Kırmızı Kedi Yayınevi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kırmızı Kedi Yayınevi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6/01/2020

Midas'ın Müritleri - Jack London

Haziran 01, 2020 0 Yorum
Midas'ın Müritleri


Mayıs ayının  son kitabı yine Borgesin Babil Kitaplığı serisinden Midasın Müritleri oldu .

Jack Jondon muhteşem kaleminden beş öykü yer alıyor kitapta. Muhteşem diyorum çünkü okuduğum tüm kitaplarını çok sevdim yazarın. Kırk yıllık yaşamına harika yapıtlar sığdırmış muhteşem bir yazar bana göre. Bu dünyadan erken ayrılmasına çok üzüldüm çünkü yaşasaydı daha nice yapıtlar verirdi.

Tüm öykülerini sevdim kitabın. Öykü sevmeyenler bile bu kitabı çok seveceklerdir.

Deniz kokan ve her cümlede yazarı bilmesem de "kesin London'ın kalemi bu " diyebileceğim ilk öykü Mapuhi'nin Evi 'ni  okumadım sanki yaşadım. Her detay gözünde tüm canlılığıyla yer aldı ve denizin o tuzlu tadını hissettim.

İkinci öykü Hayatın Kanunu ise bir film ya da belgeselde izlediğim bir konuyu hatırlattı bana. Bu konuda aklıma gelen ilk söz de "ne ektiysen onu biçersin" oldu.

Üçüncü öykü Yüz Karası ise zekası ile şiddeti olabileceği kadar alt eden bir adamı anlatıyor.

Kitaba ismini veren dördüncü öykü Midas'ın Müritleri ise kapitalist sistem ile iş gücünün mücadelesi olarak farklı kaynaklarda lanse edilse de olan yine masumlara oluyor.

Son öykü Gölge ve Pırıltı ise iki muhteşem zekanın çarpışmasını konu alıyor. İnsanlar zeki de olsalar bir noktaya ya da kişiye kafayı taktıkları zaman mantık ortadan kayboluyor. Bu öyküde de bunu çok güzel anlatmış yazar.

    Bence siz de bu kitabı okuyarak London'un harika öykülerinin tadını çıkarmalısınız.





Midas'ın MüritleriKitabın Adı :Midas'ın Müritleri
Yazar :Jack London
Yayınevi :Kırmızı Kedi Yayınları
Çevirmen : Fahri Öz
Sayfa Sayısı :114

"Bu kitap için yazarın yeteneğini ve yapıtlarındaki çeşitliliği kanıtlayan beş öykü seçtik. Okuyucu, 'Mapuhi'nin Evi'nin ancak sonlarına doğru gerçek kahramanın kim olduğunu fark eder. 'Hayatın Kanunu' herkes tarafından doğallıkla ve saflıkla kabul edilen acımasız bir kaderi ortaya koyar. 'Yüz Karası' işkence tehdidine maruz kalmış bir adamın korkunç bir oyun sonucunda kurtuluşunu anlatır. 'Midas'ın Müritleri' anarşistlerden oluşan bir örgütün acımasız işleyişinin ayrıntılarını verir. 'Gölge ve Parıltı', görünmez olabilme gibi yazın sanatının eski motiflerinden birine yenilik ve zenginlik kazandırır. Jack London tensel ve tinsel yaşamı son damlasına kadar tüketerek 40 yaşında öldü. Bu yaşamlardan hiçbiri ona tam anlamıyla doygunluk sağlamadı ve ölümde hiç'in karanlık görkemini aradı."    -Jorge Luis Borges-








Jack London Kimdir?

Jack London 1876 yılında San Francisco’da doğmuştur. Yazarın çocukluğu yoksulluk içinde geçti. 14 yaşında okulu bırakmış ve hayata atılmıştır. Çeşitli işlerde çalışmıştır. Amerika’da ve farklı ülkelerde maceralı yolculuklar yaptı. Bir dönem cezaevinde yattı. Jack London Kurt Dölü isimli eserini 1900 yılında yayınladı. 17 yılda elli ciltlik dev bir eser sundu. Kitaplarında yaşam kavgasını duygusal bir bakış ile anlatmıştır. Bazı eserlerinde ise sert bir kapitalizm eleştirisi vardır. Kitapları çok fazla yabancı dile çevrilmiş ABD’li yazarlardandır. Vahşetin Çağrısı ve diğer birçok eserini altın avcılığına çıktığı zamanlardaki tecrübesinden yola çıkarak yazdı. Beyaz Diş, Martin Eden, Demir Ökçe gibi kitapları ile Türkiye’de tanınan bir yazar haline geldi. Jack London 22 Kasım 1916 yılında böbrek yetmezliğinden öldü.

Jack London'un Okuduğum Diğer Kitapları :

* Martin Eden

* Beyaz Diş

* Vahşetin Çağrısı

* Ademden Önce 




                                                     

5/29/2020

Dilek Evi - Rudyard Kipling

Mayıs 29, 2020 1 Yorum

Dilek Evi

   
   Orman Kitabı ile tanınan Kipling'in okuduğum ilk kitabı Dilek Evi . Kırmızı Kedi Yayınları tarafından yayımlanana Borges'in Babil Kitaplığı serisinin 9. kitabı .

Kitabın ön sözünde Borges , Kipling hakkında bilgi veriyor. Yazarı o kadar güzel anlatmış ki ön söz sonrası kitabı aşırı merak etmiştim. Ön sözden bir kısmı olduğu gibi bırakıyorum merak edenler için.


"Eleştirmenler, Joyce ve Henry James'ten söz ederken kullandıkları saygı dolu vurguyu Kipling'den esirgerler. Onlara hep kabul gösterirken Kipling'e olan kayıtsızlıklarının nedeni nedir? Beni her zaman şaşırtmış olan bu durum şu şekilde açıklanabilir: Kipling ara sıra çocuklar için de yazmıştır ve çocuklar için yazan her yazarın kendi imgesini kötü yönde etkileme tehlikesi vardır. Kipling'in ustalarından Stevenson'u anımsayalım . Bunun politik bir açıklaması daha bulunur. Yazarlar, genellikle yapıtlarından çok düşüncelerinden , hem de en yüzeyel olanlardan yola çıkarak yargılanırlar. Kipling, Britanya İmparatorlugu'nun savunucusu olarak görüldü. Bu onursuz bir şey olmasa da şöhretini zedelemek için yeterli oldu, özellikle ingiltere'de. Kendi vatandaşları sürekli imparatorluğu anımsatmasını asla affetmediler. Bernard Shaw, Wells gibi büyük çağdaşları sosyalisttiler ve ona önem vermemeyi tercih ettiler. Kipling, britanya imparatorluğunu roma imparatorluğunun bir devamı olarak gördü ve sonunda ikisi arasında farkı gözetmez oldu. İmparatorluğun yengilerinden değil de sertliğinden ve imparatorluk yazgısının gerektirdiği iş ve sorumluluklardan söz etti. Hemingway'in yaptığı gibi salt şiddeti yüceltmedi. Ölüme yaklaştığında, hüzün içinde, bugün bağımlı yazar olarak adlandırdığımız sınıfa girmenin boşluğunu kavradı. İnsanoğluyla bir hesaplaşmaya girmeyi amaçlayan ama tartışması bugün bir çocuk kitabı haline dönüşen Swift'i anımsadı. Tanrıların, insanların öyküler kurgulamasına izin verdiğini ama bundan bir ders çıkarmasına izin vermediğini yazdı." 


    Rudyard Kipling, 1907 yılında Nobel Edebiyat ödülünü kazanan  en genç yaşta  yazar olmuştur. Bombay doğumlu Rudyard Kipling, Hint kültürünü de yakından tanımıştır ve kitapta yer alan Sahibler Savaşı'nı okurken onun bu yakınlığı seziliyor.


Yazar hakkında bu kadar ön bilgi verdikten sonra kitaba geçebilirim . Kipling 'in kitabında beş uzun öykü yer alıyor . Bunlar:

Dilek Evi
Sahibler Savaşı
Siperlerin Madonnası
Allah'ın Gözü
Bahçıvan


Çocuk kitapları yazan bir yazarın kitaplarının kolay okunacağını zannediyorsanız ancak değil. Borges'in Babil Serisi'nde şimdiye kadar okuduğum kitaplar içerisinde okurken en zorlandığım kitap ve sevmediğim tek kitap oldu .

Doğaüstü ve mistik öğelerle süslemeye çalıştığı öyküler içerisinden sevmeme biraz yakın olanlar Dilek Evi ve Bahçıvan oldu . Allah'ın Gözü öyküsü için ise ise "eh işte!" derim. Sahipler Savaşı ve Siperlerin Madonnası ise çok karışık geldi anlamak için çok uğraştırdı beni. Kısacası bu kitabı hiç sevmedim....




Dilek Evi Kitabın Adı :Dilek Evi
Yazar :Rudyard Kipling
Yayınevi :Kırmızı Kedi Yayınevi
Çevirmen : İrem Kutluk
Sayfa Sayısı :148

"Kipling her zaman yalnız bir adamdı. Başşairlik payesine erişmek istemedi, çünkü böyle bir onur kazanmanın hükümeti eleştirme özgürlüğüne engel olacağından korktu. Şöhret Kipling'i pek az ilgilendiriyor, belki de hiç ilgilendirmiyordu. Ölüme yaklaştığında, hüzün içinde, bugün bağımlı yazar diye adlandırdığımız sınıfa dahil olmanın boşluğunu kavradı. İnsanoğluyla bir hesaplaşmaya girmeyi amaçlayan ama tartışılmasıyla bugün bir çocuk kitabı yazarı haline dönüşen Swift'i anımsadı. Tanrıların, insanların öyküler kurgulamasına izin verdiğini ama bundan bir ders çıkarmasına izin vermediğini yazdı. İmgelem gücü, ince ustalığı, seslerin inceliklerini sezebilme yeteneği, sözcükleri ekonomik bir biçimde kullanışı ve dürüstlüğü aynı derecede takdire değer özellikleridir." -Jorge Luis Borges-





Joseph Rudyard Kipling Kimdir?

