Yapı Kredi Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yapı Kredi Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3/08/2021

Yolda - Yaşar Kemal

Mart 08, 2021 1 Yorum

  Yaşar Kemal'i hep romanları ile tanırız . İnce Memed , Ağrıdağı Efsanesi , Yılanı Öldürseler, ... gibi . Ben şahsen öykülerini okumamıştım yazarın . Bu kitabı ile öykücü yönü ile de tanışmış oldum . 

  İnstagramda her ay bir yazarın kitabını okuduğumuz @biryazarbinokur grubumuz ile mart ayında Yaşar Kemal kitapları okumaya karar verdik ve ben de Yolda kitabını okumaya karar verdim. 

 Yazarın 1952 yılında yayımlanan Sarı Sıcak isimli öykü kitabından derlenen öykülerden oluşuyor kitap . 

  Kitapta birbirinden enfes on iki öykü yer alıyor. Yazarın kalemi ile tanışmak isteyenler için de iyi bir başlangıç olacağını düşünüyorum. 

   İçimizden öykülerdeki kahramanlar. Kitap bizi Çukurova'nın sıcağına , tarlalara , köylünün son lokmasını paylaştığı sofralara , çocukluğun içtenliğinin kaybolmadığı ve açıkgözlünün her devirde var olduğunu bir kere daha kanıtlayan yerlere götürüyor. Kah bir çocuğun  beyaz pantolon ve beyaz ayakkabı için nasıl çırpındığını görüyoruz , kah sivrisinekler ile baş etmeye çalışan karı-kocayı . 
Her devirde karşımıza çıkan geçim sıkıntısı öykülerde yine karşımıza çıkıyor . Yaşar Kemal'in karakter yaratmak kadar onu öykünün içerisindeki olaylara dahil etme şekli ve betimlemeleri efsane . Yöresel ağızla konuşan insanların diyaloglarını okumak ise çok eğlenceliydi. Bu kısa ancak etkileyici kitabı ben çok sevdim.  

Kitaptaki öyküler:

Sarı Sıcak

Süpürge

Keçi 

Sinek

Hançer

Beyaz Pantolon

Halis Serkisof

Yeşil Kertenkele

Yolda

Kalemler

Avcı 

Hırsız


Kitabın Adı : Yolda
Yazar :Yaşar Kemal 
Yayınevi : Yapı Kredi Yayınları
Sayfa Sayısı :112

Osman boyuna gökyüzüne bakıyor... Bir parça bulut... Bazan bir ak bulut gölgesi, üstlerinde bir an kalıp geçiyor... Gözler bulut gölgesinin arkasında...

Gün tepede... Ekin sapları çatırdıyor. Yarılmış, kızgın toprak, Osmanın ayaklarının altında... Osmanı habire hoplatıyor.

Canını dişine takmış Osman. Alttan yanıyor, tepeden yanıyor. Ciğerine kızgın bir demiri sokuyorlar gibi...

Sıcak... Dünya kamaş kamaş... Göz açıp on metre ileriye bakılmıyor.

Zeynep deste yüklerken Osmana dönüp baktı. Baktı ki Osmanın bacakları zangır zangır titriyor. "Osman," dedi. "Osman... Osmanım, böyle yaya gidip gelme. Seni atın üstüne bindireyim."







Yaşar Kemal Kimdir?

Cumhuriyet döneminin en önemli yazarlarından olan Yaşar Kemal 6 Ekim 1923 yılında Osmaniye’de doğmuştur. Babasının adı Sadık Efendi’dir. Çiftçilikle uğraşmaktaydı. Annesinin adı ise Nigar Hanım’dır. Roman, öykü ve senaryo türünde eserler vermiştir.

İlk romanı olan İnce Memed yaklaşık 40 dile çevrilmiştir ve kitapları yurtdışında 140’dan fazla baskı yapmıştır. Nobel Edebiyat Ödülüne ilk aday olarak gösterilen yazardır. Yaşar Kemal 28 Şubat 2015 yılında organ yetmezliği nedeniyle kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirmiştir. Naaşı Zincirlikuyu Mezarlığına gömülmüştür.

Yaşar Kemal yazdığı roman, hikaye ve röportajlarıyla unutulmaz isimler arasına girmeyi başarmıştır. Uzun yılar birlikte yaşadığı köy insanının hayatlarını onların içinden biri olarak yazmıştır.

Özellikle Çukurova insanının yaşamı, Toros dağlarında yaşayan köylülerin yaşamı, sıkıntıları ırgatları ve ırgatlarla köy ağalarının ilişkilerini, eşkıyaları ve kan davalarını eserlerinde işlemiştir.

Şiirsel bir üslubu olan Yaşar Kemal’in dili canlı ve temizdir. Ağıtlara, türkülere, tekerlemelere, atasözlerine ve halk söyleyişlerine eserlerinde yer vermiştir. Bu da eserlerinin zengin olmasını sağlamıştır.

Üçlü dizeler halinde (nehir roman) romanlarını yazmıştır. Anadolu insanının bütün zenginliklerinden, masalarından, efsanelerinden ve destanlarından yaralanan Yaşar Kemal roman ve hikayelerini röportaj havasıyla yazmıştır.

Başarılı doğa betimleri yapmış ve yazdığı eserlerinde özgünlüğü yakalamıştır. Ayrıca geleneksel ve çağdaşı, hayal ile gerçeği bir arada vermiştir.


                                                     

5/19/2020

Memleketimden İnsan Manzaraları - Nazım Hikmet

Mayıs 19, 2020 1 Yorum
Memleketimden İnsan Manzaraları - Nazım Hikmet


    Nazım Hikmet çok sevdiğim şairlerimizdendir. Benim gibi birçok okur da şiirlerini sevdiği gibi sosyal medya platformlarında da " Nazım Hikmet Şiirleri " ni görmeniz mümkündür.

  Kitap yorumuna geçmeden önce kitabı alış öykümüzü ve kitabın kitaplığıma nasıl eklendiğinden bahsetmek istiyorum.

  Kızım ilköğretim 6. sınıfa başladığı zaman - ki o zaman henüz ortaokul diye ayrılmamıştı , bir kaç sene sonra ayrıldı okullar - Türkçe dersi için öğretmenleri okuma kitapları belirlemişti. Her öğrenci bu kitapları alıp okumak zorundaydı . Hatta bu kitaplardan sınav yapacaklarını söylemişlerdi öğretmenleri. İşte o istenen kitaplardan birisi de Memleketimden İnsan Manzaraları idi . Diğer kitaplardan bazılarını da söyleyeyim sizlere : Kumral Ada Mavi Tuna , Patasana , Beyaz Gemi . Bunlardan sadece Beyaz Gemi okutuldu çocuklara . Diğer kitapları okutmaktan vazgeçtiler. Süre kısıtlı olduğu için internet yerine kitapçıdan oldukça yüksek bir fiyata almıştım kitapları . Öğretmenleri vazgeçince sinir olmuştum . Alınan kitaplara değil yapılan davranışa ...

Memleketimden İnsan Manzaraları'nın kitaplığıma girme öyküsü işte böyle . Kitabı incelediğim zaman zaten 6. sınıf çocuğu için uygun olduğunu da düşünmedim açıkcası...

Nazım Hikmet'in 1941 yılında Bursa hapishanesinde yazmaya başladığı Memleketimden İnsan Manzaraları oldukça kalın bir kitap ve kendi içerisinden beş kitaptan oluşmaktadır . Yaklaşık yirmi yıllık bir sürede yazmış Nazım Hikmet 17 .000 satırdan oluşan Memleketimden İnsan Manzaralarını .


İkinci Meşrutiyetten 2. Dünya Savaşının sonuna kadar uzanan bir zaman diliminde yaşayan insanlar yer alır kitapta. Bu insanların öykülerini , yaşamlarını , düşüncelerini , birbirleri ile ilişkilerini şiirleştirerek aktarır şair.

Her kesimden insan yer bulmuş Nazım'ın satırlarında. Sade bir anlatımı olan kitabın bazı yerlerini severek okusam da sevmediğim satırlar da oldu. Beş kitaptan oluştuğu için her kitaptan sonra dinlenerek okudum. Bir solukta bitirilecek bir kitap değildi benim için. Kitabı okurken ve karakterler gözümde canlanırken hapishanedeki insanlardan ve onların öykülerinden esintiler var mı diye düşündüm. Bazı karakterler o kadar canlıydı ki sanki öykülerini anlatmışlar Nazım'a , o da şiir-hikaye haline getirmiş gibiydi.

Bu tarz şiirsel anlatımlar çok bana göre olmadığı için belki de ağır okudum kitabı . Ama iyi ki de okudum diyorum  bitirince . Dediğim gibi çevremizdeki insanlar hakkında hissettiklerimiz gibi kitaptakiler hakkında da sevdiğim de oldu sevmediğim de . Hatta bunu Nazım neden yazdı dediğimde...





