İş Bankası Kültür Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İş Bankası Kültür Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4/30/2020

Ademden Önce - Jack London

Nisan 30, 2020 5 Yorum
Ademden Önce - Jack London


  Yıllar önce lise çağlarından okumuştum ilk olarak Ademden Önce 'yi . Yıllar geçti içerisinden etkilendiğim bir kaç yeri hiç unutmadım. O zamanlar kütüphaneden alıp okumuştum. Kendi kitaplığımda da olsun diye görünce aldım.


 Ademden Önce günümüz insanından olan anlatıcının rüyalarını anlatmasından oluşuyor. Rüyalarını anlatıyor evet ama rüyalar parça parça değil bir bütünlük arz ediyor ve anlatıcı bu rüyaların tarih öncesi atalarından genler yolu ile aktarılmış hatıralar olduğuna inanıyor.

  Herkes rüyalarında düştüğünü görmüştür ve düşerken yere çakılmadan uyanır . Yazar kitapta çıkış noktası olarak bu olayı ele alıyor ve Darwin'in evrim teorisinden de etkilenerek ortaya bu kitabı çıkarıyor .

Anlatıcıya ya da yazar Jack London'a göre  ağaçlarda yaşayan atalarımız ağaçlardan düştükleri zaman yere çakılıp ölüyorlardı . Bu nedenle bu hatıra sonraki nesillere aktarılamayacağı için rüyalarımızda yere çakılmayız . Bu nedenle sadece düşerken görürüz.

 Tarih öncesi çağda üç tür insandan söz eder kitapta. Halk ( mağara insanları ) , ağaç insanları ve ateş insanları . Bunlardan en gelişmiş olanları ateş insanlarıdır. Ateşi kullanırlar üstlerine hayvan deri ve kürklerinden giysiler yapmışlardır , ok ve yay kullanırlar. Mağara insanları mağaralarda yaşarlar , iletişim şekli olarak yazarın tabiri ile carcarlarlar. Su kabaklarından su kapları yaparlar . Henüz birlik olmayı öğrenememişlerdir ve konuşmazlar , düşünmeleri de belli sınırlardadır. Ağaç insanları ağaçlarda yaşarlar ve en ilkel olanlarıdır. Yazarın anlattığı ve okurken anladığımız kadarıyla normal insan gibi değillerdir. Ayaklarını el gibi kullanabilirler , ağaçlara çok rahat tırmanıp dallar arasında atlayabilirler.

Kitabı okurken yazarın Darwin'den ne kadar etkilendiği anlaşılıyor ve  hayal gücünün zenginliği ise beni hayrete düşürdü. Anlattığı ortamlar bütün canlılığı ile gözlerde canlanıyor . Zorlu yaşam koşulları hatta o dönemde  yaşanmış olan soykırımı bütün netliği ile yazıya dökmüş yazar.

Kitabın sonunda çevirmen kitap ve yazarla alakalı açıklamalar kısmı bulunuyor . Bu kısım yazarın dönemini ve ne kadar etkilendiğini anlama açısından önemli buluyorum.  Çevirmen notlarının ise sayfa altı yerine kitabın sonunda verilmesini ise sevmedim. Kitabı okurken numaralandırılan kelimeler için kitap sonuna bakmak hem dikkat dağıtıcı hem de zaman kaybı .






Ademden Önce
Kitabın Adı : Ademden Önce
Yazar :Jack London
Yayınevi : İş Bankası Kültür Yayınları
Orjinal adı : Before Adam
Çevirmen : Levent Cinemre
Sayfa Sayısı :160

Âdem’den Önce rüyalarında tarihöncesi bir çağda yaşayan alter ego’su Kocadiş’in başından geçenleri gören modern bir Amerikalı çocuğun öyküsüdür. O çağda üç ayrı tür insansı bulunmaktadır: Henüz ağaçtan inmemiş, vahşi maymunlara daha yakın Ağaç İnsanları; Kocadiş’in “Halk” olarak adlandırdığı ve kendisinin de ait olduğu, hem ağaçlarda hem de mağaralarda yaşayan tür; bir de bu insansıların en gelişmişi olan, ateş yakıp ok ve yay kullanan Ateş İnsanları. Eser 20. yüzyıl başlarında evrim meselesini kamuoyunun gündemine taşımasıyla dikkat çeker. London modern anlatıcısının binlerce asırlık bir mesafeden baktığı ilkel insanın düşünce yapısını düş gücüyle zenginleştirerek aktarır. Uzak atalarımıza ve içinde yaşadıkları, dur durak bilmeyen bir çatışma ve hayatta kalma mücadelesinin süregeldiği gaddar dünyaya ilişkin karanlık bir tablo çizer.









