Babil Kitaplığı Serisi'nden "Konuk Kaplan "


Kozmokitap


  Kırmızı Kedi Yayınları'nın Babil Kitaplığı serisinden Konuk Kaplan. Kitap ismini içerisindeki bir öyküden alıyor. Konuk Kaplan da dahil kitapta on altı öykü yer almakta. Aslında öyküden çok kısa masallar bana göre. Okurken masal tadı aldım öykülerde.

  Jose Luis Borges'in ön sözü ile başlıyor kitap. Kesinlikle okumadan kitaba başlamayın. Çin edebiyatı hakkında harika bilgiler yer alıyor bu kısımda. Bu bölümde Çin'in batıl inançları çok güçlü bir ülke olduğundan bahsediliyor. Romanlarında gerçeküstü , imkansız olaylar yer alsa da bu ülke insanları tarafından bunlar gerçeküstü olarak algılanmıyorlarmış çünkü bu onlara göre gerçekmiş. Bu bana çok ilginç geldi. Bu bilgi ışığında seyrettiğim filmleri gözümün önüne gelince konular ve filmdeki sahneler onların kültürlerine göre daha anlamlı gelmeye başladı .

Kitaptaki ilk on dört öykü P'u Sung - Ling'e ait. Qing Hanedanı döneminde fakir bir ailede doğan yazar edebiyattaki başarılarından dolayı GongSheng dercesiyle onurlandırılmış ve hayatının çoğunu öykülerini yazarak geçirmiş. Öyküleri kısa , masalsı bir tada sahip ve onlara göre gerçekçi bana göre ise doğaüstü olaylarla bezeli . Öldükten sonra başka bir bedene giren ruh , iblisler , Ölüler ülkesi  ... gibi.  En kısa öykü ise Para Irmağı . Öyküyü size fikir vermesi açısından burada paylaşmak istiyorum :

Ünlü bir beyin uşağı , bir gün efendisinin bahçesindeyken akıp giden bir para ırmağı gördü . Irmak yaklaşık bir metre enindeydi , derinliği de bir o kadar vardı . Çabucak ırmaktan iki avuç dolusu kadar para alıverdi . Sonra geri kalanını da toplamak için kendini ırmağa bıraktı ama ayağa kalktığında gördü ki bütün ırmak altından akıp gitmiş. Kendine de kala kala o ilk iki avuç dolusu para kalmış. "Ah!" diyor yorumcu burada , "para sürekli dolaşımda olan bir şeydir, kimse üstüne yatıp da hepsini kendine saklayamaz."

Son iki öykü ise Cao Xuequin'e ait. Cao Xuequin de Qing Hanedanı dönemi yazarı . On yılı aşkın bir süre Çin'in en önemli klasik yapıtlarından biri sayılan Kızıl Köşk Düşleri'ni yazmıştır. Kızıl Köşk Düşleri Çin'de belki de roman kişilerinin en fazla olduğu yapıttır . Dört yüz yirmi bir roman kişisi bulunmaktadır kitapta. Bugüne kadar bu romanın tamamının çevrilmesi düşünülmemiştir. Tamamı çevrilseydi üç bin sayfayı kaplayacağı belirtiliyor ön sözde.

Uzak doğu edebiyatını her zaman sevdim ve seveceğim. Masal tadında olan bu kitap da doğaüstü ve gizemli öğelerin arasına hayata dair derslerin yerleştirildiği özgün yapıtlardan bir tanesi.

Belli bir niyetle erdemli olanlar, erdemli olmalarına karşın ödüllendirilmemelidir. Niyet etmeden kötü olanlar, kötü olmalarına karşın cezalandırılmamalıdır.


Konuk Kaplan
Kitabın Adı :Konuk Kaplan
Yazar :P'u Sung-ling
Yayınevi :Kırmızı Kedi
Çevirmen :C. Hakan Arslan
Sayfa Sayısı :96


“Düşlerin ya da daha yerinde bir deyişle, kâbuslara özgü dehliz ve labirentlerin krallığı: Yaşama geri dönen ölüler, aniden kaplana dönüşen yabancı bir ziyaretçi, aslında yeşil suratlı bir şeytanın üzerindeki kürkten başka bir şey olmayan çok güzel bir genç kız. P’u Sung-ling’in öykülerinden oluşan bu kitaba, onlar kadar şaşırtıcı ve umutsuz iki öykü daha ekledik. Yazarı büyük bir olasılıkla Cao Xueqin olan Kırmızı Köşk Düşleri XVIII. yüzyılda yazılmıştır. ‘Pao-Yu’nun düşü’, Lewis Carroll’ın Alice Harikalar Diyarında adlı yapıtında Alice ile Kırmızı Kralın birbirlerini düşledikleri bölümün ön anlatımıdır. Başlığı erotik bir eğretileme olan ‘Ay ve Rüzgâr Aynası’ ise belki de yazın sanatında tek başına duyulan cinsel hazzın onurlu ve kederli biçimde işlendiği tek anlatıdır.” 
-Jorge Luis Borges-


                                                            Kozmokitap

Vedaya Zaman Yok - Linwood Barclay || Kitap Yorumu

Vedaya Zaman Yok

   Psikoz ve Issız Ev kitaplarının yazarı Linwood Barclay psikolojik-gerilim türünde eserler veriyor. Vedaya Zaman Yok da psikolojik-gerilim , dram ve gizem öğelerini içeriyor.

  Goodreads puanı yüksek olan ve okuyanlardan hakkında kötü bir yorum okumadığım Vedaya Zaman Yok elimde bir süredir bekleyen bir kitaptı. Yazarı Issız Ev kitabı ile tanıdım ve sonra diğer kitaplarını da temin ettim. Psikoz kitabı ise kitaplığımda halen okunmayı bekliyor. Henüz okuma sırası ona gelmedi.


Kitabın başkarakteri Cynthia'nın kocasının ağzından anlatılıyor olaylar ve yaşananlar. Böylelikle yazar hem olayların içindeki hem de tarafsız birisinin bakış açısı ile bize aktarıyor kitabı .

   Cynthia 14 yaşındayken aile ile kavga ederek yatar , daha doğrusu sarhoş olduğu için sızar. Sabah okula gitmek için uyandığında evde kimse yoktur. Annesinin ağabeyini okula götürdüğünü , babasının ise işe gittiğini düşünür. Her zaman not bırakan annesi bu sefer not bırakmamıştır. Ona kızgın olduklarını düşünür. Fakat ailesi bir daha dönmez. Ona veda bile etmeden gitmişler ya da götürülmüşlerdir , arkalarında da hiçbir iz bırakmamışlardır ...

                İhmal edilmiş bir kamp ateşindeki korlar gibi hala bir umut ışığı vardı . 

  Yirmi beş yıl sonra kayıpları bulan bir televizyon programına katılır Cynthia. Bu bilinmezlikle yaşamak ve geride kalan olmak çok zordur. Artık bir anne ve bir eştir fakat geçmişi hep onunla birlikte yaşamış ve sürekli tedirgin olmasına neden olmuştur.

  Bu televizyon programı yeni bilgiler ortaya çıkmasına neden olmasa da hayatları birden değişmeye başlar. Kimliği belirsiz birisinden gelen telefon ve mail, onları takip eden kahverengi araba ve teyzesi Tess'in gizledikleri. Yirmi beş yıllık gizem artık aydınlanacak mıdır yoksa bu gizem onların da hayatlarını tehlikeye mi atacaktır....


   Sağlam bir kurgu ve oturmuş karakterler ile çok başarılı bir kitap olmuş Vedaya Zaman Yok. Cynthia'nın korkuları ve geçmişin izleri okuyucu tarafından tam olarak hissedilirken kocası Terry'nın sonsuz sabrı , karısına desteği ise takdire şayandı.Arada onun da kafasının karışması ve soru işaretleri oluşması normaldi çünkü mantıklı olan her insanın aklına gelebilecek olan şeylerdi bunlar.

  Kitabın sonuna kadar elimden bırakmadan okumuş olsam da son benim için bir sürpriz olmadı. Kitabın ortalarında yazarın bıraktığı ekmek kırıntıları olayların oluşunu ve gidişatını tahmin etmemi kolaylaştırdı. Tam da tahmin ettiğim gibi çıktı fakat bu bende hayal kırıklığına sebep olmadı . Yazarın anlatım tarzı o kadar başarılı ki tahmin etsem bile yazar bu konuyu nasıl bağlayacak merakı okumamı aynı heyecan ile sürdürmemi sağladı.


