Destek Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Destek Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3/23/2021

İbni Haldun - Coğrafya Kaderdir || Mesud Topal

Mart 23, 2021 2 Yorum
İbni Haldun

   İbni Haldun bu sene okuma listemde olan ve hayatını , felsefesi okuma listemde olan bir isimdi. Aslında o bir isimden çok daha fazlası . Pandemi öncesi son Eskişehir Kitap Fuarından Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın satış stantından İbni Haldun'un Mukaddime eserini almıştım. Onu okumaya geçmeden önce bir giriş olarak Mesud Topal'ın yayına hazırladığı İbni Haldun - Coğrafya Kaderdir kitabını okudum. 

   Destek yayınlarının hazırladığı biyografi ve felsefe serilerini okumayı seviyorum. İbni Haldun - Coğrafya Kaderdir kitabı yayınevinin felsefe serisi arasında yer alıyor. 

   İnsanın niyeti bazen sürekli karşısına çıkıyor . Ben de İbni Haldun'u okumaya karar verdikten sonra sürekli okuduğum ve araştırma yaptığım makalelerde karşıma İbni Haldun çıktı . Öncelikle kendisinin sosyoloji alanında yaptıkları ile karşılaştım. Sosyolojinin atası kabul ediliyor kendisi ve o sosyoloji ismi koyulmadan önce bu bilime "Ümran Bilimi" adını vermiştir. 

   Eski bilim adamı ve filozofları incelediğimizde hep çok yönlü olduklarını görürüz. Tek bir alan ile ilgilenen neredeyse yoktur. - Keşke günümüzde de insanlar farklı alanlarda kendilerini geliştirseler!!- 

  Asıl adı Ebu Zeyd Abdurrahman bin Muhammed bin Haldun el Hadrami olan İbni Haldun 14.yy tarihin en büyük düşünür ve tarihçilerindendir. Soylu bir aileden gelmiş ve iyi bir eğitim almıştır.  İbni Haldun - Coğrafya Kaderdir kitabı İbni Haldun'un düşünce yapısını ve fikirleri en büyük eseri Mukaddeme çerçevesinden ele almış ve ana başlıklar halinde yalın bir dilde okuyucuya aktarmıştır. 

  Dikkatli düşünen insan doğruyu ve yanlışı birbirinden ayırt eder. 

"Coğrafya Kaderdir" sözü İbni Haldun'un en büyük tespitlerinden birisidir. Peki gerçekten de coğrafya kader midir? Yaşadığımız ortam , olanaklar , gelenek ve görenekler birçok yönden önümüzü açar ya da kısıtlar bu hepimiz tarafından kabul edilen  bir gerçektir  . Ancak insanın kaderi tamamen bu doğrultuda çizilemez. Allah insana akıl vermiştir , kullansın ve çözüm yolları belirlesin diye. İnsan değişime kendisinden başlamalı ve yavaş yavaş çevresine yönelmelidir. 

 Fazla tevazuun sonu vasat insandan nasihat dinlemektir. 

İbni Haldun öze bakmanın öneminden bahsediyor bize. Tarih, ahlak , eğitim ,devlet , şehir hayatı gibi birçok konuda önemli fikirleri vardır bu filozof ve devlet adamının . Onun fikirlerini öğrendiğim zaman nasıl zamandan bağımsız olduğunu ve hala geçerliliklerini koruduğunu şaşırarak fark ettim. Onun bütün fikirlerini içeren Mukaddime adlı eseri birçok dile çevrilmiş ve ders kitabı olarak da okutulmuştur.

  Mukaddime'ye bir ön başlangıç niteliğinde okuduğum kitabı çok sevdim . Size birkaç  alıntı bırakıyorum: 

 * Kişinin kıymeti yaptığı işin kalitesinden belli olur.

*  İlmi engelleyenler ve insanları yalanlarla meşgul edenler , insanlığın en büyük düşmanlarıdır.

* Gönlünü bu dünyaya kaptıran yorulur. 

* İnsanı açlık değil alıştığı tokluk öldürür.

* Merhamet masum olduğu için her kalbe misafir olmaz. 

* İnsan, aklın idrak edemediklerini inkar eden bir varlıktır . 

* Her şey hareket halindedir , her şey değişir ve her şey gelişir. 

* Mantık ilminde esas olan söylediğini ispat emektir. 


  



İbni Haldun
Kitabın Adı :İbni Haldun - Coğrafya Kaderdir
Yayıma Hazırlayan :Mesud Topal
Yayınevi :Destek Yayınları
Sayfa Sayısı :120

"Adaletsizlik medeniyeti mahveder."

Modern tarih aktarıcılığının, sosyolojinin ve iktisadın öncülerinden kabul edilen bir filozof ve devlet adamıdır İbni Haldun... Tunus, Fas ve Mısır'da görev yaptığı zorlu dönemlerde iki yıl hapis de yatan büyük filozof, adını tarihe yazan yedi ciltlik dünyaca ünlü eseri Mukaddime'yi siyasetten çekildiği yıllarda kaleme almıştır. Çoğunlukla yalana ve dedikoduya dayanan dönemin tarih aktarıcılığı sistemini tamamen yıkan İbni Haldun, "tarih ilmini inşa eden kişi" olarak anılmaktadır ki onun tarihçiliğinde yalana ve safsatalara katiyen yer yoktur.