Jack London Kimdir?

Jack London 1876 yılında San Francisco’da doğmuştur. Yazarın çocukluğu yoksulluk içinde geçti. 14 yaşında okulu bırakmış ve hayata atılmıştır. Çeşitli işlerde çalışmıştır. Amerika’da ve farklı ülkelerde maceralı yolculuklar yaptı. Bir dönem cezaevinde yattı. Jack London Kurt Dölü isimli eserini 1900 yılında yayınladı. 17 yılda elli ciltlik dev bir eser sundu. Kitaplarında yaşam kavgasını duygusal bir bakış ile anlatmıştır. Bazı eserlerinde ise sert bir kapitalizm eleştirisi vardır. Kitapları çok fazla yabancı dile çevrilmiş ABD’li yazarlardandır. Vahşetin Çağrısı ve diğer birçok eserini altın avcılığına çıktığı zamanlardaki tecrübesinden yola çıkarak yazdı. Beyaz Diş, Martin Eden, Demir Ökçe gibi kitapları ile Türkiye’de tanınan bir yazar haline geldi. Jack London 22 Kasım 1916 yılında böbrek yetmezliğinden öldü.

Jack London'un Okuduğum Diğer Kitapları :

* Martin Eden

* Beyaz Diş

* Vahşetin Çağrısı

                                                     

4/29/2020

Doktor Ox'un Deneyi - Jules Verne

Nisan 29, 2020 5 Yorum
Doktor Ox'un Deneyi - Jules Verne


                " Zira bilim, vicdansız kişilerin elinde tehlikeli olabilir. "

Jules Verne ile tanışmamız ilkokul çağlarına dayanır. Seksen Günde Devri Alem , Aya Yolculuk , Denizler Altında Yirmi Bin Fersah , Balonla Beş Hafta herhalde çoğumuzun yazarın okuduğumuz ilk kitaplarıdır .

Jules Verne okumayı seven çok okur gördüğüm gibi hiç sevmeyen de gördüm . Bu nedenle kitapları herkese hitap eder diyemeyeceğim. Ben bu konuda tarafsız kalıyorum. Yazarın kitaplarını okumayı sevdiğim gibi elimde olmasa da illa alacağım demem . Yani fanatik değilim ancak kalemini seviyorum.

Jules Verne 'nin bu kitabı çok ince . Elinize aldığınız zaman hemen bitiyor. 96 sayfa.  Araştırınca İthaki Yayınlarının yayımladığı Doktor Ox'un Deneyi kitabının 136 sayfa olduğunu öğrendim. Bunu öğrendikten sonra acaba kısaltılmış metin mi okudum diye aklımda soru işaretleri oluştu . O baskıyı bulamadığım için ikisini karşılaştırma şansım olmadı , bu nedenle net olarak konuşamıyorum.

Jules Verne  , Doktor Ox'un Deneyi kitabı ile bizi sessiz , sakin bir kasabaya misafir ediyor. Öyle bir kasaba ki haritada bile yer almıyor . Yıllardır kavga , tartışma olmamış , insanlar birbirlerine seslerini dahi yükseltmemiş , başkanlar karar dahi alma gereği duymamışlardır . İlginç bir kasaba , biraz da ütopik duruyor değil mi ?


"Bütün bir yaşamı boyunca hiçbir şeye karar vermeden ölen bir adam," diye ciddi bir tonda ekledi Van Tricasse, "bu dünyada mükemmelliyete yaklaşmış demektir."

Bu kasabada Doktor Ox şehrin aydınlatması için belediye başkanı ile anlaşır , tüm masrafları da kendisi ödeyecektir. Görüntü itibari ile durum budur . Ancak kitabın adında da anlaşılacağı gibi Doktor Ox'un farklı planları vardır ... Daha ötesinden bahsetmeyeceğim çünkü o zaman kitabın özetini çıkarmış olurum.

