Aylak Adam Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Aylak Adam Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6/20/2020

Zeno'nun Bilinci - İtalo Svevo

Haziran 20, 2020 0 Yorum
Zeno'nun Bilinci

 Ne zamandır okumak için beklettiğim bir kitaptı Zeno'nun Bilinci . İnstagramda Aygül ( @okuyanhemşiree ) okuyalım deyince işte beklediğim fırsat diyerek okumaya başladım ben de . Benim yoğun olmam kitabın da akmaması nedeniyle uzun sürdü kitabı okumam .

                Hayat ne güzeldir, ne de çirkin; fakat orijinaldir.

Kitap doktor tarafından yazılan bir ön söz ile başlıyor . Kendisine psikoanaliz için gelen hastası artık ihtiyacı kalmadığı için gelmekten vazgeçmiştir. Doktor da bunun üzerine hastaya hayatını kaleme almasını istemiştir. Hastasının yazdığı satırları da yayımlatmıştır doktor . İşte okurken gülümsediğim bu satırları aynen aktarıyorum size:

Hastamın özyaşam öyküsünü ondan intikam almak amacıyla yayımlıyor ve bu durum karşısında hayli öfkelenmesini umuyorum . Buna rağmen , tedaviye kaldığımız yerden devam etmesi şartıyla bu eserde elde edeceğim geliri kendisiyle paylaşmaya da hazır olduğumu bilmesini de isterim. 
Önsöz kısmında sonra Zeno ile tanışıyor ve onun hayat öyküsünü yine onun ağzından okuyoruz.

Birinci Dünya Savaşı öncesi dönemde başlayan kitap birinci Dünya Savaşı sırasında bitiyor . Zengin bir aileden gelen Zeno hastalık hastası , evhamlı , biraz de bencil birisi olmasına rağmen iyi niyetlidir de . Olaylara genellikle kendi tarafından bakar ve yalan demeyelim de palavra sıkmayı da sever. Bunu yanlış olduğunu , sıkıntı yaratabileceğini fark etse de yine de kendine engel olamaz.

Kitap farklı bölümlerden oluşuyor . Sigarasını bırakmak istediği bölüm. Sigarayı bırakmak istediğini söylüyor da aslında bu bölüm sadece lafta kalıyor . Ne kadar çabalayıp yardım almaya çalışsa de kendi istemedikten sonra insan başarabilir mi??

Sigara bölümünden sonra babasını ölümü geliyor . Bu bölümde de babasının ölmesine kadar onunla ilişkileri ve ona karşı neler hissettiğinden bahsediyor .

Evliliği ve metresinin anlatıldığı bölümler var sırada . Evlilik kararı ve evliliğin nasıl gerçekleştiği de ilginç bir konu . Aslında trajikomik desek daha doğru olur. Türkiye'de olsa Zeno ile o aileden kimse evlenmezdi diye düşünüyorum. Fazla konuya girmeyeceğim ancak oldukça ilginç bir o kadar da tuhaf olduğunu belirtmeliyim.

İş ortaklığı kısmı bir sonraki bölüm de . Okurken en sıkıldığım bölüm bu oldu . Sayfalar akmak bilmedi.

Bu bölümden sonra da son bölüm ile kitabı bitiriyor yazar.

Kitapta Zeno'nun gözünden olanları okurken onun hissettiklerini ve zihninden geçenleri ve insan ilişkilerini okumuş oluyoruz. Zeno aslında sıradan , pek bir özelliği olmayan zengin birisidir. Yaşamı için de sıradan denilebilir ancak o yaptıkları ve davranışları ile sıradan sınırını geçiyor .

Oldukça yavaş okudum kitabı . Yoğun bir dönemde olduğum için yazara da haksızlık etmek istemedim. Okuduğum yazılarda İtalo Svevo'nun en iyi eseri diyenler vardı . Ben yazarın farklı bir kitabını okumadığım için kıyaslama yapamam . Kitap hakkında düşüncemi belirtebilirim ancak . Ben kitap hakkında ortada kaldım . Sevdiğim tarafları da oldu sevmediğim de . Sevmediğim derken konu ya da yazım tarzı değil sıkıldım okurken . Bazı yerler uzatılmış ve gereksiz geldi. Sevdiğim ve sevmediğim tarafları  bir tartıya koyarsam sevmediğim tarafı ağır basar ...








Zeno'nun Bilinci Kitabın Adı :Zeno'nun Bilinci
Yazar :İtalo Svevo
Yayınevi :Aylak Adam Yayınları
Orjinal adı : Zeno Cosini
Çevirmen : Nazlı Brigen
Sayfa Sayısı :567

Joyce ve Kafka'nın açtığı yoldan yürüyen Svevo'nun büyüleyici ve kendine özgü romanı Zeno'nun Bilinci, okurları yerinde duramayan ve durmadan kendini aldatan bir zihnin içine sokuyor. Psikiyatrının ısrarı üzerine kaleme aldığı itiraflarında, Zeno Cosini hem işadamı hem de nevrotik kişiliğinin tüm detaylarını gözler önüne seriyor. Bir yanlışlıklar komedisi, ağırdan almanın verdiği hazlara muzip bir tanıklık ve insan doğasının son derece açık bir biçimde masaya yatırılışı olan Zeno'nun Bilinci 20. yy. İtalyan edebiyatının en önemli romanlarından biri olmaya devam ediyor.








İtalo Svevo Kimdir?

İtalo Svevo (1861-1928) Gerçek adı Ettore Schmitz olan Italo Svevo, çağdaş Avrupa edebiyatının kurucularından biri sayılır. Orta Avrupa’nın kavşak noktası niteliğindeki Trieste’de doğan ve asıl mesleği mühendislik olan Svevo’nun herkesten sakladığı yazı denemeleri 1927’de dostu James Joyce tarafından keşfedildi. İlk romanı Una Vita (Bir Hayat-1892) ve diğerleri, Senilita (Yaşlılık-1898/Çev: Gül Işık), La Coscienza di Zeno (Zeno’nun Bilinci-1923/Çev: Gül Işık) ve ölümünden sonra yayınlanan La Novela del Buon Vechio e della Bella Fanciulla (İyi Kalpli İhtiyar ile Güzel Kız Çocuğunun Hikâyesi-1929) onun İtalyan ve Avrupa edebiyatındaki yerini belgeleyen önemli eserlerdir. Zeno...’nun devamı niteliğindeki romanını yazmaktayken bir trafik kazasında ölen Svevo’nın kısa hikâye, mektup ve tiyatro oyunu gibi değişik alanlarda eserleri vardır.