Coğrafyanın insan üzerindeki etkilerini siyasi ve fiziki açıdan derinlemesine incelediği çalışmaları sayesinde zaman ve mekân ötesi bir tespit gerçekleştirmiştir aynı zamanda. "Yaşadığı yerin havası, nemi insan sağlığına etki eder. Siyasi mekanizmanın düzgünlüğü ya da bozukluğu da yine insan hayatının her şeyini etkiler" diyen İbni Haldun'un sadece tarihçiliği üzerine değil, düşünceleri ve felsefesi üzerine de kaleme alınan bu kitapta ilme adanmış bir zihnin düşünce ve fikir disipliniyle de tanışacaksınız.










                                                     

6/24/2020

Fil Saati - Tuğba Sarıünal

Haziran 24, 2020 3 Yorum
Fil Saati

  Çarpışma kitabını okuduktan sonra kalemini çok sevdiğim Tuğba Sarıünal'ın yeni kitabı Fil Saati'ni yine çok sevdim hatta Çarpışma'dan daha çok sevdim.

  Kitabın konusuna ve kitap yorumuna geçmeden önce kitaba adını veren Fil Saati'ndan bahsetmek istiyorum. Bundan 9 asır önce El-Ceziri tarafından tasarlanmış filli su saati.

filli su saati


  El Cezerî kimdir derseniz İslam'ın Altın Çağında çalışmalar yapan Müslüman Arap mucit ve mühendistir.  Sibernetiğin ilk adımlarını attığı ve ilk robotu yapıp çalıştırdığı kabul edilen El Cezeri'nin Leonardo da Vinci'ye ilham kaynağı olduğu düşünülür.

Filli Su Saati


Filli Saat ise 2 buçuk metrelik bir saattir ve  günü 24 eşit parçaya ayırır ve işaretini her yarım saatte bir verir. Bu kompleks yapı şamandıra sistemiyle işler. Filin sırtında bulunan katip her yarım saati elindeki kalemi çizelge üzerinde kaydırarak belirtir. Yarım ve tam saatleri birbirinden ayırmak içinse filin üzerindeki bir figür tam saatlerde sağ, yarım saatlerde sol elini kaldırır. Bu yarım saatlik ara tamamlanınca bir ip yardımıyla kuleden bir küre bırakılır. Küre, saate yerleştirilen figürlerin hepsini hareket ettirmeye başlar. Bir kuş döner, kulenin üstündeki adam ellerini kaldırır, iki yılan aşağı doğru hareket eder. Son olarak filin boynundaki katibin sağ eliyle file sol eliyle trompete vurmasıyla da düzenek diğer yarım saatlik bölüm için ilk haline çevrilmiş olur. (Bu bilgiler Tarihhaber.net sitesinden alınmıştır )

  Tarihi bir saatti de içeren , polisiye , bilim kurgu , fantastik öğeler ve tasavvufu da içinde barındıran harika bir roman Fil Saati. Bütün öğeler öyle bir harmanlanmış ki şu da olsa daha iyi olurdu ya da bu da olmasaydı diyemiyorsunuz. Bu noktada yazarın hayal gücüne hayran oldum ve kalemini bir kere daha takdir ettim.

 Güneş psikolog genç bir hanımdır . Bir gün bir kitapçıda etkileyici genç bir adamla tanışır ve tanıştıkları gün gözlerinin önünde vurularak öldürülür bu genç adam . İşte tam da bu noktada başlıyor kitabımız ve böyle bir başlangıçtan sonra da kitabı elinizden bırakamıyorsunuz.

Fil Saati


  Çok karakterli ve çok olaylı bir kitap Fil Saati . Cinayetler işleniyor ve polis katil olduğunu düşündüğü/tespit ettiği katilin peşinden gidiyor. Katile götüreceğini düşündükleri tek kişi ise küçük bir çocuk. Anne ve babası ortadan kaybolunca yurda yerleştirilen Eren. Tesadüf bu ya Eren'in psikologu da Güneş. Olayların peşini bırakmayan Komiser Merih . Olaya karışan başka karakterler de var da onları da okumak isteyenlere bırakıyorum. Niyetim kitabın özetini çıkarmak değil. Bilgi verip bana hissettirdiklerini aktarmak.

Kitabı okurken teoriler oluşturmayın benim gibi. Zihninizi serbest bırakın ve bütün olasılıklara açık olun. Çünkü bu kitap gerçekten şaşırtacak . Beni şaşırttı ve işte benim aradığım kitap tarzı dedirtti.

