İthaki Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İthaki Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10/25/2022

Wilkie Collins - Lanetli Otel

Ekim 25, 2022 5 Yorum
Lanetli Otel

 Beyazlı Kadın ile tanıştım Wilkie Collins'in kalemi ile . Kitabın ilgi çekici konusu yazarın esşiz anlatımı ile birleşince tadına doyulamaz bir kitap ortaya çıkmış. 

 - Beyazlı Kadın ile ilgili fikirlerimi okumak isterseniz "Ekim Ayında Okuduğum Kitaplar " isimli yazıma bakabilirsiniz. - 

 İngiliz gizem öykülerinin ilk ustası ve dedektif kurgularının öncüsü kabul edile Wilkie Collins'in sağlığını kaybetmeye başlamadan önce yazdığı son büyük eser kabul edilir Lanetli Otel . 

Yazarın tarzını sevdiğim ve arka kapakta yazılanların büyüsüne kapıldığım için kitabı bir an önce alıp okumak istedim. Siz de benim gibi arka kapakta yazılanlara inanıp beklentinizi arttırmayım . Kitap bir korku kitabı değil . Gotik tarza dahil olabilir , merak ve gizem okuyucuyu etkileyebilir ancak kesinlikle korkmazsınız okurken bunu garanti edebilirim :D

Lanetli Otel



 Kitap iki kısımda oluşuyor diyebilirim  . 
 İlk kısımda karakterleri ve birbirleri ile ilişkilerini öğreniyoruz. 

Lord Montbarry, Kontes Narona ile evlenmek için Agnes Lockwood ile olan nişanını bozar.  Biz kitapta ilk olarak Kontes Narona ile ilgili karşılaşıyoruz ve onları hikayesini kısa olarak doktora anlattıklarından öğreniyoruz. bu çiftin evlenmesine karşı çevrelerindeki insanların tepkileri , Agnes Lockwood'un yaşadıkları ve düşündükleri anlatılıyor. 
  Balayına çıkan Lord Montbarry, Kontes Narona Venedik'e giderler . Burada Lord esrarangiz bir şekilde rahatsızlanır ve ölür . Uşakları ise arkalarında bir iz bırakmadan kaybolur . Bu olayların yaşandığı otele kontun akrabaları misafir olur ve burada esrarengiz olaylar yaşanmaya başlar... 

 İşte bu esrarengiz olayların daha fazla ve kitabın çoğuna yayılmış olarak yer almasını isterdim. Ancak bu umduğumu bulamadın bu yüzden hayal kırıklığı yaşadım . Bunun dışında yazarın anlatım tarzını zaten çok sevdiğimi belirtmiştim. bu nedenle beklentinizi yüksek tutmadan okursanız kitabı seveceğinizi düşünüyorum . 
  Klasik kitaplarda bolca okuduğumuz ilişkiler , toplumsal bakış açısı , sigorta dolandırıcılığı , batıl inançlar ve gizem , gotik bir otel ve biraz da olsa paranormal olaylar yer alıyor bu kısa kitapta. 


Lanetli Otel
Kitabın Adı :Lanetli Otel 
Yazar :Wilkie Collins
Yayınevi : İthaki Yayınları 
Orjinal adı :The Haunted Hotel: A Mystery of Modern Venice
Çevirmen : Serim As Özdemir 
Sayfa Sayısı :216

“Lanetli Otel, dramatik bir dehşet gösterisi.” –Peter Ackroyd

Lord Montbarry’nin İtalya’da gizemli ve ürkütücü eşi Kontes Narona’yla balayındayken ani ölümünden bir süre sonra lordun ailesi tatil için Venedik’e gider. Orada kalacakları otel ise lordun balayında hayatını kaybettiği ve uşağının ortadan kaybolduğu eski konaktır.

Otelde kalmaya başladıklarında birçoğu paranormal olaylar yaşamaya başlar. Tuhaf bir koku, uyutmayan kâbuslar ve hatta tavanda süzülen bir kafa... Lordun huzursuz ruhunun musallat olduğundan şüphelenen yakınları onun ölümünün ardındaki sır perdesini aralamak istediklerinde korkunç bir vakayla karşılaşacaklardır.

Geceyi sakın 14 numaralı odada geçirme...










                                                     

3/13/2020

Yol - Cormac McCarthy

Mart 13, 2020 1 Yorum
Yol - Cormac McCarthy

Cormac McCarthy'nin Pulitzer Ödüllü kitabı Yol. Post-apokaliptik deniliyor kitap için. Kıyamet sonrası dünyayı anlatıyor kitap.

 Kıyamet sonrası dünya denilince akla farklı farklı düşünceler geliyor . Kitapta tüm dünyada bir felaket meydana gelmiş ve tüm medeniyet yıkılmıştır. Felaketin tam olarak ne olduğu belirtilmemiş kitapta. Okudukça anladığım kadarıyla bütün evler yıkılmış , insanların çoğu ölmüş durumdadır. Ölüler ara ara karşınıza kurumuş olarak çıkmakta. Yiyecek sıkıntısı vardır. Bütün evler ve marketler yağmalanmıştır. Etrafta hayvanlar da görünmez. Belki  onlar da yok olmuştur . Be kuş , ne kedi köpek ne de börtü böcek ... Bir ara gerçi bir köpek sesinden bahsedilir . O da gerçek mi yoksa öyle mi algıladılar bilemiyorum. Toprağın bile kendi rengi seçilemez . Etraf kül doludur . Bu da büyük bir yangın mı yoksa bomba sonucu mu oldu sorularını getiriyor. Ağaçlar da kurumuş durumdadır . yenecek bir iki kurumuş ve çürümüş elma dışında taze meyve de yoktur etrafta . Onlar da mı ölmüştür yoksa kış mevsiminden dolayı mı bulunmaz verilmez kitapta .

Bir baba ve oğul var kitapta. İsimler yok ... Sadece baba ve oğul . Oğul küçük bir çocuk aslında . Her şeyin yok olduğu bir dünyada nasıl ayakta kalınır? Yaşamaya devam etmek için gücü nasıl bulur kendisinde insan? Anne kendisinde bu gücü bulamaz . Çok önce ayrılır yanlarından . Babayı ayakta tutan da çocuktur . Evlat her şeyden değerlidir ve baba bunu bir kere daha kanıtlıyor kitapta. Peki diğer insanlar ne durumdadır . Herkes tedirgindir . Kimse kimseye güvenmez , güvenmemekte de haklıdır . Yiyecek bulunamadığı için yamyamlık artmıştır. Hatta bir bölümde Şişe geçirilmiş ateşte pişirilen başsız bir bebekten bahsediliyordu.

Amerikalıların kıyamet sonrası senaryolarında çoğunlukla yağma , birbirini öldürme ve yamyamlık sık görülür. Bu senaryo bu kitapta da geçerli . Fakat baba ve oğul onlardan değiller . İyi olanlardan onlar çocuğun sık sık babasına sorduğu gibi . Baba ve oğul yolu takip ederek güneye sahile gitmeye çalışmaktadırlar. Onları orada ne bekliyor bilmezler sadece bir umuttur yolculukları. Gece olunca ateşin görülmeyeceği yerlerde konaklarlar. Zaten tüm sahip oldukları bir market arabası , battaniye , parçalanmış ayakkabılar ,iki mermisi olan bir silah.

Baba mücadeleyi temsil eder. Her şeye rağmen oğlunu korumak için , onun umudunu yitirmemesi için mücadele eder. Oğul ise umudu temsil eder kitapta. Hatta babaya göre bir peygamber bile olabilir çocuk. Gelecektir , umuttur zaten çocuklarımız .

Söyleşilerinden birinde, McCarthy bu kitabın fikrinin, oğluyla yerleştiği otelin penceresinden dışarı bakarken, izlediği kentin birden alevler içinde kaldığı görüsüyle aklında beliren soruların sonucunda çıktığını söylemiş. Kitabı yazarken nereye doğru ilerlediği hakkında en ufak bir fikri olmadığı, fakat kitabın tam olarak nereden geldiğini gayet iyi bildiğini vurgulamış yazar . Kitap belirsizlik , umutsuzluk içinde ilerliyor gibi görünse de iyi insanlar olduğu sürece umudun bitmeyeceğini anlatıyor aslında . Korku ve kabusla  geçen bir gecenin ardında uyanıp oğlunu görünce umudu hatırlayan baba ve oğlu , onların yaşadıklarını başarı ile kaleme almış yazar . Kitaptan uyarlanan bir film de var. Filmi de izleyeceğim ve filmi izleyince "Ne  izledim?" yazımda yer vermeyi düşünüyorum .