Memleketimden İnsan Manzaraları
Kitabın Adı :Memleketimden İnsan Manzaraları
Yazar :Nazım Hikmet
Yayınevi : Yapı Kredi Yayınları
Sayfa Sayısı :544

Türk şiirinin çizgisini değiştirmişi çok yönlü, evrensel boyutlu bir şair ve yazarın bu basım için yeniden gözden geçirilmiş, kaynak metinler esas alınarak düzeltilmiş "külliyatı"...










Nazım Hikmet Kimdir? 

Nazım Hikmet Türk şair, oyun yazarı, senarist ve romancı Nazım Hikmet Ran, 15 Ocak 1902 yılında Selanik’te dünyaya geldi. Romantik-komünist, romantik devrimci olarak anılan Nazım Hikmet, politik görüşleri nedeniyle sıklıkla tutuklandı ve gençlik yıllarının çoğunu hapiste veya sürgünde geçirdi. Nazım Hikmet şiirleri 50’den fazla dile çevrildi.
Nazım Hikmet, ilk şiirlerini hece ölçüsüyle yazmış olsa da daha sonra kendini hece ölçüsü kullanan şairlerden ayırdı. Nazım’ın şiirdeki gelişimiyle birlikte hece ölçüsü tekniğinin dar kalıplar şair için çok fazla kısıtlamayı beraberinde getirdi. Bu nedenle Nazım, şiirleri için yeni kalıplar bulma arayışına çıktı.

Nazım Hikmet, fütürizm akımını savunan genç Sovyet şairlerinden etkilendi. Türkiye’ye dönüşünde Türk öncü sanat akımının karizmatik lideri haline geldi. Ard arda yenilikçi şiirler, piyesler ve senaryolar yazdı. Hece ölçüsünün zincirlerini kıran Nazım Hikmet, serbest ölçüde yazmaya başladı ve bu da Türkçenin zengin sesli uyumu özelliğiyle mükemmel bir uyum oluşturdu.

Nazım Hikmet, yapıtlarıyla adını tüm dünyaya duyuran bir şairdi. Hiroşima’ya atılan atom bombası atıldıktan sonra yazdığı Ölü Kızcağız şiiriyle savaş karşıtı mesaj veren Nazım Hikmet, bu şiirinin Türkiye’de ve dünya çapında şarkılara uyarlanmasıyla da büyük ölçüde tanınmaya başladı. Nazım Türküsü, ünlü sanatçı Joan Baez tarafından seslendirildi.

Nazım Hikmet, eserleriyle sadece ülkemize değil tüm dünyaya büyük bir miras bırakarak 3 Haziran 1963’te Moskova’da yaşamını yitirdi.


                                                     

11/21/2019

Rosshalde - Hermann Hesse

Kasım 21, 2019 5 Yorum
Rosshalde - Hermann Hesse

"İnsan karşılaştığı olayları çocukluğunda tüm derinliği ve tazeliğiyle yaşar ancak, yani on üç-on dört yaşına kadar, ondan sonra hazırdan yer, çocukluğundaki yaşantılarla beslenir hep."

Siddhartha kitabı ile tanıştım Hermann  Hesse'nin kalemi ile . Rosshalde ise yazarın okuduğum ikinci kitabı . Açık ara farkla Rosshalde'yi daha çok sevdiğimi , beni daha etkilediğini baştan söyleyeyim.

 İnstagramda yaptığımız #1nobel1klasik etkinliği kapsamında okuduk bu ay kitabı . Okumak isteyenler için ilk başta söyleyeyim ki arka kapak yazısını okumayın. Kitap bittikten sonra okuyabilirsiniz çünkü içerik hakkında çok fazla bilgi veriyorlar ki bu çoğu okuyucuyu rahatsız ediyor.

  Kitaba ismini veren Rosshalde bir malikanenin ismi. Kitabın başında yazar öyle bir tasvir ediyor ki işte benim oturmak istediğim ev bu dedim. Evi , arazisini ve herkesten uzak oluşunu çok sevdim. Tam huzur bulunacak bir yer. Bu evde Veraguth ailesi oturuyor. Kitap da bu aileyi anlatıyor. Bay Veraguth bir ressam . Sergilerde resimleri sergileniyor ve uluslararası bir üne sahip . Eşi sessiz , sakin bir ev hanımı. Karakter olarak  Bay Veraguth'un tam tersi diyebiliriz. Bay Veraguth yani Robert her şeyi incelemeyi seven , duygu geçişleri hızlı olan ve çoşkuyu uçlarda yaşayan birisi. Yazar Robert karakterine kendisini yansıtmış .Bu karakter ile birçok ortak özellikleri var. Robert ve eşinin iki oğulları var. Albert ve Pierre. Albert şehir dışında okuyor , küçük Pierre ise yanlarında ...

  Yazar farklı karakterler sahip parçalanan bir aileyi anlatıyor. Kitabı okuduğunuz zaman karakter farklılıkları bir yana Robert'in yaptıklarına çok kızdığımı söylemeliyim. Bir çocuğu annesinden kıskanmak ne demek ? Bunu sanatçı duyarlılığı ya da duygusallığı ile açıklamaya çalışıyor gibi hissetsem de normal bir davranış olmadığını söylemeliyim . Bir de eşi Adele var. Duygularını çok da yansıtmayı sevmeyen bir kadın. Sakin birisi ya da sakin kalmak için elinden geleni yapıyor. Onun da bu evlilikte çok mutlu olmadığı barizdir . İkisi de birbirlerini anlamak için birşeyler yaptılar mı bilmiyorum. Kitap geçmişten çok bahsetmiyor sadece en önemli noktalara değiniyor yazar. Uzakta bir okulda okuyan ve tatilde eve dönen Albert var. Babası ile arası pek iyi değil . Ama yine de sevgiye ihtiyacı olan bir çocuk o. Okudukça ve davranışlarını gördükçe anlıyorsunuz. Bir de küçük Pierre var. Kendine has bir karakteri olan sevimli bir çocuk...

Bu aileyi ve yaşadıklarını okumak beni gerçekten çok etkiledi. Her karakterle çok fazla empati yaptım sanırım çünkü kendimi teker teker tüm karakterlerin hislerini içimde hissettim. Yazar o kadar başarılı şekilde tüm duyguları hissettirdi ki kitap bitince dondum kaldım. Kitabın sonuna da o kadar üzüldüm ki bu konuda hislerimi kelimeler ifade etmiyor. Yaşananlar , yapılanlar ... Aslında hayatta da o kadar küçük ve boş işlere kafa yoruyor ve can sıkıyoruz ki güzel anları kaçırıyoruz. An'ın tadını çıkaralım ve sevdiklerimizle birlikte bolca vakit geçirelim diyorum son olarak .





Rosshalde - Herman Hesse
Kitabın Adı :Rosshalde
Yazar :Herman Hesse
Yayınevi :Yapı Kredi Yayınları
Orjinal adı : Roßhalde
Çevirmen :Kamuran Şipal
Sayfa Sayısı :176


Parçalanmanın eşiğindeki bir aileyi barındıran hüzünlü bir malikane Rosshalde. Ressam baba, mutsuz evliliğinin yarattığı düş kırıklığı içinde "kale"sine çekilmiş, bahçedeki atölyesinde kalırken, piyanist karısı ve onları bir arada tutan son bağ olan küçük oğulları malikanede yaşamaktadır. Küçüğün amansız bir hastalıktan ölmesiyle, aile bir daha birleşmemek üzere dağılır: Baba kendini sanatına adayıp Hindistan'a gitmeye karar verirken, anne büyük oğluyla birlikte belirsiz bir geleceğe adım atar. Rosshalde'nin kapıları, belki de bir daha açılmamak üzere kapanır.

Hermann Hesse'nin 1914'de kaleme aldığı Rosshalde, yazarın kendi yaşamından izler taşıyor: Ressamlık, Hesse'nin sanatçı kişiliğinin bir parçasıydı. Doğu kültürüne yakınlığıyla tanınan Hesse 1911'de uzun bir Hindistan yolculuğuna çıkmış, 1919'da ise ilk karısından ayrılmıştı.Oysa romanın yayımlanması üzerine babasına yazdığı mektupta bambaşka bir dilek saklıydı : " Kitaba konu olan mutsuz evliliğinin tek nedeni yanlış  seçim değil; sorun çok daha derinlerde , bir sanatçının ya da düşünürün evliliğe yatkın olup olmadığında . Bunun cevabını bilmiyorum , ama benim durumum kitaba alabildiğince yansıdı ; burada sona eren bir şey var , umarım gerçek hayatta onunla başka türlü başa çıkabilirim . " 





Hermann Hesse Kimdir ? 

