Pegasus Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Pegasus Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3/16/2021

Bronz Atlı - Paullina Simons

Mart 16, 2021 2 Yorum
  

 Neredeyse bir yıldan fazladır kitaplığımda bekleyen seriyi okumaya bşaladım. Serinin ilk kitabı Bronz Atlı . Kitabı okuyanlar yorumlarından okuduğum kadarıyla ya çok sevdiler ya da hiç sevmediler. Arada kalan kimseye rastlayamadım. Ben de serinin ilk kitabını bitirdikten sonra söyleyebilirim ki sevdiğim tarafları da oldu sevmediğim tarafları da .... 

   Bronz Atlı , kitabın kapağında da yazdığı gibi bir aşk hikayesi ancak öyle bildiğiniz aşk hikayelerinden değil çok daha fazlası var . 

Bugüne kadar ikinci dünya savaşı ile ilgili birçok roman okudum. Almanların gözünden , yahudilerin gözünden , Polonyalıların yaşadıkları ve en son Gümüş Serçe ile Fransa'da olanlar ... Bronz Atlı ile birlikte bu sefer Rusya'ya gidiyor ve İkinci Dünya Savaşının Rusya'daki etkilerini görüyoruz. 

  Yoldaş Stalin başta Hitleri dost olarak görmüş ve halkına bu şekilde yansıtmıştır . Ancak Hitlere bağlı Alman orduları Rusya'ya da saldırmış ve savaş Leningrad sınırına kadar dayanmıştır . Tatyana henüz on yedi yaşında bir genç kızdır . Ailesi ile birlikte Leningrad'ta yaşamaktadır . Kitabın başında yazar Tatyana'yı anlatıpp onunla ilgili bilgi verirken ben onun 14-15 yaşlarında olduğunu zannetmiştim. Ancak o daha büyük 17 yaşındaymış. 1-2 yaş fark etmez derseniz o yaş guruplarında gerek fiziki gerek de ruhsal olarak hızla büyüme evresinde oldukları için çok fark yaratıyor...

  22 Haziran 1941 . Savaş  kapılarına dayanmış ve Rusya İkinci Dünya Savaşına dahil olmuştur. Bu durumu öğrenen aile ailenin tek erkek çocuğunu kampa göndererek uzaklaştırma kararı alır. Tatyana'yı de eve yiyecek alıp stoklama görevlendirirler ve onu alışverişe gönderirler. İşte bu iş için dışarıya çıkan Tatyana , Aleksander ile bir otobüs durağında karşılaşmış ve ilk görüşte birbirlerine aşık olmuşlardır henüz bunu fark etmeseler bile. 

   Rus ordusunda bir subaydır Aleksander . Bu iki gencin arasında savaş ve açlık dışında daha büyük bir engel vardır : Daşa . Daşa ,Tatyana'nın ablasıdır ve Aleksander ile çıkmaktadırlar . Tatyana'ya ona aşık olduğunu söyler. Ailesine çok önem veren Tatyana da hislerini bastırmaya çalışır ve Aleksander'a bu durumu gizlemesi için yalvarır . Hislere bu kadar kolay gem vurulabilir mi?? 

  Savaş ve savaşın sivil halkta yarattığı zorlukları da kitaba yansıtmış yazar. Karne ile alınan yiyecekler , az olan yiyeceklerin bir de iyice pahalılaşması , insanların yiyecek bulabilmek için yaptıkları , kuşatma altındaki Leningrad'taki hayatta kalma mücadelesi... Leningrad kuşatması gerçek hayatta 2,5 yıl sürmüştür. Kitapta da bahsedildiği gibi bu dönemde insanlar çok zorluk çekmiş , çok fazla insan ölmüştür. Tarafsız bir anlatıcı tarafından aktarılan olaylar duygu sömürüsüne kaçmadan objektif bir biçimde veriliyor kitapta. Böyle olması okumayı daha kolaylaştırıyor ve net bir şekilde gözde canlandırmayı kolaylaştırıyor. Tatyana ve ailesi de o dönemde çok büyük sıkıntılar çekiyorlar , Aleksander onlara yardım etmese hayatları daha da zor olacaktır . 

  Kitabı okurken Tatyana'nın ailesine çok kızdım . Tatyana'yı resmen kullanıyorlardı . O da biraz kabul ve sevgi görebilmek adına kendisine yapılan her şeye katlandı . Küçüklükten itibaren bu tarz davranışlar karşısında hep aynı davranışı benimseyen genç kız sonraları da insanların onu kullanmasına izin verdi ve bu beni çok kızdırdı . Yazarın sık sık Tatyana'nın saf ve çoğu şeyi bilmeyen ve anlamayan biri olarak vurgulayıp durmasını de hiç sevmedim. Tamam her şeyi bilmiyor olabilir de anlamaz değildir herhalde. Tatyana aslınca çok cesur ,kararlı birisi. Karakterinin bu yönü hayran olunacak bir şey ancak sürekli yapılan vurguyu sevmedim. Yine Tatyana'nın birçok davranışına da kızdım. Aleksander'ın korumacı tavırları ve Tatyana'ya verdiği destek çok güzeldi. Daşa'ya karşı en baştan dürüst davranmalarını isterdim. Anne ve babanın tavır ve davranışlarına da çok kızdım. Okuyanlar ne demek istediğimi anlarlar . Okumak isteyenler için ayrıntılı yazmıyorum. 

   Kitabın yaklaşık 600. sayfadan sonrasında 100 sayfa kadar bir balayı bölümü var ve bu bölümün +18 olduğunu belirteyim. Bu bölümü bu kadar ayrıntılı yazmasına gerek yoktu yazarın. 

Genel olarak kitabı ele alınca yazarın anlatım ve yazım tarzını sevdim. 800 küsür sayfa olan kitap ilk başta beni korkutsa da anlamadan akıp gitti. Kitabı bütün olarak sevdim ancak yine de bazı bölümlerin uzatıldığını ve daha kısa yazılabileceğine inanıyorum. Kitap öyle bir şekilde bitti ki devamını çok merak ediyorum. 

  Kitap ismini Puşkin'nin Bronz Atlı kitabından alıyor . Bizde Bakır Atlı olarak çevrilmiş. Kitabı okuyunca bu şiirin ve kitabın Tatyana ve Aleksander için ne kadar önemli olduğunu anlayacaksınız. Merak edenler için şiirden bir bölüm ekliyorum. 

   


Ve deli bomboş meydan boyunca

Kaçıyor ve işitiyor ardınca,

Sanki bir kasırganın uğultusu

Ağır, çınıldayan dörtnal koşu

Üzerinde sarsılan kaldırımların.

Ve solgun ayın ışığıyla aydınlanmış,

İleriye uzanan eliyle yücelerde,

Ardından savruluyor Bakır Atlı

Çınıldayan dörtnal atının üzerinde;

Ve her nereye adımını attıysa,

Bütün bir gece boyu sefil deli,

Ardı sıra hep koşuyordu Bakır Atlı

Doludizgin, uğuldayan nal sesleriyle.

O günden sonra ne zaman

Yolu onun aynı meydana düşse

Yüzünde çizgileniyordu karmaşa

İfadesi. Yüreğinin üstüne

İvedi elini bastırıyordu,

Zaptediyor sanılır ıstırabını,

Aşınmış kasketini ezip büzüyordu,

Utangaç bakışlarını yerde sürüyordu

Ve dolanıyordu ötelerden.

Ufak bir ada

Görünüyor yalı sularında. Bazen

Ağıyla yanaşır ada kıyısına

Bir balıkçı gecikmiş avda,

Ve orada pişirir yoksul yemeğini,

Ya da bir memur pazar günü

Uğrar bazen sandal gezintisiyle

Issız adaya. Büyümemişti orada

Tek sap ot. Oraya taşkınlar oynaya sürükleye

Atmıştı yıkkın kulübeyi. Üzerinde suların

Kara fundalar gibi durmuştu.

Evceğizi geçen yıl baharın

Duba üzerinde götürdüler. Boştu

Ve tüm yıkılmış. Gördüler

Eşiğine yığılmış benim divanemi.

Ve hemen burada soğuk bedenini

Tanrı rızası için toprağa verdiler.





Kitabın Adı :Bronz Atlı 
Yazar :Paullina Simons
Yayınevi :Pegasus Yayınları
Orjinal adı :The Bronze Horseman
Serisi: The Bronze Horseman #1
Çevirmen : Leyla İsmier Özcengiz
Sayfa Sayısı : 824

Bu kısacık ömürden korkmayacağım, başımı eğmeyeceğim, dik durmanın bir yolunu bulacağım. Kapımı her şeye kapatacağım, Alexander. İçimde yalnızca sen kalacaksın...

Şarkılar söyleyip hayaller kurmaktan başka işi olmayan on yedi yaşındaki dünyalar güzeli Tatyana, Almanların Rusya'yı işgal ettiği 1941 yazından sonra hayatının bir daha asla eskisi gibi olmayacağından habersizdir. Çünkü savaşa girdiklerini öğrendikleri gün hayatının mucizesiyle karşılaşmıştır; yakışıklı ve gizemli Kızıl Ordu subayı Alexander Belov…

Birbirlerine ilk görüşte âşık olan Tatyana ile Alexander ateş ve baruttur, bir kuşun iki kanadı, gece ve gündüz, toprak ve çiçek… Fakat aşk da hayat gibi, asla göründüğü kadar kolay değildir. Hatta onlarınki aşkların en zorudur çünkü Tatyana'nın biricik ablası Daşa da genç adama sırılsıklam âşık olmuştur. Onları bekleyen o korkunç savaş, kış, açlık ve ölümcül sırlar, imkânsız aşklarının verdiği acının yanında bir hiç kalacaktır.