The Road





Yol
Kitabın Adı :Yol
Yazar :Cormac McCarthy
Yayınevi :İthaki Yayınları
Orjinal adı :The Road
Çevirmen : Sevin Okyay
Sayfa Sayısı :192

Modern Amerikan edebiyatının en önemli yazarlarından biri olan, sıklıkla Herman Melville ve William Faulkner gibi ustalarla kıyaslanan Cormac McCarthy kariyeri boyunca Güney gotiği, Western ve postapokaliptik türlerde verdiği birbirinden başarılı eserlerle Pulitzer, National Book, National Book Critics Circle ve MacArthur Fellowship gibi ödüllerin sahibi oldu. 2009 yılında sinemaya da uyarlanan Pulitzer ödüllü Yol, kıyamet sonrası edebiyatının en önemli örneklerinden.
Bir baba ve oğlu yanıp kül olmuş Amerika topraklarında sonu asla gelmeyecekmiş gibi görünen bir yolculuğa çıkar. Niyetleri orada onları bir şeylerin bekleyip beklemediğini dahi bilmedikleri sahile ulaşmaktır. Rüzgârda uçuşan kurşuni küller her yeri ele geçirmiştir. Bu yıkım sonrası yolculukta kendilerini savunabilecekleri bir tabanca, yağmaladıkları yemekler ve birbirleri dışında hiçbir şeyleri yoktur.

Hiçbir umudun kalmadığı bir gelecekte bir baba ile oğulun hayatta kalmak için verdiği mücadeleyi anlatan Yol nihai yıkım, umutsuz azim ve bunlara rağmen kaybolmayan şefkatin anlatıldığı bir şaheser.





Cormac McCarthy Kimdir?

Cormac McCarthy 1933'te doğdu. 1953'te üniversite eğitimini yarıda keserek ABD hava kuvvetlerine katıldı. Hava kuvvetlerinde geçirdiği dört yılın ikisinde Alaska'da bir radyo programı yaptı. Sonra üniversiteye döndü, ilk öyküleri o sırada yayımlandı. Evlendi ve okulu yarıda bıraktı. Sık sık Herman Melville ve William Faulkner ile karşılaştırılan McCarthy'nin ilk romanı Orchard Keeper 1965'te Faulkner'ın editörü tarafından fark edilerek yayımlandı ve ilk romanlara verilen Faulkner Ödülüne layık görüldü. Son romanı The Road (Yol) ile 2007 yılında Pulitzer Ödülünü kazandı. Halen New Mexico'da son eşi ve dokuz yaşındaki oğluyla yaşıyor. Başlıca eserleri: Outer Dark (1968), Child of God (1974), Suttree (1979), Blood Meridian (1985), Sınır Üçlemesi: All the Pretty Horses (1992, O Güzel Atlar), The Crossing (1994), Cities of Plain (1998). O Güzel Atlar ile başlayan Sınır Üçlemesi ve Pulitzer Ödüllü Yol Kanat Kitap tarafından yayımlanacak.



                                                     

11/29/2019

KatilBot Günlükleri - Martha Wells

Kasım 29, 2019 5 Yorum
Katilbot Günlükleri

  Son zamanlarda okuduğum en iyi bilim kurgu serisi olan Katilbot Günlükleri üç kitaptan oluşmakta . Tüm Sistemler Çöktü , Yapay Koşullanma ve Kaçak Protokol .

 Kitapları çok sevdiğim ve birbiri ardına mola vermeden okuduğum için kitapları ayrı ayrı değil seriyi bir seferde paylaşmaya karar verdim.

Yazar Martha Wells , Katilbot Günlükleri ile Hugo ve Nebulas ödülleri almıştır. Kİtaplar bittikten sonra rahatça söylüyorum ki bu ödülleri sonuna kadar hak etmiştir.

  Seri üç kitaptan oluşuyor. Kitaplar kısa roman oldukları için sıkmadan çok rahat okunuyor. Bu seri tek kitap olarak basılamaz mıydı diye sorarsanız bence olabilirdi  . Fakat böyle okuması daha kolay olmuş bana göre.

İlk kitap Tüm Sisitemler Çöktü'de Katilbot ile tanışıyoruz. O aslında bir GüvBirim . Organik dokular , mekanik aksam ve yapay zekadan oluşuyor. Üstelik oldukça etkileyivi silah donanımına da sahip .  Tüm GüvBirimler idare modülü tarafından kontrol ediliyor. Onlara verilen emirleri yapmak zorundalar , yazılımları böyle. Fakat bizim Katilbotumuz kendi idari modülünü hacklemiş. Fakat hacklediğini kimseye belli etmiyor .Bir görev için insanlarla birlikte bir gezegene gönderiliyor. Bu gezegende insanları tehlikede olunca o da tüm gücünü kullanarak onları korumaya çalışıyor ....

İkinci kitap Yapay Koşullanmada Katilbot'umuz yanında bulunduğu insanların yanından kaçar ve taşıyıcı bot'u kullanarak seyahat ederken farklı bir maceraya yelken açar.

Üçüncü kitap Kaçak Protokol'de ise geçmişinde aklına takılan noktaları aydınlatmak üzere bir maden bölgesine gider ve burada da ölümcül olaylar onu beklemektedir.

Yapay zekanın kendi yolunu bulmasını okurken heyecanlı bir maceranın içerisinde buldum kendimi. İlk iki kitabı fuardan almıştım . Ben seriye başlayınca üçüncü kitap da çıkınca internetten sipariş ver ve kargo bekle kısmı için sabrım kalmadığı için kitapçıya yollandım ve kitabı alıp hızla okudum. Dediğim gibi son zamanlarda okuduğum en iyi bilimkurgu idi . Fazla söze gerek yok bence ...





Tüm Sistemler Çöktü

Kitabın Adı : Tüm Sistemler Çöktü
Yazar : Martha Wells
Yayınevi :İthaki Yayınları
Orjinal adı :All Systems Red
Serisi : Katilbot Günlükleri #1
Çevirmen :Cihan Karamancı
Sayfa Sayısı :128


Kalpsiz bir ölüm makinesi olarak tam bir başarısızlık abidesiydim. Uzay araştırmalarının kurumsallaştığı bir gelecekte, araştırmalarda kullanılacak tüm malzemelerin Şirket’ten kiralanması gerekmektedir. Buna, araştırma yapacağınız gezegene gitmek için kullandığınız uzay gemisinden, sizi koruması için gönderilen GüvBirim androidi de dahil.

Uzak bir gezegende, yüzey testi yapan bir grup biliminsanına da kendine “Katilbot” diyen ve kendi idari modülünü hacklediği için bilinç kazanmış bir GüvBirim androidi kiralanmıştır. İnsanlardan çekinen ve dikkatleri üzerine çekmek istemeyen Katilbot’un tek yapmak istediği görevini başarıyla yerine getirip insanların onu rahat bırakmasıdır.

Ancak komşu bir araştırma ekibinden haber alınamadığında gerçeği ortaya çıkarmak Katilbot’a kalacaktır.
Katilbot Günlükleri, Tüm Sistemler Çöktü ile başlıyor…



Yapay Koşullanma
Kitabın Adı : Yapay Koşullanma
Yazar : Martha Wells
Yayınevi :İthaki Yayınları
Orjinal adı :Artificial Contition
Serisi : Katilbot Günlükleri #2
Çevirmen :Cihan Karamancı
Sayfa Sayısı :125



İnsanların birbirlerine ne yaptıklarına aldırış etmezdim: Tabii a) yapılanları durdurmam veya b) arkalarını temizlemem gerekmediği sürece.”
Karanlık bir geçmişi vardı. Bu geçmişin bir bölümünde de insanları öldürmüştü. Bu olay kendisini o kadar etkilemişti ki kendine “Katilbot” demeye başlamıştı. Ancak bu katliamla ilgili belleğindeki anılar belli belirsizdi ve artık daha fazlasını öğrenmek istiyordu.