Herman Hesse Hermann Hesse, 1877'de Almanya'nın Calw Kasabası'nda doğdu. İlk şiirini yirmi beş yaşında yazdı. Bunu Peter Camenzind, Çarklar Arasında, Gertrud, Rosshalde, Demian ve diğer romanları izledi. Birinci Dünya Savaşı'nda Alman militarizmini protesto etmek için İsviçre'ye yerleşen, İkinci Dünya Savaşı'nda hem Nazilerin hem de antifaşistlerin ağır eleştirilerine maruz kalan Hesse, bu ortamın, ayrıca sorunlu aile yaşamının ve savaş esirlerine yardım konusundaki yoğun çalışmasının sonucu ağır bir bunalım geçirdi. Jung'un öğrencisi Lang ona psikanaliz tedavisi uyguladı. Lang ile dostluğu Hesse'nin ruhbilime ve Jung'a duyduğu ilgiyi körükleyerek şiirsel iç dünyasını zenginleştirdi. İnsancıllığı, barışseverliği ve insan yaşamını irdeleyen felsefesi, Bozkırkurdu, Narziss ve Goldmund ve Siddhartha adlı romanlarında özellikle belirgindir. Boncuk Oyunu adlı romanından sonra 1946'da Nobel Edebiyat Ödülü de alan Hesse'nin Doğu edebiyatına ve mistisizmine düşkünlüğü, ayrıca bireysel bunalımlara çözümü Doğu felsefesinde arayışı, 1960 yıllarında canlanan Budizm ve Zen Budizmi akımlarının da yardımıyla özellikle Amerikan hippi gençliği arasında en çok okunan yazarlar arasına girmesine neden oldu. Hermann Hesse, 1962 yılında İsviçre'nin Montagnola Kasabası'nda öldü.


                                                     

7/29/2019

Gömülü Dev - Kazuo Ishiguro

Temmuz 29, 2019 7 Yorum
Gömülü Dev - Kazuo Ishiguro

Bazı şeylerin zihnimize görünmeyip gizli kalması daha iyi değil mi?

   Nobel Ödüllü yazar Kazuo Ishiguro'nun kalemi ile Beni Asla Bırakma kitabı ile tanıştım. Her türlü yazar ve edebi eseri çok sevsem de uzak doğuya karşı ayrı bir ilgim var. Yazarın Beni Asla Bırakma kitabını okuduktan sonra yazarın tarzını gerçekten çok sevdim. Fantastik ve farklı bir tarzı var. Hayal gücü geniş olan ve bu hayal gücünü kelimelere doğru biçimde yansıtan yazarları seviyorum. Yazarın kitabını okuduktan sonra kitaptan uyarlanarak yapılan filmi de izledim ve o da muhteşemdi. İkisi de tavsiyemdir.

  İnstagramda yaptığımız  #1nobel1klasik etkinliğimizin Temmuz ayı kitabı idi Gömülü Dev. Kitabı hızla okumama rağmen hem instagramda paylaşmam hem de blogda yazısını yazmam bazı özel sebeplerden uzun sürdü. Bu dönem boyunca blogumu yalnız bırakmadığınız ve ziyaret ettiğiniz için hepinize teşekkür ederim.

“Bir insanın gönlünde gerçekten ne yattığını görmek zor değil midir? Görünüşe aldanmak o kadar kolay ki.”

  Gömülü dev'in konusuna geçmeden önce bu kitabın da fantastik bir kitap olduğunu , masalsı bir anlatımı olduğunu baştan belirteyim. Ben ne arkadaşlarım ne kadar çok sevsek de kitabı fantastik kitap ile arası iyi olmayanlar bizim kadar zevkli bir okuma süreci geçirmediler. Zevkler ve renklerin farklılığı her konuda olduğu gibi kitap türlerinde de ortaya çıkıyor.

  Kazuo Ishiguro , Gömülü Dev ile bizi Britanya'ya götürüyor. Romalılar'ın Britanya'yı terk ettiği dönem ve Britanyalılar ve Saksonlar arasında savaşın sona erdiği , barışın hüküm sürdüğü topraklar. Yaşlı bir karı-koca ile tanışıyoruz Axl ve sürekli " Prensesim " diye hitap ettiği eşi Beatrice ve kitap boyunca onları takip ediyoruz.

 Gömülü devi kısaca tanımlamak gerekirse " unutmak ve hatırlamak  " üzerine bir kitap aslında. Yaşamınızdaki her anıyı hatırlamak mı daha iyidir yoksa size üzüntü veren kötü anıları unutmak mı? Barışı sağlamanın tek yolu unutmak ise hatıralarınızdan vazgeçer misiniz?

 Axl ve Beatrice yaşlılıklarında köydeki iş bölümüne katılıyor aynı zamanda da birbirlerine destek oluyorlardır. Bir oğulları vardır ve farklı bir köyde yaşamaktadır. Yaşlılık günlerinde birlikte yaşamak için oğullarının köyüne doğru yaptıkları yolculuk kitabın ana konusunu oluşturuyor. Bu yolculuk sırasında bazı anıları unutmalarının sebebini ( unutanlar sırf onlar değil o bölgedeki tüm insanlardır ) öğrenirken farklı insanlarla tanışacak ve farklı maceralara yelken açacaklardır. Üstelik bu maceralarda devler olduğu kadar ejderha ve şövalyeler de yer alacaktır.

Yazar okuyucuyu çıkardığı bu fantastik yolculukta onun hayatı , hatırlama ve unutmanın önemini , sevgi ve bağlılığın sınırlarını  sorgulamasını sağlıyor. Hatırlamak ve unutmak .... Bu iki zıt kavram aslında hayatımızın özeti ... Neye mal olursa olsun her şey hatırlamaya değer mi?

Ayrıca ben ne hatırlarsam hatırlayayım, ben ne unutursam unutayım, kalbimde sana olan sevgim hiç değişmeyecek. Sen de öyle düşünmüyor musun prensesim ?

Kitap Hakkında Övgüler :

"Dünyanın yaşayan en büyük yazarı Kazuo Ishiguro'dan yeni bir roman. Bir başyapıt."
                                                                      - David Walliams-

"Kazuo Ishiguro öyle tuhaf ve harika bir roman yazmış ki!.. Benzersiz, okuru esir alan bir roman"
                                                                      -David Sexton, Evening Standard-





Gömülü Dev - Kazuo Ishiguro Kitabın Adı :Gömülü Dev
Yazar :Kazuo Ishiguro
Yayınevi :Yapı Kredi Yayınları
Orjinal adı :The Buried Giant
Çevirmen :Roza Hakmen
Sayfa Sayısı :280


Romalılar Britanya'yı terk edeli çok olmuş. Viraneye dönmekte koca ülke. Neyse ki ortalığı kasıp kavuran savaş bitmiş.

Britonlar'dan Axl ile Beatrice yıllardır görmedikleri oğullarına kavuşmak için tehlikeli topraklarda zorlu bir yolculuğu göze alıyorlar. Başlarına türlü belanın geleceğini de biliyorlar, fakat üstü örtülmüş sırlarını aydınlatacak ateşten haberleri yok henüz. Bir de yollarının kesişeceği kişiler var: Sakson savaşçı, öksüz oğlan ve tıpkı Axl'la Beatrice gibi geçmişinde kaybolmuş, hatıralarının vaat ettiklerine ve alıp götürdüklerine yenik bir şövalye. Hep birlikte sürüklendikleri macera bir kurtuluş mu olacak, yoksa yeni bir felaketin habercisi mi?

Kazuo Ishiguro'dan unutuş ve anıların gücü üzerine zamanı aşan bir öykü; özenle korunmuş bir aşka, intikama ve savaşa dair bir mesel. 'Gömülü Dev', hüzünlü, gizemli, her satırı iz bırakacak bir roman.




Kazuo Ishiguro Kimdir? 

Kazuo-Ishiguro
1954 yılında Japonya Nagasaki’de doğmuştur. Babası Ulusal Oşinografi Enstitüsü’nde çalışmaya başladı ve Kazuo Ishiguro 6 yaşındayken İngiltere’ye göçtüler.

Takvimler 1978 yılını gösterirken University of Kent’ten mezun oldu arkasından yüksek lisansını University of East Anglia’da tamamladı.

İngiliz vatandaşlığına geçtiği yıl ilk romanı Uzak Tepeler’i yayınladı. Yayınladığı ilk romanı Uzak Tepeler Winifred Holtby Memorial Ödülüne layık görüldü.

1983 senesinde Granta dergisi tarafından en genç ve en iyi İngiliz yazarlar listesinde yer aldı. Kitaplarında genel olarak melankolik hikayelere yer veren Kazuo Ishiguro tüm dünya tarafından üne kavuşmasını sağlayan Günden Kalanlar eserini ise 1989 yılında yayımladı.

İngiltere’nin prestijli edebiyat ödülü olan Man Booker’da ödüle layık görüldü. Aynı zamanda Günden Kalanlar isimli eseri sinemaya uyarlandı.

2005 yılında yayınladığı Beni Asla Bırakma romanı ise Time’ın İngilizce yazılmış en iyi 100 roman listesinde yer aldı. Daha sonra Beni Asla Bırakma romanı da sinemaya uyarlandı. 2017 yılında ise tüm dünyanın en büyük ödülü olan İsveç Kraliyet Akademisi tarafından Nobel Edebiyat ödülüne layık görüldü.