Bazı olaylardan görünenin ötesi vardır . Bu kitaptaki olaylarda da görünenin ötesi var. Okurken izlediğim bir film aklıma geldi ve umarım onun gibi değildir dedim.Bu film Predestination'dı . Bir çok insan çok beğense de filmin mantığını sevmemiştim. Neyse ki kitabın dayanağı daha farklı çıktı. Tam bu beni çok şaşırttı derken sonunda yine ters köşe yaptı yazar. Kitabın devamı da gelecek . Çünkü öyle bir şekilde bitti ki olacakları ve kitabın bizi nereye götüreceğini çok merak ediyorum . Hazır filmlere benzetmişken belirteyim ki son kısım biraz bana İnvasion filmini hatırlattı. ( İnvasion filmini merak ediyorsanız burayı tıklayabilirsiniz. )  Filmle aralarındaki benzerliğin boyutu devam kitabını okuyunca netleşecek aklımda. Umarım yazar beni ve benim gibi kitabı çok sevenleri fazla bekletmez umarım.







Fil Saati Kitabın Adı : Fil Saati
Yazar :Tuğba Sarıünal
Yayınevi : Destek Yayınları
Sayfa Sayısı : 192

Her şey tek bir sorudan evrilir, gelişir ve değişir:

“Bu dünyadaki yerim nedir?”

Elmasın kömürde, ipliğin pamukta gizli olduğu dünya burası.

Sır hem gözünün önünde hem de gören gözün sindiremeyeceği kadar derinde.

Aldığı nefesi kendi içinde kaybettiğini bilmeyen insan, kendi dışında arasa da neyi bulacak sanki?

Hareket ediyoruz. Karşılaşıyoruz. Hatırlıyoruz. Unutuyoruz. Görünmeyeni arayan hareket hali içinde, yalnızca kendimizden kendimize doğru ilerliyoruz.
Kâinat kocaman bir ayna.
Hakikati aramak, kendini bulmak...
Sevginin nefrete dönüşmesi de bunun yokluğundandır. Yeşeremeyen kararır.

“Çok iyi, çok başarılı ve doğrudan yazılmış, büyük bir takdirle okuduğum sarsıcı bir roman.”

Prof. Dr. Uğur Batı








Tuğba Sarıünal Kimdir?

Tuğba Sarıünal18 Mart 1988 yılında dünyaya gelmiştir. Ankara Gazi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi’nden mezun oldu. Bir süre yüksek lisans düzeyinde eğitimine devam etti.

 Ardından Drama İstanbul Senarist Geliştirme Okulu’nda yaratıcı senaristlik eğitimi gördü. Reklam ve TV programı metin yazarlığı yaptı. İlk romanı Nakil 2011 yılında yayımlanmıştır.

 2012 yılında katıldığı Best Model yarışmasında en iyi fizik ödülünü aldı. Dinle Sevgili, Türk’ün Uzayla İmtihanı dizilerinde ve İncir Reçeli 2 filminde rol aldı. Günümüzde senaristlik ve yazarlık yapmaya devam eden Sarıünal’ın yayımlanmış 6 romanı ve 2 senaryo projesi mevcuttur.


Tuğba Sarıünal'ın Okuduğum Diğer Kitapları:

* Çarpışma


                                                     

8/20/2019

Zor Olsa da Hayat Devam Ediyor - Rövşen Abdullaoğlu

Ağustos 20, 2019 5 Yorum
Zor Olsa da Hayat Devam Ediyor  - Rövşen Abdullaoğlu

   Azerbeycan'ın çok satan yazarlarından aynı zamanda da filozof , doğu bilimci ve psikolog olan Rövşen Abdullaoğlu'nun ülkemizde yeni yayımlanan  kitabı Zor Olsa da Hayat Devam Ediyor. Yazarın kitaba verdiği isme katılmamak elde değil. Hayat gerçekten çok zor ve ne kadar zor olsa da devam ediyor. Yapacak bir şey yok ... 

 Kişisel gelişim türünde olan kitap Destek Yayınları tarafından yayımlandı ve motivasyon psikolojisi kitapları serisinde yer alıyor. 

Kitap kısa bölümlerden oluşuyor. Yazarın anlatım dili , verdiği örnekler , ayetler ile konuyu pekiştirmesi , kısa hikayeler , gerçek hayattan verdiği örnekler ile hızla okunan başucu kitabı niteliğinde bir kitap olmuş. 