Bronz Atlı, Tatyana ile Alexander'ın hikâyesi. Başlarına bombalar yağarken kalpleri aşk için çarpanların hikâyesi. İhanetin olduğu kadar fedakârlığın da hikâyesi. Her satırı hüzünle, tutkuyla ve umutla kaleme alınmış, unutulmaz bir aşk ve savaş destanı…

Avucunu aç, içine benim için bir öpücük kondur ve sonra elini kalbine bastır.


Bronz Atlı Hakkında Övgüler : 

"Bronz Atlı, bir kara sevda öyküsü… Ama asıl soru şu: Hayatta kalmak için neleri feda edebilirsiniz?" -Bibliofemmebookclub.com-

"Simons, aile bağlarının ve insan doğasının kırılganlığını gözler önüne sererken hayatta asıl önemli olan değerlere dikkat çekiyor; dürüstlük ve sadakat…" -Good Reading-

"Yüreğinizi sızlatacak bir aşk hikâyesi… Savaş sahnelerinden tutku dolu sevişmelere ve kuşatma altındaki Leningrad'da yaşamın zorluğuna kadar her detaya yer verilmiş." -Molly Connally-

"Savaşın bütün dünyayı paramparça ettiği bir zamanda kendilerini korkunç bir aşk dörtgeninin içinde bulan iki talihsiz âşık… Adını Puşkin'in hüzünlü şiirinden alan Bronz Atlı, sosyalist ütopyanın ironilerine de müthiş bir başarıyla dikkat çekiyor." -Publishers Weekly-

"En az Rüzgâr Gibi Geçti kadar sıra dışı bir hikâye…" -Teresa de Medeiros-

"Bronz Atlı diğer romanlar içinde gerçek bir mücevher…" -The Guardian-

"Romantizm severler bu kitapta aradıkları her şeyi bulacak." -Daily Mail-

"Hangi açıdan bakarsanız bakın bu bir aşk hikâyesi ama gerçeğin sesini de taşıyor. Bronz Atlı, gelmiş geçmiş en iyi tarihî romanlardan biri." -Bibliofemmebookclub.com-

"Savaş atmosferinde böylesine tutkulu ve destansı bir aşk hikâyesi yaratmak kolay değil. Simons, insan ruhunun nelere göğüs gerebildiğini anlatan etkileyici satırlar kaleme alırken göz kamaştıran güzellikte tasvirlerinden ödün vermemiş." -Barry Forshaw-







Paullina Simons Kimdir?

1963 yılında St. Petersburg'da dünyaya gelmiştir. Çocukluk yıllarında ABD'ye göç etmişlerdir. Eğitimini New York, Kansas ve İngiltere'de tamamlamıştır.

Londra'da finansal alanda gazetecilik yapmış daha sonra New York'da bir televizyonda yapımcılık yapmıştır. Şimdilerde Texas'ya yaşayan yazar Tully, Red Leaves, Eleven Hours gibi best seller olmuş kitapların yazarıdır.







                                                     

6/17/2020

Noah - Sebastian Fitzek

Haziran 17, 2020 1 Yorum
Noah - Sebastian Fitzek


  Sebastian Fitzek'in okuduğum tüm kitapları birbirinden güzeldi. Yazarın elimdeki kitapları bitesiye kadar her ay bir tanesini okumayı düşünüyorum. Bu ay Noah'ı okudum.

  Noah konusu itibari ile günümüz şartlarına çok uyan bir kitap . Her gün kanallarda Korona virüs haberleri görüp , bire bir pandemi şartlarını yaşarken benzer bir virüs salgınından bahsediyor kitap da . Kitabı okuyunca aklınızdaki soru işaretleri daha da artacaktır.

Sokaklarda yaşayan , kim olduğunu bilmeyen , hafızasını kaybetmiş bir adam ... Kimliği hakkındaki tek ipucu avucunda " Noah" yazan kötü yapılmış bir dövme .

  Kitapta ana konu ve karakter kim olduğunu hatırlamayan ve avucunda "Noah " yazdığı için Noah diye hitap edilen adam . Bunu haricinde kitap üç bölümden oluşuyor diyebiliriz : Filipinlerdeki barakalarda yaşayanlar , Amerika ve Almanya .

Filipinlerde başlayan ve tüm dünyaya yayılan " Manila " isminde bir virüs vardır . Bu ülkede çöplükteki barakalarda yaşayan bir aile üzerinden olanlar anlatılıyor .

  Almanya'da Noah ve onu yaralı halde bulup onu yanına alan , sokaklarda yaşayan Oscar . Noah bir gazetede gördüğü resim ile hafızası tetiklenir ve bir şeyler hatırlar gibi olur . Bunun üzerine resmin altındaki telefon numarasını arar ve olaylar bundan sonra karmakarışık bir hale gelir . Birileri Noah'ın peşine düşer ve onu öldürmeye çalışırlar.

 Aksiyon oranı aşırı olmasa da konu itibari ile ilginç bir kitap. Dünyayı etkisine alan virüs salgının nedeni , önlemek için yapılanlar , tedavi var mı yoksa kandırmaca mı , Noah bu olayların neresinde , küresel bir kandırmaca mı söz konusu , mutasyona uğramış bir virüs mü söz konusu yoksa laboratuvar kaçkını mı? gibi birçok soru cevap buluyor kitapta.

 Yazarın okuduğum kitaplarına göre bir tık geride kalsa da dediğim gibi günümüze uyan bir kitap Noah...



Noah Hakkındaki Övgüler :

“Sebastian Fitzek’in okuyucuyu tekrar tekrar şaşırtma, yanlış yollara sokma ve hiç beklemediği anda tüylerini diken diken etme konusunda eşine az rastlanır bir yeteneği var.”

                                                                                                                 -Oldenburger Onlinezeitung-

“Yüksek gerilim hattında geçen bir roman, kanınızı donduracak.”

                                                                                                                - Münstersche Zeitung-

“Dünyanın sonuna dair okuduğum en etkileyici romanlardan biri. Kalbi zayıf olanlar okumamalı.”

                                                                                                                - Ici Paris -

“Fitzek Almanya’nın Stephen King’i.”

                                                                                                                - RTL -

“Günümüz sorunlarına ışık tutan, aynı zamanda hızlı temposuyla sizi etkisi altına alacak bir gerilim.”

                                                                                                                - Woman -

“Başta tanıdık gibi görünen ama daha önce girilmemiş alanlara girmeyi başaran ve insanı dünyanın gidişatını sorgulamaya iten bir roman.”

                                                                                                               - Ostsee-Zeitung -

“Kitabı elinizden bırakamayacaksınız.”

                                                                                                             - Kölnische Rundschau -





Noah Kitabın Adı :Noah
Yazar :Sebastian Fitzek
Yayınevi :Pegasus Yayınları
Orjinal adı :Bastei Lübbe
Çevirmen :Fulya Aydınoğulları
Sayfa Sayısı :559

İsa doğduğunda gezegenimizde üç yüz milyon insan yaşıyordu. Günümüzde ise bu sayı yedi milyar. Buna dakikada yüz elli altı insan ekleniyor. Peki dünya bu yükü kaldırmaya hazır mı?

Bir adamın hafızası insanlığın kaderini değiştirebilir mi?

Adını bilmiyordu. Nereden geldiği konusunda hiçbir fikri yoktu. Neden Berlin’de olduğunu ya da neden bir metro istasyonunun tünellerinde uyuduğunu bilmiyordu. Sadece avucunda Noah yazılı bir dövme vardı, bu yüzden evsizler ona Noah diyordu. Kimliğine ulaşma çabası ise tam bir kâbusa dönecekti.

Aynı anda Manila’da yeni bir grip salgını global boyutlara ulaşmakta ve on binlerce kişinin hayatına mal olmaktaydı. Gölgelerde ise radikal bir grup dünyanın kaderini değiştirecek bir planı gerçekleştirmeye hazırdı ve insanlığı kurtaracak anahtar kim olduğunu bile hatırlamayan Noah’nın elindeydi.






Sebastian Fitzek :

Sebastian Fitzek


1971 doğumlu Alman gazeteci ve yazarın tam adı Sebastian Fitzek David'dir. Fitzek'in kitapları 24 dile çevrildi ve dünyada 8 milyondan fazla sattı . Almanya'nın en başarılı gerilim yazarlarından biridir.





Yazarın okuduğum kitapları :

*Terapi 

*Kıymık 

*Göz Koleksiyoncusu

* Uyurgezer




                                                     

5/14/2020

Uyurgezer - Sebastian Fitzek

Mayıs 14, 2020 2 Yorum
Uyurgezer


Sebastian Fitzek severek okuduğum psikolojik-gerilim yazarı. Wulf Dorn kitaplarını okuyup bitirdikten sonra herkesin çok güzel olduğunu söylediği Fitzek kitaplarını toplu olarak aldım. Ben aldıktan sonra yazarın yeni birkaç kitabı daha çıktı ancak elimdekileri bitirmediğim için onları almadım. Artık gördüğüm her kitabın üstüne atlamaktansa elimdekileri bitirmeye öncelik vereceğim.

Uyurgezer , Fitzek'in okuduğum dördüncü kitabı oldu ve her kitabında beni kendisine hayran bıraktı yazar.  Hayal gücüne ve kurgu yeteneğine saygı duyuyorum , bu büyük bir yetenek . 