                                                     

5/15/2020

Dalgalar - Virginia Woolf

Mayıs 15, 2020 2 Yorum
Dalgalar - Virginia Woolf

 Dalgalar , Virginia Woolf'un bilinç akışı tekniği ile yazdığı kitaplardan bir tanesi. Birçok okura ve eleştirmene göre yazarın en iyi yapıtı . Benim yazarın okuduğum dördüncü kitabı . Okuduğum dördüncü kitap olunca yazarın tarzına iyice alıştığımı düşünebilirsiniz ancak işler hiç de göründüğü gibi değil.

Woolf okuması zorlu bir yazar. Sakin bir kafa ile ve tüm dikkatinizi kitaba vererek okumanız gerekiyor . Yoksa kitaptan hiçbir şey anlamazsınız . Bu durumu tecrübe ile biliyorum  . Okuyamam durumundan #readingslump çıkmak üzereyken kitaba başladım. Zaten benim kafam bir dünya olunca bir de böyle kaya sertliğinde bir kitaba başlayınca ilk darbe acıtıcı oldu . Kitabı okumaya başlayınca öncelikle diğer okuduğum kitaplardan farklı olarak şairane bir anlatımı olduğunu fark ettim. Bana mı öyle geliyor diye bu durumu araştırma gereği duydum ki yazar kendisi de bu kitabı ile ilgili olarak oyun- şiir demiş . Bu durumu fark etmeme kitabı okumamı kolaylaştırmadı tabii. Neredeyse kitabın yarısına kadar bazı bölümleri üç kez okuyarak ilerledim. Hatta bir ara kızıma ben mi bir şey anlamıyorum , ne okudun dersen hiçbir şey söyleyemem çünkü aklımda bir şey kalmadı dedim. Benim aklımda fikirler uçup bilincim oradan oraya akarken bak birisinin bilinç akışını kavramak kolay olmuyor. Kitabın yarısından sonra ise aktı gitti nasıl bitti anlamadım . Kitap bitince nasıl mutlu oldum , kendimle inatlaşarak kitabı sonuna kadar götürdüğüm için nasıl gurur duydum anlatamam. Bu konuda dalga geçebilirsiniz aldırış etmem :D

Dalgalar - Virginia Woolf


Konuya da kısaca değineceğim. Kitap altı arkadaşın hayatından kesitler sunuyor Bu kitapta bir kurgu beklemeyin diyor okuyanlar bize. Bilindik anlamda bir kurgu yok kitapta. Altı arkadaş var ve hayatlarının çeşitli dönemde yaşadıkları yada hissettiklerini onların düşünceleri , monologlarından anlıyoruz. Karakterlerin çevrelerindekileri , hissettiklerini ,olanları öyle bir betimleyerek veriyor ki yer yer gözünüzde canlanıyor yer yer bu ne anlatıyor diyorsunuz. Üç kız üç erkek arkadaş. Çocukluklarından hayatlarının son demlerine kadar onların hayatından çok zihninden geçenlere konuk oluyoruz.

Bölüm aralarında italik yazılarla kısa bölümlere yer vermiş yazar. Bu bölümlerde güneşin doğuşundan başlayıp batışına kadar farklı evrelerine ve bu evreler sahildeki dalgalara ve denizin durumuna yer veriyor . Bu italik bölümden sonra gelen bölümlerde de çocukların hayatlarındaki ve duygu düşüncelerindeki dalgalanmalara yer vermiş yazar.  Yazar italik bölümlerde güneşin doğuşu ile başlayıp batışı ile bitirirken ; ara bölümlerde de bunu çocukların yaşamı ile ilişkilendirmiş. Çocukluktan yaşlılığa doğru bir yolculuk ....

Dediğim gibi okuması zor bir kitap Dalgalar. Yazarın okuduğum kitapları arasında en sevdiğimin hala Kendine Ait Bir Oda olduğunu belirtmeliyim.



Dalgalar
Kitabın Adı : Dalgalar
Yazar : Virginia Woolf
Yayınevi :Aylak Adam Yayınları
Orjinal adı : The Waves
Çevirmen : Sevda Duman
Sayfa Sayısı : 256

Dalgalar'ın ilk kez yayımlandığı sırada yani 1930'lu yıllarda Virginia Woolf'un bu kitapta yapmak istediğini gerçekleştirmek epey zordu : Altı yakın arkadaşın bir olay örgüsüne dayandırılmamış yaşam öykülerini ,tek bir edebi aktarım diline bağlı kalmadan anlatmak. Fakat aslında hayat tam olarak buydu . Beklenenden ziyade aklınızın ucundan geçmeyeni yaşatan, duruldu derken alev alan, bitti denilen yerde tekrar başlayan.

Yaşananlar yaşandığı ritmiyle anlatılmalı, dalgaların sesine kulak verilmeliydi ve bu Woolf da bunu yaptı . Cesaretinin karşılığında ise yazımının üzerinden geçen onlarca yıla rağmen , onu okuyan herkese hala aynı şekilde dokunan ,aynı şiiri fısıldayan bu metni yaratmak oldu.








Virginia Woolf kimdir ?

Virginia Woolf
 1882 yılında Londra'da doğan Virginia Woolf , Victoria devri'nin tanınmış yazarlarından Sir Leslie Stephen'ın kızıdır .  Virginia Woolf, çocukluk yıllarında  kadınların ikinci planda kalması nedeni ile okula gönderilmedi. Victoria Devri'nden ve bu devirde olanlardan nefret eden Virginia Woolf  bir yazar olmaya karar verir. Kendisini babasının kütüphanesinde geliştiren Virginia Woolf, 1895'de bir gazetede kısa hikâyelerini yayımlatır.

   Virginia Woolf 1912 yılında Leonard Woolf ile evlenmiştir. Leonard Woolf eşi için bir basımevi kurmuştur ve bu da Virginia Woolf'un yazdığı kitapları yayımlatması için bir fırsat olmuştur. Perde Arası romanını yazdığı sıralarda artık kendini yeterince yetenekli hissetmiyor, yeteneğini kaybettiğini düşünüyordur. Her gün savaş korkusu ve yeteneğini kaybetmenin vermiş olduğu stres, dehşet ve korku sonucu ruhsal bunalıma girmiş, 28 Mart 1941’de içinde bulunduğu duruma daha fazla dayanamayıp evlerinin yakınlarında bulunan Ouse nehrine ceplerine taşlar doldurarak atlayıp intihar etmiştir. Virginia Woolf, geride iki intihar mektubu bırakmıştır. Birisi kardeşi Vanessa Bell'e diğeri ise kocası Leonard Woolf'a.