Türkçeye çevrilmiş 10 kadar romanı bulunan Kazuo Ishiguro Günden Kalanlar romanı çok satanlar listesinde yerini korumayı başarıyor.

Kazuo Ishiguro'nun Okuduğum Diğer Kitapları:

* Beni Asla Bırakma 



                                                     

5/10/2019

Felsefı Dev Eser : Hay Bin Yakzan

Mayıs 10, 2019 6 Yorum
Hay bin Yakzan

Bugün ince , ince olmasına rağmen içeriği boyutunu aşan bir kitap ile geldim : Hay Bin Yakzan . Yavaş yavaş , sindire sindire , araştırarak okunması gereken bir kitap. Kitabı okumak isterseniz kafanızın rahat olduğu bir dönemde okumanızı tavsiye ederim.

Kitap iki bölümden oluşuyor . İlk olarak İbn Sina'nın Hay bin Yakzan isimli risalesi yer alırken ikinci bölümde İbn Tufeyl'e ait olan felsefi roman Hay bin Yakzan yer alıyor.

İbn Sina'nın Hay Bin Yakzan'ına geçmeden önce risaleyi daha iyi anlayabilmek için M. Şerefeddin Yaltkaya tarafından giriş kısmı yazılmış . Bu bölümde ayrıca İbn Sina'ya ilham olan Salaman ve Absal isimli öyküye de yer verilmiş. Kitabı daha iyi anlamak adına bu bölümü okumadan geçmemenizi tavsiye ederim .

 Hay bin Yakzan : Yakzan ( uyanık ) oğlu Hay (diri )

  İbn Sina hekim ,  astronom, yazar ve filozoftur .  Buhara yakınlarındaki Efşene köyünde 980 yılında dünyaya gelmiş ve Hamedan şehrinde 1037 tarihinde vefat etmiştir. Tıp ve felsefe alanına ağırlık vererek  değişik alanlarda 200 kitap yazmıştır. Hay Bin Yakzan'ı Hemedan yakınlarındaki Ferdecân Kalesi'nde mahpus bulunduğu dönemde yazmış ve yazarken alegorik bir anlatım  sergilemiştir. Alegorik nedir derseniz bir fikrin, davranışın eylemin, duygunun, bir kavramın ya da bir nesnenin simgelerle, sembollerle ifade edilmesidir. İbn Sina da eserinde yaşlı bir adam ile genç bir adamın konuşmasını paylaşırken alegorik bir anlatım sergiliyor. Kitapta sayfa altlarında açıklama yapılarak yazarın ne söylemiş olabileceği okuyucuya açıklanmıştır.

  Genç bir filozof arkadaşları ile dolaşmaya çıktığında sevimi bir ihtiyar ile karşılaşır. Adının Hay bin Yakzan olduğunu söyleyen  ihtiyarla sohbete başlar. Hay Bin Yakzan evrenleri gezdiğini ve bütün sırları kavradığını söyler ve sohbet felsefe üzerine devam eder. İlk önce feraset bilimi ile başlayan sohbet astronomiye kadar uzanır. Nasıl onun gibi yolculuk edebileceğini soran gence, önce yalnız kalması gerektiğini belirtir. Yanında bulunan arkadaşları ile bulundukça yolculuk edemeyeceğinden bahseder. Gittiği yerleri ve insanları anlatır. Gittiği  bir bölgedeki güzel insanlardan ve onların yöneticisinden övgüyle bahseder.

  Risalenin tamamını yazmak istemiyorum . Okurken alınan tat ve düşündürdükleri bambaşka. Özellikle evreni seyahat ettiği bölümleri okurken yıllar önce okuduğum ve kitaplığımın en özel yerine sahip olan İskender Türe'nin kaleminden  Zülkarneyn isimli kitap geldi. İbn Sina da yazdığı bölümlerde Kuran'daki Zülkarneyn ayetlerinden etkilenmiştir.

Hay Bin Yakzan


   İkinci bölüm de İbn Tufeyl'in yazdığı Hay bin Yakzan'a geçmeden önce İbn Tufeyl'in hayatı ve roman üzerine N. Ahmet Özalp'ın kaleme aldığı yazı yer alıyor.

   İbn Tufeyl,  tıp, felsefe ve astronomi konularına odaklanmıştır. Günümüze ulaşan en önemli eseri, 14. yüzyıldan itibaren tüm dillere çevrilen Hay bin Yakzan ya da diğer adıyla Esrarü’l Hikmeti’l Meşrikiye’dir.  İbn Tufeyl eserini yazarken Salaman ve Absal'dan ve İbn Sina'nın Hay bin Yakzan eserinden ilham aldığını belirtmiştir.

 Felsefi bir roman olan Hay bin Yakzan  tüm dünyada tanınan bir eserdir. Aynı zamanda kitap adasal roman türünün ilk örneğidir. Batıda 14. yy dan itibaren büyük yankılar uyandırmış , en çok okunan kitaplardan birisi olmuştur. Hay bin Yakzan batıda bir çok düşünürü ve sanatçıyı etkiledi ve kitabın taklitleri yazıldı. Bunlar arasında en tanınmışı Francis Bacon'un Yeni Atlantis'idir.  Hatta Daniel Defoe ,Robinson Crusoe 'yu yazarken  Hay bin Yakzan'dan etkilendiği söylenmektedir.

  Peki batıyı kasıp kavuran , düşünürleri ve felsefecileri etkileyen bu kitap Türkçeye ne zaman çevrildi dersiniz? Babanzade Reşit tarafında ilk Türkçe çevirisi 1923 yılında yapılmış , Mihrap isimli bir dergide tefrika edilmiş ve dergi ile birlikte de karanlığa gömülmüştür.

 Batılılaşma süreci içinde " düşünsel göç " , " ruhsal bir uyruk değişimi " olayı yaşayan aydınımızı değerlendirirken Sait Halim Paşa bunların " Bilgisizliğin en kötüsüne , kendini bilmeme" ye düştüklerini söylüyor. 

  İbn Tufeyl'in Hay bin Yakzan'ına gelirsek yazar bu romanda açık yazdığı bilgiler olduğu gibi herkesin anlayamayacağı bilgilerin de yer aldığını belirtiyor. Umarın hakkıyla bir okuma yapıp o bilgilere ulaşmış birisi olurum ben de .

  Hay bin Yakzan'ın dünyaya gelişi hakkında iki varsayımdan bahseder yazar .İki varsayımın sonucunda da ıssız bir adada büyür Hay bin Yakzan . Bir ceylan onu emzirir büyütür. Bu adada hayvanları ve doğayı gözlemleyerek önce çevresini anlamaya başlayan Hay bin Yakzan , sonra düşünce konusunda derinleştikçe gökyüzünü incelemeye , her şeyi var eden tek yaratıcıya ulaşmayı başarır. bu aşamada artık elli yaşına gelmiş olan Hay'ın adasına Absal isimli birisi gelir. İlk defa kendisi gibi bir insan ile karşılaşır Hay... Tek başına ilahi mertebelere yükselen Hay'ın insan ile imtihanıdır belki bu ...

İnsanın ıssız bir ortamda tek başına dil öğrenmeden ve başka insanlar olmadan  hayatta kalmasını , kendisini eğitmesini (otodidakt )  ve gözlem yapıp ilham olarak gelen bilgilerle Allah'ın  varlığına ulaşmasını  ve yüksek mertebelere yükselmesini anlatıyor kitap.

  Kitabin bir çok yerinde Kuran'da yer alan bilgilerden bulabiliriz.  Örneğin Hay bin Yakzan 'ın doğumuna ilişkin ilk varsayımı okuyunca Hz Adem'in yaradılışını, ikinci varsayımı okuyunca da Hz Musa'nın annesinin hükümdarın zulmünden korumak için çocuğunu bir sepetle suya bırakmasını hatırlıyoruz.  Hay bin Yakzan 'ın hayvanları ve kendisini incelemesi sonucunda farklı olduğunu görünce açıkta olan organlarını kapatmak istemesi ve utanması da yine Adem ve Havva'nın cennetten kovulması önce kendilerini örtmek istemelerini hatırlatıyor .

Çevremizde bizi oyalayan ve dikkatimizi dağıtan o kadar olay var ki etrafımızdaki  güzellikleri fark edemiyoruz  . Ya da ilk baktığımızda aşık olduğumuz bir manzara ya da bitki bile bir süre sonra sıradan gelmeye başlıyor. İşte Hay Bin Yakzan ile beraber çevreme daha dikkatli bakmaya başladım. Doğanın uyanışı olan bu bahar mevsiminde her şeyin aslında ne kadar güzel , düzenin ne kadar kusursuz olduğuna bir kez daha tanıklık ettim. Son olarak diyorum ki nefes aldığımız her an bir mucizedir ve bu mucizenin hakkını sonuna kadar verelim...






