Zeplin Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Zeplin Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10/19/2018

Uğurböceği - David Herbert Lawrence || Kitap Yorumu

Ekim 19, 2018 3 Yorum
Uğurböceği - David Herbert Lawrence

" Eğer beni seçerseniz, beni yargılama hakkınızdan sonsuza kadar vazgeçmiş olursunuz. Eğer peşimden gelmeyi gerçekten seçtiyseniz, o zaman beni eleştirme haklarınızdan da feragat etmiş olursunuz. Artık beni onaylayamaz ve kınayamazsınız. Kutsal seçim eylemini gerçekleştirdiniz. Bundan böyle yalnızca itaat edebilirsiniz..."

 D.H. Lawrence, 1885’te İngiltere’de, Eastwood, Nottinghamshire’ da doğdu. İlk romanı The White Peacock (Beyaz Tavus Kuşu) 1911’de, ikinci romanı Günahkâr Ruhlar 1912’de basıldı. Yarı otobiyografik romanı Oğullar ve Sevgililer (1913) Lawrence’ın kendi yaşamöyküsünü, genç bir adamın annesiyle ilişkisi ve bu ilişkinin başka kadınlarla ilişkilerini nasıl etkilediğiyle ilgili güçlü bir psikanalitik incelemeye dönüştürüyordu. 1915’te yayımlanan Gökkuşağı’nda, Brangwen ailesinin üç kuşak öyküsü aracılığıyla toplum ve ruhsal değişimi ele alınıyordu. Kitabın devamı niteliğindeki Âşık Kadınlar 1920’de yayımlandı. Onu yine aynı yıl 1920’de Kayıp Kız, 1926’da Kanatlı Yılan, 1928’de Lady Chatterley’in Âşığı, 1929’da Ölen Adam, 1930’da Bakire ile Çingene adlı romanlar izledi. Aynı zamanda çok iyi bir şair, öykü ve deneme yazarı olan D.H. Lawrence, özellikle romanlarıyla XX. yüzyıl İngiliz edebiyatının en etkili yazarlarından biri oldu. Klasik gerçekçilik ile modernizm arasında bir köprü görevi yapmıştır.Lawrence, 1930’da Fransa’nın Vence kentinde öldü.Yazarlık kariyeri boyunca yazdığı sekiz oyundan hiçbiri yaşarken yayınlanmadı.

Yazarın okuduğum ilk kitabı Uğurböceği. İzmit kitap fuarından aldığım kitap incecik olduğu için dinlenmek için okurum ve en fazla iki saatte biter diye düşünmüştüm. Kitap okurken dinlendim dinlenmesine de kitabı iki saat yerine iki günde bitirdim.

 Kitap sıkıcı mı da uzun sürdü diye aklınıza gelmiş olabilir . Aksine kitap sıkıcı değildi. Detaylı tasvirlerin yanısıra bol bol da diyaloglar vardı. Diyalog bölümleri bol olan kitaplar sıkıcı olmaz  aksine akar gider . Fakat yazar bu karşılıklı konuşmalarda aşk, yaşam ve ölüm üzerine felsefe yapıyor . Bu felsefi yaklaşımların yanı sıra savaş hakkındaki düşüncelerini de bize aktarıyor yazar.

  Birinci Dünya Savaşı sırasında geçiyor kitap. Leydi Beveridge insanları çok seven ve onlara her fırsatta yardım etmeye çalışan bir kadındır. İngiltere'de esir düşmüş ve yaralı askerlerin bulunduğu bir hastaneyi sürekli ziyaret etmektedir. Bu ziyaretleri sırasında eski bir tanıdıkları olan Lord Dionys'e denk gelir. Lord da esirlerden birisidir.

   Leydi bu tesadüfü kızı Daphne'ye anlatır ve o da Lord'u ziyaret etmeye başlar. Daphne'nin eşi de savaşta esir düşmüştür ve ne zaman eve döneceğini bilmemektedir.

  Kont ufak tefek fakat kendine has bir cazibesi olan bir adamdır . Yazar ilginç bir şekilde tasvir eder Lord'u . " Kısa ve hasta alnı.. " , " tıraşsız , küçük , hayvansı kulaklarının üzerinde ince , siyah kılların çıkmış olduğunu fark etti " gibi ... Daphne ise Lordun aksine mitolojik bir tanrıça gibi tasvir edilir. Daphne'nin ziyaretleri sırasında ikili bolca felsefi konuşmalar yaparlar ve bu sohbetler aralarında bir yakınlığa , aşka yol açar.

  Bu hisler içlerinde saklı kalsa da Daphne'nin kocasının eve dönüşü ile işler daha da karmaşık bir hale gelir...

Kitabı derinlemesine anlamak ve felsefi fikirleri kaçırmamak adına çok yavaş okudum kitabı. Yazarın tarzını ,anlatımını çok sevdim. Basit bir aşk hikayesinin aksine , dönemi , savaşı , yaşamı , ölümü ele alan ve yer yer farklı fikirleri öne süren güzel bir yolculuktu Uğurböceği.

   Yazarın farklı kitaplarını da alıp okumayı istiyorum. Yazarın okuduğunuz ve tavsiye ettiğiniz bir kitabı var mı?