Virginia Woolf'un Okuduğum Kitapları :

* Kendine Ait Bir Oda 

* Mrs Dollaway 

* Deniz Feneri 




                                                     

3/28/2019

Deniz Feneri - Virginia Woolf

Mart 28, 2019 5 Yorum
Deniz Feneri - Virginia Woolf

   Her ay bir Virginia Woolf okumasında bu ay Deniz Feneri'ni okudum.  Kendine Ait Bir Oda kitabını okuduktan sonra bir çok kişiye hitap etmeyen bu kitabı çok sevmiş ve yazarın diğer kitaplarını da okumak istemiştim. Kitapları indirimde bulunda beş kitabını daha satın aldım. Bazen kitap alma hastalığım mı var diye düşünmeden edemiyorum :D Toptan almak yerine teker teker alsam daha doğru olur çünkü kitapları sevmeyince vicdan azabı çekiyorum ...

  Deniz Feneri'nde normal kitaplarda olduğu gibi giriş - gelişme ve sonuç kısımları yok. Aslında bakılırsa ilginç bir konusu da yok kitabın . Fakat yazarın en çok sevilen kitabıymış Deniz Feneri . Bilinç akışı tekniği ile yazılan kitap bu alanın öncülerinden sayılıyor. Daha önce okuduğum Mrs. Dalloway kitabını yazarken bu konudan da bahsetmiştim. 




 Tatile giden bir aileyi anlatıyor kitapta Virginia Woolf. Arkadaşları ile birlikte tatile giden bu ailenin küçük çocuğu deniz fenerine gitmek ve görmek istemektedir. Ailenin annesi ertesi günü gideceklerini söylerken babası havanın yağmurlu olacağı için gidemeyeceklerini söyler. Akşam bu konuşmalar ve akşam yemeği , herkesin düşünceleri arasında gidip gelmeler ile devam eder. Kitabın ikinci ölümünde ise aradan yıllar geçmiştir. Ailenin babası yaşlanmış annesi ise ölmüştür. Yıllar önce gidemediği deniz fenerine yıllar sonra giden evin oğlunun hislerini de öğreniyoruz bu bölümde. Hiçbir şey tabii ki çocukken hissedilenler gibi olmuyor.

Deniz Feneri - Virginia Woolf


  Virginia Woolf’un biyografisini yazan  Mina Urgan’ın, “annesine, babasına, çocukluğuna yakılan bir ağıt” şeklinde tanımladığı Deniz Feneri adlı romanında Woolf, özellikle Mrs ve Mr Ramsay karakterinde anne ve babasını yazdığı söylenir . Bu yüzden okurken özellikle bu karakterlere çok dikkat ettim.

   Kitap hakkında biraz bilgi verdikten sonra şahsi okuma tecrübemden de bahsetmek istiyorum . Kitabın başlarında kitabın içine girmek çok zor oldu. Bende mi problem var yoksa çeviriden mi diye çok düşündüm. Hatta ilk on sayfa içerisinde bazı yerleri sanki google çeviri ile çevrilip yazılmış zannettim. Belki çeviride bir problem olabilir fakat yazarın tarzından da kaynaklanıyor bu durum. Yazın bırakılmış cümleler . Benzer ifadelerin birbiri ardına kullanılması .. Açıkçası benim için zor bir okuma süreci oldu. Beni hiç bir klasik yıldıramaz derden Virginia Woolf kitapları bezdirdi ... Bu kitap ile şunu anladım ki yazarın tarzı bana göre değil. Şİmdi neden yazının başında toptan aldığım için pişmanlık duyduğumu anladınız mı!!! Kendime bazen kızsam da oluyor böyle şeyler :D Okumadığım sıfır kitapları satmayı planlarken kızım engel oldu. Sakın yapma sonra bundan da pişman olursun diye .... Neyse elimdeki kitapları okumaya devam...

Yazarla ilgili öğrendiğim ilginç bir anıyı da burada paylaşmak istiyorum. İnstagramda yazmıştım fakat kalıcılık açısından burada da bulunmasını istiyorum.

   Son yıllarda ( tarihi tam hatırlamıyorum ) ortaya çıkan bir mektuptan öğrenilmiş bu olay. " Yıl 1910. İngiliz donanmasının en yeni ve en büyük gemisi Dreadnaught’u görmek için Habeşistan kralının İngiltere’ye geleceği bilgisi telgrafla İngiliz donanmasına ulaşır. Kral ve heyetine, bahsi geçen gemide donanma tarafından bir karşılama töreni hazırlanır. Hatta Habeşistan bayrağı bulunamayınca Zanzibar bayrağım göndere çekilir. Habeşistan’ın milli marşı bile çalınır. Ancak sonraki günlerde gazetelerde flaş bir haber patlar; hem de fotoğraflarla kanıtlı! Yüzlerine kömür sürüp Habeşli gibi giyinerek orduyu selamlayan bu beş kişilik grup, uyduruk bir dil ve sahte bir çevirmenle koskoca İngiliz donanmasını trollemiştir. Daha da garibi, bu beş kişilik gruptan biri takma bıyık takmış bir kadındır; ve o muzip şakayı yapan kadın Virginia Woolf’tan başkası değildir! " Diğerleri de yazar ve oyuncudur. Hatta karşılamaya giden askerlerden birisi Woolf'un yeğenidir ve o da tanımamıştır yazarı








Deniz Feneri - Virginia Woolf
Kitabın Adı :Deniz Feneri
Yazar :Virginia Woolf
Yayınevi :Aylak Adam Yayınları
Orjinal adı : To the Lighthouse
Çevirmen : Sevda Duman
Sayfa Sayısı :240


Modernist edebiyatın öncü yapıtlarından olan ve karakterlerinin iç dünyalarını keşfe çıkan eşsiz bir bilinç akışı tekniğine sahip Deniz Feneri yirminci yüzyılın en büyük edebî başarılarından biri olarak kabul edilir. Bir aile tatilinin canlı, izlenimci bir betimlemesi olarak ele alınabilecek roman, evlilik, ebeveynlik, çocukluk, keder, zulüm ve acı hakkında okuru bir iç hesaplaşmaya sevk eder. Bu psikolojik içe bakışla ele alınan bellek, anılar ve sürekli değişen bakış açıları romana samimi ve şiirsel bir öz verir. Virginia Woolf, 1927'de yayımlanan yapıtıyla Victoria ve Edward dönemi edebî geleneğini reddederken, yitik zamanlara ve aile yaşamına döneminin çok ötesinde bir ağıt yakar.


Yazarın Okuduğum  Kitapları :

* Kendine Ait Bir Oda

* Mrs. Dalloway 


Virginia Woolf kimdir ?

Virginia Woolf
 1882 yılında Londra'da doğan Virginia Woolf , Victoria devri'nin tanınmış yazarlarından Sir Leslie Stephen'ın kızıdır .  Virginia Woolf, çocukluk yıllarında  kadınların ikinci planda kalması nedeni ile okula gönderilmedi. Victoria Devri'nden ve bu devirde olanlardan nefret eden Virginia Woolf  bir yazar olmaya karar verir. Kendisini babasının kütüphanesinde geliştiren Virginia Woolf, 1895'de bir gazetede kısa hikâyelerini yayımlatır.