    Hayat olarak zor bir süreçten geçtiğim zamana denk geldi kitap. Şu an en çok ihtiyacım olan şey motivasyon ve kendimi toplamak idi. Hızla okunacak bir kitap olsa da ben bölüm bölüm , dinlenerek ve özümseyerek kitabı okumayı tercih ettim. Çoğu bilgi ve anlatılanlar her ne kadar bu yaşıma kadar olan tecrübem ve okuduklarım ile benzer olsa da bazen insan beyni duruyor ve tekrar hatırlatılmaya ihtiyacı oluyor. Rövşen Abdullaoğlu'nun  kalemini okurken da karşılıklı bir sohbet havası hissettim. Sanki o an benim neye ihtiyacım olduğunu hissediyormuş da o konuda bana yardım ediyormuş gibi. Okudukça kendimi daha iyi hissetmeye başladım. Tekrar mantığım devreye giriyor ve hayatımın kontrolünü tekrar elime aldığımı hissettim. Bu nasıl oluyor derseniz , bazen yaşamda bizim dışımızda gelişiyor olaylar. Müdahale etmeye kalktığınız zaman elinizden geleni yapsanız da sizin dışınızdaki etmenler olayların akışını berbat bir hale getirebiliyor. Siz çabaladıkça battığınızı hissediyorsunuz. Son gücünüzle çabalarken bu çaba görmezden gelinip sürekli dışlandığınızı ve çaba göstermediğinizin ima edildiğini düşünün. Ve sizin önerileriniz dinlenmeyip işleri daha berbat hale getirdiklerini ve bu konuda yine sizi suçladıklarını ... İşte tam da böyle bir dönemde yolum Zor Olsa da Hayat Devam Ediyor ile kesişti.  Hayat zor  ve bundan kaçış yok . Sizin yolunun çiçeklik olda da sizin bildiniz olmadan yolunuza diken ve ayağınızı parçalayacak taşları döşeyenler oluyor. Tam çöküşü hissederken elinizden birinin tutup size umut olduğunu göstermesi ve bu dikenleri temizleyerek yola devam etmeyi hatırlatması gerekiyor bazen . Çünkü dediğim gibi bazen beyin duruyor ve tekrar işlemeye başlaması için bir etkene , güce ya da motivasyona ihtiyacı oluyor.

   Kitap bu konuda bana çok yardım etti. Sıkıntıların çok büyük bir tecrübe olduğunu ve beni daha da güçlendirdiğini tekrar ve tekrar fark ettim. Bu hayatta bir kere test edilmiyoruz maalesef . Aralarda farkına varalım veya varmayalım test ediliyoruz. Başarı ile verdiğimiz her sınav bizi daha güçlü hale getirirken hayatımıza da katkı sağlıyor. Bazen unutuyoruz ancak nefes aldığımız her saniye mucize aslında. Arada bunun birileri tarafından hatırlatılmasına ihtiyaç duyuyoruz maalesef....

  Size hem kitaptan hem de kendi sıkıntılarımdan bahsettim. Bu kitap dediğim gibi bana çok iyi geldi. Eminim size de iyi gelecektir. Kişisel gelişim kitaplarına ön yargınız varsa bunu bu kitap ile kırabilirsiniz. Sıkılmadan parça parça okuyabileceğiniz kitap unuttuklarınızı hatırlatacak , bildiklerinizi pekiştirecek , öğrendiğiniz yeni bilgiler ile kendinizi geliştirmenizi sağlayacak . Tavsiyemdir ...

"Zor Olsa da Hayat Devam Ediyor "Kitabından Alıntılar :

Unutma ki gerçek zahit hiçbir şeyi olmayan değil , hiçbir şeye bağımlı olmayandır .
İhtiyaçlarınız ,istekleriniz, bağımlı olduğunuzu sandığınız insanların sayısı arttıkça ruhsal sıkıntılarınız, endişeleriniz de doğal olarak artar . İhtiyaçlarınızı, insanlara bağımlılığınızı en aza indirgeyin ,o zaman gerçek anlamda özgürlüğe kavuşursunuz. 
 İnsanın mutlu olmasını engelleyen, içinde sonsuz üzüntüye sebep olan başlıca iki etken vardır: Birincisi dünya malına bağlılık, olmayacak isteklerde bulunmak ve başkalarına muhtaç olmak; ikincisi ise haset. 
 Hayat sadece siyah yada beyaz çizgilerden oluşmaz .
 Hayat siyah ve beyaz çizgilerin tekrarından oluşur. 
 Haklı olduğun halde herkes seni haksız olmakla itham ediyor diye haksız olmazsın . Haksız olduğun halde herkesin senin haklı olduğunu iddia etmesiyle haklı olmazsın. Çünkü gerçek biriciktir. 
 Şu üç özellik kimde bulunuyorsa bu, onun büyüklüğünü göstergesidir : Kızdığında öfkesini boğmak, başkalarını affetmek ,malı ve canı ile yakınlarıyla ilişkisini sürekli kılmaya çalışmak. 
 Mutlu insan geçmişte veya gelecekte yaşayan değil, yalnız şimdiki zamanda yaşayandır . Ludwig Wittgenstein
Zayıf insanlar şansa ,güçlüler ise sebep sonuç ilişkisine inanır. Ralph Waldo Emerson 
 Tesadüfe inanmayan insan için ,hayatında yaşanan her beklenmedik olayın perde arkasında pek çok hikmet ve derin anlam vardır. Her şeyi kabullenmek, mutsuzluğun sonuçlarından kurtulmaya doğru atılan ilk adımdır. William James, filozof 
 Kurak bir vadinin yalnız ağacı yeşil çimenlerin ağacından daha dayanıklı olur.