Kısaltma adı GAT olan bir Araştırma Taşıyıcısıyla (“G”nin ne anlama geldiğini inanın ki bilmek istemezsiniz) bir olup her şeyin çığırından çıktığı o madencilik tesisine doğru yola çıkmak niyetindeydi.

Keşfedecekleri ise Katilbot’un bakış açısını tamamen değiştirecekti…

“Daha önce hiçbir kitabın ana karakterine böylesine bağlanmamıştım.”

-Patrick Rothfuss -

“Katilbot’a bayılıyorum.”

- Ann Leckie -

Kaçak Protokol

Kitabın Adı : Kaçak Protokol
Yazar : Martha Wells
Yayınevi :İthaki Yayınları
Orjinal adı :Rogue Protocol
Serisi : Katilbot Günlükleri #3
Çevirmen :Cihan Karamancı
Sayfa Sayısı :128

“Kalpsiz bir ölüm makinesi olmanın bu kadar çok ahlaki ikilem çıkaracağını kim bilebilirdi.”

Bilimkurgunun en sevilen yapay zekâsı yine iş başında. Alaşağı edilmesi mümkün olmayan GrayCris şirketine açılan dava zora girmişti ama daha da önemlisi yetkililer Dr. Mensah’ın GüvBirim’inin nerede olduğuna dair daha fazla soru sormaya başlamıştı.

İnsansı androidimiz maceradan maceraya koşmak zorunda kalıyor olsa da sadece yalnız kalmak istiyordu… insanlardan, gündelik konuşmalardan ve sorulardan uzakta.

Katilbot bu soruların ortadan kalkmasını istiyordu. Temelli…    


Martha Wells Kimdir ? 

Martha Wells


Martha Wells 1 Eylül 1964 tarihinde Fort Worth, Teksas, Amerika Birleşik Devletleri’nde Dünya’ya gelmiştir.

Spekülatif kurgu yazarı olan Martha Wells, fantezi ve bilim kurgu konularında fantezi romanı, genç yetişkin romanı kısa öykü, medya bağlantısı ve kurgusal olmayan yazılar yayımladı. Yazarın romanları sekiz dile çevrildi.



                                                     

6/18/2019

Kırmızı Piyano - Josh Malerman

Haziran 18, 2019 5 Yorum
Kırmızı Piyano


Zaman içinde nesneler değişirdi . Elbiseler , konuşmalar , diller ve silahlar da öyle. Fakat savaşın gerekçeleri, anlamı ve müziği asla değişmezdi.

  Josh Malerman'ın  okuduğum üçüncü kitabı Kırmızı Piyano . Kitap hakkındaki olumsuz yorumları ve kitabı yarım bıraktıklarını söyleyenleri duyup , okuduğum zaman ben sever miyim diye aklıma geldi.  Daha önceki tecrübelerime dayanarak kimsenin yorumunun beni etkilemesine izin vermiyorum artık  .  Zevklerin ne kadar farklı olduğunu yaşadıkça daha iyi öğreniyor insan .   Yakın zevklere sahip olduğum birisi bile benim çok sevdiğim kitap için vasat terimini kullandı. Tamam sana uymamış olabilir , sevmemiş olabilirsin ama karşındakine , o kitabi sevdim diyen birisine de o vasattı diyemezsin. Demek ki senin görmediğin şeyleri görmüş senin yakalayamadıklarını yakalamıştır o kitaptan. Herkes hayata aynı gözle bakmadığı gibi okuduğundan da aynı şeyi anlamaz . Benim çok sevdiğim ve fuardan para ile satın aldığım bir kitaba bile buram burak reklam kokuyor diyen oldu. Ne yazar ne da yayınevi satın alıp okuyup beğendiğim için bana para ödüyorlar. Yok öyle bir dünya , keşke yazdığım bu yazılar ya da beğendiğim kitaplar için bana para ödeseler de ihtiyaçlarımı satın alsam !!!!

Yazarın kitaplarının ortak noktası bilinmezlik ve kitabın sonunu tam olarak bağlamayıp açık kapı bırakması . Özellikle çok beğenilip , filmi de yapılan Kafes'i okuduktan sonra aklımda deli sorularla ortada kalakalmıştım. Kırmızı Piyano 'da ise o kadar çok soru kalmadı aklımda. Yazılan ve yapılan açıklamalar yeterli geldi benim için .

 Çölde kaynağı belli olmayan bir müzik işitilmektedir. Bu öyle bir müziktir ki nükleer silahları bile etkisiz hale getirmektedir. Böyle bir durum olunca tabi hemen Amerika ordusu harekete geçerek oraya asker gönderiyor. Fakat bir sonuç elde edilemiyor. Son çare olarak bir müzik grubuna bu teklif ile geliyorlar. Çöle gidecek ve o müzik kaynağını bulacaklardır. Bu bildiğiniz bir müzik gibi de değildir.

   Kitap iki zamanlı olarak ilerliyor. Bir bölümde müzik grubuna teklifin gelmesi  çöle gitmesi ve yaşadıkları anlatılırken , diğer bölümde müzik grubundan Philip'i okuyoruz. Philip hastanede ve tüm kemikleri kırılmış halde yatmaktadır. Çok hızlı bir şekilde iyileşen Philip'e sesin kaynağını bulup bulmadığı sorularak gördükleri öğrenilmeye çalışılmaktadır.

  Kitabın ilk bölümlerinde özellikle müzik grubu ile alakalı bölümleri okurken sıkıldığımı ve bazı bölümlerin uzatılmış olduğunu belirtmeliyim. Bu bölümleri atlatıp okumaya devam ederseniz kitabı seveceğinizi düşünüyorum çünkü ben sevdim. Yazarın gizem öğelerini ustaca kullanması sayesinde merak duygum kitabı hızla bitirmemi sağladı . Araya serpiştirilen gerilim öğeleri de kitaba heyecan katmıştı.

  Benim sevdiğim kitaplardan oldu Kırmızı Piyano. 5 üzerinden 5 alamasa da 4 aldı benden . Okuyup okumamak size kalmış .)









Kitap Hakkındaki Övgüler :

"Sınır bilmeyen bir türde sınır tanımadan yazan Malerman, yirminci yüzyılın büyük korku ustaları Shirley Jackson ve Robert Aickman'ın yaptığı gibi dehşeti ve tüyler ürperten tuhaflığı anlatmayı çok iyi başarıyor. Bu son romanını da okurlar çok sevecek." –Library Journal (starred review)
"Josh Malerman'ın Kafes'i beklenmedik ve dehşet vericiydi. Korku okurları Kırmızı Piyano'da da benzer hisleri yaşayacak."

-Booklist-
"Malerman'ın yaratıcılığına söylenecek tek söz yok. Yazarın rahatsız edici, korku veren, karanlık ve sürükleyici ikinci romanı ise bu yıl içerisinde okuyacağınız en sıradışı kitaplardan biri olacak."
-Kirkus-
"Malerman'ın üslubu heyecan verici bir deneyim sunuyor. Konu ne kadar gerginse, yazarın üslubu da o kadar kusursuz."

- NPR-





Kırmızı Piyano
Kitabın Adı :Kırmızı Piyano
Yazar :Josh Malerman
Yayınevi :İthaki Yayınları
Orjinal adı : Blacl Mad Wheel
Çevirmen :Aslı Dağlı
Sayfa Sayısı :360


Sese Kulak Verme

Kafes Kitabının Çoksatan Yazarı Josh Malerman'dan Benzersiz Bir Gizem Romanı

Çölde keşfedilen, kaynağı belirlenemeyen bir ses...

Philip Tonka ve grubu The Danes'in bir sonraki hit şarkıları için umutsuzca ilham arama çabaları, Amerikan ordusundan bir generalin ziyaretiyle bölünmüştü. Bir Afrika çölünde nükleer silahları bile etkisiz hale getirebilen bir ses keşfeden Amerikan ordusu, bu sesin kaynağını bulmak için Philip ve arkadaşlarını bir göreve göndermek istiyordu. Bu keşif yolculuğu, kızgın çöl kumları arasında gömülü kalmış bir gizemin kalbine yapılan bir yolculuğa dönüşecekti.

Amerika'da, gözlerden saklı bir hastanede Ellen isimli bir hemşire, vücudundaki tüm kemikleri kırılmış bir hastaya bakıcılık yapıyordu. Hasta bu şekilde nasıl yaralandığı bilmiyordu fakat vücudu mucizevi bir hızda iyileşiyordu. Başına gelenler hakkında her geçen daha çok şeyi hatırlayan bu gizemli hasta, Ellen'ı hiç beklemediği bir yola sokacaktı. Peki bu gizemli hastanın Afrika'daki olaylarla ne gibi bir ilgisi vardır?



