İletişim Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İletişim Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3/18/2020

Aramızdaki En Kısa Mesafe - Barış Bıçakçı

Mart 18, 2020 4 Yorum
Aramızdaki En Kısa Mesafe

İnstagramda @biryazarbinokur ekibi ile birlikte her ay bir arkadaşımızın belirlediği bir yazarı okuyoruz . Bu ay @elifkübranınkutuphesi 'nin seçimi ile Barış Bıçakçı okuduk .

  Ben Barış Bıçakçı'nın hiçbir kitabını okumamıştım bu güne kadar . Yeni bir yazar ve kalemini tanımış oldum bu sayede. Yazarın hangi kitabını okusam diye bir ön araştırma yaptım nette. Yazarın beğenilen çok kitabı olduğunu öğrendim. Aralarından hangisini okusam derken Aramızdaki En Kısa Mesafe'den bahsederlerken 80'li yıllarda çocuk olanların seveceği , o yıllarda geçen öyküler gibi bir yazı okudum. Kelimeleri tam net olarak hatırlayamasam da bu anlam çıkıyordu. O an bu kitabı alıp okumaya karar verdim. Hepimizin en özel zamanları çocukluğudur . Benim çocukuğum da 80'li yıllarda geçti. Geçmişi yad etmiş oldum böylece.

Emrah Serbes 'in " Barış Bıçakçı'nın en güzel romanı ''Aramızdaki En Kısa Mesafe''dir. Ama o bunun farkında değil , olsun herkes yanılabilir, "dediği yazıyor Uludağ Sözlük'te. Yazarın diğer kitaplarını okumadım ancak bence de çok güzel bir kitap Aramızdaki En Kısa Mesafe .

“Bu dünyada hiçbir şey göründüğü hatta yaşandığı gibi değil. Her şey hatırlandığı gibi...” der  Barış Bıçakçı kitabın içinde . Bu benim de çok kullandığım bir cümledir. Özellikle de tarih için kullanırım . Tarih tarihçinin hatırladığı kadardır diye... Yıllar içinde hafızamız  bize oyunlar oynar. Hatırlamaya çalıştıkça bazen bizi korumak bazen de aradaki boşlukları doldurmak için değişiklikler yapar. Bu nedenle hafıza çok da iyi bir kaynak değildir. En güzeli günlük tutmaktır . Onun da istemediğimiz kimselerin eline geçmesi gibi bir derdi var !!!!


 Kitabın içerisinde yirmi dört öykü var. Bir çocuğun yaşadıkları , aile ve çevre ile ilişkilerine kısa öykülerde yer verilmiş. Kardeşinin doğumu ile başlayan öyküler ilk gençlik yıllarına kadar uzanıyor. Okurken çocuğun içtenliğini , masumluğunu ve yaşadıkları karşısında düşüncelerini kelimelerle çok güzel yansıtmış yazar. Okurken anlatılanların bir çocuğun anılarından çıktığı anlaşılıyor . Onları okurken ben de çocukluğuma doğru bir yolculuğa çıktım. Kardeşimin doğduğu ana , onu hastanede ilk gördüğüm zamana gittim. Gözüme çok ufak gelmişti. Komşumuzu jandarma -polis gelip alıp götürürdü . Bunu çocuk aklı ile izlerdim. Çocukluk bambaşka bir olay , gördüğün karşısında yetişkinler gibi yorum yapmadan izler ve olduğu gibi kabul ederler çoğunlukla . Ya da bizim çocukluğumuz öyleydi. Şimdiki nesil daha eleştirel ve her şeyi öğrenmek için devamlı sorular soruyorlar . Sokağa çıkma yasağı olduğu dönemleri ve bekçileri hatırlıyorum hayal-meyal. Vampirler geldiği için sokağa çıkma yasağı olduğunu düşünürdüm :D Gülün bakalım siz ... Bir çocuğun hayal gücü işte !!!

 Aramızdaki En Kısa Mesafe 'yi sevmemin en büyük sebebi sayfaların arasında çocukluğumu bulmam sanırım. Yazarın dili de sade olunca okumak büyük bir keyif oldu . Zaten sadece 99 sayfa. Tam çantada taşımalık bir kitap . Yolculuklarda da iyi bir arkadaş olabilir. Kısa öyküler hem keyifli hem de sıkmıyor .

