Kanes Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kanes Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2/10/2020

Umuda Uyanmak - Cordelia Strube

Şubat 10, 2020 2 Yorum
Umuda Uyanmak - Cordelia Strube

 "İnsanlar her zaman asla yapmayacakları söyledikleri şeyleri yapıyorlar."

  Geçen sene fuardan aldım kitabı . Okumaya ise ancak vakit bulabildim . Kitaplığımda okunmayı bekleyen kitaplar  arttığı için bu sene fuara kadar onları bitirmeyi ve bu arada kitap almamayı düşünüyorum .

  Fuarda ismi ve kapak görseli ile ilgimi çekmişti kitap . Kapak görseli içimi açmış içinin de çok güzel olacağını hatta romantik , neşeli bir kitap olacağını düşünmüştüm. İki düşüncemde de yanılmış olduğumu kitap ilerlemeye başlayınca fark ettim.

   Kitap iki bölümden oluşuyor . İlk bölümde Harriet ekseninden olayları okurken ikinci bölümde kardeşi İrwin gözünden okuyoruz .

 Harriet altı yaşında , akıllı bir kız çocuğu . Bir kardeşi var beş yaşında İrvin . Kardeşinde hidrosefali var. Doğduktan sonra uzun süre hastaneden çıkamıyor . Hala sık sık hastaneye gitmesi şantını değiştirmesi ye da kontrol ettirmesi gerekiyor. Bunu dışında geçirdiği nöbetler yüzünden çok dikkat etmeleri de gerekiyor. Bu nedenle de İrwin sık sık hastaneye gidiyor. Bu sıkıntılı süreçte babası ile annesi boşanıyorlar . Babası başkası ile evleniyor . Onunla bebek sahibi olmak için tedavi görüyorlar ve para buraya gittiği için ne Harriet'a ne de annesine para vermiyor babası . Annesi ise erkek arkadaşı ile beraber yaşıyor . Sosyal yardım aldığı için kesilecek korkusuna evlenmiyorlar. Bu erkek arkadaş ile Harriet'ın anlaştıkları söylenemez.

   Harriet anne ve baba sevgisine hasret bir çocuk . Baba yeni ailesi ile meşgul . Annesi ise iş ve İrwin'in bakımı arasında sıkışmış durumda. Kimse Harriet'ın da küçük bir çocuk olduğunun ve onun da ilgiye , sevgiye ihtiyacı olduğunun fakında değil. Kendi başına idare edebilir gözü ile bakıyorlar ona. O da farklı resimler çizerek iç dünyasını aktarmaya çalışıyor . Kitabı okurken bu çocuğa çok üzüldüm. Ne kadar akıllı , kendine yeter görünse de aslında daha anne kuzusu o da ... Erkek arkadaş ise ayrı bir vakaydı bana göre .

   İrwin ablasını çok seviyor ve ona çok düşkün. Harriet her ne kadar onun ölmesini istediğini söylese de davranışları ve yaptıkları ile onu ne kadar çok sevdiğini belli ediyor ara ara . O İrwin'e olan ilgiyi kıskanıyor . Ölürse onunla da ilgileneceklerini düşünüyor. Belki de bu yüzden fazla bağlanmaktan da kaçınıyor olabilir .

  Kitap duygusal ve çok dokunaklı idi. Okurken üzüldüm ve ebeveynlere çok kızdım . Hasta bir çocuk aileyi çok yorar , yıpratır ve zorlu bir süreçtir . Hele de bu ailenin yeterli parası yoksa .... Fakat  evdeki diğer çocuğu neredeyse unutmak , onu başıboş bırakmak affedilemez bence. Sadece ona kızmak , kısıtlamalar getirmek iyi aile olmak değildir . Bütün gün çocuğu sokağa salmak da ona iyi bakmak anlamına gelmez . Kitabı okurken neler hissettiğini az çok tahmin edebilirsiniz. Harriet zor bir çocuk , tamam , ama onu bu hale yaşadıkları ve ailesi getiriyor.

