Reh-Güzar || Gülbahar Kurtoğlu || Kitap Yorumu

Reh-Güzar - Gülbahar Kurtoğlu


   Sizce tesadüf diye bir şey var mıdır?

    Bu hayatta başımıza gelen iyi ya da kötü her şeyin bir sebebi ,bize anlatmak istediği bir şeyler vardır. Umulur ki bunu fark edebilelim, olayların arkasını görebilelim ya da yaşadıklarımızdan bir ders çıkarabilelim.

   Reh-güzar , Farsça gönül yolu demekmiş. Kitabın adının manasını öğrendikten sonra içeriğini tam olarak yansıttığını düşündüm.

   Reh-güzar bir çok konuyu ve karakteri içerisinde barındırıyor. Kitabı okurken farklı bir hastalığı öğreniyor, tasavvuf aleminde yolculuğa çıkıyor, engellere rağmen yılmayan insanlarla tanışıyor ve en önemlisi hayata bakışları ile nasıl fark yarattıklarını okuyoruz.

   Bir roman olarak okuyucuyu doyururken aynı zamanda bilgilendiriyor ve gerek yapılan alıntılar gerekse konunun gidişatı ile ruha da hitap edip manevi olarak da doyuruyor.


  Reh-Güzar


    Konudan da kısaca bahsetmek istiyorum. Sibel Alice Harikalar Diyarında sendromu denilen bir hastalıktan muzdarip. Babası ise hayatta her şeyi bir kenara bırakıp onunla ilgilenmeye başlamış. Sibel'im yolu bir gün Onur ile kesişir. Onur bir kaza sonucu yürüyememektedir . İki iyi arkadaş olur gençler. Hayatlarına doktor Asu'nun da dahil olması ile umulmadık bir yöne doğru kaymaya başlar hayatları. Bu durumda gizemli mavi gözlü adamın da payı vardır....

   Uzun uzun açıklamak istemiyorum konuyu çünkü okumak isteyenleri bekleyen sürprizler bozulmasın, herkes benim gibi büyük bir merak ve duygu yoğunluğu ile okusun ; )

Gülbahar Kurtoğlu'nun okuduğum ilk kitabı Fısılda idi . O da konu olarak oldukça farklı ve güzeldi.  ( Fısılda yorumumu okumak için buraya tıklayınız )   Yazarın okuduğum ikinci kitabı olan Reh-güzar da çok sevdiklerim arasına girdi. Yazar farklı konuları anlatmada ve onları mitoloji, felsefe ,tasavvuf konuları ile zenginleştirmede oldukça başarılı. Kitap herkese tavsiyemdir .

  Kitaptan alıntılar :

" Yolun ucunun nereye varacağını düşünmek, beyhude bir çabadan ibarettir. Sen sadece atacağın ilk adımı düşünmekle yükümlüsün. Gerisi zaten kendiliğinden gelir. "

"Yolun nereye varacağını düşünme, sen ilk adımı at. "

" Yalanım; yaşamak zorunda olduğum gerçeğimmiş meğer. Ya da yaşadığım gerçeklik , hayatımın yalanıymış. "

" Başkalarından saygı, ilgi ya da sevgi bekliyorsan , önce sırasıyla kendine borçlusun bunları. Kendini sevmeyen birinin sevilmesi mümkün değildir. Sen kendini sevdiğin halde dünya sana diken yolladı mı, sevin . Yakında gül yollayacak demektir. "






Reh-Güzar || Gülbahar Kurtoğlu
Kitabın Adı :Reh-Güzar
Yazar :Gülbahar Kurtoğlu
Yayınevi :Ayzıt Yayınları
Sayfa Sayısı :270



   Gerçek bir masal kahramanı da olabilirim, gerçekliğini yaşadığını sandığım, dokunulan, hisseden ve hissedilen bir karakter de! Artık değişmek hiç önemli değil... İnandığın yalanların gerçekliğini yaşamak mı; yolun neresinde olduğunun önemine aldırmadan, kaybetmek pahasına, yalanları görüp, gördüğün bu yalanların karşısında her şeye baştan başlamak mı? Bazı kurallarımı silip silip bir daha yazacağım. Mutluluğum için ihtiyacım olan tek şey; kendimim! Sen de varsın bu dünyada... Peki, var mıyız? ‘Gerçek’ nerede biter? Hayatının ne kadarı yalan olsa katlanabilirsin? Yazmam gereken kurallarım değil sadece! Alın yazısı da yazılır mı yeniden?
                       