Zor Olsa da Hayat Devam Ediyor  - Rövşen Abdullaoğlu
Kitabın Adı :Zor Olsa da Hayat Devam Ediyor
Yazar :Rövşen Abdullaoğlu
Yayınevi :Destek Yayınları
Orjinal adı :Çətin Olsa da, Həyat Davam Edir
Sayfa Sayısı :272


Sen kimsin? Hangi gizli hazinelere sahipsin? Hayat için bunun bir önemi yok. NE YAPIYORSUN? Başarı sadece hareket halinde olanları sever.

Yaşadıklarınızı nasıl tanımlarsanız tanımlayın yanılmış olmazsınız çünkü hayata hangi pencereden bakarsanız bakın, göreceğiniz şey aslında görmek istediğinizdir.

Zorluk ve rahatlık... Bu iki boyacı ellerine bir fırça alarak ömrümüzü sırayla boyar. Bugün siyah boyasıyla hayatımızın üstünden geçen zorluk isimli boyacının elindeysek, hiç endişelenmeyin, yakında sıra diğerine de gelecektir. Hayatta sürünenlerden olmamak için mutlaka bu pozitif bakış açısına sahip olmalısınız. Bunun için her şeyin en güzel tarafını ve sizin için faydalı olabilecek en üstün amaçları arayıp bulun! İyimser ile kötümserin arasındaki fark buradadır. Aslında iyimserin iyimser olması, durumunun iyi olmasından, kötümserin mutsuz ve üzgün olması ise hayat koşullarının kötü olmasından kaynaklanmaz. Hayır, aralarındaki fark, çevreye bakışlarında, hayat felsefelerindedir.

Azerbaycan’da binlerce okurun hayatını değiştiren bu kitabın çok satanlar listesinde olmasının sırrı burada işte. Geçmişi geçmişte bırakarak başarısızlıklardan nasıl ders çıkaracağınızı, isteklerinizi ve gizli potansiyelinizi hedeflere doğru nasıl yönlendireceğinizi gösterip, kuru nasihat çerçevesinden çıkarak, insana hayatını kökten değiştirme yöntemleri önermekte, becerilerini gerçekleştirmek için özgüven duygusu aşılamakta.


Rövşen Abdullaoğlu Kimdir ? 

Azerbaycanlı yazar, filozof, oryantalist ve psikolog Rövşen Abdullaoğlu, 28 Eylül 1978 yılında Bakü'de dünyaya gelmiştir. Azerbaycan Devlet İktisat Üniversitesinden mezun olmuş, çeşitli üniversitelerde teoloji ve felsefe üzerine yüksek eğitimini sürdürmüştür.

   Azerbaycan, Türk, Arap, Fars ve Rus dillerini bilen Rövşen Abdullaoğlu, Moskova Pozitif Teknoloji ve Danışmanlık Enstitüsü Psikolojik Danışmanlık Fakültesi Gestalt-terapi üzerine danışman psikolog olarak mezun olmuştur.

Azerbeycan'ın çok satan yazarlarından birisidir. 2016'da yayımlanan " Bu Şehirde Kimse Yok " romanının 16.  baskısı bitemek üzeredir belki de ben bu yazıyı kaleme aldığımda bitmiştir. Yoğun talep üzerine basılmaya devam edileceği söylendi kitabın. Bir diğer polisiye romanı "Abaddon" ise yayımlandığı gün sadece 3 saat içinde tükenmiştir.

Yazarın Okuduğum Diğer Kitapları : 

* Bu Şehirde Kimse Yok mu? 

                                       

                                                   

7/05/2018

Oyuncu Olmak İsteyen Parmak Kaldırsın - Tümay Özokur || Kitap Yorumu

Temmuz 05, 2018 1 Yorum
Oyuncu Olmak İsteyen Parmak Kaldırsın


     "İyi bir oyuncu olmak için önce iyi bir insan olmak gerekir . "


   Hayatta hepimiz farklı rollerde yol alırız , doğduğumuz andan öldüğümüz ana kadar . Evlat , kardeş, arkadaş, dost, öğrenci, patron, işçi ... Hatta bazen o kadar ileri gideriz ki kendimize karşı bile rol yaparız. Kendimizi kandırmayı ne derece başardığımız ise şaibelidir. Bazen bu rollerde başarılı oluruz bazen de tökezleriz ... Hayat zaten bu değil midir? İnişli çıkışlı bir yol ... Her zaman her işte çok başarılı olduğunu söyleyen aslında kendisini kandırmış olur. Bazen de oynadığımız rollerde o kadar ileri gideriz ki maskeler takmaya başlarız ve belli bir süre sonra maske aslında bizim kişiliğimiz olmaya başlar ve gerçek " ben" i sonsuza kadar kaybedebiliriz.

    Tümay Özokur " Oyuncu Olmak İsteyen Parmak Kaldırsın" yıllarca edindiği tecrübelerini kitaplaştırarak oyuncu adayları için iyi bir rehber oluyor.  On iki bölümden oluşan kitapta yazar oyuncu olmak ve meslekte iyi bir yer edinebilmek için gereken her aşamayı düşünerek kaleme almış kitabı. Kitap her ne kadar oyuncular için gibi görünse de aslında hayatın her bölümünde faydalanılacak bir bilgi birikimini barındırıyor. Yani kitabı okumak için illa meslek olarak oyunculuk yapmanıza gerek yok. Zaten hayatın her alanında çeşitli roller üstlendiğimiz için her birimize hitap ediyor kitap.