  Uyurgezer kitabında adı üzerinde uyurgezer birisinden başkarakter. Leon çocukluğunda uyurgezer olduğu için tedavi görmüş ve yıllarca rahat bir şekilde yaşamıştır . Şimdi evli ve başarılı bir işi olan bir mimardır . Bir sabah uyandığında eşi eşyalarını toplamaktadır. Üstü başı perişan ve dayak yemiş görünüyordur. Acele ile eşyalarını toplar ve gider. Leon uyurgezerliği sırasında karısına şiddet uyguladığını düşünür , aklına başka bir açıklama gelmez. Eşine defalarca telefon etmesine rağmen telefonlarına cevap vermez. Ailesine ve arkadaşlarına da telefon eder , eşi hiçbirinin yanında değildir. 


Uyurgezer


Bu noktadan sonra işler daha da karışık ve bilinmez hale gelir. Leon kendisine baş kamerası taparak uyurken yaptıklarını kaydeder . Bu görüntüleri seyredince kendisi de yaptıklarına çok şaşıracak de karışık , tehlikeli bir araştırmaya girişecektir.

Son sayfalara kadar kitabı bırakamadan heyecanla okudum kitabı . Okurken aklıma rüyasında kelebek olduğunu gören adam geldi. "Zhuang Tzu düşünde bir kelebek olduğunu gördü, ama uyandığında, düşünde kendini bir kelebek olarak gören bir insan mı, yoksa düşünde kendini insan olarak gören bir kelebek mi, olduğunu bilemedi."

 İşte ben de kitabı okurken uyuyor mu yoksa uyanık mı çokça sorguladım karakteri. Olanlar hiç normal değildi. Aklımda yine komplo teorileri son sürat ürettim ancak tam benim ürettiğim gibi bir şey söz konusu değildi. Ancak yazar yine komplike olaylar dizisi tasarlamış. Bitince "vay be " dedim. "Muhteşemdi..."

Yazar bu kitabı ile de beni hayal kırıklığına uğratmadı . Tam bir psikolojik - gerilim ustası kendisi. Bakalım bundan sonraki kitaplarını da okurken aynı şeyleri düşünecek miyim??? 



"Uyurgezer "Hakkında Yazılanlar:

“Kâbusunuz olacak bir gerilim. Labirentlerin arasında kaybolacaksınız. Hatta kitabı okuduktan sonra bir daha uyumak bile istemeyebilirsiniz.” -Kirkus Reviews-

“Eternal Sunshine of the Spotless Mind ile Inception’ın karışımı gibi!” -The Guardian-

“Bu kitap Fitzek’in gerilim türünün en büyük yıldızlarından biri olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.”
-Freundin-

 “Fitzek uzun süre akıllardan çıkmayacak bir gerilim yazmış.” -Publishers Weekly-

“Fitzek’in gerilimleri nefes kesici. Her an her şeyle karşılaşabilirsiniz.” -Harlan Coben-

“Muhteşem bir psikolojik gerilim.” -The Times-

“Muazzam… Kitabı bir an bile elinizden bırakabilirseniz, hayranlık uyandıracak derecede disiplinli birisiniz demektir. Uyurgezer, ilk sayfasından son kelimesine kadar size nefes almayı unutturacak harika bir psikolojik gerilim.” -Booksection.de-



Uyurgezer
Kitabın Adı :Uyurgezer
Yazar :Sebastian Fitzek
Yayınevi :Pegasus Yayınları
Orjinal adı :Der Nachtwandler
Çevirmen :Ebru Akyürek Ersin
Sayfa Sayısı :312

Taşınanların Bir Süre Sonra Delirdiği
Veya İntihar Ettiği Bir Ev,
Nereye Açıldığı Bilinmeyen Bir Kapı
Ve Dehlizlerden Oluşan Karanlık Bir Labirent…

Leon bir sabah uyandığında, karısının eşyalarını toplayıp kaçarcasına evden ayrıldığını görür. Kadının yüzünde ve kollarında morluklar vardır. Leon’un aklına gelen ilk şey artık geride kaldığına inandığı hastalığı olur: uyurgezerlik. Yoksa yine geceleri ikinci benliği devreye girip insanlara zarar vermeye mi başlamıştır? 

Bu soruya bir cevap bulabilmek için uykuya dalmadan önce başına hareket sensörlü bir kamera yerleştirir. Sabah görüntüleri izlediğindeyse dehşete düşer: Yatak odasındaki gardırobun arkasında daha önce hiç görmediği gizemli bir kapı vardır. Onu bilinçaltının en karanlık köşelerine girmeye zorlayan bir kapı…

Hayal ile gerçeği ayıran çizgi bulanıklaştığında, insan kendini, kendisinden bile korkacak bir hale getiren ürkütücü bir kâbusun içinde bulabilir mi?









Sebastian Fitzek :

Sebastian Fitzek


1971 doğumlu Alman gazeteci ve yazarın tam adı Sebastian Fitzek David'dir. Fitzek'in kitapları 24 dile çevrildi ve dünyada 8 milyondan fazla sattı . Almanya'nın en başarılı gerilim yazarlarından biridir.





Yazarın okuduğum kitapları :

*Terapi 

*Kıymık 

*Göz Koleksiyoncusu



                                                     

3/07/2020

Kaplumbağa Kabuğunda Dünya - John Green

Mart 07, 2020 2 Yorum
Kaplumbağa Kabuğunda Dünya - John Green

"Nadir olan sizinle aynı dünyayı gören birini bulmaktır."

 Daha önce bir John Green kitabı okumamıştım , filmini de izlemedim açıkçası . Sosyal medyada yazarın kitaplarını bolca görünce kendimi okumuş gibi hissettim :D Bu kitabı yani Kaplumbağa Kabuğundaki Dünya'yı bir arkadaşım önerince merak edip aldım . Bahsettiği kadarıyla etkileyici bir kitaptı .

 Kitabı okuyunca yazarın sade bir kalemi olduğunu söyleyebilirim. Kelimelerle oynamadan , onları süslemeden söylemek istediğini direk söylüyor . Bu yönünü sevdim . Okurken zorlamıyor bu yüzden ve kitabı çok rahat okuyorsunuz . Her yaş kitabı okuyabilir fakat en fazla genç-yetişkinlere hitap ettiğini düşünüyorum  .

Kitabın anlatıcısı ve baş karakterimiz Aza lise son sınıf öğrencisi . Normalin dışında bir çocuk. Daha doğrusu genç bir kız . Normalin dışında derken kendi vücudunu fazlaca dinliyor ve hastalık kapmaktan korkuyor , bunun sonucunda da kaygı bozukluğu yaşıyor . En fazla C. diff'e kafayı takmış durumda . Bağırsakları guruldadığı zaman hemen internetten C. diff vakalarını , sonuçlarını araştırıyor ve bunu engelleyemiyor . O anda ne yaptığı ya da arkadaşlarının ne yaptığı önemli değil. Beyni o noktaya takılı kalıyor ve onu mutlaka araştırıp okuması gerekiyor . Bu noktada psikiyatrist yardımı alsa da çok da faydası olmuyor çünkü ilaçlarını düzenli kullanmıyor .

 Zengin bir iş adamı ortadan kaybolur ve onun hakkında bilgi verene ödül verileceği vaat edilir. Aza'nın arkadaşı Daisy dedektiflik işine  soyunur ve Aza'yı da beraberinde sürükler . Kayıp iş adamının oğlu Aza'nın eski bir arkadaşıdır . Araştırmaya evinden başlamaya karar verirler...

 Arkadaşlık , sevgi , araştırma gibi konulara değinirken yazar Aza'nın sorunu ile yaşamaya çalışmasına ve çevresindekilerin onun bu durumuna nasıl tepki verdiklerine , Aza'nın kendi dışında olanlara da yönelmeye başlamasına yer veriyor kitapta.

  Ben severek okudum kitabı . Ancak kitabın herkese hitap edebileceğini düşünmüyorum.



" Kaplumbağa Kabuğunda Dünya "Hakkında Övgüler :

“Şeytanlarınızla yaşamayı öğrenmek ve mükemmel olmayan benliğinizi sevmek üzerine bu roman çok yerinde ve çok önemli.”

                                                   -PUBLISHERS WEEKLY-

 “Kaplumbağa Kabuğunda Dünya mutlu son tanımını, aşkın bir trajedi mi yoksa başarısızlık mı olduğunu yeniden tartışmaya açarken hepimize evrensel bir ders veriyor: Yapabileceğiniz tek şey elinizdekiyle bir şeyler yapmaya çalışmak.”

                                                 -USA TODAY-

 “Yeni bir modern klasik.”

                                                 -GUARDIAN-

 “Yürek burkan ama aydınlatıcı bir roman.”

                                                 -THE NEW YORK TIMES-

 “Yaratıcı… dokunaklı… unutulmaz.”

                                                  -HEAT-

 “Doludizgin bir duygu seli…”

                                                 -THE GLOBE AND MAIL-

 “John Green’in şimdiye kadarki en özgün ve en cüretkâr romanı.”

                                                 -BUSTLE-

 “Dünyanın kontrolden çıktığını hissettiğinizde onunla baş etmeyi öğrenmekle ilgili hassas bir hikâye.”                               

                                                 -PEOPLE-

 “Bu romanda şefkat, bilgelik ve bolca büyük fikir var.”

                                                 -THE WALL STREET JOURNAL-

 “Zihinsel rahatsızlıklar, gençlik sıkıntıları ve büyüme ama kendini olgun hissedememe üzerine inanılmaz güçlü bir roman.”

                                               -SHELF AWARENESS-

 “Kaplumbağa Kabuğunda Dünya hepimizin ihtiyaç duyduğu bir şey söylüyor: Kendinizi iyi hissetmeyebilirsiniz ve bu sorun değil… Yazar son derece dürüst, yer yer acı veren ama baştan sona incelikli bir roman kurgulamış. Aramıza hoş geldin, John Green. Seni özlemiştik.”