  Ütopik gibi görünen ancak distopyaya dönüşen bir novella  Doktor Ox'un Deneyi . Kitabı okurken yazarın tasvirleri dikkatimi çekti . Yüzümü gülümseterek okuduğum tasvirlerden bir tanesini bırakıyorum buraya :

"... ne neşeli ne kederli, ne memnun ne sıkıntılı, ne hareketli ne cansız, ne kendini beğenmiş ne alçak gönüllü, ne iyi ne kötü, ne cömert ne cimri, ne cesur ne ödlek, ne fazla ne eksik, yani her yönden ölçülü bir insandı."

Bilim kurgu da sayılabilecek bu kitabı okurken hızla okumak ve gülümsemek dışında felsefi yönünü ve eleştirilerini oldukça etkileyici buldum. Hiçbir konudan şikayet etmeyen insanlar , karar vermeden ya da bir adım ileri gitmeden yöneticilik yapanlar ... Ne diyebilirim ki !! Oldukça etkilendim kitaptan.





doktor-oxun-deneyi
Kitabın Adı :Doktor Ox'un Deneyi
Yazar :Jules Verne
Yayınevi :İş Bankası Kültür Yayınları
Orjinal adı : Une Fantaisie du Docteur Ox
Çevirmen :Alev Özgüner
Sayfa Sayısı :96

Hikâyemiz, Flandre’da, hayali Quiquendone kentinde geçer. Kentin sakin, ölçülü, tutumlu ve ağırkanlı insanları yüzyıllardır hiçbir konuda aşırılığa kaçmadan, herhangi bir duygu belirtisi göstermeden, uyum içinde son derece durağan bir yaşam sürmektedir. Yöneticileri bile yaşamları boyunca inisiyatif kullanmadan, hiçbir önemli karar almadan bu dünyadan göçüp gitmektedir. Ancak Doktor Ox’un sözde kenti aydınlatma projesiyle gelişi Quiquendone’da bir şeyleri değiştirecektir. Doktorun gizli bir gündemi vardır ve bunun için kent halkını kobay olarak kullanmaktan çekinmeyecektir. Zira bilim vicdansız kişilerin elinde tehlikeli olabilir. Jules Verne ince ironisinin her satırına sindiği bu eğlenceli novellada, dünyadan kopuk yaşayan, ortaçağla bağlarını koparmamış küçük bir kentin Flaman sakinlerinin çoktan miadını doldurmuş yaşam biçimlerini hicveder. Hikâye Alman asıllı Fransız besteci Jacques Offenbach’ın Doktor Ox adlı operasına da konu olmuş, librettonun yazımına bizzat Verne de katkıda bulunmuştur.








Jules Gabriel Verne  Kimdir? 

Jules Verne1828 yılında Fransa’nın Nantes kasabasında doğmuştur. Ailesinin çiftliğinde çocukluğunu geçirmiş olan Verne’nin babası avukat annesi de çok katı kurallı bir İskoç’tu. Çocukluk yıllarından itibaren oldukça geniş bir hayal gücüne sahip olan Jules Verne kardeşi ile birlikte macera oyunları oynarlardı. Yazdığı bilim kurgu kitapların bu maceraları görmek mümkündü.

9 yaşında kardeşi ile birlikte okula yazıldı ve yazmaya olan ilgisi yaşlarında başlamış oldu. Lise bittikten sonra çalışmak için Paris’e gitti. Aile mesleği olan avukatlık için eğitim almaya başladı fakat okuldaki eğitiminden ziyade yazı yazmaya adadı kendini. 1948 yılında Paris’te yayınlanan bir dergide Dünyanın Merkezine Seyahat isimli hikayesini parça parça yayınlamaya başladı.

Bu dönemlerde Yirminci Yüzyılda Paris yazısını da yazıyordu. Fakat Jules Verne öldükten sonra 1994 yılında bu kitabı basılı hale getirildi.

Jules Verne dünya edebiyatında büyük bir dönüm noktası oluşturmuştur. Bilim kurgunun edebiyata girmesini sağlamıştır.

En popüler eserleri olan Seksen Günde Devr-i Alem, Denizler Altında 20.000 Fersah ve Aya Yolculuk gibi dünya çapında popüler kitapları yazmıştır.

Hareketli yazı hayatına girince eğitimi geri planda kaldı ve bu durumu babası öğrendi. Bundan sonra maddi desteğini kesti. Verne bir borsa tellalı ile birlikte çalışmaya başladı.