Josh Malerman :

Josh Malerman

24 Temmuz 1975’te doğdu. Çıkış kitabı olan Kafes, 2014’te yayımlandı. Michigan’da yaşamakta olan Malerman, “The High Strung” grubunun solistidir.


                                                         






Yazarın Okuduğum Diğer Kitapları : 

Gölün Dibindeki Ev 

Kafes 





                                                     

5/03/2019

Kara Kara Kapkara - Işın Beril Tetik

Mayıs 03, 2019 3 Yorum
Kara Kara Kapkara

" Yola günahlarınla birlikte çıkarsın. Çünkü günahlar, sadık bir köle gibi , sahibinin peşinden gider. " 

Aşkın Karanlık Yüzü kitabında yazdığı öykü ile tanıdım Işın Beril Tetik'in kalemini. Yazarın kendisiyle de tanışmak nasip oldu aşkın Karanlık Yüzü kitabı için eskişehir'e gelen yazarlarımız arasındaydı kendisi çok severek Takip ettiğim ve kitaplarını severek okuduğum Orkide Ünsür için gittiğim söyleşide yazarla tanıştım ve orada satılan kitabı Kara Kara Kapkara' yı satın aldım kitabın adıma imzalı olması da benim için ayrı önem taşıyor ve daha değerli yapıyor kitabı.

Kara Kara Kapkara' nın kısa öykülerden oluştuğunu bilmeden satın aldım , açıkçası roman zannetmiştim. Sekiz kısa öyküden oluşuyor kitap ve her öykü de ayrı bir karanlık barındırıyor.

İlk öykü " Yolcu Yolunda Gerek " bir otobüs yolculuğunu anlatıyor. Öyküye başlayınca az çok tahmin ettim çünkü benzer konuyu farklı yerlerde görmüştüm. Yazarın kendi tarzından okumak güzeldi yine de .

" Kızıl Rüya " isimli öyküde bir kadından bahsediyor yazar. Onun başına gelenlerden ve rüyasından. Bazen en korkunç gerçeklerle rüyalarımıza yüzleşiriz.

"Yatırım" isimli öyküde de Anadolu'da kültüründe yeri olan ve sıkça adını duyduğumuz ' Yatır ' dan ve insanın ne kadar aç gözlü olduğundan bahsediyor , hem de en karanlık olanından .

"Şeffaf " isimli öykü de bana göre karanlık değil "X Files " dizisine konu alacak türden bir öyküydü.

"Hasat " ise tüyler ürperten cinsten bir öykü. Küçükken köye gidince toplanıp yetişkinler birbirlerine "gerçek " olduğunu söyledikleri bazı öyküler anlatırlardı, tabii biz çocukların orada olmalarını umursamadan. Tüylerimiz bu öykülerle diken diken olur, gece uyanınca gözümüzü açmaya korkardık. Bu öykü beni işte o zamanlara götürdü.

"Kara Kara Kapkara " kitaba da adını veren öykü. Bu öyküyü okurken bir annenin çocuğunu nasıl yüzüstü bıraktığını görmek beni sinir etti. Başından beri ben çocuğa söylemiştim kaç o köyden diye de beni dinlemedi . Bu arada çocuk dediysem de aslında yirmili yaşlarda birisi .

" Boşluk " ta ise ailesinin yanından kaçan bir genç kızı ve yaşadıklarını ürpererek okuyacaksınız.

"Genç Dünya " ise bilim-kurgu, korku türüne giren ilginç bir öykü.

Hızla ve zevkle okudum kitabı. Yazarın kalemini ve bu tür kitapları zaten çok seviyordum . Bu kitabı da o sevdiklerimin arasına ekledim. Okurken ürperebilirsiniz fakat aşırı korku olmadığı için herkes rahatça okuyabilir kitabı diye düşünüyorum.




Kara Kara Kapkara - Işın Beril Tetik
Kitabın Adı :Kara Kara Kapkara
Yazar :Işın Beril Tetik
Yayınevi : İthaki Yayınları
Sayfa Sayısı :200


Günahlarla birlikte çıkılan yolculuklar, kılıfına uydurulmuş korkunç arzular, insan kılığındaki iblisler, Anadolu’nun kalbindeki kâbuslar, modern şehrin dar sokaklarında gezen habis ruhlar, arafta kalmış insanlar…

Işın Beril Tetik’ten, karanlığın gerçek sesine kulak vereceğimiz, dehşetin melodisini duyacağımız korku öyküleri.

“Geceleri sadece kapkaradır göze en iyi görünen…” Siz de geceye katılın!

Işın Beril Tetik Kimdir ? 

Işın Beril Tetik
1970’te Edinburgh, İskoçya’da doğdu. 1993’te Isle College of Art - Moda bölümünden Moda Tasarımcısı olarak mezun oldu. İlk fantastik kurgu öyküsü “Galgalin - Venianis’in Kehaneti” Derinden Gelen Sesler adlı seçkide yayımlandı. Aynı yıl Jules Verne Öykü Ödülleri Seçkisi - Hayalgücünün Merkezine Seyahat’te fantastik kurgu dalında 1.lik ödülü alan Tanrı Sorpien’in İnkarı adlı öyküsü yanında Kara Kalp ve Buyruk Zinciri adlı fantastik kurgu öyküleriyle yer aldı. Gizemli.com için yaptığı araştırmalar ve Kangüncesi/Gölge çevrimiçi dergisinde yazdığı öykülerle çalışmalarını yoğunluklu olarak çocukluktan beri merak duyduğu korku türüne odakladı.

Yazmak haricinde özellikle korku türü için araştırmalar yapmayı seven yazar , 2014'ten bu yana " Gerisi Hikaye Korku Konuşmaları " adlı çevrimiçi radyo programında türe ait her türlü datay üzerine konuşmaya devam ediyor .


Yazarın Okuduğum Diğer Kitapları : 

Aşkın Karanlık Yüzü 





                                                     

3/12/2019

Kafes - Josh Malerman

Mart 12, 2019 5 Yorum
Kafes - Josh Malerman


"İnsanoğlu aslında korktuğu yaratığın ta kendisidir. "

 Gölün Dibindeki Ev ile tanıştım yazarın kalemi ile. Kitaplarının sonlarını tamamlama işini okuyucunun hayal gününe bırakan farklı bir yazar Josh Malerman. Bazı okuyucular tarafından bu yönüyle eleştirilse de ben kitabını sevmiştim. Yazarın farklı tarzını sevince hazır indirimdeyken tüm kitaplarını topladım ben de  :)

  İlk olarak da hazır filmi çıkmışken önce Kafes'i okumak istedim. Bu arada heyecanı kaçmasın diye ne arka kapak yazısını ne de filmin konusunu okudum. Sadece fragmanı biraz izlemiş olabilirim :D Orada da Sandra Bullock ve yanındaki iki çocuğun gözlerinin bağlı olduğunu gördüm ve aklıma kitap ile ilgili binlerce teori geldi. Kitabı bitirdikten sonra fragmanın tamamını seyrettim. Yani ipucu olabilecek şeyler görmemiştim. Hayal ettiğimden oldukça farklı bir kitap buldum. Tür olarak korku yazsalar de bana göre korku değil sadece gerilim vardı . Ben korkmadım şahsen...

Bird Box


 Filmin fragmanı biraz  seyrettiğim için Malorie gözümde Sandra Bullock olarak canlandı ki kendisini de zaten çok severim. Hızla okuduğum farklı bir kitaptı. Ne olduğu belli olmayan yaratıklar vardır dünyada. Ne olduğu belli olmayan diyorum çünkü gören herkes deliriyor, etrafındakileri öldürüp sonra da intihar ediyorlar. Dünyaya açılan tek organımız göz artık tehlikelidir. Bu yaratıkları görmemek için göz kapalı olarak dolaşmak zorundadır insanlar ; evlerinde de dış dünyaya kapalı , dış dünyayı görmeden yaşamalılardır. Bu nedenle camlar battaniye ya da farklı şeyler ile tamamen kapatılarak dışarıyı göremeyecek hale getiriliyor.


