Arkadya Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Arkadya Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2/24/2021

Gümüş Serçe - Fiona Valpy

Şubat 24, 2021 2 Yorum
Gümüş Serçe


Kitabın Adı :Gümüş Serçe
Yazar :Fiona Valpy
Yayınevi : Arkadya Yayınları 
Orjinal adı : Dressmaker's Gift
Çevirmen :Yasemin Büte
Sayfa Sayısı :336
Satış Fiyatı: 30 TL
Satışa Çıkış Tarihi :  26 Şubatı 2021
Ön Sipariş Verebileceğiniz Satış Sitesi :  İstanbook


Karanlıkları ancak sevginin ışığı aydınlatabilir…

Mireille, Claire ve Vivienne… Savaşla pençeleşen Paris’in ortasındaki bir moda evinde kaderin bir araya getirdiği bu üç genç terzi, her şeye rağmen normal hayatlarına devam etmeye ve hayallerine tutunmaya çalışmaktadır. Fakat savaş acımasız yüzünü onlara da gösterdiğinde hepsi birer seçim yapmak zorunda kalır. Mireille, şahit olduklarına daha fazla katlanamayarak gizli faaliyetler yürüten

Direniş’e katılırken Claire, gönlünü düşmana, bir Alman askerine kaptırır. Vivienne ise öyle bir sır saklıyordur ki bildiklerini en yakın dostlarıyla bile paylaşamaz. Öte yandan vakti geldiğinde, hızla dünyalarını sarmakta olan karanlığı aydınlatmak için dostluğun, bağlılığın ve sevginin ışığına güvenmek zorunda kalacaklardır.

Yıllar sonra ise Claire’in torunu Harriet, şans eseri kendisini Paris’te, üstelik büyükannesinin yıllar önce yaşamış olduğu binada bulur. Fakat ailesi hakkındaki gerçeklerden oluşan bulmacayı çözerek yalnızlığını, çaresizliğini geçmişine ait herhangi bir parçayla doldurabilmeyi umarken, sandığından çok daha karanlık ve acı dolu bir hikâyeyle karşılaşır.

Washington Post, Wall Street Journal ve Amazon olmak üzere birçok çok satanlar listesinde adından söz ettiren Gümüş Serçe, gerçek hayatlardan esinlenen kurgusuyla kalplerde ve hafızalarda silinmeyecek izler bırakmaya aday.





Fiona Valpy Kimdir?

Fiona Valpy
    


     Eserleri, dünya çapında yirmiden fazla dile çevrilmiş olan FIONA VALPY,  yedi yıl Fransa’da yaşadıktan sonra tekrar İskoçya’ya dönmüştür ve hâlen orada yaşamaktadır. Kitaplarında güçlü kadın karakterlere yer vermekten hoşlanan yazarın bu iki ülkeye olan sevgisi de eserlerinde açıkça görülür.
                 www.fionavalpy.com






                                                     

12/16/2020

Penceresiz Ev - Nadia Hashimi

Aralık 16, 2020 4 Yorum
Penceresiz Ev

  "Zaman kadının bedeninde farklı farklı akar. Mazi bizi kovalarken gelecek bizimle dalga geçer. Biz böyle yaşarız : Olmuş olan ve olacak olan arasında sıkışıp kalarak."

   Kadın olmak zordur bu dünyada . Sitem ettiğimiz , eleştirdiğimiz o kadar çok şey var ki sistemde. Ancak bazı coğrafyada kadın olmak daha da zordur ... Afganistan da bu coğrafyalardan bir tanesi. Yazdığı her kitabı ile bu coğrafyanın gerçeğini, kadın olmanın zorluğunu dile getiren Nadia Hashimi yeni kitabı Penceresiz Ev ile yine aynı coğrafyada bu sefer bambaşka bir yönü ile bir dramı ele alıyor.

  Yusuf Amerika 'da avukattır. İnsan haklarını savunan bir şirket aracılığı ile doğduğu memleketi Afganistan'a gelir. Bir şeyleri değiştirebileceğine dair umutları vardır.
 
Zeba !!! Dört çocuk annesi bir kadın. Eşi öldürülmüştür ve onun yanında üzeri kanlı olarak bulunan Zeba 'ben öldürmedim ' demesine rağmen tutuklanıp hapse atılmış , cezasının kesinleşmesini beklemektedir. Herkes idam cezası alacağına kesin gözü ile bakmaktadır. Sonuçta kadındır, söz söylemeye hakkı yoktur.... İşte bu noktada yolları Yusuf ile kesişir. Yusuf onun avukatıdır.

   Boğazımda koca bir düğüm ile okudum kitabı. Öyle ki bir anda bitiremedim. Durup nefes almaya ihtiyacım oldu. Zeba gibi kadınların yanında bizim ne kadar şanslı olduğumuzu düşündüm kitap boyunca. Kitapta Afganistan'daki kadınların sosyal statüsü, hukuk düzeni, insanların birbirine bakış açısı , sistemdeki bozukluklar gibi birçok noktaya değiniyor yazar. Örneğin akli dengesinin değerlendirilmesi için hastane yerine bir tekkedeki molaya gönderilen bir mahkum bu bozukluğa iyi bir örnek. Sadece bu da değil. Polis ve adli inceleme sistemi de bozuk düzen arasında. Özellikle kadınlara atılan iftiralar ile nasıl hapiste ceza çektiklerini okuyunca sinir oldum.

   Zeba'ya gelirsek ilk gün dışında kesinlikle bu olay hakkında konuşmadı. Suçlu mu yoksa birisini mi koruyor?? Konu açıklığa kavuşunca bu noktada da içim çok acıdı. Zeba'nın kocasından iğrendim .
Birçok dramın işlendiği kitap uzun süre unutamayacaklarım arasına katıldı.  Bazı yerleri biraz uzatılmış gelse de çok rahat okudum kitabı . Ne yazsa okurum dediğim yazarlar arasında yer aldı Nadia Hashimi. 



Penceresiz Ev
Kitabın Adı :Penceresiz Ev
Yazar : Nadia Hashimi
Yayınevi : Arkadya Yayınları 
Orjinal adı :A House Without Windows 
Çevirmen : Yasemin Büte
Sayfa Sayısı :496

Gerçekler, bir kurşundan çok daha ağırsa ve kadınsan ellerine kına yerine kan yakılan topraklarda, özgürlüğün bedeli kaç ömürdür?

Sevgi dolu bir eş, sabırlı bir anne ve iyi bir komşu… Neredeyse yirmi yıl boyunca Zeba’yı tanımlayan kelimeler bunlardır ta ki kocası Kamal, başında bir baltayla evlerinin avlusunda bulunana kadar. Çocukları annelerinin katil olabileceğine asla inanmasa da Zeba masumiyetini kanıtlayacak tek bir kelime bile etmeyince, Kamal’ın ailesi adaletin yerini bulmasını ister. Afganistan’da böyle bir suçun cezası ise idamdır.

Tutuklanarak hapishaneye gönderilen Zeba, mahkeme gününü beklerken oradaki kadınlarla güçlü dostluklar kurar. Her birinin bu uğursuz yere gelmelerine neden olan bambaşka hikâyeleri vardır. Nafisa töre cinayetine kurban gitmemek için, Latifa kız kardeşiyle özgür bir hayat kurmak üzere kaçarken yakalandığı için, on dokuz yaşındaki Mezhgan ise sevgilisinin çocuğunu taşıdığı için hapse girmiştir. Chil Mahtab zamanla bu kadınlar için bir hapishaneden çok, dışarıdaki dünyanın acımasızlığından kaçabildikleri bir sığınak hâlini alır.

Öte yandan Zeba’nın insan hakları savunucusu, Afgan asıllı Amerikalı avukatı Yusuf, zamanın Zeba’nın ve kendisinin aleyhine aktığının farkındadır. Dahası, tıpkı ana vatanı Afganistan gibi Zeba’nın da göründüğünden farklı olduğundan şüphelenmeye başlamıştır. Müvekkili gerçekten soğukkanlı bir katil mi yoksa bu hikâyedeki asıl kurban mıdır?

Kabuğunu Kıran İnci’nin yazarı Nadia Hashimi’den yine güçlü kadınların başrolde olduğu, yüreğinizin derinliklerine işleyecek olağanüstü bir mücadele, dostluk ve dayanışma öyküsü.










                                                     

6/03/2020

Ateşböceğinin Şarkısı - Ana Johns

Haziran 03, 2020 4 Yorum
Ateşböceğinin Şarkısı - Ana Johns

  Arkadya Kitap'ın en yenisi Ataşböceğinin Şarkısı . Böyle naif böyle etkileyici kitapları nasıl buluyorlar bilmiyorum ama iyi ki bulup biz okuyucular ile buluşturuyorlar. Ben çok seviyorum Arkadya Yayınlarının kitaplarını . Yayınevinin çoğu kitabını okudum ve aralarından sevmediğim sadece bir tanesi oldu . Onun dışında tüm kitaplarını çok sevdim .