                                  Gülbahar KURTOĞLU

                                                            Kozmokitap

Melankolinin Anatomisi ( I . ve II. Fasikül ) - Robert Burton || Kitap Yorumu

Melankolinin Anatomisi


   İnsan anatomisine ve latince kelimelere oldum olası meraklı oldum. Bu merak ile ters düşerek okulda en sevmediğim derslerden birisi anatomidir. Nedeni ne insan vücudu ve de bolca ezberlemek zorunda kaldığımız latince kelimelerdi . sebebi dersin öğretiliş şekli ve öğretmenin tarzıydı. Bu tarz bir ders görselsiz anlatılırsa ne derece etkili olur ya da öğretici olur siz düşünün artık. Görsel kaynaklar olmadan kuru kuruna organlar , sinirler ve kaslar ile isimlerini ezberleyip öğrenmek çok zor değil ancak çok keyifsizdi. Dersi sevmesem de anatomi adı geçen kitaplar ve konular halen ilgimi çekmeye devam ediyor. Bu konuda ilgimi kaybetmediğime  de seviniyorum.

   İngiliz akademisyen ,yazar , papaz , melankoli , astronomi ve matematik üzerine araştırmalar yapan birisidir Robert Burton. 1577 - 1640 yılları arasında yaşayan yazarın ölüm nedeni bilinmemekle birlikte intihar ettiği düşünülmektedir.

   Kitabın ingilizce versiyonu 1424 sayfadır. Yazar kendi döneminde altı fasikül halinde yayımlamıştır kitabı. Orjinal olandan hareket ederek bizde de altı fasikül olacağını düşünüyorum kitabın.


Melankolinin Anatomisi


Melankoli eski Yunancada " kara safra " anlamına gelse de kitapta yaygın kanı olarak " hiçbir görünür vesilesi olmadan , her zaman korku ve kederle yoldaşlık eden , ateş olmayan düşkünlük durumu " olarak tanımlanır. Yazar I . Fasikülde melankoliye tam giriş yapmadan anatomi hakkında bilgi vermektedir. Kitapta kendinden Yeni Demokritos olarak bahseder. Bulunduğu çevrede bu durumdan dolayı eleştirilse de bundan vazgeçmez yazar. Kitaba tam olarak geçmeden önce çevirmenin önsözünü okumadan kitaba geçmemenizi tavsiye ederim.

  Yaklaşık ilk otuz sayfada yazar kitabını ve bölümlerini tanıtan şiirler yazmıştır. Bu bölümden sonra da melankoliye neden olan ve ondan organlara ve anatomilere geçmiştir. İlk başta okurken Shakespeare okuyorum zannettim. Yazarın üslubu ve anlatım tarzı çok benziyordu. Şiirler bitip metim bölümlerine geldiğimde ise yazarın eğlenceli ve esprili tarzına hayran oldum. Eski filozof ve bilim adamlarının görüşlerine ve düşüncelerine de kitabında bolca yer veren Burton'un kitabı çok bilgilendirici olmuş. Kelimelerin bir çoğu latince olduğu için ben rahatsız olmadan okudum fakat bu konulara uzak olanlar kitabın sonlarında biraz sıkılabilirler. Anatomi hakkında yer verdiği ve bildirdiği konulardan bazıları günümüzde hala geçerli olsa da bazıları tıp ve teknoloji ilerlediği için daha da gelişmiştir. I. fasikül benim için hem eğlenceli hem bilgilendirici hem de geçmiş ve bugün arasındaki farkı görmemi sağladı.

II. Fasikülde ise Burton melankolinin nedenlerine giriş yaparak başlıyor. Melankolinin türleri ve çeşitlerini yazdıktan sonra da farklı çevre ve olayların melankoliye nasıl sebep olabileceğini açıklamaya çalışıyor. Din , aşk, cadılar , fallar, ,iblisler , cinsellik ,beslenme ,alık , hayal gücü , .. gibi  konulara ayrı ayrı değiniyor yazar. Her bölüm ilginç ve çoğu yerde kahkahalarla okudum kitabı. Aklıma gelmeyecek şekillerde konuya değinmiş yazar. Kitabın başarılı olmasının en büyük sebebi de anlatım gücünün kuvveti ve okuyucunun dikkatinin nasıl çekeceğini bilmesi banma göre.