Bu dönemde Viktor Hugo, Alexandre Dumas gibi isimlerle tanıştı ve edebiyat hakkında tavsiyeler aldı.

Jules Verne’in yazıları yayıncılar tarafından reddediliyorken Hetzel yazarın dehasını görmüştü. Balonla Beş Hafta hikâyesini çok fantastik buldu ve 1863 yılında yayınladı. Daha sonra Jules Verne’yi üne kavuşturacak olan Dünyanın Merkezine Yolculuk, Aya Yolculuk, Denizler Altında Yirmi Bin Fersah ve Seksen Günde Devri Âlem kitaplarını da Hetzelin maddi desteği ile bastırdı.

Kitaplarındaki maceraları daha iyi yaşatabilmek adına küçük bir tekne ile Avrupa’da gezmeye başladı. Evine döndüğünde hiçbir şey eskisi gibi değildi.

Yayıncı ve arkadaşı olan Hetzel’in ve annesinin ölümünden sonra karamsar bir döneme girdi ve siyasete atılmayı istedi.

Amienes milletvekili oldu ve bu görevini 15 yıl devam ettirdi. Diyabet (şeker) hastası olan Jules Verne 1905 yılında hayatını kaybetti.


Jules Verne'in Okuduğum Diğer Kitapları :

* Seksen Günde Devri Alem

* Denizler Altında Yirmi Bin Fersah

* Dünya'nın Merkezine Yolculuk

* Zacharius Usta 

                                                     

4/27/2020

Vişne Bahçesi - Anton Çehov

Nisan 27, 2020 2 Yorum
Vişne Bahçesi - Anton Çehov


 Vişne Bahçesi  ,Çehov'un son eseridir ve en önemli eseri olduğu söylenir.  Tiyatro eseri olan Vişne Bahçesi 1904 te ilk defa sahne almıştır ve Çehov'a göre bir komedidir. Kitabın trajedi olduğunu söyleyenler de olmuştur.

  Ben vişne ağaçlarını çok severim . Bu kitabı almamdaki en büyük sebep de bu aslında. Çiçek açtıkları zaman beyaz gelinlik giymiş gibi görünür ağaçlar , meyve verdikleri zaman da seyrine doyum olmaz. Bahçemde de vişne ağacım vardı ve niyetim kitabı onunla birlikte fotoğraf çekmekti . Ancak bu sene ağacım kurudu maalesef. Belki bir umut hala yeşerir diye bekliyorum ancak böyle giderse  kesilecek çünkü hiç canlılık emaresi kalmadı :((

  Vişne Bahçesi dört perdeden oluşuyor ve kitabın ilk sayfasında kim kimdir belirtmiş yazar.

Aristokrat bir Rus aileyi anlatıyor yazar. Aristokratların çoğu kitaplardan anladığım kadarıyla çalışmadan toprakları ve köylüler üzerinden para kazanıyorlar ve onu harcıyorlar. Bu ailenin de büyük bir vişne bahçesi vardır ve zamanında ondan para kazanmışlardı aileden de paraları vardır. Ancak hazıra dağ dayanmaz atasözü gerçekleşir ve aile de hesapsız harcamalarının sonucunda borçları çok artar . Bu borçlarını karşılayabilmek için de vişne bahçesi satılacaktır.

Beş yıldır evinden uzak  olan L. Andreyevna'nın çiftliğe gelmesi ile başlıyor kitap. Önce eşini sonra ise oğlunu kaybetmiş olan bu kadına ilk başta üzüldüm. Acı anılarının olduğu yere geri dönmek zorunda kalmıştır. Ancak tanımaya ve borç altındayken bile bahçeyi kurtarmaya çalışmak bir yana parayı hesapsızca nasıl dağıttığını görünce kızdım.  Her karakter kendine özgü sorunlar ve işler ile karşınıza çıkıyor . Kitabı bitirince normal diyebileceğim bir karaktere rastladığımı söyleyemem. Her biri ayrı telden çalan karakterler. Diyalogların bir kısmı da öyle . Karşılıklı konuşurlar fakat herkes kendi sorununu anlatır kimse karşısındakini dinlemez. Bu günümüzdeki diyaloglara da benzemiyor mu sizce ?