Kitabın yarısına gelince şok etkisi yaratacak bir olay gelişiyor. Bu beni çok üzdü . Diğer yarısında da farklı olaylar bizi bekliyor . Bu bölümde de yazar farklı bir toplumsal gerçekliğe dikkat çekiyor . Bu durumu yazmak ve kitaptaki etkiyi azaltmak istemiyorum.

  İki gün gibi kısa bir sürede kitabı okuyup bitirdim. Ben sevdim kitabı . Duygusal bir kitaptı .



Umuda Uyanmak
Kitabın Adı :Umuda Uyanmak
Yazar :Cordelia Strube
Yayınevi :Kanes Yayınları
Orjinal adı :On the Shores of Darkness, There Is Light
Çevirmen : Nil Bosna
Sayfa Sayısı :496


Irwin 5 yaşında. Puding yemesi yasak. Hayatta tek sevdiği şey ablası. Harriet 11 yaşında. Sarı bukleleri var. Hayatta tek istediği şey kardeşinin ölmesi. Akıl almaz hayal gücüyle yaptığı resimler ve hayata karşı sıradışı bakış açısıyla Harriet'in dünyasına adım attığınızda, kendinizi hayatın tüm zorluklarına rağmen umudun asla tükenmediği, yaşamak için her zaman bir sebebin olduğu bir yolculuğun içinde bulacaksınız. Bu iki kardeşin bazen nefret bazen de sevgi dolu öyküsü, yaşamın ta içinden okurun kalbine uzanıyor ve orada iz bırakıyor. Babası dönünceye kadar saatler geçmiş gibi geldi. Harriet ejderha resmini yapmaya isteksizdi. Babası menekşe rengi kapıya yaslandı ve resme dikkatle baktı. "Vay canına. Alevleri sevdim." "Alev püskürtüyor çünkü o mutlu bir ejderha." diye açıkladı Harriet. "Mutsuz ejderhalar alev püskürtemez."

"Kanada'nın yeni Alice Munro'su!"
-Toronto Star-

"Strube'nin her şeye rağmen yaşamak için bir sebep olduğunu gösteren mucizevi anlatımı bu kitabı okuyan herkesin kalbinde umut tohumları yeşertiyor."
-National Post-





Cordelia Strube Kimdir ?

Cordelia Strube
1960 Kanada doğumlu yazar.  CBC edebiyat yarışmasını kazanan ve Toronto Sanat Vakfı Ödülü'nü kazandı, Governor General’s Ödülü, Trillium Book Ödülü, WH Smith / Books Kanada'da İlk Roman Ödülü ve Prix Italia için aday gösterildi ve Scotiabank Giller Prize için  listeye alındı.  Strube,  ACTRA Nellie Ödülü için iki kez finalist ve ReLit Ödülü için üç kez aday gösterildi. Toronto'da yaşıyor.







                                                     

5/30/2018

Leylak Kızlar : Tarihten Dram Dolu Bir Kesit

Mayıs 30, 2018 5 Yorum

Leylak Kızlar


   2. Dünya Savaşı ile ilgili birçok kitap ve roman okudum.  Her bir kitapta vahşetin farklı bir yönü resmedilmişti, her okuduğumda  beni daha derinden etkiledi. İnsan bu tür vahşetleri ne kadar okursa okusun alışamıyor.  Her seferinde daha çok etkilenip acısını taa derinde hissediyor . Leylak Kızlar'da 2. Dünya Savaşı zamanındaki üç kadının öyküsünü anlatıyor . Üç kadın ve bu üç kadının yanında da birçok yan karakter ile kitap zenginleştirilmiş.  Polonya , Almanya ve Amerika üçgeninde geçen kitap gerçek bir yaşam öyküsünden esinlenilmiş. 1939 yılında Hitler tarafından inşa edilen Ravensbrück kampından geçiyor olayların çoğu. Baş karakter Caroline Ferriday ve Herta gerçekten yaşamış karakterler.  Bunu bilerek okumak ve  büyük bir araştırmanın ürünü olması kitabın daha da etkileyici hale gelmesini sağladı benim için.