   Bulunduğu evden iki küçük çocuk ile ayrılıp gözleri kapalı olarak nehirden güvenli bir yere girmeye çalışan Malorie ile tanışıyoruz kitapta. Başta anlatımında tam olarak ne olduğu anlaşılmıyor. Fakat Malorie ara ara geçmişe dönerek bize o güne kadar olanları  ,insanların nasıl o hale geldiğini ve dünyaya bildiği kadarı ile ne olduğunu anlatıyor. Gözleri kapalı gezen insanları okudukça aklıma Jose Saramago'nun körlük kitabı geldi nedense. Oysa hiç alakası yoktu.

  Kitabın yine yazarın tarzına uygun olarak nokta atışı bir sonu yoktu. Noktalandığı yerden siz hayal gücünüzü kullanarak devamını getirebilirsiniz. Kesin sonlu kitapları sevsem de yazarı beni rahatsız etmeden bitiriyor kitaplarını .

Kitabı gerçekten çok sevdim. Fakat abartıldığı kadar da çok muhteşem olduğunu düşünmüyorum. Kitap bittiği zaman aklımda hala tek bir şey vardı : Bu yaratıklar nereden geldi ve neye benziyor ????


Kitaptan Alıntılar : 

Fırtınada sığınak bulma, yağmurda dans etmeyi öğren.

Bir insanı kazanmak zaman meselesi, kaybetmek ise an meselesidir.

"Oradan ayrıldık çünkü bazı insanlar gelecek en küçük bir haberi beklerken bazıları kendi haberlerini yazar."




 Ödüller :

This Is Horror Ödülü - En İyi Roman

 Michigan Notable Book

Bram Stoker Ödülü - En İyi İlk Roman Finalisti

Goodreads En İyi Korku Romanı Finalisti

James Herbert Korku Ödülü Finalisti

Shirley Jackson Korku Ödülleri Finalisti

Kitap hakkında yazılanlar : 

"Bir oturuşta ve parmakların arasındaki çıtırtılar hissedilerek okunması gereken bir kitap. Buna benzer bir korku öyküsü şimdiye kadar hiç anlatılmadı. Josh Malerman bu işi biliyor."
                                      -Hugh Howey-
"Çok iyi, çok başarılı ve doğrudan yazılmış büyük bir takdirle okuduğum çarpıcı bir roman. Josh Malerman, işini hızlı konuşan ve ne yaptığını bilen bir meleğin edasıyla yapıyor."
                                     -Peter Straub-
"Tüyler ürperten bir ilk kitap. Malerman okuyucuyu soğukkanlı ve acımasız anlatımıyla diken üstünde tutuyor. Hitchcock'un Kuşlar'ı, Stephen King'in en iyi işleri ve Jonathan Caroll'la karşılaştırılmayı hak eden sarsıcı bir macera."
                                      -Kirkus Reviews-
"Stephen King hayranları bayılacak."
                                     -Publishers Weekly-








Kafes - Josh MalermanKitabın Adı : Kafes
Yazar :Josh Malerman
Yayınevi : İthaki Yayınları
Orjinal adı : Bird Box
Çevirmen : Aslı Dağlı
Sayfa Sayısı :336

Dışarıda bir şey var…

Görülmemesi gereken korkunç bir şey… Ona atılan bir bakış kişiyi ölümcül bir deliliğe sürüklüyor. Ne olduğunu ve nereden geldiğini ise kimse bilmiyor.

Malorie ve iki çocuğu, olayların başlangıcından beş yıl sonra hayatta kalmayı beceren bir avuç insan arasındaydı. Nehrin kenarındaki terk edilmiş bir evde çocuklarıyla yaşayan Malorie, ailesinin güvende olabileceği bir yere gitmenin hayalini kuruyordu. Fakat onları bekleyen yolculuk tehlikelerle doluydu. Tek bir yanlış hamle ölümlerine yol açabilirdi. Ve onları takip eden bir şey vardı.

Bu bilinmeyene doğru gözbağının karanlığında yaptığı yolculukta Malorie sık sık geçmişi hatırlıyordu. Bilinmez tehlikenin karşısında bir araya gelerek hayatta kalmaya çalışan, kendisini de aralarına kabul ederek onu da kurtaran ev arkadaşları teker teker aklına geliyordu: Bir zamanlar yabancı olan bir grup insanın birer birer kapısını çaldığı evde kurdukları ortak hayat... Ancak sağ kalan ve kapılarını çalan insanlar arttıkça ortaya yüzleşmeleri gereken bir soru çıkmıştı: Herkesin aniden delirdiği bir dünyada kime güvenilebilirdi?

Bird Box Film Fragmanı : 





Josh Malerman :

Josh Malerman

24 Temmuz 1975’te doğdu. Çıkış kitabı olan Kafes, 2014’te yayımlandı. Michigan’da yaşamakta olan Malerman, “The High Strung” grubunun solistidir.







Yazarın Okuduğum Diğer Kitapları : 

Gölün Dibindeki Ev 



                                                     

6/06/2018

Gölün Dibindeki Ev - Josh Malerman

Haziran 06, 2018 3 Yorum
Gölün Dibindeki Ev

" Yani evet mi diyorsun ?" diye sordu James kızın hareketlerini doğru yorumladığından emin olmaya çalışarak.

Nasıl hayır diyebilirim ki? 
" Nasıl hayır diyebilirim? Hiç tanımadığım biriyle kanoya binmek ister miyim? Evet . Çok isterim. "
    İkisi de on yedi yaşındaydı. İkisi de korkuyordu. İkisi de evet diyordu.


Çok merak ederek aldığım , kapağı ve ismi çok hoşuma giden kitabı sonunda okudum. Kitapları merak edip alıyorum fakat hemen okuyamıyorum. Elimdeki kitap bitmeden okumayayım diyorum sonra gözüme başkası ilişiyor ve kitap sonraya kalıyor maalesef... Bu nedenle artık elimdekilar bitmeden kitap almamaya karar verdim. Kaçamaklar hariç :))

  Josh Mallerman'ın en çok sevilen kitabı Kafes imiş. Ben Kafes'i okumadım. Bir dönem sosyal medyada kitabı o kadar çok gördüm ki okumak içimden gelmedi. Şimdi Gölün Dibindeki Ev bitttiğine göre bir ara o kitabı da alıp okumayı düşünüyorum, çümkü çok merak ettim. Önce Kafes'i okumuş olanlar Gölün Dibindeki Ev'i okuyunca hayal kırıklığına uğramışlar. Ben yazarın kalemini bilmediğim ve baklenti oluşturmadığım için sevdim kitabı.

  Kitap bir gerilim kitabı değil başta belirteyim. Gerilim beklentisi ile okunduğu için hayal kırıklığı yaratmış da olabilir. Bir gizem kitabı demek daha doğru olur.

  İki genç üzerinden işleniyor kitap. On yedi yaşında iki genç , James ve Amelia . Birbirlerinden hoşlanan bu iki genç ilk randevuları için gölde kano ile gezmeye çıkarlar. Göl gezintisi sırasında gizlenmiş bir tünel bulurlar. Bu tünelden kano ile zar zor geçen gençler yeni bir göle geçiş yapmış bulurlar kendilerini. Gözlerden uzak olan bu gölü çok severler. Ençok da gölündibinde gördükleri evi...


Karanlık dediğin ışığın yokluğundan başka neydi ki?


  Gölün dibinde iki katlı ve oldukça iyi durumda olan bir ev vardır. Bu ev çocukların ilgisini çeker ve araştırmaya kara vererek dalış yaparlar. Evin içi oldukça iyi durumda ve aynı zamanda tarif edilemez biçimde tuhaftır. Bu durum o yaştaki gençlerin çok hoşuna gider. Bir çeşit özel alanları olmuştur. Artık vakitlerinin çoğunu gölde ve o tuhaf evde geçirirler.

Delirdik, diye düşündü James. Aşktan delirdik.

  Evi , evin sırrını , olan paranormal olayların kaynağını merak ettiğimi söylemeliyim. Fakat kitaptaki asıl özne ev değil , çocuklar ve onların yaşadıkları. Yazar da onlara yoğunlaşmış ve böylece ev ikinci planda kalmış. Okuyucuları hayal kırıklığına uğratan olay da bu sanırım. Birbirlerinde ilkleri yaşayan iki genç ve onların duyguları, araştırmaları sonunda buldukları anlatılıyor kitapta.