Tiyatro oyunu okumayı sevmiyorum ben aslında. Kurgu şeklinde düz yazılar tercihimdir. Vişne Bahçesi'ni okurken bir rahatsızlık duymadın ve sevdim kitabı . Yine de ilk tercihim değil hala tiyatro oyunları . Bu nedenle kitabı kızıma hediye edip onun kitaplığına vereceğim. O seviyor tiyatro oyunlarını okumayı .






Vişne Bahçesi Kitabın Adı :Vişne Bahçesi
Yazar : Anton Çehov
Yayınevi :İş Bankası Kültür Yayınları
Orjinal adı :Vişnevıy Sad
Çevirmen : Ataol Behramoğlu
Sayfa Sayısı :104

Rusya'da 19. yüzyılın ortalarında toprak köleliği kaldırılmış, burjuvazi yükselişe geçmiştir. Vişne Bahçesi ülkede değişen toplumsal, politik ve ekonomik düzenin gerçekliğiyle yüzleşemeyen aristokrat bir ailenin dokunaklı portresidir. İçinde büyük bir vişne bahçesinin bulunduğu aile çiftliğinin borçlar nedeniyle satılması söz konusudur. Çiftlik sahiplerinin çocukluk anılarıyla birlikte, vişne bahçeleri de geçmişte kalmıştır artık. Yeni düzen karşısında kararlı davranıp mülklerini ellerinde tutmaktan acizdirler. Vişne Bahçesi, 1904 yılında Moskova Sanat Tiyatrosu'nda Stanislavski tarafından sahneye kondu. Çehov yapıtının "komedi, hatta yer yer fars" olduğunu vurgulasa da, Stanislavski oyunu "trajedi" olarak ele almakta ısrar etmişti. Stanislavski o güne dek aşırı duygusal olan Rus tiyatrosuna doğal ve gösterişten uzak bir anlatım getirmesiyle ünlenmiş olsa da, Çehov'un kendi oyunları için istediği yalınlığı ve doğallığı yakalayamamıştı.









Anton Pavloviç Çehov Kimdir?

 
Anton Pavloviç Çehov  29 Ocak 1860 Taganrog Rusya doğumludur. Babasının baskısı ile kilise korosunda ilahi söyleyen yazar, ticarette başarı sağlayamayan babasının yerine dükkan işleri ile de ilgilendiğinden lise eğitimi çok uzamıştır.

Bir süre Yunanlı çocukların devam ettiği yerel bir okulda okuyan Çehov, daha sonra on yıl boyunca lisede Yunan ve Latin klasikleri ile temel bir eğitim görmüştür. 1876 yılında babasının iflas etmesinin üzerine ailesi Moskova'ya göçtüğünde, kendisi bir ağabeyi ile beraber Tagangrog'da kalarak lise eğitimine devam etmiştir.

1879 yılında liseyi bitiren Anton Pavloviç Çehov, Moskova'ya giderek tıp fakültesinde girdi, 1884 yılında da doktor oldu. Öğrenimi sırasında da ailesine katkı sağlamak için çeşitli dergilerde yazaılar yazdı.

Üniversiteyi bitirdikten sonra hekimliğe başlayan yazar, "Cerrahlık", "Cansız Ceset", "Kaçak" adlı hikayelerini bu dönemde yazdı. Hekimlik çok vaktini aldığında hekimliği bırakarak yazarlığa yöneldi. Yazarlığında hekimliğinin izleri görülmektedir.

Yazarın en ünlü öyküsü olan Altıncı Koğuş 1892 yılında yayınlandı. 1894 yılının bir bölümünü yurtdışında geçirmiş ve vereme yakalanmıştır. Tedavi için Kırım'a giden Anton Pavloviç Çehov, 1895 yılında "Martı" oyununun ilk versiyonunu yazdı.

Anton Pavloviç Çehov'un bütün yapıtları ölümünden 40 yıl sonra 20 cilt halinde yayınlanmıştır. Bu yayının 8. cildinde Çehov'un sayısı birkaç bine ulaşan mektupları yer almaktadır. Anton Pavloviç Çehov, 15 Temmuz 1904 yılında Badenweiler, Almanya'da hayatını kaybetti.
                                                     

4/08/2020

Çingene - Ahmet Mithat Efendi

Nisan 08, 2020 0 Yorum
Çingene - Ahmet Mithat Efendi

   Ahmet Mithat Efendi'nin okuduğum üçüncü kitabı Çingene. Felatun Bey ve Rakım Efendi , Şeytankaya Tılsımı okuduğum diğer kitapları . Felatun Bey ve Rakım Efendi yıllar önce ödünç alıp okuduğum kitaplardandı bu nedenle blogumda henüz yorumu yok. Yakınlarda kitabı satın aldım tekrar okumak için ancak kitabı görsele eklemeyi unuttum !!!!