Ateşböceğinin Şarkısı da  iki farklı zamanda ve iki kadın arasında zigazglar çizerek ilerleyen bir kitap . İki kadının da ortak noktası bir adam : birinin babası diğerinin sevdiği adam...

Tori Amerika'da yaşamaktadır . Babası Jimy kanserdir ve hastanede kaybeder babasını . Bu nokta bein en çok etkilendiğim , gözlerimin dolduğu noktadır . Ben de yakın zamanda babamı kanserden kaybettiğim için bu satırları okumak gerçekten çok zor oldu . Geçmişe döndüm her kelimede ve bazı olaylar dejavu etkisi yarattı bende .

Babasının son zamanlarında bir mektup bulur Tori ve babası onu okumasını ister. Babası öldükten sonra mektubu okuduğunda ise zihni babasının geçmişine ait soru işaretleri ile dolar...

1950'li yıllarda Japonya'da Naoka . İkinci dünya savaşı sonrası Amerikalılar ve ülkelerinde bulunan Amerikalı askerler sevilmemektedir. 17 yaşındaki Naoka ise bunlardan birisine aşık olmuştur . Hajime . Birbirlerini seven bu iki genç evlenmek istemektedir. Ancak önlerinde onları dışlayacak olan koca bir toplum haricinde bir de Naoka'nın ailesi vardır . Genç kız bir tercih yapmak zorundadır . Ailesi mi aşkı mı ....

İki farklı kadının anlatımı ile okuduğum kitap gerçeklerden harmanlanarak yola çıkılmış bir kurgu . Kİtabın sonunda yazar bize nasıl yola çıktığını ve karakterler ilham olan gerçek şahısları ve olayları belirtmiş . Böyle olunca kitabın etkileyicilik katsayısı da artıyor doğal olarak. Babasının gençlik zamanında aşık olduğu bir japon genç kızdan yola çıkarak kurgulamaya başladığı kitabı farklı gerçekleri de harmanlayarak hazırlamış. İki farklı ırktan olan insanların evliliğinin toplumda nasıl karşılandığı gibi . Japonya'da yaşanan bir örneğinin kitapta veriyor yazar ancak aynı durum Amerika'da olsa orada da farklı olmayacaktı. 1950 li yılları bırakın günümüzde bile hala ırkçılık devam ediyor o ülkede. Televizyonda son zamanlarda olan olayları büyük bir üzüntü ile takip ediyorum. Bir de melez çocuklar var. İnsanlar tarafından hor görülen , okullara dahi kabul edilmeyen masum çocuklar . Kitapta çocuklarla ilgili bir bölüm vardı . Çok üzüldüğüm ve çok da sinir olduğum bir bölüm . Kitabı okumak isteyenler için çok detaya girmeyeceğim ancak istenmeyen evlilik dışı veya melez bebeklere yapılanlar ile alakalı olduğu belirteyim.

Kitapta bilge büyükannenin sözlerini çok sevdim ve bolca da alıntı bıraktım size. Ancak kendisi ve yaptıklarını ise kınıyorum. Bu yapılanların hiçbir açıklaması ya da affedilir tarafı olamaz...

Ateşböceğinin Şarkısı - Ana Johns


Ateşböceğinin Şarkısı Kitabından Alıntılar :

"Aşkla dolu bir hayat mutluluk demektir. Aşk için hayatı yaşamak ise aptallıktır . Keşkelerle geçirilmiş bir hayat ise dayanılmaz . "

"İster acı sarsın yüreğini , isterse mutluluk ... Hepsi gelip geçici."

" Endişe küçüktür ama gölgesi büyüktür."

" Taşla suyun mücadelesinde kazanan her zaman su olur ."

" Yönünü bulmak istiyorsan hem köklerinin nerede olduğunu hem de gitmek istediğin yeri bilmelisin."

" Görmüyor musun , Ateşböceği? Yuva diye bildiğim tüm o rahatlıktan vazgeçiyorum çünkü evim sensin. Eğer hayatımda sen olmayacaksan o hayat ne işe yarar ki?"

"İntikam sadece intikamı doğurur."

" Gerçek doğru zamanı bekler . O gerçek erken ya da geç vakitte dile gelirse bil ki yalandır."

" Japonya'da bir sürü felaket vardı . Tüm şehirleri yok eden büyük depremler , öfkeli gökyüzünden inen şimşekler, büyük yangınları taşıyan rüzgarlar ve babalar ... "

"Suskun kişi en çok kulak verilmesi gereken kişidir."

" Talih ve talihsizlik aynı kuyuya atılmış iki kovadır ."

"Zamandan bir saniye bile tonlarca altınla satın alınamaz . "

"Hayat dediğimiz şu rüyada akıllılar kendi cennetlerini inşa ederken , aptallar cehennemlerini oluştururlardı."

"Hiçlik bile aslında bir şeydir ."

" Zaman ayrımcılık yapmaz ."







Ateşböceğinin Şarkısı
Kitabın Adı :Ateşböceğinin Şarkısı
Yazar :Ana Johns
Yayınevi : Arkadya Yayınları
Orjinal adı :The Woman in the White Kimono
Çevirmen : Yasemin Büte
Sayfa Sayısı :416

Bu, bizim hikâyemizdi, sadece bizim bildiğimiz bir şarkıydı.
Bir ateşböceğinin şarkısı...

1957 yılının Japonya’sında, on yedi yaşındaki Naoko Nakamurılarının, yıllar sonra okyanusun ötesinden bile duyulacağından tamamen habersizdir.
Günümüz Amerikası’nda ise ölmek üzere olan babasının başında bekleyen gazeteci Tori Kovac, o güne kadar çok sevdiği babası, kendisi ve ailesi hakkında bildiği her şeyi altüst edecek bir mektup bulur. Mektubun ardındaki gerçeği öğrenmek için çıktığı yolculuk onu, Japonya’nın uzak bir sahil kasabasına kadar getirecektir.
Biri, kalbi ve ailesi arasında seçim yapmak zorunda kalmış, diğeri ise gerçek yuvasının neresi olduğunu merak eden iki güçlü kadının, yıllara ve mesafelere meydan okuyan duygu yüklü hikâyesi. Ateşböceğinin Şarkısı, sevdiklerimiz uğruna neler yapabileceğimizi gözler önüne seren, kolay kolay hafızalarınızdan silinmeyecek bir başyapıt.








Ana Johns Kimdir?

Ana Johns

Basın yayın bölümü mezunu olan Ana Johns , Uzun yıllar yaratıcı sanatlar alanında çalışmıştır . Babasının hikayesinden ilham alarak yazdığı ilk romanı Ateşböceğinin Şarkısı ile de kısa sürede geniş bir okuyucu kitlesine ulaşan yazar , yazmadığı zamanlarda vaktinin çoğunu Michigan Gölü'nün mavi kıyılarında geçirir.





                                                     

4/14/2020

Dilek Ağacının Gölgesinde - Melanie Dobson

Nisan 14, 2020 3 Yorum
Dilek Ağacının Altında -  Melanie Dobson

   "Bizler kalbimizde iyi ile  kötü arasında bir seçim yaparız ve bunu davranışlarımız takip eder. En zor tercihlerimizi de neyin iyi neyin kötü olduğunu bilmediğimiz zamanlarda yaparız. " 

  Çok severek kitaplarını okuduğum ve neredeyse hepsini çok sevdiğim kitapları yayımlayan Arkadya Yayınlarının en yeni , matbaa kokusunu henüz kaybetmemiş kitabı Dilek Ağacının Gölgesinde kitaplığımın da en yenilerinden .

  Bu kitap da Arkadya'nın diğer kitapları gibi ruha dokunan cinsten . Okurken ister istemez etkileniyorsunuz hele de söz konusu çocuk olunca .

İki çocuk , iki iyi arkadaş ...  On üç yaşında Dietmar ve on yaşında olan Brigitte . İkinci dünya savaşı zamanında bahçelerindeki ağaç evde oynarken o gün yaşamlarının sonsuza kadar değişeceğini hiç düşünmemişlerdir. Evlerinde nazi askerlerini gören  Dietmar annesinin kaç diye fısıldadığını gördüğü an en iyi arkadaşı Brigette'i de yanına alarak kaçmaya başlar. İki küçük çocuk nasıl ve nereye kaçabilir diye düşünebilirsiniz. Ancak korku onları motive ederek bir kaç mahalle değil Almanya'dan İngiltere'ye yürüyerek kaçmayı başarır bu çocuklar . Okurken bu yürüyüş sırasında neler yaşadıkları ve zorlukları hissediyor onlar için içiniz sızlıyor.

  Yolculuları istemedikleri bir şekilde sonlanıyor ve bu iki iyi arkadaş istemeden ayrılmak zorunda kalıyor / bırakılıyorlar ...