                                                -MASHABLE-







Kaplumbağa Kabuğundaki Dünya
Kitabın Adı :Kaplumbağa Kabuğunda Dünya
Yazar :John Green
Yayınevi :Pegasus Yayınları
Orjinal adı :Turtles All the Way Down
Çevirmen : Çiçek Eriş
Sayfa Sayısı :304


Nadir olan, sizinle aynı dünyayı gören birini bulmaktır.

   On altı yaşındaki Aza, kaçak milyarder Russell Pickett’ın peşine düşmeye hiç de niyetli değildi aslında. Düşüncelerini ve dünyasını ele geçiren korkularıyla uğraşmak yeterince zordu zaten. Ancak bulana yüz bin dolar ödül vereceklerdi ve En İyi ve Korkusuz Arkadaşı Daisy paraya göz koymuştu bir kere. Böylece birlikte evlerinin yakın, dünyalarının uzak olduğu Pickett’ın oğlu Davis’in yanına gittiler.

   Aza çabalıyordu. İyi bir evlat, iyi bir arkadaş, iyi bir öğrenci, hatta iyi bir dedektif olmaya çabalarken bir yandan da daraldıkça daralan düşünce sarmalının içinde sıkışıyordu…

  Yeni kitabı uzun zamandır dört gözle beklenen John Green sevgi, direnç ve ömür boyu sürecek arkadaşlıkları konu aldığı bu romanında Aza’nın hikâyesini sarsıcı ve gözü kara bir açıklıkla paylaşıyor.







John Green Kimdir? 

24 Ağustos 1977 tarihinde ABD’nin Indianapolis eyaletinde dünyaya gelmiştir. Kenyon Koleji’nde eğitimini tamamlayan yazar, genç-yetişkin sınıfındaki romanlarıyla tanınmaktadır.

John GreenJohn Green’in ilk kitabı Alaska’nın Peşinde (Looking For Alaska) adlı romanıdır. John Green bu kitapla Printz ödülünü kazanmıştır. John Green, en çok altıncı kitabı olan ve 2012 yılında yayımlanan “Aynı Yıldızın Altında” adlı romanıyla bilinmektedir. Etkileyici ve duygusal öyküsüyle dikkat çeken kitabın aylarca çok satanlar listesinde kalmasının yanında 2014 yılında sinema uyarlaması da gösterime girmiştir. Josh Boone’un yönettiği filmde genç oyuncular Shailene Woodley ve Ansel Elgort rol almıştır.

John Green’in sinemaya uyarlanan bir diğer romanı Kağıttan Kentler (Paper Towns) adlı eseridir. 2015 yılında gösterime giren filmde Cara Delevingne ve Nat Wolf rol almıştır.

Birçok ülkede hatırı sayılır bir takipçisi ve hayranı olan John Green’in İlk Aşk adlı romanı da en çok satan kitaplar arasındadır.

                                                     

2/27/2019

Göz Koleksiyoncusu - Sebastian Fitzek

Şubat 27, 2019 8 Yorum
Göz Koleksiyoncusu - Sebastian Fitzek


 
   Her ay bir kitabını okuduğum Sebastian Fitzek'in Göz Koleksiyoncusu kitabını okudum şubat ayında. Psikolojik -gerilim kitaplarını seviyorum. Hem oturduğum yerden adrenalini son sürat hissetmiş oluyorum hem de beynim son sürat çalışmış oluyor.

  Pegasus Yayınlarının kitaplarını seviyorum fakat çok pahalılar . Bu nedenle kitapları yeni çıktıkları zaman almak yerine indirime girdiği zaman ya da sahaftan almayı tercih ediyorum . Yazarın görselde görünen kitaplarının hepsini internette yayınevinin kendi yaptığı kampanyadan %50 indirimli olarak aldım. Nasıl mutlu oldum anlatamam. Sonuç olarak o fiyata da satabiliyorlarsa neden okuyucuya eziyet edip o kadar yüksek fiyatlar ile satıyorlar anlamıyorum. Fiyatı düşür sürümden kazan değil mi?? Kazan kazan durumu olur ;) Yazarın son çıkan kitabı Paket eksik şu anda bende . Onun hakkında pek olumlu yorum okumasan da yine de alıp okumak isterim.

  Göz Koleksiyoncusu yazarın okuduğum üçüncü kitabı.  ( Yazarın okuduğum diğer kitaplarını yazımın sonunda bulabilirsiniz. Kitap isimlerine tıkladığınızda o kitaplarla ilgili yazılarıma ulaşabilirsiniz. )

Yazarın yazım tarzına ve konularını anlatışına diğer kitaplarını okurken hayran olmuştum . Yazarın sağ gösterip sol vurduğunu bildiğim için bu kitabı daha dikkatli okudum ki beni kandıramasın.

  Ortada yine hastalıklı bir katil var. Dünyanın en eski oyunlarından olan , hepimizin çocukken çok severek oynadığı Saklambaç oyununu oynuyor çocuklar ile . Fakat bu oyuna kendi hastalıklı kurallarını da dahil ediyor.

  Çocuğu kaçıran katil anneyi ise öldürüyor. Öldürdüğü annelerin eline ise bir kronometre bırakıyor. 45 dakika 7 saniyeden geri saymaya başlıyor. Bu süre içerisinde çocukları sakladığı yeri babanı bulup çocuğu kurtarması gerekmektedir . Bu süre içerisinde baba çocuğu bulamazsa katil çocuğu öldürüp , sol gözünü çıkarıp bir yere bırakmaktadır. İşte çocukların gözünü çıkardığı için zaten gazeteciler ona "Göz Koleksiyoncusu " ismini takmışlardır zaten.




  Zorbach eski bir polistir. Yaşadığı bir olaydan sonra mesleğini bırakmış ve gazetecilik yapmaktadır. Dinlediği polis telsizi ile olayları takip edip haber yapmaktadır. Son yazı dizisi de Göz Koleksiyoncusu ile ilgilidir. Hem tecrübesi hem de eski meslektaşlarından aldığı bilgiler sayesinde haberi rahatça takip edip yazısını hazırlamaktadır. Son kaçırılma olayını polis telsizinde duyduğunda hemen olay yerine gider . Fakat bu sefer ters giden bir şeyler vardır çünkü birisi onu bu olaya karıştırmak istemektedir. Hem çocuğu bulup katili yakalamak hem de kendi masumiyetini ispat etmek için Zorbach hem kaçmak hem de bir taraftan olayı araştırmak zorundadır.

  Zorbach'ın en büyük yardımcısı kör bir fizyoterapist olacaktır. Bir gün saklandığı mekanda ortaya çıkan bu kadın Göz Kolleksiyoncusu'nu gördüğünü söylemektedir. Kör bir kadın nasıl görmüş diyebilir siniz? Kadın bazı durumlarda dokunduğu insanların geçmişini görebildiğini söylemektedir. Kendisine masaj için dokunduğu adamın da geçmişini görmüş ve onun neler yaptığını görmüştür. Şimdi bu ikili azılı bir katile karşı birleşmiş ve zamanla yarışmaktadırlar.

Yazarın bu kitabı okuduğum diğer iki kitabından oldukça farklıydı. İlk olarak kitabın sayfa numaraları sondan başlayıp geriye doğru akmaktadır. Aynı zamanda da kitap kapanış bölümü ile başlayıp giriş bölümüne doğru ilerliyor. Bir nevi kronometre geriye doğru akıyor bizim için de . Heyecan ve tempo son sayfaya kadar durmadan devam ediyor. Kitabın başında yazar bu kitabı  okumamanızı öneriyorum diyor ve ne kadar haklı olduğunu anlıyoruz. Baş karakter olaylar olurken ne kadar "kör " olduğunu vurguluyor kitabın sonunda . Bazen olayların içerisindeki kişi gözünün önündeki ip uçlarını fark edemez. Olayların dışındaki bir göz daha rahat fark eder. O göz de ben oluyorum. Göz Koleksiyoncusu kim buldum , sonunu tahmin ettim :)) Bir noktada ikilemde kaldım ki beni kandıran yazarın önceki kitaplarındaki tarzı oldu . Fakat bu ikilemdeki tahminimin de doğru olduğunu söylemekten gurur duyuyorum. Birçok noktayı tahmin etmemin kitaba etkisi oldu mu derseniz hayır , bir nebze bile heyecanı azaltmadı . Son sayfayı bitiresiye kadar hızla okudum kitabı . Bittiği zaman hadi ya!!! diyerek oturdum kaldım. Şimdi ne olacak ??? Kitabın devamı da var "Göz Koleksiyoncusu 2 " . Bu kitap bizde henüz çevrilmemiş. Yayınevine ısrarla rica ediyorum devam kitabı bir an önce çevrilip yayımlansın yoksa meraktan öleceğim ...







Kitaptan Alıntılar: 

"Oyuncuların kazanma şansı olmazsa bu bir oyun olamaz..."

"Eğer babamız bizi hala seviyorsa bizi arar, ne kadar çok seviyorsa o kadar çabuk bulur."

"Yalnızca içinde bulunduğumuz anı yaşamayı başarabildiğimiz pek az zaman vardır - geçmişin ya da geleceğin olmadığı, yalnızca şimdinin önem arz ettiği zamanlar."

"Gördüklerimi görmemiş olmak için neler vermezdim."


