hınç dolu Dedektif Barren ve diğer tarafta katile gölgesi kadar yakın psikiyatrist Martin Jeffers; her ikisinin de iz sürmek için geçerli sebepleri vardır, ancak hesaplanmamış en küçük bir adım onları geri dönüşü olmayan bir yola sürükleyecektir.


                                                            Kozmokitap

8/01/2019

Yağmurdan Önce - Ercan Akbay

Ağustos 01, 2019 0 Yorum
Yağmurdan Önce

   Oğlak Yayınlarından çıkan Maceraperest Kitaplar artık vazgeçilmezlerim arasında yerini aldı. Her ay en az bir kitabını okuyorum. Bu ay da Yağmurdan Önce - Sami Tuzcu Dosyası'nı okudum.

Yağmurdan Önce , Ercan Akbay'ın sekizinci kitabı olmasına rağmen benin  okuduğum  ilk kitabı. Nasıl bu zamana kadar yazarın kitapları ile yolumuz kesişmedi bilemiyorum. Böyle detaylı ve incelikli yazan bir yazarı kaçırmış olmak beni üzdü açıkçası. Bundan sonra yazarın bulduğum kitaplarını okumaya gayret edeceğim.

Benim gibi cep boy kitap sevmeyenlerdenseniz Maceraperest Kitapların ebatına bakıp da incelemeden bir kenara bırakmayın. Yirmili yaşlarda cep kitaplardan bolca almış birisi olarak artık kitaplığımdaki çoğu cep kitabı bağışladım ve normal boy kitap alıyorum. Artık o küçük puntolar gözlerimi çok yoruyor. Maceraperest kitapların da ebatları küçük olmasına rağmen yazı puntoları küçük olmadığı için gözü yormadan rahat okunuyor. Her Maceraperest kitap yorumumu yazarken genelde bu durumu belirtiyorum. Blogumu ilk ziyaret eden ve diğer yazılarımı okumamış olanlar için bilgilendirici olmasını istediğim için belirtme gereği duyuyorum .




 Yağmurdan Önce - Sami Tuzcu Dosyası polisiye ve aksiyon biraz da gerilim içeren bir kitap. İlk sayfadan son sayfaya kadar uykumdan feragat ederek okudum kitabı , çünkü elimden bırakmak ne kelime yerimden kıpırdamadan bitirdim desem yeridir. Tek kelime ile ba-yıl-dımmmmm. Konunun gidişatı , karakterler , çok karakterden oluşmasına rağmen yormaması , yazarın mantık hatalarına yer vermeden kurguyu devam ettirmesi , her an ne olacak beklentisi , ... Tüm bu etkenler bir araya gelince tam sevdiğim tarz bir kitap ortaya çıkmış .

  Bu kadar yazdıktan sonra konusunu iyice merak etmişsinizdir sanıyorum. Sizi daha fazla meraklandırmadan konusuna geçmek istiyorum .

Önemli bir şahsiyet evinde öldürülür. Yazarın tabiri ile " fevkalade müstesna bir zat , memleketin takdire şayan ilk dönem sanayicilerinden " Sami Tuzcu 'dur öldürülen. Hal böyle olunca cinayet basına sızmadan katil yakalanmak istenmektedir. Polis şefi hemen işe koyulur . Ters giden bir soygun olduğu düşünülmektedir ile bakışta. Ancak araştırma derinleştikçe bambaşka bir yüz ortaya çıkar ...

  Olayı araştıran polisler , insanlara yardım eden zengin bir zat , bir vakıf , dergah ve şeyhler , kaçırılan ve kullanılan kadınlar , beyni yıkanan insanlar ,  satın alınan insanlar , .... Kısacası yok yok kitapta. Birçok farklı konu ve suç , bir cinayet soruşturması ile ağır ağır aydınlatılırken ülkenin herkesin nefret ettiği yönü , insan kayırma ve mevki kullanma da gözler önüne seriliyor.

 Kısacası ben çok sevdim kitabı. Uzun uzun konuyu açıp okumak isteyen arkadaşları kızdırmadan yazımı sonlandırayım :))








Yağmurdan Önce - Ercan Akbay
Kitabın Adı : Yağmurdan Önce
Yazar :Ercan Akbay
Yayınevi :Oğlak Yayınları
Sayfa Sayısı : 344


Cumartesi gecesi bir bistro-barda tanıflan erkek ve kadının aşk öyküsüne karışmış korkunç bir cinayetle başlayan Yağmurdan Önce, popüler olduğu kadar karanlık bir tarikatın erişilmez liderini alt etmek ve cariyelerini özgür kılmak için yapılan çok yönlü operasyonun perde arkasını anlatıyor.

Dergâha dönüp gözdelerime sihirli ortamlar sunan kış bahçesinden girdiğimde, ağız armonikası virtüözü Lee Oskar’ın fırtına öncesi gerilimi betimleyen albümü “Yağmurdan Önce” çalıyordu içeride. Çok güzel, çok etkileyiciydi. Yaklaşan tufanın kokusunu alıyor, kaotik gerilimi ruhumda hissediyordum, ama bunların hepsi vız gelir tırıs giderdi. Yağmur, fırtına, kasırga ya da tufan… Hiçbir afet yıkamazdı beni.

Oğlak Yayınları, Ercan Akbay’ın soluksuz okuyacağınız yeni polisiyesi Yağmurdan Önce-Sami Tuzcu Dosyası’nı Maceraperest Kitaplar arasında yayımlamaktan gurur duyar.


                                                            Kozmokitap

7/31/2019

Zaman Yolculuğunun Psikolojisi - Kate Mascarenhas

Temmuz 31, 2019 4 Yorum
Zaman Yolcusunun Psikolojisi



  Zaman Yolculuğu sizi bilmem ama benim her zaman ilgimi çeken bir konu olmuştur . Bu konu ile ilgili film ve belgeselleri seyretmeyi ve kitapları okumayı çok seviyorum. Hatta sıkıntılı anlarda bazı filmleri tekrar tekrar seyretmek bazen insana iyi gelir ya ! İşte öyle zamanlarda Zaman Yolcusunun Karısı filmi bana her zaman iyi geliyor. Şu an onun yerine geçecek bir filme denk gelmedim henüz :)

  Salon Yayınlarında Zaman Yolcusunun Psikolojisi kitabı ilk çıktığı zaman açıkçası kurgu olduğunu anlamadım , bilimsel bir kitap zannetmiştim. Tabi konuyu ve arka kapağı okumadan önce. Kitabın ismi dışınca kapağı ve ciltli olması da beni ayrı bir cezbetti. Her ne kadar içerik önemli dışı değil desek de şekilci olduğumuz böyle güzel kapak ve ciltler görünce ortaya çıkıyor ...