Vedaya Zaman Yok - Linwood Barclay
Kitabın Adı :Vedaya Zaman Yok
Yazar :Linwood Barclay
Yayınevi :Artemis Yayınları
Orjinal adı : No Time for Goodbye
Çevirmen : Selim Yeniçeri
Sayfa Sayısı :464


Arkasında iz bırakmayan bir kayıptı o. Şimdiye kadar... Evde çıt çıkmıyordu. Ne işe gitmeye hazırlanan annesiyle babasının seslerini duyuyordu, ne de okula geç kalan erkek kardeşinin gürültüsünü. Acaba önceki gece yüzünden onu cezalandırıyorlar mıydı? Ders çalışması gerekirken arkadaşlarıyla dışarı çıkmış, dönüşte de babasıyla tartışmıştı. Herkes neredeydi? Neden ailesi ortadan kaybolmuştu?


Bu gizemin üzerinden yirmi beş yıl geçse de, Cynthia'nın kafası hala cevaplanmamış sorularla doluydu. Ailesi öldürülmüş müydü? Yoksa kaçırılmış mıydı? Eğer hayattalarsa onu neden terk etmişlerdi?


"Vedaya Zaman Yok, ara sokaklarda geçen heyecan verici bir macera. Linwood Barclay, tek bir yanlış adım bile atmıyor ve okuru şaşırtmaya devam ediyor. Vedaya Zaman Yok'u gece okumaya başlamayın yoksa bitirene kadar gözünüze uyku girmeyecek demektir."

Charlaine Harris


                                                            Kozmokitap

Arkadya'dan yeni kitap : " Beyaz Filin Gözyaşları "


   Ardımda Kalanlar , Kara Nehir ve Erik Ağacı kitaplarının  yazarı Ellen Marie Wiseman 'ın yeni kitabı Beyaz Filin Gözyaşları ,  Arkadya Kitap etiketi ile 31 Ekimde raflarda. 464 sayfadan oluşan ve çevirmenliğini Dilek Parsadan'ın yaptığı romanın etiket fiyatı 28.00 TL .


 - Tanıtım Bülteninden  - 

Beyaz Filin Gözyaşları  - Ellen Marie Wiseman


Hiç sahip olmadığınız bir sevgiyi özlediniz mi?


 Dört duvar arasına hapsedilmek nasıl bir duygu bilir misiniz? Benim tanıdığım tek dünya, bu tavan arası. Keşke pencere açık olsaydı da dışarının havasını içime çekebilseydim dediğim ne çok zaman oldu. Bir teleskobum var, dışarıyı ancak bu şekilde görebiliyorum. Anneme göre sokağa çıksam insanlar benden korkarmış. Lanetli, ucube bir çocukmuşum ben. Odamda kendime bakabileceğim bir ayna yok. Bedenimden tenimin bembeyaz, saç uçlarımdan da saçlarımın sarı-beyaz renginde olduğunu görebiliyorum. Gerçekten çok mu çirkinim?

   En çok istediğim şey kitaplarda resimlerini gördüğüm sirke gitmekti. Ama hayalini kurduğum o sirkin benim kâbusum olacağını nereden bilebilirdim ki? Rüzgârın ilk kez tenime değdiği o akşamda bir sirke satıldım. Hem de öz annem tarafından… Keşke ailem beni sevseydi. Keşke annem kızım deyip saçlarımı okşasaydı ama ben bir ucubeyim… 


   Şimdi en yakın arkadaşım bir fil. Farklı olsak da tutsak edildiğimiz dünyada döktüğümüz gözyaşı bile aynı. Kim miyim? Ben, Lilly Blackwood, ne kadar görmezden gelirseniz gelin benim gibi dışlananların sesi olmaya devam edeceğim…

 Beyaz Filin Gözyaşları… Yine bir toplumsal olayı konu alan Ellen Marie Wiseman, birbirimizden ne kadar farklı olsak da hissettiğimiz duyguların aynı olduğunu, hayallerimizi yakalamak için mücadeleyi bırakmamamız gerektiğini yürek parçalayan bir dille anlatıyor…

 “Wiseman, sevgiye muhtaç iki küçük kızı içeren aile sırlarıyla örülü, elinizden düşüremeyeceğiniz bir hikâyeye daha imza atmış. Filler İçin Su’yu sevenler, bu kitaba da bayılacak.” Library Journal








                                                            Kozmokitap

Yatır - Mehtap Erel || Kitap Yorumu

Yatır - Mehtap Erel


Mehtap Erel'in kalemini " Sır " ile tanıyıp çok sevmiştim. Hal böyle olunca da Yatır kitabını da tez zamanda aldım ve bekletmeden okudum.

Okuyamama " reading slump " durumunda iseniz sizi tekrar kitaplar ile tekrar barıştıran bir kitap " Yatır " diyorum. Tecrübe ile sabittir.

Doğaüstü olayların yer aldığı kitap korku statüsünde yer almaya çalışırken Mehtap Erel'in anlatımı ile komedi bölümüne doğru hızla bir geçiş yapmış .

Yatır - Mehtap Erel


Mehtap , kardeşi Koray ve arkadaşı Ayşenil ile birlikte köylerine büyük dedesinin mezarının tadilatı için giderler. Köy halkı bu mezarı kutsal kabul etmiş ve buraya adalar adamakta, çaputlar bağlamaktadır. Bu tadilat olayı düşündükleri kadar basit değildir. Çünkü işe bu dünyanın dışından karışanlar olacaktır. Ters ayaklı bur kadın, yatak altından çıkan garip görünümlü bir canlı, aynadan uzanan kollar gibi ...

Kitabı elime almamla bitirmem bir saat sürdü, öyle ki kitabı elimden bırakamadım . Bir yandan heyecanla okurken diğer taraftan kahkahalar attım. Bu durum evdekiler tarafından tuhaf olarak karşılandı. Bir ara oğlumun "hayrola , n'oluyor anne " sorularına maruz kaldım. Hani " Exorcizm filmi var ya onun komedi halini okuyorum " dedim :D

Yatır - Mehtap Erel


Eğlenerek arka kapakta belirtildiği gibi " korkunçlu komedi " kitabını okurken satır aralarında insanların batıl inançları ile başlarına gelenler, bencillik , birbirine saygısızlık örnekleri de belirtilerek subliminal mesaj veriliyor.

Sır kitabı yorumunda da belirttiğim gibi yazarın üslubuna bayılıyorum. Konuşma dilinde , sıkmadan , eğlenceli bir biçimde aktarılıyor içerik . Bu kitap da çok sevdiklerim arasına girmeyi başardı.

" Mehtap: Hocam gidip o şeyi evden kovucaz, kovmadan önce de Koray'ın yerini söyleticez. Siz kutsal su falan ne varsa alın camide.

....
Hoca : Bizde kutsal su olayı yok.

Mehtap: Ne var peki onun yerine? Varımız yoğumuz siz misiniz yani?
Hoca: ... "


Yatır - Mehtap Erel

Kitabın Adı : Yatır
Yazar : Mehtap Erel
Yayınevi : Yitik Ülke Yayınları
Sayfa Sayısı : 152


Aile kabristanlarının olduğu köye giden iki arkadaş. Eski bir köy evi... Köy halkının çekindiği yıkılmış bir yatır... Mezar yerini onarmak için bir araya gelenlerin yaşadığı ürkütücü olaylar. Her şey normalmiş gibi ilerlerken yolda yaşanan gariplikler. Köye yaklaştıkça artan gerilim. Mezarın kendiliğinden yıkılmadığı öğrenilince ödenen ağır bedel!

Buraya kadar her şey korku sinemasının tipik bir örneğini andırıyor, değil mi? Hayır, hayır! Rahat olun. Mehtap Erel'in konuşma diliyle ve o eğlenceli üslubuyla yazdığı Yatır, sizi sadece korkutmayacak, zaman zaman gülümsetecek de. Ülkemizde fazla örneği olmayan korku-komedi tarzındaki "korkunçlu" bu romanı büyük bir keyifle okuyacaksınız.