Kitap Hakkında Yazılanlar:

“Sebastian Fitzek’in yazdığı en muhteşem gerilim kitabı.” -Der Spiegel-

“Korkunç, korkunç, korkunç: Sebastian Fitzek’in yeni kitabı yüreğinize indirecek.” -Freundin -“Zekice ve akıcı bir dille yazılmış muhteşem bir psikolojik gerilim. Net, hızlı ve harika fikirlerle dolu.”  -Big Issue -

“Bu muhteşem Alman gerilim romanında kitaba ismini veren katil, kulağa geldiğinden çok daha kötü.” -Daily Telegraph -

“Ürpertici… Ustaca… Dahice.” -The Times -

“Nefes kesici.” -Sunday Times -

“Elinizden bırakamayacaksınız.” -Morning Star -





Kitabın Adı :Göz Koleksiyoncusu
Yazar :Sebastian Fitzek
Yayınevi :Pegasus Yayınları
Orjinal adı : Der Augensammler
Serisi : Der Augensammler #1
Çevirmen :Gültekin Yılmaz
Sayfa Sayısı : 392


Göz Koleksiyoncusu ilk önce anneleri öldürüyor. Sonra da çocuğu kaçırıyor. Annenin cesedinin elindeki kronometre zamana karşı bir yaşam savaşının başladığını haber veriyor.
Soğukkanlı katil şimdiye dek hiçbir iz bırakmamıştı ama hiçbir suç kusursuz değildir. Gizemli bir tanık, katilin tüm planlarını altüst edebilir: Kör fizyoterapist Alina Gregoriev, Göz Koleksiyoncusu’nun neler yaptığıyla ilgili bilmemesi gereken birçok şeyden haberdardır. Bunun sebebi ise vücutlarına dokunduğunda hastalarının geçmişini görebilmesidir. Ve son hastası da Göz Koleksiyoncusu’dur. Ancak kim ona inanacak kadar aklını oynatmış olabilir ki?







Sebastian Fitzek :




1971 doğumlu Alman gazeteci ve yazarın tam adı Sebastian Fitzek David'dir. Fitzek'in kitapları 24 dile çevrildi ve dünyada 8 milyondan fazla sattı . Almanya'nın en başarılı gerilim yazarlarından biridir.



Yazarın okuduğum kitapları :

*Terapi 

*Kıymık 

*Göz Koleksiyoncusu

* Uyurgezer




                                                     

2/25/2019

Kıymık - Sebastian Fitzek || Kitap Yorumu

Şubat 25, 2019 5 Yorum
Kıymık - Sebastian Fitzek


"Çünkü mutluluk hissi ne olursa olsun tekrar üretilebilir bir his değildir. "

   Psikolojik gerilim kitapları arasında açık ara fark attığı söylenen ve her okuyanın kitaplarını büyük bir övgü ile bahsettiği Alman yazar Sebastian Fitzek ile tanışma kitabım oldu Kıymık. Kitabın adını okuyunca hakkında araştırma yapmadan aklıma nedense uzun tırnakları olan psikopat bir katil geldi:)) Neden böyle bir izlenime kapıldım bilmiyorum ancak gözümde canlanan görüntü buydu :D Kitabı okuyunca alakası dahi olmadığını fark ettim.

  Marc Lucas otuz iki yaşında , hukuk fakültesini bitirmiş ve sosyal yönden mağdur olmuş çocuk ve gençler için sosyal sokak görevlisi olarak çalışmaktadır. Marc bir trafik kazası geçirmiş ve bu kaza sonucunda karısı ve doğmamış bebeğini kaybetmiştir.

"Kazalar, aşk acıları, trajediler; bize acı veren bütün her şeyi sonsuza dek unutabilmek nasıl olurdu?"

Kıymık
Bu olaydan sonra hayata tutunmakta zorlanan Marc bir merkezin reklamını görür dergide. Acı veren olayları unutturmayı vaat ediyordur bu merkez. Seçici bir amnezi durumu , sadece istenmeyen , acı veren olayların unutturulması sağlanıyordur bu merkezde. Marc buraya başvurur fakat tam olarak deneysel olan bu uygulamaya katılmaz. Bu merkezden çıktıktan sonra da hayatı altüst olmaya başlar. Ölmüş karısını görür, kendi telefonunu aradığında Marc Lucas olduğunu iddia eden birisi telefona bakar ve elindeki anahtar evinin kapısını açmaz .... gibi. Kafası karmakarışık hale gelir Marc'ın . Bu olanların anlamı nedir? Hafızasını mı kaybetmiştir yoksa aklını mı?????

"Gerçekten aklımı yitirip yitirmediğimi kontrol edeceğim. Ve bunun için yardıma ihtiyacım var."

 Marc ile birlikte adım adım olanları okurken bir taraftan da yan karakterleri ve yaşananları okuyoruz. Okuduğum kitapların çoğunda konunun gidişatını ve sonunu nokta atışı tahmin edebilmeme rağmen bu kitapta tahminlerim doğru çıkması. Yazar beni şaşırtmayı ve kalemine hayran bırakmayı başardı.

Kıymık - Sebastian Fitzek


Kitabın başında kısa olarak yazılan giriş bölümü kitabın sonunda ayrıntılı anlatılarak kitap boyunca anlatılan olaylar bir anlam kazanıyor.

"Eğer geleceği görebilseydik yaşam yolunda yürümeye devam edebilir miydik?"

 Kitabın konusu ve yazarın anlatım tarzını çok beğenmiş olsam da puanı kırmama sebep olan bir cümle vardı kitapta . Bu cümleyi yorumsuz olarak sizlerle paylaşıyorum :

 " Örneğin Soldin'deki kenar mahalle , büyümüş olduğu çevre , Galatasaray , memleketleri Türkiye'de gol attığı zaman balkondan kalaşnikofuyla havaya ateş eden komşuların olduğu yer. "

  Yazarın elimde okunmayı bekleyen diğer kitapları da var. Umarım onlar da sürükleyicidir ve puan kırmama sebep olan cümlelere yer vermemiştir.




Kıymık - Sebastian Fitzek

Kitabın Adı :Kıymık
Yazar :Sebastian Fitzek
Yayınevi : Pegasus Yayınları
Orjinal adı :Splitter
Çevirmen :Firuzan Gürbüz
Sayfa Sayısı :352


Marc Lucas hayatında yaşayabileceği en kötü şeyi yaşar: Kendisinin sebep olduğu bir trafik kazasında karısını ve doğmamış çocuğunu kaybeder. Kazada yaralandığı zaman ensesine batan kıymığı her an hissediyor, ama gerçek yaraları daha derinde. Hayatı her geçen gün daha katlanılmaz hâle gelirken bir ilanla karşılaşır. Yeni bir deney için bir Psikiyatri Kliniği travma geçirmiş gönüllüler aramaktadır.

Korkunç anıların pençesinde kıvranmadığınız bir hayat düşünün. Marc Lucas, bunun son şansı olduğunu anlar; artık karısını ve bebeğini unutması gerekiyor. Sonsuza dek. Ancak gerçek dehşet geçmişinde değil, geleceğinde yatmakta. Hastanedeki ilk testleri yaptırıp evine döndüğünde dünya artık onu unutmuş gibidir. Anahtarları kapıyı açmaz, kapısının üzerinde yabancı bir isim vardır ve kapı açıldığı zaman korkunç bir kâbusa uyanacaktır.


"Fitzek akıcı, yürek burucu ve derin bir üslupla yazıyor. Kitaplarının etkisinden son sayfayı bitirdikten çok sonra bile kurtulamıyorsunuz." -John Katzenbach




Sebastian Fitzek :




1971 doğumlu Alman gazeteci ve yazarın tam adı Sebastian Fitzek David'dir. Fitzek'in kitapları 24 dile çevrildi ve dünyada 8 milyondan fazla sattı . Almanya'nın en başarılı gerilim yazarlarından biridir.







Yazarın okuduğum kitapları :

*Terapi 

*Göz Koleksiyoncusu 

*Göz Koleksiyoncusu

* Uyurgezer



                                                     

Terapi - Sebastian Fitzek

Şubat 25, 2019 3 Yorum

Terapi

En zeki insanlar bile arada sırada çok budalaca ve gülünç , mantıksızca davranış biçimleri gösterirler. 

  Ocak ayında Kıymık kitabı ile tanıştım Sebastian Fitzek'in kalemi ile . Yazarın kalemi ile tanıştıktan ve o muhteşem hayal gücünü gördükten sonra neden bu kadar sevildiğini anlamış oldum. Yazarın kitaplarını seri halinde %50 indirimli bulmuşken almıştım ve her ay bir tanesini okuyacağım. Art arda okuyup sıkılmamak için:)) Bu ay sıradaki kitap Terapi idi . Elime alıp okumaya başlamamla birlikte sanki hipnotize olmuşçasına kitabın başından kalkamadım ve hızlıca bitti kitap. Kıymık'tan daha da sürükleyici olduğunu söylemeliyim.

Tıbbi-gerilim , psikolojik- gerilim kitapları her zaman ilgimi çekmişlerdir. Piyasada bu türden fazlaca bulunsa da ağız tadı ile okunacak çok fazla olmuyor maalesef. Ya gerilim dozu az geliyor ya da çok kolay tahmin ediliyor. Bu kitap ise tam kıvamında idi.

Viktor bir psikiyatristtir. Josy adında on iki yaşında bir kızı vardır. Josy sürekli hastalanmaktadır ve kesin tanısı koyulamamaktadır. Viktor onu yine doktora götürdüğü bir gün Josy kaybolur ve bir daha da bulunamaz.

Aradan dört yıl geçmiştir ve hala Josy'den bir iz yoktur. Viktor kızının arkasından çalışmaya devam edemez ve işinden ayrılır. Bir röportaj teklifini kabul eder ve ham yalnız kalmak hem de röportaj için vereceği cevapları hazırlamak üzere ailesinin adadaki evine gider.

Tahmin etmekle bilmek arasında yaşam ve ölüm bulunmaktadır.