  "Dünyada diploma sorulmayan tek meslek oyunculuktur. - Biket İlhan - " 

   İyi bir kariyer sahibi olmaktan , iyi bir CV hazırlamaya ve iş görüşmesinde nasıl davranılması gerektiğine kadar en ince detayları , hiçbir şey atlamadan kaleme almış yazar.

  Akıcı bir anlatıma sahip olan Tümay Özokur aralarda yer alan çeşitli alıntılar ile de kitabı zenginleştirmiş.

Bu kitabı kendini geliştirmek isteyenlerin yanı sıra , üniversite tercihlerinde "Sinema ve Tiyatro " yazmayı düşünen gençlerimizin de okumasını tavsiye ediyorum. Şimdiden iş ortamları hakkında bilgi sahibi olup rakiplerinin önüne geçebilirler...





Oyuncu Olmak İsteyen Parmak Kaldırsın

Kitabın Adı :Oyuncu Olmak İsteyen Parmak Kaldırsın
Yazar : Tümay Özokur
Yayınevi : Destek Yayınları
Sayfa Sayısı : 255


Vazgeçmeyenlerin ve vazgeçmesi gerektiği yeri bilenlerin kitabı...

Hayat bir sahne...
Doğduğun an senin için aralanır perde. Sana yazılan senaryoda ve biçilen süre içerisinde bazen evlat, bazen dost, bazen sevgili, bazen patron, bazen doktor, bazen oyuncu, bazen baba, bazen kardeş ve daha birçok bazen diye başlayan kimlik ya da diğer adıyla rollerinle hayatının başrolünü oynarsın.

Oyunun sonunda takdir görmek ister insan, alkışlanmak, onaylanmak ister. O da olur elbet ama olmayabilir de bazı zaman... Aslında eylemin ne olduğu değil sizin nasıl bir ruhunuz olduğu önemlidir. İyi bir oyuncu olmak için önce iyi bir insan olmak gerekir.

Yirmi yıldır sinema ve dizi sektöründe oyuncu menajeri ve eğitmeni olarak hizmet veren Tümay Özokur’un, birikimlerinden derleyerek kaleme aldığı OYUNCU OLMAK İSTEYEN PARMAK KALDIRSIN, hem oyuncu adaylarına motivasyon ve bilgi kaynağı olarak rehberlik edecek hem de hayatının oyuncusu olarak kalmak isteyenlere mutlu ve başarılı olmanın kapılarını aralayacaktır.

Tümay Özokur şöyle diyor: “Oyunculuk insan gibidir, bazen diptedir bazen gökte, beslenmezse, toprağın altında...”
“Hep denedin. Hep yenildin. Olsun. Yine dene. Yine yenil. Daha iyi yenil!”
-Samuel Beckett-


                                                            Kozmokitap

6/09/2018

İyiliğin Hareket Hali, İyiliğin Bilim Hali - Metin Hara || Kitap Yorumu

Haziran 09, 2018 5 Yorum

İyiliğin Hareket Hali,  İyiliğin Bilim Hali


  Metin Hara'nın Destek Yayınları'ndan son kitapları İyiliğin Hareket Hali ve İyiliğin Bilim Hali gerek kapak tasarımı ve renkleri gerekse içi bakımından pozitif duygular oluşturuyor. Kitap yorumu yaparken iki kitabı bir arada ele almak istedim. Çünkü birbirlerini tamamlıyorlar ve bana göre ayrı düşünülemezler.

  İyiliğin Bilim Hali 'ni yazar " insan doğası kötüdür , kabul et ." sorusuna yanıt vermek için kaleme almış. 210 madde yer alan kitabın sonunda ayrıntılı bir kaynakçaya yer verilerek akılda soru işareti kalmaması sağlanmış ve büyük bir araştırmanın ürünü olduğu da ortaya koyulmuş oluyor.

Yaptığımız her iyilik ve hissettiğimiz pozitif duygular önce bizi etkiliyor. Boşuna dememiş Atalarımız "iyilik yap denize at, balık bilmezse Halik bilir " veya " iyilik eden iyilik bulur " diye. İlk önce karşılığını insan kendisi alıyor. Nasıl mı ? Sağlık olarak. Karşılık beklemeden yapılan iyilikler insanı mutlu eder, stresi azaltır. Bu da daha az hastalık demek . Üstelik insan üzerindeki pozitif etkisi de dalga misali yayılır. Önce en yakınımızda olanlardan başlar sonra etrafta tanımadığımız insanlara yayılır.

Kitapta hayatın her alanından örneklere ve araştırmalara yer verilmiş. Bebeklerden annelere, alzheimer hastalığından suyun gücüne, danstan strese kadar. Sonuç olarak yok yok kitapta.