Uğurböceği - David Herbert Lawrence
Kitabın Adı :Uğurböceği
Yazar :David Herbert Lawrence
Yayınevi :Zeplin Kitap
Orjinal adı : The Ladybird
Çevirmen : Canan Vaner
Sayfa Sayısı :107


Birinci Dünya Savaşı devam etmekte, yalnızca şehirleri değil, geride kalanları da darmadağın etmektedir. İngiltere’de bir hastanedeki savaş tutsaklarını ziyarete giden Leydi Beveridge, orada Almanya’dan tanıdığı biriyle karşılaşır: Kont Johann Dionys Psanek’le. Bu hadiseden kızı Daphne’ye de bahseder ve kocası hala askerde olan Leydi Daphne Kont’u sürekli ziyaret etmeye başlar. Böylece Leydi Daphne’yle Kont arasında adı konulmamış bir ilişki yeşerir ve Daphne’nin kocasının askerden dönmesiyle birlikte, savaşın kaosunun ilişkilerine yansımasına tanıklık ederiz. Savaş, herkesi değiştirmiştir: Arkada kalanları, kazananları ve kaybedenleri. Bütün bir Avrupa savaş sonrası sendromunun pençesinde kıvranmaktadır.

Söz konusu D. H. Lawrence oldu mu, bir aşk hikayesinin altında daima daha fazlası vardır: Uğurböceği de öyle bir hikayedir, karakterler arası diyaloglarda hem Nietzsche’ye hem de savaş karşıtı düşüncelere rastlarız.


                                                            Kozmokitap

8/27/2018

İtiraflarım - Tolstoy || Kitap Yorumu

Ağustos 27, 2018 8 Yorum
İtiraflarım


  Doğu edebiyatında en sevdiğim yazarlardandır Tolstoy. Kendimce bulduğum bütün kitaplarını okuyup , kitaplığımda yer vermeye çalışıyorum. İyi - kötü Tolstoy külliyatına sahip oldum. Kitaplardan bazılarını çok eski tarihlerde aldığımdan dolayı farklı yayınevlerine aitler. Bazılarının çevirilerinden çok memnun olmasam da yaşanmışlıkları ve hatıralarından dolayı kitaplığımda bulunuyor. Belki ileri tarihlerde farklı yayınevlerinden düzgün çeviri ve basımlı olanlarını eklerim kitaplığıma.

Lev Tolstoy'un bütün kitaplarını çok sevmeme rağmen Anna Karenina benim için çok özeldir. Tolstoy kelimeleri ile ruha dokunmayı bilen ve sıkmadan konuyu aktarabilen yazarlardandır.


  Kelimelerini , anlatım tarzını çok sevdiğim Tolstoy'u bir de kendi ağzından dinlemek için İtiraflarım'ı okudum. Kitabı bitireli neredeyse bir hafta olmasına rağmen kelimelerimi yeni toparlayıp kitap yorumunu yeni girebiliyorum.

  96 sayfalık ince bir kitap İtiraflarım . İnce olmasına rağmen Tolstoy'u daha yakından tanımak için ara vere vere ve yavaş yavaş okunmalı bana göre kitap. Ben şahsen bu şekilde okudum.

İtiraflarım

  Çocukluk döneminden kendisini anlatmaya başlıyor Tolstoy. Hissettikleri , yaşadıkları, çevresindekiler ve özellikle de hayatı sorgulayışı yer alıyor kitapta. Geçen yıllarda birlikte kendisi büyüse ve fikirleri az çok değişse de hayatı sorgulayışı , mutluluğu arayışı değişmiyor. Kitaptan edindiğim izlenime göre dönem dönem depresif bir ruh haline bürünüyor yazar. Bu halleri de oldukça uzun sürüyor. Yazar ve edebi kişiliği sebebi ile daha hassa bir karaktere sahip olduğu için yaşamdan ve olaylardan daha çok etkilenmiş olabilir diye düşünüyorum. Sonuçta hayata bakış açısı ve beklentileri çok farklı.

  Hepimiz dönem dönem depresif ruh hali içerisinde bulunuruz. Fakat umut bizi ayakta tutar. Bir şeylerle uğraşmak ve bazen düşüncelerden uzaklaşabilmek kendimizi iyi hissettirir.

  Tolstoy'u kelimelerin arasında rahatça bulabileceğimiz kitap yazarın felsefi ve dini düşüncelerini ve bu fikirleri yer yer eleştirmesini de içeriyor.

 Kendi kaleminden Tolstoy'u anlamak eşsiz bir deneyimdi benim için . Siz de Tolstoy'u merak ediyorsanız bu kitabı mutlaka okuyun. Kitabın çeviri ve basım açısından da kaliteli olduğunu belirtmeliyim.


İtiraflarım

Kitaptan Alıntılar : 

Şimdi geçmişe dönüp baktığımda hayvan içgüdülerinin dışında yaşamını etkileyen , sahip olduğum tek gerçek inancın mükemmeliyete duyduğum inanç olduğunu açıkça görüyorum. 

Yazılarımda hayatıma anlam katan iyi şeylere dair o özlemleri , ilgisizlik ve hatta latife kisvesi altında saklamak üzere defalarca plan yapardım. Bunda başarılı oldum ve takdirle karşılandım. 

Yazdıkça kendimce tek gerçek olan şeyi öğrettim: Kendimiz ve ailemiz için en iyisini yaşamamız gerekiyor. 

İnsanın ulaşabildiği tek mutlak bilgi , hayatın anlamsız olmasıdır.

" Bilge insan hayatı boyunca ölüme arar , bu yüzden ölüm onun için korkutucu değildir." 

