Arkadya Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Arkadya Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2/24/2021

Gümüş Serçe - Fiona Valpy

Şubat 24, 2021 2 Yorum
Gümüş Serçe


Kitabın Adı :Gümüş Serçe
Yazar :Fiona Valpy
Yayınevi : Arkadya Yayınları 
Orjinal adı : Dressmaker's Gift
Çevirmen :Yasemin Büte
Sayfa Sayısı :336
Satış Fiyatı: 30 TL
Satışa Çıkış Tarihi :  26 Şubatı 2021
Ön Sipariş Verebileceğiniz Satış Sitesi :  İstanbook


Karanlıkları ancak sevginin ışığı aydınlatabilir…

Mireille, Claire ve Vivienne… Savaşla pençeleşen Paris’in ortasındaki bir moda evinde kaderin bir araya getirdiği bu üç genç terzi, her şeye rağmen normal hayatlarına devam etmeye ve hayallerine tutunmaya çalışmaktadır. Fakat savaş acımasız yüzünü onlara da gösterdiğinde hepsi birer seçim yapmak zorunda kalır. Mireille, şahit olduklarına daha fazla katlanamayarak gizli faaliyetler yürüten

Direniş’e katılırken Claire, gönlünü düşmana, bir Alman askerine kaptırır. Vivienne ise öyle bir sır saklıyordur ki bildiklerini en yakın dostlarıyla bile paylaşamaz. Öte yandan vakti geldiğinde, hızla dünyalarını sarmakta olan karanlığı aydınlatmak için dostluğun, bağlılığın ve sevginin ışığına güvenmek zorunda kalacaklardır.

Yıllar sonra ise Claire’in torunu Harriet, şans eseri kendisini Paris’te, üstelik büyükannesinin yıllar önce yaşamış olduğu binada bulur. Fakat ailesi hakkındaki gerçeklerden oluşan bulmacayı çözerek yalnızlığını, çaresizliğini geçmişine ait herhangi bir parçayla doldurabilmeyi umarken, sandığından çok daha karanlık ve acı dolu bir hikâyeyle karşılaşır.

Washington Post, Wall Street Journal ve Amazon olmak üzere birçok çok satanlar listesinde adından söz ettiren Gümüş Serçe, gerçek hayatlardan esinlenen kurgusuyla kalplerde ve hafızalarda silinmeyecek izler bırakmaya aday.





Fiona Valpy Kimdir?

Fiona Valpy
    


     Eserleri, dünya çapında yirmiden fazla dile çevrilmiş olan FIONA VALPY,  yedi yıl Fransa’da yaşadıktan sonra tekrar İskoçya’ya dönmüştür ve hâlen orada yaşamaktadır. Kitaplarında güçlü kadın karakterlere yer vermekten hoşlanan yazarın bu iki ülkeye olan sevgisi de eserlerinde açıkça görülür.
                 www.fionavalpy.com






                                                     

12/16/2020

Penceresiz Ev - Nadia Hashimi

Aralık 16, 2020 4 Yorum
Penceresiz Ev

  "Zaman kadının bedeninde farklı farklı akar. Mazi bizi kovalarken gelecek bizimle dalga geçer. Biz böyle yaşarız : Olmuş olan ve olacak olan arasında sıkışıp kalarak."

   Kadın olmak zordur bu dünyada . Sitem ettiğimiz , eleştirdiğimiz o kadar çok şey var ki sistemde. Ancak bazı coğrafyada kadın olmak daha da zordur ... Afganistan da bu coğrafyalardan bir tanesi. Yazdığı her kitabı ile bu coğrafyanın gerçeğini, kadın olmanın zorluğunu dile getiren Nadia Hashimi yeni kitabı Penceresiz Ev ile yine aynı coğrafyada bu sefer bambaşka bir yönü ile bir dramı ele alıyor.