Rudyard Kipling( d. 30 Aralık 1865 Bombay, Hindistan – ö.17 Ocak 1936 Londra). İngiliz şair, roman ve hikâye yazarı. Altı yaşına geldiği zaman, Hindistan'ın ikliminin İngiliz çocuklarının sağlığına iyi gelmeyeceğini düşünen anne ve babası onu İngiltere'de yaşayan bir ailenin yanına gönderdi.

Küçük Kipling'in bu ailenin yanında geçirdiği altı yıl, bedensel ve zihinsel baskılarla doluydu. Sonunda gerçek anne ve babası onu bu eziyetli yaşamdan kurtarıp, Devon'daki bir yatılı okula gönderdi.

İlk tahsilini İngiltere'de yaptıktan sonra Hindistan'a döndü. Lahor'da gazeteciliğe başlayıp, genç yaşta yazıları ile kendini kabul ettirdi. 1889'da İngiltere'ye dönüp Londra'ya yerleşti. İngiliz dilini ustalıkla kullanması, Hindistan'daki hayatı yazılarında konu alması, romantizmle, realizmi birleştirmeyi başarması ona 1907 yılındaki Nobel Edebiyat Ödülünü kazandırdı. İki kez şövalyelik ödülüne layık görüldüğü halde kabul etmedi.

Kipling çocuklar için birçok kitap yazdı. Tüm yazılarında hayata ve insanlara duyduğu bağlılık ve hayranlığı hissettirmeyi bildi. Yarattığı tiplemeler ve öyküler sayesinde, insan yaşamının en derin öğelerini bir portre gibi betimlemeyi başardı.

Cengel Kitabı ilk kez 1894 yılında yayımlandı. Bir yıl sonra da öykünün devamı geldi. Bu kitaplar Maugli'nin tiplemesini ve maceralarını günümüze değin en güzel şekilde taşıyan örnekler olarak kabul edilir.

Fil Tomai, Ayı Balo, Kara Panter Bagera, Kaplan Sirhan ve Hint Faresi Riki-Tiki-Tavi unutulmaz tiplemelerinden birkaçıdır.

Şiir ve romanlarının yanında zamanın en usta hikâyecisi olarak tanınan Kipling, küçük hikâye sanatını çok iyi biliyordu. Hayatını yazı yazmakla geçiren İngiliz hikâyecisi 1936 yılında Londra'da öldü.

                                                     

4/26/2020

Katip Bartleby - Herman Melville

Nisan 26, 2020 5 Yorum
 
Katip Bartleby

   Herman Melville 'in kaleminden Katip
Bartleby ismini duyduğum ve okumak istediğim kitaplardandı . Borges'in Babil Kitaplığı'nın  8. kitabı olarak karşıma çıkınca okumak için iyi bir fırsat dedim.


İnce olan kitap hızla da okunuyor . Kitap yine , her zamanki gibi Borges tarafından kaleme alınan ön söz ile başlıyor , sonra da öykümüze geçiyor.

Öyküyü bize işveren anlatıyor. İşi gereği katipler çalıştırarak notlarını temize geçirtiyor ya da hukuki belgeler hazırlatıyor . Üç çalışanı varken işlerin yoğunluğu sebebiyle yanına bir kişi daha alıyor . Katip Bartleby'yi.

Sessiz , işini iyi yapan , dakik bir adam olduğu için ondan başlarda memnundur işvereni. Ancak sonraları kendisinden bir iş istendiği zaman " yapmamayı tercih ederim " demeye başlıyor ve zamanla bütün işleri aynı şekilde geri çeviriyor ...

Bartleby'nin yaptığı bir çeşit pasif boykottur aslında . Sessizce köşesinde oturur , kimseyle konuşmaz ancak iş de yapmaz . Çünkü yapmamayı tercih eder. Peki bu bir tercih meselesi midir? İşveren de ne yapacağını , nasıl davranacağını bilemez.  Bartleby'yi anlatırken yazar ona karşı insanların davranışlarını ve tepkilerini de anlatıyor .  Ben okurken işveren yerine koydum kendini. Bu sessiz direniş beni çileden çıkarırdı . Okuyucu olarak bile çileden çıkardı ki işvereni düşünemiyorum.   Kitabın sonralında Bartleby ve geçmişini öğrensek de okurken böyle bir karakterle karşılaşmak istemem diye düşündüm hep.           






Katip Bartleby
Kitabın Adı :Katip Bartleby
Yazar : Herman Melville
Yayınevi : Kırmızı Kedi Yayınevi
Orjinal adı :Bartleby The Scrivener
Çevirmen :İlknur Özdemir
Sayfa Sayısı :76

"Melville'in engin imgeleminin ürünü, şöhretini borçlu olduğu kahramanı, Nantucket'in kaptanı Ahab, Beyaz Balina tarafından sakat bırakılmış ve intikam almaya karar vermiştir; olayların geçtiği yer dünyanın tüm denizleridir. Wall Street'te, bir avukatın yazıhanesinde kâtip olan Bartleby ise bir tür alçakgönüllü inatçılıkla çalışmayı reddetmektedir.

Melville, yarım yüzyılı aşkın bir süre önce, yalnızca tüm mantık kurallarına aykırı hareket etmekle kalmayıp aynı zamanda çevresindekileri şaşkın suç ortakları olmak zorunda bırakan Bartleby'nin tuhaf davasını işlemiştir.

Bartleby, ustalığın ya da düşsel imgelemenin uçarılığının ötesindedir; her şeyden önce evrenin gündelik ironilerinden biri olan gerçek faydasızlığı gösteren üzücü ve gerçek bir kitaptır."
-Jorge Luis Borges-






Herman Melville  Kimdir? 


Herman Melville 1819 yılında New York'ta dünyaya geldi. Babasının vefatı üzerine 13 yaşındayken iş hayatına başladı. Farklı işlerde çalıştıktan sonra Liverpool'a giden bir gemide iş buldu. Güney denizlerinde balina avlamaya başladı.

Çalışma şartları zorlaştı ve bazı arkadaşları ile gemiyi terk ederek Typee yerlileri arasında yaşamaya başladılar.Tekrar bir gemi ile denizciliğe döndü. Gemide isyana katılmak suçundan hüküm giydi. Cezadan sonra Tahiti'de yerlilerle yine yaşadı. 30'lu yaşlarına girdikten sonra Boston'a geri döndü.

Herman Melville edebi yönü; Boston'a döndükten sonra bir işte çalışmadı ve yazmaya başladı. 1846 yılında yayınlanan ilk romanlarından olan yerlilerin arasında geçen zamanlarını anlattı. Yazara ün kazandıran Moby Dick ise 1851 yılında tamamladı.

Romanları beklediği ilgiyi görmedi ve gümrükte müfettiş olarak çalışmaya başladı. Yazarın değeri bir çok önemli isim gibi öldükten sonra anlaşıldı.

                                                     

4/25/2020

Kaçan Ayna - Giovanni Papini

Nisan 25, 2020 4 Yorum

Kaçan Ayna

   Kırmızı Kedi Yayınevi'nden yayımlanan Borges'in Babil Kitaplığı serisinin yedinci kitabı Kaçan Ayna .

Kaçan Ayna ile ilk kez tanıştım Papini'nin kalemi ile . Yazarın kitaplarından Gog okuma listemde yer alsa da henüz okuyup yorumunu giremedim kitabın.

  Kitaptaki ön söz kısmında Borges yine yazardan ve onunla ilgili düşüncelerinden bahsetmiş. Çoğu kitapta açıkça belirtmek isterim ki ön söz kısımlarını sevmiyorum. Okuyorum okumasına fakat bazısı zaman kaybı olduğu gibi bazısı da kitabın özetini geçtiği için sinir ediyor. Bu seride ise severek okuyorum ön söz kısımlarını . Yazarlar hakkında bilgi alırken Borges'in düşüncelerini de duymayı seviyorum.

On kısa öykü yer alıyor kitapta . Burada hepsini ayrı ayrı ele almak yerine sadece isimlerini vermeyi uygun buluyorum.

* Havuzda İki Yansı
* Saçma Sapan Bir Öykü
* Zihinsel Bir Ölüm
*Hasta Beyefendinin Son Ziyareti
*Neysem O Olmak İstemiyorum Artık
* Sen Kimsin?
* Ruh Dilencisi
* Başkasının Yerine Canına Kıymak
* Kaçan Ayna
* Ödenmeyen Gün

Öykülerin isimlerini okuduğunuz zaman zaten az çok içeriği hakkında fikir sahibi olabiliyorsunuz . Her bir öyküyü sevdiğimi belirtmeliyim. Fantastik ve felsefi yanları da olan öyküler kitapta yer alanlar.

   Bir gün geçmişteki kendiniz ile karşılaşsaydınız onunla ne konuşurdunuz? Ona yol gösterir , yapmaması gerekenleri söyler miydiniz ? Ya da tam tersi olsaydı da gelecekteki daha yaşlı halinizle karşılaşsaydınız. Onunla sohbet mi ederdiniz yoksa onu yok etmek mi isterdiniz?

Yine bir gün karşınıza çıkan birisi sizden ömrünüzden bir yılı  ödünç isteseydi verir miydiniz ? Bu bir yılı siz istedikçe size azar azar geri ödemeyi vaat etseydi? Bu teklifi düşünür müydünüz yoksa hemen geri çevirir miydiniz?

 bir sabah uyandığınızda çevrenizdeki dostlarınızın , arkadaşlarınızın sizi unuttuğunu ve hatırlamadığını fark etseydiniz üzülür müydünüz? Yoksa sıfırdan başlama şansını yakaladığınız için mutlu olur muydunuz????

 İşte bu be buna benzer sorular sorduran ve farklı yanıtları olan öyküler kitapta yer alanlar. Öykü okumayı seven okuyucular külliyatlarına bu kitabı da ekleyebilirler.