Bu evde Anna ismimde bir kadın gelir Viktor'un yanına . Ona tedavi olmak istemektedir. Vİktor onu göndermek istese de kadının hikayesi ona ilgi çekici gelir. Bu hikayenin kızının kayboluşu ile arasındaki benzerlik ta onun bu olayın üzerine gitmesine sebep olur...

Yazarın ilk kitabından tarzını az çok çözdüğüm için bu kitabı okurken aslında hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını aklımda tuttum. Ne kadar bir çok şeyi tahmin etsem de yazar ne merakımın azalmasına izin verdi, ne de sıkılmama. Son sürat  ,hiç mola vermemecesine okudum kitabı.

Olay tahlilleri , karakter analizleri ,karakterlerin olaylara verdiği tepkileri muhteşem olarak kaleme almış yazar. Kitap ve işleyiş biçiminden de okuyucu profilini çok iyi anladığı ve okuyucunun beklentisini nasıl karşılayacağını bildiğini çıkarıyorum. Sonuç olarak muhteşem bir kitap çıkmış ortaya. Tavsiye kitaplarımın arasına ekliyorum kitabı ...


Umut, insanın ayağına batan bir cam kırığı gibidir. Ayağında bulunduğu müddetçe, attığın her adımda canını yakar. Çıkarılıp atıldığında ise bir müddet kanar, iyileşmesi biraz zaman alır fakat sonunda yürümeye devam edersin.


Kitap Hakkında Övgüler  :

"Sebastian Fitzek'in Terapi'si, karakterlerinin iç dünyalarındaki gerilimleri ve konu ile tempo arasındaki etkileşimi çok iyi yakalayan sofistike ve edebi bir gerilim. Doğrudan, rahatsız edici ve akıcı bir üslupla yazılan bu kitap, eline entrika dolu bir polisiye alıp yatağa kıvrılarak kitap okumayı sevenler ve daha derin bir anlayış düzeyine ulaşmak isteyenler için eşi bulunmaz bir kitap."  -John Katzenbach-

"Terapi, aslında akıl almaz bir muamma içinde saklı bir bilmece. Okuyucunun elinden bırakamayacağı ve onu sürekli tahminler yapmaya zorlayacak bir gerilim. Psikolojinin ve gerilimin büyüleyici bir karışımı." -Paul Carson-

"Altında yatan gotik gerilim öğelerinin okuyucuyu tahmin edilmesi imkânsız bir sona doğru götürdüğü dâhiyane bir psikolojik gerilim." -Publishers Weekly-

"Bu yıl içinde okuduğum en iyi suç romanı, insanı kendine esir eden bir hikâye." -The Bookseller-

"Her sayfayı eliniz heyecandan titreyerek çevireceksiniz." -Alex Dengler, Bild-

Terapi - Sebastian Fitzek

Kitabın Adı :Terapi
Yazar :Sebastian Fitzek
Yayınevi :Pegasus Yayınları
Orjinal adı :Die Therapie
Çevirmen : Atilla Dirim
Sayfa Sayısı :320


Kendinizle yüzleşmeye hazır mısınız?

Tanık yok.
12 yaşındaki Josy tanımlanamayan bir hastalığın pençesindedir. Doktor muayenehanesindeki tedavisi sırasında, ardında hiçbir iz bırakmadan ortadan kaybolur. Dört yıl sonra, Josy'nin babası psikiyatrist Viktor Larenz, bu trajediyle başa çıkabilmek için Kuzey Denizi'nde bir adada inzivaya çekilmiştir.
Ceset yok.
Bir gün güzel bir yabancı, ona sürpriz bir ziyarette bulunur. Anna Spiegel olağandışı bir şizofreni türünden muzdariptir: Kitaplarında yarattığı karakterler gerçek hayatta karşısına çıkmaktadır. Son romanında da, tanımlanamayan bir hastalığa sahip küçük bir kızın, ardında hiç iz bırakmadan ortadan kayboluşunu yazmıştır.

Kız nerede?
Anna'nın hayalleri Josy'nin son günlerini anlatıyor olabilir mi? Viktor, istemeden de olsa, kızının kayboluşunun ardındaki sırrı çözmek için, son şansı olarak Anna'yı hastası olarak kabul etmeye razı olur. Ama kısa bir süre sonra, geçmiş su yüzüne çıktıkça, terapi seansları çarpıcı bir şekilde değişir - hem de korkunç sonuçlarla birlikte.




Sebastian Fitzek :




1971 doğumlu Alman gazeteci ve yazarın tam adı Sebastian Fitzek David'dir. Fitzek'in kitapları 24 dile çevrildi ve dünyada 8 milyondan fazla sattı . Almanya'nın en başarılı gerilim yazarlarından biridir.







Yazarın okuduğum kitapları :

*Kıymık

*Göz Koleksiyoncusu 

*Göz Koleksiyoncusu

* Uyurgezer




                                                     

7/27/2018

Karabasan - Wulf Dorn || Kitap Yorumu

Temmuz 27, 2018 1 Yorum
Karabasan - Wulf Dorn


  Her ay bir Wulf Dorn etkinliğimizin sonuna yaklaşıyoruz. Bu ayki kitabımız Karabasan 'dı.

   Her ay yazarın kaleminden bir kitap okuduğum için artık tarzını iyice alışmış bulunuyorum , ilk kitabını okuduğum zaman hissettiğim o duygular, o aşırı beğenmişlik, yazarı göklere çıkartmak yavaş yavaş kayboluyor. Bu sanırım alışkanlıktan kaynaklanıyor birkaç ay ara verip kitapları okusaydım eminim daha farklı düşünecektim. Fakat tarzına alıştığım için bir süre sonra çok da farklı gelmemeye başlıyor. Sürekli şaşırtmasın ve bir adım daha öne gitmesini bekliyorum okuyucu olarak. Bu noktada yazarında bir insan olduğunu unutmamak gerekiyor ,o da kendi tarzını devam tarzını devam ettiriyor ve her kitapta okuyucuyu çok da şaşırtması beklenemez.

   Karabasan psikolojik -gerilim türünde bir kitap. Kitapta yine adını sürekli duyduğumuz Orman Kliniğinin de bahsi geçirir. Bu sefer baş karakter 16 yaşında bir çocuk : Simon. Çıktıkları bir yolculukta kaza geçirirler ve bu kazadan tek kurtulan Simon'dur. Anne ve babası arabadan çıkamamış yanarak ölmüşlerdir. Normal bir insan için bile çok zor olan bu durum Simon için daha da zordur. Tek kurtulan olanın verdiği vicdan azabı, olayları hatırlayamamanın verdiği rahatsızlık ... Simon'da aynı zamanda otizmin bir çeşidi de vardır . Bu durum onun değişikliklere çabuk uyum sağlamasını da zorlaştırmaktadır. Bir de her gece gördüğü kabuslar var tabii. Son derece rahatsız eden.

    Hastaneden çıktıktan sonra halasının yanına gelen Simon yeni duruma uyumu zaten zor iken bir de yatılı okula gideceğini öğrenince daha da kötü olur. Hatırlayamadığı anılar ve rüyalar üzerine kafasını yorarken bir de tanıdığı birisi saldırıya uğrayınca hayatı daha da karmaşık hale gelir...

    Yazar yine karakterleri ve olay örgüsü bakımından harika bir iş çıkarmış. Yazarın kitaplarını başkaları ile değil yine yazarın kendi yazdığı kitaplar ile kıyaslıyorum. Çünkü bu türde yazan yazarların çoğundan daha başarılı bir yazar Wulf Dorn ve kitapları da kesinlikle çerezlik değil.

   Bu kitabında da olayların çoğunu ilk sayfalardan tahmin ettim ve düşündüğüm gibi ilerledi kitap. Bir yazarın tarzını anlayınca kitapları şaşırtmıyor çünkü hangi adımı atacağını tahmin edebiliyorum. Böyle de olsa kitabı okurken çok keyif aldım. Sevdiğim bir tarz ve sevdiğim bir yazar sonuçta :))

Kitaptan alıntılar:

  " Hiçbir şey sonsuza kadar sürmez , güvenlik bir yanılsamadan ibarettir. "

  " Bazen insan dilekte bulunmaktan başka bir şey yapamıyordu."

  " Neden hatıralar bu kadar acı verici olmak zorundaydı? Tıpkı yıldızların ışığı gibiydiler : Görülüyorlardı ama çoktan yok olup gitmişlerdi. "

" Dünyayı değiştiremezsin ama gerçekleri değiştirebilirsin. Gerçekleri değiştirince de fikirler değişir. Fikirler değişince de dünya değişir. Veya öyle bir şeyler. "

" En büyük problemin ne biliyor musun? Kendi kendine engel oluyorsun. Böyle yaparsan hayattaki en güzel şeyleri kaçırırsın. Günün birinde de artık çok geç olur , o zaman da , ' Ah , keşke...' dersin . Sırf cesaret gösteremediğin için. Öyle olsun istemezsin , değil mi?"


Kitap hakkında yazılanlar :

“Dorn sizi kıskıvrak yakalıyor ve en derinlerde sakladığınız kâbuslarınızı gün yüzüne çıkarıyor.”

              Paul Cleave

“Dorn, okuru insan ruhunun derinliklerine sürüklemeyi çok iyi biliyor.”
 
              Sebastian Fitzek

“Karanlık, gerilim dolu ve her sayfasında ters köşe yapan bir gerilim.”

               CBT

“Muhteşem. Bir o kadar da korkutucu.”

              Westfalenpost

“Dorn yine harika bir gerilim yazmış. Soluksuz okuyacaksınız.”