  Çingene de Şeytankaya Tılsımı gibi ince bir kitap ve günümüz Türkçesi ile yayımlandığı için çok rahat okunuyor. Yazarın kalemine de alıştığım için hiç zorluk çekmedim okurken aksine eski bir dosta kavuşmuş gibi oldum.

Ahmet Mithat Efendi'nin yarattığı karakterler ile Osmanlının son zamanlardaki beyzadelerin yaşamına da göz atmış oluyoruz . Genellede arkadaşları ile eğlencelere giden , kitap okuyan karakterler . Ancak bu karakterlerin çoğunun çalıştığını görmüyoruz. Bu değirmenin suyu nasıl dönüyor diye okurken aklıma gelince bir de bakıyorum ki mirasyedi oluyorlar. Ya da kira gelirleri ile geçiniyorlar.  Bu tarz yaşam sürenlere biraz eleştiri yaptığımı itiraf ediyorum okuma süreci boyunca.

Kitapta bir beyzade olan Şems Hikmet 'in bir çingene kızını eğitme isteği ve bu çabası ile yaptıklarını konu alıyor.  On altı yaşındaki çingene kızı olan Ziba çok güzeldir ayrıca da öğretilenleri hemen kavrayarak uygulayabilmektedir. Şems Hikmet ilk görüşte etkilenmiş ve bu kızı eğiterek bir hanımefendi yapmak istemiştir. İçin için kızı sevse de bunu ilk başta kendisine dahi itiraf edememiştir. Muhiti ve ailesinin böyle bir  kızı kabul etmeyeceğini  bilmektedir.

Kızı ailesinden alıp bir hanımın yanına yerleştirir. Ona hem nasıl davranılması gerektiği öğretilecek hem de musiki eğitimi alacaktır. Kızın sesi de çok güzeldir...

Statü farkları nedeni ile insanların birbirlerine nasıl davrandıklarına değiniliyor kitapta. Kendi seviyesinden görülmeyen bir kızın nasıl görüldüğü ve o kızla birlikte olmak için sevginin nasıl da yetersiz kaldığı ya da toplum tarafından yetersiz olmak zorunda bırakıldığı anlatılıyor . Karşısındaki kızın en ufak bir hatasında olabilir denileceği yerde hemen çingene olmasına bağlanması insanların nasıl da ön yargılı davrandıklarını gösteriyor .

Hızla biten kitabın sonunda her iki taraf için de üzüldüm. Sonuç olarak kitapta vurgu yapılan nokta son pişmanlığın fayda etmeyeceğidir. Ölümlü dünyada ileriyi düşünerek ve neler olabileceğini göz önünde bulundurarak hareket etmeliyiz.





Çingene
Kitabın Adı :Çingene
Yazar :Ahmet Mithat Efendi
Yayınevi :İş Bankası Kültür Yayınları
Sayfa Sayısı :104


Ahmet Mithat Efendi Çingene adlı romanında genç bir beyzadenin güzel bir Çingene kızına aşkını anlatırken konuyu Tanzimat döneminin temel düşünsel eksenlerinden medeniyet ve medenileşme kavramları çerçevesinde ele alır. Eser Çingene sevgili dışında, Hintli bir öğretmen ve Ermeni bir ressamın da dahil olduğu, etnik açıdan heterojen bir çevre içinde kurgulanır. Genç ve zengin Istanbul beyefendisi ile güzel ve yoksul Çingene kızının toplumsal konumlarındaki zıtlık eğitimle, medenileşmek suretiyle aşılabilir mi tartışmaları sürerken o dönemde Çingeneler hakkındaki kimi yanlış önyargılar da yazar tarafından sorgulanır.








Ahmet Mithat Efendi Kimdir?