   Virginia Woolf 1912 yılında Leonard Woolf ile evlenmiştir. Leonard Woolf eşi için bir basımevi kurmuştur ve bu da Virginia Woolf'un yazdığı kitapları yayımlatması için bir fırsat olmuştur. Perde Arası romanını yazdığı sıralarda artık kendini yeterince yetenekli hissetmiyor, yeteneğini kaybettiğini düşünüyordur. Her gün savaş korkusu ve yeteneğini kaybetmenin vermiş olduğu stres, dehşet ve korku sonucu ruhsal bunalıma girmiş, 28 Mart 1941’de içinde bulunduğu duruma daha fazla dayanamayıp evlerinin yakınlarında bulunan Ouse nehrine ceplerine taşlar doldurarak atlayıp intihar etmiştir. Virginia Woolf, geride iki intihar mektubu bırakmıştır. Birisi kardeşi Vanessa Bell'e diğeri ise kocası Leonard Woolf'a.


                                                     

1/21/2019

İyi Yaşlı Adamla Güzel Kızın Öyküsü - İtalo Svevo

Ocak 21, 2019 3 Yorum

İyi Yürekli Yaşlı Adamla Güzel Kızın Öyküsü

  1861-1928 yılları arasında yaşamış olan İtalo Svevo'nun  gerçek adı "Ettore Schmitz " dir . Çağdaş Avrupa Edebiyatının kurucularından birisi sayılır. Asıl mesleği mühendislik olan İtalo Svevo'nun ölümünden sonra yayımlanmıştır " İyi  Yaşlı Adamla Güzel Kızın Öyküsü  " .

   Kalemini merak ettiğim yazarlarsandı Svevo . Yazarın Zeno'nu Bilinci kitabının ününü de çok duydum ve okumak istediğim kitaplar arasına aldım. Kitabı D&R kampanyasında 12.90 TL ye görmüştüm fakat o anda almaya fırsatım olmadı ve daha sonra da o fiyata bulamadım . Bu konuda büyük pişmanlıklar yaşıyorum. Demek ki istediğim bir kitabı uygun fiyatlı görünce ertelemeden hemen alacağım yoksa bir daha bulamıyorum. Bu bana büyük bir ders oldu:))

İyi  Yaşlı Adamla Güzel Kızın Öyküsü 'nü yazar adından da anlaşılacağı gibi yaşlı bir adam üzerinden anlatıyor. Çok ince olan kitap yazarın usta kalemi sayesinde akıp gidiyor.

  Genç ve güzel bir kıza iş bulması konusunda yardımcı olan yaşlı bir adam kıza daha iyi iş bulmak için görüşmek üzere evine çağırır. Bir akşam yemeğinde konuşmayı planlasa da iş yemekten öteye gider. Yaşlı asam genç kızın cazibesine ve şehvete dayanamaz. Bir süre bu şekilde ilişkileri devam edip yaşlı adam genç kızın yanında kendisini genç hissetse de yaşlı bünyesi bu heyecana dayanamaz ve hastalanır...

Bu noktadan sonra yaşlı adam aslında niyetinin genç kızı koruyup kollamak olduğuna başta kendisini ve sonra bizi inandırmaya çalışır . Bunun için kıza öğütler verir ve hatta işi daha öte noktaya götürerek bir kitap yazmaya başlar.

  Adamın niyeti başta sadece yardım mıdır yoksa kızı kullanmak mı? Gerçekten söylediği kadar iyi niyetli midir ? Yazdığı kitap ile aslında kendi yaptıklarını mantığa büründürme çabasında mıdır? Yoksa yaptığını affedilmez bulduğu için bir çeşit özür dileme yöntemi midir?

Genç kız ise kitapta bir görünüp bir kaybolan pasif bir karakterdir. Onun hakkında fazla bir bilgi olmasa da yaşadıklarından rahatsız olduğuna dair bir emare yoktur . Hatta para için yapamayacağının olmadığını düşündüm .

Hızla okunan kitap yazarın kalemi ile tanışmak için iyi bir başlangıç olabilir.




Kitaptan Alıntılar :


"... insanlar, artık yapacak pek bir şeyleri kalmadığında ve ayaklarına gelen fırsatları görememeye başladıklarında, gerçekten yaşlanmışlardır."

"Yaşlı insanlar  , işin doğası gereği önlerinde pek uzun zaman kalmadığı , bir gözleri toprağa baktığı için acelecidirler biraz." 
" Güzel kadınlar , ilk bakışta bizde hep zeki oldukları izlenimini bırakır. Oysa asıl zeka , güzel bir simanın veya bakışın ardında gizlidir . " 
" Kısa bir süre ,  kendi varlığını hiçe sayıp iyi ve cömert davranmıştı. "
" Sonuç itibariyle ," dedi yaşlı adama , " bizim gibi yaşlılara çok fazla önem veriyorsun. Bu kadar da cazip adamlar değiliz . 






İyi  Yaşlı Adamla Güzel Kızın Öyküsü - İtalo Svevo
Kitabın Adı :İyi  Yaşlı Adamla Güzel Kızın Öyküsü
Yazar :İtalo Svevo
Yayınevi : Aylak Adam Yayınları
Orjinal adı : La Novella Del Buon Vecchio E Della Bella Fanciulla
Çevirmen : Fuat Sevimay
Sayfa Sayısı :80


Bu yaşananlar, yaşlı adamlarla hayatın, nasıl da düzenli aktığını gösterir. Genç bir erkekle birlikteyseniz her bir saatiniz bambaşka duygularla geçer oysa yaşlı bir erkekle birlikteyken, her bir saatin kendine has duygusu vardır. Genç kız, yaşlı adama ayak uydurdu. İstediğinde geldi; adamın işi bittiğinde gitti. Ve aralarda da sevişip, ardından keyifle yemek yediler. Belki yaşlı adamın biraz fazla yiyip içtiğini söyleyebiliriz ama herhalde kıza gücünü, dirayetini göstermek derdindeydi. Yaşlı adamın bu sebeple hasta düştüğünü ima etmek değil niyetim. Elbette bir yaştan sonrası şarabın, yemeğin ve hatta aşkın fazlasını kaldıramaz. Bunlardan birisi, diğerini tetiklemiş olabilir ama yine de bunun üstünde fazla durmuyorum.

Yaşlı bir adamın, genç ve güzel bir kızın çekimine kapılmasıyla başlayan, bireyin vicdanıyla toplumun değerlerinin sınırlarına kadar uzanan; cinsel arzuların yer yer suç ve ceza ekseninde ele alındığı, enine boyuna tartışıldığı bu hikâye, Svevo'nun düşüncelerinin adeta damıtılmış ve bir sarnıçta biriktirilmiş halidir.