              BÜCHER Magazin

 “Wulf Dorn’dan yeni bir başyapıt. Okuyan herkes bayılacak.”

                Frankfurter Stadtkurier

“Dehşet verici, şaşırtıcı ve bitirene kadar sizi diken üstünde tutacak bir kitap.”

                lizzynetde

“Wulf Dorn zekice bir psikolojik gerilim yazmış.”

                 hallo-buchde

Yazarın okuduğum diğer kitapları:

* Psikiyatrist
* Şizofren
* Oyunbaz
* Hain Yüreğim
* Fobi


Karabasan - Wulf Dorn
Kitabın Adı : Karabasan
Yazar : Wulf Dorn
Yayınevi : Pegasus Yayınları
Orjinal adı : Die Nacht gehört den Wölfen
Çevirmen : M. Sami Türk
Sayfa Sayısı : 397


Gece kurtlarındır. Kurtlara yakalanırsan sonsuza dek kaybolmuşsun demektir.
Simon, annesi ile babasının ölümüyle sonuçlanan araba kazasından sağ çıkar ama hayatta kaldığı için kendisini bir türlü affedemez ve gördüğü kâbusların altında ezilmeye başlar. Bir süre psikolojik tedavi gördükten sonra hastaneden taburcu edilir ve halası ile ağabeyinin yanına yerleşir fakat bu yeni hayatına alışmakta bir hayli zorluk çeker. En kötüsü de ürkütücü kâbuslarının gerçeğe dönüşmesidir: Peşindeki hain yaratık uyanmıştır; gözleri, Simon’u çevreleyen karanlığın içinde parlıyordur. Genç bir kızın ortadan kaybolması ise sadece başlangıçtır.
Karanlık, rahatsız edici ve olağanüstü… Wulf Dorn’dan yeni bir psikolojik gerilim!




                                                     

6/29/2018

Fobi - Wulf Dorn || Kitap Yorumu

Haziran 29, 2018 1 Yorum
Fobi


Neden gerilim kitapları okuruz? ? Kitabın yorumunu girmek için düşünürken aklıma geldi , neden ? Belki monoton hayatımıza biraz heyecan kattığı için, belki adrenalin bağımlısı olduğumuzdan yerimizden kalkmadan adrenalin salgılansın diye, belki en karanlık düşünceleri yansıttığı için, belki de sadece bu tarzı seviyoruz :))) Hiç bir açıklaması yoktur ; )

Her ayın 20 sinde arkadaşlarla bir Wulf Dorn kitabı okuyoruz. Bu fidan sayesinde ben de yazarın kalemi ile tanışmış oldum. İyi ki diyorum, iyi ki fidan grubuna katıldım ve yazarla tanıştım. Harika bir hayal gücü , harika bir kurgu. Her kitap aynı seviyede değil tabii ki. Öyle olmadı da imkansız bana göre. Bir yazarın bütün kitaplarının çok çok harika olması beklenemez. Yukarıda ya da biraz aşağıda olabilir .

Bu ay yazarın Fobi kitabını okuduk. Kitaba başlayınca aç kurtlar gibi , geriye hiç kırıntı bırakmadan kitabı yedim bitirdim. Bazen bu huyuma kızıyorum. Ne acelen var, sakin ol desem de kaptırınca kendimi gidiyor. Bazen alıntı yapmak için sayfayı işaretlemek bile vakit kaybı geliyor. Sayfa numarasını ezberleyip okumaya devam ediyorum :DD

Konuyu benden alıp tekrar Fobi 'ye çevirirsem okuduğum diğer kitaplarının yanında biraz geride kaldığı doğrudur. Fakat yine de ben kitabı çok sevdim. Sanırım bu sefer okurken baş karakter ile fazla empati yaptım ve bu sebeple daha fazla etkilendim. "Ya ben olsaydım " düşüncesi kitap boyunca beni terk etmedi. Onun o çaresizliğini, kendini ifade etme çabasını sıkıntılı bir şekilde ben de yaşadım. Kızdığım ve farklı yapmasını söylediğim çok yer de oldu fakat yine de hastalıklı empati duygusu geçmedi bir türlü ...

Biliyorum, korku , derin katmanlı, şiddeti bir duygudur. Sinsidir ve hepimizin içinde bize işkence eden kendi şeytanımız yaşar.

Sarah 'ın kocası iş gezisine gitmiştir . O oğlu ile evde yalnızdır. Bir kapı sesi duyar ve diğer sesler de eşinin rutin hareketlerinin sesidir. Aşağıya mutfağa iner ve şok!!! Masada oturan adam bir yabancıdır. Fakat kocası gibi davranmakta ve o olduğunu söylemektedir. Sarah'ın sorularını da duymamazlıktan gelir....

İşte kitap böyle başlıyor. Bu adamın geldiği ve olanlar gerçektir . Kocası ortada yoktur ve Sarah bu konuda polisi bile ikna edemez... Bu noktadan sonra bu adam kim, kocasına ne oldu ve neden bunlar başına geliyor bulmak zorundadır....

Evet kitap diğerlerinin yanında bir tık aşağıda olsa da ben kurguyu sevdim. Yazarın anlatımı zaten müthiş. Okuduğuma asla pişman olmadığım bir yazar ve kitap. Yazarı okumaya yeni başlayacaklar için en iyi kitabı "psikiyatrist " i tavsiye ederim. Bu kitabı ben sevdim fakat sevmeyenler de olmuş . O yüzden tercih sizin diyorum ;)


Kitap hakkında yazılanlar : 

"Ürkütücü! Dorn okuduktan sonra insan ışığın değerini daha iyi anlıyor."
-Bunte-
"Dorn okuyucuyu büyülüyor ve korku dolu bu hikâyeyi gerçekte yaşıyormuş gibi hissettirmeyi ustaca başarıyor. Dâhiyane." -Paul Cleave-
"Wulf Dorn bu işi iyi biliyor. Abartılı bir dil kullanmıyor ve ucuz numaralara kalkışmıyor."
-Süddeutsche Zeitung-
"Çok zekice yazılmış, bir nefeste okunan bir roman."
-Andreas Eschbach-
"Almanya'nın en iyi psikolojik gerilim romancılarından biri."
-Brigitte-
"Wulf Dorn'un yazım sanatı hayatımızdaki deliliğin labirentlerinde gezinerek okuyucularına ipuçları bırakıyor ve gerilim türünü adeta baştan yaratıyor."
-La Stampa-
"Heyecandan ve meraktan sizi uykusuz bırakacak nefes kesici bir gerilim."
-Ruhr Nachrichten-


Fobi
Kitabın Adı : Fobi
Yazar : Wulf Dorn
Yayınevi : PegasusYayınları
Orjinal adı : Phobia
Çevirmen : Regaip Minareci
Sayfa Sayısı :352


Fobi kapıları kilitle! Korku soğuk hava gibi içeri sızmak istiyor…

Dondurucu bir kış gecesi kocasının arabası evin önünde durur. Sarah kocasını karşılamaya iner ama mutfaktaki adamın o olmadığını anlar. Yabancı eve arabalarıyla gelmiş, içeri kocasının anahtarıyla girmiş ve onun gibi giyinmiştir. Sarah'nın ise yüzünde yara izleri olan ve kendisine karısıymış gibi davranan bu adama inanmış gibi yapmaktan başka çaresi yoktur, çünkü altı yaşındaki oğlu Harvey yukarıda uyumaktadır. Kendisi ve oğlu kestiremediği bir tehlikenin ortasındadır. Kocası kayıptır. Sarah'nın kâbusu ve mücadelesi işte o gece başlayacaktır…




                                                     

7/02/2017

Yaşamayı Öğrendiğim Gün - Laurent Gounelle || Kitap Yorumu

Temmuz 02, 2017 2 Yorum

kozmokitap

   "Yorulduğumuz zamanlarda bedenimiz biraz dinlenme ister , beynimizse uyku. Peki ya biz onlara ne veririz? Bir fincan kahve!"


   Tanrı Daima Tebdil-i Kıyafet Gezer kitabı ile tanıştım yazarla. O güne kadar okuduğum kitaplardan çok farklı ve güzeldi. Enlerim arasına girdi. Sonra Seni Her şeyin Mümkün Olduğu Bir Yere Götüreceğim isimli kitabını okudum.  Bu kitabını da sevsem de artık yazarın tarzını biliyordum. Beni çok etkilemedi ve hala favarim ilk kitabı idi. Uzun zamandır okunmayı bekleyen Yaşamayı Öğrendiğim Gün bayram sonu kitaplığımı karıştırırken elime geldi ve artık zamanı gelmiş demek ki diyerek kitabı okudum.

   Yazarın kendisine ait bir sihri var. Kitaba başlayınca sizi o dünyanın içerisine hapsediyor ve kitabı bitirmeden rahat edemiyorsunuz. Ne olacak beklentisi ve kelimelerdeki sihir siz daha anlamadan esir alıyor sizi. Bir de bakmışsınız ki kitabın başından kalkamadan bitirmişsiniz. Benşm başıma gelen de bu oldu. Kitabı elime aldım , ilk sayfaları çevirdim ve bir de baktım ki bitmiş!...

     "Başkalarında nefret ettiğimiz şey bazen kendimizde kabul edemediğimizdir." 

Laurent Gounelle kitapları aslında bir kişisel gelişim kitapları olarak değerlendirilebilir. Yazar yazdığı romanlarında ince mesajlar dokumuştur. Hem sürükleyici bir öykü okursunuz hem de verdiği mesajlardan sizlere uyan varsa ya da hoşunuza giden onları alırsınız. Mesajları sevmesaniz bile sonuçta hoş bir roman okumuş olursunuz.