Kaçan Ayna
Kitabın Adı :Kaçan Ayna
Yazar :Giovanni Papini
Yayınevi :Kırmızı Kedi Yayınevi
Orjinal adı :Lo Specchio Che Fugge
Çevirmen : Şadan Karadeniz
Sayfa Sayısı :104

"Buenos Aires varoşlarında bir mahallede, Trajik Gazete ile Kör Pilot'u, kötü bir İspanyolca çevirisinden okuduğumda on bir-on iki yaşlarında olmalıyım.
Ne olursa olsun, kişisel bir yaşantıya gönderme yapmak istiyorum. Şimdi, öylesine uzak olan o sayfaları hayranlıkla, gönül borcuyla yeniden okurken, kendi bulduğuma inandığım, kendi biçemimce uzamla zamanın başka noktalarında yeniden işlediğim masallar buluyorum onlarda.
Papini'nin hak etmediği bir biçimde unutulmuş olduğundan kuşku duyuyorum. Bu kitaptaki öyküler, insanın melankoliye ve alacakaranlığa eğilimli olduğu bir çağın ürünleridir, ama günümüzde sanat onları değişik kılıklara bürüse de, melankoli ile alacakaranlık yitip gitmiş değildir."
-Jorge Luis Borges-






Giovanni Papini Kimdir?

Giovanni Papini 9 Ocak 1881 yılında Floransa, İtalya'da dünyaya gelmiştir. Kendi kendini yetiştiren yazar, ateşli, kırıcı ve aykırı düşünceli bir polemikçiydi.

Birçok önemli topluluk ve dergi kuran Giovanni Papini, çelişik teoriyi benimseyip bıraktıktan sonra gösterişli bir şekilde Katolikliğe geçmiştir.

Fakat kendi düşünce tarzına ters düşen nazariye ya da insanlara karşı kavgacı tutumunu değiştirmemiştir. Giovanni Papini, 8 Temmuz 1956 yılında Floransa, İtalya'da hayatını kaybetmiştir.


                                                     

3/31/2020

Lord Arthur Savile'in Suçu - Oscar Wilde

Mart 31, 2020 3 Yorum
Lord Arthur Savile'in Suçu - Oscar Wilde


  Oscar Wilde sevdiğim yazarlardandır .  Çocuklarımla birlikte keyifle okuduğum Mutlu Prens Ve unutulmaz eseri Dorian Gray'in Portresi en sevdiklerimdendir. Babil Kitaplığı Serisinde tekrar Oscar Wilde ile yolumuz kesiştiği için çok mutluyum.

Beş öykü yer alıyor kitapta . İlk öykü kitaba adını veren ve kitaptaki en uzun öykü olan Lord Saville'in Suçu . Sosyetenin akşam toplantılarından birisine al okuyucu ( bizim tabirimizle el falcısı ) gelir. Birçok kimsenin elini okur ancak en çok etkilenen Arthur Saville olur . Elinde görülenlerden o kadar etkilenir ki kaderinde görülenlerden an az etkilenmek için hemen harekete geçer.  Bu tür insanların etkisi altında kalanlar ve olmayacak işler yapmaya çalışanların başlarına gelenleri kara mizah ile anlatıyor bu öyküde Oscar Wilde . Çok fazla ipucu da vermek istemiyorum zaten kısa olan kitabı yorumlayayım derken özetini çıkarmış olurum yoksa. Kitap okumayı seven değerli okuyucularım da bana çok kızarlar eminim .  İster sevgi , ister hastalık ya da farklı bir şey için olsun bu tarz dolandırıcıların oyununa gelmeyin diyerek kamu spotu da yaptıktan sonra diğer öyküye geçiyorum.

İkinci öykü Canterville Hortlağı . Bu öykü adı ile her ne kadar korku ya da gerilim gibi görünse de bu öykü de kara mizah türünde . Amerikan Orta Elçisi Mr  Otis  Canterville Chase'i almak ister. Sahibi Lord Canterville  konakta bir hortlak olduğunu ve konağı alırsa onunla birlikte hortlağı da almış olacağını söyler. Mr Otis bu tarz şeylerden korkmamaktadır . Konağı alır ve ailece taşınırlar. Konakta gerçekten bir hortlak vardır ve geceleri korkutmak için konakta gezinmektedir. Ancak bu Amerikalı ile bugüne kadar gördüğü ailelerden farklı olarak ondan korkmamaktadır . Eğlenceli anlatımı ile Oscar Wilde bu öykü ile bit trajediyi komedi olarak bize aktarıyor. Keyifle okudum bu öyküyü de . Üstelik okurken Amerikalı aileyi reklamlardaki meşhur Ayşe Teyzeye de benzettim.

Kalan üç öykü çok kısa . Onlara masal da diyebiliriz.  Mutlu Prens daha önceden okuduğum bir öyküydü .  Onun hüzünlü öyküsü beni yine etkiledi.

Bülbül ve Gül öyküsünde ise bülbüle gerçekten çok üzüldüm. İnsanların heveslerinin ne kadar geçici olduğunu anlatıyor yazar bu öyküde.

Son öykü ise Bencil Dev. Bu öykü de ders verir nitelikte idi. Sonunda bahsettiği çocuk için verilen işaretleri yorumlayarak acaba çocuk İsa olabilir mi diye aklıma geldi.

Borges'in Babil Kitaplığı Serisinin  6 .  kitabı olan Lord Arthur Savile'in Suçu sevdiğim kitapların arasına girdi. Öykü sever dostlarıma tavsiyemdir.





Lord Arthur Savile'in Suçu - Oscar Wilde
Kitabın Adı :Lord Arthur Savile'in Suçu
Yazar :Oscar Wilde
Yayınevi :Kırmızı Kedi Yayınları
Orjinal adı :Lord Arthur Savile's Crime and Other Stories
Çevirmen :Fatih Özgüven
Hazırlayan: Jorge Luis Borges
Sayfa Sayısı :132

"Alfonso Reyes'in İspanyolcaya çevirdiği Ciddi Olmanın Önemi Üzerine adlı eseri gibi 'Lord Arthur Savile'in Suçu' da İyi ve Kötü'nün ötesinde bir yapıt. Bir cinayetin öyküsünü anlatır; ama cinayet, uçarılığından dolayı Binbir Gece Masalları'nda kasten yaratılan fantastik ortamdan daha az gerçek olmayan bir dünyada işlenir. Bu benzerliği vurgulamak için Stevenson ve Chesterton'ınkilerle kıyaslanabilecek düşsel bir Londra'da geçen öyküye, İslam dinine özgü kader anlayışının hâkim olduğunu eklemek gerek. Dünyevi komedyalarında olduğu gibi bu öyküde de Wilde karşımıza aptal kahramanlar çıkarır, ancak bu kahramanların aptallığı iğneleyicidir, çünkü bunlar aslında yazarın gülümseyen maskeleridir. Hüzünlü bir yazgısı ve neşeli bir ruhu olan bu büyük İrlandalı bizim çağdaşımız ve gelecek kuşakların da çağdaşı olacak. Derin ve yenilmez mutluluğu, onu belleklerimizde Danimarka prensi gibi trajik bir züppe olarak yaşamaktan kurtarıyor."
                                       -Jorge Luis Borges-







Oscar Wilde Kimdir? 

Oscar Wilde 16 Ekim 1854 yılında doğdu, Ünlü cerrah William Wilde'ın oğludur. Dublin'de Trinity College'ta okudu, 1874'te Oxford'a girdi. 1881 yılında Amerika Birleşik Devletleri'ne gitti orada estetik üzerine bir dizi konferans verdi. İlk tiyatro oyunu Vera New York'ta sergilendi. Bir süre Paris'te yaşadı, orada Verlaine ve öbür sembolist şairlerle tanıştı. İngiltere'ye dönünce Mutlu Prens'i (1888) yazdı. Oscar Wilde, 1884 yılında Constance Lloyd'la evlendi. Wilde, İngiltere'de estetizmin ve 'sanat sanat içindir' hareketinin başlıca temsilcisi olmuştur. Wilde, eşcinsellikle suçlanarak iki yıl cezaevinde yatmıştır. Daha sonra Fransa'ya sürgün olarak gitmiş, 30 Kasım 1900 yılında yoksulluk içinde ölmüştür. Yapıtları; Mutlu Prens (1888), Sosyalizmde İnsan Ruhu (1890), Yönelimler (1891), Dorian Gray'in Portresi (1891), Narlı Ev (1892), Lady Windermere'in Yelpazesi (1892), Ehemniyetsiz Bir Kadın (1893), Salomé (1893), İdeal Bir Koca (1895), Ciddi Olmanın Önemi Üzerine (1895).


Oscar Wilde'nin Okuduğum Kitapları :

* Mutlu Prens

* Dorian Gray'in Portresi 


                                                     

3/23/2020

Son Aydınlık Yaz - Doris Lessing

Mart 23, 2020 1 Yorum
Son Aydınlık Yaz

Şubat ayı #1nobel1klasik etkinliği kitabımız Doriss Lessing'in Son Aydınlık Yaz kitabı idi.

Fuarda yazara ait üç kitap almıştım. İsmini hep duyduğum ancak kalemi ile henüz tanışmadığım yazara ait kitapları çok güzel bir indirim ile almıştım. Hazır etkinlik de varken katıldım ve yazarın kalemi ile tanışmış oldum.

The Economist , "Son Aydınlık Yaz " için Bir başyapıt ... Lessing'in yazdığı belki de en iyi roman." demiş . Fakat araştırdığım kadarıyla yazarın en iyi romanı olarak Altın Defter kitabı gösteriliyor . O kitap maalesef bende yok .

Son Aydınlık Yaz kominist bir manifesto olarak nitelendiriliyor . 1973 yılında yayımlanan roman dönemin kadın-erkek ilişkileri ve kadının toplumdaki yeri konusunda bilgilendirici bir nitelik de taşıyor.