Quenby araştırmacı gazeteci olan genç bir kadın. Geçmişinin onda yarattığı izleri kimseye göstermeden ayakta kalmaya çalışan ve kendi hikayesini anlatmak istemediği için başkalarının hikayesini anlatan , kendi yarım kalmışlığını onların hikayesini tamamlayarak kapatmaya çalışan birisi.

 Quenby'nin son araştırdığı kişi bir İngiliz Leydisi . Onun ikinci dünya savaşı zamanında Almanlar lehine çalışıp casusluk yaptığı düşünülmektedir. Ancak araştırmaları Leydinin nüfus sahibi kızı tarafından engellenmektedir.  Bu araştırma üzerine yoğunlaşmışken ilginç bir teklif alır . 90 yaşında bir adamın avukatı tarafından onun yetmiş yedi yıl önce kaybettiği arkadaşını bulması istenmektedir. Başta bu teklife isteksiz olsa da Quenby bir anda kendisini bir araştırma ve ilginç , hayatını da tehlikeye atan bir araştırmanın içerisinde bulur .

Sevgi , bağlılık , umut , umutsuzluk , hayal kırıklığı , acılar  ve sonuçta gelişen sevgi ... Büyük bir keyifle okuduğum sımsıcak ve sürükleyici bir kitaptı Dilek Ağacının Gölgesinde. Gönül rahatlığı ile hepinize tavsiye ederim.






Dilek Ağacının Gölgesinde Kitabın Adı :Dilek Ağacının Gölgesinde
Yazar : Melanie Dobson
Yayınevi :Arkadya Yayınları
Orjinal adı :Catching The Wind
Çevirmen :Filiz Çakır
Sayfa Sayısı :432

Ayrılığın yüreklerde yaktığı ateş ne zaman söner? Hasretin dikenli bir tel gibi sardığı kalbin acısı ne zaman diner? Peki, ya ne olursa olsun söz vermişsek bir kez kavuşmaya, ne kadar ileri gidebiliriz verdiğimiz söz uğruna? 
Bu sorular, Naziler ailelerini tutukladıktan hemen sonra arkadaşı Brigitte ile birlikte güçlükle kaçmayı başardıkları o günden beri Daniel Knight’ın peşini bırakmamıştır.

İki çocuk olarak başladıkları, Almanya’dan İngiltere’ye uzanan o zorlu umut yolculuklarında bir yerlerde Daniel, Brigitte’ten, hayatta ona kalan tek şeyden vazgeçmek zorunda kalır. Ancak gitmeden ona bir söz verir. Aradan yıllar geçse, zaman saçlarına aklar, yüzüne kırışıklar düşürse bile ardından gideceği bir söz: Ne olursa olsun dönecek ve Brigitte’i bulacaktır.

Öte yandan aradan geçen yetmiş küsur yıla rağmen Daniel sözünü tutmayı başaramaz. Son umudu, İkinci Dünya Savaşı’ndaki casusluk vakalarına ve kaybolan çocuklara özel bir ilgisi olan gazeteci Quenby Vaughn’dur. Bu genç kadının, kendi geçmişinde gizli acılarından ve başarılı avukat Lucas Hough ile yapacağı ittifaktan güç alarak yıllardır çözülemeyen bu düğümü çözeceğine emindir. Peki, akıl almaz fedakârlıklarla, yalanlarla ve acıyla dolu geçmişi deşmenin bedeli ne olacaktır?
Dilek Ağacının Gölgesinde, aşkın, inancın ve kimi zaman unutsak da aslında kalbimizin derinliklerinde hep var olan o gücün, savaşa ve yıkıma bile meydan okuyabileceğini gösteren, büyüleyici bir kitap.






Melanie Dobson Kimdir?

On altı roman yazmış , ödüllü bir yazardır . Romanlarından üçü Carol Ödülü'nü , biri de 2010 yılında İndiana'da En İyi Roman Ödülü'nü kazanmıştır . Yazmadığı zamanlarda George Fox Üniversitesi 'nde hem yazma hem de halkla ilişkiler konusunda ders vermekten hoşlanan yazar , eşi v eiki kızıyla Oregon'da yaşamaktadır . Melanie aynı zamanda hayalet kasabaları , terk edilmiş evleri dolaşmayı , cemiyetindeki çocuklara yardım etmeyi ve kızlarıyla birlikte hikayeler okumayı sever.






                                                     

1/16/2020

Güneşin Ardındaki Topraklar - Laila Ibrahim

Ocak 16, 2020 2 Yorum
Güneşin Ardındaki Topraklar

Arkadya Yayınlarının en yenisi olan Güneşin ardındaki Topraklar , ilk sayfalardan itibaren beni içine aldı ve kitap hiç bitmesin istedim. Duygusal ve sakin bir tempoda ilerleyen kitapları seviyorum . Beni dinlendiriyorlar.

1920 li yıllarda geçen kitap bir dönem kitabı . Dönem kitapları okurken kurgu bile olsa tarihin o naftalinli atmosferini hissetmeyi seviyorum . Farklı bir dünyaya açılan pencere oluyor bu kitaplar benim için .

Mei Ling üç çocuğu olan bir ailenin ikinci çocuğudur . Bir ablası ve bir de küçük erkek kardeşi vardır . Para sıkıntısı çeken aile bir kızlarını evlendirmeye karar verirler . Bu evlilik ile ellerine para geçecek ve bu para ile hayatta kalacaklardır. Bir arabulucu Kaliforniya'da yaşayan bir adam için kızlarını istemeye gelir. Bu arabulucuya hem kız tarafı hem de erkek tarafı ödeme yapmalıdır . Böyle birini küstürürseniz bir daha kızlarınızı kimse istemez. Mei Ling'in ablası hiç görmediği bu adam ile evlenecektir. Bu adamın eşi yeni ölmüştür ve bir de küçük oğlu vardır .

Ablası evlenmeye gideceği gün çok hastalanır . Onun yerine Mei Ling'i gönderirler. Hiç istemese de ailesinin hayatta kalması için bu evliliğe razı olmak zorundadır.

Çin takvimine göre ablası bir tavşandır . Mei Ling ise bir ejderha. Evlenmek isteyen adam bir tavşan istemiştir eş olarak . Bu nedenle Mei Ling hem ismini hem de bir ejderha olduğunu saklamak zorundadır . Kitapta Mei Ling'in içindeki ejderhanın çıkmak istediği zaman neler hissettiğini çok iyi anladım . Bazen ben de sinirlendiğim zaman aynı şeyleri hissediyorum. Kendimle karakter arasında bir bağlantı görünce merak ettim ve Çin takviminde kendi doğum günüme baktım . Ejderha olduğumu görünce şaşırdığımı söyleyemem. Arada ben de içimdeki ejderhayı sakinleştirmekte zorlanıyorum :D

Çin'den Amerika'ya uzanan bu öyküde gizlenen sırlar , yaşananlar yazar tarafından etkileyici bir şekilde yazıya dökülmüştür. Mei Ling'in sırları olduğu gibi eşinin de sırları vardır . Hiç tanımadığınız bir adama dilini bile bilmediğiniz bir ülkede güvenebilir misiniz? Kendinizi güvene almak için siz olsanız neler yapardınız ?

Sevdiğiniz birisi için - ki bu kişi çocuğunuz gibi sevdiğiniz birisi ise - onu korumak için ne kadar ileri gidersiniz ? İşte belki de en etkilendiğim bölüm burası idi . Bir anne çocuğunu korumak için sınırları ne kadar esnetir ya da sınır tanır mı ?

Kitabın sonunda yer alan terim sözlüğü ile de kitabı okurken akla takılabilecek konulara açıklık getiriyor yazar. Aslında kitap ile ilgili söylemek istediğim çok şey var ama bütün konuları açığa vurmak istemediğim için burada susuyorum . Susmadan da Mei Ling ve eşinin birbirleri ile Karıcım - kocacım gibi kibar bir şekilde konuşmalarını da çok sevimli bulduğumu belirtmeliyim.

Ben çok sevdim kitabı , tavsiye ederim.






Güneşin Ardındaki Topraklar Kitabından Alıntılar : 


"İsmin ne bakalım ?"
"Siew."
Tıpkı Bo gibi, diye düşündü Mei Lang. Karmaşık bir hikayesi olan bir çocuk için basit bir isim ...
Büyükannesi haklıydı , kadınlar güçlüydü , her şeye göğüs gerebilirlerdi ve doğuştan içlerinde taşıdıkları o annelik içgüdüsüyle her çocuğu sarıp sarmalayabilirlerdi . O çocuğu kendileri doğurmamış olsalar bile ... 
"Merhamet utanılacak bir şey değildir , Mei Ling ."
"Yanımızda ve güvendesin , ikimiz de güneşin ardındaki hiç bilmediğimiz bu topraklarda hayatta kalmayı başardık . Zamanı geldiğinde gerçek zenginliğin , bu gördüklerinden fazlası olduğunu sen de anlayacaksın ." 
"Bir kadın kocasına itaat eder , evet ama bilge bir kadın kendi parasını kazanır ve bir kocanın öngöremediği yokluk zamanları için biriktirir. Paranın çoğunu kocana ver ama bir kısmını kendine sakla . Bir anne çocuklarını korur ... Her zaman ."
"O pis ellerinizi küçücük çocuklara uzatmamanız gerekirdi . Asıl değersiz olan sizsiniz ..." 
Bir hayalin olması asla aptalca bir şey değildir. Gerçekleşmeyecek olsa bile. O hayal yola devam etmen için sana umut verir.