Kıyı Tanrı'ydı , akıntı gelenekti ve kürekler , Tanrı ile buluşacağım yer olan kıyıya ulaşmam için bana verilen özgür iradeydi . Böylece içimdeki hayat enerjisi yenilendi ve bir kez daha yaşamaya başladım. 

Ne istediğimi kendim de bilmiyordum; hayattan korkuyordum, hayattan kaçıp uzaklaşmak istiyordum ama gene de hayattan bir şeyler bekliyordum.

O zaman şimdi olduğu gibi Ortodoks inancının açıkça iddiası ve itirafı, ağırlıklı olarak kendi kibirine kapılan dar görüşlü, acımasız ve ahlaksız insanlar arasında görülürdü. Öte yandan anlayış, onur, doğruluk, iyi huyluluk ve ahlaklılık daha çok inançsız olduğunu iddia eden insanlar arasında görülüyordu.

Tüm mezheplerin din adamları ,akidelerinin en iyi temsilcileri hep bana aynı şeyi söyledi: şöyle ki onlarınki hakiki inançtır ve tüm diğerleri hatalıdır; diğerleri için yapabilecekleri tek şey, onlar için dua etmektir.

Cinayetin kötü olduğu ve tüm inançların en temel ilkesine ters düştüğü yadsınamazdı. Buna rağmen, kiliselerde silahlarımızın başarısı için dua ediyorlar ve inanç öğretmenleri cinayeti inancın bir neticesi olarak görüyorlardı.

Yalnızca Tanrı’ya inandığım zaman yaşamış olduğumu hatırladım. Kendime şöyle dedim: Öyleyse bundan sonra’ Tanrı’yı bildiğim sürece yaşıyorum; unuttuğum zaman, ona inanmadığım zaman ise ölüyorum.

Artık kendimiz ile tımarhanede yaşayanlar arasında hiçbir fark olmadığını görüyorum; o dönem bu hususta yalnızca belli belirsiz şüphelerim vardı ve her deli gibi, benim dışımdaki herkes delidir diye düşünüyordum.

Kitabın Adı : İtiraflarım
Yazar :Lev Tolstoy
Yayınevi :Zeplin Kitap
Orjinal adı : Исповедь
Çevirmen :Burçin Karabolat
Sayfa Sayısı :96


Lev Tolstoy, Savaş ve Barış’ı ve Anna Karenina’yı dünya edebiyatına kazandırdıktan sonra, 51 yaşında hayatına dönüp bakar ve yaşamının anlamdan yoksun olduğunu fark eder. İtiraflarım, büyük Rus yazarın estetik ideallerin peşinden gitmeyi bırakıp dinî ve felsefi meselelere yönelişine dair öngörülerle dolu, kısa ama çok güçlü bir kitaptır. Bir anlamda Tolstoy’un manevî orta yaş krizini anlatan İtiraflarım son derece özgün ve etkileyici bir metin olmasının yanında, hayatın anlam ve değeri üzerine yazılmış en önemli eserlerden biridir.


Tolstoy'un blogumda yer alan diğer kitapları  :

* Şeytan 


                                                            Kozmokitap

7/31/2018

Tanrısal Güzelliğin Simgesi Dorian Gray'in Portresi

Temmuz 31, 2018 3 Yorum
Dorian Gray'in Portresi

   Hep aynı tür kitaplar okumaktansa farklı tür kitaplar okumayı tercih ediyorum. Farklı kitaplar okumak farklı düşünce yapılarını anlamamızı sağladığı kadar kendi düşünce yapımızla aradaki farkları ortaya çıkarıyor ve bazen de kendimizi geliştirmemize olanak sağlıyor. Dorian Gray'in Portresi de farklı kitaplardan bir tanesi.

   1854 yılında Dublin'de doğan Oscar Wilde roman, öykü ve oyun yazarı , şair ve eleştirmendir. Cerrah bir baba ve gazeteci bir annenin çocuğudur. Estesizm ve sosyalizm hayatı boyunca etkilendiği başlıca akımlardır.

   İlk kez Lippincott's Monthly Magazine editörü tarafından görevlendirilen Oscar Wilde bir peri masalı olan " The Fisherman and His Soul " - Balıkçı ve Ruhu - nu kaleme almış fakat bu yazı geri çevrilmiştir. Nisan 1890 da " Dorian Gray'in Portresi" ni tamamlayan yazar Lippincott'un editörüne teslim etmiştir. Editör şu anki haliyle masum bir kadının bir istisna yapacağı bir dizi şey olduğunu belirtir. Bu hafif bir eleştiri olmuştur daha sonra yapılacaklara göre.

   20 Nisan 1890 da 13 fasikül olarak basılan kitap bazı İngiliz eleştirmenler tarafından ahlaksızlık kitabı olarak nitelendirildi. Bu durum o kadar tartışmalı bir hal aldı ki kitap toplatıldı Lippincott tarafından. Bu eleştirilen kitap aslında Wilde'nin haberi olmadan içinden 500 kelimenin çıkarıldığı baskısıydı. Bu olaylardan sonra yazar bazı bazı pasajlar kesti , bazı bölümleri genişletti ve " sanat için sanat " savunmasını içeren bir ön söz ekledi . Kitabın bu yeni hali 1891 nisanda Ward Lock & Co tarafından basıldı. Günümüzde kitabın bu baskısını okuyoruz.  ( Kaynak : The Guardian )



  Oscar Wilde'nin ilk ve tek romanıdır Dorian Gray'in Portresi . Bu onu daha da özel bir hale getirmektedir. Eşcinsel olduğunu saklamayan yazar dönemin en önemli ahlak meselesi olarak dava edildi ve hapse mahkum edildi. Bu yıllardan sonra eskiden yaşadığı hayatın aksine yazar Paris'te sefalet içinde ölmüştür.