Hay Bin Yakzan Kitabın Adı :Hay Bin Yakzan
Yazar :İbn Sina / İnb Tufeyl
Yayınevi :Yapı Kredi Yayınları
Orjinal adı :
Çevirmen :Babanzade Reşid / M. Şerefeddin Yaltkaya
Yayına Hazırlayan : N. Ahmet Özalp
Sayfa Sayısı :170


9.yüzyılda Yunancadan Arapçaya çevrilen "Salaman ve Absal" öyküsü, başta İbn Sina'nın "Hay bin Yakzan'ı olmak üzere, birçok İslam düşünürünün yapıtlarına kaynaklık etti. Genellikle alegorik öyküler ya da öykümsü anlatılar olan bu yapıtlardan sadece biri, roman boyutlarına ulaştı ve bütün benzerlerini gölgede bıraktı: 12. yüzyılda Endülüslü İşraki düşünür İbn Tufeyl'in yazdığı "Hay bin Yakzan" ya da "Esrarü'l-Hikmeti'l-Meşrikiye".

Bu ilk "felsefi roman" ve ilk "robinsonad", Tanpınar'ın deyişiyle 'Müslüman aleminin tek romanı', 14. yüzyıldan başlayarak bellibaşlı Avrupa dillerine çevrildi; Defoe, Bacon, Spinoza ve More gibi pek çok düşünür ve sanatçı üzerinde etkili oldu. Doğu, özellikle Osmanlı ise İbn Tufeyl'e ve yapıtına ilgisiz kaldı: Üzerindeki "Hay bin Yakzan" etkileri özel çalışmalara konu olan "Robinson Crusoe" defalarca Türkçe'ye çevrildiği halde, "Hay bin Yakzan, dilimize kazandırılmak için 1923 yılını, kitaplaşabilmek için de 1985 yılını bekleyecekti.

Bu yeni ve genişletilmiş baskıda, İbn Tufeyl'in "Hay bin Yakzan"ına ek olarak -M.Şerefeddin Yaltkaya'nın çevirisi ve İslam dünyasında alegorik öykü geleneğinin tarihçesini ve düşünsel arkaplanını aktardığı giriş yazısıyla İbn Sina'nın "Hay bin Yakzan"ı da yer alıyor.




                                                     

2/25/2019

Düş Yolcusu - Ian McEwan

Şubat 25, 2019 5 Yorum

Düş Yolcusu

Muhteşem, sürükleyici, hem çocuklara hem de yetişkinlere hitap eden kısacık , eğlenceli bir kitap Düş Yolcusu.

10 yaşındaki Peter Fortune' u anlatıyor kitap. Peter hepimizin çocukken olduğu kadar ya da abartmayalım hepimizden daha da fazla hayalperest bir çocuk. Sık sık düşler alemine dalan ve orada çeşitli maceralara yelken açan birisi. Okulda öğretmenleri başlarda onun zor bir çocuk olduğunu , bazen de öğrenme problemi olduğunu düşünürler .  Fakat daha sonra hayaller alemine daldığı için derslere konsantre olamadığını fark ederler. Her çocuğun hayallere ihtiyacı vardır . Hayaller onların yaratıcı gücünü şekillendirir. Fazlası da zarardır tabii !! Çünkü yaşadıkları ana adapte olamazlar . Kitapta yaşadığı kısa maceralardan söz ediliyor ,  bu maceralarda tabii hayal alemine doğru yolculukları sonucunda ortaya çıkıyor. Yedi kısa bölümde yedi farklı macera.

Peter'ın eğlenceli maceralarını okurken yetişkin olarak hayatı bazen ne kadar sıkıcı hale getirdiğimizi  fark ettim. Oysa hayal kurmaya, oyunlar oynamaya çocuklar kadar olmasa da yetişkinlerin de ihtiyacı vardır. Hayattan zevk almak ve gerçeklerden kısa bir süre de olsa uzaklaşmak hepimize iyi gelir.

Çok sevdiğim bu kitap tavsiyemdir . Kitabı bana hediye eden Şahver'ime 👉@sahverlekitap 👈 çoook teşekkür ederim.





Düş Yolcusu
Kitabın Adı : Düş Yolcusu
Yazar : Ian McEwan
Yayınevi : Yapı Kredi Yayınları
Orjinal adı : The Daydreamer
Çevirmen :Kıymet Erzincan Kına
Sayfa Sayısı : 121


Düş Yolcusu, çocukluğun renkli ve sınırsız dünyasında geçen, başkalarını anlamak ve büyümek hakkında, hem küçüklerin hem de büyüklerin keyifle okuyacağı bir kitap.

Yetişkinler, Peter Fortune’ı sessiz, hatta zaman zaman zor bir çocuk olarak biliyor: Uzun uzun gökyüzünü seyreden ve adı çağrıldığında işitmeyen bir çocuk olarak. Oysa Peter’ın bu halinin nedeni, dur durak bilmeden işleyen hayal gücü. Peter hayal kurmayı o kadar çok seviyor ki, gerçeklerin nerede bitip hayallerin nerede başladığını çoğu zaman birbirine karıştırıyor. Düş Yolcusu’nda yer alan, birbiriyle bağlantılı yedi öyküde, Peter kendini bir kedinin, bir bebeğin ve bir yetişkinin bedeninde bulup dünyaya onların gözünden bakıyor; evde bir hırsızla, okulda da bir kabadayıyla karşı karşıya gelirken hayal gücünden yardım alıyor.






Ian McEwan : 

Ian McEwan
İngiliz romancılığının en önemli çağdaş yazarlarından biri olan Ian McEwan, 1948 yılında Aldershot, İngiltere'de doğdu. Babası subay olduğu için çocukluğunu Singapur ve Tripoli'de geçirdi. 1967 yılında, İngiltere'de, Susex Üniversitesi'nde edebiyat okumaya başladı, daha sonra East Anglia Üniversitesi'nde yüksek lisans yaptı. Kırk yaşına vardığında yirmiden fazla kısa öykü, üç kısa roman, televizyon için üç öykü ve bir senaryo yazmıştı bile. 1975 yılında kısa öyküleri yayımlanan yazar Somerset Maugham Ödülü'nü kazandı. 1978 yılında yayımlanan The Cement Garden adlı romanı büyük yankı uyandırdı. Yabancı Kucak adlı romanı 1981 Booker Ödülü'ne aday gösterildiyse de eleştirmenlerin kanılarının aksine ödülü alamadı; bu durum edebiyat çevrelerinde tartışma konusu oldu. 1987 yılında The Child in Time adlı romanı ile bu kez Whitbread Ödülü'nü aldı. Daha sonra Suçsuz ve Black Dogs adlı kitapları yayımlanan yazar nihayet 1998 yılında Amsterdam'da Düello adlı romanıyla edebiyat çevrelerince 1981 yılında kendisine verilmesi gerektiği iddia edilen Booker Ödülü'nü kazandı. Müzik konusunda da bilgili olan McEwan müziğini Michael Berkeley'in bestelediği nükleer enerji karşıtı Or Shall We Die adlı bir oratoryonun sözlerinin de yazarıdır. Evli ve üç çocuk babası olan yazar halen Oxford'da yaşıyor.


                                                     

7/09/2018

Beni Asla Bırakma - Kazuo Ishiguro

Temmuz 09, 2018 4 Yorum
Beni Asla Bırakma


    Nobel edebiyat ödülü sahibi Kazuo Ishiguro' nun kaleminden Beni  asla Bırakma . Kitap yayımlandığı yıl İngiltere 'de en iyi ilk 100 kitap arasına girmiş.

   Katy H. yi tanıyarak başlıyoruz kitaba. Kendisi 31 yaşında ve bakıcı olduğunu söylüyor . Yaklaşık 12 yıldır bakıcılığı yapıyor ve kendisi kadar uzun süre yapan başkası da yoktur. Fakat ne bakıcılığı yapıyor en başta anlamıyoruz. Eski okulundan arkadaşına bakıcılık yapmaya başlayınca geçmişe dönüyor ve biz de öğreniyoruz...


  Okudukları yatılı okula kaç yaşında geldiklerini ya da ailelerini hatırlamazlar ve kitapta da bahsedilmez. Okulları iyi bir eğitime sahip ve sanata önem vermektedirler. Öğretmenler yoktur bu okulda gözetmenler vardır. Resime , şiire ağırlık verirler... Burada çocuklara özel oldukları söylenmektedir, aslında söylenmeyen de çok şey vardır .


   Distopik bir kitap Beni Asla Bırakma. Bütün okuduğum distopyalarda olduğu gibi kitap başlarda biraz yavaş ilerliyor. Konuyu anlamaya başladıkça ve acaba ne ? Ne olacak sorusu kitabı okutuyor. Durağan ilerleyen fakat bir sihri olan kitap. Yazarın sade anlatım tarzını çok sevdim. Kitap distopya olarak geçse de, distopya mı yoksa ütopya mı olduğu hangi pencereden baktığınıza göre değişiyor. Okursanız beni daha iyi anlayacaksınız .