  Kate Mascarenhas'ın ilk kitabı imiş Zaman Yolcusunun Psikolojisi . Bir ilk kitaba göre çok çok başarılı. Okurken benim gözüme çoğu ilk kitapta karşıma çıkan acemilikler ve aksilikler çarpmadı. Rahat ve merak dolu bir okuyuş serüveni oldu .

Zaman Yolculuğunun Psikolojisi - Kate Mascarenhas

   Zaman yolculuğu ile ilgili kitapları sevmemin bir nedeni sanırım ütopik bulmam. Zaman yolculuğu bana göre normal insan sınırları içerisinde imkanı yoktur. Gelecek ne gösterecek bilinmez tabii. Hep gelecek gelecek diyoruz da kitapta zaman yolculuğunu mümkün kılan makine geçmişte icat ediliyor. Bu önemli buluşun sahipleri de dört kadın. Bu bilim insanları imkansızı mümkün hale getiriyorlar ve bu zaman yolculuğunun psikolojiyi nasıl etkilediği üzerinde duruluyor kitapta da. Öyle psikoloji deyince kitap psikolojik ağırlıklı olarak düşünülmesin . Kitapta bulunan bir ceset ve onun kim olduğu ve nasıl öldürüldüğünün araştırılması üzerinde de duruluyor.

   Kitap bilim kurgu , psikolojik ve polisiye türlerinin bir araya gelmesi ile oluşuyor bana göre. Üç farklı zaman diliminde geçtiği içinde neden ve sonuçlarını daha iyi görüyoruz. 1967 - 2017- 2018 yılları arasında geçiyor kitap.  Farklı zamanlarda bir araya gelmiş kendiniz ile görüşüp bir arada vakit geçirebiliyorsunuz kitapta. Çoğu zaman yolculuğu kitabında olduğu gibi bir paradoksa sebep olmuyorsunuz. Düğününüzde konuk olabildiğiniz gibi ölürken yaşlı halinize destek de olabiliyorsunuz.

Okuduğum en farklı ve güzel kitaplardan birisiydi Zaman Yolculuğunun Psikolojisi . Kitap hızla akan bir kitap değil , bu nedenle yavaş yavaş okumak gerekiyor.  Detaylı ve bol karakterli olduğu için. Kitabın sonuna bir sözlük koyulması ve zaman yolcularına uygulanan testlerin verilmesi de çok hoşuma gitti . Bu tarz kitap okumayı sevenlere kesinlikle tavsiyemdir.







Zaman Yolculuğunun Psikolojisi - Kate Mascarenhas Kitabın Adı :Zaman Yolculuğunun Psikolojisi
Yazar :Kate Mascarenhas
Yayınevi : Salon Yayınları
Orjinal adı :The Psychology of Time Travel
Çevirmen : Teslime Gökgöl
Sayfa Sayısı :336


Vücuda ve zihne yapacağı etkilerhenüz tahmin bile edilemiyor...

1967

Dört bilim kadını bir zaman makinesi inşa ettiler. Şöhretin zirvesindeydiler: onlar dünyaya yeni olasılıkların kapılarını açan öncüler olacaklardır. Fakat, sonrasında içlerinden biri psikolojik bir çöküntü yaşar ve projeyi tehlikeye atar...

2017
Dört bilim kadını bir zaman makinesi inşa ettiler. Şöhretin zirvesindeydiler: onlar dünyaya yeni olasılıkların kapılarını açan öncüler olacaklardır. Fakat, sonrasında içlerinden biri psikolojik bir çöküntü yaşar ve projeyi tehlikeye atar...

2018
Odette ceseti bulduğunda şok olur. Her yer kanla doludur ve vücudunda kurşun yaraları vardır. Fakat soruşturma onun sorularını cevaplamakta yetersiz kaldığında Odette hüsrana uğrar. Kabusu olan bu ölü kadın kimdir? Ve neden herkes onun ölümünü saklamakta kararlıdır?

                                                            Kozmokitap

7/30/2019

Alfie Green Serisi - Joe O'Brein

Temmuz 30, 2019 0 Yorum
Alfie Green Serisi - Joe O'brein

   Merhaba , sizlere yaz tatilinde çocuklarınız ile keyifle okuyacağınız bir seri ile geldim. 6-10 yaş arası çocuklar için olan kitap iri puntolarla yazıldığı için çocukları yormadan rahatça okumalarını sağlayacaktır. İçerisindeki çizimler de sıkılmalarını engelleyerek kitabı daha da eğlenceli hale getiriyor.  Şahsen ben kitapları keyif alarak okudum. Fantastik türde olan bu seriyi çocukların da çok seveceğine inanıyorum .

   Yazar Joe O'Brein ın yazdığı ilk kitap Alfie Green serisi . Ödüllü bir bahçıvan olan yazarın bitkileri ne kadar sevdiği ve onlar hakkında bilgi sahibi olduğu kitabı okurken anlaşılıyor . Yazarın ayrıca daha ileri yaştaki okuyucular için yazdığı Little Croker isimli bir kitabı daha mevcut.

Alfie Green Serisi - Joe O'brein


  Alfie dokuzuncu doğum gününde büyükbabasından bir hediye alır . Büyükbabası ölmüştür ve ölmeden önce ona verilmek üzere bu hediyeyi bırakmıştır.  İlk kitap Alfie Green ve Sihirli Armağan 'da bu hediyeyi öğreniyor ve bu hediyeye sahip olmak için Alfie'nin yaptığı sihirli bir yolculuğu okuyoruz.

  İkinci kitap Alfie Green ve Kurbağa Dolu Küvet'te , adından da anlaşılacağı üzere kurbağalar ile başları derttir . Bu sorunun nedenini ve çözüm yolunu okuyoruz bu kitapta da.