    Kitabın isminde Dorian Gray'den bahsedilse de kitapta tek başına ana karakter değildir. Kitapta üç ana karakterden bahsedilebilir. Dorian Gray , onun tablosunu yapan ressam Basil Hallward  ve Lord Henry.

   Dorian Gray ile tablosu yapılırken tanışıyoruz. Gençliğinin baharında olan genç çok yakışıklı ve tanrısal bir güzelliğe sahiptir. İlk başlarda güzelliğinden habersiz gibi bir imaj çizse de konuşmalardan onun her şeyin farkında olduğunu ve kibir dolu bir yapıya sahip olduğunu anlıyoruz.

   Basil Hallward 'a göre ise en güzel resmi Dorian Gray'in Portresi'dir. Bu tablodan sonra resim yeteneği de daha özel hale gelmiştir. Dorian onun ilham kaynağıdır. Ona karşı büyük bir hayranlık ve büyük bir aşk duymaktadır. Onu diğer bütün gözlerden saklamak istemektedir.

  Lord Henry ... Şahsına münhasır birisidir Lord Henry. Düşünmeden aklına geldiği gibi konuşan ve kendi fikrini doğru olmasa bile karşısındakine empoze edebilen birisi . Onun yönlerdirmeleri ile-  ki bence bu Dorian için bir bahane oldu - Dorian gece hayatı , ahlaksızlık gibi kötü huyları benimsemiştir.

"Hissedilerek resmedilmiş bir portre , ressamın kendi portresidir , modelin değil. Model yalnızca bir araç , bir vesiledir. Ressamın ortaya çıkardığı kişi o değildir ; aksine, tuvale renk verirken ortaya çıkardığı , ressamın kendisidir. "

  Kendinden bir şeyler katarak harika bir tablo yaratan Basil , bu tabloyu Dorian Gray'e hediye eder. Tabloya baktıkça kendisini daha çok beğenen Dorian , bir gün yaşlanıp tablonun hep genç kalacağı aklına gelince endişelenir ve bir dilek tutar. Hep genç kalmak ister ve kendisi yerine tablo yaşlanacaktır ... Bu dilek ise kabul olur!!!

   Güzelliğin ve ilgi çekmenin  bir insanı nasıl değiştirdiğini okuyoruz kitapta. Aslında tam olarak değişmek denemez. Çünkü bir insanın içinde zaten kötülük ve kibir tohumu yoksa her ne olursa olsun değişmez. Dorian'un içinde kibir zaten vardı. Etrafın özellikle de Lord Henry'nin fikirlerini kendisine örnek almasıyla birlikte bu tohum yeşermiş ve bir çeşit akıl hocası olan Lord Henry'yi bile geçmiş durumdadır. Ne kadar kötü olursa olsun bazen sevgi gözü kör eder ve çok yakınımızdaki insanların gerçek yüzlerini göremeyebiliriz. Aynı Dorian'ın gerçek yüzünü gösteren tabloyu odaya kilitlemesi ve kimseye göstermemesi gibi.





  Kibirli , yozlaşmış , kötülük dolu bir adam olan Dorian Gray'i yazar kaleminin ustalığı ile o kadar güzel yansıtmış ki hayran olmamak elde değil. Kitap yavaş yavaş , sindirerek okunmalı ki hiç bir detay gözden kaçmasın.

 Çoktandır okumayı istediğim ve okuma listemin üst sıralarında olan Dorian Gray'in Portresi' ni Zeplin Kitap kalitesi ile okudum. Son zamanlarda kitaplığımda çokça yer verdiğim  yayınevinin baskı kalitesini ve çevirisini seviyorum. Okurken basım hatası ya da anlatım bozukluklarına denk gelmedim. Farklı bir yayınevinden kitabı okumadığım için karşılaştırma yapamıyorum fakat ben sevdim.

  Kitabı okumadıysanız daha fazla bekletmeden okumanızı tavsiye ederim. Umarım yazım size fikir verebilmiş ve sizin için faydalı olmuştur.

Kitaptan alıntılar :

" Müzik dinlerken alsa konuşmam, en azından müzik iyiyse . Kötü müzik duyduğumuzda onu konuşarak bastırmak görevimizdir. "

"Erkek yorgun düştüğü için evlenir , kadınsa merak ettiği için. Sonunda ikisi de hayal kırıklığına uğrar. "

"Sevgili oğlum , asıl sığ olanlar ömürleri boyunca yalnızca bir tek aşk yaşayanlardır. Onların  vefa veya sadakat dedikleri şeyi ben ya alışkanlığın verdiği rahatlığa ya da hayal gücünün yokluğuna bağlarım . Zihinsel yaşam için tutarlılık neyse , duygusal yaşam için de sadakat odur : basit bir yenilgi itirafı. "

"Ne hazin! Yaşlanıp çirkinleşecek , iğrenç biri olacağım . Ama bu resim hep genç kalacak . Şu haziran günündeki yaşından öteye hiç gitmeyecek ... Keşke bunun aksi olsaydı ! Hep genç kalan ben olsaydım da resim ihtiyarlasaydı !Bunu için  ... Bunun için neler vermezdim! Evet , dünyada bunun için vermeyeceğim şey yok! Bunun için ruhumu bile satardım!"