  Bir günde hızla okunan bir kitap. Fazla bir beklentiye girmeden okrsanız hayal kırıklığına uğramazsınız.

Kitap Hakkında Yazılanlar : 

“Josh Malerman bu işi biliyor.”
                 -Hugh Howey, Silo serisinin çoksatan yazarı- 

 “Josh Malerman ilk aşkın getirdiği o peri masalı havasındaki nostaljiyi ustalıkla yansıtıyor ve biz okurlar da gerilimi hissettiğimizde bile uyarı işaretlerini görmezden gelip, bile isteye o yolda ilerlemeye devam ediyoruz.”                -LitReactor.com- 

 “Gölün Dibindeki Ev, klasik korku anlatılarında çıtayı yükseğe koyuyor. Malerman cüretkâr ve yetenekli bir hikâye anlatıcısı.”
             -Dead End Fullies- 

 “Malerman, bu harikulade korku hikâyesinde, bizi aşk ve büyünün soğuk sularına sokuyor, iki gencin bu sulara açılma macerasını incelikle anlatıyor.”
              -Livius Nedin, Booked, Podcast-





Kitabın Adı :Gölün Dibindeki Ev
Yazar :Josh Mallerman
Yayınevi :İthaki Yayınları
Orjinal adı : A House at the Bottom of a Lake
Çevirmen :Aslı Dağlı
Sayfa Sayısı :184


2015 ve 2016’da Türkiye’nin En Çok Satan Korku Gerilim Kitabı Olan Kafes’in Yazarı Josh Malerman’dan Tüyler Ürpertici, Yepyeni Bir Roman!
İkisi de on yedi yaşındaydı.
İkisi de korkuyordu. İkisi de evet diyordu.
 Mükemmel bir ilk randevuydu: üzerinde kanoyla kürek çekilen göller, sandviçler ve soğuk içecekler... Ama Amelia ve James aniden suyun altında yaşamlarını sonsuza dek değiştiren bir şey keşfettiler.
İki katlı.
Bir bahçeli.
Ve ön kapısı da açık.
Gölün dibinde bir ev.
Amelia ve James için tek bir kural var: Evle ilgili soru sormak yok. Peki böylesine muhteşem bir yerin, belli bir bedelinin olmaması mümkün mü?
  İkili dalgaların altında parıldayan evde vakit geçirirken gerçekler de ortaya çıkmaya başlıyor:
      Bir Evin Boş Olması, Orada Kimse Olmadığı Anlamına Mı Geliyor?




Josh Malerman :

Josh Malerman

24 Temmuz 1975’te doğdu. Çıkış kitabı olan Kafes, 2014’te yayımlandı. Michigan’da yaşamakta olan Malerman, “The High Strung” grubunun solistidir.


                                                   






Yazarın Okuduğum Diğer Kitapları : 

Kafes 








                                                      Kozmokitap





5/22/2018

Karanlıkta Fısıldayan - H.P. Lovecraft || Kitap Yorumu

Mayıs 22, 2018 0 Yorum
Karanlıkta Fısıldayan

  Tuhaf  kurgu ya da kara kurgunun babalarından kabul edilen ve günümüz korku edebiyatını şekillendiren Lovecraft okumayı çok istediğim yazarlardandı. Okuduğum bazı kitaplarda adı geçince yazardan haberdar olduğum, itiraf ediyorum. .  Sonra merak edip araştırınca yazarın bazı bilgisayar oyunlarına da ilham olduğunu öğrendim. Bu kadar çok konuda etkisi olan yazarın adının daha fazla duyulmuş olması gerektiğini ve yazarı tanımakta çok geç kaldığımı düşünüyorum. Lovecraft'ın  kalemini merak edince ilk olarak Karanlıkta Fısıldayan kitabını satın aldım okumak için. Şimdi kitabı bitirdikten  iki kitabını daha sipariş verdim. 2018 yılında onları da okumayı planlıyorum.

  1927 yılında Vermont  seli ile başlıyor kitabımız . Bu sel felaketinde suyun üzerinde yüzen garip şekiller yöre halkının dikkatini çeker. Bunlar bir çeşit canlıya aittir ve bilinen bir tür değildir. Bu garip olay eski efsaneleri akıllara getirir.

   1928 yılı bahar ayında kitabın anlatıcısı olan bilim adamımız Wilmarth,  yine bir bilim adamı olan Akaley isimli birisinden mektuplar almaya başlar. Bölgede ıssız bir çiftlik evinde yaşayan Akaley bu bölgede görülen , pençe izine benzeyen izlerden, cesetlerden , tuhaf seslerden bahseder mektubunda. İnsan sesine benzeyen bu sesler dikkatle dinlendiğinde bir tuhaflık olduğu fark ediliyor ve sesin tınısı insanı rahatsız edip ürkütüyordur.

  Bu mektuplar sayesinde okuyucu olarak biz de olayın garipliğini fark ediyor ve ne olabileceği hakkında tahminlerde bulunuyoruz. Bu yaratıklardan korkan Akaley bildiklerini paylaşmak ve bu garip yaratıkların varlığını kanıtlamak istemiştir.

   Bir bilim adamı olarak konuya yaklaşan Wilmarth , daha sonraları profesyonelliğini bir kenara bırakıp korkunun onu da esir almasına izin vermiştir.

  Bilinmeyenin korkusunu anlatan Lovecraft'ın Karanlıkta Fısıldayan kitabını okurken aklıma Gizli Dosyalar ( The X Files ) filmi geldi. Bu konu tam da Mulder'a göre  bana göre...

  Her korku filminde ya da kitabında mantığa uymayan davranışlar ve konular vardır. Bunu okurken ya da izlerken  daha iyi anlarız . Kitabın da sonunda olanları okuyucu olarak daha iyi görebildim ve tahmin edebildim. Anlatıcımız bazı olayları fark edemeyecek kadar gözü kapalı davransa da ve okuyucu olarak beni fazla şaşırtmasa da yazarın kalemini sevdim ve bu tür edebiyatın üzerindeki etkisini düşündüğüm zaman okumak bana ayrı bir keyif verdi. Lovecraft kitabında bilim kurgu , korku ve gizem öğelerini başarı ile harmanlamıştır.







Karanlıkta Fısıldayan


Kitabın Adı :Karanlıkta Fısıldayan
Yazar :H.P. Lovecraft
Yayınevi : İthaki Yayınları
Orjinal adı : The Whisperer in Darkness
Çevirmen : F. Cihan Akkartal
Sayfa Sayısı : 96


Profesör Alberth Wilmarth’ın anlattığı, büyük sel sonrasında Vermont civarındaki tuhaf ve ürkütücü olayları konu edinen Karanlıkta Fısıldayan'da, H. P. Lovecraft'ın "bilinmeyenin korkusu"na dair tutkusu kendini yine gösteriyor.

Bölgedeki Akeley çiftliğinde yalnız yaşayıp bu ürkütücü olayları araştıran, esrarengiz Henry Akeley'nin Wilmarth'a yolladığı mektuplarda değindiği korkunç detaylardan ve "gizli ırk" ile ilgili bahsettiklerinden sonra Akeley, geceleri gizli güçler tarafından rahatsız edilir. Bunun ardından Profesör Wilmarth olayları çözmek için Akeley çiftliğine tehlikeli bir yolculuğa çıkacaktır.
Karanlıkta Fısıldayan, Lovecraft'ın yazdığı en uzun metinlerden biri olmasının yanında Cthulhu Mitosu'nun da bir parçası. Bu dehşet dolu eserle kozmik korkuyu iliklerinize kadar hissedeceksiniz.




                                                     

11/04/2017

Hayaletin Zamanı - Diana Wynne Jones || Kitap Yorumu

Kasım 04, 2017 2 Yorum

Hayaletin Zamanı - Diana Wynne Jones


  Hayako Miyazaki imzalı animasyon filmlerini ailece çok seviyoruz. Yürüyen Şato'yu   defalarca tv de seyretmeme rağmen dvd sini de satın aldık kolleksiyonumuzda bulunsun diye.  Kitap ile ne alakası var bu konunun diyebilirsiniz.  Yazar Diana Wynne Jones ile bu animasyon sayesinde  tanıştım.  Onun kitabından uyarlanmış film. 