  Yusuf Amerika 'da avukattır. İnsan haklarını savunan bir şirket aracılığı ile doğduğu memleketi Afganistan'a gelir. Bir şeyleri değiştirebileceğine dair umutları vardır.
 
Zeba !!! Dört çocuk annesi bir kadın. Eşi öldürülmüştür ve onun yanında üzeri kanlı olarak bulunan Zeba 'ben öldürmedim ' demesine rağmen tutuklanıp hapse atılmış , cezasının kesinleşmesini beklemektedir. Herkes idam cezası alacağına kesin gözü ile bakmaktadır. Sonuçta kadındır, söz söylemeye hakkı yoktur.... İşte bu noktada yolları Yusuf ile kesişir. Yusuf onun avukatıdır.

   Boğazımda koca bir düğüm ile okudum kitabı. Öyle ki bir anda bitiremedim. Durup nefes almaya ihtiyacım oldu. Zeba gibi kadınların yanında bizim ne kadar şanslı olduğumuzu düşündüm kitap boyunca. Kitapta Afganistan'daki kadınların sosyal statüsü, hukuk düzeni, insanların birbirine bakış açısı , sistemdeki bozukluklar gibi birçok noktaya değiniyor yazar. Örneğin akli dengesinin değerlendirilmesi için hastane yerine bir tekkedeki molaya gönderilen bir mahkum bu bozukluğa iyi bir örnek. Sadece bu da değil. Polis ve adli inceleme sistemi de bozuk düzen arasında. Özellikle kadınlara atılan iftiralar ile nasıl hapiste ceza çektiklerini okuyunca sinir oldum.

   Zeba'ya gelirsek ilk gün dışında kesinlikle bu olay hakkında konuşmadı. Suçlu mu yoksa birisini mi koruyor?? Konu açıklığa kavuşunca bu noktada da içim çok acıdı. Zeba'nın kocasından iğrendim .
Birçok dramın işlendiği kitap uzun süre unutamayacaklarım arasına katıldı.  Bazı yerleri biraz uzatılmış gelse de çok rahat okudum kitabı . Ne yazsa okurum dediğim yazarlar arasında yer aldı Nadia Hashimi. 



Penceresiz Ev
Kitabın Adı :Penceresiz Ev
Yazar : Nadia Hashimi
Yayınevi : Arkadya Yayınları 
Orjinal adı :A House Without Windows 
Çevirmen : Yasemin Büte
Sayfa Sayısı :496

Gerçekler, bir kurşundan çok daha ağırsa ve kadınsan ellerine kına yerine kan yakılan topraklarda, özgürlüğün bedeli kaç ömürdür?

Sevgi dolu bir eş, sabırlı bir anne ve iyi bir komşu… Neredeyse yirmi yıl boyunca Zeba’yı tanımlayan kelimeler bunlardır ta ki kocası Kamal, başında bir baltayla evlerinin avlusunda bulunana kadar. Çocukları annelerinin katil olabileceğine asla inanmasa da Zeba masumiyetini kanıtlayacak tek bir kelime bile etmeyince, Kamal’ın ailesi adaletin yerini bulmasını ister. Afganistan’da böyle bir suçun cezası ise idamdır.

Tutuklanarak hapishaneye gönderilen Zeba, mahkeme gününü beklerken oradaki kadınlarla güçlü dostluklar kurar. Her birinin bu uğursuz yere gelmelerine neden olan bambaşka hikâyeleri vardır. Nafisa töre cinayetine kurban gitmemek için, Latifa kız kardeşiyle özgür bir hayat kurmak üzere kaçarken yakalandığı için, on dokuz yaşındaki Mezhgan ise sevgilisinin çocuğunu taşıdığı için hapse girmiştir. Chil Mahtab zamanla bu kadınlar için bir hapishaneden çok, dışarıdaki dünyanın acımasızlığından kaçabildikleri bir sığınak hâlini alır.