Güneşin Ardındaki TopraklarKitabın Adı :Güneşin Ardındaki Topraklar
Yazar :Laila Ibrahim
Yayınevi :Arkadya Yayınları
Orjinal adı :
Çevirmen : Yasemin Büte
Sayfa Sayısı :368


Gitmek miydi zor olan yoksa kalmak mı doğduğun, kokusu ile yoğrulduğun topraklarda? Nasıl giderdi ki insan en sevdiklerini bırakıp ardında? O topraklar ölüm, açlık ve sefalet koksa bile…

Takvimler 1923 yılını işaret ederken, Kuzey Çin’de anneleri evlatsız, çocukları yetim bırakan ağır bir savaş hüküm sürmektedir. Henüz on sekiz yaşındaki Mei Ling’in ailesi de bu savaştan nasibini almıştır. Geri kalan ailesinin açlıktan ölmemesi, hayatlarının kurtulabilmesi için Mei Ling’in omuzlarına büyük bir sorumluluk yüklenmiştir: Para karşılığı hiç tanımadığı bir adamla evlenmek. Üstelik de sahte bir isimle…

Yanında ona tamamen yabancı bir adamla uzaklara, onun için güneşin bile ardındaki bir ülkeden ibaret olan Amerika’ya olan uzun yolculuğu başladığında, tutunduğu tek şey orada güzel bir hayatı olacağına dair hayalleridir. Fakat çok geçmeden yalanlarla örülü bir çemberin içinde olduğunu, artık kocası olan bu yabancıya güvenemeyeceğini fark eder. Dilini bile konuşamadığı bir ülkede, sadece kendisi için değil, karnındaki bebek ve büyük bir tehlikenin içinde olan yetim bir kız çocuğu için de savaşmak zorundadır.

Peki, Mei Ling sevdiklerinden bu kadar uzakta bir başına hayatta kalabilecek, sahte evliliğine rağmen gerçek bir aile kurabilmeyi başarabilecek midir? Güneşin Ardındaki Topraklar, cesaret ve inançla atan bir kalbin inanılmaz yolculuğunu her sayfada yüreğimize işlerken, anneliğin mutlaka bir canlıyı dünyaya getirmek demek olmadığını bizlere bir kez daha hatırlatıyor.

Laila İbrahim Kimdir?

Laila İbrahim
California, Whittier’de hayata gözlerini açan Laila İbrahim, daha sonra Psikoloji ve Çocuk Gelişimi üzerine yüksek lisans yapmak amacıyla Oakland’e taşınmıştır. Çocuklar için daha fazla şey yapmak isteyen yazar, bir anaokulu açarak insan psikolojisi ve çocuk eğitimi üzerine edindiği tüm tecrübeleri anneler ve çocuklarıyla paylaşmaktadır. Aldığı eğitimlerle edindiği birikimleri, bir öğretmen ve anne olarak kitaplarına sık sık aktaran Ibrahim, ailesiyle birlikte Berkeley’de yaşamaktadır.

                                                   




                                                          

3/22/2019

Kanlı Selfie - Chris Carter

Mart 22, 2019 3 Yorum
Kanlı Selfie - Chris Carter

  Robert Hunter serisinin sekizinci kitabı olan Kanlı Selfie yazarın Arkadya Yayınları'ndan yayımlanan ilk kitabı .  Serinin ilk kitabı Haçlı Katil de Pegasus Yayınları'ndan yayımlanmış. Onu okumadım , araştırırken yeni fark ettim kitabı. Güzel bir indirimde denk gelirsem o kitabı da almak isterim. Seri bağımsız da okunabiliyor fakat yine de bütün kitaplarının dilimize çevrilmesini isterim.

 Sosyal medya ve akıllı telefonların hayatımızı neredeyse işgal ettiği ve özellikle yeni nesil için bağımlılık haline gelen Sosyal medyanın karanlık yüzünü en acımasız şekilde gösteriyor bize yazar. Tam da gündeme uygun , sosyal medyanın kötü düşüncelere sahip insanlar tarafından nasıl kullanıldığını biraz uç noktada da olsa gösteriyor Chris Carter .

Psikolojik gerilim türünde olan kitapta yazar kalemini ustaca kullanmış . Kİtabı okuyunca yazara neden türünün ustası dediklerini anladım :)

 Los Angeles , Melekler Şehrinde aşırı şiddet suçları için ayrı bir birim kurulmuştur. Dedektif Robert Hunter ve ortağı bu birimde çalışmaktadırlar. Robert IQ seviyesi oldukça yüksek birisidir. FBı davranış analizi biriminden de kendisine teklif geldiği halde o polis olarak kalmayı tercih etmiştir.

  Aldıkları ihbara gittikleri zaman vahşice işlenmiş bir cinayet mahaline giderler. Genç bir kadın öldürülüştür. Bir sandalyeye bağlanarak oturtulmuştur . Yüzü cam kırıkları ile paramparça bir haldedir. Esas kan donduran nokta ise katil kurbanı öldürüşünü en yakın arkadaşına görüntülü konuşma ile izletmiştir...

  Kurbanın en yakın arkadaşını görüntülü olarak aramış ve ona iki soru soracağını söylemiştir. Bu soruları bilirse gidecek bilemezse arkadaşını cezalandıracaktır. İlk soruyu bilip biraz rahatlasa da ikinci soruyu bilemez... Size sorayım bir de  : En yakın arkadaşınızın cep telefonunu ezbere biliyor musunuz?

 Akıllı telefonlar hayatımıza girdiği günden beri beynimiz tembelleşti bir anlamda . Kitabı okurken kendi hayatınızı da gözden geçirmeden edemeyeceksiniz.

 Bu cinayetlerin ilkidir . Katil cinayet işlemeye devam edecek her seferinde bir yöntemlerini biraz değiştirse de vahşiliğinden bir şey kaybetmeyecektir.

Olay yerlerinde ne parmak izi , ne dna ne da farklı bir delil vardır. Bu konuda polis çok zorlansa da dedektiflerimiz de alanının en iyisidir.

 Büyük bir merakla okuduğum kitabın etkisinden çıkmam uzun sürdü. Yalnız son kısmı katilin tespiti biraz hızlı geldi bana . Ayrıntılı olarak konuları okurken jet hızı ile bir anda katil yakalandı. Gerçi benim aklıma farklı bir son gelmese de farklı olabilir miydi diye düşünmedim değil.

 Gerilim sevenlere tavsiyemdir.


Kitap Hakkında Övgüler

Carter , yazmanın zahmetsiz görünmesini sağlayan yazarlardan biri ... Elimden bırakamadım .
                               - Crime Squad -
Carter'ın suçlu psikolojisiyle ilgili bir geçmişi var ve romanlarının merkezindeki katiller bu nedenden dolayı çok daha korkutucu oluyor.
                                -Mail on Sunday -






Kitabın Adı : Kanlı Selfie
Yazar :Chris Carter
Yayınevi : Arkadya Yayınları
Orjinal adı : The Caller
Çevirmen : Ali Kemal Yakar
Sayfa Sayısı : 480


Bir sonraki aramayı cevaplamadan önce dikkatli ol. Belki de en kötü kâbusunun başlangıcı olacak.

Zor bir haftadan sonra Tanya Kaitlin dört gözle sakin bir gece geçirmeyi beklemektedir, ancak duştan çıkarken telefonun çaldığını duyar. En yakın arkadaşı Karen Ward’dır arayan ama pek alışılmadık bir şekilde görüntülü aramıştır. Tanya’nın telefona cevap vermesiyle hayatı boyunca hiç unutamayacağı kâbusu başlar.

Tanya ekranda Karen’ı ağzı kapalı bir şekilde kendi oturma odasındaki bir sandalyeye bağlanmış halde görünce deliye döner. Ardından hattın diğer ucundan tüylerini diken diken eden mekanik bir ses gelir. Arayan kişi basit bir oyun oynayacaklarını, iki sorusu olduğunu ve Karen’ın hayatının tamamen vereceği cevaplara bağlı olduğunu söyler. Bu esnada Tanya eğer ekrandan gözünü ayırırsa ya da telefonu kapatırsa Karen’ı cezalandıracaktır. Ve oyun başlar!

Kanlı Selfie’yi okuduktan sonra sosyal medyaya olan bakışınız değişecek.





Chris Carter Kimdir ? 