  Bu ana kadar kitabı ne kadar sevdiğimi ve büyük bir dikkatle okuduğumu anlamışsınızdır. Kitabın sevmediğim ve özellikle sinir olduğum bir yerini de sizlerle paylaşmazsam vicdan azabı çekerim. Adem ve Havva'dan bahsettiği bir bölümde "Türklerin Kuran'ı ise bu konuda hayli saçma ve gülünçtür." cümlesini kullanmıştır. Buna benzer bir cümle birinci fasikülde de geçmişti fakat orada diğer dinlerden de uzak bir görüş sergilediğini düşündüğüm için tüm dinlerden uzak mı diye düşünmüştüm her ne kadar papazlık yapmış olsa da . Fakat ikinci fasikülde de benzer cümleye yer vermesi beni oldukça kızdırdı. Öncelikle Kuran sadece Türklerin değil tüm müslümanların kutsal kitabıdır. Bizim kutsal kitabınıza saçma ve gülünç diyen birisi Lucifer yani şeytana başmelek demesi daha komiktir. Şeytan bir melek değildir ve o ateşten yaratılmıştır. Bu konuda taviz veremem üzgünüm.

Kitaptan alıntılar:

" ... eğer dizginleri boşa alıp , şehvete , öfkeye , hırsa , gurura kapılıp yoldan çıkarsak , o zaman canavara dönüşeceğiz, değişeceğiz , yaradılışımızı inkar edip Tanrı'yı kızdıracağız ve ceza olarak da melankoliyi ve her çeşit tedavi edilemez hastalığı başımıza dert alacağız. "


" ... bazı hastalıklar beynin dışkılaması ile ilgilidir : nezle , hapşırma, burun akıntısı ... vb."

" hayatımız da , tıpkı gökyüzü gibi , bazen iyi , bazen gölgeli, fırtınalı ve sakindir ; tıpkı bir gül gibi dikenleri ve çiçekleri vardır ; bir yılın ılıman bir yazı , çetin kışı , kuraklığı ve gene serin yağmurları olduğu gibi hayatımızda neşe , umut , korkular, üzüntüler ve iftiralar birlikte var olur".

Melankolinin özünün çeşitliliği etkilerinin de çeşitli olmasına sebep olmuştur . Eğer vücudun içindeyse ve bozulmamışsa humma, bozulmuşsa sıtma, eğer derideyse cüzzam, eğer organlarda ise iskorbüt gibi çeşitli hastalıklar ortaya çıkar. Eğer sorun akıldaysa , çok farklı karışımlardan oluştuğu için , deliliğin ve düşkünlüğün bin bir türü görülür.

" ... melankolik kişiler şeytani tahriklere ve sanrılara daha yatkındırlar ve şeytan da böyle insanları kandırmaya daha meyillidir. "

" Özellikle sarımsak ve soğan bir sene boyunca bol bol tüketilirse insanı çıldırtır. "




Melankolinin Anatomisi
Kitabın Adı :Melankolinin Anatomisi 1.- 2. Fasikül
Yazar :Robert Burton
Yayınevi :Aylak Adam Yayınları
Orjinal adı :The Anatomy of Melancholy
Çevirmen :Merve Tokmakçıoğlu
Sayfa Sayısı :159 - 356


Tarih boyunca kimi kitaplar dünyayı değiştirdiler. Kendimizi ve birbirimizi görme biçimlerimizi etkileyip tartışma ortamını alevlendirmişlerdir. Muhalif düşünceyi, savaşları ve devrimleri tetiklemiş; insanları aydınlatmış, öfkelendirmiş, kışkırtmış ve teselli etmişlerdir. Yaşamlarımızı zenginleştirmiş ve onları yok etmişlerdir. Melankolinin Anatomisi de bu kitaplardan biri. Bugüne kadar çok az yazar Robert Burton'ınki gibi zincirlerinden kurtulmuş bir üslupla insan doğasının derinliklerine inmeyi göze alabildi. Elinizdeki ikinci fasikül ile melankolinin kökenini ve nedenlerini irdeleyen Burton, sizi keşfetmenin büyüsüne davet ediyor.