Kate dört çocuğu olan ve nörolog ile evli bir ev hanımı. Küçük yaşta evlenmiş ve çalışmıyordur. Bütün hayatı eşi , çocukları ve evi arasında geçmektedir. Çocukları artık büyümüş ve bağımsız hale gelmişlerdir . Bu dönemde Kate de kendi ve yaşamını ara ara gözden geçirerek sorgulamaya başlamıştır . Hep başkaları için yaşayan bir insan insan olmak zor gerçekten de . Karşı tarafın ihtiyacı kalmayınca insan boşluğa düşüyor .

  Çocuklar yaz için yurt dışında farklı farklı yerlere gideceklerdir. Eşi de Amerika'ya iş için gidecektir.  Kate yalnız kalacağı için koca evde kalmasının gereği olmadığını söyleyerek evi de kiraya vermeye karar verirler. Kate kendisinin ne yapacağına karar veremeden bir iş teklifi gelir kendisine. Ara ara çeviriler yaptığı için yabancı dili çok iyidir. Uluslararası bir konferansta çevirmen olarak çalışacaktır .

  Çalışmaya başlayınca işine çok kolay adapte olur . Bu işte başarılı olur . Başarılı olduğu konu sadece çevirmenlik değildir. Oradakileri koordine etmede ve işleri düzenlemede de başarılıdır .  Yıllarca evini derleyip toparladığı için bu ona zor gelmemiştir. Evde yaptıklarını doğası gereği karşılıksız yapmıştır . İşte de aynı şeyleri yaparak para kazanmak üstelik de kocasından daha fazla kazanmak ona garip gelmiş ve mutlu olmuştur .

İngiltere'de olan konferans sonrası İstanbul'a da konferans için gitmiş ve oradan sonra yaşadıkları ile kendini tanıma ve yaşamını gözden geçirmek üzere bir sürece girecektir .

  Kitaba büyük bir hevesle başlamıştım . Ancak kitaba adapte olmam zor oldu. Bazı cümleleri ve sayfaları ikişer defa okumak zorunda kaldım anlamak için . İlk yarıyı geçtikten sonra konu daha akıcı hale geldi ben de yazarın tarzına alıştım ve kitap bitti. Alışıldık kurgular gibi değil kitap. Sakin kafa ile ve dikkatli bir okuma süreci gerektiriyor kitap .

Kitabı bitirdikten sonra söyleyebilirim ki yazarın kalemi ile tanıştığıma memnun oldum ancak yazarın en iyi kitabının bu olduğunu da düşünmüyorum.

Son Aydınlık Yaz Kitabından Alıntılar : 

"Hepimiz ,lanet olası insan sürüsü , herkes deli, hem erkekler hem de kadınlar, hepimiz deliyiz ve bunun farkında değiliz. "

" Bir bebeğin başındaki belirgin bir kıvrımın kadındaki annelik hislerini uyandırdığını söylerler: Kurnaz dua bu ayarlamayı yapmıştır. Yumurtadan yeni çıkan bir kaz, onun için sonsuza kadar " Anne" olarak kalacak bir şekli ya da sesi takip eder - hayatın Bu ilk anlarında hangi şekil ya da ses karşına çıkarsa. "

"Doğrudan bana baktılar ve beni tanımadılar. Buna üzülmekten çok memnun olmuştu, arkadaşlık, bağlar, "insanları tanımak" kavramlarının ne kadar sığ, kolayca yalanlarına bilecek şeyler olduğunun verdiği rahatlama ile kendini sarhoş gibi hissediyordu.  "




Son Aydınlık Yaz
Kitabın Adı :Son Aydınlık Yaz
Yazar :Doris Lessing
Yayınevi :Kırmızı Kedi Yayınevi
Orjinal adı :The Summer Before the Dark
Çevirmen :İdil Dündar
Sayfa Sayısı :270


Yaşamı boyunca Nobel Edebiyat Ödülü dahil hemen hemen bütün saygın ödülleri kazanan ve İngiliz edebiyatının en önemli yazarlarından biri olarak gösterilen Doris Lessing, bu romanında bireyin üzerindeki toplumsal baskıları ve bu baskılardan kurtulma mücadelesini, erkek egemen toplumda kadın olma deneyimi üzerinden anlatıyor.

Dışarıdan bakıldığında nörolog kocası ve dört çocuğuyla ideal bir orta sınıf ailesine sahip olan Kate, yaşamının bir hapishaneye dönüştüğünü hissetmektedir. Sürekli güzel ve şık olmak, evini idare ederken hem kocasının hem çocuklarının sorunlarıyla ilgilenmek zorundadır. Ve kendisinden bütün bunları "doğası gereği", yani karşılıksız yapması beklenmektedir. Uluslararası bir konferansta çevirmenlik yapmak üzere İstanbul'a giden Kate, orada tanıştığı gençle sürpriz bir yolculuğa çıkar. Bu yolculuk, Kate'in içsel dönüşümünün de başlangıcı olacaktır.
1973 yılında yayımlandıktan sonra feminist bir manifesto olarak nitelenen Son Aydınlık Yaz, Doris Lessing'in en sert ve çarpıcı romanlarından biri.
"Cinsiyetçilik ve feminist bilinç üzerine yazılmış en iyi roman."
-New York Times Book Review-






Doris Lessing Kimdir?

Doris Lessing Doris Lessing, (Doris May Taylor) (d. 22 Ekim 1919 - Kermanşah, İran), Britanyalı yazar.

1919'da babasının bir bankanın yöneticiliğini yaptığı İran'da doğdu. Beş yaşında ailesiyle birlikte Rodezya (bugünkü adıyla Zimbabwe) sınırları içinde bulunan bir çiftliğe taşındı. Salisbury'de bir Katolik okulunda eğitim gördü. 14 yaşındayken ailesine isyan ederek okulu bıraktı ve sırasıyla hemşirelik, telefon operatörlüğü ve katibelik yaptı. 18 yaşında Rodezya parlamentosunda çalışmaya başladı ve ülkede ırkçılık karşıtı bir sol partinin kurulmasında rol aldı. 1943'te sona eren ilk evliliğinin ardından Komünist Partisi'ne katıldı ve Alman siyasi eylemci Gottfried Lessing ile evlendi. 1949'da eşinden ve Rodezya'dan ayrılıp oğluyla birlikte Londra'ya geldi. O tarihten beri yaşamını profesyonel bir yazar olarak Londra'da sürdürüyor.

Lessing çok sayıda romanı ve kısa hikâyesinde, daha çok 20. yüzyılın toplumsal ve siyasi karmaşasına yakalanmış bireylerin yaşamlarını ele alıyor. Eserlerinin başlıca temalarının feminizm, cinsiyetler arası savaş ve bütünlük peşinde koşan bireyler olduğu söylenebilir. Lessing'in çoğunlukla Afrika'nın güneyinde ya da İngiltere'de geçen eserlerindeki solcu, bağımsızlığına son derece düşkün ve feminist kadın kahramanlar, tıpkı yazarları gibi, içinde yaşadıkları toplumların kültürel kısıtlamalarına karşı başkaldırıyor. En çok okunan ve en çok çevrilmiş romanı Altın Defter (1962), kadın hareketinin köşetaşlarından biri olarak görülüyor.


                                                     

3/11/2020

Ölümün Dostu - Pedro Antonio De Alarcon

Mart 11, 2020 1 Yorum
Ölümün Dostu - Pedro Antonio De Alarcon

Babil Kitaplığı serisinin beşinci kitabı Ölümün Dostu . Her kitapla birlikte bu seriyi daha da çok sevmeye başlıyorum. Her kitapta farklı bir yazarı tanırken farklı ve büyüleyici yolculuklara da adım atmış oluyoruz.

 Borges'in çocukluğunda tanıştığı Pedro Antonio De Alarcon'a ait öyküleri unutamamış ve onları da Babil Kitaplığı serisine almaya karar vermiş . İyi ki de karar vermiş , onun sayesinde ben de yazarla tanışmış oldum.

 Servetini yitirmiş soylu bir aileden gelmiş olan Pedro Antonio De Alarcon , teoloji ve hukuk öğrenimi arasında gidip gelse de asıl ilgi alanı edebiyat olmuş. Fransız dilini kimsenin yardımı olmadan öğrenmiş ve ateşli bir kilise karşıtı olarak bir çok kovuşturma geçirmiş. Kilise karşıtı olmasına rağmen koyu bir Katolikle evlenmiş ve beş çocukları olmuştur.

Kitap iki öyküden oluşuyor . İlk öykü kitaba da adını veren Ölümün Dostu . Diğeri ise kısa bir öykü olan Uzun Boylu Kadın .

Ölümün Dostu'nda Gil Gil'i okuyoruz. Fakir bir ayakkabı tamircinin oğlu olan Gil Gil ölüm ile doğumda tanışmıştır . Çünkü annesi doğumda ölmüştür . İleri yıllarda ise babasını da kaybedince yalnız kalmış ailesini tanıyan zengin bir kont onu yanına almıştır. Ancak şanssız doğan birisi olarak mutluluğu yakaladım zannettiği anda hep kaybetmiştir. Dibe vurduğu an omuzuna dokunan soğuk bir el ile ölüm ile tanışmıştır . Sözün gelişi değil tabiri caiz ise kanlı ve canlı olarak ölüm ile tanışmıştır. Ölüm kendi deyimi ile ona güçler vererek ona istediği başarıyı ve sevdiği kızı vermeyi vaat etmiştir. Peki ölüm vaatlerini yerine getirdi mi derseniz getirdi getirmesine de yazar öyle bir son hazırlıyor ki okuyucu için ben daha fazla yazmayarak size bırakayım olayları ve sonunu okumayı .

  Aşk , sınıflar arası iletişim , kıskançlık , intihar bu öyküde bir araya geliyor . Bu öyküyü çok sevdiğimi ve yazarın tarzının hoşuma gittiğini belirtmeliyim.

İkinci öykü olan Uzun Boylu Kadın çok kısa bir öykü . Korku öyküsü olarak belirtilse de gizem ve biraz da gerilim var kitapta. Ben korkuyu hissetmedim. İlk öykünün yanında silik kalmış bu öykü ve ben pek sevmedim açıkçası .