                                                            Kozmokitap

Aşk Şimdi ! - Can Perimcek || Kitaptan Alıntılar

Aşk Şimdi ! - Can Perimcek



"Saf sevgi diye bir şey var; beklentinin, çıkarların, tabunun , sınırların ve egonun olmadığı bir yer . Orayı bul ve varoluşun özüyle tanış! "

" Çünkü acı gibi görünen her durumun altında mucizeler yatar. "

"Sevgi ve değer madeni bir paranın iki ayrı yüzü (yazı _ tura )gibidir . "

"Kendine verdiklerinin bir başka ruh tarafından sana yansıtılmasıdır aşk! "

"Kendinle bütünleş ve aşkın kendisi ol! Unutma ; aşk hedef değil , bütünün kendisidir! "

"İki ruhun birlikte gelişmesidir aşk ... "

" Kendini, hatalarını ve pişmanlıklarını affet! "




Aşk Şimdi ! - Can Perimcek
Kitabın Adı :Aşk Şimdi !
Yazar :Can Perimcek
Yayınevi :Müptela Yayınları
Sayfa Sayısı : 192


Her şeyin başladığı noktada “sen” vardın.

Aşk yoktu. Korku yoktu. Kıskançlık yoktu.

Endişe yoktu. Güvensizlik yoktu. “O” yoktu.

“Sen” vardın. Sen var olduğun için onlar da var oldu.

Şimdi kendinden çıkacaksın yola. Senden, ruhundan

yansıyanlarla bulacaksın aşkı, bereketi, sağlığı.

Ve yine kendine döneceksin. Çünkü bu bir yolculuk.

“Öz”e yolculuk.

Neresindesin kendi yolculuğunun?


                                                            Kozmokitap

Üç Silahşor - Alexandre Dumas || Kitap Yorumu

Üç Silahşor

"Eh!" dedi Athos, "Muhammed'in müminlerinin dediği gibi Allah büyüktür ve gelecek onun ellerindedir."

   Monte Cristo Kontu ve Siyah Lale kitapları ile kalemine bayıldığım Alexandre Dumas'ın Üç Silahşor kitabını yıllar önce kısaltılmış versiyonunu okumuş ve bolca da filmlerini seyretmiştim. Oğlumun kitaplığı için aldığım İş BAnkası Kültür Yayınları'ndan çıkan bu tam metnini de okumak için elime alınca başlarda gözüm korktu açıkçası. 700 küsur sayfa kitap elimde uzun süre sürünür mü , her ne kadar yazarın tarzını bilsem de yine de sıkılır mıyım diye tereddüt ettim. İlk sayfaları okumaya başlayıncaya kadar da bu tereddütlerim devam etti. Benimle aynı tereddütleri olanlar varsa rahat olsunlar kitap çok akıcı ve su gibi akıp gidiyor.

17.yy Fransa'sının durumu anlatılıyor kitapta. XIII. Louis dönemi ve her şeyi ele geçirmeye çalışan Kardinal , İngiltere ile olan ilişkiler anlatılıyor kitapta.

Üç Silahşor - Alexandre Dumas


 Kitabın adı her ne kadar Üç Silahşor olsa da kitaptaki baş karakter d'Artagnan. Bulunduğu bölgeden babasından bir bir mektup ile birlikte silahşorlerin komutanı  Mösyö de Treville 'in yanına gitmek üzere yola çıkar d'Artagnan . Amacı silahşor olmaktır. Mösyö de Treville onun hemen silahşor olamayacağını , iki yıl muhafız birliğinde görev yaptıktan sonra olabileceğini söyler ve onu kayınbiraderinin birliğine yerleştirir. Kötü tesadüfler sonucunda Silahşorlerden Parthos , Aramis , Athos ile ayrı ayrı düello için randevulaşırlar . Böyle kötü bir şekilde başlayan ilişkileri sıkı bir dostluğa dönüşür ve klasik" birimiz hepimiz , hepimiz birimiz için " repliği ortaya çıkar.

  Dört sıkı dostun krala bağlılıkları ve kardinalin planlarını bozmak için yaşadığı maceraları okumak çok keyifliydi .Hele bir de Milady var ki sormayın . Şeytana pabucunu ters giydirecek bir hatun.

 Uzun uzun anlatmak istemiyorum kitabı çünkü benim anlatmam ile yazarın anlatımı bir olmuyor. Ben kitabı çok sevdim , okumadıysanız okumanızı tavsiye ederim :))

Kitaptan Alıntılar :

İnsanlar hiç tanımadıkları, belki varlıklarından bile haberdar olmadıkları insanların çıkarları için, birbirlerini öldürmekten çekinmiyorlardı.

Mertlik düşmanda bile saygıyla karşılanır.

Aşk dünyadaki tutkuların en benciliydi.

"Kibar ve anlayışlı olmak korkaklık anlamına gelmiyor ki."

" Hayat, filozofun küçük dertlerden oluşan tanelerini gülerek çektiği bir tespihtir."



Üç Silahşor - Alexandre Dumas
Kitabın Adı :Üç Silahşor
Yazar : Alexandre Dumas
Yayınevi : İş Bankası Kültür Yayınları
Orjinal adı : Les Trois Mousquetaires
Çevirmen : Volkan Yalçıntoklu
Sayfa Sayısı : 755


Alexandre Dumas (pere) (1802-1870): On dokuzuncu yüzyılda bütün Avrupa'yı saran siyasal ve sosyal çalkantılar içinde yaşamasına rağmen, daha çok 16. ve 17. yüzyılın tarihsel olaylarını konu alan üç yüzden fazla roman yazdı. Döneminin sevilen ve çok okunan romantik yazarları arasında yer aldı. Üç Silahşor, Monte Kristo Kontu, Demir Maske ve Siyah Lale en tanınmış eserlerindendir. Üç Silahşor iki yüzyıl sonra bile hâlâ keyifle okunan sürükleyici bir aşk ve macera romanıdır.



                                                            Kozmokitap

Gözyaşlarımız - Ayşegül Çiçekoğlu || Kitap Yorumu

Gözyaşlarımız - Ayşegül Çiçekoğlu

" Geçmişi bilmek bazen geleceği şekillendirir. " 

   Ne yazsa severek okuduğum , en sevdiğim yerli yazarlardan olan Ayşegül Çiçekoğlu 'nun yeni kitabı Gözyaşlarımız hızla okuyup bitirdiğim bir kitap oldu. Ne kadar hızlı okursam okuyayım  etkisinden aynı hızla kurtulamadım. Cok etkileyici bir kitaptı ve yazarın kitapları arasında en çok bu kitabı sevdiğimi de belirtmeliyim. 

  Genç yaşına rağmen başarılı bir yazar olan Öykü ondört yaşında anne ve babasını kazada kaybetmiştir. Bu hayatta yapayalnızdır. Depresyonun diplerindde sürünürken babannesinin öldüğünü söyleyen bir telefon alır. Sevmediği birisi olan babannesinin ölümü onu etkilememiştir. Cenazeye de gitmek istemez fakat avukatın ısrarları sonucunda gitmeye karar verir ve bu hayatını değiştirecek , geçmişini aydınlatacak ve geleceğine de aslında yön verecek bir karardır. 


"... Beraberce kaybettiğimiz şeyleri düşündük. Hangimizin kayıpları daha büyüktü bilmiyorum .  Annem ailesinin geçmişini kaybetmişti.  Bense geleceğimi... "  

Gözyaşlarımız - Ayşegül Çiçekoğlu

  Öykü'nün babannesi İznik'te yaşamıştır. Ah İznik ah!!! Bu sene ziyaretine gelemedim , çok özledim seni... Kitap aracılığı ile bir nebze olsun hasretim dindi. Keşke o çiftlikte ben de yaşasaydım. Kimbilir belki bir gün benim de öyle bir çiftliğim olur ... Babannesi Piraye Hanım eşyalarını sadece Öykü'nün elden geçirmesini istemiş , o gelmezse de eşyalarına kimse bakmadan yakılmasını vasiyet etmiştir. Öykü başlarda gönüllü olmasa da , aslında tanımadığı babannesinin eşyalarını merakına yenilip elden geçirmeye başlar ve karşısında çok büyük bir dram ve bu dram karşısında yıkılmayan , güçlü bir kadın bulur. 


Dünya çok büyüktü , hayatından çıkan insanı bir daha görmen mümkün olmayabiliyordu ama kader denilen şey, dünyayı küçücük yapabiliyordu.