                                                            Kozmokitap

Drina Köprüsü - Ivo Andriç || Kitap Yorumu


Drina Köprüsü - Ivo Andriç

  Biz, sıradan insanlar, yalnız bir sefer ölürüz. Ama büyük adamlar iki sefer ölürler. Birinci sefer bu dünyayı bırakıp gittikleri, ikinci sefer de bıraktıkları eserler, yıkılıp kaybolduğu zaman.

   Drina Köprüsü, İvo Andriç'in  Temmuz 1942 - Aralık 1943 tarihleri arasında Belgrad'da yazdığı  ve ilk defa 1945'te yayımlanmış olan eseridir.  Diğer okuduğum romanlardan farklı olarak bu romanın baş karakteri bir köprüdür. Çağlar ve insanlar değişse de köprü dimdik ayakta kalmış ve sessiz bir şekilde olanlara şahitlik etmiştir.

  1577'de Sokullu Mehmet Paşa'nın isteği ile yapılmış bir Mimar Sinan eseri , on bir gözlü bir köprüdür Drina Köprüsü. Her ne kadar resmi kaynaklarda Mimar Sinan'ın adı geçse de kitapta bahsedilmez ünlü mimardan.
Köprü hakkında daha fazla bilgi almak isteseniz Atlas Dergisinde harika bir yazı yayımlanmıştır , buradan okuyabilirsiniz.

  Yugoslav yazar İvo Andriç " Drina Köprüsü " ile Nobel ödülü almıştır. Yalın anlatımı ile farklı ve okuyucuya o coğrafyayı gezme hissi uyandıran bir kitap Drina Köprüsü. Belki de bir köprüyü anlatması farklı ve çekici geliyor. Baş karakterlerin bir canlı olmasına alışmış olan okuyucu farklı bir baş karakter ile karşılaşınca önce şaşırıyor, sonra ne yazmış bu yazar diye meraklanıyor ve sayfalar ilerledikçe kitap daha da ilginç hale geliyor. Hiç sıkılmadan okunan 350 sayfa vaat ediyor bize kitap. Kitabın sonuna bulunan ve kitabın Sırpça aslında kullanılan Türkçe kelimeler bölümü de bence çok bilgilendirici olmuş. Ayrıca kitabı okumak isteyenler için önsöz kısmını da okumadan geçmelerini tavsiye ederim. Çok bilgilendirici olmuş.

   Üç padişahın döneminde sadrazamlık yapmış olan Sokullu Mehmet Paşa Bosno civarında Sokoloviç kasabasında doğmuştur. İstanbul'a çocuk yaşta götürülürken Drina Nehri'in üzerinden salla geçmiştir. Yıllar geçse de topraklarını ve Drina Nehri'nı unutmayan sadrazam bu nehrin üzerine bir köprü yaptırmıştır ve bu Drina Köprüsüdür. Köprünün yapım aşamaları ile başlayan kitap tam 450 yıllık bir tarihi anlatır bize. Körü etrafındaki yaşayanları , yaşananları ve tarihi ,efsaneleri kaleme alır İva Andriç. Musevi ,Müslüman ve Hristiyan halk bu bölgede beraber ve barış içinde yaşamaktadırlar. Köprünün yapımı ile değişen ve gelişen  hayatlar , insan manzaraları , iç savaş , Osmanlı'nın bölgeden çekilmesi , teknolojinin gelişmesi ve insanların verdiği tepkiler, milliyetçilik akımının gelişmesi ve dostlukların zamanla bozulması köprünün etrafında anlatılıyor. Hayat  , insanlar ve şartlar değişse de Drina Köprüsü her şeye inat sapasağlam ayakta kalıyor.

   Yazar her karakteri başarı ile oluşturmuş ve yararlandığı efsaneler ve kullandığı dil sayesinde de masalsı bir anlatım , sıkmayan bir roman olmuş. Okurken tarihten ve köprüden esinlenmiş bir roman olarak okudum. Bir tarih kitabı olmadığı için içindeki bazı bölümlerinin gerçekliği benim için şüpheli. Yine de okurken köprünün üzerinde dolaşmak ve çağlayan suların seslerini hissetmek çok güzeldi.