   Kitabın bir de filmi olduğunu unutmadan ekleyeyim. Kitabı bitirince filmi de seyrettim . Kitapla neredeyse aynı,  birebir bir gilm yapmışlar.  Ben çok başarılı buldum.




Beni Asla Bırakma
Kitabın Adı : Beni Asla Bırakma
Yazar : Kazuo Ishiguro
Yayınevi : Yapı Kredi Yayınları
Orjinal adı : Nevar Let Me Go
Çevirmen : Mine Haydaroğlu
Sayfa Sayısı : 271


Yatılı okul Hailsham'ın öğrencileri, bahçe duvarının arkasındaki karanlık ormandan çok korkarlar. Hafta sonları veya tatillerde evlerine gitmez., Hailsham'dan önceki yaşamlarını hatırlamazlar. Dış dünyayla bağlantıları yoktur. Öğretmenler değil, gözetmenler tarafından eğitilirler. Spor ve sanata büyük önem veren gözetmenler, Hailsham öğrencilerine sürekli özel olduklarını hatırlatır ve bedenlerine çok iyi bakmaları gerektiğini tekrarlar. Kazuo Ishiguro, yayımlandığı yıl Time tarafından İngilizce yazılmış en iyi 100 roman listesine alınan Beni Asla Bırakma'da, yıkıma götüreceğini bile bile kendi kaderini kabullenenlere odaklanmış görünüyor.


Kazuo Ishiguro Kimdir? 

Kazuo-Ishiguro
1954 yılında Japonya Nagasaki’de doğmuştur. Babası Ulusal Oşinografi Enstitüsü’nde çalışmaya başladı ve Kazuo Ishiguro 6 yaşındayken İngiltere’ye göçtüler.

Takvimler 1978 yılını gösterirken University of Kent’ten mezun oldu arkasından yüksek lisansını University of East Anglia’da tamamladı.

İngiliz vatandaşlığına geçtiği yıl ilk romanı Uzak Tepeler’i yayınladı. Yayınladığı ilk romanı Uzak Tepeler Winifred Holtby Memorial Ödülüne layık görüldü.

1983 senesinde Granta dergisi tarafından en genç ve en iyi İngiliz yazarlar listesinde yer aldı. Kitaplarında genel olarak melankolik hikayelere yer veren Kazuo Ishiguro tüm dünya tarafından üne kavuşmasını sağlayan Günden Kalanlar eserini ise 1989 yılında yayımladı.

İngiltere’nin prestijli edebiyat ödülü olan Man Booker’da ödüle layık görüldü. Aynı zamanda Günden Kalanlar isimli eseri sinemaya uyarlandı.

2005 yılında yayınladığı Beni Asla Bırakma romanı ise Time’ın İngilizce yazılmış en iyi 100 roman listesinde yer aldı. Daha sonra Beni Asla Bırakma romanı da sinemaya uyarlandı. 2017 yılında ise tüm dünyanın en büyük ödülü olan İsveç Kraliyet Akademisi tarafından Nobel Edebiyat ödülüne layık görüldü.

Türkçeye çevrilmiş 10 kadar romanı bulunan Kazuo Ishiguro Günden Kalanlar romanı çok satanlar listesinde yerini korumayı başarıyor.

Kazuo Ishiguro'nun Okuduğum Diğer Kitapları:

* Gömülü Dev

                                                     

4/03/2017

Kör Baykuş - Sadık Hidayet

Nisan 03, 2017 10 Yorum

kozmokitap


   Yaralar vardır hayatta, ruhu cüzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıkta yiyen, kemiren yaralar.

 Sadık Hidayet'in Kör Baykuş kitabı okumayı çok istediğim bir kitaptı benim için. Bir hafta önce kitabı bitirmeme rağmen bir türlü yorum giremedim kitaba. Bunu sebebi vakit azlığı değil ne yazacağımı tam olarak toparlayamamış olmamdı. Kör Baykuş öyle bir kitap ki  düşünceleri toparlamak ve yorum yapabilmek kitabın inceliği ile  tezat oluşturuyor. Birçok duygu ve düşünce bulunduruyor kitap.


Bazı kimselerin ölümle savaşı daha yirmisinde başlar; birçokları da yağı bitmiş lambalar gibi, sessiz yavaş, ecelleriyle sönerler.


Öncelikle belirtmek isterim ki kitabı Behçet Necatigil'in çevirisi ile okumak çok güzeldi. Kitabın bu kadar etkileyici olmasında çevirinin etkisi büyüktür diye düşünüyorum. Kitabın ilk sayfalarında Necatigil'in kaleminden İran edebiyatı ve Sadık Hidayet'i okuyoruz. Bu sayfalar sayesinde yazar hakkında bilgi edinirken kitabı anlamada da bize yardımcı oluyor.


Önümdeki mangalın ateşinden, geriye bir üfleyişte uçup gidecek bir avuç kül kalmıştı. Hissettim ki benim düşüncelerim de dayanıksız bir avuç kor gibidir, kül olmuştur, bir üflemeye bakar...

Kitabı duygusal ve karamsar bir döneminizde okumamanızı tavsiye ederim. Çünkü kitap depresif ve melamkolik olduğu için sizi kötü etkileyebilir....

kozmokitap


Sadık Hidayet kendi depresif ve karamsar ruh halini kitabe da yansıtıyor bana göre. Kitapta tam olarak zaman ve mekan belirtilmiyor çünkü bütün zamanlar ve mekanlar içiçe geçmiş durumda. Karamsar ruh haline sahip olan baş karakterimiz. Kah odasında , kah geçmişte kah dışarıda... Kendi ruhsal çöküşünü anlarken eşinin sadakatsizliğinden bahsediyor, dışarıda ilgisini çeken bir genç kızı anlatıyor ve bir de baba-amca mevzusu var. Karakterler birbirine girmiş durumda ve hepsi aynı kişi mi yoksa karakterin yanılsaması mı anlaşılmaz....

  Hayat,soğuk kayıtsız, herkesin maskelerini çeker alır zamanla; maskeleri de hani çoktur herkesin. Fakat bazıları hep aynı maskeyi kullanırlar , ister istemez kirlenir, yıpranır bu maske. Tutumlu kimselerdir bunlar. Bir kısmı evlatlarına saklarlar maskelerini ; bir kısmı da vardır ki boyuna maske değiştirirler, ama yaşlandıklarında görürler ki bir sonuncu maske kalmış ellerinde , ve bu da  prk çabuk eskir , o zaman maskenin gerisinden gerçek yüzleri çıkar ortaya. 
Kitabın sonsözünde ise Bozorg Alevi Sadık Hidayeti anlatmış . Yazarı daha iyi tanıyabilmek için bir de onun kaleminden okuyoruz burada.

 Hayatta bazı olaylar vardır anlatılamaz. Anlayabilmek için yaşamaız gerekir. İşte bana göre de Kör Baykuş böyle bir kitaptır. Tam olarak anlatılamaz , anlayabilmek için okumanız gerekir......



kozmokitap



Kitabın Adı : Kör Baykuş
Yazar : Sadık Hidayet
Yayınevi : Yapı Kredi Yayınları
Orjinal adı :بوف کور
Çevirmen : Behçet Necatigil
Sayfa Sayısı :100

Modern İran edebiyatının kurucularından Sâdık Hidâyet'in 1936'da Bombay'da yayımladığı başyapıtı, kendi deyişiyle "özenle hesaplanmış, net, bilinçli etkilerle dolu" ve "her sayfası bir partisyon gibi düzenlenmiş" Kör Baykuş (Bûf-i Kûr), öteki yapıtları gibi, pek çok dile çevrildi, pek çok ülkede pek çok yazarı etkiledi.







Sadık Hidayet Kimdir?

Sadık Hidayet
İran Edebiyatının en iyi psikoloji roman yazarı olan Sadık Hidayet 1903 yılında Tahran’da doğmuştur. Modern İran Edebiyatının babası olarak tanımlanır. Fransız Lisesi’nden mezun olduktan sonra Avrupa’ya gitmiştir.

Fransa ve Belçika’da dört yıl yaşayan Sadık Hidayet diş hekimi olmak istemiş daha sonra Mühendislik okumaya başladı. Sonrasında bu okulunu da yarıda bırakarak İran’a döndü ve devlet memurluğu yapmaya başladı.

İran modern öykücülüğün öncüsü olan Sadık Hidayet Doğunun Kafkası olarak adlandırılır. Koyu bir afyon tiryakisi olan yazarın depresif ruh haline sahiptir.

Bir dönem Budizm’e merakından dolayı Hindistan’a gitti ve Budizm konusunda incelemelerini Kör Baykuş isimli kitabında işledi.

Kör Baykuş kitabı Bambay’da basıldı. Bu dönemde Buda’nın bazı yazılarını da Farsça ’ya çevirdi ve yayınlattı.

Sadık Hidayet kitaplarında Batı üslubunu benimseyerek Fars kültüründen de yararlanmıştır. Bu şekilde Farsçayı Çağdaş Edebiyat alanına sokan ilk isim olmuştur.