Öte yandan Zeba’nın insan hakları savunucusu, Afgan asıllı Amerikalı avukatı Yusuf, zamanın Zeba’nın ve kendisinin aleyhine aktığının farkındadır. Dahası, tıpkı ana vatanı Afganistan gibi Zeba’nın da göründüğünden farklı olduğundan şüphelenmeye başlamıştır. Müvekkili gerçekten soğukkanlı bir katil mi yoksa bu hikâyedeki asıl kurban mıdır?

Kabuğunu Kıran İnci’nin yazarı Nadia Hashimi’den yine güçlü kadınların başrolde olduğu, yüreğinizin derinliklerine işleyecek olağanüstü bir mücadele, dostluk ve dayanışma öyküsü.










                                                     

6/03/2020

Ateşböceğinin Şarkısı - Ana Johns

Haziran 03, 2020 4 Yorum
Ateşböceğinin Şarkısı - Ana Johns

  Arkadya Kitap'ın en yenisi Ataşböceğinin Şarkısı . Böyle naif böyle etkileyici kitapları nasıl buluyorlar bilmiyorum ama iyi ki bulup biz okuyucular ile buluşturuyorlar. Ben çok seviyorum Arkadya Yayınlarının kitaplarını . Yayınevinin çoğu kitabını okudum ve aralarından sevmediğim sadece bir tanesi oldu . Onun dışında tüm kitaplarını çok sevdim .

Ateşböceğinin Şarkısı da  iki farklı zamanda ve iki kadın arasında zigazglar çizerek ilerleyen bir kitap . İki kadının da ortak noktası bir adam : birinin babası diğerinin sevdiği adam...

Tori Amerika'da yaşamaktadır . Babası Jimy kanserdir ve hastanede kaybeder babasını . Bu nokta bein en çok etkilendiğim , gözlerimin dolduğu noktadır . Ben de yakın zamanda babamı kanserden kaybettiğim için bu satırları okumak gerçekten çok zor oldu . Geçmişe döndüm her kelimede ve bazı olaylar dejavu etkisi yarattı bende .

Babasının son zamanlarında bir mektup bulur Tori ve babası onu okumasını ister. Babası öldükten sonra mektubu okuduğunda ise zihni babasının geçmişine ait soru işaretleri ile dolar...

1950'li yıllarda Japonya'da Naoka . İkinci dünya savaşı sonrası Amerikalılar ve ülkelerinde bulunan Amerikalı askerler sevilmemektedir. 17 yaşındaki Naoka ise bunlardan birisine aşık olmuştur . Hajime . Birbirlerini seven bu iki genç evlenmek istemektedir. Ancak önlerinde onları dışlayacak olan koca bir toplum haricinde bir de Naoka'nın ailesi vardır . Genç kız bir tercih yapmak zorundadır . Ailesi mi aşkı mı ....

İki farklı kadının anlatımı ile okuduğum kitap gerçeklerden harmanlanarak yola çıkılmış bir kurgu . Kİtabın sonunda yazar bize nasıl yola çıktığını ve karakterler ilham olan gerçek şahısları ve olayları belirtmiş . Böyle olunca kitabın etkileyicilik katsayısı da artıyor doğal olarak. Babasının gençlik zamanında aşık olduğu bir japon genç kızdan yola çıkarak kurgulamaya başladığı kitabı farklı gerçekleri de harmanlayarak hazırlamış. İki farklı ırktan olan insanların evliliğinin toplumda nasıl karşılandığı gibi . Japonya'da yaşanan bir örneğinin kitapta veriyor yazar ancak aynı durum Amerika'da olsa orada da farklı olmayacaktı. 1950 li yılları bırakın günümüzde bile hala ırkçılık devam ediyor o ülkede. Televizyonda son zamanlarda olan olayları büyük bir üzüntü ile takip ediyorum. Bir de melez çocuklar var. İnsanlar tarafından hor görülen , okullara dahi kabul edilmeyen masum çocuklar . Kitapta çocuklarla ilgili bir bölüm vardı . Çok üzüldüğüm ve çok da sinir olduğum bir bölüm . Kitabı okumak isteyenler için çok detaya girmeyeceğim ancak istenmeyen evlilik dışı veya melez bebeklere yapılanlar ile alakalı olduğu belirteyim.