------------------

Kitaptan esinlenerek bir çok film çekilmiştir. En son 2009 yapımı Oliver Parker 'ın yönettiği , Ben Barnes, Colin Firth ve  Rebecca Hall'ın başrollerini paylaştığı Dorian Gray filminin fragmanını ekliyorum. Seyretmek isteyenler için bir fikir oluşturur.

 




Dorian Gray'in Portresi
Kitabın Adı :Dorian Gray'in Portresi
Yazar :Oscar Wilde
Yayınevi :Zeplin Kitap
Orjinal adı :The Picture of Dorian Gray
Çevirmen : Berna Kabacaoğlu
Sayfa Sayısı :248


Başarılı bir ressam ile İngiliz sosyetesinin gözde yakışıklılarından genç Dorian Gray’in bir araya gelişi, onun hayatındaki felaketlerin de başlangıcı olur. Güzellik, ahlak, soyluluk gibi kavramlara ilişkin yerleşik algılarımızın hayatımızı etkileyen inançlara dönüşmesinin ardında yatan tehlikelerin farkında mıyız?

İnsanın kötücül yanının sanat ve estetikle bir araya gelmesinin oluşturduğu lezzet: Oscar Wilde’ın ilk ve tek romanı olan Dorian Gray’in Portresi’nin uzun yıllar okurlar ve eleştirmenler tarafından beğenilerek okunmasının asıl sebebi, kötülük probleminin kitaptaki ele alınış biçimidir.







Oscar Wilde Kimdir? 

16 Ekim 1854 yılında doğdu, Ünlü cerrah William Wilde'ın oğludur. Dublin'de Trinity College'ta okudu, 1874'te Oxford'a girdi. 1881 yılında Amerika Birleşik Devletleri'ne gitti orada estetik üzerine bir dizi konferans verdi. İlk tiyatro oyunu Vera New York'ta sergilendi. Bir süre Paris'te yaşadı, orada Verlaine ve öbür sembolist şairlerle tanıştı. İngiltere'ye dönünce Mutlu Prens'i (1888) yazdı. Oscar Wilde, 1884 yılında Constance Lloyd'la evlendi. Wilde, İngiltere'de estetizmin ve 'sanat sanat içindir' hareketinin başlıca temsilcisi olmuştur. Wilde, eşcinsellikle suçlanarak iki yıl cezaevinde yatmıştır. Daha sonra Fransa'ya sürgün olarak gitmiş, 30 Kasım 1900 yılında yoksulluk içinde ölmüştür. Yapıtları; Mutlu Prens (1888), Sosyalizmde İnsan Ruhu (1890), Yönelimler (1891), Dorian Gray'in Portresi (1891), Narlı Ev (1892), Lady Windermere'in Yelpazesi (1892), Ehemniyetsiz Bir Kadın (1893), Salomé (1893), İdeal Bir Koca (1895), Ciddi Olmanın Önemi Üzerine (1895).



                                                     

7/18/2018

Einstein Aforizmalar || Kitap Yorumu

Temmuz 18, 2018 3 Yorum

Einstein Aforizmalar


   Einstein deyince hepimizin aklına deli-dolu bir biliminsanı geliyor. Saçbaş dağılmış haldeki fotoğraflarıdır belleğimize yer eden. Peki gerçekte kimdir bu adam , onu bir de kendi ağzından dinlemek , onun fikirlerini öğrenmek istemez misiniz? Sıkılmadan , eğlenceli bir şekilde okuyacağınız ve en kesin kaynaktan Einstein'in fikirlerini öğrenebileceğiniz bir kitap Einstein - Aforizmalar

  Nobel ödüllü bir bilin insanı Einstein . Ne yaptı ki bu adam diyenler için - ki denileceğini aslında pek düşünmüyorum - bir çok teorileri vardır. 

" Diğer insanların teorilerimi benden daha ciddiye alacakları hiç aklıma gelmemişti. " 

Einstein Aforizmalar


  Sadece teoriler değil aslında araştırınca farklı buluşları olduğunu da gördüm. Esneyen ceket , buzdolabı gibi. 
Her zaman Einstein deyince de tabi ilk aklımıza gelen E=mc² formülüdür. 
" Eğer A hayatta başarılı olmaksa o zaman A eşittir x artı y artı z'dir. x çalışmayı , y dinlenmeyi ve z çenenizi kapalı tutmayı temsil eder. "

Üstelik bize her zaman söylendiği gibi matematikten kalmadığını da kendi sözlerinden anlıyoruz.

" Ben matematikten hiç kalmadım. On beş yaşıma gelmeden diferansiyel ve integral hesaplarında uzman olmuştum bile. " 
Çalışmadan günlük hayata, Tanrıya, bilime ve hayata dair bir çok konuda Einstein'in düşünceleri merak ediyorsanız bu kitabı okuyun derim.

Einstein Aforizmalar


Kitaptan alıntılar: 

* Farklı sonuçlar istiyorsanız , aynı şeyleri tekrarlamayın.

* Her gün , yeni bir mutlu son yaratmak için bir fırsattır.