Drina Köprüsü - Ivo Andriç


Kitaptan alıntılar :

 * Halk, çok kolay masal uydurur ve onu çok kolaylıkla yayar. Bu hikâyelere tuhaf ve ayırt edilemeyecek bir biçimde gerçekler de karışır.

* Hayat anlaşılmaz bir mucizedir , boyuna harcanır , erir , buna rağmen yine dayanır , sürüp gider . Tıpkı Drina'nın üzerindeki köprü gibi .

* ....onların tutkusu büsbütün başkadır . Kadınlara aşırı düşkünlük , içki , şarkı söylemek ve doğdukları ırmağın kıyısında başıboş gezerek hülya kurmak ... İnsanoğlunun her şeyde yeteneği sınırlıdır. Bunda bile ... İnsanoğlunun her şeyde yeteneği sınırlıdır . Bunda bile... Onun için de tutkular birbirleriyle çatışır , birbirini iter , çoğu zaman da biri ötekini bastırır.

* İnsanlar ikiye ayrılmışlardı: İzleyenlerle izlenenler.

* Bir hükümet, bir bildiri ya da ilan vasıtasıyla halka barış ve refah vaat etti mi, tam tersini beklemek gerekti.

* Bir çağ gelir onu bazı insanlar yapar , yine bir çağ gelir , başkaları yıkar . 




   Kitabın yorumunu yazdıktan sonra Drina Köprüsü  hakkında  eklemek istediklerim var. Bu bölgede 1992 yılında insanlığa sığmayacak , vahşice olaylar yaşanmıştır. Vişegrad 92 Kayıp Aileleri Derneği Başkanı Hediya Kasapoviç , bu köprüde katliamın yaşandığını, köprüden insanların ve çocukların diri olarak Drina nehrine atıldığını ifade eder. Kasapoviç, "Bu insanları birleştirmesi gereken bir köprüydü ama maalesef dünyanın en kanlı köprüsü oldu" demiştir. Drina Köprüsünden bahsedince bu acı olayı ve suçsuz yere öldürülen insanları anmadan olmazdı....


Drina Köprüsü - Ivo Andriç
Kitabın Adı :Drina Köprüsü
Yazar :Ivo Andriç
Yayınevi :İletişim Yayıncılık
Orjinal adı :na drini cupriji
Çevirmen :Hasan Ali Ediz , Nuriya Müstakimoğlu
Sayfa Sayısı : 354


Drina Köprüsü, şüphe yok ki, geçtiğimiz yüzyılın en büyük romanlarından biri. 1961'de İvo Andriç'e layık görülen Nobel Ödülü, edebiyat dünyasında, özel olarak bu kitaba verilmiş gibi kabul edildi; kitap o yıllarda Türkiye'de de büyük ilgi gördü. Drina Köprüsü, hiç eskimeyecek değerinin ötesinde, kırk-elli yıl sonra 1990'ların Yugoslavyası'nda yeniden güncellik kazandı. Acı bir vesileyle: ülkedeki çok milletli, dinli, çok kültürlü hayatı tahrip eden iç savaşlar silsiseyle... Bu eseri savaşın hemen bütün tarafları bir şekilde sahiplendiler. Kimileri de, Sırpların, Hırvatların, Müslümanların birarada olamazlığının belgesi gibi 'okuttular' bu romanı. Drina Köprüsü, eski Bosna'nın, orada yaşayan herkesin paydaş olduğu hayatınadair, bu hayatın milliyetçilikler çağında nasıl değiştiğine dair bir roman. Belki de bir romans demek lazım - bir millete, cemaate değil de bir ülkeye, bir vatana adanmış bir aşk romanı. Diğer eserlerini de yayıma hazırladığımız Ivo Andriç'in bu başyapıtı, Osmanlı'da farklı toplulukların nasıl birarada yaşadığını geniş bir görüşle ve incelikle tasvir ediyor. Anlatılan ne müthiş bir uyum hikayesi, ne de mutlak bir zulüm hikayesi. Kimliklerin, dinlerin, devletlerin ve de her şeyin ötesinde, içinde insanların olduğu, karmamış, zengin bir hayat tablosu. Zaten Drina Köprüsü'nü büyük roman yapan da bu: Osmanlı, Bosna, Sırplar, Müslümanlar vs. meselelerini okura tamamen unutturabilen bir büyük roman.