Kitapta bilge büyükannenin sözlerini çok sevdim ve bolca da alıntı bıraktım size. Ancak kendisi ve yaptıklarını ise kınıyorum. Bu yapılanların hiçbir açıklaması ya da affedilir tarafı olamaz...

Ateşböceğinin Şarkısı - Ana Johns


Ateşböceğinin Şarkısı Kitabından Alıntılar :

"Aşkla dolu bir hayat mutluluk demektir. Aşk için hayatı yaşamak ise aptallıktır . Keşkelerle geçirilmiş bir hayat ise dayanılmaz . "

"İster acı sarsın yüreğini , isterse mutluluk ... Hepsi gelip geçici."

" Endişe küçüktür ama gölgesi büyüktür."

" Taşla suyun mücadelesinde kazanan her zaman su olur ."

" Yönünü bulmak istiyorsan hem köklerinin nerede olduğunu hem de gitmek istediğin yeri bilmelisin."

" Görmüyor musun , Ateşböceği? Yuva diye bildiğim tüm o rahatlıktan vazgeçiyorum çünkü evim sensin. Eğer hayatımda sen olmayacaksan o hayat ne işe yarar ki?"

"İntikam sadece intikamı doğurur."

" Gerçek doğru zamanı bekler . O gerçek erken ya da geç vakitte dile gelirse bil ki yalandır."

" Japonya'da bir sürü felaket vardı . Tüm şehirleri yok eden büyük depremler , öfkeli gökyüzünden inen şimşekler, büyük yangınları taşıyan rüzgarlar ve babalar ... "

"Suskun kişi en çok kulak verilmesi gereken kişidir."

" Talih ve talihsizlik aynı kuyuya atılmış iki kovadır ."

"Zamandan bir saniye bile tonlarca altınla satın alınamaz . "

"Hayat dediğimiz şu rüyada akıllılar kendi cennetlerini inşa ederken , aptallar cehennemlerini oluştururlardı."

"Hiçlik bile aslında bir şeydir ."

" Zaman ayrımcılık yapmaz ."







Ateşböceğinin Şarkısı
Kitabın Adı :Ateşböceğinin Şarkısı
Yazar :Ana Johns
Yayınevi : Arkadya Yayınları
Orjinal adı :The Woman in the White Kimono
Çevirmen : Yasemin Büte
Sayfa Sayısı :416

Bu, bizim hikâyemizdi, sadece bizim bildiğimiz bir şarkıydı.
Bir ateşböceğinin şarkısı...

1957 yılının Japonya’sında, on yedi yaşındaki Naoko Nakamurılarının, yıllar sonra okyanusun ötesinden bile duyulacağından tamamen habersizdir.
Günümüz Amerikası’nda ise ölmek üzere olan babasının başında bekleyen gazeteci Tori Kovac, o güne kadar çok sevdiği babası, kendisi ve ailesi hakkında bildiği her şeyi altüst edecek bir mektup bulur. Mektubun ardındaki gerçeği öğrenmek için çıktığı yolculuk onu, Japonya’nın uzak bir sahil kasabasına kadar getirecektir.
Biri, kalbi ve ailesi arasında seçim yapmak zorunda kalmış, diğeri ise gerçek yuvasının neresi olduğunu merak eden iki güçlü kadının, yıllara ve mesafelere meydan okuyan duygu yüklü hikâyesi. Ateşböceğinin Şarkısı, sevdiklerimiz uğruna neler yapabileceğimizi gözler önüne seren, kolay kolay hafızalarınızdan silinmeyecek bir başyapıt.