  Piraye Hanım'ın gücüne hayran kaldım . Kitabı büyük bir merak ve duygu karmaşası içerisinde okudum. Sonlarda ise gözyaşlarıma hakim olamadım . Beni çok etkileyen kitaplar arasında yerini aldı Gözyaşlarımız. Saraj Jio ve Kimberley Freeman kitaplarını sevenler bu kitaba da bayılacaklardır. Yazarın bu kitaptaki tarzı bana bu iki yazarı hatırlattı. Tavsiyemdir .... 







Gözyaşlarımız - Ayşegül Çiçekoğlu
Kitabın Adı :Gözyaşlarımız
Yazar :Ayşegül Çiçekoğlu
Yayınevi :Müptela Yayınları
Sayfa Sayısı :456


“Zaman herkese göre farklı geçer. Kimilerine günler hiç geçmez hele ki kavuşmak istediğin biri varsa ya da olmasını beklediğin bir olay… O zaman sanki yerinde çakılı kalır. Benim için de öyleydi. Kavuşmak istediğim iki kişi vardı hayatımda: Biri benim yüzümden toprağın altında yatıyordu. Ona kavuşmam için ölmem gerekiyordu. Diğeri de her gece hasretiyle küçücük giysilerine sarıldığım oğlum Haluk’tu. Onun için hayatta kalmam gerekiyordu. Bense Araf’ta kalmıştım. Ne ölebiliyordum ne de yaşayabiliyordum. Sonsuz bir döngünün ortasında ve zamanın durağanlığında asılı kalmış gibiydim. Gündüzleri güçlü kadını oynarken geceleri bir zavallıydım. Geçmek bilmeyen günleri bir pranga gibi peşimde sürüklüyordum.”

Yakasını bir türlü bırakmayan geçmişiyle baş etmeye ve kendini bulmaya çalışan ünlü bir yazar; Öykü.

Geçmişin derinliklerinden çıkıp gelerek, yaşananların aslında öyle olmadığını anlatan bir büyükanne; Piraye.

Piraye Hanım’ın son nefesinde kendine verdirdiği sözü tutmaya çalışan genç ve başarılı bir avukat; Doruk.

Acılarla geçmiş bir ömrün ve hiç kimselere anlatılmayan sırların günün birinde ortaya çıkmasıyla birleşen hayatlar... Nefret edilen yerde gerçek aşkı bulmanın, küllerinden yeniden doğmanın hikâyesi…

Belki de kalbimizdeki ağlamayı durdurabilecek tek şey gözyaşlarımızdır.

Yazarın okuduğum  diğer kitapları : 

Benim Hayatım 

Bırakma Ellerimi 

Sevgimin Esareti 

İntikam 

                                                            Kozmokitap

Uğurböceği - David Herbert Lawrence || Kitap Yorumu

Uğurböceği - David Herbert Lawrence

" Eğer beni seçerseniz, beni yargılama hakkınızdan sonsuza kadar vazgeçmiş olursunuz. Eğer peşimden gelmeyi gerçekten seçtiyseniz, o zaman beni eleştirme haklarınızdan da feragat etmiş olursunuz. Artık beni onaylayamaz ve kınayamazsınız. Kutsal seçim eylemini gerçekleştirdiniz. Bundan böyle yalnızca itaat edebilirsiniz..."

 D.H. Lawrence, 1885’te İngiltere’de, Eastwood, Nottinghamshire’ da doğdu. İlk romanı The White Peacock (Beyaz Tavus Kuşu) 1911’de, ikinci romanı Günahkâr Ruhlar 1912’de basıldı. Yarı otobiyografik romanı Oğullar ve Sevgililer (1913) Lawrence’ın kendi yaşamöyküsünü, genç bir adamın annesiyle ilişkisi ve bu ilişkinin başka kadınlarla ilişkilerini nasıl etkilediğiyle ilgili güçlü bir psikanalitik incelemeye dönüştürüyordu. 1915’te yayımlanan Gökkuşağı’nda, Brangwen ailesinin üç kuşak öyküsü aracılığıyla toplum ve ruhsal değişimi ele alınıyordu. Kitabın devamı niteliğindeki Âşık Kadınlar 1920’de yayımlandı. Onu yine aynı yıl 1920’de Kayıp Kız, 1926’da Kanatlı Yılan, 1928’de Lady Chatterley’in Âşığı, 1929’da Ölen Adam, 1930’da Bakire ile Çingene adlı romanlar izledi. Aynı zamanda çok iyi bir şair, öykü ve deneme yazarı olan D.H. Lawrence, özellikle romanlarıyla XX. yüzyıl İngiliz edebiyatının en etkili yazarlarından biri oldu. Klasik gerçekçilik ile modernizm arasında bir köprü görevi yapmıştır.Lawrence, 1930’da Fransa’nın Vence kentinde öldü.Yazarlık kariyeri boyunca yazdığı sekiz oyundan hiçbiri yaşarken yayınlanmadı.

Yazarın okuduğum ilk kitabı Uğurböceği. İzmit kitap fuarından aldığım kitap incecik olduğu için dinlenmek için okurum ve en fazla iki saatte biter diye düşünmüştüm. Kitap okurken dinlendim dinlenmesine de kitabı iki saat yerine iki günde bitirdim.

 Kitap sıkıcı mı da uzun sürdü diye aklınıza gelmiş olabilir . Aksine kitap sıkıcı değildi. Detaylı tasvirlerin yanısıra bol bol da diyaloglar vardı. Diyalog bölümleri bol olan kitaplar sıkıcı olmaz  aksine akar gider . Fakat yazar bu karşılıklı konuşmalarda aşk, yaşam ve ölüm üzerine felsefe yapıyor . Bu felsefi yaklaşımların yanı sıra savaş hakkındaki düşüncelerini de bize aktarıyor yazar.

  Birinci Dünya Savaşı sırasında geçiyor kitap. Leydi Beveridge insanları çok seven ve onlara her fırsatta yardım etmeye çalışan bir kadındır. İngiltere'de esir düşmüş ve yaralı askerlerin bulunduğu bir hastaneyi sürekli ziyaret etmektedir. Bu ziyaretleri sırasında eski bir tanıdıkları olan Lord Dionys'e denk gelir. Lord da esirlerden birisidir.

   Leydi bu tesadüfü kızı Daphne'ye anlatır ve o da Lord'u ziyaret etmeye başlar. Daphne'nin eşi de savaşta esir düşmüştür ve ne zaman eve döneceğini bilmemektedir.

  Kont ufak tefek fakat kendine has bir cazibesi olan bir adamdır . Yazar ilginç bir şekilde tasvir eder Lord'u . " Kısa ve hasta alnı.. " , " tıraşsız , küçük , hayvansı kulaklarının üzerinde ince , siyah kılların çıkmış olduğunu fark etti " gibi ... Daphne ise Lordun aksine mitolojik bir tanrıça gibi tasvir edilir. Daphne'nin ziyaretleri sırasında ikili bolca felsefi konuşmalar yaparlar ve bu sohbetler aralarında bir yakınlığa , aşka yol açar.

  Bu hisler içlerinde saklı kalsa da Daphne'nin kocasının eve dönüşü ile işler daha da karmaşık bir hale gelir...

Kitabı derinlemesine anlamak ve felsefi fikirleri kaçırmamak adına çok yavaş okudum kitabı. Yazarın tarzını ,anlatımını çok sevdim. Basit bir aşk hikayesinin aksine , dönemi , savaşı , yaşamı , ölümü ele alan ve yer yer farklı fikirleri öne süren güzel bir yolculuktu Uğurböceği.

   Yazarın farklı kitaplarını da alıp okumayı istiyorum. Yazarın okuduğunuz ve tavsiye ettiğiniz bir kitabı var mı?




Uğurböceği - David Herbert Lawrence
Kitabın Adı :Uğurböceği
Yazar :David Herbert Lawrence
Yayınevi :Zeplin Kitap
Orjinal adı : The Ladybird
Çevirmen : Canan Vaner
Sayfa Sayısı :107


Birinci Dünya Savaşı devam etmekte, yalnızca şehirleri değil, geride kalanları da darmadağın etmektedir. İngiltere’de bir hastanedeki savaş tutsaklarını ziyarete giden Leydi Beveridge, orada Almanya’dan tanıdığı biriyle karşılaşır: Kont Johann Dionys Psanek’le. Bu hadiseden kızı Daphne’ye de bahseder ve kocası hala askerde olan Leydi Daphne Kont’u sürekli ziyaret etmeye başlar. Böylece Leydi Daphne’yle Kont arasında adı konulmamış bir ilişki yeşerir ve Daphne’nin kocasının askerden dönmesiyle birlikte, savaşın kaosunun ilişkilerine yansımasına tanıklık ederiz. Savaş, herkesi değiştirmiştir: Arkada kalanları, kazananları ve kaybedenleri. Bütün bir Avrupa savaş sonrası sendromunun pençesinde kıvranmaktadır.