Ölümün Dostu
Kitabın Adı :Ölümün Dostu
Yazar :Pedro Antonio De Alarcon
Yayınevi :Kırmızı Kedi Yayınları
Orjinal adı :El amigo de la muerte
Çevirmen :Mesut Özden Gözütok
Hazırlayan: Jorge Luis Borges
Sayfa Sayısı :128

" 'Uzun Boylu Kadın' imgesinin Alarcón'un zihnini meşgul ettiği kuşku götürmez, aynı kadın, 'Ölümün Dostu'nda, soylu kılınmış ve şeytansı karakterinden arındırılmış bir biçim alır. Bu anlatı, ilk yarısına kadar, bir dizi başıbozuk doğaçlamadan oluşmuş gibi görünme tehlikesi taşır; öykü ilerledikçe, Dante'vari sonuna dek, yapıtın ilk sayfalarından itibaren her şeyin, iradi biçimde önceden tasarlandığını görürüz. Bu seçkide yer alan öykülerden çocukluğumda haberdar olmuştum; geçen zaman, o günlerde duyduğum esaslı dehşeti yok etmedi. Yaşım yüzyılla birlikte ilerliyor, şimdilerde, çocuk yaşımdaki sıcak kabulü gösteremesem de, aynı gönül borcu ve benzer bir heyecanla onları tekrar okuyorum."
                                      -Jorge Luis Borges-







Pedro Antonio De Alarcon Kimdir?

Pedro Antonio De Alarcon Pedro Antonio de Alarcon Y Ariza, 10 Mart 1833'de o zamanlar tanınmış bir ailenin on çocuğunun dördüncüsü olarak Granada, Guadix'de doğdu. Alarcon doğduğunda ailesi oldukça zor günler geçiriyordu, bu nedenle Alorcon'un çocukluğu sıkıntılar içinde geçti. Okumaya hevesli çalışkan bir çocuktu ve daha on yaşına basmadan ilk şiir denemelerini kaleme almıştı. Ekim 1847'de hukuk eğitimi almak için Granada Üniversitesine girdi, ama ailesinin maddi durumunun kötüleşmesinden dolayı öğrenimine devam edemedi. Alarcon, İspanya içinde pek çok şehir dolaştı ve Fransa ve İtalya'ya pek çok defa gidip geldi. İspanya'nın Fas Sultanıyla olan kısa savaşında (1859-60) General O'Donnell'ın hizmetinde bulundu. 1850li yıllar boyunca Alorcon editörlükle ilgili pek çok işe girip çıktı, sonrasında kariyerine bir gazeteci olarak devam etti. Bu süre içinde şiirleri, kısa hikayeleri, bir oyunu ve ilk romanı El Final de Norma'yı (1855) içeren kendi edebi denemelerini bastırdı. 1861 yılından sonraki dokuz yıl boyunca edebi çalılşmalarını ara verdi ve politkaya atıldı. 1870 yılında Poesias Serias y Humoristicos ile tekrar edebiyata döndü ve bunu El Sombrero de Tres Picos (1874), El Escandalo 81875), El Nino de la Bola (1880), El Capitan Veneno (1881) ve La Prodiga (1882) izledi. Alarcon, Madrid'de 19 Temmuz 1891'de öldü.


                                                     

2/24/2020

Aşık Şeytan - Jacques Cazotte

Şubat 24, 2020 3 Yorum
Aşık Şeytan

 Jose Luis Borges'in hazırladığı Babil Kitaplığı serisinin dördüncü kitabı Aşık Şeytan . Bu seri sayesinden bir kez daha yeni bir yazarla tanışmış oldum : Jacques Cazotte,  Kitap da sadece ismi sayesinde bile meraktan okutturacak cinsten .

1700' lü yıllarda yazılan kitabı yazar  Lesage'ın Le Diable boiteux'nün ( Topal Şeytan ) antitezi olarak yazmıştır . Aşık Şeytanı yazdıktan sonra "kahin " olarak kazandığı şöhret, ona kendi ölümünün ve terörün haberini aldığı yakıştırmasında bulunulmasına sebep olmuştur. Yetmiş yaşını dolduran Cazotte'nin hayatı idam cezasıyla  son bulur .

Yirmi beş yaşındaki yüzbaşı Alvaro arkadaşları ile inatlaşma sonucunda ruh çağırır . Arkadaşları özellikle Beelzebub'u çağırmasını söylerler o da çağırır .

 Gelen yaratıktan  başta korksa da hemen kendisini toparlayıp korkusunu yener ve onu kontrolü altına alır . Gelen yaratık güzel bir kadın kılığına bürünmüştür  .

 Alvaro bu yaratığı en kısa zamanda göndermek istese de yapamaz . Güzel bir kadının cilvesi ve gözyaşları onu engeller .  Alvora bu yaratıktan korkup çekinmekte aynı zamanda da çok etkilenmektedir. Gelen kişi ise Alvaro'ya aşık olduğunu  , ona ve korumasına muhtaç olduğunu söylemektedir .



 Alvaro nasıl bir karara varır ? O mu şeytanı kontrol eder yoksa şeytan onu kandırır mı ?? Kitapta okuyarak öğreniyoruz . İnce bir kitap olduğu için çok çabuk bitiyor zaten . Kitabı yazıldığı yüzyıl çerçevesinde değerlendirdiğinde oldukça başarılı ve eğlenceli buldum .





Aşık Şeytan Kitabından  Alıntılar :

" Siz sahtekarların en maharetlisi , en kurnazısınız. Aşktan bahsediyorsunuz , aşkın imgesine bürünüyorsunuz , aşkı zehirliyorsunuz ."

" Dünyada tesadüf diye bir şey yoktur . Dünyada her şey daima ancak rakam bilimiyle anlaşılabilecek zorunlu kombinasyon dizilerinden oluşmuştur ve oluşacaktır ."

" Fakat insan hayatı rüya değil de nedir ? Ben başkalarından daha olağanüstü bir rüya görüyorum , hepsi bu ."

" ... insanlardaki kibir başka hazların peşinde koşmadan edemiyor."

"Düşman , sadık bir şekilde ve doğru tercihlerle doğayı taklit ediyor , hoşa giden yeteneklere başvuruyor , zekice eğlenceler düzenliyor , tutkuları son derece çekici bir dille konuşturuyor. Hatta belli bir noktaya kadar erdemi bile taklit ediyor."


Aşık Şeytan - Jacques Cazotte Kitabın Adı :Aşık Şeytan
Yazar :Jacques Cazotte
Hazırlayan : Jorge Luis Borges
Yayınevi : Kırmızı Kedi Yayınevi
Orjinal adı :Le Diable amoureux
Çevirmen :Berna Günen
Sayfa Sayısı :124


"Atalarımızın ruhları arasında yaşıyoruz; gözle görülmez dünya etrafımızı sarmakta... Düşüncelerimizde yaşayan dostlarımız durmaksızın ve teklifsizce bizlere yaklaşmakta... İyiyi ve kötüyü, iyileri ve kötüleri görebiliyorum, ancak insanlarla ilgili öyle bir kargaşa var ki, onlara baktığımda, ilk andan itibaren kimin gerçekten iyi ya da kötü olduğunun ayırdına varmayı her zaman başaramıyorum... Bu sabah bizleri Kutsal Ruh'un bakışları altında toplayan dua sırasında salon tüm zaman ve tüm ülkelere ait canlı ve ölü bedenlerle o denli doluydu ki, yaşamla ölümü ayırt edemedim; garip bir kargaşa ama aynı zamanda harika bir gösteriydi."
-Jorge Luis Borges-






Jacques Cazotte Kimdir ?

Jacques Cazotte
1719 yılında Bourgogne’lu burjuva bir ailenin çocuğu olarak Dijon’da doğdu. Burada Cizvit eğitimini tamamladıktan sonra Paris’e yerleşti ve ilk eserlerini yazmaya başladı. Bir süre Karayipler’deki bir Fransız sömürgesinde kralın hizmetinde bulunsa da 1763’ten itibaren kendisini edebiyata adadı. 1772’de Fransız fantastik yazınının öncülerinden biri olarak tanınmasını sağlayan Âşık Şeytan’ı kaleme aldı. Yaşamının sonlarında Hıristiyanlığın ezoterik bir yorumunu yapan mistik Martinizm akımına yakınlaştı. Fransız Devrimi karşıtı görüşleri nedeniyle 1792’de tutuklandı ve giyotinle idam edildi.





                                                     

2/14/2020

Otların Uğultusu Altında - Şükrü Erbaş

Şubat 14, 2020 1 Yorum
Otların Uğultusu Altında - Şükrü Erbaş

   Şükrü Erbaş her zaman instagramda görsellerimin altında alıntılarını paylaştığım ve çok sevdiğim şairlerdendir . Bende hiç kitabı yoktu maalesef. Onun için alıntılardan beğendiklerimin Otların Uğultusu Altında kitabından olduğunu bildiğim için öncelikle onu alıp okumak istedim.

  Şiir kitaplarını nasıl yorumlayacağımı tam olarak bilemiyorum . Ne zaman bir şiir kitabı hakkında yazmaya çalışsam uzun bir süre düşünüyorum . Ben şiir severim ama her şiiri sevmem . Ne demek istediğimi anlatabildim mi bilemiyorum. Bazı şiirler yüreğime dokunuyor , çok seviyorum ancak sevdiğim tüm şiirleri tek bir kitapta bulamıyorum. Bir kitabın içerisinde sevdiğim şiirleri bazen kitabın yarısını bile bulmuyor. Bu nedenle şiir kitabı nadir alırım . İtiraf etmem gerekirse kitaptaki tüm şiirler hitap etmediği için ve bir sayfada az şiir çok boşluk olduğu için param boşa gidiyor gibi hissediyorum :( Sakın beni kınamayın . Burada biz bizeyiz ve ben sizlerle dertleşiyorum.