  İnsanların kendi milletini sevmesini ve milliyetçi olmalarını anlayabiliyorum ve ben de kendi milletimi çok seviyorum. Fakat kendi milletini diğer tüm insanlardan üstün olduğuna nasıl bir kafadır anlayamıyorum . Hitler'in Almanların en üstün ırk olduğu saplantısı birçok Alman tarafından benimsenmiş ve buna inanmışlardır , Herta da bunlardan birisidir ,  bir tıp doktorudur. Herta  bir doktor olarak asıl amacı insanları kurtarmak olmalıdır , fakat o gittiği Ravensbrück kampında yapılanlara  başta tepki gösterse de zamanla alışmış , nasıl olsa ölecekler diye kamptaki insanların üzerinde akıl almaz deneyler yapılmasına yardım etmiştir. Her ne kadar tarih bilgime göre bu dönemde yapılan vahşeti ,  işkenceleri,  ölüm biçimlerini ve deneyleri duymuş ve belgesellerde seyretmiş olsam da kitapta birebir yaşayan karakterlerin duygularıyla okumak ve onlarla birlikte yaşamak bambaşkaydı. Üzüntü kelimesi duyguları tarif etmek için az geliyor .

    Kamptaki kadınlar ve genç kızlar deneylerde kullanıldığı için onlara tavşan olarak hitap ediyorlar,  tavşan denilmesinin bir diğer sebebi de ayaklarından ameliyat edildikleri için sekerek yürümeleri . Bu ameliyatlarda yapılanlar hiçbir insanın vicdanının alacağı türden değil . Bu yüzden bunları yapanların vicdanlı olduğunu hatta akıl sağlığının yerinde olduğunu düşünmüyorum.

Kasia küçük bir kız çocuğu benim gözümde kendisini genç kız olarak görse de,  ilk aşkın heyecanını yeni yeni hissetmeye başlasa da ... Polonya'da ailesiyle birlikte yaşayan Kasia,  Nazi askerleri tarafından ablası ve annesi ile birlikte tutuklanarak Ravensbrück kampına gönderilir. Çoğu insanın kampa gönderilme sebebi belli de değildir , sorduğunuz bir soru belki de hoşa gitmeyen bir davranış kampa göndermeniz için yeterlidir . Bunun için yahudi  olmanıza da gerek yoktur . Aslında Alman olmamanız yeterlidir... Kasia 'nın , ablasının ve annesinin kampta yaşadıkları, gözlemledikleri ,hissettikleri çok acı ....

  Caroline Ferriday Amerika'da annesi ile birlikte kendi imkanları ile topladıkları yardımları Fransa'daki yetimhanede yetimhanedeki çocuklara göndermektedir. Bekar birisi olan Caroline hayatını insanlara yardım etmeye adamıştır . 2. Dünya Savaşı'ndan sonra da savaş zamanında kobay olarak kullanılmış kadınların tedavisi ve savaş tazminatlarının ödenmesi için bütün kuvvetiyle çalışmış kuvvetli bir kadındır,  yaptıkları takdire şayan gerçekten de.

Leylak Kızlar kalın ve büyük bir kitap olmasına rağmen gerek yazarın anlatım tarzı gerek konunun içeriği gerekse gerçek olaylara dayanması bakımından hızlıca okunuyor. Kitap bitiyor ancak etkisi bitmiyor. Birçok 2. Dünya Savaşı'nı anlatan kitap savaşın sona erip kahramanların kurtulması ile  bitiyor . Leylak Kızların en sevdiğim yanlarından bir tanesi de savaştan sonrasınıda gözler önüne sermesi . Savaş bittikten sonra ailelerine dönenler,  yaşamına devam etmeye çalışanların neler yaşadıkları , savaşın etkilerinin hemen geçmediği , düzen kurulasıya kadar insanların neler çektikleri ve neler hissettiklerini de okuyucuya aktarıyor.  Bu yönüyle de tam puan aldı kitap benden.