Söz konusu D. H. Lawrence oldu mu, bir aşk hikayesinin altında daima daha fazlası vardır: Uğurböceği de öyle bir hikayedir, karakterler arası diyaloglarda hem Nietzsche’ye hem de savaş karşıtı düşüncelere rastlarız.


                                                            Kozmokitap

Gölün Cadısı - Elizabeth George Speare || Kitap Yorumu


Gölün Cadısı - Elizabeth George Speare

"Okumanın asıl amacı,günahkâr doğamızı iyileştirmek ve zihnimizi Tanrının kutsal sözleriyle doldurmaktır."

  1959 yılında Newbery Ödülünün sahibi olmuştur Gölün Cadısı ile Elizabeth George Speare . Newbery Ödülü on sekizinci yüzyılda İngiliz kitapçı ve çocuk kitapları yazarı olan  John Newbery adına düzenlenen ve her yıl Amerika'da Çocuk Edebiyatı dalında yazılmış en iyi kitaba verilen ödüldür.

  Gölün Cadısı çocuk kitapları kategorisinde olsa da her yaş grubunun severek okuyacağı bir kitap. Yaş grubu olarak da 10 yaş üzeri çocuklar için daha uygun olduğunu ve bu yaşlarda çocukların  kitabı daha iyi anlayarak okuyacağını düşünüyorum.

  İsminden fantastik bir kitap olduğuna dair izlenim uyandırsa da kitap bir dönem kitabı . Amerika'da yeni yeni kurulmaya başlayan kolonilerdeki yaşamı bir nevi gözler önüne seriyor kitap.

  Kit Barbados'da büyük babası ile yaşamıştır. Büyük babası zamanın ilerisinde bir anlayışa sahip olarak yetiştirmiştir onu. Kadınlar fazla konuşmaz, kadınlar her işe karışmaz, kadınlar yüzmez , kadınlar okumaz denilen bir dönemde Kit oldukça iyi bir eğitim almış ve bağımsız bir genç hanımdır. Genç hanım desem de aslında benim gözümde daha çocuk Kit , çünkü heniz on altısında...

Büyükbabasının ölümünden sonra hayattaki tek akrabası olan teyzesinin yanına Connecticut'a Yunus isimli bir gemi ile gelir .

Kitap Kit'in bu yeni düzene alışma dönemini anlatırken eskiye olan özlemini de dile getiriyor. Yeni bir topluluğa uyum sağlamaya çalışırken kendi karakterinden , kendi fikirlerinden ödün vermeyerek orta yolu bulmaya çalışan Kit için günler zorlu geçecektir.

"Neden onun bir cadı olduğunu söylüyorlar? diye sordu Prudence, dönüş yolunda. Çünkü onu tanımaya çabalamadılar. İnsanlar anlamadıkları şeyden korkarlar. Sen artık ondan korkmayacaksın değil mi? Ben olmasam bile ara sıra onu görmeye gideceksin?''

Teyzesi ve eniştesinin yaşadığı kolonide insanlar mantığa aykırı inanışlara da sahiptirler. Onların inanışından olmayan yaşlı bir kadına "cadı " diyecek kadar gözleri kör olmuştur. Her türlü felaket ve hastalıktan bu kadını sorumlu tutarlar. Onunla arkadaşlık kuran da cadıdır. Suda yüzersen cadısın , batarsan masumsun . İki türlü de sonuçta ölüyorsun.

Gölün Cadısı - Elizabeth George Speare


 Dönemin utanç kaynağı olan düşünce ve yaşayış biçimini Kit'in gözünden anlatıyor yazarımız. Etrafta bu tarz düşünen insanlar olsa da öyle düşünmeyenlerin de olduğunu ve bazen çoğunluk karşısında haklı olmanın pek de bir şey ifade etmediğini görüyoruz. Hala da çevremizde böyle olaylar yok mu ? Ne kadar haklı olsak da bazen çoğunluk karşısında bütün çabalarımız boşa gidiyor.

"Savaş en büyük kötülüktür Matthew. İnan bana, kan dökerek iyilik elde edilmez.''

Kitabı gerek içerik gerekse ciltli olması bakımından çok  sevdim. Bir iki yazım yanlışı olsa da okurken arada kaynadı gittiler... Olmasa daha iyi tabii ki!! Kitap şu an satış dışı göründe de bir yerlerde denk gelirse alıp okumanızı isterim.

   Umarım yazım size kitap hakkında fikir verebilmiştir.

Kitap hakkında yazılanlar :

"Romanın oldukça hareketli ve canlı karakterlere sahip bir öyküsü var. Romanın arka planı her yanıyla çok gerçekçi."
- The New York Times-

 "Bu romanın başardığı gibi, okuyucuyu on yedinci yüzyıl yaşamına götüren çok az kitap var."
 -The New York Herald, Tribune-

 "Güçlü olay örgüsü ve üç boyutlu karakterleri bu tarihi romanı benzerlerinden ayrı kılıyor."
-Booklist, ALA-



Gölün Cadısı - Elizabeth George Speare
Kitabın Adı :Gölün Cadısı
Yazar :Elizabeth George Speare
Yayınevi :Epsilon Yayınevi
Orjinal adı : The Witch of Blackbird Pond
Çevirmen :Dença Kartun, Ece Eldem
Sayfa Sayısı :247

Kit Tyler, 1687 yılında Connecticut Kolonisi'ne vardığı ilk andan beri şüphe ve hoşnutsuzlukla karşılaşır. Barbados adasındaki hayatını terk etmek zorunda kalan bu yalnız ve çaresiz kızın, hiç tanımadığı teyzesinin ailesine katılmaktan başka şansı yoktur. Kendi kimliğini koruma isteği ve yeni katıldığı bu topluluğa ayak uydurma uğraşları arasında kalan Kit, onu anlayan sıcak yürekli bir kadınla tanışır. Ancak Kit'in, koloni sakinleri tarafından cadı olmasından şüphelenilen Hannah Tupper'la olan arkadaşlığı, tahmin edebileceğinden çok daha büyük bir sorun olacak ve sonunda Kit'i kalbi ve yapması gerekenler arasında bir seçim yapmaya zorlayacaktır.
 Elizabeth George Speare'in Newberry ödüllü romanı öyle bir kahraman tasvir ediyor ki, okurlar Kit'in hiç bozulmayan doğruluğu ve sevgi dolu kalbine hayran olmadan edemeyecekler.


                                                            Kozmokitap

Okyanusun Ötesindeki Yıldızlar - Kimberley Freeman || Kitap Yorumu

Okyanusun Ötesindeki Yıldızlar


  "Hayallerine ulaşmak için ne kadar uzağa gitmeyi göze alabilirsin?"

  Her kitabını zevkle okuduğum, farklı konuları kendi tarzı ile anlatan ve her seferinde beni derinden etkilemeyi başaran bir yazar Kimberley Freeman . Kitaplarını iki zamanlı olarak anlatmayı seviyor yazar. Her yazar iki zamanlı olarak ilerleyen kitapları başarılı olarak kalem alamıyor. Kimberley Freeman ise bu tarzda başarılı olan az yazardan birisi, bu tarzı bana sevdiren yazar da diyebilirim.

  Okyanusun Ötesindeki Yıldızlar kitabı da aslında üç farklı zamanda ilerliyor dersem yalan söylemiş olmam. . Günümüzde Victoria annesi rahatsız olduğu için onun yardımına gider. Annesi bir tarih profesörüdür . Onun eşyalarını toparlarken Victoria bazı mektuplar bulur. Bu mektuplar bir genç kadının asla büyütmedi bebeğine yazdığı yazılardır. Bu mektupları okurken aynı zamanda birebir olanları yaşıyor ve genç kadının hislerini en derinlerimizde hissediyoruz.