İyiliğin Hareket Hali 'nde ise yazar " Dünyayı tek başına nasıl değiştirebilirsin ki?" sorusuna cevap vermek için kaleme almış. Bedensel sağlık , zihinsel denge, ilişkiler, ekoloji, verimlilik , içsel yolculuk ve iyilik hareketinden oluşan yedi ana alanda oluşturulmuş 210 madde yer alıyor.


İlk sayfayı açar açmaz ne kadar farklı ve renkli bir kitap ile karşı karşıya olduğunuzu anlıyorsunuz. Şekiller ve emojilerle karşılıklı etkileşim sağlanması amaçlanmış. Üstelik bazı maddelerin de İyiliğin Bilim Hali 'ndeki hangi madde ile ilgili olduğu belirtilerek iki kitap arasında dayanışma sağlanmış.



   Kitapta mikro eylemler ile hayatta nasıl farklılık yaratabileceğimiz anlatılmaya çalışılmış. Büyük değişimler birden bire olmaz ufak adımlar ile başlar.

" Koşulsuz, kuralsız, alışverişsiz ve sınırsız sev. "

Her alanda farklı , minik minik tüyolar ile yazar farkındalık yaratmaya çalışıyor. Belki kitapta yazılanların çoğunu biliyoruz fakat bilmek yeterli mi ?? Ne kadarını uygulayabiliyoruz. .. İşte bu durum şaibeli.

İki kitap da tavsiyemdir. Herkesin okuması gereken kitaplar olduğunu düşünüyorum.

Kitaptan alıntılar : 

" Doğa insan olmadan da yaşar ama insan doğa yok olduktan sonra yaşayamaz. "- Poul Ehrlich-

Ayakkabılarını çıkar, toprağa yalınayak bas. Toprağın cömertliğini teninde hisset.

Daha önce reddedemediğin için kabullendiğin bir şeye bu kez "Hayır!" demeyi dene.

Hayatındaki her canlıya karşı cömertliğini göster.










                                                            Kozmokitap

5/23/2018

Tarihten Bir Kesit " Cesur Bir Kadın Halide "

Mayıs 23, 2018 6 Yorum

Cesur Bir Kadın Halide


  Osmanlı döneminde ilk kez roman yazan Fatma Aliye Hanım’dan sonra ikinci kadın Türk yazardır Halide. İlk romanını yazdığında sadece 19 yaşındadır. Küçük yaşta kendisinden yaşça büyük birisi ile evlilik yapan Halide iki çocuktan sonra eşinden boşanmıştır. Yaşadığı bu tecrübe onun güçlendirmiş ve artık hiç bir erkeğin gölgesinde ve hakimiyetinde bulunamayacağını anlamıştır. Artık erkekleri etkisi altına alan ve onları yöneten bir Halide vardır...

   Kitaplarını çok severek okuduğum Halide Edip Adıvar'ın hayatının bir kesitine şahit oluyoruz Cesur Bir Kadın Halide kitabında. Sağlık sorunları nedeni ile yurt dışına çıkan Halide ve eşi Adnan 14 yıl gönüllü sürgün hayatı yaşamışlardır. 1939 yılında yurda dönüş için Şark Ekspresi Paris'ten İstanbul'a yola çıkan Halide ile birlikte biz de hem trende tanıştığı insanlara ve yaşadıklarına tanıklık ediyoruz hem de onunla birlikte ara ara geçmişe giderek Kurtuluş Savaşı zamanına şahitlik ediyoruz.

Ülke düşman tarafından işgal edilmeye başlayınca iyi bir hatip olan Halide de insanlara durumu anlatmak için konuşmalar yapmış sonra da kocası Adnan ile birlikte Anadolu'ya Mustafa Kemal'in yanına gelmişlerdir. Mustafa Kemal'in yaydığı enerji ve otoriteden etkilenen Halide , onu da diğer erkekler gibi kontrolü altına alamadığı için hayal kırıklığına da uğramıştır. Aynı zamanda ona karşı olan ilgisi de karşılıksız kalmıştır. Kocasının Mustafa Kemal'e tavır almasının sebebi de budur. Savaş zamanında Onbaşı rütbesi ile orduya da destek vermiştir Halide. Amerika Mandası taraftarıdır ve bunu da açıkça belli edip savunmuştur. Atatürk'e her ne kadar destek olsa da aynı zamanda yaptıklarını tam olarak anlayamayıp onu  " Tek Adam " olmakla suçlamış ve durum da aralarındaki yakınlığı etkilemiştir.

 Yazarların akıcı anlatımı ile harika bir tarihi kurgu ortaya çıkmış.Kitap Halide Edip Adıvar'ın hayatının bütününü değil sadece bir kesiti ve Halide'nin gözünden savaşı ve Atatürk'ü anlatıyor. Anlatım bir geçmiş ve gelecek olarak ilerlemiş ve bir iki yerde tarih karmaşası olsa da genel olarak severek okuduğum  , bildiklerimi tekrar hatırladığım ve bilmediklerimi de öğrendiğim bir kitap oldu. Büyük bir emek ile hazırlandığı belli olan bir kitap.