Öykü isimleri için içindekiler bölümünün görselini bırakıyorum.

Aramızdaki En Kısa Mesafe Aramızdaki En Kısa Mesafe






Aramızdaki En Kısa Mesafe - Barış Bıçakçı Kitabın Adı :Aramızdaki En Kısa Mesafe
Yazar :Barış Bıçakçı
Yayınevi :İletişim Yayınları
Sayfa Sayısı : 99


Onlara baktım, kardeşlerime. Ellerine,
yüzlerine. Yoktan yere bir uzaklık,
bir engel aramızda. Birbirimize,
birlikte yaşadığımız onca şeyi aşıp
yaklaşamayacakmışız gibi; ama öyle
de yakınız ki, kapı kapandığında
üçümüzün birden eli sıkışıyor.

 Bir çocuğun gözünden aile:
Aynı soyadının önünde toplanmış beş kişi.











Barış Bıçakçı Kimdir? 

Barış Bıçakçı

   1966'da Adana'da doğdu. Hüseyin Kıyar ve Yavuz Sarıalioğlu ile birlikte, Ocak 1994 ve Ekim 1997 tarihlerinde iki şiir kitabı yayımladı. İlk romanı Herkes Herkesle Dostmuş Gibi (2000) yılında İletişim Yayınları tarafından yayımlandı. İletişim Yayınları'nca yayımlanan diğer kitapları: Veciz Sözler (2002), Aramızdaki En Kısa Mesafe (2003), Bizim Büyük Çaresizliğimiz (2004).

                                                 




                                                                  

11/18/2016

Kitab-ül Hiyel - İhsan Oktay Anar

Kasım 18, 2016 1 Yorum
Kitab-ul Hiyel - İhsan Oktay Anar


     Puslu Kıtalar Atlası ile sevdiğim yazar İhsan Oktay Anar'ın bir diğer kitabı Kitab-ül Hiyel Su gibi aktı gitti....

   Su gibi aktı derken kitaba başlama hikayemi anlatmak istiyorum. Kitabı çok merak ettiğim için elime geçer geçmez hemen kapağını açtım ve okumaya başladım. İlk paragrafı okudum ve kitabı kapattım , bir kenara bıraktım. Bir şey anlamadım diye sinirlendim. Birkaç gün sonra kitabı aldım yine kapağını açtım ve yine ilk paragraf ve yine aynı son. Okuduğum romanların diline alıştığım için mi , sade tarz anlatımlara alıştığım için mi yoksa hep dediğim gibi zamanı gelmediği için mi okuyamadım yoksa bana bir haller mi oldu derken üçüncü kez kitabı ellerime alım. Alış o alış bitesiye kadar da bırakamadım:))) O ilk iki sefer kitabı niye okuyamadım anlamadım. Muhtemelen kafam çok dolu olduğu için o dönem dikkatimi veremedim. Size önce o ilk paragrafı yazarak başlamak istiyorum yazıma:

   Kuledibi'ndeki Tamburlu kıraathanenin, çoğunlukla ariflerden , güngörmişlerden, sohbet ve kelam ehillerinden olan ahalisi, asırların tüketemediği bu yorgun dünyanın binbir halini yadedip onda baki kalan hoş ve nahoş sedalardan dem vururken , laf dönüp dolaşıp çoğu kez bir zamanların Yefes Çelebi'sine gelirdi. Raviyan-ı ahbar ve nakilan-ı asar kah hayreti minnet , kah nefretü ibretle şunları rivayet ve hikayet ederdi: 
Hiyel mekanik ilimi anlamına gelirken aynı zamanda hile kelimesinin de çoğuludur. Kitap da Osmanlı zamanında geçer ve kapakta da bahsedildiği gibi eski zaman mucitlerinin hayat öyküleri yer alır. Yafes Çelebi ile başlar kitap. Sonra Yafes'in köle olarak alıp sonra azat ettiği Kara Calud ile devam eder. En son da Calud'un bir okuldan yanına yardımcı olarak aldığı Üzeyir ile son bulur.