Ahmet Mithat Efendi (1844-1912) Tanzimat devrinin önde gelen yazarlarındandır. Gazetecilikle başladığı yazı hayatına hikâye ve roman yazarlığını da ekleyerek çeşitli alanlarda sayısı yüz elliyi bulan eser kaleme almıştır. Yazıyı halkı eğitmek için bir araç olarak gördüğünden ansiklopedik bilgilerle dolu eserlerinde okuyucuyla daima diyalog halindedir. Sofya’da Tuna gazetesinde önce yazar, daha sonra başyazar olarak gazeteciliğe adım atar. Mithat Paşa’yla gittiği Bağdat’ta ressam Osman Hamdi Bey, Muhammed Zühavi ve Şirazlı Bakır Can Muattar gibi isimlerin de bulunduğu oldukça geniş kültürlü bir çevreye girerek Batı ve Doğu kültürleri üzerine bilgisini derinleştirir. Tahtakale’deki evinde kendi matbaasını kurup kitaplarını yayımlamaya başlar. Bir yandan da yayımladığı Devir, Bedir, Dağarcık, Kırkambar gibi gazete ve dergilerle gazeteciliğe devam eder. Yazılarından dolayı Abdülaziz yönetimi Namık Kemallerle birlikte onu da sürgüne gönderir. Üç yıl süren Rodos sürgününde çocuklar için bir okul açarak ders vermeye başlar ve ilk romanlarını yazar. İstanbul’a döndüğünde çeşitli memuriyetlerde bulunur ve Türk basın tarihinin en uzun soluklu gazetelerinden Tercüman-ı Hakikat’i kurar. Hemen her konuda, üstelik yeni tekniklerle de yazan Ahmet Mithat’ın seçme eserlerine Türk Edebiyatı Klasikler Dizimizde yer vermeyi sürdüreceğiz.

Ahmet Mithat Efendi'nin Okuduğum Diğer Kitapları :

* Şeytankaya Tılsımı

* Felatun Bey ve Rakım Efendi


                                                     

3/06/2020

Şeytankaya Tılsımı - Ahmet Mithat Efendi

Mart 06, 2020 1 Yorum
Şeytankaya Tılsımı

Ahmet Mithat Efendi , Tanzimat sonrası edebiyatımızın önemli yazarlarından birisidir. Avrupa edebiyatının önemli bir çok eseri Ahmet Mithat Efendi tarafından tercüme edilmiştir. Edebiyat felsefesi üzerine makaleler yayımlayan yazar , Türk romancılığının ilk dönem örneklerini vermiştir.

  Şeytankaya Tılsımı  , Fransızca bir hikayeden esinlenerek yazılmıştır ancak hangi kitaptan esinlenildiğine dair bir bilgi yoktur . Roman önce Tercüman-ı Hakikat gazetesinde tefrika edilmiş ve 1890 yılında Ahmet Mithat Efendi'ye ait olan Kırkambar Matbaası'nda kitap olarak basılmıştır.

İtalya'nın dağlık bölgesinde geçen kitap için karışık bir aşk hikayesi denilmektedir . Bir aşk hikayesinden çok insanların batıl inançları ve hurafelerin sonuncu başlarına gelenler ve her durumda bu işten karlı çıkanlar anlatılmakta ve aslında bir nevi yerilmektedir .

 Kitabı okurken son zamanlarda televizyonlarda çok gördüğümüz olaylar gözümde canlandı . Eve gelip su isteyen ve ardından evde büyü var deyip evdekileri kandırıp altın ve paralarını çalıp kaçanlar . Hatta yakın zamanda evin bahçesinde gömü var ancak bunu alabilmek için dua edip namaz kılmak ve altınlarınızı vermeniz gerekir diyerek insanların tüm para ve altınlarını çalanlar gözümde bir bir canlandı . Bu da hurafeler ve insanların para hırsı  yüzünden olmadı mı????

  İnce bir kitap olduğu için konuya çok girmeyeceğim . Yoksa kitabı özetlemiş olurum ki sıkı kştap okuyucusu olan blog takipçilerim bana çok kızarlar. Yalnızca şunu söyleyebilirim ki yine bir aşk hikayesi , para sahibi olmak için bir sihirbazın sözlerine inanan bir çoban ve işleri karıştıran bir sihirbaz var .