Alfie Green Serisi - Joe O'brein


Serinin üçüncü kitabı Alfie Green ve Arı Şişe Çetesi'nde kahramanımız arıları kurtarmak ve yaramaz çocuklara bir ders vermek üzere harekete geçiyor .

  Gerek yazarın anlatım tarzı gerekse kitaptaki çizimleri çok sevdim . Bunda çevirinin de katkısı çok büyük . Çocukları büyülü bir aleme davet eden kitap onlara hem hoş vakit geçirtecek hem de doğayı ve canlıları sevmeyi öğretecektir .  Serinin yeni kitapları da bir an önce çevrilir umarım.  Merakla bekliyorum .





Alfie Green ve Sihirli Armağan Kitabın Adı : Alfie Green ve Sihirli Armağan
Yazar : Joe O'Brein
Yayınevi : YediverenÇocuk
Orjinal adı : Alfie Green and the Magical Gift
Çevirmen :Nergis Ebru Yaşar
Çizer : Jean Texier
Sayfa Sayısı :80

"Muhteşem kitaplar, çok güzel resimlendirilmiş." Sunday Independent Paslı bir anahtar, Alfie'nin büyükbabasının kulübesinde saklanmış tozlu bir kutuyu açar. Eski kitabın içinde sihirli güçler vardır. Kitap Alfie'ye bir armağan sözü verir ama Alfie'nin önce Kapan Ejderhalarla dolu Uyuyan Çayırları geçerek, Devasa Tavşancılotlarıyla korunan eğri ağaca ulaşıp kristal çiçeği alması gerekmektedir. Alfie başarılı olabilirse, daha önce hayatında hiç yapamadığı bir şeyi yapabilecektir.










Alfie Green ve Kurbağa Dolu KüvetKitabın Adı : Alfie Green ve Kurbağa Dolu Küvet
Yazar : Joe O'Brein
Yayınevi : YediverenÇocuk
Orjinal adı :Alfie Green and
Çevirmen :Nergis Ebru Yaşar
Çizer : Jean Texier
Sayfa Sayısı :80


Yüzlerce minik göz Alfie'nin bahçesindeki küvetten dışarıyı izliyordu. Kurbağalar! Onları kim davet etmişti? Ve kurbağalar tüm arkadaşlarına ve akrabalarına; yeni, harika yüzme havuzundan bahsettiklerinde kurbağalar her yeri işgal etti. Alfie'nin yardıma ihtiyacı vardır hem de çok acil. Bu Alfie'nin büyükbabasından kendisine miras kalan sihirli kitabın çözebileceği bir sorundur. Ve sihirli kitap, Alfie'nin sorununu çözmek için hiç alışkın olunmayan bir yol seçer.









Alfie Green ve Arı Şişe Çetesi

Kitabın Adı : Alfie Green ve Arı Şişe Çetesi
Yazar : Joe O'Brein
Yayınevi : YediverenÇocuk
Orjinal adı :Alfie Green and
Çevirmen :Nergis Ebru Yaşar
Çizer : Jean Texier
Sayfa Sayısı :80

Alfie'nin başı büyük beladadır. Alfie, Tosun diye bilinen Walsh ve çetesinin parktaki arıları avlamasına engel olur. Şimdi çete, Alfie'yi yakalamak için peşine düşer. Alfie ne yapabilir ki? Sihirli kitaptaki yaşlı bilge bitki, Bal Peteği Dağı'ndaki Kraliçe Arı'yı bulması için Alfie'yi Arcania'ya geri gönderecek bir plan yapar. Ancak Alfie, öncelikle Ateşli Diken Vadisi'ndeki yanan çalı saldırılarına karşı hayatta kalmak zorundadır. Alfie'nin desteğe ihtiyacı vardır. Ve o desteğe şimdi ihtiyacı vardır.

                                                     


                                                        Kozmokitap

7/29/2019

Gömülü Dev - Kazuo Ishiguro

Temmuz 29, 2019 8 Yorum
Gömülü Dev - Kazuo Ishiguro

Bazı şeylerin zihnimize görünmeyip gizli kalması daha iyi değil mi?

   Nobel Ödüllü yazar Kazuo Ishiguro'nun kalemi ile Beni Asla Bırakma kitabı ile tanıştım. Her türlü yazar ve edebi eseri çok sevsem de uzak doğuya karşı ayrı bir ilgim var. Yazarın Beni Asla Bırakma kitabını okuduktan sonra yazarın tarzını gerçekten çok sevdim. Fantastik ve farklı bir tarzı var. Hayal gücü geniş olan ve bu hayal gücünü kelimelere doğru biçimde yansıtan yazarları seviyorum. Yazarın kitabını okuduktan sonra kitaptan uyarlanarak yapılan filmi de izledim ve o da muhteşemdi. İkisi de tavsiyemdir.

  İnstagramda yaptığımız  #1nobel1klasik etkinliğimizin Temmuz ayı kitabı idi Gömülü Dev. Kitabı hızla okumama rağmen hem instagramda paylaşmam hem de blogda yazısını yazmam bazı özel sebeplerden uzun sürdü. Bu dönem boyunca blogumu yalnız bırakmadığınız ve ziyaret ettiğiniz için hepinize teşekkür ederim.

“Bir insanın gönlünde gerçekten ne yattığını görmek zor değil midir? Görünüşe aldanmak o kadar kolay ki.”

  Gömülü dev'in konusuna geçmeden önce bu kitabın da fantastik bir kitap olduğunu , masalsı bir anlatımı olduğunu baştan belirteyim. Ben ne arkadaşlarım ne kadar çok sevsek de kitabı fantastik kitap ile arası iyi olmayanlar bizim kadar zevkli bir okuma süreci geçirmediler. Zevkler ve renklerin farklılığı her konuda olduğu gibi kitap türlerinde de ortaya çıkıyor.

  Kazuo Ishiguro , Gömülü Dev ile bizi Britanya'ya götürüyor. Romalılar'ın Britanya'yı terk ettiği dönem ve Britanyalılar ve Saksonlar arasında savaşın sona erdiği , barışın hüküm sürdüğü topraklar. Yaşlı bir karı-koca ile tanışıyoruz Axl ve sürekli " Prensesim " diye hitap ettiği eşi Beatrice ve kitap boyunca onları takip ediyoruz.