Ana Johns Kimdir?

Ana Johns

Basın yayın bölümü mezunu olan Ana Johns , Uzun yıllar yaratıcı sanatlar alanında çalışmıştır . Babasının hikayesinden ilham alarak yazdığı ilk romanı Ateşböceğinin Şarkısı ile de kısa sürede geniş bir okuyucu kitlesine ulaşan yazar , yazmadığı zamanlarda vaktinin çoğunu Michigan Gölü'nün mavi kıyılarında geçirir.





                                                     

4/14/2020

Dilek Ağacının Gölgesinde - Melanie Dobson

Nisan 14, 2020 3 Yorum
Dilek Ağacının Altında -  Melanie Dobson

   "Bizler kalbimizde iyi ile  kötü arasında bir seçim yaparız ve bunu davranışlarımız takip eder. En zor tercihlerimizi de neyin iyi neyin kötü olduğunu bilmediğimiz zamanlarda yaparız. " 

  Çok severek kitaplarını okuduğum ve neredeyse hepsini çok sevdiğim kitapları yayımlayan Arkadya Yayınlarının en yeni , matbaa kokusunu henüz kaybetmemiş kitabı Dilek Ağacının Gölgesinde kitaplığımın da en yenilerinden .

  Bu kitap da Arkadya'nın diğer kitapları gibi ruha dokunan cinsten . Okurken ister istemez etkileniyorsunuz hele de söz konusu çocuk olunca .

İki çocuk , iki iyi arkadaş ...  On üç yaşında Dietmar ve on yaşında olan Brigitte . İkinci dünya savaşı zamanında bahçelerindeki ağaç evde oynarken o gün yaşamlarının sonsuza kadar değişeceğini hiç düşünmemişlerdir. Evlerinde nazi askerlerini gören  Dietmar annesinin kaç diye fısıldadığını gördüğü an en iyi arkadaşı Brigette'i de yanına alarak kaçmaya başlar. İki küçük çocuk nasıl ve nereye kaçabilir diye düşünebilirsiniz. Ancak korku onları motive ederek bir kaç mahalle değil Almanya'dan İngiltere'ye yürüyerek kaçmayı başarır bu çocuklar . Okurken bu yürüyüş sırasında neler yaşadıkları ve zorlukları hissediyor onlar için içiniz sızlıyor.

  Yolculuları istemedikleri bir şekilde sonlanıyor ve bu iki iyi arkadaş istemeden ayrılmak zorunda kalıyor / bırakılıyorlar ...

Quenby araştırmacı gazeteci olan genç bir kadın. Geçmişinin onda yarattığı izleri kimseye göstermeden ayakta kalmaya çalışan ve kendi hikayesini anlatmak istemediği için başkalarının hikayesini anlatan , kendi yarım kalmışlığını onların hikayesini tamamlayarak kapatmaya çalışan birisi.

 Quenby'nin son araştırdığı kişi bir İngiliz Leydisi . Onun ikinci dünya savaşı zamanında Almanlar lehine çalışıp casusluk yaptığı düşünülmektedir. Ancak araştırmaları Leydinin nüfus sahibi kızı tarafından engellenmektedir.  Bu araştırma üzerine yoğunlaşmışken ilginç bir teklif alır . 90 yaşında bir adamın avukatı tarafından onun yetmiş yedi yıl önce kaybettiği arkadaşını bulması istenmektedir. Başta bu teklife isteksiz olsa da Quenby bir anda kendisini bir araştırma ve ilginç , hayatını da tehlikeye atan bir araştırmanın içerisinde bulur .

Sevgi , bağlılık , umut , umutsuzluk , hayal kırıklığı , acılar  ve sonuçta gelişen sevgi ... Büyük bir keyifle okuduğum sımsıcak ve sürükleyici bir kitaptı Dilek Ağacının Gölgesinde. Gönül rahatlığı ile hepinize tavsiye ederim.