                                                            Kozmokitap

4/13/2018

Tarçın Dükkanları - Bruno Schulz || Kitap Yorumu

Nisan 13, 2018 1 Yorum
Tarçın Dükkanları - Bruno Schulz


    Bu, uyuyanlar arasında birçok bölüme , parçalara, rapsodilere ayrılan uzun bir hikayedir . Biri susarken öteki hemen onun kaldığı yerden devam eder ve böylece evin odalarında uyuyanlar kurutulmuş bir gelinciğin yaprakları arasındaki tohumlar gibi hareketsiz yatıp solup alıp verdiklerinde gün doğumuna doğru büyürlerken bu hikaye geniş ve epik zigzaglar çizerek devam eder. 

   1892- 1942 yılları arasında yaşamış Polonyalı sanatçı ve yazardır Bruno Schulz . Lvov'da mimari okuyup Viyana'da Güzel Sanatlar Akademisi'ne gitmiştir. Yaşadığı gettoda bir Nazi subay tarafından vurularak öldürülen yazar arkasında iki eser bırakmıştır. İsrailli yazar David Grossman yazarın nazi subay tarafından eğlencesine vurulduğunu yazmıştır. Sonrasında ise vurulmasının gerçek sebebinin asla öğrenilemediğini de belirtir.



Tarçın Dükkanları - Bruno Schulz
Bruno Schulz - Otoportre


  Yazarı merak edenler için Adam Sikora'nın yönettiği bir belgesel mevcuttur. Sanatçıyı tanıyanlara ulaşılmış ve yapıtları bu belgesel ile hayat bulmuştur.


Tarçın Dükkanları - Bruno Schulz
Bruno Schulz || Organ-Grinder in the courtyard


   Hayatın koşturmacasına , hızlı yaşam koşullarına ve hızla okunan aksiyon dolu kitaplara alışmış olan ben kitabı alıp okumaya başladığım zaman bir kayaya toslamış gibi hissettim. Bazen düşünmeden o kadar hızlı hareket ediyoruz ki hayatı kaçırıyor ve aslında gözlerimizin önünde olan güzellikleri kaçırıyoruz. Kitabı okumaya başlayınca bana olan da buydu. Aksiyon , gerilim , romantizm kitaplarının arasına o kadar boğulmuştum ki daha yavaş bir tempoda akan ve betimlemelerin dibine vuran bir kitaba başlayınca önce şaşırdım. Sonra ben anlamıyor muyum diye okuduğum sayfayı tekrardan okudum . Sonra derin bir nefes aldım ve sakinle , rahatla , hayatı yavaş tempoya al ve tadını çıkar diyerek kitabı tekrar okumaya başladım....


  Yukarıda yazdıklarımdan anlaşıldığı gibi hızla okunan , olayların bir çırpıda çözüldüğü bir kitap değil Tarçın Dükkanları. Kısa kısa bölümlerden oluşuyor. Ve her bölüm de öyle inanılmaz birbirinden ilginç , sürükleyici olaylar değil. Sıradan olağan , yaşamın , bir ailenin içinden kesitler anlatılıyor. Bir çocuğun gözünden , onun anlatımı ile... Zaten kitapta ilgi çekici olan , kitaba bağlayan da olaylar ya da tam olarak ne olduğu değil. Yazarın bir sanatçı gözü ile bir çocuğun hayal gücünü birleştirerek bize çevremizin aslında ne kadar olağanüstü olduğunu göstermesi. Gözlerimizin kanıksadığı , beynimizin artık olağan kabul ettiği olaylar ve eşyalar aslında dikkatli bakılınca ne kadar da büyüleyicidirler. Hele de bunlara bir çocuğun gözünden onun hayal gücünü kullanarak bakmayı deneyin. İşte yazar kitapta bize bunu yapıyor. Hayatın bir iki kelimeye sığamayacak kadar zengin ve muhteşem olduğunu , her olayda büyüleyici bir yanı olduğunu zor yoldan da olsa gösteriyor.

  Bu kitap ile muhteşem bir edebiyat ziyafeti çekeceğinizi söyleyebilirim. Herkese hitap eden bir kitap diyemem. Çünkü klasiklerden olduğu kadar bolca tasvir ve edebiyat öğesinden de zevk almayan hoşlanmayanlar vardır. Siz de benim gibi klasik kitapları seviyor , Dostoyevski'nin o zor okunduğu söylenen kitaplarını zevkle okuyorsanız Proust ile karşılaştırılan ve Kafka'nın lehçedeki ruh ikizi olarak görünün Bruno Schulz'un Tarçın Dükkanları kitabını seveceksiniz diyorum.

Tarçın Dükkanları - Bruno Schulz


Kitap hakkında yazılanlar : 

"Hayal gücü açısından zengin, dünyevi tutkular açısından duygusal, üslupta zarif, nükteli, gizemli bir estetik bakışla desteklenmiş öyküler."
                                  - J.M. Coetzee 


"Schulz kolayca sınıflandırılamaz. Kimi zaman bir gerçeküstücü, bir simgeci, kimi zaman ise bir dışavurumcu, bir modernist olarak adlandırılabilir... Bazen Kafka gibi, bazen Proust gibi yazan Schulz, onların ulaşamadığı derinliklere ulaşmayı başardı."
                               - Isaac Bashevis Singer 

  "Kitaplarımı her açtığımda, evini nadiren terk eden bu yazarın, kendine özgü bir dünyayı ve gerçekliğin alternatif bir boyutunu nasıl yarattığını yeniden keşfetmek beni hayrete düşürüyor."
                         - David Grossman




Tarçın Dükkanları - Bruno Schulz


Kitabın Adı :Tarçın Dükkanları
Yazar :Bruno Schulz
Yayınevi :Aylak Adam Yayınları
Orjinal adı : Sklepy Cynamonowe & Sanatorium Pod Klepsydra
Çevirmen : Neşe Taluy Yüce
Sayfa Sayısı :304

Bruno Schulz 1942 yılında bir Nazi subayı tarafından katledildiğinde dünya edebiyatı bu erken kaybın henüz farkında değildi. Hayatı boyunca, eserleri hakkında çok az konuşuldu, ancak olağanüstü yetenekleri zamanla kendisine uluslararası bir okur kitlesi kazandırdı. Proust ile karşılaştırılıp Kafka'nın Lehçedeki ruh ikizi olarak da anılan Schulz'un öyküleri, yirminci yüzyılın en yetenekli ve etkili yazarlarından birinin gerçeküstücü üslubunu da gözler önüne seriyor. Tarçın Dükkânları, Neşe Taluy Yüce'nin Lehçe aslından yetkin çevirisiyle Türkçede.