Duygudan duyguya sürükleyen bir kitap oldu benim için Leylak Kızlar. Bir karakteri severken diğerine kızdım , onlarla birlikte acı çektim,  onlarla birlikte ağladım, onlarla birlikte güldüm. Bazılarının davranışlarını da hiç anlam veremedim, çünkü normal tabir ettiğimiz sınırlardaki bir insanın davranışlarını uymuyordu maalesef . Birilerine iyi görünmek, birilerine yaranmak ,kendi ırkının daha üstüne olması, kendi askerinin daha başarılı olması için insanlara eziyet etmek,  onları öldürmek,  onları kobay olarak kullanmak hiçbir mantık sınırına sığmıyor maalesef.  Kendi ırkları içerisinde bile ari ırk yaratmak için kendi genç kızlara tecavüz eden insanlardan bahsediyoruz. Büyük bir topluluğu etkisi altına alan bir düşünce olduğuna göre bulaşıcı delilik demek doğru olabilir mi bilemedim sonuç itibarıyla çok etkileyici bir kitaptı tavsiyemdir




Leylak Kızlar

Kitabın Adı :Leylak Kızlar
Yazar :Martha Hall Kelly
Yayınevi :Kanes Yayınları
Orjinal adı : Lilac Girls
Çevirmen :Nil Bosna
Sayfa Sayısı : 496


“Keşke ölsem!” dediğinizde bir ses kulağınıza fısıldar; umut biraz uzakta ama hep var ve orada…
“Keşke ölsem!” dediğinizde bu kitapta okuduklarınızı hatırlayın, nedenlerinizi yeniden değerlendirin.
***
II. Dünya Savaşı sırasında Polonya, Almanya ve Amerika olmak üzere üç farklı coğrafyadan hayatları kesişen üç kadının nefes kesen hikayesi…
Kuzey Almanya'daki bir kadın toplama kampı olan Ravensbrück'te 130.000'den fazla kadın ya hastalıktan ya da açlıktan öldü. Ne yazık ki vahşice infaz edilenler de oldu. Bu kadınlardan bazıları Alman Dr. Herta Oberheuser tarafından insanlık dışı deneylere tabi tutuldu. Dr. Oberheuser, Alman askerlerinin yaşadıklarına karşı misilleme yaptığını düşünüyordu. 1939 Almanya’sında kendince farklı nedenleri vardı. Bu inanılmaz deneylerin kurbanlarına daha sonra Ravensbrück Tavşanları denildi.
New York Fransız Konsolosluğu’ nda çalışan ve insanlara yardım etmeyi hayat felsefesi olarak gören Caroline Ferriday’ın hikayesi; aslında savaşa karşı direnişi, Hitler’in ordusu Polonya’yı işgal edince başladı. Güçlü iradesi, kararlılığı ve muhteşem mücadelesi tarihe not düşüldü.
Tavşanlar’ın ise sahip oldukları tek şey umuttu. Onlara ne olursa olsun hayatta kalma gücü verdi.

Çok acı… Çok umut… Çok gerçek…
Dostluk, sevgi ve bir tadımlık aşk!


                                                            Kozmokitap
Web sitemizdeki fotoğrafların, yazıların izin alınmadan kopyalanması, yayınlanması, alıntı olduğu ve kaynağı belirtilmeden bir takım amaçlar için kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasasına aykırıdır. İzin alınmadan kopyalanan resim ve yazılarımızla ilgili dilekçe ve dava açma hakkımız saklıdır.