Sadık Hidayet ve Stefan Zweig’ın edebi anlayışları birbirine oldukça benzer. 25 Yaşlarında iken Paris dolaylarında bir marinada yaşamına son vermek için kendini denize atar bir kayığın yetişmesi ile hayatı kurtulur.

Beethoven ve Çaykovski aşığı olan Sadık Hidayet bir dönem resimle de uğraşmıştır. Ölümünden sonra bir araya getirilen resimleri kimileri için anlamsız iken kimilerine göre geleceğin resimleri olarak nitelendirilir.

Sadık Hidayet İran’ın gittikçe dindarlaşan bir toplum olmasından rahatsız oldu ruhban sınıfının yaygınlaşmasına karşı gelen yazar Hacı Ağa isimli eserinde bunu vurgulamıştır.

Kör Baykuş ve Hacı Ağa isimli eserleri İran’da ilk yasaklanan kitapları olup günümüzde İran’da Sadık Hidayet’in tüm eserleri yasaklıdır.

Sadık Hidayet’in ölümünü çok yakın arkadaşı şu şekilde anlatır; Paris’te iken günler süren hava gazlı bir ev arayışı oldu. Nihayet aradığı evi bulmuştu. 9 Nisan 1951 tarihinde evine kapandı.

Havanın çıkacağı tüm delikleri kapattı ve gaz musluğunu sonuna kadar açtı. Bir gün sonra ziyarete gelen arkadaşı onu mutfakta yerde yatarken buldu. Kafka gibi ölmeden önce eserlerini yakmıştı ve bunlarda kül olmuş şekilde yanı başında duruyordu.

Sadık Hidayet bu intiharı için çok güzel giyinmiş ve traş olmuştu. Cebinde de parası vardı. İran’ın en büyük yazarlarından olan Sadık Hidayetin mezarı Yılmaz Güneyin yattığı Père Lachaise mezarlığındadır.


                                                     

10/22/2015

Afrikalı Leo - Amin Maalouf

Ekim 22, 2015 0 Yorum
 
Afrikalı Leo
 
   Yazarın Semerkant isimli kitabını okurken anlatımına hayran olmuştum. Yazarın  hakkında araştırma yaparken ilk kitabı Afrikalı Leo'nun klasikler arasına girdiğini öğrenince mutlaka bu kitabını da okumalıyım diye düşündüm. Yolum kütüphaneye düşüp de  bu kitabı  raflar arasında görünce " tamam, bu kitap onu okumamı istiyor" diyerekten üstüne atladım.

"Ben Hasan, tartıcıbaşı Muhammed 'ın oğlu, ben, Giovanni Leone de Medicana ; bir berberin sünnet ettiği , bir papağan vaftiz ettiği ben. Şimdi Afrikalı diye anlıyorum, ama Afrika 'lı değilim. Bana Granadalı , Faslı, Zeyyatlı da derler ama ben hiçbir ülkeden, kentten ya da boydan değilim. Yolların oğluyum ben, ülkem kervan , yaşamımda yolculukların en beklenmedik olanı. " 
Afrikalı Leo

   "Benim Arapça, Türkçe, Kastilya dili, Berberi dili, İbranice, Latince, sokak İtalyanca’sı konuştuğumu duyacaksınız; çünkü bütün diller ve dualar benim dillerim ve dualarım.  Fakat ben hiçbirine ait değilim. Ben yalnızca Tanrı'ya ve dünyaya aidim; ve yakında bir gün yine onlara döneceğim. "
   Kitabın başındaki bu iki paragraf kitabın geneli hakkında bize ipucu veriyor ve kitabı kısaca özetlemiş oluyor. Kitap gerçek bir karakter olan Afrikalı Leo'nun (Hassan el-Wazzan) gezi notlarından derlenmiştir ve gezgin hakkında çok fazla kaynak olmadığı için, yazar, Maalouf kitabı dönemin önemli olayları ve şahsiyetleriyle donatmıştır.
Nereye gidersen git, birileri sana derinin rengini ve dualarını soracak. Onların itkilerini hoşnut etmekten uzak dur! Oğlum, çoğunluk önünde boyun eğmekten kaçın! İster Müslüman, ister Hıristiyan, ister Yahudi olsunlar, seni olduğun gibi kabul etmeliler ya da seni yitirmeyi göze almalılar. İnsanların görüşünü dar bulduğun zaman kendi kendine Tanrı'nın ülkesinin çok geniş olduğunu söyle; O'nun elleri çok geniştir, O'nun yüreği de çok geniştir. Uzaklara gitmek, denizler, sınırlar, ülkeler, inançlar aşmak fırsatı çıktığı zaman hiç duraksama.
Afrikalı Leo

    Yazar kitabına doğunun özelliklerini, aile düzenini çok güzel yansıtmış. Kitapta Hasan'ın doğumundan önce anne ve babasının ilişkileri , babasının annesi ve cariyesi arasındaki sıkışmışlığı, cariyesinden bir türlü vazgeçememesi dönem erkeklerinin bir çoğunun sıkıntısını dile getirmektedir.
Biz Granada kadınları için özgürlük, köleliğin aldatıcı biçimidir, kölelikse özgürlüğün kurnazca bir biçimi.
   Kitap ilk sayfadan itibaren beni içerisine aldı, sıkılmadan ilgiyle kitabı okudum. Bulunduğu ülkeleri, insanların tepkileri, özellikle Osmanlıdan bahsettiği bölümler dikkatimi çekti. Hayata müslüman olarak başlayan birisinin birçok ülkede devam eden hayatı papanın yanında vaftiz edilerek devam ediyor . Her olayda tabiri caiz ise dört ayak üzerine düşüyor karakterimiz. Kötü olayları kendi lehihe çeviriyor ve dikkatimi çeken bir diğer olay ise Afrikalı Leo'nun bulunduğu yerlerdeki güzel kızlar gönüllerini ona kaptırıyorlar:))

Sonuç olarak çok mekanlı , farklı karakter özellikleri ile bezeli , sıkılmadan okunacak bir tarihi kurgu.
“Tanrı’ya beni uğursuzluklardan koruması için dua etmiyorum.. Böyle durumlarda beni umutsuzluktan koruması için dua ediyorum.. İnan, Tanrı bir elini bıraksa öteki elinden tutar..”


Kitabın Adı: Afrikalı Leo
Afrikalı LeoYazar: Amin Maalouf
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları
Orjinal adı:Léon l'Africain
Çevirmen: Sevim Raşa
Sayfa Sayısı: 373
   'Afrikalı Leo', gerçek bir yaşam öyküsünden çıkarılmış düşsel bir yaşamöyküsü: "Bir berberin sünnet ettiği, bir Papanın vaftiz ettiği" Hasan ibn Muhammed el-Vezzan ez-Zeyyati alias/namı diğer Giovanni Leone de Medici'nin, Leo Africanus yani Afrikalı Leo'nun özyaşamöyküsü -yazmış olsaydı yazacağı gibi...
  Amin Maalouf, bu ilk romanında -daha sonra Semerkant (YKY, 1993) ve Tanios Kayas'ı (YKY, 1995) romanlarında da yapacağı gibi- tarihle/tarihten olağanüstü bir halı dokuyor. Bir uçan halı...







Amin Maalouf  Kimdir? 

Amin Maalouf Türkiye’de bilinen ismi Emin Maluf 1949 yılında Beyrut’ta doğmuştur. Hristiyan bir ailenin çocuğu olan Amin Maalouf anadili Arapça olmasına rağmen kitaplarını Fransızca olarak yazmaktadır.

Lübnanlı yazar 1976 yılından itibaren Fransa’da yaşamaktadır. Türkiye’de çok okunan yazarlar içerisinde yer alan Amin Maalouf 1993 yılında Goncourt Akedemi Edebiyat ödülünü almıştır.

Dünya çapında kitapları 40’ın üzerinde dile çevrilmiş, neredeyse her dilde geniş bir okuyucu kitlesi edinmiştir.

Ekonomi ve toplum bilimi okuduktan sonra gazetecilik yapan Amin Maalouf iç savaşın çıktığı 1975 yılına kadar ülkesinde yaşadı.

Bundan sonra Paris’e yerleşen yazar hala Paris’te yaşamaktadır. Yayın organlarında yöneticilik yapmasının yanı sıra köşe yazarlığı da yapan Amin Maalouf artık gününün çoğu zamanını kitap yazmakla geçirmektedir.

Amin Maalouf kitaplarında sıklıkla Asya ve Akdeniz kültürüne dair unsurlar kullanır. İlk kitabı olan Arapların Gözüyle Haçlılar eseri ile tanınmıştır. Bu kitap her çevrildiği dilde büyük ses uyandırarak büyük başarılara imza atmıştır.

1986 yılında yayınlanan kitap aynı sene Fransız-Arap dostluk ödülüne layık görülmüştür. Yazarın ikinci kitabı ve ilk romanı olan Afrikalı Leo bugün dünyada bir klasik olarak kabul edilmektedir.