 Gömülü devi kısaca tanımlamak gerekirse " unutmak ve hatırlamak  " üzerine bir kitap aslında. Yaşamınızdaki her anıyı hatırlamak mı daha iyidir yoksa size üzüntü veren kötü anıları unutmak mı? Barışı sağlamanın tek yolu unutmak ise hatıralarınızdan vazgeçer misiniz?

 Axl ve Beatrice yaşlılıklarında köydeki iş bölümüne katılıyor aynı zamanda da birbirlerine destek oluyorlardır. Bir oğulları vardır ve farklı bir köyde yaşamaktadır. Yaşlılık günlerinde birlikte yaşamak için oğullarının köyüne doğru yaptıkları yolculuk kitabın ana konusunu oluşturuyor. Bu yolculuk sırasında bazı anıları unutmalarının sebebini ( unutanlar sırf onlar değil o bölgedeki tüm insanlardır ) öğrenirken farklı insanlarla tanışacak ve farklı maceralara yelken açacaklardır. Üstelik bu maceralarda devler olduğu kadar ejderha ve şövalyeler de yer alacaktır.

Yazar okuyucuyu çıkardığı bu fantastik yolculukta onun hayatı , hatırlama ve unutmanın önemini , sevgi ve bağlılığın sınırlarını  sorgulamasını sağlıyor. Hatırlamak ve unutmak .... Bu iki zıt kavram aslında hayatımızın özeti ... Neye mal olursa olsun her şey hatırlamaya değer mi?

Ayrıca ben ne hatırlarsam hatırlayayım, ben ne unutursam unutayım, kalbimde sana olan sevgim hiç değişmeyecek. Sen de öyle düşünmüyor musun prensesim ?

Kitap Hakkında Övgüler :

"Dünyanın yaşayan en büyük yazarı Kazuo Ishiguro'dan yeni bir roman. Bir başyapıt."
                                                                      - David Walliams-

"Kazuo Ishiguro öyle tuhaf ve harika bir roman yazmış ki!.. Benzersiz, okuru esir alan bir roman"
                                                                      -David Sexton, Evening Standard-





Gömülü Dev - Kazuo Ishiguro Kitabın Adı :Gömülü Dev
Yazar :Kazuo Ishiguro
Yayınevi :Yapı Kredi Yayınları
Orjinal adı :The Buried Giant
Çevirmen :Roza Hakmen
Sayfa Sayısı :280


Romalılar Britanya'yı terk edeli çok olmuş. Viraneye dönmekte koca ülke. Neyse ki ortalığı kasıp kavuran savaş bitmiş.

Britonlar'dan Axl ile Beatrice yıllardır görmedikleri oğullarına kavuşmak için tehlikeli topraklarda zorlu bir yolculuğu göze alıyorlar. Başlarına türlü belanın geleceğini de biliyorlar, fakat üstü örtülmüş sırlarını aydınlatacak ateşten haberleri yok henüz. Bir de yollarının kesişeceği kişiler var: Sakson savaşçı, öksüz oğlan ve tıpkı Axl'la Beatrice gibi geçmişinde kaybolmuş, hatıralarının vaat ettiklerine ve alıp götürdüklerine yenik bir şövalye. Hep birlikte sürüklendikleri macera bir kurtuluş mu olacak, yoksa yeni bir felaketin habercisi mi?

Kazuo Ishiguro'dan unutuş ve anıların gücü üzerine zamanı aşan bir öykü; özenle korunmuş bir aşka, intikama ve savaşa dair bir mesel. 'Gömülü Dev', hüzünlü, gizemli, her satırı iz bırakacak bir roman.


                                                            Kozmokitap

7/06/2019

"Türkiye'den Gitmek: İtalya'ya Uzanan Bir Göç Hikâyesi” Yayımlandı

Temmuz 06, 2019 4 Yorum


Gökhan Kutluer’in yeni kitabı “Türkiye'den Gitmek: İtalya'ya Uzanan Bir Göç Hikâyesi” yayımlandı

  Yaşadığımız günlük koşuşturmacalar içinde, bazen, bir türlü hissedemediğimiz o aidiyet duygusu, hepimizin zaman zaman tadını kaçırmıştır. İç huzursuzluklar, sosyo-kültürel dengesizlikler, temel yaşam haklarına dokunan olaylar ve hepsinin sonunda gelen sonsuz yenilenme arzusu… Bambaşka sabahlarda, bambaşka topraklarda güneşi selamlama isteğiyle içinize dolan; o yeni yerlere ait olma umudu… Her şeyi bırakıp gitme hayalleri… Bunlar kulağa hoş geliyor, ama emin olun ki “gitmek” hiç kolay değil... Hepsi doğup büyüdüğünüz topraklardan yepyeni bir hayata atılma heyecanınızı körükleyen birer sebep olabilir. Ancak önemli olan o zor kararı verebilmektir.

   Bu kararı verenlerden biri olan Gökhan Kutluer, bisiklet öyküleriyle bezediği ilk kitabı “Bulut Fabrikası”ndan sonra, ikinci kitabında da bu kararını verdiği ve uygulamaya koyduğu süreçten tutun, bu sürecin sonuna kadar yaşadığı ve elbette ki yaşamaya da hâlâ devam ettiği her şeyi, tüm detaylarıyla okurlarıyla paylaşıyor. Kimi zaman hayallerinden dem vuruyor; “Pırıl pırıl gecelerde, kayan kaç yıldızın peşine takıldığımı bilmiyorum” diyor, kimi zamansa kaybolduğu anlardan bahsediyor. Okurken yer yer hayatınızdan parçalara da rastlayacağınız “Türkiye’den Gitmek”, hayaller için ısrarcı olmanın yaşattığı zorluklar kadar, onları bir bir gerçekleştirmenin yaşattığı zafer duygusuna da değiniyor.

“Peki, ya ben de gitmek istersem, başımı alıp başka diyarlara…” diye iç geçireceğinizi tahmin eden Kutluer, kitabının ikinci bölümünde, göçmenlik üzerine tecrübelerini bir yol haritası şeklinde okurlara sunuyor. Bu haritayı takip ederken yalnız olmadığınızdan emin olmanız için, o dönemlerde yazmaya devam ettiği günlüklerinin en özel kısımlarını da okurlarıyla paylaşıyor.