                                                            Kozmokitap

Barut - Lodos'un Oğulları || Nehir Erdem || Kitap Yorumu

Barut - Lodos'un Oğulları

Aslen Trabzon doğumlu olan Nehir Erdem yazar olmasının yanı sıra senarist aynı zamanda. Dizi seyretmeseniz bile reklamlarına denk gelmişsinizdir. Son zamanlarda adından en çok söz edilen dizi " Sen Anlat Karadeniz " dizisinin senaristi Nehir Erdem.

  Asını çokça duysam da kitaplarını okumak bir türlü nasip olmamıştı yazarın. Şimdi kitabı bitirince düşünüyorum da keşke daha önce tanışsaydım Nehir Erdem'in kalemi ile . Öyle esprili bir anlatımı var ki yazarın, kitabın nasıl bittiğini anlamadım , kah kah kih kih bitti kitap. Hatta bazı yerlerde gözlerimden yaşlar geldi gülerken.

  Kızın arkasından sırıtan Murat , ensesini kaşırken bilmiş bilmiş başını salladı. 
" Barut Reis'in Cesur Fare'yle imtihanı ... Çok yakında LODOS ekranlarında... "

Mustafa... Çabuk öfkelendiği ve hemen parladığı için Barut Reis'dir lakabı. Hayatı ve en büyük aşkı denizlerdir. Her ne kadar öfkeli bir karakter olsa da gemi mürettebatı onu çok iyi tanımaktadır ve hepsi bir aile gibi olmuşlardır.

  Leyla .... Namı diğer Cesur Fare.... Onu kovalayan adamlardan kaçarken bir sandığa saklanır ve bu sandık da gemiye yüklenince Lodos'un kaçak yolcusu olmuş olur.

  Kaçak yolcu ve gemi mürettebatının yolculuk boyunca olan diyalogları okunmaya değerdi. Müthiş komik ve eğlenceli bir serüven oldu benim için Lodos ile seyahat.

Barut - Lodos'un Oğulları


  Bir taraftan komik diyaloglar , bir taraftan ne olacak bu Barut ve Cesur Farenin hali derken , diğer taraftan Leyla'nın peşindeki adamlar ve ne istedikleri var tabii. Sırf bunlarla bitmiyor ki olaylar... Gemideki her mürettebat ayrı bir roman konusu. Tiryakisi , korsanı, filintası... Lodos Oğulları serisinin diğer kitaplarında bu karakterleri de okuyacağımızı düşünüyorum. Her biri hem çok eğlenceli hem de çok gizemli. Kitapta sakladıkları sırlar hakkında küçük tüyolar verse de konuyu tam açıklamadığı için merakta kaldım. Aklımda her zamanki gibi binlerce teoriler uçuşuyor. Umarım fazla bekletmeden yakında diğer kitapları da okumaya başlarız.

  "Saçma olan aşk değil , Cesur Fare . Saçma olan  aşkı cümlelere sığdırıyor olmak. "
  Yüzüne değen o nefesle soluğu kesilen Leyla , okuduğu onca aşk kitabı içinde , aşkı bu şekilde tanımlayan erkek karakterler var mıydı diye düşündü ama bulamadı.
 Aşkın cümlelerle anlatılamayacağını savunan adam , aşkı tek cümlede anlatmıştı . 

  Eğlenceli , sürükleyici , macera dolu , kahkahalarla okuyacağınız bir kitap arıyorsanız bu Karadeniz uşaklarının başrolde olduğu kitabı okuyun derim.