Yazarın hayatını araştırırken kullandığım kaynaklar:

* http://www.vogue.it/en/uomo-vogue/news/2012/01/bruno-schulz

* http://logtv.com/storefront/product/bruno-schulz/

* http://www.artnet.fr/artistes/bruno-schulz/



Kozmokitap




                                                           

3/21/2018

Melankolinin Anatomisi ( I . ve II. Fasikül ) - Robert Burton || Kitap Yorumu

Mart 21, 2018 1 Yorum
Melankolinin Anatomisi


   İnsan anatomisine ve latince kelimelere oldum olası meraklı oldum. Bu merak ile ters düşerek okulda en sevmediğim derslerden birisi anatomidir. Nedeni ne insan vücudu ve de bolca ezberlemek zorunda kaldığımız latince kelimelerdi . sebebi dersin öğretiliş şekli ve öğretmenin tarzıydı. Bu tarz bir ders görselsiz anlatılırsa ne derece etkili olur ya da öğretici olur siz düşünün artık. Görsel kaynaklar olmadan kuru kuruna organlar , sinirler ve kaslar ile isimlerini ezberleyip öğrenmek çok zor değil ancak çok keyifsizdi. Dersi sevmesem de anatomi adı geçen kitaplar ve konular halen ilgimi çekmeye devam ediyor. Bu konuda ilgimi kaybetmediğime  de seviniyorum.

   İngiliz akademisyen ,yazar , papaz , melankoli , astronomi ve matematik üzerine araştırmalar yapan birisidir Robert Burton. 1577 - 1640 yılları arasında yaşayan yazarın ölüm nedeni bilinmemekle birlikte intihar ettiği düşünülmektedir.

   Kitabın ingilizce versiyonu 1424 sayfadır. Yazar kendi döneminde altı fasikül halinde yayımlamıştır kitabı. Orjinal olandan hareket ederek bizde de altı fasikül olacağını düşünüyorum kitabın.


Melankolinin Anatomisi


Melankoli eski Yunancada " kara safra " anlamına gelse de kitapta yaygın kanı olarak " hiçbir görünür vesilesi olmadan , her zaman korku ve kederle yoldaşlık eden , ateş olmayan düşkünlük durumu " olarak tanımlanır. Yazar I . Fasikülde melankoliye tam giriş yapmadan anatomi hakkında bilgi vermektedir. Kitapta kendinden Yeni Demokritos olarak bahseder. Bulunduğu çevrede bu durumdan dolayı eleştirilse de bundan vazgeçmez yazar. Kitaba tam olarak geçmeden önce çevirmenin önsözünü okumadan kitaba geçmemenizi tavsiye ederim.

  Yaklaşık ilk otuz sayfada yazar kitabını ve bölümlerini tanıtan şiirler yazmıştır. Bu bölümden sonra da melankoliye neden olan ve ondan organlara ve anatomilere geçmiştir. İlk başta okurken Shakespeare okuyorum zannettim. Yazarın üslubu ve anlatım tarzı çok benziyordu. Şiirler bitip metim bölümlerine geldiğimde ise yazarın eğlenceli ve esprili tarzına hayran oldum. Eski filozof ve bilim adamlarının görüşlerine ve düşüncelerine de kitabında bolca yer veren Burton'un kitabı çok bilgilendirici olmuş. Kelimelerin bir çoğu latince olduğu için ben rahatsız olmadan okudum fakat bu konulara uzak olanlar kitabın sonlarında biraz sıkılabilirler. Anatomi hakkında yer verdiği ve bildirdiği konulardan bazıları günümüzde hala geçerli olsa da bazıları tıp ve teknoloji ilerlediği için daha da gelişmiştir. I. fasikül benim için hem eğlenceli hem bilgilendirici hem de geçmiş ve bugün arasındaki farkı görmemi sağladı.

II. Fasikülde ise Burton melankolinin nedenlerine giriş yaparak başlıyor. Melankolinin türleri ve çeşitlerini yazdıktan sonra da farklı çevre ve olayların melankoliye nasıl sebep olabileceğini açıklamaya çalışıyor. Din , aşk, cadılar , fallar, ,iblisler , cinsellik ,beslenme ,alık , hayal gücü , .. gibi  konulara ayrı ayrı değiniyor yazar. Her bölüm ilginç ve çoğu yerde kahkahalarla okudum kitabı. Aklıma gelmeyecek şekillerde konuya değinmiş yazar. Kitabın başarılı olmasının en büyük sebebi de anlatım gücünün kuvveti ve okuyucunun dikkatinin nasıl çekeceğini bilmesi banma göre.

  Bu ana kadar kitabı ne kadar sevdiğimi ve büyük bir dikkatle okuduğumu anlamışsınızdır. Kitabın sevmediğim ve özellikle sinir olduğum bir yerini de sizlerle paylaşmazsam vicdan azabı çekerim. Adem ve Havva'dan bahsettiği bir bölümde "Türklerin Kuran'ı ise bu konuda hayli saçma ve gülünçtür." cümlesini kullanmıştır. Buna benzer bir cümle birinci fasikülde de geçmişti fakat orada diğer dinlerden de uzak bir görüş sergilediğini düşündüğüm için tüm dinlerden uzak mı diye düşünmüştüm her ne kadar papazlık yapmış olsa da . Fakat ikinci fasikülde de benzer cümleye yer vermesi beni oldukça kızdırdı. Öncelikle Kuran sadece Türklerin değil tüm müslümanların kutsal kitabıdır. Bizim kutsal kitabınıza saçma ve gülünç diyen birisi Lucifer yani şeytana başmelek demesi daha komiktir. Şeytan bir melek değildir ve o ateşten yaratılmıştır. Bu konuda taviz veremem üzgünüm.

Kitaptan alıntılar:

" ... eğer dizginleri boşa alıp , şehvete , öfkeye , hırsa , gurura kapılıp yoldan çıkarsak , o zaman canavara dönüşeceğiz, değişeceğiz , yaradılışımızı inkar edip Tanrı'yı kızdıracağız ve ceza olarak da melankoliyi ve her çeşit tedavi edilemez hastalığı başımıza dert alacağız. "


" ... bazı hastalıklar beynin dışkılaması ile ilgilidir : nezle , hapşırma, burun akıntısı ... vb."

" hayatımız da , tıpkı gökyüzü gibi , bazen iyi , bazen gölgeli, fırtınalı ve sakindir ; tıpkı bir gül gibi dikenleri ve çiçekleri vardır ; bir yılın ılıman bir yazı , çetin kışı , kuraklığı ve gene serin yağmurları olduğu gibi hayatımızda neşe , umut , korkular, üzüntüler ve iftiralar birlikte var olur".