Gökhan Kutluer, Yitik Ülke Yayınları’ndan çıkan “Türkiye’den Gitmek” isimli ikinci kitabında, göç etmeyi kafasına koymuş herkes için, doğup büyüdüğü ülkesinden, yabancısı olduğu bambaşka bir kültür ve coğrafyaya uzanan, her satırında yaşanmışlık barındıran, buram buram tecrübe ve duygu yüklü bir göç hikâyesini okurlarıyla buluşturuyor. Özel bir yol arkadaşı bu kitap. Deneyimlerle oluşan, yanınıza bulunması gereken bir kılavuz.

Türkiye’den Gitmek, Gökhan Kutluer, Yitik Ülke Yayınları, Gezi-Anı, 246 sf, 28 TL


Yazarın diğer kitabı "Bulut Fabrikası " tanıtım yazısına buradan bakabilirsiniz. 




                                                            Kozmokitap

7/05/2019

Beria - Cenk Çalışır

Temmuz 05, 2019 2 Yorum
Beria - Cenk Çalışır

Oğlak Yayınları , Maceraperest  Kitaplardan çıkan Beria , Çenk Çalışır'ın altıncı romanı. Yazarın adını ve kaleminin başarısını çok duysam da kalemi ile tanışmak nasip olmamıştı. Beria , okuduğum ilk Çenk Çalışır romanı ve söylemeliyim ki son olmayacak.

1967 Balıkesir doğumlu olan Cenk Çalışır  , Gazi Üniversitesi İktisat bölümü mezunu. Basın ve otomotiv sektöründe farklı departmanlarda görev alan yazar sonra reklam sektörüne yöneldi. Sinema ile de ilgilenen yazarın senaryo grupları ile çalışmaları devam etmektedir.

  Son zamanlarda gündemde sıkça yer alan Suriyeli Mültecilere yer veriyor kitapta yazar. Suriye'de eşi öldürüldükten sonra kızı ile Türkiye'ye gelmek isteyen bir anne ve kızı insan kaçakçılarının ellerine düşerler ...

 Harun polis memurudur. Oğlu trafik kazasında öldükten sonra eşi devam edecek gücü bulamaz ve o da ölür. Acısını yemek yiyerek azaltmaya çalışan Harun hızla kilo alır. İki yüz otuz dört kiloyu gösterdiği zaman tartı malulen emekli olur. O da yaşam isteğini kaybetmiştir. Artık işi de yoktur. Tam yaşamdan ayrılmayı düşündüğü anda sahile vurmuş bir kadın görür. Bu kadın Aişe'dir. Suriye'den kızı ile birlikte kaçmaya çalışan anne . Kendi oğlu için yapacak bir şeyi kalmadığını bilen Harun başka çocuklar için  , Beria için hayata tutunur ve onu arayıp annesine kavuşturmaya karar verir.

Polisiye kurgu türünde harika bir eser olmuş Beria . Yazarın kalemi çok kuvvetli . Konu gelişimi ve karakterlerin yerleştirilmesi muhteşemdi. Ayrıntılı olarak konuya bakarsam içinizi acıtacak cinsten. İnsan kaçakçılarının yeni hedefi çocuklar. Özellikle mültecilerin çocuklarını yurt dışına kaçırmaktır hedefleri. Yaşları çok küçük olan bu çocukları fuhuş sektöründe çalıştıracaklardır. Mide bulandıcı bu olayı yazar ayrıntılara girip daha da mide bulandırıcı yapmadan okuyucuya aktarıyor. Bazı konularda ayrıntıya  girmeden nasıl anlatılır okuyucuya gösteriyor yazar. Ayrıntıya girmeyi edebiyat zanneden yazarlar bu konuda ders almalılar bana göre .

  Kitabı okudukça trafik ışıklarında bekleyen çocuklar gözümün önüne geldi. Hala orada bekleyen , mendil satmaya çalışan çocuklara para verenler var. Bir kez de buradan söyleyeyim o çocuklardan bir şey almayın ki aileleri ya da kim oralarda bekletiyorsa o çocukları göndermekten vazgeçsinler. Bir de artık park yerlerinde ergenler eğitim için deyip para istemeye başladılar. Bu da dilenmenin yeni yolu . Çok üzülüyorum ancak onlara para vermek çözüm değil . İhtiyacı olana el uzatan sosyal kurumlarımız var zaten.

 Polisiye bir kitap olarak çok sevdim kitabı ve yazarın tarzını . Ancak dediğim gibi konu içimi acıttı okurken .











Beria
Kitabın Adı :Beria
Yazar :Cenk Çalışır
Yayınevi :Oğlak Yayınları
Sayfa Sayısı :408


... bir insanın canlı bir insanı ısırarak lokmalar hâlinde koparmasıyla daha önce hiç karşılaşmamıştı. Kadın delinin tekiydi. Kopardığı et parçasını kanlı dişlerinin arasında tutarak doğruldu. Ağzının kenarlarından akan kanlar göğsünü kırmızıya boyamıştı. Bozo, onu daha önce izlediği vampir ya da zombi filmlerindeki yaratıklara benzetti. Aişe gülümseyerek, ağzındaki et parçasını eline tükürdü. ... sol eliyle adamın çenesini sıkarak ağzını açmasını sağladı. Diğer elinde tuttuğu eti adamın ağzından içeri tıktı. İki eliyle çenesini birleştirip yutuncaya kadar bekledi. Bozo işte o anda yanılmadığını anladı. Kadın deli, hatta zırdeliydi.
İnsan ruhunun karanlık kuytularında kaybolmaya hazır mısınız?
Beria, trajik bir mülteci hikâyesinin ekseninde, okudukça dehşete düşürecek insan hallerini yüzümüze tokat gibi çarpıyor. Bu sarsıcı romanın sayfalarında insanlığımızı tekrar tekrar sorgulayacağız.

Oğlak Yayınları, Cenk Çalışır’ın soluksuz okuyacağınız yeni polisiyesi Beria’yı Maceraperest Kitaplar arasında yayımlamaktan gurur duyar.


                                                            Kozmokitap

6/21/2019

Şimdi Elindeki Kitabı Yavaşça Yere Bırak - Hakan Urgancı

Haziran 21, 2019 8 Yorum
Şimdi Elindeki Kitabı Yavaşça Yere Bırak

  Şimdi Elindeki Kitabı Yavaşça Yere Bırak , Hakan Urgancı 'nın kalemi ile tanışma kitabım oldu. Kitabın ismi zaten ilk önce oku beni diyor.