* Kağıt hatırlamamız gereken şeyler için vardır. Beynimiz ise düşünmek için.

* Hayatın trajedisi , insanlar daha yaşarken kalben ve ruhen ölenlerdir .

* Bilgi ne kadar fazlaysa ego o kadar azdır, bilgi ne kadar azsa ego o kadar fazladır.

* İnsanların söylediğimi iddia ettikleri saçmalıkların yarısını söylemedim.

* Bazen insan en çok parayı bedavaya aldığı şeyler için öder.

* Üniversite  eğitiminin değeri bir çok gerçeği öğrenmek değil zihni düşünmek için eğitmektir.

* Bu denli dünya çapında tanınmak ama bu denli yalnız olmak tuhaf bir şey.

* Deneyimlerine göre ,en yaratıcı işler asla insan üzgünken yapılmaz.






Kitabın Adı : Aforizmalar
Yazar : Albert Einstein
Yayınevi : Zeplin Kitap
Çevirmen :Doğukan Bal
Sayfa Sayısı :192


“Yaşamanın iki şekli vardır: Hiçbir şey mucize değilmiş gibi ya da her şey mucizeymiş gibi yaşamak.”
Tüm hayatın bir mucize olduğuna inanan ve buradan ilham alarak hayatı ve evreni açıklamaya koyulan bir fizikçi… Einstein’ın düşünceleri ve çalışmaları bugün bile bilim dünyasını etkilemeye devam ediyor. Zor bir çocukluk ve eğitim hayatının ardından hayallerinin peşinden giderek büyük şeyler başarmış bir biliminsanı olsa da, Einstein insani değerlerin önemini asla göz ardı etmemiştir. Einstein’a göre, dünyayı ve insanlığı kurtarmak için tek gereken şey yeni bir düşünce biçimidir; evren dediğimiz bütünün bir parçası olan insanın, her canlıyı ve evrenin tüm güzelliklerini kucaklaması gerekmektedir.
“Hayal gücü bilgiden daha önemlidir,” diyor Einstein. Bu kitap hayal gücünü zekâdan daha üstün tutan bir dehânın dünyaya bakışını ve düşünce dünyasını apaçık gözler önüne seriyor. Şimdi bize düşen ise, hayal gücünün sonsuzluğuna dalıp gitmek.


                                                            Kozmokitap

7/16/2018

Tembellik Hakkı - Paul Lafargue || Kitap Yorumu

Temmuz 16, 2018 6 Yorum
Tembellik Hakkı - Paul Lafargue


   Karl Marx'ın damadı olan Paul Lafargue Fransız uyruklu düşünür ve eylem adamıdır. Tıp Fakültesini bitirmesine rağmen doktorluk yapmamıştır . Küba'da doğan Lafargue dokuz yaşındayken ailesi ile birlikte Fransa'ya göç etmiştir. Yetmiş yaşına geldiğinde ise yetmiş yaşından sonra hayatın tadı yoktur diyerek karısı ile birlikte intihar etmiştir.

  Tembellik Hakkı çoktandır okumayı düşündüğüm bir kitaptı. Ara ara felsefe ve düşünce ağırlıklı kitapları okumayı seviyorum. Bu tarz kitapların farklı düşünmeye sevk ederek ufkumuzu açtığını ve farklı bir bakış açısı kazandırdığına inanıyorum. Kocaeli kitap fuarında Aylak Adam Yayınlarının standında kitaba uygun bir kampanya ile denk gelince hiç düşünmeden aldım. Zaten çevirisi ve kitaplarını çok beğendiğim bir yayınevi olur kendileri :))

  Kitabın ismini okuduğumuzda her ne kadar  "TEMBELLİĞİ" övüyor gibi görünse de gözümüze kitap , aslında kapitalist düzene bir başkaldırı niteliğindedir. Louis Blanc'un 1848 yılında tanımladığı " Çalışma Hakkı" na ilişkin eserine bir cevaptır bu kitap.

    Çalışmaktan modern kölelik olarak bahsediyor yazar. - Bu fikrine sonuna kadar katıldığımı belirtmeliyim. -

  Günde üç saat çalışarak daha verimli olunacağını ve insanın kendisine, sevdiklerine daha fazla vakit ayırabileceğini söylüyor. Makineleşme arttıkça insana daha az iş düşeceğini ve insanın daha fazla vakti kalacağından bahsediyor. - İnsanın yerine makineler almaya başladıkça insana daha fazla vakit kalıyor , bu doğru. Çünkü daha fazla insan işsiz kalıyor. İnsanın yerine makine alınca insanı daha az çalıştırıp aynı ücreti alacağını varsaymış ya da öyle olmasının gerektiğini düşünmüş sanırım Lafargue. Bu güzel bir düşünce olsa da günümüz kapitalist toplumlarında parayı ve işi elinde tutanlar az çalışma ve az iş karşılığında insanlara yeterli ücret verebileceğini düşünüyor musunuz ??? -

  Kitapta yer alan fikirlerin bir kısmına katılsam da , bana mantıklı görünse de bir kısmı da maalesef bana çok uç düşünceler gibi geldi.

  İnce bir kitap olsa da iyi anlayabilmek adına yavaş ve üstünden tekrar tekrar geçerek okuduğum bir kitap oldu Tembellik Hakkı .