Otların Uğultusu Altında da aynı olay söz konusu oldu benim için . Şükrü Erbaş'ın kalemine sağlık fakat şiirlerin ancak üçte biri bana hitap ediyor . Sırf onları okumak için bile kitabı almaya değerdi diyorum. Bazı şiirleri tekrar tekrar okuyacağımı düşünüyorum.En sevdiğim şiir de kapakta yazılı olan oldu .
Buraya o şiiri sizler için bırakıyorum :

Ne olurdu kokunun da fotoğrafı olsaydı
Sesin Fotoğrafı. Boşluğun fotoğrafı.
Parmak uçlarındaki karıncanın
Ruhtaki üşümenin...
Ölüm kimseyi bu kadar yalnız bırakmazdı.





Otların Uğultusu Altında
Kitabın Adı :Otların Uğultusu Altında
Yazar :Şükrü Erbaş
Yayınevi :Kırmızı Kedi Yayınevi
Sayfa Sayısı :79


Eskiden, çok eskiden
Tanrımız yoktu. Korkumuz yoktu.
Günahımız yoktu. Yapraklar gibiydik.
Öpüşler gibiydik. Köpükler gibiydik.
Yapamadık. Güzellik boğdu
İyilik zayıf düşürdü hepimizi.


İçimizden birisini göklerin ardına gönderdik.

Şimdi hepimiz huzurla birbirimize kötülük ediyoruz.
Şimdi hepimiz korkuyla acımızı seviyoruz
Şimdi hepimiz dünyayı bir tanrıya değiştik
Şimdi hepimiz cehenneme dua ediyoruz.





Şükrü Erbaş Kimdir?

Şükrü Erbaş
7 Eylül 1953 tarihinde Yozgat'ta doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Yozgat'ta yaptı. Ankara'da Gazi Eğitim Enstitüsü Sosyal Bilimler Bölümü'nden mezun oldu (1978). Toprak Mahsulleri Ofisi'nde memurluk, yöneticilik yaptı ve bu kurumdan emekli oldu.

 1984 yılında Yarın dergisi yazı kurulunda görev yaptı. Edebiyatçılar Derneği'nde yöneticilik yaptı.

 Şükrü Erbaş, ilk şiirini Varlık dergisinde, 1978 yılında yayınlandı. "Yolculuk" adlı şiir kitabıyla, 1987 Ceyhun Atuf Kansu şiir ödülüne değer görüldü. Ayrıca, "Dicle Üstü Ay Bulanık" şiir kitabıyla 1996 Orhon Murat Arıburnu şiir ödülünü, "Üç Nokta Beş Harf" şiir kitabıyla 2002 Ahmed Arif şiir ödülünü ve "Gölge Masalı" adlı şiir kitabı ile de 2005 Ömer Asım Aksoy şiir ödülünü kazandı.

 Şiir, edebiyat ve yaşam üzerine denemeler yazdı. Denemelerini "İnsanın Acısını İnsan Alır" (1995) ve "Bir Gün Ölümden Önce" (1999) adlı kitaplarında toplayan Şükrü Erbaş'ın, "Gülün Sesi Gül Kokar" (1998) adlı düzyazılarından oluşan bir kitabı da vardır.

                                                     

2/08/2020

Sesler Adacığı - Robert Louis Stevenson

Şubat 08, 2020 2 Yorum
Sesler Adacığı - Robert Louis Stevenson

Babil Kitaplığı Serisinin üçüncü kitabı Sesler Adacığı . Robert Louis Stevenson'ın kaleminden çıkan kitap dört öyküden oluşuyor ve kitaba da ismini ilk öykü olan Sesler Adacığı veriyor .

  Robert Louis Stevenson'ın adını ünlü eseri Dr. Jekyll ve Mr. Hyde 'dan hatırlarız . Çoğumuz bu eseri ya okuduğumuz için ya da kitaptan uyarlanan filmleri seyrettiğimiz için hatırlarız. Yazarı sadece eseri ile de değil yaşamı ile de tanımak isterdim . Bu güne kadar yazar hakkında biyografisi dışınca çok da bilgim yoktu . Eserleri daha iyi anlayabilmek adına yazarları da tanımamız gerektiğine inanmaya başladım . Eskiden pek önemsemezdim bu konuyu . Zaten edebiyat derslerinde de birkaç tarih dışında yazarlar hakkında çok önemli bilgiler öğrenmedik. Yeni nesil biyografi yazarları sayesinde yazarların hayatı , yaşadıklarının onları nasıl etkilediği ve onu tanıyanların anlatıklarını kitaplarına eklemeleri sayesinde yazarları daha iyi tanımaya başladık . İşte Stevenson'ı da Sesler Adacığı'nın ön sözünde Jorge Luis Borges'in kaleminden okuyoruz. Kitapta yer alan bu kısmın kesinlikle atlanmadan okunması gerektiğine inanıyorum. Yazarı bu yazı sayesinden daha iyi anladığımı söyleyebilirim.


Sesler Adacığı - Robert Louis Steve

Benim Robert Louis Stevenson ile tanışmam Define Adası kitabı ile oldu . Çocukken defalarca okudum bu kitabı . Dr. Jekyll ve Mr. Hyde ve sonra da geçtiğimiz yıl İntihar Kulubü ile devam etti yazarın kitaplarını okuma sürecim . Son olarak da tabii Sesler Adacığı'nı okudum ve acık ara farkla ben bu öykü kitabını daha çok sevdim.

  Dört öyküden oluşuyor kitap . Öykülerde mistik , fantastik bir ortam oluşturarak bizi kendi büyülü dünyasına götürüyor Stevenson . Uzun sayılabilecek öyküleri okurken sıkılmıyor aksine hiç bitmesin istiyorsunuz . Öykülerdeki büyülü atmosferin bozulmaması için öykü bitmeden elinizden bırakmamanızı öneririm .

İlk öykü Sesler Adacığı 'nda çalışmak istemeyen bir adamın büyücü olan kayınpederini köşeye sıkıştırmak isterken kendisini kaçarken bulması ve yaşadıklarını fantastik bir atmosferde okuyoruz.

İkinci öykü Şişenin Cini . Bu öyküye başlarken aklıma Alaaddin'in Sihirli Lambası geldi . Bu öyküde de bir şişe ve cin var , dilekleri yerine getiriyor ancak bu çok da iyi niyetli bir yardım değil. Bu öyküde insanların ikilemde kalmasını okuyoruz .

Üçüncü öykü Markheim 'de ise işlediği bir cinayetten sonra yapılan bir iç hesaplaşmayı okuyoruz .

Dördüncü ve son öykü ise Çarpık Janet . Bu öyküde kasaba halkının karşı çıkmasına rağmen papazın bir kadına yardım etmesini okuyoruz . Bu öyle sıradan bir kadın değil .

 Bütün öykülerinde fantastik bir yön var yazarın . Keyifli vakit geçirmek için okunacak hızlı öykülerden değil öyküler . Derin ve felsefi yönleri var . Dikkatli bir okuyucu bu öykülerde verilen dersleri kaçırmayacaktır .



Sesler Adacığı
Kitabın Adı :Sesler Adacığı
Yazar :Robert Louis Stevenson
Yayınevi :Kırmızı Kedi Yayınevi
Orjinal adı :The Isle of Voices
Çevirmen :Handan Balkara
Sayfa Sayısı :136


"Benim için Stevenson hakkında yazmak yakın bir dost hakkında yazmak kadar güç. Aslında söz konusu yakın dost 1894 yılında Pasifik'te kaybolmuş bir adada öldü, bense beş yıl sonra güneyde kaybolmuş bir şehir olan Buenos Aires'te doğdum. Bazı yazarların imgeleri yapıtlarından çok daha canlıdır; Byron ve Goethe bunların en seçkin örnekleridir. Diğerleri için ise bunun tam tersi söz konusudur; Shakespeare'i çok sayıdaki oyun kişileri arasında neredeyse göremeyiz. Sherlock Holmes ve Doktor Watson, Sir Arthur Conan Doyle'un görülmez bir adam olmasını sağlamışlardır. Stevenson'a gelince, yazar ve yapıtları, düşleyen ve düş aynı yoğunlukla varlıklarını sürdürürler. Bu seçkide yer alan öykülerden ikisinde mekân güney denizleridir. 'Markheim' bilinmeyen bir şehirde geçer; 'Çarpık Janet' ise İskoçya'da. Bu öyküleri seçmemin nedeni yaşlı belleğimde yaşamaya devam etmeleridir. Çocukluğumdan beri Robert Louis Stevenson benim için mutluluk biçimlerinden birini oluşturdu."
                                                     -Jorge Luis Borges-






Robert Louis Stevenson Kimdir?

Robert Louis Stevenson
13 Kasım 1850'de Edinburg'da doğdu. On yedi yaşında mühendislik eğitimi almak için Edinburg Üniversitesi'ne kaydoldu. Eğitimini yarıda bırakıp hukuk okumayı seçti, ancak avukatlık da yapmadı. Gerçekte kalbinin derinliklerinde hep yazarlık özlemi vardı. Üniversitede okurken yaz tatillerini Fransa'da, yazar ve ressamlardan kurulu bir sanatçı topluluğunun arasında geçirdi. İlk basılı çalışması Roads adını taşıyan denemesi oldu. Yazarlık hayatına aralarında öykülerin, romanların, denemelerin yer aldığı pek  çok eser sığdırdı. Çocuk edebiyatına da Treasure Island (Define Adası) gibi klasikleşen eserler kazandırdı. Dr. Jekyll ve Mr. Hyde en bilinen ve Stevenson'ın yüz yıl öncesinden geleceğe bakabildiği eseri oldu. Aralık 1894'te hayata veda etti.

Robert Louis Stevenson 'ın okuduğum Kitapları :

* Define Adası

* Dr. Jekyll ve Mr. Hyde

* İntihar Kulubü



                                                     

2/02/2020

Sevimsiz Öyküler - Leon Bloy

Şubat 02, 2020 6 Yorum
Sevimsiz Öyküler

  Babil kitaplığı serisi ikinci kitabı  Sevimsiz Öyküler idi. İsmi duyunca sakın okumaktan vazgeçmeyin. İsmi sevimsiz olabilir fakat öykülerde öyle bir sihir var ki heyecanla okutuyor.