An Evil Mind , One by One , The Death Sculptor , The Night Stalker , The Executioner adlı romanları ile Birleşik Krallık'ta kitapları çok satanlar yer alan Chris Carter , Los Angeles'a taşınmadan önce kriminolog olarak çalışmıştır . Los Angeles'a taşınan yazar orada müzikle ilgilenmiştir . Birkaç sene önce ise herşeyi bırakarak şimdi tüm zamanını Londra'da yazarak geçirmektedir .



                                                            Kozmokitap

2/09/2019

Gözyaşlarının Kalesi - Cathy Gohlke

Şubat 09, 2019 4 Yorum
Gözyaşlarının Kalesi - Cathy Gohlke

 Arkadya Yayınları'nın yeni kitabı Gözyaşlarının Kalesi ile yeni bir yazarla daha tanışmış oldum : Cathy Gohlke . Yazarın dilimize çevrilmiş ilk kitabı Gözyaşlarının Kalesi . İlk sayfalardan itibaren sizi esir alan bir kitap . Aynı zamanda da ödül sahibi . Christy Award for Historical (2016)

Bir anne , evlat ve bir torun olarak beni çok etkiledi kitap . Kitaptaki karakterlerle empati yapıp onların hislerini daha derinlerde hissettim ve ben olsaydım ?? sorusu devamlı aklıma geldi. Çok küçük yaşta büyükanne ve büyük babamı kaybettiğim için Hannah'ın büyükbabasına karşı hislerini , onu tanıdığı zaman ki özlemini anlayabiliyorum. Şİmdi siz kim bu Hannah diyebilirsiniz. Size kısaca anlatmaya çalışayım .

  Kitap Arkadya Yayınlarının çoğu kitabında olduğu gibi yine çift zamanlı olarak gidiyor. 1970 li yıllarda Hannah'ı tanıyıp onun yaşamına misafir olurken 1938-1940 lı yıllarda da Hannah'ın annesi Lieselotte 'in yaşamına uğruyoruz. Amerika ve Almanya arası bir yolculuk ve yine 2. Dünya Savaşı...

Gözyaşlarının Kalesi  -  Cathy Gohlke


Hannah annesi ile yakın değildir. Hatta onu çok iyi tanıdığı da söylemez. Annesi onu büyütmesine karşın asla yakın olamamışlardır. Annesi öldükten sonra onun evini boşaltan Hannah avukatından bir telefon alır ve annesinin kendisine bir kasa bıraktığını öğrenir. Belki annesini daha yakından tanıyabileceği ya da onu neden sevmediğini öğrenebileceği bir detay vardır... Burada bulduğu mektuplardan yola çıkan Hannah'ın yolculuğu Almanya'ya hiç tanımadığı büyükbabasının yanına ve hayatına , geçmişine olacaktır ...




Lieselotte , annesini kaybetmiş , babası ve erkek kardeşi ile kalmıştır. 2. Dünya savaşı sırasında babası Nazi partisindendir  , erkek kardeşi de onların koyu taraftarıdır ve kendi isteği ile askere yazılır. Babası partide yükselmek için elinden geleni yapmaktadır. Lieselotte , abisinin arkadaşı Lucas'a aşıktır. Onun ailesini kendi ailesi gibi benimsemiş ve yaşadıkları kara günlerde babası ve abisinin aksine insanlara yardım için elinden geleni yapmaktadır. Tam sevdiği ile kavuşacağım dediği anda araya kabus gibi düşer Dr Petterson.

Gözyaşlarının Kalesi  -  Cathy Gohlke


Kendi geleceği ve çıkarı için insanları kullanan bir baba ... Hatta bu uğurda kızını harcayan bir baba .. Tek istediği sevdiğine kavuşmak olan bir genç kız ... Yaşadığı hayal kırıklıkları , acılar ve üzüntüler... Geç de olsa annesi hakkında gerçekleri öğrenen Hannah ... Aslında hiçbir şey göründüğü gibi değildir  ve insan aslında ne görmek isterse , ne görmeye şartlandırılırsa onu görmektedir. Para için insanları Gestapoya sayanlar , hatta kendi ailesini ihbar eden çocuklar ... Partisine karşı utanmamak ve kendi yükselişini garantilemek için kızını esir kampında bırakan bir baba...

Bulunmayan tek ve en önemli şey şeker değildi . Sadelik ve masumiyet de ortadan kaybolmuştu. 

Hepsi çok acıklı hepsi derinden yaralayan . Hangi birini dile getireceğimi şaşırıyorum. Yıllar geçse de bu konuda bir çok kitap yazılsa da her kitapta savaşın ve nazilerin farklı bir yönü farklı bir dram anlatılıyor. Ta bu kadar yeter artık daha fazla bu konu üzerine kitap okumayacağım dedikçe basılan ilginç kitapları görüp fikrimi değiştiriyorum. Bir tek kişinin , bir ideolojinin - ki buna ideoloji demek ne kadar doğru bilemiyorum  - peşine takılan ve sorgulamadan söyleneni yapan insanlar . Buradan da anlıyoruz ki insanların çoğunun içinde gizli bir vahşet yatmaktadır ve bunu ortaya çıkaracak , peşine taklaşacakları bir kişiyi beklemektedirler. Sürü psikolojisi ile peşine taklaşıp yapmadıklarını bırakmamışlar. Bu fanatik olanların haricinde korku ile sinip saklanan , korku yüzünden insanlara yardım etmeyen ya da kendi ailesine zarar gelmesin diye insanları ihbar edenler de var. Savaş bitip ortalık durulsa da insanların korkusu kolay kolay geçmeyecek ve vicdanı olanların savaş sırasında yaptıkları / yapmadıkları için vicdanları sızlamaya devam edecektir. Bu olaylar da bize canlılar arasında en korkunç olanının yine insanlar olduğunu göstermektedir.

  Tarihi kurguları seviyorsanız bu bol ödüllü kitabı kaçırmayın derim. Bir de sormak istiyorum sizin hayatınızı mahveden , geleceğiniz ile oynayan birisini affedebilir misiniz? Affetmek özgürlük müdür ?


Kitap Hakkında Yazılanlar: 

Aşk, hüzün ,affetmenin yüceliği ve insanın öldüğü bir zamanda insanlığı tutunma mücadelesi. Bu kitaba sadece zihninizde değil ,kalbinizde de yer açın .
                                           Publisher Weekly 

Gözyaşları'nın Kalesi'nde ruhunuza ilmek ilmek işlenecek , yürek burkan bir yolculuğa çıkacaksınız .
                                                   RT Book Reviews 



Gözyaşlarının Kalesi  -  Cathy Gohlke
Kitabın Adı : Gözyaşlarının Kalesi
Yazar : Cathy Gohlke
Yayınevi : Arkadya Yayınları
Orjinal adı : Secret She Kept
Çevirmen : Filiz Çakır
Sayfa Sayısı : 496


Yaptığımız tek bir kötülük, kaç insanın hayatını mahveder?

 Bir annenin ömrünün sonuna dek dudaklarını mühürleyen, ondan bütün hayatını, evladını çalan yakıcı bir sır… Her şeyine mal olacak olsa da o sırrın peşinden gitmeye kararlı bir kız…

 Hannah Sterling, hayatı boyunca anne sıcaklığına özlem duymuştur. Annesi Lieselotte hayattayken bile, annesiz bir çocuk gibi büyümüş olmak kalbinde âdeta sürekli kanayan bir yara bırakmıştır. Bu yüzden annesinin ölümünden hemen sonra, yakındayken uzağında kalan ve hiç tanıyamadığı annesinin sırlarının peşine düşmeye karar verir. Çıktığı bu yolculuk onu, varlığından bile haberdar olmadığı, Almanya’da yaşayan büyükbabasına götürecektir.

 Otuz yıl önce, tam da İkinci Dünya Savaşı’nın ortasında Lieselotte Sommer’in yüreğine ise bir yangın düşmüştür. Kapı komşusu ve gizli gizli Nazilere karşı çalışan Lukas’a gönlünü kaptırmıştır. Ancak babası Nazi Partisi’nde yükselmekte olan bir memurdur. Kızının yüreğinin götürdüğü yere gitmesine ne kadar müsaade edecektir?

 Bir anneyle kızının iç içe geçen kaderi her sayfada yüreğinize biraz daha işlerken, sırlarla dolu geçmişin ağırlığı affetmenin iyileştirici gücüne ve inancın büyüsüne teslim oluyor. Gözyaşlarının Kalesi, uzun süre hafızalarınızdan silinmeyecek.


Cathy Gohlke : 

Cathy GohlkeCathy Gohlke üç kez Christy Awardskazanmış bir yazardır. Gözyaşlarının kalesi - Secrets She Kept ( 2016 INSPY Awards ) ;Saving Amelie (2015 INSPY Awards); Band of Sisters; Promise Me This (2012'nin en iyi kitaplarından biri olan Library Journal'da yer aldı); I Have Seen Him in the Watchfires (Christy Award, Amerikan Hristiyan Kurgu Yazarları Yılın Kitabı Ödülü ve Library Journal'da 2008 in en iyi kitapları arasında yer aldı .) and William Henry Is a Fine Name (Christy Award).