Melankolinin özünün çeşitliliği etkilerinin de çeşitli olmasına sebep olmuştur . Eğer vücudun içindeyse ve bozulmamışsa humma, bozulmuşsa sıtma, eğer derideyse cüzzam, eğer organlarda ise iskorbüt gibi çeşitli hastalıklar ortaya çıkar. Eğer sorun akıldaysa , çok farklı karışımlardan oluştuğu için , deliliğin ve düşkünlüğün bin bir türü görülür.

" ... melankolik kişiler şeytani tahriklere ve sanrılara daha yatkındırlar ve şeytan da böyle insanları kandırmaya daha meyillidir. "

" Özellikle sarımsak ve soğan bir sene boyunca bol bol tüketilirse insanı çıldırtır. "




Melankolinin Anatomisi
Kitabın Adı :Melankolinin Anatomisi 1.- 2. Fasikül
Yazar :Robert Burton
Yayınevi :Aylak Adam Yayınları
Orjinal adı :The Anatomy of Melancholy
Çevirmen :Merve Tokmakçıoğlu
Sayfa Sayısı :159 - 356


Tarih boyunca kimi kitaplar dünyayı değiştirdiler. Kendimizi ve birbirimizi görme biçimlerimizi etkileyip tartışma ortamını alevlendirmişlerdir. Muhalif düşünceyi, savaşları ve devrimleri tetiklemiş; insanları aydınlatmış, öfkelendirmiş, kışkırtmış ve teselli etmişlerdir. Yaşamlarımızı zenginleştirmiş ve onları yok etmişlerdir. Melankolinin Anatomisi de bu kitaplardan biri. Bugüne kadar çok az yazar Robert Burton'ınki gibi zincirlerinden kurtulmuş bir üslupla insan doğasının derinliklerine inmeyi göze alabildi. Elinizdeki ikinci fasikül ile melankolinin kökenini ve nedenlerini irdeleyen Burton, sizi keşfetmenin büyüsüne davet ediyor.


                                                            Kozmokitap

2/03/2018

Op Oloop - Juan Filloy || Kitap Yorumu

Şubat 03, 2018 2 Yorum
Op Oloop - Juan Filloy

    2000 Yılında 106 yaşında aramızdan ayrılan Arjantinli yazar Juan Filloy'un romanı olan Op Oloop ilk olarak 1934 yılında yayımlanmıştır. Türkçede ise ilk defa yayımlanan kitap Aylak Adam Yayınları'ndan çıkmıştır. Dip not olarak belirteyim ;  yazarın bir çok kitabının ismi  yedi harften oluşmaktadır . Bu da yazarın farklı bir tarafıdır.

   Op Oloop oldukça farklı , okuyucuyu zorlayan , bittikten sonra düşünmeye sebep olan tabiri caiz ise beyin yakan bir kitap. Okurken bazı cümleleri daha iyi anlayabilmek için iki bazen de üç kez okuduğum oldu. Cümleleri daha iyi algılayabilmek için tekrar tekrar okudum bazı cümleleri . Freud da kitabı okuduktan sonra el yazısı ile bir mektup yazarak kitabı çok beğendiğini söylemiştir yazara.

    Kitapta Optimus Oloop adında bir istatistikçinin farklı geçen bir günü anlatılıyor.  Optimus Oloop'ı kitap boyunca Op Oloop olarak okuyoruz. Op Oloop takıntı düzeyinde titiz ve düzenli bir insandır. Matematikçi olduğu için de çevresindeki her şeyi matematik ve sayılar olarak görmektedir. Her gününü planlamakta ve çizgisinin dışına çıkmamaktadır. Çıktığı zamanda büyük bir rahatsızlık duyar. Kitapta bahsi geçen gün de her gün gibi başlasa da çizgisinden şaşmasına sebep olan bir kaza Op Oloop'ın düzenini altüst edecektir ve onu nerelere sürükleyeceğini de okuyarak göreceğiz.

    Op Oloop'un düzenin dışına çıkması yetmezmiş gibi bir de hissettiği aşk onu daha da dengesiz bir hale getirecektir.

   Kitapta farklı bir güne tanıklık ederken aynı zamanda matematiksel bir zekaya sahip Op Oloop'un duygusal ve psikolojik durumuna da tanıklık ediyoruz.

  Aslında Op Oloop'ın başına gelenler trajikomik . Kendisi de sıkça karşılaşacağımız bir insan tipi değil. Kitabı okurken en çok güldüğüm yer bolca yer kaplayan yemek davetinin sebebini öğrenmem. Kitabı okumak isteyenler için nedenini burada yazmayacağım.

   Kitabı okurken yer alan psikolojik tahliller ve bilgileri görünce Freud'un neden Op Oloop'ı bu kadar sevdiğini anladım.

   Son bölüme kadar oldukça ayrıntılı yazan yazar son bölümde sanki hızlanarak kitabı bir anda bitirdi gibi hissettim. Sanırım biraz daha uzayıp farklı şeyler olacağını tahmin ediyordum .

Op Oloop - Juan Filloy


   Kitapta işaretlediğim bir çok yer oldu . Onlardan birkaç cümleyi buraya not düşüyorum :


" .... huzursuzluğun gizemi, her şeyi anlatma çabasında gizlidir... "

" Siyasette cömertlik , düşmanın gözünde kusur , dostun gözünde hem erdem hem kusurdur. "

" İnsan kazalar dünyasında bir kazadan ibarettir," demiş Nietzsche.

"Sofokles'in , Vergilius'un , Cicero'nun edebi zaferleri aşırı aylaklığın kelimelere dökülmüş halinden başka nedir ki?"

"Geçmişteki güzellikleri sahiplenip bugünün üstünlüklerini küçümseyen bilginleri kınıyorum. "


  Bu farklı kişilikle tanışmalı , bu kitabı okuyarak ona şans vermelisiniz diyorum. Bu derken şunu hatırlatmayı da kendime borç biliyorum " Bu kitap çerezlik bir kitap değil, okurken zorlanabilirsiniz. Fakat bittiğinde farklı bir tat duyumsayacaksınız. "


Kitap Hakkında Yazılanlar: 

   Julio Cortázar Filloy, kendisini Jorge Luis Borges ve hatta Balzac ile kıyaslayan genç yazarlar ve eleştirmenler tarafından tekrar keşfedildi... Freud Op Oloop'u o kadar beğenmişti ki Filloy'a el yazısıyla yazılmış bir tebrik mektubu gönderdi.

                                                   - The Telegraph -


 “Biz Arjantinliler gerçek mizahçılarımızın sonuncusu olan Juan Filloy’u da kaybettik. Filloy, ruhun filozofuydu; 3 asra da tanıklık etmiş bir adamdı o, çünkü zamanın akıntısına kapılmadan nasıl yaşayacağını hep bilmişti.”