Kitaptan Alıntılar :

  *  Kapitalist uygarlığın hüküm sürdüğü ulusların işçi sınıflarını bir deliliktir almış gidiyor. Bu delilik de devamında yüz yıllardan beri acı içindeki insanlığa zulmeden toplumsal ve bireysel sefaleti yanında getiriyor. Bu delilik ise çalışma aşkıdır; bireyin kendisinin ve çoluk çocuğunun dahi yaşam enerjisini tüketen aşırı bir çalışma tutkusudur.

*  Her bireysel ve toplumsal sefalet , çalışma tutkusundan kaynaklanmaktadır.

*  Bizim yüzyılımızın çalışma yüzyılı olduğu söyleniyor ; aslında bu yüzyıl acıların , sefaletin ve yolsuzlukların yüzyılıdır.

*  Çalışın ! Toplumsal sefaleti arttırmak , bireysel sefaletinizi arttırmak adına çalışın proleterler ! Çalışın !

*  Acımasız , katil ve kör çalışma tutkusu insanları özgür kılacak makineyi özgür insanları köleleştiren bir araç haline getirir.

*  Öyleyse , kemerlerini sıkarak işçi sınıfı , aşırı-tüketime mahkum olmuş burjuvazinin midesini aşırı ölçüde büyütmüş oluyordu.

*  Eskiçağ filozofları fikirlerin kökeni konusunda tartışıp dururlardı ama çalışmadan tiksinme konusunda hem fikirlerdi.




Tembellik Hakkı
Kitabın Adı : Tembellik Hakkı
Yazar :Paul Lafargue
Yayınevi :Zeplin Kitap
Orjinal adı :
Çevirmen :Mehmet Köle
Sayfa Sayısı : 70


Paul Lafargue, ne çalışmanın yadsınması ne de kendi içinde boş zamanın kutsanması olarak kaleme aldığı Tembellik Hakkı'nda, yaşamın bir tür kutsanmasını gerçekleştiriyor. Sadece "sermaye dinini" ifşa etmekle kalmıyor, teker teker bireylerin üzerinde karar kıldıkları bir toplumsal değer olarak çalışmaya dayalı tüm toplumsal sistemlerin geçersizliğini savunuyor. Aynı zamanda hem gülünç hem ciddi, hem esprili hem de derinlikli bir metin olarak 19. yy'ın klasikleri arasındaki yerini almış Tembellik Hakkı, sekiz saatlik iş günü ve cinsiyet ayrımcılığı olmadan eşit işe eşit ücret gibi taleplerin de sistematik bir biçimde ilk defa dile getirmiş olmasıyla önem kazanıyor.

"Ah tembellik! Merhamet et bizim bu bitmek bilmeyen sefaletimize! Ah tembellik! Sanatın, soylu erdemlerin anası, insanoğlunun sıkıntılarına bir teselli ol!"


                                                            Kozmokitap

7/10/2018

Bir Kalbin Çöküşü - Stefan Zweig || Kitap Yorumu

Temmuz 10, 2018 2 Yorum
Bir Kalbin Çöküşü



   Kısacık bir öykü Bir Kalbin çöküşü. Daha önce Zweig okuyanlar bilir , yazar ın kısacık eserleri bile kapkalın romanlardan daha fazla, daha yoğun duygular içerir. Öyle ki o duyguları , o depresif çıkmazları tüm hücrelerinizde hissedersiniz. İki üç cümle ile basitçe ifade edilecek bir konuyu alır yazar, bize öyle derin psikolojik tahlillerle dolu bir novella haline getirir ki kitap biter etkisi bitmez...

  Bu kitabında Stefan Zweig bir aile babasını anlatıyor. Küçük yaşta çalışmaya başlayan bu adam yıllar boyunca gece-gündüz demeden çalışır. Sırf ailesi mutlu olsun, yüzleri gülsün, hiç eksikleri olmasın diye. Kendisi yorgunluktan zor ayakta dursa da ailesinin mutluluğu ve refahı herşeyden önce gelir onun için. Bu satırları okurken bu adam kah sizsinizdir kah babanız. Onun sizler için ne kadar yorulduğunu düşünür ona minnet duyarsınız. Gittikleri bir tatilde bu yaşlı adam eşi ve kızının kendisinden uzaklaştığını fark eder. Bir olay sonrasında da kendisini , onları ve hayatını sorgulamaya başlar. Biz de kitapta bu zorlu süreci okuyoruz.

  Yine nefis bir Zweig ziyafeti çektim. Her kitapta yazarın kalemini daha fazla sevmeye başlıyorum. Tereddütü olanlar için de ekleyeyim çeviri ve basım çok iyiydi .



Bir Kalbin Çöküşü
Kitabın Adı : Bir Kalbin Çöküşü
Yazar : Stefan Zweig
Yayınevi : Zeplin Kitap
Orjinal adı : Untergang Eines Herzens
Çevirmen : Duygu Bolut
Sayfa Sayısı : 54


STEFAN ZWEIG, BU UZUN ÖYKÜSÜNDE BİZLERİ TEKRAR BİR OTELE GÖTÜRÜYOR. ADI SALOMONSOHN OLAN YAŞLI ADAM ON İKİ YAŞINDAN BERİ ÇALIŞMAKTA, KENDİ MUTLULUĞUNDAN ÇOK AİLESİNİN MUTLULUĞUNU DÜŞÜNMEKTEDİR. KARISIYLA VE ÖZ KIZIYLA OLAN İLETİŞİMİ ÇOKTAN KOPMUŞTUR. ONLARIN GÖZÜNDE YALNIZCA BİR NESNEYE, BİR YÜKE DÖNÜŞTÜĞÜNÜ HİSSETMEKTEDİR. YAŞLI ADAMIN KAYGILARI PARANOYAYA DÖNÜŞECEK VE ARTIK KALBİ ÇÖKTÜĞÜNDE, HER ŞEYİN FARKINA VARACAKTIR. 