 Cathy okul kütüphanecisi , drama yönetmeni , Çocuk ve Eğitim Bakanlığı'nda müdür olarak çalışmaktadır . Yazar eşi ve köpeği ile birlikte Virginia'da yaşamakta , boş vakitlerini çocukları ve torunları ile geçirmektedir.



                                                            Kozmokitap

1/08/2019

Beyaz Kasımpatı - Mary Lynn Bracht || Kitap Yorumu

Ocak 08, 2019 4 Yorum
Beyaz Kasımpatı - Mary Lynn Bracht

" Bir gün babası siyasi şiirlerinden birini okuduktan sonra kelimeler çok güçlüdür demişti. Ne kadar çok kelime bilirsen o kadar güçlü olursun. Japonların kendi dilimizi yasaklamasının sebebi de bu. Kelimelerimizi kısıtlayarak gücümüzü azaltıyorlar. "


  Arkadya Yayınları'ndan Çıkan kitap 2018'in son kitaplarından . Mary Lynn Barcht'ın ilk romanı olan Beyaz Kasımpatı tarihi kurgu , dram türünde.

Beyaz Kasımpatı - Mary Lynn Bracht


 İkinci Dünya Savaşı hakkında birçok roman yazıldı , çizildi. İkinci Dünya Savaşı denilince çoğumuzun aklına Naziler ve yahudi soykırımı geliyor. Bu dönem hakkında yazılan romanların , çekilen filmlerin  çoğu da hep bu konu hakkındadır. Fakat bu dönemde yapılanlar bu olayla sınırlı değildir maalesef. Bu savaşa katılan birden çok ülke ve yapılan birden çok zülüm vardır.

Yapılanları araştırarak kaleme alan Mary Lynn Bracht kitabında Korelilere Japonlar tarafından yapılanları anlatıyor.

İkinci Dünya Savaşı sırasında Japonya , Kore'yi esareti altına almıştır. Yine bu dönemde esareti altındaki ülkelerden kadınları  ,kız çocuklarını kaçırarak seks kölesi olarak randevuevlerine kapatmışlardır. Savaşan askerlerine moral olsun ve onlara (!)  iyilik olsun diye bu eylemi gerçekleştirmişlerdir. Bu dönemde yaşayan kadınların çektikleri zerre kadar umurlarında olmamış onlara ellerinden gelen eziyeti yapmışlardır.

Kitapta iki kız kardeşin iki farklı dönemde yaşadıkları ve hissettikleri anlatılıyor.



Beyaz Kasımpatı - Mary Lynn Bracht

  Yıl 1943 ... Hana Annesi ile birlikte haenyeo'dur. Jeju adasının güney kıyısında küçük bir köyde yaşamaktadırlar . Bu köyde sadece kadınlar dalış yapmaktadırlar. Çünkü denizin derinliklerindeki soğuğa kadın vücudu daha iyi uyum sağlamaktadır. Bu durum da kadınlara bağımsızlık vermektedir. Hanna onaltı yaşında iken küçük kız kardeşi Em dokuz yaşındadır. Birgün denizden baktığında kız kardeşine doğru yaklaşmakta olan bir Japon askeri gören Hanna hızla yüzerek kıyıya çıkar. Kardeşini korumak için onu saklayarak kendisi Japon askeri tarafından yakalanır ve seks kölesi olarak götürülür.

 İlk tecavüzünü on altı yaşında yaşar Hanna. Durumunu ve çektiği acıları umursamayan askerler sadece kendi zevklerini düşünmektedirler.

 Yıl 2011 Em artık yetmişli yaşlardadır. Çok şey yaşamış ve çekmiştir fakat ablasının başına gelenlerden kendisini suçlamaktan hiç vazgeçmemiştir.

Hüzün dolu bir kitap Beyaz Kasımpatı. Sevgi , bağlılık , cesaret , saplantı , acımasızlık ve vicdansızlık üzerine bir kitap okudum. Savaş bahanesi ardında saklanarak insanlara yapılan zulümlerin yanında kendi vatandaşına da ellerine fırsat geçince insanların neler yaptığını da okuyoruz. Yapılanlan kötülüklerin ve kötü insanların yanında iyilerin de var olduğunu görmek hala bir umut olduğunu gösteriyor. İyiler ve iyilikler ölmediği sürece geleceğe hala umutla bakmaya devam edebiliriz...

                                               

Kitap Hakkında Övgüler : 

"İkinci Dünya Savaşı sırasında Japon istilası altındaki Kore'yi anlatan hikayeleri seviyorsanız bu roman tam size göre. "  - Newsday -

“Beyaz Kasımpatı muhteşem olay örgüsüyle hem tarihi detayları barındırıyor hem de duyguyu tamamen hissettiriyor.”    - Publishers Weekly -

"Yürek burkan bu roman , İkinci Dünya Savaşı'nda köle olarak tutulmuş binlerce kadını onurlandırıyor. "  - Booklist -


Beyaz Kasımpatı - Mary Lynn Bracht Kitabın Adı :Beyaz Kasımpatı
Yazar : Mary Lynn Bracht
Yayınevi :Arkadya Yayınları
Orjinal adı :White Chrysanthemum
Çevirmen : Dilek Parsadan
Sayfa Sayısı :392


Kore 1943. On altı yaşındaki Hana, tüm hayatını Japon istilası altında geçirir. Yaşadığı adanın bir geleneği olarak dalgıç olan Hana, çoğu Korelinin bilmediği özgürlüğü denizde tadar. Ta ki Japon askerlerinin güvenilir gördüğü ada sahiline ayak basana kadar… Hana, küçük kız kardeşini korumak için kendini feda eder ve Japon askerlerine esir düşer. Ailesini, sevdiklerini, evim diye bildiği toprakları ardında bırakmak zorunda kalan Hana, Japonya ordusuna hizmet etmek için Mançurya’ya gönderilir. Artık o bir Sakura’dır ve hayallerinde yuvasına dönmek vardır.

Güney Kore 2011. Emi son altmış yılını yaşanılanları unutmaya çalışarak geçirse de kız kardeşinin onun için yaptığı fedakârlığı bir türlü zihninden silemez. Bu vicdan azabından kurtulmak için geçmişiyle barışmaya kararlıdır. Tüm ailesini kaybetmesine, korkunç bir evlilik yaşamasına rağmen çocukları için bu saplantıdan kurtulmak zorundadır. Acaba Emi kendini affetmek için savaşın korkunç sonuçlarıyla yüzleşebilecek midir?

İkinci Dünya Savaşı döneminde yaşanan ve günümüzde hâlâ etkisini gösteren gerçek olaylardan esinlenilerek kaleme alınan Beyaz Kasımpatı, koşullara rağmen kardeş sevgisinin her şeyden üstün olduğunu ortaya koyan bir başyapıt. Merak uyandıran, umut dolu bu romanı soluksuz okuyacaksınız.


                                                            Kozmokitap

12/21/2018

Kabus Devam Ediyor - Jeff Gunhus || Kitap Yorumu

Aralık 21, 2018 3 Yorum

Kabus Devam Ediyor


   Jeff Gunhus'un kalemi ile Night Cill serisinin ilk kitabı olan Kabus ile tanıştım. İlk kitabı büyük bir heyecan ile ve tüylerim diken diken olarak okudum. Heyecan , gizem , gerilim , korku hepsi bu kitapta birleşmişti. Kabus için yazdığım kitap yorumumu → buradan ← okuyabilirsiniz.

    Serinin ikinci kitabı Kabus Devam Ediyor merakla beklediğim bir kitaptı. Çıkınca hemen kaptım kitabı . Bir de şu kitap zamları olmasa .... Neler neler alırdım :D  İlk kitabın sonunda devamı geleceğini hissetmiş , Goodreads'den araştırınca da ikinci kitabı görmüştüm. Neyse ki Arkadya Yayınları bizi fazla bekletmedi .


    Kitabı okumaya başlayınca daha ilk bölümden acayip etkiledi. Bu ilk bölümü okuyup bitirebilirseniz devamını okumaktan korkmayın. En acayip ve tüyleri diken diken eden , mide bulandıran sahne bu bölümde yer alıyor. Biraz sabredip bu bölümü bitirince heyecan ve aksiyon başlıyor.

    Seri kesinlikle sıra ile okumalı  . İlk kitap kabusu okumadan bu kitabı alırsanız olayları tam anlayamazsınız. Birbirleri ile bağlantılı olaylar ve karakterler aynı.