  "Şimdi Elindeki Kitabı Yavaşça Yere Bırak" , bu başlığı okuyunca aklıma gelen ilk şey neden elimden bırakayım oldu. Hep bir muhalefet tarafı oluyor insanın , söyleneni hep sorguluyor . İşte Yazar kitabın ismi ile bile olsa bana "Şimdi Elindeki Kitabı Yavaşça Yere Bırak" dediği zaman ben de olmaz önce bir okuyayım dedim. Kitabın kapağında bir de anlatılmaması gereken öyküler yazmışlar. İnsan bu kadar de meraklandırılmaz değil mi????

   Kitabın kapağından içine geçemedin diyeceksiniz ama yine kapaktan bahsedeceğim. Kapakta Hakan Urgancı hakkında " Korkulası şeylere güldüren yazar " yazaıyor. Kısacası kapakta bizi merak duygusuna yenik düşürmek için ellerinden geleni yapmışlar. Kimdir bu Hakan Urgancı ? Siz tanıyor olabilirsiniz fakat ben yazarın kalemi ile ilk defa tanıştığım için bir bakayım nete dedim.

  1970 İzmir doğumlu olan yazar . 1994 yılında Bilkent Üniversitesi Turizm ve Otel İşletmeciliği bölümünü bitirmiş. Diksiyon ve spikerlik kurslarına da giden yazar bir çok programda spikerlik , belgesellerde ise seslendirme yapmış. Halen TRT de spikerlik yapan Hakan Urgancı kişisel gelişim alanında üniversitelerde seminer vermektedir. Halen Yeni Asır gazetesinde de köşe yazıları yazmaktadır.

Yazarı nette araştırırken Yeni Asır gazetesinden kitabından bahsettiği bir yazısına denk geldim. Kitabı için " Bu kitabımda da sizi korkmanız gereken şeylere güldüren yetişkin masalları sunuyorum. " diyordu. Bu cümle tam da yazarın yazdığı kitabı tarif ediyor.

Yazardan ve kapaktan bu kadar bahsettikten sonra kitabın konusundan bahsedebilirim. Kitap bir öykü kitabı. Birbirinden bağımsız gibi görünen altı öykü görünse de bir nokrada karakterler arasında bağlantıyı fark ediyorsunuz. Onun da ötesinden öyküler bizim toprağımızda geçiyor ve kahramanları bizden birileri...

Şimdi Elindeki Kitabı Yavaşça Yere Bırak


  İlk öykü " Geldiler " . Hollywood filmlerinde görürüz , uzaylılar hep Amerka'ya gelir ve kahraman Amerikalılar ise dünyayı kurtarır. Bir kimse de neden hep size geliyorlar demez. İnsanların lideri sorulunca da kendi başkanlarını gösterirler. Fakat bu öyküye Amerikalılar çok bozulacak çünkü ufo bu sefer Türkiye'ye geliyor. Bizim neyimiz eksik değil mi? Biz daha misafirperver bir millet olarak onları daha iyi ağırlarız :D İşte bu öykü de ufonun ülkemizde konuşlanması ve olanları trajıkomik bir biçimde anlatıyor. Tepkiler ve olanlar tam da bizim milletten beklendiği gibi...

İkinci öykü " Can Yoldaşı " nda uzun yol şoförü anlatılıyor. Türkiye'den avrupaya yola çıkan şoför , hayatı , yaşadıkları yer almış bu öyküde. Bize yol durumunu , kendi hayatını anlatırken aldığı otostopçu ve bir radyo programı ile bu yol bambaşka bir yol haline gelecektir.

Üçüncü öykü ise " Bir Halk Kahramanı" . Hiç film veya öykülerdeki süper kahramanlardan Türk olanını gördünüz mü? Bir zamanlar Gazman vardı , başka  da hatırlamıyorum. İşte bizim topraklarımızdan çıkmış ve kendini çoğunlukla gizlemiş bir süper kahramana değiniyor yazar. Artık yetmiş yaşlarına gelmiş kahramanımız bir açılış törenine davet edilir ve orada olanları ise okuyup görebilirsiniz.

Dördüncü öykü " Yeme Beni " . Her yaz yeni çıkan şarkılar eşliğinde dans edilir eğlenilir. Şarkıcıların çoğu hit şarkı peşindedir. İşte beste fabrikası da denilen şarkıcı yaz için yeni yazdığı sözleri için yeni bir yazılımı deneyerek beste yapacak ve onu ilk kez lansmanda çalacaktır. Çalınacağı güne kadar kendisi de tamamını dinlememiştir. İşte o lansmanda olanlara yer veriyor bu öykü. Gerilim - korku filmlerini aratmayan sahneler bizim kahkaha atmamızı sağlıyor. Üstelik bu öyküde yer alan bir çok isim size TV dünyasından tanıdık gelecektir. Ben bir çoğu kim çıkarttım bazılarından ise emin değilim .

Beşinci öykü ise " İstenmeyen Tüyler " . Doğrusu bu öykünün ismi konuya o yapılan işe o kadar uymuş ki çok hoşuma gitti. Bir kuaförün arka odasında yapılan ve bilmek istemeyeceğiniz gizli işleri anlatıyor öykü ...

Son öykü ise " Kaçış Edebiyatı "  Diğer öykülere göre içine girmekte zorlandım bu öykünün. Birkaç sayfa sonra ise kendimi kaptırdım ve nasıl bittiğini anlamadım. Bu öykü birçok film ve gerilim kitapta karşılaştığımız durumun birleştirilerek yeni bir yön verilmiş ve öyküleştirilmiş hali.

  Ben her öyküyü , yazarın anlatım tarzını , öykülerinde gerilim - gizem ve komediyi birleştirmesini çok sevdim.  Bu kitabı öykü sevmeyenlerin bile seveceğini düşünüyorum.