   Geçmişte ise Agnes'ı okuyoruz. Agnes bir yetimhanede büyümüştür. 19 yaşında yetimhaneden ayrılırken bebekken oraya bir düğme ile bırakıldığını öğrenir O düğmeyi ipucu olarak kullanarak annesini bulmak için yola koyulur. Bu yolculuk hele de onun yaşadığı zaman diliminde hiç de kolay değildir. Aslında yaptığı bu yolculuk çok mantıklı olmasa da yaşının getirdiği heyecan, anlık düşünme ve aslında çok güçlü ve inatçı karakteri göz önüne aldığımda beni çok da şaşırtmadı. Bazen kafayı bir noktaya öyle çok takarız ki gözümüzün önündeki gerçekleri fark edemeyebiliriz. Agnes içinde böyle olduğunu söyleyebilirim. Kitapta azmi, kararlılığı ,sevgiyi ,dostluğu okurken şartların ve bazı düşünce yapılarının bütün bir hayatı nasıl etkilediğini de okuyoruz.

   Elime aldığım zaman bırakamadım kitabı. Sayfalar birbiri ardına akarken üç farklı zamandaki üç karakterin hayatlarının nereye doğru yelken açtığını merakla okudum. Sımsıcak ve duygusal bir kitaba imza atmış yine Kimberley Freeman. Yazarın muhteşem kalemi  Arkadya Yayınları nın muhteşem kapak ve baskısı ile birleşince de ortaya harika bir kitap çıkmış. Tavsiyemdir  .

Okyanusun Ötesindeki Yıldızlar - Kimberley Freeman


Kitap Hakkında Yazılanlar:

“Kitapta her dönemin kendi değer yargıları en iyi şekilde işlenmiş. Karakterler sizi alıp götürürken romanın nasıl bittiğini anlayamayacaksınız.”
                                            - Historical Novels Review-

 “Bu hikâyeyi okurken bir sonraki sayfaya nasıl geçtiğinizi anlayamayacaksınız.”
                                           -Australian Bookseller&Publisher-

Okyanusun Ötesindeki Yıldızlar
Kitabın Adı :Okyanusun Ötesindeki Yıldızlar
Yazar :Kimberley Freeman
Yayınevi :Arkadya Yayınları
Orjinal adı : Stars Across the Ocean
Çevirmen :Duygu Parsadan
Sayfa Sayısı :528


Hayallerine ulaşmak için ne kadar uzağa gitmeyi göze alabilirsin?

Agnes Resolute en sonunda büyüdüğü kimsesizler yurdundan kurtulacağı için kendini şanslı hissediyordur. Artık amacını gerçekleştirmeye hazırdır. Kuzey İngiltere’nin bu kırsal bölgesinden gidecek ve ailesinden ona kaldığına inandığı tek şeyi yanına alıp annesini bulacaktır. Ona kalan tek şey ise üzerinde tek boynuzlu at motifi olan bir düğmedir…

Tek bir düğmeyle çıkacağı bu yolculuk onun Londra’ya, sonra Paris’e, ardından hiç bilmediği şehirlere gitmesini sağlayacaktır. Peki kalbinin sesini dinleyerek attığı bu adım onu gerçekten ait olduğu yere götürecek midir?

Kimberley Freeman’ın güçlü kaleminden çıkan Okyanusun Ötesindeki Yıldızlar, unutulmaz bir aşk hikâyesini, özgür ruhlara sahip olan kadınları, anneliği ve aitlik duygusunu ele alan bir başyapıt.

Yazarın okuduğum diğer kitapları : 

Esir Şarkılar Vadisi

Kor Adası 

Zümrüt Şelaleleri 

Kır Çiçeği Tepesi 

                                                            Kozmokitap

Eylül Ayında Okuduğum Kitaplar



Eylül Ayında Okuduğum Kitaplar

 Eylül ayında bloguma fazla vakit ayıramadığım için okuduğum kitapları düzenli olarak paylaşamadım. İnstagram hesabımı takip edenler orada yaptığım paylaşımları görmüşlerdir. Orada blog kadar detaylı yazamadığım için paylaşımlar daha kolay oluyor. Ayrı ayrı kitapları paylaşamadığım için tek bir yazı halinde de olsa paylaşıp okuduğum kitapların blogumda olmasını istedim.

   Eylül ayında koşturmacanın arasında toplam on kitap okudum. Aslında daha az okuduğumu düşünüyordum ,toplam sayıyı görüncce çok sevindim açıkçası :))) Bir günde bitirdiğim kitap olduğu gibi ince olmasına rağmen bir haftada bitirdiğim kitap da oldu. Her biri ayrı keyifti benim için .

Okuduğum kitaplardan blogumda yer alanları sadece isim olarak geçerken diğerleri hakkında instagramda yazdıklarımı buraya bırakacağım.

Okuduklarım :

1- Eva'nın Çığlığı 

2- Son Başlangıç

Son Başlangıç Serinin ilk  kitabı Bir Sonraki Hayatımız'ı  büyük bir heyecanla okumuştum. Kitap öyle bir yerde bitmişti ki aklımdaki soru işaretleri ??? ile kalakalmıştım. Böyle olunca da almayı en çok istediklerimden birisi olmuştu Son Başlangıç. İndirime girince internette hemen aldım 😉 İlk kitaptan onaltı yıl sonra başlıyor kitap. Konudan çok bahsetmek istemiyorum çünkü ilk kitabı okumamış ve okumak isteyenler olabilir. Bilim kurgu, fantastik, yapay zeka gibi birçok farklı öğeyi barındırıyor kitap. İlk kitapta merak ettiğim ve aklıma takılanlar bu kitapta cevap bulurken , yazar bana göre ilk kitaptaki başarıyı yakalayamıyor . Bu kitapta da ilginç gelişmeler olurken , aynı zamanda bana yazarin satış kaygısı olduğu izlenimi uyandırdı. Daha geniş bir kesime hitap edebilmek için baş karakter Clove ve onu aşk hayatını olay örgüsünün önüne geçirdiğini düşündüm okurken. Böyle olunca da hayal kırıklığı yaşadım. İlk kitap benden tam puan alırken bu kitap 3\5 aldı.

3- Kusursuzlar 

Kusursuzlar  Bir kitabı hem çok sevip hem de nefret edebilir mi insan ??? Olabiliyormuş 🤔Benim #kusursuzlar hakkında hissettiğim tam olarak da bu 😥 Nefret ettiğim kısım yaratılan #distopik dünyada kadınlara bakış açısı ve onların da bunu değiştirmek için birşey yapmaması... Gerçi #bilinçaltı telkin yöntemi ile farkında bile olmadan tüm fikirler beyinlerine işliyor. Bir firmanın geçen sene anneler günü afişlerinde "güzellik geçicidir, anneden kızına geçer " yazıyordu. Kitabı okurken aklıma bu afiş geldi. Çünkü kadınlar kız doğurmak istemiyorlar, doğanlar da öldürülüyor. Neden mi?? Annesinin güzelliğini çaldığına inanılıyor çünkü 😕 Bir süre sonra da bedenleri de kız doğurmayı bırakıyor. Yapay ortamda , istedikleri gibi genleri ile oynayarak ortaya çıkıyor kız bebekler. Dört yaşında okula alınıyorlar ve onaltı yol boyunca ders görüyorlar. Öyle matematik , fizik değil 😂😂 Nasıl güzel olunur, nasıl formda kalınır, erkeğe nasıl kendini beğendirir gibi ... Onaltı yol boyunca da varis adı altında gelen erkekler beğendikleri ile evlenip onları erkek çocuk doğurmak üzere eş yapıyorlar. Bir kısmı tamamen cinsellik ihtiyaç tatmini için cariye yapılıyor bir kısmı da Bakire denilen okuldaki öğretmenlere katılıyorlar. Başka bir tercih ya da seçim hakları yok. Zaten isteyen de yok 😝 Sevdiğim kısım ise yazarın anlatım başarıdır. Öyle bir dünya yaratmış ki , buradaki tüm olumsuzlukları hissettim . Duygu aktarımı muhteşemdi , bazı karakterlerden nefret ettim. Olay örgüsünün oluşturup bu berbat dünyayı öyle ince işlemiş ki kitabın sonuna kadar aynı başarıyı devam ettirmiş. Kitabın sonunda beklenmeyeni yaparak beni bir kere daha şaşırttı. Ne kadar yaratılan dünyayı sevmesem de kitap iyi ki okudum dediklerimden oldu. Farklı dünyaları okumak ufkumuzu açar. Tekdüze ve yapay güzellik merakınız sonuçlarını da okumuş oldum kitapta 😅😅
Alıntılar: 
" Şişmanlığın nedeni tembelliktir. Tembellik ve açgözlülük. "

 "cassie'nin Charles'ın kendisine vurduğunu söylediğine inanamıyorum. " liz, " Niye kapıya falan çarptığını söylemedi ki? Yüzsüz işte! "

 "İlaçlar boğazımdan aşağı kayıp içimdeki kara deliğe düşüyor. Biliyorum, bana iyi gelecekler. Ağzımda hiçliğin ve güçsüzlüğümün tadını bıraksalarda."