    Bu üç farklı hiyel ustaları gerek karakterleri gerek davranışları olarak birbirlerinden ne kadar farklı olsalar da hepsinin ortak noktaları hiyel ilmidir.

   Bu ilimde özellikle silahlar üzerinde uğraşmışlar , bu uğraşları çevrelerindeki insanların bir kısmına zarar vermiştir.

    Dönemin insanlarına verilmiş farklı isimler okurken gülümsememe sebep oldu. Bazı bölümlerde buluşların en ince ayrıntısına kadar yer verilmiş kitapta. bu kısımlar bazı okuyuculara sıkıcı gelebilir diye düşünüyorum. Fakat yazarın anlatım tarzı ve bazı olaylar olukça eğlendirici idi. Bu nedenle kitap nasıl bitti anlamadım. Zaten 144 sayfa ince bir kitap. Altını çizdiğim bir çok bölüm oldu.

    Kitaptaki buluşların ayrıntıları ve çizimlerin yazar tamamen kendi hayal gücünün eseri imiş. Bunu duyunca çok şaşırdım. Öyle ayrıntılı bir anlatım var ki sanki gerçek gibi....

   Kitaplığımın baş kösesini onurlandıracak olan kitap çok sevilmiştir , tavsiye edilir:)))



Kitab-ül Hiyel - İhsan Oktay Anar
Kitabın Adı :Kitab-ul Hiyel
Yazar :İhsan Oktay Anar
Yayınevi :İletişim Yayınları
Sayfa Sayısı :144

Puslu Kıtalar Atlası'yla birçok okuru şaşırtan ve sevindiren İhsan Oktay Anar'ın ikinci romanı Kitab-ül Hiyel, "eski zaman mucitlerinin inanılmaz hayat öyküleri"ni anlatıyor. Yafes Çelebi, Calud ve Lalezar Necef Bey'den Angilidis Efendi'ye, Samur ve Yağmur Çelebiler'den Uzun İhsan Efendi'ye bir sürü mucit, hiyelkar, aktarıcı, "rivayet edici", mağdur, sarhoş, meyhaneci, kahveci... Okuyanın okumayanlara kolay anlatamayacağı ama insanın birileriyle paylaşmak isteyeceği romanlardan, Kitab-ül Hiyel.



                                                                  

5/07/2015

Gölgesizler - Hasan Ali Toptaş

Mayıs 07, 2015 2 Yorum

Gölgesizler

  Bir hafta gecikmeli de olsa sonunda yorumumu yazabiliyorum. İnstagramda adını sıkça duyduğum , gerek anlatım tarzı gerek kurgusu yönünden çok beğenilen kitabı çok merak edip aldım. Okumaya başlayınca ilk sayfalardan itibaren farkı hissediliyor. Çok fazla övgü olunca kitap hakkında hüsrana uğramaktan korkmuştum. Bazen sosyal medyada bu abartıların içi boş çıkıyor. Fakat bu kitap için iyi ki alıp okudum diyorum.


 Kitapta zaman kavramı yok. Hangi zamanda geçiyor belli değil . Mekan ise iki tane. Paralel olarak iki mekanda köy ve kentte geçiyor olaylar.

   Köyde berber Cıngıl Nuri'nin kaybolması ile başlıyor olaylar. Aynı zamanda kentte bir berber dükkanında anlatıcının da içinde insanlar arasında başlıyor. İlk bölümlerde anlatım tarzı ve özellikle kelime seçimlerini gülerek okudum. Oldukça eğlendiriciydi. Fakat sayfalar ilerledikçe , oldukça karmaşıklaşmaya başlayınca ben de şaşırdım. Köyde kayıp olayları arttıkça, insanlar bir köyde bir kentte görülmeye başlayınca ben de arada kayboldum. İnsanların olaylar karşısındaki tepkileri , olayları ve mekanları tasvirleri ve özellikle her karaktere verilen karakter özelliklerinin benzersizliği takdire şayan. Kelimeler adeta dans ediyor ancak öyle klasik bir vals değil. Oldukça şaşırtıcı ve benzersiz bir dans bu... Sürekli birilerinin kaybolması ve ne olduğunun bilinmemesi merakı sonuna kadar sürdürüyor. Oluşan olaylar sonucu muhtarın hayatı sorgulaması bizim de aslında gerçekliği sorgulamamıza neden oluyor. Kitap ilerlerken,  yazarın konuyu nasıl bağlayacağını merak ediyordum ve kitabın sonunu okuyunca ağzım açık kaldı. Bu kadar da olmaz diye düşündüm...