Hurafeler ve inandıkları boş inançlar yüzünden başlarına gelenler dışında kitapta ilgimi çeken bir nokta daha oldu . Kitap İtalya'da geçmektedir : Kiliseden bahsedilir . bunlara tezat olarak " Allah ! Allah!" , " Allah göstermesin" , " ... senin edeceğin duayı Hak Teala Hazretleri mutlaka kabul eder " , "... Cenabıhakk'a tövbe edip ... " gibi cümleler yer almaktadır . Hristiyan bir bölgede geçmesine rağmen  böyle olmasını takdir etmiş Ahmet Mithat Efendi .

 Yazardan okuduğum ilk kitaptı . Günümüz Türkçesi ile yayımlandığı için okuması çok rahattı . Yazarın dili de eğlenceli geldi bana .

İnsan kısmı korktuğundan kurtulmaya ve umduğuna erişmeye gayet istekli bulunur . Eğitimin ışığıyla zihni ve gözü aydınlanmış olmazsa insanı korkutmak da kolaydır , hırslandırmak da!




Şeytankaya Tılsımı
Kitabın Adı :Şeytankaya Tılsımı
Yazar :Ahmet Mithat Efendi
Yayınevi :İş Bankası Kültür Yayınları
Sayfa Sayısı :68


Ahmet Mithat Efendi Şeytankaya Tılsımı’nda gizemli bir aşk hikâyesini anlatırken batıl inançları da sebep olduğu sonuçlardan hareketle ele alır. Olayın Güney İtalya’da geçmiş olması medeniyetin çağdaş merkezi olarak değerlendirilen Avrupa’ya yönelik mesnetsiz hayranlığa örtük bir eleştiriyi de arka plana yerleştirir. Bununla birlikte eserin başında bir notla ŞeytankayaTılsımı’nı Fransızca bir hikâyeden yararlanmak suretiyle kaleme aldığını belirten Ahmet Mithat Efendi’nin yabancı bir tür olan romanın gelişmesi ve yerleşmesi için çeviriye verdiği önem şaşırtıcı değildir. Ancak Tanzimat döneminde uyarlanan veya yeniden yazılan kimi eserlerin ve yazarlarının ismen anılmaması pek yadırganmaz. Ahmet Mithat Efendi de Şeytankaya Tılsımı’nı yazarken yararlandığı eserin ve yazarının adını belirtmek gereğini duymamıştır.






Ahmet Mithat Efendi Kimdir?

Ahmet Mithat Efendi (1844-1912) Tanzimat devrinin önde gelen yazarlarındandır. Gazetecilikle başladığı yazı hayatına hikâye ve roman yazarlığını da ekleyerek çeşitli alanlarda sayısı yüz elliyi bulan eser kaleme almıştır. Yazıyı halkı eğitmek için bir araç olarak gördüğünden ansiklopedik bilgilerle dolu eserlerinde okuyucuyla daima diyalog halindedir. Sofya’da Tuna gazetesinde önce yazar, daha sonra başyazar olarak gazeteciliğe adım atar. Mithat Paşa’yla gittiği Bağdat’ta ressam Osman Hamdi Bey, Muhammed Zühavi ve Şirazlı Bakır Can Muattar gibi isimlerin de bulunduğu oldukça geniş kültürlü bir çevreye girerek Batı ve Doğu kültürleri üzerine bilgisini derinleştirir. Tahtakale’deki evinde kendi matbaasını kurup kitaplarını yayımlamaya başlar. Bir yandan da yayımladığı Devir, Bedir, Dağarcık, Kırkambar gibi gazete ve dergilerle gazeteciliğe devam eder. Yazılarından dolayı Abdülaziz yönetimi Namık Kemallerle birlikte onu da sürgüne gönderir. Üç yıl süren Rodos sürgününde çocuklar için bir okul açarak ders vermeye başlar ve ilk romanlarını yazar. İstanbul’a döndüğünde çeşitli memuriyetlerde bulunur ve Türk basın tarihinin en uzun soluklu gazetelerinden Tercüman-ı Hakikat’i kurar. Hemen her konuda, üstelik yeni tekniklerle de yazan Ahmet Mithat’ın seçme eserlerine Türk Edebiyatı Klasikler Dizimizde yer vermeyi sürdüreceğiz.


                                                     
Web sitemizdeki fotoğrafların, yazıların izin alınmadan kopyalanması, yayınlanması, alıntı olduğu ve kaynağı belirtilmeden bir takım amaçlar için kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasasına aykırıdır. İzin alınmadan kopyalanan resim ve yazılarımızla ilgili dilekçe ve dava açma hakkımız saklıdır.