   Diana Wynne Jones 'un en bilinen kitapları Şato üçlemesi.  Bu seri bende eksik ,yakın zamanda tamamlamayı düşünüyorum.  Hayaletin Zamanı ise seriden bağımsız , farklı bir kitabı yazarın.  

 Kitabı satın almamdaki en büyük sebepler yazarı, kapak görseli ve İthaki kalitesi ile basılmasıydı. 

  Kitap küçük bir kız ile başlıyor.  Tek bildiği bir kaza olduğu,  kötü bir şey olduğu.  Ne adını , ne ne olduğu , ne de bulunduğu yeri hatırlıyor.  Yürümeye devam ettikçe aslında bir bedeni de olmadığını fark ediyor.  O bir hayalettir . Yürümeye devam edince çevreyi hatırlar,  evine gider, ailesini hatırlar.  Ne olduğunu hatırlamadığı için kardeslerine musallat olmak için döndüğünü bile düşünür. ... 





  Sally ailesi ile birlikte bir okul binasında yaşamaktadır.  Ailesi bu okulu işlemektedir.  Üç kız kardeşi daha vardır Sally'nin.  Korkunç bir kaza geçiren Sally geçmişe hayalet olarak dönmüş ve olacak korkunç bir olayı engellemeye çalışmaktadır. 

   Hayalet olarak dönüp olayları değiştirmek hele de sizi kimse fark etmezken çok zordur.  

  Yazar kızları , davranışlarını, aile yapılarını detaylı olarak anlatıyor.  Bazı yerlerde aklımda soru işaretleri ile dikkatimin dağılmasını engellese  de kitabı sürükleyici bulmadım.  Öyle ki bazı bölümlerinde sıkıldım.  Daha heyecanlı bir kitap beklemiştim.  Kitap farklı olmasına farklı fakat aradığım heyecanı bulamadım kitapta ...

Kitap hakkında yazılanlar :


"Okuyucuların hafızalarından kolayca silinmeyecek muhteşem ve ilginç bir hikâye."

                        -ALA Booklist -





Hayaletin Zamanı - Diana Wynne Jones
Kitabın Adı : Hayaletin Zamanı
Yazar : Diana Wynne Jones
Yayınevi : İthaki Yayınları
Orjinal adı : The Time Of The Ghost
Çevirmen : Sevinç Kayır
Sayfa Sayısı :274


Bir kaza oldu!

Bir şeyler ters gidiyor!

Gelecekten gelen bir hayalet geçmişte bir hayatı kurtarabilir mi?

Hikâyemizin kahramanı olan hayalet bir yaz günü, eskiden aşina olduğu dünyaya, bir zamanlar ailem dediği insanların arasına döner. Dört kız kardeşten biridir, ama hangisi olduğunu bir türlü çıkaramaz. Tek bildiği, feci bir kaza geçirdiğidir. Kim olduğunu öğrenmek için mücadele ederken, etrafında kıpırdanan kötü gücün farkına varır. Korkunç şeyler olmak üzeredir. Eğer hayalet geleceği kullanarak geçmişi yeniden şekillendirmezse, kardeşlerden biri ölecektir.

Peki, kız kardeşler onun varlığından bile habersizken, kahramanımız onları nasıl uyaracaktır?

Diana Wynne Jones, 1934 yılında Londra'da doğdu. Otuz yılı aşkın süredir hem cocuklar hem de büyükler icin fantazya romanları yazan Jones, bu türün öne çıkan yazarlarından sayılmaktadır. The Chrestomanci Books, Yürüyen Şato, Uçan Şato, House of Many Ways ve The Derkholm Books yazarın en önemli eserlerinden bazılarıdır.



                                                     

10/18/2017

Bioshock: Rapture Şehri - John Shirley || Kitap Yorumu

Ekim 18, 2017 7 Yorum
Bioshock: Rapture Şehri - John Shirley

       "İstediğin kadar oku,bilgine yakışır şekilde hareket etmezsen 'cahilsin'... "

  Dünyaca ünlü Bioshock oyununun başilangıç hikayesi Bioshock : Rapture Şehri. Kitapta bize Rapture şehrinin kuruluşu ve yıkıma götüren olaylar anlatılıyor.

  Oyunun ismini duydum fakat hiç oynamadım. Kitabı oğlum için almıştım ve yine onun ısrarı ile okudum kitabı. Bir oyunun kitabı olduğu için basit bir kurgu zannetmeyin kitabı. Kitapta felsefi fikirler ve harika bir kurgu var , ben çok sevdim kitabı .

Bioshock: Rapture Şehri - John Shirley

   İkinci Dünya savaşı sırasında 1945 yılından 1959 yılına kadar geçen olaylar anlatılıyor kitapta. Andrew Ryan daha çocukken babası ile Rusya'dan Amerika'ya kaçarlar. Avrupa savaş ile sarsılmakta, Japonya'ya atom bombası atılmış , Rusya'da kızıllar kan dökmektedirler. Özgürlük ve savaştan kaçmak için Amerika'ya gitmişler ve orada fırsatları iyi değerlendiren Ryan zengin bir iş adamı olmuştur. Zengin olmasına olmuştur fakat Amerika'da da aradığı özgürlüğü bulamamıştır. Din , sendikalar, ekonomik sorunlar ,yöneticilerden memnun kalmama Ryan'ın yeni yollar bulmaya itmiş ve Rapture fikri ortaya çıkmıştır.






   Atlantik okyanusunun ortasında , denizin altında, dinden , sendikalardan arınmış, tamamen özgür bir ülke... Asgari ücret yok, istediğini yapmakta özgürsün (cinayet hariç) . İstediğin işi yap , istediğin sanatı icra et...

Bioshock: Rapture Şehri - John Shirley


  Şehir inşa edildikten sonra sanatçılar , yatırımcılar, zeki insanlara davet gönderilir bu şehirde yaşamaları için . Daveti kabul edenler şehre gelir , kabul etmeyenlerin de sessizliği istenir. Bu şehirden kimsenin haberi olmamalıdır. Korkunç dış dünyadan soyutlanmış bir cennet, özgürlükler şehri ... Bu şehre herkes kabul edilmez fakat bir kez girdin mi çıkmak da yasaktır.

Bioshock: Rapture Şehri - John Shirley


  Baştaki kurulma fikri ne kadar güzel olursa olsun Ryan'ın hesaplayamadığı şey insan faktörüdür. İnsanın vahşi , acımasız , aç gözlü doğası. Kendi özgürlüğünü diğer insanların zararına kullanma potansiyeli. Din ortadan kalkınca vicdan azabının da kalkması ve insanları frenleyen hiçbir yaptırımın olmaması...

   Ütopya olarak başlayan fikrin distopyaya dönüşmesi, insanlar arasındaki sınıf farkının gittikçe artması , bir gözlemci ve yöneticinin diktatöre dönüşmesi ve insanları kurtarmayı vaat eden bir adamın aslında farklı niyetlere sahip olması...

Bİoshock: Rapture Şehri


   Kitap bize güzel başlayan bir maceranın yavaş yavaş nasıl kabusa dönüştüğünü gösteriyor. İnsanların denetlenmez ve yaptıklarının sonucunda bir yaptırım olmaz ise nasıl raylarından çıktıklarını ve çevresindeki her şeyi - çocuklar da dahil - nasıl kötü niyetleri için kullandığını gözümüze sokarak anlatıyor yazar.

Bioshock: Rapture Şehri - John Shirley


   Bir oyunun kitabı olduğu için hızla okuyup bitiririm diye düşünmüştüm başlarken. Fakat öyle olması. Kitabın içindeki alt mesajları kaçırmamak için sabırla , yavaş yavaş , sindire sindire okudum. Sonuç olarak ise çok sevdiğim kitaplar arasına girdi...






Bioshock: Rapture Şehri - John Shirley
Kitabın Adı : Bioshock  Rapture Şehri
Yazar : John Shirley
Yayınevi : İthaki Yayınları
Orjinal adı : Bioshock : Rapture
Çevirmen : Kerem Ergener
Sayfa Sayısı :424


Dünyanın en çok satan bilgisayar oyunlarından Bioshock'ın başlangıç hikâyesi… Su altı şehri Rapture'ın bilinmeyen gerçekleri… Bir ütopyanın adım adım distopyaya dönüşmesi… II. Dünya Savaşı'nın sonuydu. Franklin D. Roosevelt'in Yeni Düzen'i, Amerika siyasetinin gidişatını değiştirmişti. Vergiler hiç olmadığı kadar yüksekti. Hiroşima ve Nagazaki'ye atılan atom bombaları, tüm dünyaya toplu bir ölüm korkusu saldı. Hükümetlerin gizli ajanlıklarının ve birimlerinin yükselişi, dikkatleri üzerine çekiyordu. Amerika'nın özgürlük anlayışı yok oluyordu ve pek az insan özgürlüklerini kazanmak için savaşmaya hazırdı.