Barut - Lodos'un Oğulları
Kitabın Adı : Barut - Lodos'un Oğulları
Yazar : Nehir Erdem
Yayınevi : Müptela Yayınları
Sayfa Sayısı : 640


Onu takip eden ölümden kaçmak için sığındığı LODOS gemisinde, kaçamayacağı kadar büyük bir aşkın içine düşecekti Leyla. Düşecekti düşmesine de sevdiği adamın canı uğruna susacaktı da, o çok sevdiği aşk masallarının, o çok sevdiği sözüne rağmen…
   “Önce kaderin sever, sonra yüreğin.” 
 Barut Reis ise yüreğini fırtınadan fırtınaya salan kızıl ateşin suskunluğu karşısında çaresizdi. Bir yanda onu adalete teslim etmesi için zorlayan yasalar, diğer yanda onu Barut Reis yapan düsturu…
 “Koruyamayacaksan sevmeyeceksin.” 
 “Benim bir adım var,” diye diklendi kadın.
 “Ve?” deyip bunu hiç umursamadı adam.
 “Ve bana adımla seslenmeni istiyorum.”
Barut Reis o an kahkaha atabilirdi. Tek konu bu kalmıştı öyle mi?
 “Sence benden bir şey isteyecek konumda mısın?
Gemimde kaçak yakalandın, bilmem farkında mısın?
Üstelik seni her an denize atıp, üstünden tam yol ileri devam edebilirim…”
 “Olsun. En azından arkamdan dua ederken
adımı söylemeniz lazım.
Sonuçta kime dua ettiğiniz önemli.”

                                                            Kozmokitap

Atilla Yaşrin'den bir Doğu masalı: “Morî”


Atilla Yaşrin - Mori


    Mardinli yazar Atilla Yaşrin'in yeni romanı “Morî”, Yitik Ülke Yayınları'nca yayımlandı. Güçlü anlatımı ve ustaca kullanılan sözcüklerin kültürel kodlarıyla derin göndermelere sahip olan eser, şiirsel yapısıyla da dikkat çekiyor. Morî, çocukluk kuyusunda biriktirdikleriyle çıktığı yolculuklarına, hışt hışt'lara duyarsız kalamaz. Onun bu yolculuklarına eşlik ederken bizler de kendimizi, çocukluk kuyumuzun başında buluveririz.

    Bir yangının külü olan Morî; bize, toprakta yaralarımızdan düşen kabukları aratırken kimimizi bir kuyunun dibine, kimimizi bir perdenin desenlerine düşürür, kimimizi de bir bulutun kuyruğuna takar. Her “ben”i çocukluk kuyusunda aratır.

    Çocukken renkli renkli bilyelerimiz arasından bazılarını renklerinden ve şekillerinden dolayı diğerlerinden ayırır, ayrı bir kavanoza veya torbaya koyardık, onların uğur getirdiğine inanırdık. Büyüdük, insan biriktirdik; ama alışkanlığımız hiç değişmedi. Bu defa da insanları niteliklerine göre özel kavanozlara ayırdık. Herkesin kendisini Morî ile kıracağı bir roman.




                                                            Kozmokitap

Çaturanga - Murat Hojda || Kitap Yorumu

Çaturanga - Murat Hojda


   1978 Gümüşhane doğumlu olan Murat Hojda halen İngilizce Öğretmeni olarak görev yapmaktadır. Yazar evli ve iki oğlu bulunmaktadır.

Cinius Yayınları'ndan çıkan "Çaturanga " incecik bir kitap. Aslında uzatılarak kalın bir roman olabilecek bir konuya sahip. Yazarı ince, sürükleyici ve okuyucuyu yormadan tadı damakta kalan bir kitap hazırlamış.

  Kitaba geçmeden önce Çaturanga ne demek bilmeyenler için biraz bahsetmek istiyorum. "Çaturanga " satrancın atası olarak bilinir. Eski bir inanışa göre, Brahman Sissa adında bir bilge, boş zamanlarını tavla oynamakla geçiren hükümdarı Balhait’i hem eğitmek hem de eğlendirmek için bir savaş oyunu buldu (M.S.5.yy). O zamanlar Hint ordusu 4 kısımdan oluşuyordu:

1-Filler

2-Atlılar

3-Savaş arabaları

4-Yayalar

Brahman Sissa, Sankrit dilinde “4” demek olan (çatur) sözcüğüyle “kısım” anlamına gelen (anga) sözcüğünü birleştirerek yeni bulduğu savaş oyununun adını koydu:Çaturanga.

Satrançla ilgili bulunan ilk yazılı belgelere M.S. 3. yüzyılda, Hint hükümdarı II. Chandragupta zamanında ve “Çaturanga” adlı Sanskritçe oyunda rastlanmaktadır.