                                                 - Luisa Valenzuela -

    “Henry Miller ve Céline'in gösterdikleri üzere, özgürlüğü kullanmak önemli bir meseledir ve bir başka önemli mesele de Filloy'un bunu onlardan önce gerçekleştirmiş olmasıdır.”

                                                 - Bernardo Verbitsky -








Kitabın Adı :Op Oloop
Yazar :Juan Filloy
Yayınevi :Aylak Adam Yayınları
Orjinal adı :Op Oloop
Çevirmen : Zeynep Çelikel
Sayfa Sayısı : 240



1934 yılında yayımlanan romanı Op Oloop, Buenos Aires'te yaşayan Fin istatistikçi Optimus Oloop'un sıradışı bir gününe odaklanıyor. Yaşamını da mesleğinde olduğu gibi ölçerek yaşamaya alışmış kahramanın sıradan bir günü başına gelen bir trafik kazasıyla altüst olur. Filloy'un düzmece dili, Optimus Oloop'un ruhsal çöküşüne giden yolu an be an döşer. Ruhun felsefecisi bir yazardan, çağına olağanüstü bir bakış.




                                                            Kozmokitap

12/02/2017

Fil - Elio Vittorini || Kitap Yorumu

Aralık 02, 2017 1 Yorum
Fil - Elio Vittorini

İtalyan yazar Elio Vittirini'nin kaleminden çıkan Fil hızla okunan , incecik bir kitap . Aylak Adam yayınlarından çıkan kitabın kapağını çok sevdiğimi söylemeliyim. Kitabın içi gibi sade bir kapak.

  " Bir ev dolusu insandık , ama içimizde çalışıp aldığı haftalığı eve getiren tek kişi kardeşim Euclide'di. "

Yazar kitabına bu cümle ile başlıyor. Kitabında yazdığı aile de aynı kendi ailesi gibi fakir bir aile. Demiryolu işçi bir babasının oğlu olan Elio Vittorini zor şartları çok iyi bildiği için kalemine de ustalıkla yansıtmıştır. Ünü İtalya sınırlarını aşan yazar en sevdiği kitabının da " Fil " olduğunu söylemektedir.

  Orjinal adı  " Il Sempione strizza l'occhio al Frejus " olan kitabın tecümesi " Semplon , Frejus'e Göz Kırpıyor "olan kitap " Fil " adıyla basılmıştır ki bence bu isim orjinal isminden daha uygundur kitaba.


 Kitapta yoksul , kendi yağı ile kavrulmaya çalışan bir aileyi anlatmıştır yazar. Anlatıcımız da bu ailenin bir parçasıdır. Aileye para getiren çocuk - ben çocuk diyorum fakat evli barklı adam aslında - getirdiği bütün parayı annesine vermektedir. O da ev için gerekli şeyleri almak istemekte fakat bütün para ekmeğe gitmektedir. Evde anne , onun yeni kocası , çocukları, gelinleri , torunları ve büyükbaba yaşamaktadır.

  Büyükbaba o kadar iri birisidir ki anne ona "Fil " demektedir. Zamanında çok çalışmış olan büyükbaba iri ve bir o kadar da kuvvetlidir. Onun için anne bazen onu övmek bazen de yermek için " Fil " demektedir. Eve para geldiği zaman da tüm ev halkının tek şikayet ettiği konu büyükbabanın çok ekmek yemesidir. Eğer o ekmek yemese ona verecekleri para ile katık farklı yiyecek alma hayali kurmaktadırlar.

  Evdekilerin tek yemekleri ekmek ve topladıkları hindibalardır. Hindibaları haşlayınca bunu ekmekle beraber büyükbabaya veriyorlar, suyunu da aile çorba olarak içmektedirler. Bazen de ekmekleri ıslatarak yerler....

    Bir aile örneği üzerinden dönemindeki yoksulluğu, çaresizliği , sefaleti anlatır yazar. Anlatımında çok fazla duygu bulamazsınız. Fakat anlatımın sadeliği ve tasvirlerin muhteşemliği  karşısında hayran olmamak elde değildir.

Kitaptan alıntılar : 

"Çaresizliğini anlatmak için annemin yaptığı tek şey büyükbabaya fil demekti. " Adam adam değil, fil mübarek"

" Güçlülük , eğer bir filde olduğu gibi , yumuşaklık , sessizlik ve eli açıklıkla birleşirse , soylu olur. Yoksa hiç de soylu bir şey değildir."

"Bu dünyada gerçekten konuşabileceğin insan o kadar az ki," dedi. " Kimse kimseyle doğru dürüst konuşmuyor aslında. ..."

 " Fillerin yaşarken kendilerinin de bilmedikleri gizli mezarlıkları vardır. Yaşlı filler ölme zamanları gelince , işte bu mezarlıklara giderler. "

"Onların bilgelikleri de burada ya ," diye devam etti konuğumuz. " Vakti gelince , ancak gidecekleri yere varacak güçleri kaldığını anlamalarında. "

“Demek istiyorum ki, öldüğümüzü önce kendimiz biliriz, o zaman gelince de hazırlıklı olmamız gerekir.”

“Siz de bilirsiniz ya, insan bazen sağır olmaz, sadece duymaktan bıkmış olabilir.”




Fil - Elio Vittorini
Kitabın Adı : Fil
Yazar :Elio Vittorini
Yayınevi : Aylak Adam
Orjinal adı :Il Sempione strizza l'occhio al Frejus
Çevirmen : Gönül Çapan
Sayfa Sayısı : 120


İtalyan yeni gerçekçiliğinin usta yazarı Elio Vittorini'nin akıldan çıkmayacak, mitsel anlatısı Fil, orta yaşlı bir kadın ve onun yarı kötürüm babası arasındaki ilişki üzerinden kırsal yaşamın açmazlarına mercek tutuyor. Gençliğinde ağaçları kökünden sökebilecek güçte bir adam olan ve çevresi tarafından çok sevilen "fil"in ormanın derinliklerindeki kayboluşuna doğru giden yolculuğa odaklanan anlatının arka planında ise, sonsuz bir biçimde ve amaçsızca hareket eden trenleri, sefaleti, buruk bir çaresizliği vaaz eden savaş deneyimi kendini belli ediyor. Calvino ve Borges'in son dönem yapıtlarını, aynı zamanda 2. Dünya Savaşı sonrasının insancıl ve kasvetli İtalyan sinemasını çağrıştıran olağanüstü bir anlatı.


                                                            Kozmokitap
Web sitemizdeki fotoğrafların, yazıların izin alınmadan kopyalanması, yayınlanması, alıntı olduğu ve kaynağı belirtilmeden bir takım amaçlar için kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasasına aykırıdır. İzin alınmadan kopyalanan resim ve yazılarımızla ilgili dilekçe ve dava açma hakkımız saklıdır.