" Yaşam böyledir işte: Kimi zaman sorun olarak gördüğümüz şeyin aslında bir çözüm olduğu aklımızdan bile geçmez!"
Jonathan sigorta işi yapmaktadır . Üç kişilik şirketin ortaklarından birisidir. Diğer ortakları arkadaşı Michael ve eski karısı Angela'dır.  Yaşadığı ortamda bunalan Jonathan hala eski karısını sevmektedir. Bir gün bir çingene el falına bakar ve söyledikleri onun hayatını değiştirir. " Öleceksin" ... Hepimiz ölümlü insanlarız fakat nedense öleceks,n denildiği zaman çoğu insan çok korkar. Bir saat sonrasının bile garantisi yokken bu durumun dile gelmesi onları ürkütür.  İşte Jonathan da bu ürken gurubun arasına giriyor . Bu haberi aldıktan sonra işinden izin alaran halasının yanına gidiyor ve bir çeşit kendini ve etrafını tanıma sürecine giriyor. Geri döndüğünde ise artık bambaşka bir insan olmuştur....

  Jonathan'ın kendini tanıma sürecine ortak olurken arkadaşı ve eşini de tanıyoruz . Ayrıca onların farkında olmadığı birisi daha var. İnsanları gözetleyip kameraya alıp onnları blogunda yayınlayan Ryan...

"Kimileri hiç kimseye gerek duymadan yaşayabileceklerini düşünürler. Mutluluklarının kendilerinden başka kimseye bağlı olmadığına inanırlar. Çok büyük bir yanılsamadır bu."

    Eğlenceli ve farklı karakterle süslenmiş olan kitap ile yazar yine harika bir iş çıkarmış. Hayatın ne kadar kısa olduğunu ve insanları mutlu etmenin nasıl domino taşı etkisi yaptığını okuyoruz. Ben kitabı çok sevdim:))













kozmokitap
Kitabın Adı :Yaşamayı Öğrendiğim Gün
Yazar :Laurent Gounelle
Yayınevi : Pegasus Yayınları
Orjinal adı :Le jour où j'ai appris à vivre
Çevirmen :Hasan Can Utku
Sayfa Sayısı :288


Bir pazar günü güzel havadan faydalanmak için dışarı çıkıyorsunuz. Sokaklarda amaçsızca gezerken yanınıza yaklaşan bir Çingene, falınıza bakmak için birden elinizi yakalıyor. Alt tarafı bir fal, ne olabilir ki… Ama Çingene'nin gözleri bir anda fal taşı gibi açılıyor ve korkudan donakalıyor. Sonunda ağzından tek bir cümle çıkıyor: "Öleceksin!"

Tam da hayatında yolunda gitmeyen şeyler için endişelendiği bir zamanda yaşanan bu olay Jonathan'ın gözlerini açar. Ardından Jonathan kendini bulmak için bir yolculuğa çıkar. Bu yolculuk ona yeni kapılar açacak ve artık hayatı hiç de alıştığı gibi olmayacaktır. Ne de olsa hem kendine hem de dünyaya dair bütün bakış açısını değiştirecek deneyimler yaşamış ve sivri yerleri törpülenmiştir…

Bu roman gerçek bilimsel deney ve verilerin çekiciliğini kullanarak kendi varlığımıza, başkalarıyla olan bağlarımıza yeni bir ışık tutup gölgelerimizi aydınlatırken, hayatımıza da taze ve iç açıcı bir nefes getiriyor. Laurent Gounelle'den insana ve insani ilişkilere dair aydınlatıcı, yeni bir roman.




                                                     

6/13/2017

Eğer Yaşarsam - Gayle Forman || Kitap Yorumu

Haziran 13, 2017 0 Yorum

kozmokitap




Eğer yaşarsam. ... Bu iki kelimeyi düşünmek bile insanı derinden etkiliyor. Bir de gerçek olduğunu düşünsenize !!!¡¡¡ Mutlu bir genç kız , iyi bir aile ... Bir tatil günü hep birlikte yola çıkarlar.... Ve bir kaza. ... İşte hiç umulmadık bir anda başa gelen talihsiz bir kaza bir aileyi sonsuza kadar değiştiriyor. .. Mia kazadan sonra herşeyi görüp duymaktadır. Fakat bedeni yoğun bakımda, komadadır. Gitmek mi daha kolaydır, kalmak mı? ?? Mia bedeninin yanında bekleyip gitmek ile kalmak arasında sıkışmışken arada geçmişe gidip bize yaşamını ve ailesini anlatıyor. . .

Kitabı okumaya başladığım zaman yaklaşık 3-4 ay önce seyrettiğim bir filmin kitabı olduğunu anladım. Konuyu daha önceden bildiğim için konu beni fazla etkilemedi. Bu tarz konu ve kitapları seviyorum. Bu kitabı da sevdim. Devam kitabını da en yakın zamanda alıp okumayı düşünüyorum.




kozmokitap Kitabın Adı :Eğer Yaşarsam
Yazar :Gayle Forman
Yayınevi :Pegasus Yayınları
Orjinal adı : If I Stay
Çevirmen : Ayşe Blam Dehni
Sayfa Sayısı : 256


Sıradan Bir Günde...
On yedi yaşındaki Mia, bir genç kızın isteyebileceği her şeye sahiptir: sevgi dolu bir aile, ona âşık bir erkek arkadaş, müzik ve olasılıklarla dolu parlak bir gelecek… … bir saniyede her şey değişir...
Bir sabah ailesiyle yolculuğa çıkan Mia’nın hayatı bir anda altüst olur. Kendini, kaza geçirdikleri arabanın enkazından yaralı bedeninin çıkarılışını izlerken bulan genç kız, parçaları yavaş yavaş birleştirince neler kaybettiğinin ve geride bıraktıklarının farkına varacaktır. Hayat ve ölüm, mutlu bir geçmiş ve bilinmezliklerle dolu bir gelecek arasındaki ince çizgide yürüyen Mia, bir günde hayatının en önemli seçimini yapmak zorunda kalacaktır.
Eğer Yaşarsam, aşkın gücünün, ailenin gerçek anlamının ve yaptığımız seçimlerin dokunaklı hikâyesi…




                                                     

12/12/2016

Her Gün - David Levithan || Kitap Yorumu

Aralık 12, 2016 6 Yorum
kozmokitap

Adı ve kapağı ile ilgimi çeken kitabı indirimde yakalayınca hemen aldım. Hele kapağındaki o söz merakımı daha da alevlendirdi...

                                      Her gün farklı bedende.
                                      Her gün farklı hayatta.
                                      Her gün aynı kıza aşık.. 

Kitabın ciltli olması va baskı kalitesi de çok güzeldi. Böyle kitapları okumak da ayrı bir zevk oluyor. Bu zevkle kitap naslı bitti anlamıyor insan:)))

    Kitaba konu olan bedenden bedene geçen A. O doğduğu günden beri böyle . Her gün başka bir bedende uyanıyor. Bir gün boyunca misafir olduğu bedeni zarar vermeden ve hayatını zedelemeden bırakmaya çabalıyor. Belki de A bir tür zihinsel enerji olabilir diye düşündüm. Her gün bu şekilde süren bu hayat bir gün Rhiannon ile tanışıncaya ve ona aşık olunca değişecektir. Aşık olduğu kıza kendini nasıl anlatacak ve bu karmaşık durumda aşkını nasıl yaşayacaktır....

   A hep benzer insanların içinde uyanmaz ya da içine gireceği kişileri kendisi seçemez. Bir gün kız diğer gün erkek olabilir, zayıf ya da şişman , engelli ya da bağımlı, şişman ya da futbolcu.... Sadece sabah gözlerini açtığında yeni bir bedendedir o kadar. Sindirella misali gece 12 ye kadar da o vucütta misafirdir.

   Konu bakımından ilginç olan kitap yazarın anlatımı ile daha da ilginç hale gelmiş. Her içine girdiği bedeni, yaşadıklarını , hissettiklerini ve o hayata dokunuşları çok güzel dile getirmiş yazar. bu bakımdan okumak çok ilginç oldu.

   Tek eleştirim beklediğim sona ulaşmamış olması kitabın. Bu kitabı o kadar uzun zamandır okumak istiyordum ki ister istemez beklentim tavan yaptı. Hal böyle olunca da beklentimin tam karşılığını alamadım.....


kozmokitap
Kitabın Adı :Her Gün
Yazar :David Levinthan
Yayınevi :Pegasus Yayınları
Orjinal adı :Every Day
Çevirmen :Derya İmer Aydınlık
Sayfa Sayısı :336


Her gün farklı bedende. Her gün farklı hayatta. Her gün aynı kıza âşık.

Uyandım. Anında kim olduğumu anlamam gerekti. Mesele sadece bedenim de değil… gözlerimi açtığımda kolumun renginin açık mı koyu mu olduğu, saçımın uzun mu kısa mı olduğu, şişman mı zayıf mı olduğum, kız mı erkek mi olduğum, yara bere içinde mi yoksa pürüzsüz mü olduğum… Her sabah farklı bir bedende uyanıyorsanız, vücut en kolay alışılan şey. Kavraması güç olabilen ise bedenin önceden yaşamış olduğu hayat. Her gün başka biriyim. Ben, kendimim; kendim olduğumu biliyorum ama ayrıca başka biriyim de. Hep böyle olageldi.




                                                     
Web sitemizdeki fotoğrafların, yazıların izin alınmadan kopyalanması, yayınlanması, alıntı olduğu ve kaynağı belirtilmeden bir takım amaçlar için kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasasına aykırıdır. İzin alınmadan kopyalanan resim ve yazılarımızla ilgili dilekçe ve dava açma hakkımız saklıdır.