Çaturanga ve anlamı adında bu kadar bilgi verdikten sonra kitabımıza ve konusuna gelebiliriz.

     Metin hapisten yeni çıkmış ve annesi ile yaşayan birisidir. Kendisine sürekli iş aramaktadır fakat şansı hiç yaver gitmez. Annesi de onu evlendirmek istemektedir, hayat yalnız çekilmez değil mi ? Metin ise önce iş sonra evlilik diye düşünür. Bir gün satranç oynayan birisini görür. O da satranç konusunda bilgilidir . Adama oyununda yardım eder ve arkadaş olurlar. Yeni arkadaşı onu bir yere davet eder. Bu yeni arkadaş ve götürdüğü ortam Metin'in başını akla gelmeyecek bir belaya sokacaktır...

   Hızla okunan kitap satranç üzerinden bizi farklı bir dünyaya götürüyor ve aksiyonu bol bir ortamda buluyoruz kendimizi.

   Yazarın anlatım tarzı, hayal gücü ve konuya hakimiyetini çok sevdim. Yazarlık hayatında ve yeni kitaplarında başarılar dilerim. Emeğinize sağlık Murat Hojda.






Çaturanga - Murat Hojda
Kitabın Adı : Çaturanga
Yazar : Murat Hojda
Yayınevi : Cinius Yayınları
Sayfa Sayısı : 52


Metin, beş yıllık bir hapis hayatından sonra annesiyle yaşamaya devam etmektedir. Yeni bir başlangıç yapmak istemektedir ve iş arayışındadır. Bu sırada, yeni bir arkadaş edinir. Yeni arkadaşı onu bir satranç kulübüne götürür. Başlangıçta herşey olağan gözükmektedir. Fakat, Metin bir satranç mafyasına bulaşmıştır. Borcunu ödemek için bir satranç maçı yapar ve kazanır. Bu işten sıyrılmanın mutluluğunu yaşayarak eve döndüğünde annesini öldürülmüş bulur. Metin korkunç bir intikam alacaktır.


                                                            Kozmokitap

Gündüz Öğüt'ten Fantastik Öyküler “Masal Dağı'nın Sırrı”

Masal Dağı'nın Sırrı


Gündüz Öğüt'ten Fantastik Öyküler “Masal Dağı'nın Sırrı

Nehrin İki Yakası”, “Aghartalı” ve “Kader Bozucu” adlı yerli fantastik edebiyat eserlerinin yazarı Gündüz Öğüt’ün yazdığı benzersiz öyküler bir araya geldi. Yazarın “Masal Dağı'nın Sırrı” adlı öykü kitabı Yitik Ülke Yayınları'nca yayımlandı. Fantastik türdeki kült romanları Nehrin İki Yakası, Aghartalı ve Kader Bozucu adlı öykü kitabıyla tanınan Gündüz Öğüt, edebiyat yolculuğuna Masal Dağı'nın Sırrı’yla devam ediyor. Yazar, Masal Dağı’nın Sırrı’nda yer alan dokuz öyküsüyle okurlarını gerçeklerle hayallerin birbirine karıştığı bir dünyanın kapılarına davet ediyor. Yerli fantastik edebiyata büyük bir katkı bu kitap. Edebiyatı özleyen herkese iyi bir okuma önerisi.

“Harfler, heceler, kelime ve cümleler... Onlar yaşanmışlıklar kervanının sessiz taşıyıcılarıdır. Aynı zamanda onlar yüreklere, zihinlere ve hayallere uzanan köprülerdir. Eskinin hatıralarına, yeninin bilinmezlerine sessizce yağan yağmur damlacıklarıdır. İçlerinde söze gelmeyen ıstırapları, korkuları, yüzleşmeleri, özlemleri, sevinç ve umutları karşılık beklemeden sonsuza dek taşırlar.” (Kitabın Sözleri)

“Biliyorum ki attığın her adımda benden ve buradan biraz daha uzaklaşacaksın, ama şunu da biliyorum ki, attığın her adım seni kendine bir parça daha yaklaştıracak. Ve sen kendine yaklaştıkça yaşamın bir parçası olacaksın. Unutma ki buldukların, aradıkların olacak benim küçük Neflimim.” (Masal Dağı’nın Sırrı)
                                                            Kozmokitap
Scroll To Top