Ancak bu insanlar arasındaki bir hayalperest, zorlu yollardan gelen bir mülteciyken dünyanın en zengin ve en hayranlık uyandırıcı adamlarından birine dönüştü. İşte o adam: Andrew Ryan! Ve kendisi, insanların hep daha iyisini hak ettiğine inanıyor. Bu yüzden dünya üzerinde bir ütopya yaratıp imkânsızı gerçekleştirmeye kararlı. Öyle bir ütopya ki devletten, sansürden, bilim üzerindeki ahlaki sınırlamalardan uzak, emeklerinizin karşılığını aldığınız bir yer. İşte bu fikirle Rapture ortaya çıktı; denizin altındaki o parıltılı şehir… Ancak bu ütopya büyük bir trajediyle yüzleşti. İşte her şey böyle başladı… her şey böyle son buldu.

"Ben Andrew Ryan ve size bir soru sormak için buradayım: Bir insan kendi alınterinde hak sahibi olamaz mı? Hayır, der Washington'daki adam. O ter, fakirlere aittir. Hayır, der Vatikan'daki adam. O ter, Tanrı'ya aittir. Hayır, der Moskova'daki adam. O ter, herkese aittir. Bu cevapları reddettim. Bunlar yerine, başka bir şeyi seçtim. Ben imkânsızı seçtim. Ben… Rapture'ı seçtim. Sanatçıların sansürden korkmayacağı bir şehir. Biliminsanlarının gereksiz bir ahlakla sınırlandırılmadığı bir şehir. Mükemmelin, değersizler tarafından sınırlanmadığı bir şehir... ve alınterinizle, Rapture sizin de şehriniz olabilir."


                                                     >

10/10/2017

Karanlık Ada - Nick Cutter || Kitap Yorumu

Ekim 10, 2017 5 Yorum
Karanlık Ada - Nick Cutter


   İthaki Yayınları'nın en yenilerinden bir tanesi Karanlık Ada. Kitap çıktığından beri ilgimi çekmişti. Yapılan tanıtımlar , kitabın kapak dizaynı ve korku -gerilim olması kitabı hemen okuma isteği yarattı bendi. En kısa sürede kitabı alıp bekletmeden okudum:))

   Kitabı okumadan önce arka kapağı okumadım. Arka kapak yazıları yüzünden hüsrana uğradığım ve bazı yazılarda da çok fazla konudan bahsettikleri için sinir oldum. Bu nedenle bir süredir arka kapak okumuyorum...

 Öncelikle belirteyim ki kitaptan gerilim filmi olursa çok başarılı olur. Kitap olarak okurken ise ben gerilmedim, korkmadım. Ne hissettiğimi belirteyim mide bulantısı , tiksinme ,sinir olma...  Kitabı okumak istiyorsanız sağlam bir mideye sahip olsanız iyi olur;)






   Kitap bir adada geçiyor. İzci başı Tim ve yanında beş izci çocuk adada vakit geçireceklerdir. Adadan ayrılma zamanları gelince bir kayık gelip onları alacaktır. Bu adada telsiz dışınca dış dünya ile bağlantılarını sağlayacak bir cihaz da yoktur!...

   Gecenin karanlığında adaya bir yabancı gelir. Hastalıklı görünüme sahip bu yabancı bir deri bir kemiktir. Görüntüsünün aksine oldukça iştahlıdır. Çok açtır ve açlığın  bastırması çok zordur. Yiyecek bir şey bulamazsa toprağı bile yemektedir....

   İzci başı Tim bir doktordur aynı zamanda. Yardıma muhtaç bu yabancıyı düşünmeden kulübeye alır. Çocukları korumak için uzak tutsa da olacakları engellemek için çok geç kalmıştır.

   Diğer taraftan bir laboratuvar insanları zahmetsiz zayıflatmak üzere deneyler yapmaktadır. Bu deney için de bağırsak solucanları kullanılıyor ve bu yaratıkların genetikleri ile oynanıyor. Yapılan bu deneyler ve deney sonuçlarının anlatıldığı bölümler , en çok tiksindiğim bölümlerdi.

   Her izci çocuğun farklı bir karakteri olaylar karşısında farklı tepkileri vardı. Fakat içlerinde en garip olanı Shelley'di . Çocuk tam anlamıyla bir sosyopattı...

    Yazar kitapta geçekten farklı bir konu ve anlatış biçimi seçmiş. Ne kadar midem alt üst olsa da sonunda ne olacak diye okumayı bırakamadım. Aralarda dinlenmem ve biraz uzaklaşmam gerekti. Özellikle yemek esnasında kitap aklıma geldi bazen:)))

   Yazarın bazı bölümlerde özellikle çocuklar ile ilgili yerlerde geriye dönüp anılarını yazması biraz fazla geldi bana . Çok fazla geriye dönüş olmasa daha başarılı bulabilirdim.

   Kitabın sonunda ise yazar aklımda soru işaretleri bırakarak gitti. Sonunu isteğime göre tamamlayabilirim. İster güzel bir son ister felaket senaryosu...

   Sonuç olarak farklı bir kitaptı. Fakat tekrar okumak isteyeceğim bir kitap değil...

 Karanlık Ada hakkında neler söylenmiş ... 

Stephen King : “Karanlık Ada’yı okurken ödüm patladı ve elimden bırakamadım. Korku dediğin işte böyle yazılır.”

Jonathan Maberry : “Karanlık Ada, elinizden bırakamayacağınız, mükemmel ve hayli rahatsız edici bir roman. Şiddetle önerilir.”

Mira Grant : “Karanlık Ada’da Nick Cutter korku türüne yeni bir soluk getiriyor. Mükemmel bir roman.”


Satın almak ve incelemek için : The Troop: A Novel




Karanlık Ada - Nick Cutter
Kitabın Adı :Karanlık Ada
Yazar :Nick Cutter
Yayınevi : İthaki Yayınları
Orjinal adı : The Troop
Çevirmen : Burak Eren
Sayfa Sayısı :448


İşe yarar bir diyet hapının dünyayı ne ölçüde değiştireceğini hayal edin. Eğer kilo vermek bir şeker çözeltisinin yapabileceği kadar basit olsaydı ne olurdu? Bunun günlük hayatı nasıl da çarpıcı bir şekilde değiştireceğini bir düşünün. Bu, gerçekten devrim niteliğinde olurdu. Ve elbette bazı insanları da oldukça zengin ederdi...
Doktor Clive Edgerton’ın ilgilendiği ise para değil bilimdi. İnsan taşıyıcılarda kullanılacak bir hidatid üzerinde çalışıyordu. Bir hapla insan sistemine yerleşen ve kirli işini bitirdikten sonra diğerine geçen bir bağırsak solucanı çığır açıcıydı. Peki bu hap başka nelere yol açardı...

İzcibaşı Tim Riggs ve onun izci birliği, Kanada’nın ıssız bir adasında üç gün sürecek bir kamptaydı. Korkutucu zayıflıkta ve rahatsız edici solgunluktaki davetsiz bir misafir kulübelerine çıkageldiğinde işlerin dehşet verici bir hal alacağından habersizlerdi. Kamptakiler, hayatta kalmak ve evlerine dönmek için amansız bir mücadele vermek zorunda kalacaklardı.
Sineklerin Tanrısı ve 28 Gün Sonra’nın bir araya geldiği bu gerilim dolu romanda Nick Cutter, okurları ormanın derinliklerinde hiç unutamayacakları, dehşet dolu bir gezintiye çıkarıyor.



                                                     
Web sitemizdeki fotoğrafların, yazıların izin alınmadan kopyalanması, yayınlanması, alıntı olduğu ve kaynağı belirtilmeden bir takım amaçlar için kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasasına aykırıdır. İzin alınmadan kopyalanan resim ve yazılarımızla ilgili dilekçe ve dava açma hakkımız saklıdır.