Dilek Ağacının Gölgesinde Kitabın Adı :Dilek Ağacının Gölgesinde
Yazar : Melanie Dobson
Yayınevi :Arkadya Yayınları
Orjinal adı :Catching The Wind
Çevirmen :Filiz Çakır
Sayfa Sayısı :432

Ayrılığın yüreklerde yaktığı ateş ne zaman söner? Hasretin dikenli bir tel gibi sardığı kalbin acısı ne zaman diner? Peki, ya ne olursa olsun söz vermişsek bir kez kavuşmaya, ne kadar ileri gidebiliriz verdiğimiz söz uğruna? 
Bu sorular, Naziler ailelerini tutukladıktan hemen sonra arkadaşı Brigitte ile birlikte güçlükle kaçmayı başardıkları o günden beri Daniel Knight’ın peşini bırakmamıştır.

İki çocuk olarak başladıkları, Almanya’dan İngiltere’ye uzanan o zorlu umut yolculuklarında bir yerlerde Daniel, Brigitte’ten, hayatta ona kalan tek şeyden vazgeçmek zorunda kalır. Ancak gitmeden ona bir söz verir. Aradan yıllar geçse, zaman saçlarına aklar, yüzüne kırışıklar düşürse bile ardından gideceği bir söz: Ne olursa olsun dönecek ve Brigitte’i bulacaktır.

Öte yandan aradan geçen yetmiş küsur yıla rağmen Daniel sözünü tutmayı başaramaz. Son umudu, İkinci Dünya Savaşı’ndaki casusluk vakalarına ve kaybolan çocuklara özel bir ilgisi olan gazeteci Quenby Vaughn’dur. Bu genç kadının, kendi geçmişinde gizli acılarından ve başarılı avukat Lucas Hough ile yapacağı ittifaktan güç alarak yıllardır çözülemeyen bu düğümü çözeceğine emindir. Peki, akıl almaz fedakârlıklarla, yalanlarla ve acıyla dolu geçmişi deşmenin bedeli ne olacaktır?
Dilek Ağacının Gölgesinde, aşkın, inancın ve kimi zaman unutsak da aslında kalbimizin derinliklerinde hep var olan o gücün, savaşa ve yıkıma bile meydan okuyabileceğini gösteren, büyüleyici bir kitap.






Melanie Dobson Kimdir?

On altı roman yazmış , ödüllü bir yazardır . Romanlarından üçü Carol Ödülü'nü , biri de 2010 yılında İndiana'da En İyi Roman Ödülü'nü kazanmıştır . Yazmadığı zamanlarda George Fox Üniversitesi 'nde hem yazma hem de halkla ilişkiler konusunda ders vermekten hoşlanan yazar , eşi v eiki kızıyla Oregon'da yaşamaktadır . Melanie aynı zamanda hayalet kasabaları , terk edilmiş evleri dolaşmayı , cemiyetindeki çocuklara yardım etmeyi ve kızlarıyla birlikte hikayeler okumayı sever.






                                                     

1/16/2020

Güneşin Ardındaki Topraklar - Laila Ibrahim

Ocak 16, 2020 2 Yorum
Güneşin Ardındaki Topraklar

Arkadya Yayınlarının en yenisi olan Güneşin ardındaki Topraklar , ilk sayfalardan itibaren beni içine aldı ve kitap hiç bitmesin istedim. Duygusal ve sakin bir tempoda ilerleyen kitapları seviyorum . Beni dinlendiriyorlar.

1920 li yıllarda geçen kitap bir dönem kitabı . Dönem kitapları okurken kurgu bile olsa tarihin o naftalinli atmosferini hissetmeyi seviyorum . Farklı bir dünyaya açılan pencere oluyor bu kitaplar benim için .