Bu kitap ile yeni bir yazarla tanışmış oldum. Leon Bloy farklı bir tarzı olan yazar. Onun için nefret koleksiyoncusu da deniliyor. İçindeki bu nefreti kara mizah türüne giren öykülere öyle bir aksettirmiş ki normal başlayan ya da normal ilerleyen bir öykünün sonunda sizi ters köşe yapıyor.

On iki kısa öyküden oluşan kitapta okuyucuyu defalarca ters köşe yapıyor. Yazarın hayatını okuduğum ve sonra da öykülere baktığım zaman onun bu ters köşelerden ve okuyucuyu bir nevi rahatsız etmekten mutlu olduğunu söyleyebilirim.

Bu öykü kitabını mutlaka okuyup yazarla tanışmanızı isterim. Kitaba başlamadan Borges tarafından yazılan ön sözü de okumalısınız çünkü yazar ve tarzı hakkında harika bilgiler vermiş.






Sevimsiz ÖykülerKitabın Adı :Sevimsiz Öyküler
Yazar :Leon Bloy
Yayınevi :Kırmızı Kedi Yayınevi
Orjinal adı :Histoires désobligeantes
Çevirmen :Işık Ergüden
Sayfa Sayısı :112


"Bloy, okuyucunun ruhsal durumuna göre çekilmez ya da harika sayılabilecek benzersiz bir üslup geliştirmiştir. Her iki durumda da yazın sanatının en canlı üsluplarından biridir bu. Bloy'un üstatlarından Carlyle, evrensel tarihin, durmaksızın okumak ve yazmak zorunda olduğumuz ve başkalarının da bizleri yazdığı bir kitap olduğunu yineler; hayalci Swedenborg, hayvan, bitki ya da mineral gibi çevremizi saran tüm varlıkların tinsel olaylarla bağlantılı olduğuna inanır. Léon Bloy ise evreni, her insanın bir sözcük, bir harf ya da sadece bir noktalama işareti olarak yer aldığı bir tür ilahi şifre olarak kabul eder. Kozmik uzamı reddederek tüm uçurum ve ışıkların insan bilincinin yansımasından başka bir şey olmadığını iddia eder. Bir keresinde, zaten cehennemde yaşadığımızı ve her insanın en yakınındaki kişiye işkence etmekle görevli bir şeytan olduğunu söylemiştir."
                                                                                     Jorge Luis Borges

Leon Bloy Kimdir?


Leon Bloy 1846’da Perigueux’de doğdu. Genç yaşta Paris’e gitti, görüşlerini paylaştığı Barbey d’Aurevilly ile arkadaşlık kurdu, Figaro ve Gil Blas adlı gazetelerde çalıştı. Propos d’un Entrepreneur de Démolitions (Bir Yıkma Müteahhidinin Sözleri, 1884) ve haftalık bir yergi broşürü olan Le Pal ile (1885) kendini tanıttı. İlk eserleri Le Révélateur du Globe, (Yeryuvarlağının Kâşifi) ve 1884’ten sonra otobiyografik bir roman olan La Désespérée’yi (Umutsuz) yayınladı. Kendi çağına karşı bir çeşit savaş ilanı olan bu kitapta aforoz edilmiş şairleri övdü (Hello, Barbey d’Aurevilly, Verlaine) ve günün şöhretlerine çattı (Brunetière, Bourget). La Femme Pauvre (Yoksul Kadın, 1897), Les Dernières Colonnes de l’Église (Kilisenin Son Destekleri, 1903), Belluaires et Porchers (Vahşi Hayvan Eğiticisi ve Domuz Çobanları, 1905), Le Sang du Pauvre (Fakirin Kanı, 1909) adlı eserlerinde, büyük bir felaket sonunda yok olmaya mahkûm törelere körü körüne bağlı bir dünyanın soysuzluklarını açıkladı. Bu burjuva dünyasını, L’Exégèse des Lieux Communs’de (Beylik Düşüncelerin Açıklanması, 1902), acı bir dille alaya alarak ortaya koydu, öfkeler ve tedirginlikler içinde geçirdiği hayatını, sekiz ciltlik günlüğünde ateşli bir üslupla kaleme aldı: Mendiant Ingrat (Nankör Dilenci, 1892-1895), Le Pèlerin de l’Absolu (Mutlağın Yolcusu, 1910-1912), La Porte des Humbles (Yoksullar Kapısı, 1915-1917). 1917’de Bourg-la-Reine’de öldü.



                                                     

1/23/2020

25 Ağustos 1983 ve Diğer Öyküler - Jorge Luis Borges

Ocak 23, 2020 1 Yorum
25 Ağustos 1983 ve Diğer Öyküler - Jorge Luis Borges

İnstagramda kalabalık bir grupla birlikte Kırmızı Kedi Yayınevinden çıkan Babil Kitaplığı serisini okumaya başladık . Seri ismini Arjantinli yazar Jorge Luis Borges'in Babil Kitaplığı isimli öyküsünden almış .

Borges adını sıkça duyduğum ve okumayı çok istediğim bir yazardı . Okumak bu kitaba nasipmiş .

25 Ağustos 1983 ve Diğer Öyküler kitabı yazara ait dört öykü ve yazarla yapılan söyleşiden oluşmakta.

İlk öykü 25 Ağustos 1983 . Bu öyküde yazar bir otel odasında yaşlı hali karşılaşıyor . Bu karşılaşmanın sonucu hem sohbet ediyorlar hem kendisi ile bir hesaplaşma yaşıyor baş karakterimiz. Ben daha genç halim ile karşılaşsam neler söylerdim. Ona hayatını değiştirecek ipuçları verir miydim merak ettim okuyunca. Ya da daha yaşlı halim ile karşılaşsam ona neler sorardım . İlginç bir sohbet olurdu vesselam :)

İkinci öykü Paracelsus'un Gülü . Bu hikaye de ilgimi çekti . Göz inanmak için görmek kulak da duymak ister deriz ya .... Acaba görsek de inanır mıyız bazı şeylere . Ya da inanmak için illa delil olmasına gerek var mı . Size güvenerek gelen , inanan birisi yine de delil derse siz ona güvenir misiniz? İnancından kuşku etmez misiniz? Bu hikayeyi okuduğum zaman aklımdan hep bu sorular geçti.

Üçüncü öykü Mavi Kaplanlar  . Hiç mavi kaplan gördünüz mü ? Ben görmedim ve duymadım da . Kahramanımız Ganj Deltası bölgesinde mavi renkli bir kaplan türü keşfedildiğini okur ve o bölgeye gider. O bölgede aradığını bulur mu dersiniz? Ya da bulduğu şey aradığı şey midir?

Son öykü ise Yorgun Bir Adamın Ütopyası . Bu öykü bana çok ilginç geldi . Zaten kısa öyküler olduğu için konularından çok bahsetmiyorum . Çünkü özet geçmiş gibi olurum . Okuyup keyfine varmanız daha güzel olur diye düşünüyorum. Bu öyküden birkaç alıntı bırakacağım sadece :

"Kimse iki bin kitap okuyamaz . Yaşadığım dört yüz yıl boyunca on beşi geçmedim. Asıl mesele okumak değil , yeniden okumak . "

" Dün insanların çok saf olduklarını fark ettim ; herhangi bir malın iyi olduğunu düşünmelerinin sebebi , bizzat malı üretenlerin o malın iyi olduğunu iddia edip bunu tekrar tekrar söylemesiydi. "

"Hayatın sahibi olan insan , ölümüne da sahip çıkmalıdır . "

"Ölüm hücresi binanın içinde . Sanırım ismi Gustavo Adolfo Hitler olan bir hayırsever icat etmiş."

İlk 54 sayfada öyküler yer alıyor . Kitabın diğer yarısında yer alan söyleşi sayesinde de yazarı daha iyi tanımış oldum. Bun sevdim kitabı .



25 Ağustos 1983 ve Diğer Öyküler
Kitabın Adı :25 Ağustos 1983 ve Diğer Öyküler
Yazar :Jorge Luis Borges
Yayınevi :Kırmızı Kedi Yayınevi
Çevirmen :Mesut Özden Gözütok
Sayfa Sayısı :116


Jorge Luis Borges, Latin Amerika edebiyatının en büyük isimlerinden biri. Farklı olguları bir araya getirmedeki ustalığıyla da "sınırlarda gezen" bir şair, öykü ve deneme yazarı. Fantastik öğeleri ağır basan kendine özgü kalemiyle Borges, her seferinde zorladığı bu sınırlar sayesinde gerçeküstücülük akımının vazgeçilmez bir üstadı haline geldi ve kendinden sonra gelen çok sayıda yazarın üslubunu, edebiyata bakışını değiştirdi.

 25 Ağustos 1983 ve Diğer Öyküler, gerçekliği yeniden kurgulayarak insanı kuşkuya düşüren Borges'in, olgunluk döneminde yazdığı incelikli ve imgelerle dolu öykülerinden bir seçki. Borges'le yapılmış detaylı bir söyleşinin de bulunduğu bu seçkide, zaman kavramının çürütülmesine, pek çok felsefi konunun ve paradoksun edebiyata aktarılmasına, benliğin parçalara ayrılmasına rağmen kimliğini kaybetmiş karakterlerin bile ayırt edilebilir hale gelmesine tanık oluyoruz.





Jorge Luis Borges Kimdir?

Jorge Luis BorgesJorge Francisco Isidoro Luis Borges Acevedo veya bilinen adıyla Jorge Luis Borges (d. 24 Ağustos 1899 - ö. 14 Haziran 1986), Arjantinli öykü ve deneme yazarı, şair ve çevirmen. Büyülü gerçekçilik akımının önde gelen isimlerindendir ve gerçeküstücülük konusunda yazdığı denemeleri ile ünlüdür.