   İlk kitap Kabus'ta Sarah'ı altı yaşında bırakmıştık. Bu kitap olaylardan on yıl sonra başlıyor . Sarah artık on altı yaşında bir genç kız. Altı yaşında yaşanan olaylar ile ilgili hiç bir şey hatırlamadığını zannediyor ailesi. Yaşanan kötü olayları unuttuğu için de çok mutlular. Oysa Sarah her şeyi hatırlıyor fakat ailesi üzülmesin diye saklıyor. Geçmişten gelen bir dostu gördükleri zaman eski olayların hortladığını ve başlarının büyük bir belada olduğunu anlarlar. Özellikle Sarah büyük bir tehlike altındadır . Hem dışarıdan gelecek olan bir tehlike vardır hem de içine saklanmış ve günden güne kuvvetlenen bir tehlike... Ailesi dışarıdan geleni öğrenirler de acaba diğer tehlikenin farkında olacaklar mı???  Kitap tam da adı gibi : Kabus Devam Ediyor ...

Kabus Devam Ediyor - Jeff Gunhus


  Tremont ailesinin tek istediği normal bir hayattı . Fakat hayat her zaman istediğimiz şeyleri bize vermiyor. İsteklerimizi elde etmek için bazen tüm dikenleri çıplak ayakla ezerek geçmek gerekiyor. Yine de yolun sonunda isteklerimize tam anlamıyla kavuşacağımızın garantisi yok... İşte Tremont ailesi de her ne kadar normal olmak isteseler de kızlarının sahip olduğu özel yetenek sayesinde peşlerine eninde sonunda kötü adamlar düşüyor. Bu kitapta da sonuna kadar heyecan ve aksiyon garanti. Paranormal olayları da unutmamak gerekiyor. Ürkütücü olaylar da başta göz korkutsa da kitabı elinizden bırakamıyorsunuz.

   Nefes almadan bir kitap okunur mu?? Kitap bitesiye kadar düzgün nefes almayı unuttum. Her an ne olacak heyecanı ile kitabı elimden bırakamadım. Serinin devamı gelir umarım diyorum. Kitabın sonunda sanki yazar üçüncü kitap için ışık yaktı gibi geldi .... 







Kitabın Adı :Kabus Devam Ediyor
Yazar :Jeff Gunhus
Yayınevi :Arkadya Yayınları
Orjinal adı :Night Terror
Serisi : Night Chill
Çevirmen :Uğur Mehter
Sayfa Sayısı :352


Bazen ölümsüzlük, ölümden daha çok korkutur insanı.


Ailesi mağarada yaşadıkları doğaüstü olayların ardından geçen on yılın sonunda, artık her şeyi arkalarında bırakarak “normal” yaşantılarına geri dönmüştür. Sarah doğaüstü güçlerini bastırmış, on altı yaşında, herkes gibi okula giden bir genç kız olmuş, Jack ile Lauren da bir şekilde başlarına gelen olayın etkisinden kurtulmuştur. Fakat Lonetree'nin sürpriz ziyaretiyle hiçbir şeyin düşündükleri gibi olmadığını anlarlar. Lonetree'nin ziyaretinin tek bir amacı vardır: Jack'i Sarah'nın peşinde olan Mama D'ye karşı uyarmak. Jack her ne kadar buna inanmak istemese de gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalacaktır. Ve bu seferki tehlike sandığından çok daha büyüktür.


                                                            Kozmokitap

12/01/2018

Gelincik ile Serçe - Kristy Cambron || Kitap Yorumu

Aralık 01, 2018 3 Yorum
Gelincik ile Serçe


"Güçlü ve cesur ol. Korkma , cesaretin kırılmasın Tanrı nereye gidersen git , yanında olacaktır." 

   Harika , muhteşem ötesi bir kitap okudum " Gelincik ile Serçe". Kitabın içi kadar dışı da muhteşem . Arkadya Yayınları yine kendini aşmış ve bu kitapta harika bir iş çıkarmış. Ba-yıl-dımmmm !!! Kapak böyle iç açıcı olunca kitabı okumak da ayrı bir keyif oluyor.

" Hidden Masterpiece " serisinin ikinci kitabı Gelincik ile Serçe. İlk kitabı olan Kelebek ile Keman kitabını bir yıl önce okumuş ve yazarın kalemi ile o kitap ile tanışmıştım. ( Kelebek ile Keman yorumum için tık tık ... )

  Gelincik ile Serçe de yazarın diğer kitabı gibi İkinci Dünya Savaşı zamanında  geçiyor ve Yahudi soykırımından bahsediyor.

Belki de umut küçük bir serçenin kanatlarındadır. 

   Çoğu kitapta alışık olduğumuz üzere iki zamanlı olarak ilerliyor kitap. Günümüzde Sera ve William - ki onları Kelebek ve Keman kitabından da hatırlıyoruz. - , 1940 yıllarda ise Kaja ve Liam.

Gelincik İle Serçe

   Nazi işgali altındaki Prag'dan Kaja , ablası ve eniştesi kaçmak zorunda kalırlar. Filistin'e giderler. Orada eğitimini tamamlayan Kaja İngiltere'de gazetede işe başlar. Her ne kadar editörlük denilse de aslında alındığı iş sekreterliktir. Burada Liam ile tanışır. Her ne kadar savaştan kaçıp buralara gelse de savaş ondan uzak kalmaz ve İngiltere'ye de sıçrar. Prag'dan kaçışından üç yıl sonra anne ve babasını kurtarmak üzere geri döner Kaja . Orada savaşın korkunç yüzü ile çok yakından tanışır...

   Sera sonunda sonunda William ile evlenir . Fakat William'ın başı kanun ile derde girer. Onun masum olduğunu ispatlamak için araştırmalara başlayan Sera , araştırmalarında birçok gerçeği gün yüzüne çıkarır...

  Tarihi gerçeklerle harmanlanmış bir kurgu olan Gelincik ile Serçe,  etkileyici, hüzün dolu , yürek parçalayan bir roman. Her kötülüğün ve umutsuzluğun arasında da minik ümit tohumlarının yeşerdiğini ve iyi insanların olduğunu da hatırlatmayı unutmamış yazar kitabında.

"Onlara ne öğreteceğim? "
 " Umut etmeyi öğret "

   Kitapta Terezin Toplama Kampının gerçeğini de görüyor , insanların nasıl acı çektiğini okuyoruz. Özellikle de çocukların. Annesi babası olmayan , korkan ,eziyet gören ve açlık , hastalık içerisinde yaşamaya çalışan çocuklar. Ve onlara kapkaranlık bir dünyada minik de olsa bir ışık getirmeye çalışan öğretmenleri...

Kaja'nın ceketinin yakasına parlak kırmızı renginde bir gelincik taktı " Başkaları uğruna hayatlarını feda edenleri hatırlatmak için "
 Çok etkileyici ve bir çok ders çıkarılması gereken bir kitap Gelincik ile Serçe. Umarım bu tür kurgulardan ders almayı başarırız ve dünyada bir daha böyle felaketler yaşanmaz. Tavsiyemdir...

 " Dilerim ki bir gün , sen ve ben savaşın harap ettiği bu dünyadan çok uzakta olduğumuzda , ona arkadaşım diyebilirim. Nazi ya da Yahudi olmayız . Ya da av ve avcı . Sadece arkadaş oluruz . Dünya bir gün buna izin verir diye dua ediyorum. " 





Gelincik ile Serçe
Kitabın Adı : Gelincik ile Serçe
Yazar :Kristy Cambron
Yayınevi :Arkadya Yayınları
Orjinal adı :A Sparrow in Terezin
Çevirmen :Oğuz Barış
Sayfa Sayısı :432


Yeni sanat galerisinin açılışı ve bir peri masalını aratmayan düğününün ardından Sera James, büyüleyici bir hayat sürmeye başlar. Ancak William Hanover’ın işlemediği bir suç yüzünden tutuklanmasıyla peri masalı bir kâbusa dönüşür. Sera ile William korku ve endişe savaşını verirken, Sera âşık olduğu adamın gerçekte kim olduğunu sorgulayacak, aradığı yanıtları ise geçmişte bulacaktır.

Kája Makovský, 1939 yılında yarı Yahudi ailesini geride bırakarak Nazi işgali altında olan Prag’dan kaçmak zorunda kalır. Üç sene sonra İngiltere’de artık bir gazetede çalışan Kája, Nazilerin Londra’yı bombalamasının ardından Manş Denizi’nin karşı tarafında yaşanan korkunç olayları keşfeder. Bölgede binlerce Yahudinin katledildiğini öğrendiğinde ailesini kurtarmak için hayatını riske atarak vatanım dediği şehre geri dönmeye karar verir. Ancak şeytan boş durmayıp onun planlarını bozar ve Kája kendini korkularının merkezinde, Terezin Toplama Kampı’nda bulur…

Umuda ve hayata tutunma hikâyesinde Sera ve Kája, yüreklerini saran inanca tutunacak ve sevdiklerini korumak uğruna sonuna kadar savaşacaklardır. Bu, geleceklerini yok saymak anlamına gelse bile…

Kelebek ile Keman’la gönlümüzde yer edinen Kristy Cambron, bu kez Gelincik ile Serçe’yle savaşın karanlık yüzünün çocuklardaki etkisini, kötü bildiklerimizin de içinde iyilik taşıyabileceğini yürek burkan bir dille anlatıyor…

“Gelincik ile Serçe bize bir kez daha Terezin Toplama Kampı’na 15,000 çocuğun gönderildiğini ve yalnızca yüzünün kurtulabildiğini dehşetle hatırlatıyor. Bu roman sevdiklerimiz uğruna neleri göze alabildiğimizi çarpıcı bir dille anlatıyor.”