1988 yılında yayınladığı bir diğer romanı Semerkant’ta sevilerek okunan eserlerden biri olarak birçok dilde çevrilmiştir. Daha sonra sırası ile Işık Bahçeleri ve Beatrice’den Sonra Birinci Yüzyıl kitaplarını yayınlamıştır.

Doğunun Limanları ve Ölümcül Kimlikler denemelerini yayınladı. Yüzüncü Ad- Baldassare’nin Yolculuğu isimli romanını yayınlandı. Amin Maalouf eserlerinde genellikle doğu kültürüne ait öğeleri işler. Kitaplarında Osmanlı ve Türkiye üzerinde sıklıkla durmaktadır. Roman tarzında yazılmış eserler olsa da sosyolojik öğeleri çok sıklıkla kullanır.

Amin Maalouf'un Okuduğum Diğer Kitapları :

* Semerkant


                                                     

10/09/2015

Semerkant - Amin Maalouf

Ekim 09, 2015 2 Yorum
Semerkant

   Lübnan doğumlu Amin Maalouf'un üçüncü kitabı ve ikinci romanıdır Semerkant. Kitaplarını Fransızca yazan yazar 1976 yılından beri de Fransa'da yaşamaktadır. Kitaplarında genellikle doğuya ait öğeler işleyen yazar , genellikle roman tarzında yazmış olsa da kitaplarında sosyolojik öğeler işlemektedir. Yazarın ilk romanı olan Afrikalı Leo bugün bir klasik olarak kabul edilmektedir ve ben de bu kitabını en kısa zamanda  okumak istiyorum.
 
     Semerkant ismini çok duyduğum ve okumayı çok istediğim bir kitaptı. Kitabı temin etmem biraz uzun sürdü ancak beklediğime değdi. Bu kitabı okurken fark ettim ki daha önce okuduğum ve beğendiğim kitapların bir kısmı bu kitabın yanında ilkokul kitabı gibi kaldı. Bazı kitaplar mum işiğı gibidirler okurken size ışık verir vr mutlu ederler. Biraz uzaklaşında da aslında çok az ışık verdiğini ve aslında kendisine bile faydası olmadığını görürsünüz. Semerkant ne kadar uzaklaşırsam uzaklaşayım sürekli ışığını fark edeceğim ve beğendiğim kitaplar arasında ilk ona yerleşen bir kitap bana göre...

     Kitabı yeni okudum ve bitirdim. Etkisi azalmadan , hislerimi dilimin döndüğünce sizlere aktarmaya çalışacağım.
Semerkant

     Ömer Hayyam benim çok sevdiğim ve arada şiirlerini instagramdan da paylaştığım çok değerli bir şair, filozof ve bilim adamıdır. Kitabın ana konusu da Hayyam ve rubailer olunca doğal olarak benim ilgimi daha çok çekti. Kitabı okurken sanki ben de o anlar yaşıyormuş gibi hissettim.

    Kitabın başında anlatıcımız Benjamin Omar bize Rubaiyat'ın Titanic ile birlikte battığı ve şimdi denizin dibinde dinlemekte olduğundan bahsediyor ve hemen akabinde bu kitabın yazılmaya başlamasından bugüne kadar olan olaylar aktarılıyor.

   Semerkant'a gelen Hayyam tatsız bir olay neticesinde oradaki kadı Ebu Tahir  ile tanışır. Ebu Tahir'in ona verdiği deftere rubailerini yazmaya başlar ki bu da bizim Titanik ile batan kitabımız olacaktır. Ebu Tahir ile birlikte gittikleri Nasır Han'ın sarayında bayan şair Cihan ile karşılaşırlar. Cihan , Hayyam'ın yaşamında önemli bir yere sahip olacaktır. O zamanların şehirleri , yaşayış biçimleri , devletin yönetilişi okuyucuyu sıkmadan romanlaştırılmış. Bize bu bölümde hem Hayyam'ın hayatı anlatılırken hem de dönemin özellikleri ve entrikaları gözler önüme serilmiş.

   Hayyam'ın ölümünden sonra Haşşaşiler, bu ismi nasıl aldıkları ve etrafa yaydıkları korkular anlatılırken bir taraftan da Rubaiyatın yolculuğu anlatılmış. Elden ele gezen kitabın nasıl Benjamin'e ulaştığı kitabımızın konusunu oluşturuyor. Bunun yanı sıra kitabın son bölümünde İran'ın durumu, şahın çökertilmesi ve ülkenin yönetimindeki kargaşalıklar ayrıntılı olarak anlatılmış. Bu ayrıntılı anlatımın 10 sayfasında sıkıldığımı itiraf ediyorum:(

    Kitabı beğenmem ve etkileyici bulmamda yazarın anlatımının yanı sıra çevirideki başarıyı da hesaba katmak gerekiyor. Çevirilerde yaşanan problemlerden dolayı çeviri yabancı kitapları okumayan birçok arkadaşım var. Ülkemizde de başarılı çevirilerin sayısı artıyor ve daha artmasını diliyorum.

    Son olarak kitapta aldığı çizdiğim beğendiğim birçok bölüm oldu. Burada paylaşmayı düşünmüştüm ancak son anda vazgeçtim. Çünkü kitaptan bir parça değil tamamını okumanızı isterim...

Semerkant
Kitabın Adı: Semerkant
Yazar:Amin Malouf
Yayınevi:Yapı Kredi Yayınları
Orjinal adı: Samarcande
Çevirmen: Ali Bektay
Sayfa Sayısı: 318
    Amin Maalouf,  Doğu'ya, İran'a bakıyor. Ömer Hayyam'ın Rubaiyat'ının çevresinde dönen içiçe iki öykü... 1072 yılında, Hayyam'ın Semerkant'ında başlayan ve 1912'de Atlantik'te bit(mey)en bir serüven... Bir elyazmasının yazılışının ve yüzlerce yıl sonra okunurken onun ve İran'ın tarihinin de okunuşunun öyküsü / tarihi...








Amin Maalouf  Kimdir? 

Amin Maalouf Türkiye’de bilinen ismi Emin Maluf 1949 yılında Beyrut’ta doğmuştur. Hristiyan bir ailenin çocuğu olan Amin Maalouf anadili Arapça olmasına rağmen kitaplarını Fransızca olarak yazmaktadır.

Lübnanlı yazar 1976 yılından itibaren Fransa’da yaşamaktadır. Türkiye’de çok okunan yazarlar içerisinde yer alan Amin Maalouf 1993 yılında Goncourt Akedemi Edebiyat ödülünü almıştır.

Dünya çapında kitapları 40’ın üzerinde dile çevrilmiş, neredeyse her dilde geniş bir okuyucu kitlesi edinmiştir.

Ekonomi ve toplum bilimi okuduktan sonra gazetecilik yapan Amin Maalouf iç savaşın çıktığı 1975 yılına kadar ülkesinde yaşadı.

Bundan sonra Paris’e yerleşen yazar hala Paris’te yaşamaktadır. Yayın organlarında yöneticilik yapmasının yanı sıra köşe yazarlığı da yapan Amin Maalouf artık gününün çoğu zamanını kitap yazmakla geçirmektedir.

Amin Maalouf kitaplarında sıklıkla Asya ve Akdeniz kültürüne dair unsurlar kullanır. İlk kitabı olan Arapların Gözüyle Haçlılar eseri ile tanınmıştır. Bu kitap her çevrildiği dilde büyük ses uyandırarak büyük başarılara imza atmıştır.

1986 yılında yayınlanan kitap aynı sene Fransız-Arap dostluk ödülüne layık görülmüştür. Yazarın ikinci kitabı ve ilk romanı olan Afrikalı Leo bugün dünyada bir klasik olarak kabul edilmektedir.

1988 yılında yayınladığı bir diğer romanı Semerkant’ta sevilerek okunan eserlerden biri olarak birçok dilde çevrilmiştir. Daha sonra sırası ile Işık Bahçeleri ve Beatrice’den Sonra Birinci Yüzyıl kitaplarını yayınlamıştır.

Doğunun Limanları ve Ölümcül Kimlikler denemelerini yayınladı. Yüzüncü Ad- Baldassare’nin Yolculuğu isimli romanını yayınlandı. Amin Maalouf eserlerinde genellikle doğu kültürüne ait öğeleri işler. Kitaplarında Osmanlı ve Türkiye üzerinde sıklıkla durmaktadır. Roman tarzında yazılmış eserler olsa da sosyolojik öğeleri çok sıklıkla kullanır.

Amin Maalouf'un Okuduğum Diğer Kitapları :

* Afrikalı Leo 
                                                     
Web sitemizdeki fotoğrafların, yazıların izin alınmadan kopyalanması, yayınlanması, alıntı olduğu ve kaynağı belirtilmeden bir takım amaçlar için kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasasına aykırıdır. İzin alınmadan kopyalanan resim ve yazılarımızla ilgili dilekçe ve dava açma hakkımız saklıdır.