4- Cinayetin Şifresi

Cinayetin Şifresi Büyük bir merakla alıp okumaya başlayınca beni sarmayan kitabı sonra okumak üzere bırakmıştım. Eylül başında tekrar aldım kitabı ve okumaya başladım. Başlarda sıkıcı olarak ilerliyor kitap. Bu durum , tarza adapte olup konu ortaya çıkıncaya kadar sürdü. Yaklaşık kitabın 1/4 lük kesimi diyebilirim. Konu ortaya çıkmaya başlayınca , yazarın tarzı da daha akıcı olmaya başladı ve kitap nasıl bitti anlamadım. Cesedi bulunan sekiz yaşındaki küçük bir kız ve onun katili olarak tutuklanan bir adam. Olayların arkasındaki trajedi ve bu olayı kitaba aktaracak olan bir yazar ... Kitabın başında farklı bir tarz izleyerek ilk başta beni içine çekseydi kitap tam puan alırdı. Bu yüzden kitaptan puan kırsam da yazarın konuları birbirine bağlamasına hayran kaldım. Kitabı okumak istiyorsanız ilk sayfalarda sakın vazgeçmeyin inatla devam edin. Pişman olmazsınız. "

Alıntılar: 

   Dünya, sandığımdan daha iyi bir yer olduğunu bana her zaman kanıtlayabilir. Ancak bu esnada düşüncemi sürdürecek ve dünyanın en kötüsünü beklemeye devam edeceğim .

 Her çocuğa gülümseyin , diyorum insanlara , çünkü tüm hafta boyunca bir ebeveynden alacakları tek gülümseme bu olabilir.


5- Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç

Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç
Kitabın daha önce dizisi yapıldığını ve tiyatroda sahnelendiğini de belirteyim. Eğlenceli bir kitaptı. Okurken özellikle de ilk sayfalarda sesli olarak güldüm😂😂😂 Mizahi dille yazılmış bir kitap olmasına rağmen düşündücüydü de 🤔 1910 yılında #halley #kuyrukluyıldız ı #dünya nın yanından geçeceği zaman insanlarda bir panik yaşanmıştır. Bu olay yazara ilham olmuş ve bu kitap ortaya çıkmıştır . Kitapta kuyruklu yıldızın dünyaya çarpacağı için hissedilen korku ve panik etrafında bir mahallede olanlar anlatılmıştır . İrfan Galip mahallede yaşayan , okumuş, batı hayranı, Türk kadınını küçük gören birisidir. Mahallede bulunan kadınları bilgilendirmek ve onlarla alay etmek için toplantılar düzenler. Bir toplantı sonrası gelen mektup ise onu şaşırtacak aynı zamanda da aşk ateşi ile yakacaktır. .. . Kitabı çok sevdim. Bir iki yerde basım hatası vardı , onun dışında rahat okunuyordu.

6- Travma

Travma
Diğer kitapları psikolojik -gerilim türündeydi yazarın. Bu kitap bana göre fantastik -gizem türündeydi . Farklı coğrafi bölgelerde çocuklara uygulanan şiddet ve istismara dikkat çekmek için yazılmış bir kitap diye düşündürdü bana. Yazar tarzından çok da fazla ödün vermeyerek yine bir psikiyatristi konuk etmiş kitaba. Aslında bir konuktan daha fazla rolü var 😅😅 Kaza yapmış ve yaralı bir halde bulunan bir kadın, arabasının bagajında bulunan çocuk cesedi , bomboş bir kasaba ... Neler olduğunu anlatabilecek bir tek kişi vardır ki o da yaralı kadındır. Anlattıkları gerçek mi yoksa onun psikozunun bir ürünü mü 🤔 Herkese hitap etmeyebilir fakat farklı tarz hastası birisi olarak ben bayıldım kitaba 😂😂 Hatta filmi yapılsa onu da mutlaka seyrederim 😉 .

7-  Kumral Ada Mavi Tuna

Kumral Ada Mavi Tuna Buket Uzuner'in kalemi ile geç de olsa tanışma kitabım oldu Kumral Ada Mavi Tuna. Kitabın büyük bir bölümünü Tuna'nın ağzından okuyor, onun gözünden görüyoruz. Birbirini takip eden iki zamanki bir #kitap . Bir bölümü o anda olanları anlatırken diğer bölüm o güne kadar olan olayları Tuna'nın çocukluğundan başlayarak anlatıyor. . . Beş yaşında bir çocuğun ilk görüşte #aşık olacağına ve bu #aşk ın yıllarla birlikte daha da büyüyeceğine inanır mısınız? ? İmkansız gibi geliyor değil mi 🤔 Tuna'nın Ada'ya karşı hisleri böyle... Hatta sevgiden de öte bir his bu. Yazar bu duyguları öyle güzel hissettiriyor ki kitabı yaşıyorsunuz. İlk başta kızdığım bir karakter olsa da Tuna, zamanla onu olduğu gibi kabul etmeyi öğrendim. Gerçek hayatta da böyle olmaz mı bazen 😅 Onun o kafa karışıklığı yüzünden bazen yaşadıkların hayal ürünü zannettim, aynı Tuna gibi. Farklı bir sevda öyküsü kitap fakat bununla da kalmıyor insan doğasını, iç savaşta olacakları da kaleme alıyor #buketuzuner. Dört karakter üzerinden farklı dünya görüşlerini dile getirirken , hayaller ve hayat gerçeğini de bir kere daha vurguluyor. . Biraz olsun kitabı anlatabildiysem ne mutlu bana. Bazen anlatılmıyor hisler, birebir okumak yaşamak gerekiyor. Tavsiyemdir 👌

8- Ay Işığında

Ay Işığında
#deankoontz un kalemi ile tanıştığımdan beri tereddütsüz alıyorum kitaplarını. Kimisi gerilimden tüylerimi diken diken ederken kimisi de diğer kitaplarına göre basit buldum. Yine de her kitabını zevkle okudum. #ayışığında da merakla okuduğum bir #kitap oldu benim için. Kitaptan hat safhada #gerilim bekleyenler için kötü haberim var 😅gerilim minimum seviyede. #bilimkurgu ve #fantastik öğeler daha baskın kitapta. İlk sayfalarda kitabın içine girmem ve konuya akmam zor olsa da sayfalar ilerledikçe ilginç olmaya başladı . Benim sevdiğim bir konu üzerinden ilerleyince sıkılmadım. Yazarın gerilim tarzına alışık #kitapkurdu arkadaşlar biraz sıkılabilirler 😪😪 . Konusuna gelirsem resim yapıp satarak geçinen Dylan, yirmi yaşındaki otistik kardeşi ile iş yolculuğunda başına kötü bir olay gelir. Bir adam onu bayılıp bağladıktan sonra ne olduğu bilinmeyen bir sıvıyı damarlarına zerk eder. Dylan'a bu olayı öğrenen olursa onun peşinde olanların Dylan ve kardeşini de öldüreceğini , bir an önce oradan ayrılmasını söyler ve gider. Dylan , kardeşi ve bahçede karşılaştıkları Jillian -ki onun da başına aynı olay gelmiştir - beraber yola çıkarlar. Başlarında nasıl bir bela olduğunu bulmak zorundadırlar...