Mei Ling üç çocuğu olan bir ailenin ikinci çocuğudur . Bir ablası ve bir de küçük erkek kardeşi vardır . Para sıkıntısı çeken aile bir kızlarını evlendirmeye karar verirler . Bu evlilik ile ellerine para geçecek ve bu para ile hayatta kalacaklardır. Bir arabulucu Kaliforniya'da yaşayan bir adam için kızlarını istemeye gelir. Bu arabulucuya hem kız tarafı hem de erkek tarafı ödeme yapmalıdır . Böyle birini küstürürseniz bir daha kızlarınızı kimse istemez. Mei Ling'in ablası hiç görmediği bu adam ile evlenecektir. Bu adamın eşi yeni ölmüştür ve bir de küçük oğlu vardır .

Ablası evlenmeye gideceği gün çok hastalanır . Onun yerine Mei Ling'i gönderirler. Hiç istemese de ailesinin hayatta kalması için bu evliliğe razı olmak zorundadır.

Çin takvimine göre ablası bir tavşandır . Mei Ling ise bir ejderha. Evlenmek isteyen adam bir tavşan istemiştir eş olarak . Bu nedenle Mei Ling hem ismini hem de bir ejderha olduğunu saklamak zorundadır . Kitapta Mei Ling'in içindeki ejderhanın çıkmak istediği zaman neler hissettiğini çok iyi anladım . Bazen ben de sinirlendiğim zaman aynı şeyleri hissediyorum. Kendimle karakter arasında bir bağlantı görünce merak ettim ve Çin takviminde kendi doğum günüme baktım . Ejderha olduğumu görünce şaşırdığımı söyleyemem. Arada ben de içimdeki ejderhayı sakinleştirmekte zorlanıyorum :D

Çin'den Amerika'ya uzanan bu öyküde gizlenen sırlar , yaşananlar yazar tarafından etkileyici bir şekilde yazıya dökülmüştür. Mei Ling'in sırları olduğu gibi eşinin de sırları vardır . Hiç tanımadığınız bir adama dilini bile bilmediğiniz bir ülkede güvenebilir misiniz? Kendinizi güvene almak için siz olsanız neler yapardınız ?

Sevdiğiniz birisi için - ki bu kişi çocuğunuz gibi sevdiğiniz birisi ise - onu korumak için ne kadar ileri gidersiniz ? İşte belki de en etkilendiğim bölüm burası idi . Bir anne çocuğunu korumak için sınırları ne kadar esnetir ya da sınır tanır mı ?

Kitabın sonunda yer alan terim sözlüğü ile de kitabı okurken akla takılabilecek konulara açıklık getiriyor yazar. Aslında kitap ile ilgili söylemek istediğim çok şey var ama bütün konuları açığa vurmak istemediğim için burada susuyorum . Susmadan da Mei Ling ve eşinin birbirleri ile Karıcım - kocacım gibi kibar bir şekilde konuşmalarını da çok sevimli bulduğumu belirtmeliyim.

Ben çok sevdim kitabı , tavsiye ederim.






Güneşin Ardındaki Topraklar Kitabından Alıntılar : 


"İsmin ne bakalım ?"
"Siew."
Tıpkı Bo gibi, diye düşündü Mei Lang. Karmaşık bir hikayesi olan bir çocuk için basit bir isim ...
Büyükannesi haklıydı , kadınlar güçlüydü , her şeye göğüs gerebilirlerdi ve doğuştan içlerinde taşıdıkları o annelik içgüdüsüyle her çocuğu sarıp sarmalayabilirlerdi . O çocuğu kendileri doğurmamış olsalar bile ... 
"Merhamet utanılacak bir şey değildir , Mei Ling ."
"Yanımızda ve güvendesin , ikimiz de güneşin ardındaki hiç bilmediğimiz bu topraklarda hayatta kalmayı başardık . Zamanı geldiğinde gerçek zenginliğin , bu gördüklerinden fazlası olduğunu sen de anlayacaksın ." 
"Bir kadın kocasına itaat eder , evet ama bilge bir kadın kendi parasını kazanır ve bir kocanın öngöremediği yokluk zamanları için biriktirir. Paranın çoğunu kocana ver ama bir kısmını kendine sakla . Bir anne çocuklarını korur ... Her zaman ."
"O pis ellerinizi küçücük çocuklara uzatmamanız gerekirdi . Asıl değersiz olan sizsiniz ..." 
Bir hayalin olması asla aptalca bir şey değildir. Gerçekleşmeyecek olsa bile. O hayal yola devam etmen için sana umut verir.