1923'te ilk kitabı olan Buenos Aires Tutkusu (Ferver de Buenos Aires)'i çıkardı. 1924-1933 arası Borges için oldukça heyecan verici bir zamandı. Bu dönemde pek çok yazısı ve şiiri basıldı. Luna de Enfrente 1925'te, San Martin Defteri (Cuaderno San Martín) 1929'da basıldı. 1933-1934 yıllarında Crítica'da Alçaklığın Evrensel Tarihi (Historia universal de la infamia) yayımlandı. Bu öykü dizisi, önceden basılmış bâzı hikâyelerden alınan karakterler ve fikirler üzerine yeniden hikâye yazmakla oluşmuştu. Gerçeği ve hikâyeyi harmanladığı bu hikâyeler gerçeküstü bir otantizm taşıyorlardı. Daha sonraları bu tarz 'büyülü gerçekçilik'in ilk örneklerinden sayılacaktı. Ama onun asıl kariyeri 1935'te yazdığı 'Borges stili'nin ilk örneği denilen, hayâlî bir romanı eleştirdiği Al-Motasim'e Bir Bakış isimli öyküsüdür. 1936'da denemelerini topladığı Sonsuzluğun Tarihi Historia de la Eternidad basıldı. Bu sırada maddî sıkıntılar çekiyordu, bu nedenle 1937'de Belediye Kütühânesi'nde çalışmaya başladı. Kütüphânedeki işi hafif olan yazar, iş günlerinin kalanını klâsikleri okuyarak ve modern edebiyatın uluslar arası örneklerini İspanyolca'ya çevirerek geçirmiştir. Virginia Woolf'un ve William Faulkner'ın kitapları İspanyolcaya ilk kez bu dönemde Borges tarafından kazandırılmıştır. Yaratıcılığını kaybetmekten korkan Borges, eşşiz bir eser yazmak istedi ve Pierre Menard, Don Quixote'un Yazarı'nı kaleme aldı. Ardından da Tlön, Uqbar, Orbis Tertius geldi. Her iki hikâye Victoria Ocampo'nun Sur edebiyat dergisinde yayınlandı. Bunların başarısının verdiği motivasyonla Babil Kütüphanesi'nin çalışmalarına başladı. 1941'de bu öykülerin toplandığı Yolları Çatallanan Bahçe basıldı. Aynı hikâyeler toparlanarak Artifices'e eklendi ve ve 1944'de Ficciones adıyla yeniden basıldı. 1942'de 'Bustos Domecq' takma adı altında Adolfo Bioy Casares ile birlikte polisiye hikâyeler dizisi olan Don İsidro İçin Altı Problem'i yazdılar. Felsefe, gerçekler, fantazi ve gizemleri harmanladığı bu yeni öykülerin yanında, El Hogar'da anti-semitizmi, faşizmi ve nazizmi eşeltiren politik makaleler de yazıyordu. Bu makalelerle oldukça tanındı. 1946'da Juan Peron'un iktidara gelişiyle, kütüphânedeki işinden atıldı. Bu işten atılma onun için bir tür kurtuluş olmuştu, çünkü hem Arjantin'den Uruguay'a kadar pek çok yeri gezip, Budizm'den Blake'e kadar pek çok konuda seminerler veriyor, hem de iyi para kazanıyordu. Ama ailesi Peron'un baskıcı rejiminde zor günler geçirdi, annesi ve kız kardeşi hapse girdi. 1949'da ikinci önemli kısa hikâyeler kitabı Alef (El Alef) basıldı.

1955'de Peron devrilince Borges hayâlindeki meslek olan Arjantin Ulusal Kütüphânesi Müdürlüğü'ne getirildi. Ailesinden gelen hastalık nedeniyle görme bozukluğu çeken Borges bu dönemde görme yetisini tamamen kaybetti. 'Bana aynı anda hem 800,000 kitabı hem de karanlığı veren Tanrı'nın muhteşem ironisi' diyerek bu gerçeği kabûllenmiştir. (Umberto Eco unutulmaz romanı Gülün Adı'nda yer alan ana karakterlerden kör kütüphaneciyi Borges'ten esinlenerek oluşturmuştur.) 1956'da Buenos Aires Üniversitesi'nde İngiliz ve Amerikan edebiyatı profesörlüğüne atandı ve 12 yıl bu görevi yürüttü. 1961'de Samuel Beckett'le birlikte Uluslararası Yayımcılar Ödülü'nü (Formentor Ödülü) kazandı. Bu ödül ona gecikmiş bir uluslararası ün kazandırdı. Gözlerinin görmeyişini şiire yönelerek telâfi etmeye çalıştı. 1970'li yıllarda ABD'de çeşitli üniversitelerde dersler verdi. 1973'te Peron geri dönünce, görevinden istifa etti. Ders vererek ve yolculuk yaparak geçirdiği zamanın meyvesi 1975'te basılan toplama hikâyelerin olduğu Kum Kitabı (El libro de arena) oldu. Dünya gezilerinin sonucu ona eşlik eden Maria Kodama'nın resimlerini çektiği yazılarını ise kendi yazdığı Atlas(1984)'la sonuçlandı.

Zannedilenin aksine, Nobel ödülünü alamadan 87 yaşında, 14 Haziran 1986'da Cenevre'de karaciğer kanserinden hayatını kaybetti.
                                                     

5/01/2019

Marina - Carlos Ruiz Zafon

Mayıs 01, 2019 2 Yorum
Marina

    Kalemini çok merak ettiğim Carlos Ruiz Zafon 'un kitaplarını indirimde bulunca almış fakat okumaya zamanım olmamıştı. Artık tanışma zamanı geldi yazarla dedim , bu sıralar hayat beni maratona sokmuşçasına koşturmaya başlayınca da kolay okunan ve dağınık kafamı da yormayacak birisi olsun istedim ve genç yetişkinler için kült roman olarak geçen "Marina " yı okudum. Kitap yormuyor gerçekten. Yazarın kalemi ve anlatım tarzı neden çok okunanlar arasına girdiğini anlamamı sağladı. Yazar kitabın içine çekiyor sizi ve karakterin hislerini ve yaşadıklarını hissetmenizi sağlıyor. Gizem, merak , arkadaş ve aile sevgisi, heyecan bu kitapta bir araya gelmiş.

 Gittiği yatılı okulda kaybolan Oscar yedi gün sonra bulunur. Oscar'ın bulunması ile başlayan kitap geriye dönerek kaybolur nedenini ve kaybolduğu zaman yaptıklarını anlatıyor. Gizemli bir ev, tuhaf bir kız ve sonrasında Oscar ile ikisinin yaşadığı akıl almaz olaylar...

 Oscar'ın ilk Marina 'yı görüp tanıştığı sahnede aklıma kesin bu kız hayalettir diye geldi.  Kitabın kült eser olması ve yazarın yarattığı esrarengiz giriş ve atmosferden dolayı aklıma başka bir ihtimal gelmedi 😂😂😂 Neyse ki kız hayalet değildi ve kurgu benim tahminlerinin ötesinde ilerledi.  Farklı düşünce tarzı olan yazarları seviyorum . Her olasılığı düşünmem gerektiğini hatırlatıyorlar.  Hayata bakış açısında tekdüzelikten kurtarıyorlar bir nevi . Araştırmadım bu kitabın bir filmi var mı diye . Filmi olsa sevileceğini düşünüyorum.

  Yazarın tarzını ve kitabı çok sevdim.  Tavsiye listemdedir. ..

Marina Kitabından Alıntılar : 

"Bazen en gerçek şeyler yalnızca hayal gücünde yaşanır , Oscar " dedi. " Asla yaşanmamış olanı hatırlarız sadece. " 
Kendi sorunlarından uzaklaşmak için başkalarının sorunlarını okumak gibisi yoktur.  
Aptallığın ruha yaptığının aynısını zaman da bedene  yapıyor. 
Nereye gittiğini bilmeyen hiçbir yere varamaz.   
Zaman bizi daha bilgili yapmaz, yalnızca daha korkak yapar. 




Marina - Carlos Ruiz Zafon
Kitabın Adı :Marina
Yazar :Carlos Ruiz Zafon
Yayınevi : Kırmızı Kedi Yayınevi
Orjinal adı : Marina
Çevirmen : Başak Öztan
Sayfa Sayısı :224


Barcelona’da bir yatılı okulda okuyan 15 yaşındaki Óscar Drai bir anda ortadan kaybolur. Yedi gün yedi gece boyunca Óscar’dan hiç haber alınamaz.

Óscar şehrin eski bir mahallesini keşfederken tuhaf bir kızla tanışır. Kızın adı Marina’dır. Onu bir mezarlığa götürür. Birlikte her ayın son pazar günü yapılan bir ayini izlemeye koyulurlar. Sabah saat tam onda, siyah kadife pelerinli bir kadın, arabadan inerek isimsiz bir mezarın üzerine tek bir gül bırakır.

Óscar ile Marina kadını takip ederler. Ve böylece, şehrin sokaklarının altındaki gizemli labirentte, dehşet dolu bir hikâye sarmalı içinde bekleyen karanlık sır perdesi aralanır.

Rüzgârın Gölgesi ve Meleğin Oyunu gibi uluslararası çoksatan romanlarıyla İspanya’nın yaşayan en tanınmış yazarlarının başında gelen Carlos Ruiz Zafón’dan kült bir genç yetişkin romanı.







Carlos Ruiz Zafón Kimdir ? 

Carlos Ruiz Zafon


( 25 Eylül 1964), İspanyol romancıdır. Romanları 45 ülkede yayınlanmış, 50'dan fazla dilde tercüme edilmiştir. Javier Sierra ve Juan Gómez-Jurado ile birlikte çağdaş İspanyol edebiyatının en başarılı yazarlarından biridir ve pekçok ödülün de sahibidir . 1993 yılından beri Los Angeles'ta yaşamaktadır.









                                                                  
Web sitemizdeki fotoğrafların, yazıların izin alınmadan kopyalanması, yayınlanması, alıntı olduğu ve kaynağı belirtilmeden bir takım amaçlar için kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasasına aykırıdır. İzin alınmadan kopyalanan resim ve yazılarımızla ilgili dilekçe ve dava açma hakkımız saklıdır.