Beth K. Vogt


                                                            Kozmokitap

10/24/2018

Arkadya'dan yeni kitap : " Beyaz Filin Gözyaşları "

Ekim 24, 2018 2 Yorum

   Ardımda Kalanlar , Kara Nehir ve Erik Ağacı kitaplarının  yazarı Ellen Marie Wiseman 'ın yeni kitabı Beyaz Filin Gözyaşları ,  Arkadya Kitap etiketi ile 31 Ekimde raflarda. 464 sayfadan oluşan ve çevirmenliğini Dilek Parsadan'ın yaptığı romanın etiket fiyatı 28.00 TL .


 - Tanıtım Bülteninden  - 

Beyaz Filin Gözyaşları  - Ellen Marie Wiseman


Hiç sahip olmadığınız bir sevgiyi özlediniz mi?


 Dört duvar arasına hapsedilmek nasıl bir duygu bilir misiniz? Benim tanıdığım tek dünya, bu tavan arası. Keşke pencere açık olsaydı da dışarının havasını içime çekebilseydim dediğim ne çok zaman oldu. Bir teleskobum var, dışarıyı ancak bu şekilde görebiliyorum. Anneme göre sokağa çıksam insanlar benden korkarmış. Lanetli, ucube bir çocukmuşum ben. Odamda kendime bakabileceğim bir ayna yok. Bedenimden tenimin bembeyaz, saç uçlarımdan da saçlarımın sarı-beyaz renginde olduğunu görebiliyorum. Gerçekten çok mu çirkinim?

   En çok istediğim şey kitaplarda resimlerini gördüğüm sirke gitmekti. Ama hayalini kurduğum o sirkin benim kâbusum olacağını nereden bilebilirdim ki? Rüzgârın ilk kez tenime değdiği o akşamda bir sirke satıldım. Hem de öz annem tarafından… Keşke ailem beni sevseydi. Keşke annem kızım deyip saçlarımı okşasaydı ama ben bir ucubeyim… 


   Şimdi en yakın arkadaşım bir fil. Farklı olsak da tutsak edildiğimiz dünyada döktüğümüz gözyaşı bile aynı. Kim miyim? Ben, Lilly Blackwood, ne kadar görmezden gelirseniz gelin benim gibi dışlananların sesi olmaya devam edeceğim…

 Beyaz Filin Gözyaşları… Yine bir toplumsal olayı konu alan Ellen Marie Wiseman, birbirimizden ne kadar farklı olsak da hissettiğimiz duyguların aynı olduğunu, hayallerimizi yakalamak için mücadeleyi bırakmamamız gerektiğini yürek parçalayan bir dille anlatıyor…

 “Wiseman, sevgiye muhtaç iki küçük kızı içeren aile sırlarıyla örülü, elinizden düşüremeyeceğiniz bir hikâyeye daha imza atmış. Filler İçin Su’yu sevenler, bu kitaba da bayılacak.” Library Journal








                                                            Kozmokitap

10/05/2018

Okyanusun Ötesindeki Yıldızlar - Kimberley Freeman || Kitap Yorumu

Ekim 05, 2018 3 Yorum
Okyanusun Ötesindeki Yıldızlar


  "Hayallerine ulaşmak için ne kadar uzağa gitmeyi göze alabilirsin?"

  Her kitabını zevkle okuduğum, farklı konuları kendi tarzı ile anlatan ve her seferinde beni derinden etkilemeyi başaran bir yazar Kimberley Freeman . Kitaplarını iki zamanlı olarak anlatmayı seviyor yazar. Her yazar iki zamanlı olarak ilerleyen kitapları başarılı olarak kalem alamıyor. Kimberley Freeman ise bu tarzda başarılı olan az yazardan birisi, bu tarzı bana sevdiren yazar da diyebilirim.

  Okyanusun Ötesindeki Yıldızlar kitabı da aslında üç farklı zamanda ilerliyor dersem yalan söylemiş olmam. . Günümüzde Victoria annesi rahatsız olduğu için onun yardımına gider. Annesi bir tarih profesörüdür . Onun eşyalarını toparlarken Victoria bazı mektuplar bulur. Bu mektuplar bir genç kadının asla büyütmedi bebeğine yazdığı yazılardır. Bu mektupları okurken aynı zamanda birebir olanları yaşıyor ve genç kadının hislerini en derinlerimizde hissediyoruz.

   Geçmişte ise Agnes'ı okuyoruz. Agnes bir yetimhanede büyümüştür. 19 yaşında yetimhaneden ayrılırken bebekken oraya bir düğme ile bırakıldığını öğrenir O düğmeyi ipucu olarak kullanarak annesini bulmak için yola koyulur. Bu yolculuk hele de onun yaşadığı zaman diliminde hiç de kolay değildir. Aslında yaptığı bu yolculuk çok mantıklı olmasa da yaşının getirdiği heyecan, anlık düşünme ve aslında çok güçlü ve inatçı karakteri göz önüne aldığımda beni çok da şaşırtmadı. Bazen kafayı bir noktaya öyle çok takarız ki gözümüzün önündeki gerçekleri fark edemeyebiliriz. Agnes içinde böyle olduğunu söyleyebilirim. Kitapta azmi, kararlılığı ,sevgiyi ,dostluğu okurken şartların ve bazı düşünce yapılarının bütün bir hayatı nasıl etkilediğini de okuyoruz.

   Elime aldığım zaman bırakamadım kitabı. Sayfalar birbiri ardına akarken üç farklı zamandaki üç karakterin hayatlarının nereye doğru yelken açtığını merakla okudum. Sımsıcak ve duygusal bir kitaba imza atmış yine Kimberley Freeman. Yazarın muhteşem kalemi  Arkadya Yayınları nın muhteşem kapak ve baskısı ile birleşince de ortaya harika bir kitap çıkmış. Tavsiyemdir  .

Okyanusun Ötesindeki Yıldızlar - Kimberley Freeman


Kitap Hakkında Yazılanlar:

“Kitapta her dönemin kendi değer yargıları en iyi şekilde işlenmiş. Karakterler sizi alıp götürürken romanın nasıl bittiğini anlayamayacaksınız.”
                                            - Historical Novels Review-

 “Bu hikâyeyi okurken bir sonraki sayfaya nasıl geçtiğinizi anlayamayacaksınız.”
                                           -Australian Bookseller&Publisher-

Okyanusun Ötesindeki Yıldızlar
Kitabın Adı :Okyanusun Ötesindeki Yıldızlar
Yazar :Kimberley Freeman
Yayınevi :Arkadya Yayınları
Orjinal adı : Stars Across the Ocean
Çevirmen :Duygu Parsadan
Sayfa Sayısı :528


Hayallerine ulaşmak için ne kadar uzağa gitmeyi göze alabilirsin?

Agnes Resolute en sonunda büyüdüğü kimsesizler yurdundan kurtulacağı için kendini şanslı hissediyordur. Artık amacını gerçekleştirmeye hazırdır. Kuzey İngiltere’nin bu kırsal bölgesinden gidecek ve ailesinden ona kaldığına inandığı tek şeyi yanına alıp annesini bulacaktır. Ona kalan tek şey ise üzerinde tek boynuzlu at motifi olan bir düğmedir…

Tek bir düğmeyle çıkacağı bu yolculuk onun Londra’ya, sonra Paris’e, ardından hiç bilmediği şehirlere gitmesini sağlayacaktır. Peki kalbinin sesini dinleyerek attığı bu adım onu gerçekten ait olduğu yere götürecek midir?

Kimberley Freeman’ın güçlü kaleminden çıkan Okyanusun Ötesindeki Yıldızlar, unutulmaz bir aşk hikâyesini, özgür ruhlara sahip olan kadınları, anneliği ve aitlik duygusunu ele alan bir başyapıt.

Yazarın okuduğum diğer kitapları : 

Esir Şarkılar Vadisi

Kor Adası 

Zümrüt Şelaleleri 

Kır Çiçeği Tepesi 

                                                            Kozmokitap

Web sitemizdeki fotoğrafların, yazıların izin alınmadan kopyalanması, yayınlanması, alıntı olduğu ve kaynağı belirtilmeden bir takım amaçlar için kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasasına aykırıdır. İzin alınmadan kopyalanan resim ve yazılarımızla ilgili dilekçe ve dava açma hakkımız saklıdır.