9- Elimde Hamur Kafamda Dünyalar Var

Elimde Hamur Kafamda Dünyalar Var
Her birimizin hayatı ayrı bir yolculuk ayrı bir serüvendir. Bu yolculuğun bazı bölümlerinde dramı yaşarken bazen komedi bazen de gerilimi tadarız. Benim bazen "off ya bu olanlara inanamıyorum, yazsam roman olur" dediğim çok olmuştur. Eminim bir çoğunuz da benim gibi düşünmüş ya da zaman zaman dile getirmişsinizdir. İşte #özlemacar da bekarlıktan evliliğe ve oradan da anneliği uzanan serüvenini kitaba dönüştürmüş. O bu yolculuğunu mizahi bir dille kaleme almış ve ortaya #elimdehamurkafamdadünyalarvar çıkmış. Bu tarza ilgi duyanlar kitaba bakabilirler 😉

10- Zaman Makinesi

Zaman Makinesi Zaman yolculuğu her devirde ilgi konusu olmuştur. Geçmişe gidip bazı olayları değiştirmek isteyen olduğu gibi gelecek merakı ile de yolculuğu yapmak isteyen vardır. Şöyle bir düşününce -ki aslında çok düşünmeme gerek yok - benim de ilgimi çeken bir konu zaman yolculuğu. Yapılabilir ya da yapılamaz o her daim tartışılan bir konudur. 1890'lı yıllarda #hgwells in de bu konu ilgisini çekmiş olmalı ki bu konuda bir kitap yazmış. #Distopik bir #bilimkurgu olarak nitelendiriyorum ben kitabı. Okuduğum her kitabından asla pişman olmadığım Wells bu kitabı ile de beni şaşırtmadı. 1890 lı yıllarda yazılan kitap o dönemin çok ilerisinde fikirlere sahip. Bu tarzda öncü olan bir kitap yazarak Wells farklı yazarlara da ilham kaynağı olmuştur. Bir #zamanmakinesi yapan profesör verdiği yemekte bunu konuklarına duyurur. Kimse gerçek olduğuna tam olarak inanmaz. Bir hafta sonra verdiği yemeğe üstü başı perişan halde gelen profesör #zamanyolculuğu yaptığını söyler ve gördüklerini , başından geçenleri anlatır. 802701 yılına gitmiştir önce sonra da dünyanın yok oluşuna doğru bir yolculuğa... Herşey değişmiş ve çok güzel gibi görünse de görünmeyen korkunç yüzünü de yavaş yavaş fark eder profesör. #evrim ne kadar fark yaratsa da iyi ve kötü , güçlü ve zayıf her zaman var oluyor. Doğa kanunları da işlemeye devam ediyor.... Okuduğum diğer kitaplarında olduğu gibi bu kitabında da Wells'in hayal gücüne hayran oldum. Zaman Makinesi yazarın ilk kitabı üstelik. Edebiyat dünyasına muhteşem bir eserle bodoslama dalan yazar diğer kitapları ile yerini sağlamlaştırarak yazım dünyasında #ölümsüz olmayı başarıyor.
Alıntı : "Değişimin ve değişim ihtiyacının olmadığı yerde zeka yoktur "



                                                            Kozmokitap

Ölüm Çemberi - M. W. Craven || Kitap Yorumu

Ölüm Çemberi - M. W. Craven

  Uzun bir aradan sonra tekrar merhaba . Eylül ayında yoğunluktan dolayı blogumu ihmal etsem de tekrar dönmekten mutluyum. Eylül ayında okuduğum ve yorumlarını paylaşamadığım kitapları toplu bir yazı olarak paylaşmayı düşünüyorum.

  Ekim ayının ilk kitabı çok severek okuduğum Arkadya Yayınlarının yenilerinden Ölüm Çemberi . Yazarın Washington Poe serisinin ilk kitabı Ölüm Çemberi . Yazarın Avison Fluke Serisine ait üç kitabı daha bulunmakta. Türkçedeki tek kitabı Ölüm Çemberi. - internet taramasında Türkçe olarak başka kitabına denk gelmedim . -  Yazar ve kitapları hakkında bilgi almak isteseniz kendi internet sitesine buradan ulaşabilirsiniz.


  Washinton Poe bir ipucu bulduğunda asla peşini bırakmayan bir komiserdir. Sonuçları ne olursa olsun bildiğini okur.  Biraz da bu kişiliği sebebiyle işten uzaklaştırılmış ve hakkında bir dava yürütülmektedir.

   "Taş Çemberler ilkçağlardan kalma huzurlu bir yerdi " diye başlıyor kitap. İnsanlar bu taş çemberleri gezmeye , neden böyle bir yapılara ihtiyaç duyulduğuna ya da bir mesaj olup olmadığına kafa yormaya bayılırlar. Belki de bir sebep yoktu. Sadece canı istedi yaptı bu yapıları yapanlar :)) Kitapta bu taş çemberler bir seri katil yüzünden bambaşka bir anlam taşımaya başlıyor İngiltere'de.

  Taş çemberlerin ortasında yanarak kömür olmuş cesetler bulunur. Hiçbir ipucu da yoktur. Katil çok dikkatli birisidir.  Üçüncü kurbanın yanmış cesedi son teknolojik aletler  ile incelenir. Bir yerde bir ipucu olmak zorundadır. Katilli bulma konusunda yardım etmesi için USMT yani Ulusal Suçla Mücadele Teşkilatı göreve çağrılmıştır. Üçüncü ceset bilgisayar destekli bir cihaz ile incelenirken yanıkların altında belli olan bıçaklama izlerinde bir örüntü fark edilir ve bir isim ortaya çıkar " Washington Poe" .

  Bu ipucundan sonra işten uzaklaştırılmış olan Poe tekrar işe çağırılır. Fakat bu sefer komiser değil çavuş olarak çalışacaktır.

  İlk sayfalardan itibaren beni içine alan bir kitap oldu Ölüm Çemberi . Özellikle hiç ipucu olmadan ilerlemesi  , yazarın her karakteri en ince detayına kadar düşünerek yerleştirmesi hayranlığımı kazandı . Beynimi son hız çalıştırırken acaba kim ve neden sorusunu  tekrar tekrar düşündüm. Kitabın yaklaşık yarısına geldiğimde bir anda ki şaka yapmıyorum öylesine bir anda sanki bir aydınlanma yaşadım . Hiç ipucu yok... Tamam da ama kim derken bunca yıllık polisiye tecrübem ile bir ışık çaktı ve işte bu dedim. Başka birisi olamaz .... Kitabın sonuna gelince ise ne kadar haklı olduğumu fark ettim. Övünmek gibi olmasın ama bence artık profesyonel olarak dedektiflik yapabilirim :D Katili öldürmeye iten sebep ve onu bu hale getirenlerden ise nefret ettim...

   Kitapta hoşuma giden bir diğer şey ise Washington Poe kahve içerken kahvenin yanında bir de kum saati getiriyorlar. Kum saati kahvenin bekleme süresini gösteriyor ve bu süre sonunda kahvesini içiyor. Kahve içmeye gittiğim yerlerde ben böyle farklı bir uygulama ile karşılaşmadım. Filtre kahve yanında kum saati getirip dinlenme süresini bu şekilde anlasak süper olurdu.

  Kitap cinayet ve katile odaklanmak yanı sıra dostluğa da değiniyor. Kitabın sonlarında değişik bir isme sahip olan Poe'nun  adının nereden geldiğini de öğreniyoruz. Yazar her detayı açıklayarak akılda soru işaretleri bırakmadan kitabı bitiriyor.

 Benden tam puan alan kitap tavsiyemdir ...







Kitabın Adı :Ölüm Çemberi
Yazar :M. W. Craven
Yayınevi :Arkadya Yayınları
Orjinal adı : Welcome to the Puppet Show
Çevirmen :Ali Kemal Yakar
Sayfa Sayısı :472


Bazen gerçek, göründüğünden çok daha yakındadır.
Bir seri katil…
Lake District’teki taş çemberlerde yakılarak öldürülen kurbanlar.
Ve katilin bıraktığı tek bir ipucu bile yok.
Sadece kurbanlardan birinin göğsüne kazılmış bir isim: Washington Poe.
Geçmişteki bir dosyadan dolayı görevden uzaklaştırılan Komiser Washington Poe, bir seri katilin kurbanın göğsüne adını kazımasıyla tekrar göreve döner. Katili bulmak adına soruşturmaya katılan Poe bir taraftan da Ağır Suçlar Analiz Birimi’nde bir analist olan tuhaf ama zeki Tilly Bradshaw ile iş birliği yapar. Ceset sayısının artmasıyla Poe ve Bradshaw düşündüklerinin çok ötesinde bir şeyle karşı karşıya olduklarını anlar. Katilin bir planı vardır ve Poe da bir şekilde bu planın bir parçasıdır.


                                                            Kozmokitap

Scroll To Top