Şimdi Elindeki Kitabı Yavaşça Yere Bırak
Kitabın Adı :Şimdi Elindeki Kitabı Yavaşça Yere Bırak
Yazar :Hakan Urgancı
Yayınevi :Sola Unitas
Sayfa Sayısı :264


"Geldiler, yakından da baktılar. Yine ikna olmadılar. Bu garip topluluk, uzaylıların varlığından rahatsız olmak bir yana, onlardan kâr bile sağlamıştı. Şimdi tanışma, ödeşme zamanıydı. Beyinlerimize girdiler ve öykülerimize sızdılar. İnsan olmanın, Türk olmanın ne demek olduğunu, anlattıklarımızdan süzüp aldılar. Gündelik hayatla bilinçaltının kesiştiği bir yerde, kocaman gözleri ve olmayan kulaklarıyla kimi zaman komik, kimi zaman korkunç ama çoğu zaman delice olan öykülerimizi sabır ve ilgiyle dinlediler. Bu kitap, o öykülerin geçtiği zaman dilimlerine, o yaşamlara sizi de misafir ediyor. Dinlemek isterseniz, anlatacak tuhaf öykülerimiz var. Belki de anlatılmaması gereken öyküler..."

Dev bir uçan daire, Ankara'yı dünyanın yeni çekim merkezi yapıyor.

Bir tır şoförü, fantastik bir radyo istasyonu ile bağlantıya geçiyor.

Türkiye'nin ilk süper kahramanı, emeklilik töreninde milletvekili danışmanı ile kapışıyor.

Bir pop yıldızının albüm tanıtım gecesi, faciaya dönüşüyor.
Sıradan bir mahalle kuaförü, kadınları istenmeyen tüylerinden kurtarıyor. Hepsinin gitmesi gerektiğinden emin misiniz?
Popüler gazeteci, teknolojik bir otelde hayatının sınavını veriyor.
Bizi korkulası şeylere güldüren Hakan Urgancı, tanıdık kahramanlarını fantastik gerçeklerle çarpıştırarak fena şekilde eğleniyor. Bir yandan da ‘Günümüz Türkiyesi'nin bir portresini çiziyor. Tüyleriniz diken diken olurken kahkaha atmak istiyorsanız başlayın. Yoksa elinizdeki kitabı yavaşça yere bırakın!


                                                            Kozmokitap

Sokratis ve Siyahlı Kadın - Suphi Varım

Haziran 21, 2019 6 Yorum
Sokratis ve Siyahlı Kadın


  Suphi Varım'ın kaleminden Sokratis serisi Sokratis ve Siyahlı Kadın ile devam ediyor. Sokratis serisini merakla beklediğim serilerden oldu. O tarihi atmosferi , hayalimde canlanan siyah beyaz film misali görüntüler beni serinin en büyük takipçisi yaptı .

  Bu kitapta meşhur dedektifimiz birkaç olayı birden çözüyor yine. Konstantinopolis'e gittiği zaman görüştüğü komisyoncu öldürülür. Onun yeğenini karşılayıp onu Smyrna'dan bir gemiye bindirecektir Sokratis. Yeğen bir şairdir ve şiir yazarken dikkati çok dağınık olduğu için bunu Sokratis'ten rica etmiştir. Hem görevini yerine getirmek hem de katili bulabilmek için yeğeni aramaya başlar Sokratis . Onu ararken gizemli siyah peçeli kadın  ile tanışır ve onun için bir iş yapar. Bu olay onun bu siyahlı kadın ile tek karşılaşması olmayacaktır  , Kitapta bu kadının gizemini de çözüyor ve kim olduğunu öğreniyoruz. Bu yeğeni araştırması sırasında tanıştığı bir pansiyon sahibi de Sokratis'ten kocasını bulmasını ister. Kitap boyunca tanıştığı ve denk geldiği insanlar bir şekilde birbirleri ile bağlantılı olurlar.

 Olayın içinde olay olduğu kitapta , Soktaris ile araştırma yapmak , eşi Elenka ile tekrar karşılaşmak çok keyifliydi. Dedektif romanları sevenler bu seriye de baksınlar.



Dedektif Sokratis Serisi :

 1 - Sokratis'in Oyunları
 2- Sokratis Ölülerin Peşinde
 3- Sokratis ve Cinler
 4- Sokratis ve Siyahlı Kadın



Sokratis ve Siyahlı Kadın - Suphi Varım

Kitabın Adı :Sokratis ve Siyahlı Kadın
Yazar :Suphi Varım
Yayınevi :Maceraperest Kitaplar
Sayfa Sayısı :200


Arabadan iner inmez etrafa bakındı. Sarhoş denizcilerle doluydu sokak. Kimisi kusuyor, kimisi yoldan geçenlere sataşıyordu. Dekolte giysili şuh kadınlar, evlerin aralık panjurlarından onlara vücutlarını sergiliyor, cilveyle ve işveyle içeri davet ediyorlardı. Rum kabadayılar ceketlerini omuzlarına atmış, dudaklarında sigara, tespihlerini sallayarak tur atıyorlardı. Çoğunun yüzünde bıçak yarası izi vardı. Muhabbet tellalları, onları saygılı bir tavırla selamlıyorlardı. (...) Şeytan ona akıl vermişken ve hazır fırsat yakalamışken daha beterini yapabilirdi. Ayaklı abajurun yanından geçti, kadının üstüne eğildi. Makası onun sağ yanağına hınçla sapladı ve dişlerini sıkarak geri çekti. Sarsılarak canhıraş bir çığlık attı kadın. Gözleri yuvalarından fırlamış gibiydi. Bir çığlık daha savururken vücudu titredi, tepinmeye başladı. Şuurunu kaybetmişti sanki. (...) Kanlı makası yere atıp odadan çıktı, koşarak merdiveni indi. Sokağı yine boş görünce rahatladı. Karanlık saçak altlarına sığınarak yola devam etti...

Detektif Sokratis, yeni bir maceranın izinde bu kez Smyrna ile Konstantinopolis arasında mekik dokuyor. Acar detektif Sokratis, siyahlı kadının gizemini çözebilecek mi?

Oğlak Yayınları, polisiye edebiyatın usta yazarı Suphi Varım’ın, “Detektif Sokratis Polisiyeleri”nin dördüncü kitabı, Sokratis ve Siyahlı Kadın’ı yayımlamaktan gurur duyar...


                                                            Kozmokitap

6/19/2019

Küçük Bir Sıkıntı - Mark Haddon

Haziran 19, 2019 1 Yorum
Küçük Bir Sıkıntı


İyi bir insan olmanın iki kısmı olduğunu düşündü. Bir kısmı diğer insanları düşünmekti. Diğer kısmı da diğer insanların ne düşündüğünü umursamamaktı.