                                                            Kozmokitap

2/22/2018

Tesla - Aforizmalar || Kitap Yorumu

Şubat 22, 2018 6 Yorum
Tesla - Aforizmalar


Nikola Tesla ( 1856- 1943 ) Sırp kökenli Amerikalı mucit , fizikçi ve elektrofizik uzmanıdır.  Kendisine ,fikirlerine ve çalışma şekline hayran olduğum Tesla ,maalesef zamanında hak ettiği değeri tam olarak görememiştir. Onun muhteşem beyni ve fikirleri tam olarak anlaşılıp , değeri bilinseydi belki de bilim günümüzün daha da ilerisinde olacaktı.

  Elektrik üzerine sayısız deney ve buluş yapan Tesla hakkında bir kitap okumayı çok istiyordum. Onu okumaya ve anlamaya Aforizmalar kitabı ile başlamaya karar verdim. İnce  bir kitap olsa da Tesla'yı anlamak ve fikirlerini daha iyi anlayabilmek adına kitabı yaklaşık bir aya yayarak yavaş yavaş okudum. İnanıyorum ki böyle okumak kitabın içeriğini anlamak bakımından daha iyi oldu.

Tesla - Aforizmalar


  Kitabın ilk yirminci sayfasına kadar Tesla'nın ağzından , onun kelimeleri ile kendisini ve çocukluğunu okuyoruz. Bu noktada bilmediğim o kadar çok şey öğrendim ki. Hele de deneyleri yapmadan önce kafasında tekrar tekrar canlandırarak mükemmel hale gelesiye kadar tekrarlaması , kafasında mükemmel hale gelince deneyi ilk uygulayışında başarılı olması beni hayretler içerisinde bıraktı. Diğer bilim adamları da bu tarz düşünce gelişimine sahip olsalardı hem zaman tasarrufu olurdu hem de deney maliyetlerini en alt seviyeye düşürmüş olurlardı .

  Tesla'nın kendisini anlattığı bölümden sonra Aforizmaları okumaya başlıyoruz. Bu bölümde Tesla'nın düşüncelerini ve fikirlerini daha iyi anlıyoruz.

  Aforizmalar bölümünden sonra ise Tesla albümü ve sahip olduğu patentlere yer verilerek kitabın içeriği zenginleştirilmiş.

  Kitaplığımın baş köşesinde yer alacak olan Tesla - Aforizmalar benden sonra çocuklarımın da yararlanacağı bir kaynak olacaktır. Dahi bir beynin nasıl çalıştığını ve neler başardığını merak eden herkesin okuması gereken bir kaynak olduğunu düşünüyorum.

Tesla - Aforizmalar


  Kitaptan bir kaç alıntıyı da sizlerle paylaşmak istiyorum :

* Hep yeni heyecanlara açızdır ama çok geçmeden onları kanıksar ve kayıtsız kalırız . Dünün mucizeleri bugünün sıradan olaylarıdır.


* Erdemlerimizle kusurlarımız birbirinden ayrılamazlar ; tıpkı kuvvetle madde gibi . Ayrıldıklarında insan diye bir şey kalmaz.


*Beynim sadece bir alıcıdan ibarettir ; evrende ise bilgiyi , gücü ve ilhamı aldığımız bir öz vardır . Henüz bu özün sırrına erişemedim ama var olduğunu biliyorum.

* Hayat çözülmesi mümkün olmayan bir denklemdir ve öyle kalacaktır ; ancak bu denklemde bazı unsurlar bilinmektedir.

* Sonsuza giderken bütün kuvvetler mükemmel bir uyum yakalarlar. Bu sebeple tek bir düşüncenin enerjisi , evrenin devinimini belirleyebilir.

* Nefretiniz elektriğe dönüştürülebilseydi bütün dünyayı aydınlatmaya yeterdi.

* Bilim nihai olarak insanlığın iyiliğini amaçlamadığı müddetçe kendisine ters düşer.






Tesla - Aforizmalar
Kitabın Adı : Tesla - Aforizmalar
Yazar : Nikola Tesla
Yayınevi : Zeplin Kitap
Çevirmen : Peren Demirel
Sayfa Sayısı :160


Aforizmalar, Nikola Tesla’nın eserlerinden özenle derlenmiş bir seçki olmasının yanında, Nikola Tesla’ya ait fotoğraflardan oluşan bir “fotoğraf albümü”nü, hayatı boyunca aldığı patentlerin çizimlerini de içermektedir. Bu yanıyla, Türkçede çıkmış en kapsamlı Nikola Tesla kitaplarından bir tanesidir.


                                                            Kozmokitap
Web sitemizdeki fotoğrafların, yazıların izin alınmadan kopyalanması, yayınlanması, alıntı olduğu ve kaynağı belirtilmeden bir takım amaçlar için kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasasına aykırıdır. İzin alınmadan kopyalanan resim ve yazılarımızla ilgili dilekçe ve dava açma hakkımız saklıdır.