Güneşin Ardındaki TopraklarKitabın Adı :Güneşin Ardındaki Topraklar
Yazar :Laila Ibrahim
Yayınevi :Arkadya Yayınları
Orjinal adı :
Çevirmen : Yasemin Büte
Sayfa Sayısı :368


Gitmek miydi zor olan yoksa kalmak mı doğduğun, kokusu ile yoğrulduğun topraklarda? Nasıl giderdi ki insan en sevdiklerini bırakıp ardında? O topraklar ölüm, açlık ve sefalet koksa bile…

Takvimler 1923 yılını işaret ederken, Kuzey Çin’de anneleri evlatsız, çocukları yetim bırakan ağır bir savaş hüküm sürmektedir. Henüz on sekiz yaşındaki Mei Ling’in ailesi de bu savaştan nasibini almıştır. Geri kalan ailesinin açlıktan ölmemesi, hayatlarının kurtulabilmesi için Mei Ling’in omuzlarına büyük bir sorumluluk yüklenmiştir: Para karşılığı hiç tanımadığı bir adamla evlenmek. Üstelik de sahte bir isimle…

Yanında ona tamamen yabancı bir adamla uzaklara, onun için güneşin bile ardındaki bir ülkeden ibaret olan Amerika’ya olan uzun yolculuğu başladığında, tutunduğu tek şey orada güzel bir hayatı olacağına dair hayalleridir. Fakat çok geçmeden yalanlarla örülü bir çemberin içinde olduğunu, artık kocası olan bu yabancıya güvenemeyeceğini fark eder. Dilini bile konuşamadığı bir ülkede, sadece kendisi için değil, karnındaki bebek ve büyük bir tehlikenin içinde olan yetim bir kız çocuğu için de savaşmak zorundadır.

Peki, Mei Ling sevdiklerinden bu kadar uzakta bir başına hayatta kalabilecek, sahte evliliğine rağmen gerçek bir aile kurabilmeyi başarabilecek midir? Güneşin Ardındaki Topraklar, cesaret ve inançla atan bir kalbin inanılmaz yolculuğunu her sayfada yüreğimize işlerken, anneliğin mutlaka bir canlıyı dünyaya getirmek demek olmadığını bizlere bir kez daha hatırlatıyor.

Laila İbrahim Kimdir?

Laila İbrahim
California, Whittier’de hayata gözlerini açan Laila İbrahim, daha sonra Psikoloji ve Çocuk Gelişimi üzerine yüksek lisans yapmak amacıyla Oakland’e taşınmıştır. Çocuklar için daha fazla şey yapmak isteyen yazar, bir anaokulu açarak insan psikolojisi ve çocuk eğitimi üzerine edindiği tüm tecrübeleri anneler ve çocuklarıyla paylaşmaktadır. Aldığı eğitimlerle edindiği birikimleri, bir öğretmen ve anne olarak kitaplarına sık sık aktaran Ibrahim, ailesiyle birlikte Berkeley’de yaşamaktadır.

                                                   




                                                          
Web sitemizdeki fotoğrafların, yazıların izin alınmadan kopyalanması, yayınlanması, alıntı olduğu ve kaynağı belirtilmeden bir takım amaçlar için kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasasına aykırıdır. İzin alınmadan kopyalanan resim ve yazılarımızla ilgili dilekçe ve dava açma hakkımız saklıdır.