Süper İyi Günler kitabı ile adından sıkça söz ettiren Mark Haddon'un yeni kitabı Küçük Bir Sıkıntı. 15 yaşında otizmli bir genci anlattığı kitabı Süper İyi Günler'i ben de okumuş ve çok sevmiştim. Yoğun bir tempoda olduğum için kitaba blogumda  yer verememiştim maalesef. İş Bankası Kültür Yayınları satış noktasında yazarın yeni kitabını görünce be nedenle hemen aldım. Okuyup sevdiğim kitabı referans noktası oldu benim için.

  Küçük Bir Sıkıntı' da bir aileyi iyisiyle  kötüsüyle ele alıyor yazar . George'u tanıyarak başlıyoruz kitaba . 57 yaşında emekli olmuştur George. Bahçeli evinde karısı Jean ile birlikte yaşamaktadır. Hobi olarak kendisine bahçede atölye inşa etmektedir. Karısı ile aralarında bir sorun yok görünmektedir. Dışarıdan bakanlar için mükemmel bir hayatları vardır . George'un bacağında bir lezyon keşfetmesi ile sorunlar yavaş yavaş kendisini göstermeye başlar .

  Aslında önemli bir olay değildir bu lezyon fakat George bunu kanser olarak niteler ve ölüm korkusu başlar. Öleceğini bilerek doğan ve büyüyen insanda bu ölüm korkusunu anlamak mümkün değildir. Kaçınılamayacak bu olaydan kaçmak için yaşamı kendine zehir edenden tutun da olmayacak işlere kalkışana kadar her çeşidine rastlamak mümkündür. İşte George da bu insanlardan bir tanesidir. Hele bu lezyonu yok etmek için yaptığını okuduğunuz zaman inanamayacaksınız.

  Bu dışarıya mükemmel izlenim veren ailenin iki de çocuğu vardır . Kate 'in bir çocuğu vardır ve ikinci evliliğini yapmak üzeredir. Kitap boyunca yer yer onların düğün hazırlıklarına da yer veriyor yazar. Ray , Kate'in müstakbel eşi. Aile Ray'e onay vermemektedir aslında. Kendilerine göre olmadığını , kaba saba biri olduğunu düşünürler. Aslında ima ettikleri kendilerinde düşük sınıfa ait olduğudur. Kitabı okudukça onların da aslında normal bir aile olmadığını ve kimseyi eleştirmeye hakkı olmadıklarını düşündüm.

Ailenin diğer çocuğu ise Ray. Farklı bir şehirde yaşayıp çalışan Ray bir eşcinseldir. Kendi içinde bile tam olarak bu durumu kabul edemediği için bazı sorunları vardır . Ailesi de bu durumu kabullenmiş değillerdir ve çevreye belli etmemeye uğraşmaktadırlar.

Eş ve anne Jean. O ise George'u , onun eski iş arkadaşı ile aldatmaktadır. Ne demişler aldatan kendini aldatır...

Dış görünüşü ile mükemmel olan bu ailenin içine girdikçe sorunlarını , yaşadıklarını trajikomik bir biçimde okuyoruz. Yer yer sıkıcı olan yerler olsa da genel anlamda düşündürücü , yazarın anlatım tarzı ile hızla okunan bir kitaptır. Kitabı orta seviyede buldum , Süper İyi Günler benim için yazarın en iyi kitabı hala.









Küçük Bir Sıkıntı
Kitabın Adı :Küçük Bir Sıkıntı
Yazar :Mark Haddon
Yayınevi : İş Bankası Kültür Yayınları
Orjinal adı :A Spot Of Bother
Çevirmen : Övgü Doğangün
Sayfa Sayısı :504


Elli yedisindeki George, konforlu bir emeklilik için hazırdır. Bahçeli, müstakil evinde küçük bir atölye inşa etmek, caz dinleyerek çizim yapmak, sorumluluklardan ve sorunlardan uzak bir emeklilik yaşamı... Ancak Katie, onun tekinsiz kızı, Ray’le evlenmeye karar verdiklerini açıklar. Bu ikinci evliliği olacaktır. İlk evliliğinden oğlu Jacob’la Ray çok iyi anlaşmaktadır. Ray beceriklidir, Ray güçlüdür ve Ray kültürsüz görünen bir adamdır. Bu yönüyle aile tarafından pek de arzu edilen bir damat değildir. Katie de emin değildir, ona karşı hissettiği aşk mı yoksa minnet duygusu mudur? Jean kızı “özgür ruh” Katie için endişelenirken, bir yandan soluk aldığı ve kendisini özel hissettiği gizli ilişkisini de sürdürür.

Ve bir gün George kalçasına yerleşmiş o sinsi lezyonla karşılaşır. Artık dünya onun için tepetaklaktır.
Süper İyi Günler’in yazarı Mark Haddon, aklını yitirmenin eşiğindeki karakterlerini onların bakış açısından incelemeyi sürdürüyor, edebi yazımını ve mizahı hiç elden bırakmayarak. Haddon kahkaha ve acıyla dolu, müthiş sürükleyici bir romana daha imza atıyor.


Mark Haddon Kimdir ? 

Mark Haddon
Mark Haddon, 1962 yılında İngiltere’de doğdu. Oxford Üniversitesi’nde İngiliz Dili ve Edebiyatı eğitimi aldı. Çeşitli yaş gruplarında zihinsel ve bedensel engelli insanlarla ilgili çalışmalar yaptı. Senaryoları ve illüstrasyonlarıyla da tanınan Haddon çocuk kitapları yazdı. 2003’te Whitbread, Guardian, Yılın Romanı ve Yılın Kitabı ödüllerini kazandığı Süper İyi Günler’in ardından Küçük Bir Sıkıntı’yla roman yazarlığını sürdürüyor.



Yazarın Okuduğum Diğer Kitapları :

Süper İyi Günler





                                                            Kozmokitap

Web sitemizdeki fotoğrafların, yazıların izin alınmadan kopyalanması, yayınlanması, alıntı olduğu ve kaynağı belirtilmeden bir takım amaçlar için kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasasına aykırıdır. İzin alınmadan kopyalanan resim ve yazılarımızla ilgili dilekçe ve dava açma hakkımız saklıdır.