    Kitap hakkında daha çok yazmak istiyorum fakat kitabın konusundan fazlaca bahsettim. Daha fazla spoiler vermemek için yazımı burada kesiyorum. Kitabın 2008 yapımı bir filminin de mevcut olduğunu öğrendim. Şimdi filmini seyredeceğim. Merak edenler için aşağına film fragmanını ekliyorum.

    Farklı bir tarz,  farklı bir konu ve gerçekten övüldüğü kadar belki de daha fazlası olan bir kitap... Piyasayı çerezlik kitapların doldurduğu bir dönemde gerçek bir edebi eser. Tavsiye ederim:)))





Kozmokitap      Metinlerini varoluş ve yokoluş üzerine kurarak varoluşçuluğu taşraya taşımasıyla özgünlük kazanan, tıpkı Kafka gibi sade dilinden yükselen müzikle giderek hayatı yazıya, yazıyı ise büyülü bir hayata benzeten bir yazar...
    Yazma serüvenini “hayatı kelime kelime genişletmek” olarak adlandıran Hasan Ali Toptaş, metinlerini birer senfoniye de dönüştürerek, dışarıyla içerinin, görünenle iç dünyanın, gerçeklikle rüyaların, somutla soyutun çarpışmasından doğan tekinsiz bir atmosfere çağırıyor okurunu. Tam bir yazı ustalığıyla, Türkçenin imkânlarını sonuna kadar zorlayarak, edebiyatın büyülü dünyasına kapılar açarak...
    Cennet’in oğlu kendini kendi varlığında yok etmişken, gerçekten kadının dediği gibi bir kez daha yok olmuşsa durum kötüydü. Bu işin sonu yavaş yavaş köyün tamamen yok olmasına dek gidebilirdi. Belki köy zaten yoktu da bunu kimse anlayamıyordu henüz; köylülerin hepsi alışmıştı yokun varlığına...

    Sadece Hasan Ali Toptaş okumak için bile Türkçe öğrenmeye değer.
                                                                                            Frankfurter Aşşgemeine Zeitung


Film fragmanı:






Hasan Ali Toptaş Kimdir ?

Hasan Ali Toptaş 1958 yılında Denizli'nin Çal ilçesinde doğdu. İlk öykü kitabı 'Bir Gülüşün Kimliği' 1987'de, ikinci öykü kitabı 'Yoklar Fısıltısı' 1990'da yayımlandı. 'Ölü Zaman Gezginleri' adlı öykü dosyasıyla 1992 yılında Çankaya Belediyesi ile Damar edebiyat dergisinin düzenlediği yarışmada birincilik ödülü aldı. Aynı yıl 'Sonsuzluğa Nokta' adlı yayımlanmamış romanıyla Kültür Bakanlığı'nın düzenlediği yarışmada mansiyon aldı ve Sonsuzluğa Nokta Kültür Bakanlığı tarafından yayımlandı. 1994'te 'Gölgesizler' adlı yayımlanmamış romanıyla Yunus Nadi Roman Ödülü'nü aldı. 'Bin Hüzünlü Haz' adlı romanı ise 1999 Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü'ne değer görüldü. Yazarın ayrıca 'Yalnızlıklar' adlı şiirsel metinlerden oluşan bir kitabı, 'Kayıp Hayaller Kitabı' adlı bir romanı, 'Ben Bir Gürgen Dalıyım' adlı bir çocuk romanı vardır.

Hasan Ali Toptaş'ın Okuduğum Diğer Kitapları : 

* Beni Kör Kuyularda 



Kozmokitap
Web sitemizdeki fotoğrafların, yazıların izin alınmadan kopyalanması, yayınlanması, alıntı olduğu ve kaynağı belirtilmeden bir takım amaçlar için kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasasına aykırıdır. İzin alınmadan kopyalanan resim ve yazılarımızla ilgili dilekçe ve dava açma hakkımız saklıdır.