Kitaptan Alıntılar : 

Halide'nin kürsüye çıkmasıyla, Sultanahmet Camii'nde sala okunmaya başladı. Salanın bitmesini beklerken; İslamiyet'in ne kadar kusursuz ve barış dini olduğunu düşündü. Türk milletinin böyle bir manevi güce sahip olması ne harikulade bir şeydi. Böyle bir manevi gücü hangi maddiyat yok edebilirdi?
Keşke sadece sevdiklerini, değer verdiklerini hatırlayabilseydi insan.
Ölüm bir hayatın sona erişi anlamına gelse de geride kalanlar için değişimin başlangıcı olur çoğu zaman.
Sultan Abdülaziz geleceğin demiryollarında olduğunu öngörmüş, güzergahının saray bahçesinden geçecek şekilde planlanmasına karşı gelenlere, son söz sahibi olarak tek bir cümle ile cevap vermişti:
"Memleketime demiryolu yapılsın da isterse sırtımdan geçsin, razıyım."
Görünüyordu ki; Hıristiyanların savaşı sadece Türk hakimiyetine değil, Türk milletinin kökünü kurutmak üzerine bina edilmişti. Ordular arasında savaş bitse de, cinayetler ve yağmalamalar, Türk köyünden ve milletinden eser kalmayıncaya kadar devam ettirilmişti.





Halide Cesur Bir Kadın
Kitabın Adı :Halide Bir Cesur Kadın
Yazar :Fatih Özcan, Yeşim Demir
Yayınevi :Destek Yayınları
Sayfa Sayısı :424


Başucunda duran tahta kutunun kapağını açtı Halide, kurumuş güle baktı.
Derin bir “Ah!” çekti...
Duvarlara çarpıp, tren raylarının tıngırtısına karıştı sesi. Mahzun gözleri ıslanmış, yüreğindeki yara tekrar kanamaya başlamıştı...
Kutuyu dudaklarına doğru yaklaştırdı, gülü öpmek istedi ama zarar vermekten korktu.
Ciğerlerini doldururcasına bir nefes çekti gül dudaklarının önündeyken. Sevginin taze kokusu yerini pişmanlıkların, vazgeçmişliklerin ve ayrı geçen zamanların isli kokusuna bırakmıştı.
Kutunun sallanmasına tren neden olsaydı keşke...
Gerçek olansa ellerinin titremesiydi.
Kapağını dikkatlice kapattı anı yüklü kutunun. Eliyle üzerindeki tozu alır gibi sevdi ve yatak başındaki yerine bıraktı.

Tuvalet etajerinin üzerinde duran kristal şişenin içerisinden avuçlarına bolca kolonya döktü, burnuna çekti... Derin bir nefesle...

Arkasında bıraktığını sandığı yıkıntıları yıllarca yüreğinde taşımış olduğunu düşündü hayretle. Zamanın karmaşık akışında; bazen rüyalarında, bazen de bir çocuğun ışıltılı bakışlarında açmıştı o anılar kutusunun kapağını... Hep kapalı kalsın, açılıp canını acıtmasın istedi yıllarca...


                                                            Kozmokitap

4/11/2017

Kuytu - Murat Tavlı || Kitap Yorumu

Nisan 11, 2017 0 Yorum
Kozmokitap

Şu an benim en büyük gücüm tebessüm
En inatçı parçam en umutlu yanım
Zor günlerimin dostu
İyi günlerimin süsü
Yanıma en çok yakışan ...

   Sevgili @kitaplahayat ta gördüğüm ve okumaya karar verdiğim bir kitaptı Kuytu. İyi ki kitabı görüp almışım. Okurken duyguların bin bir tonu ile tanıştım. Duygusallığın dibine vurdum ve bu kadar da olmaz ki dedirtti bana Ediz'in kaderi.... Bir insanın başına bu kadar da kötü olay üst üste gelmez ki! !!

Ediz'in çocukluğu ile başlıyor kitap. Baba şiddeti altında sinmiş fakat birbirine destek olan ve çok seven anne-oğul Ediz ve annesi. Bu çile dolu hayatta Edizi'in tek mutluğu annesi ve futboldur. Bir çocuğun sahip olması gereken en önemli şeyden baba sevgi ve ilgisinden mahrum bırakan babası annesini de elinden alacak ve onun yetimhaneye gitmesine sebep olacaktır....

kozmokitap

Ediz'in başına gelenler bununla kalıyor zannediyorsanız yanılıyorsunuz. O daha çocukken hayatı bir diken tarlasıydı. Tam dikenler azaldı derken ayağına cam kırıkları batar . Camlardan uzaklaşınca fırtınaya yakalanır. Yanı sözün kısası Ediz'in başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmezdi. Ömrüne o kadar acılar sığdırmasına rağmen çok güzel dostluklar da biriktirdi Ediz. Öz babasında sevgi görmemesine rağmen gerçek baba sevgisini Ali Kemal'de buldu Ediz. Bir de aşk var tabii...

Karanlığın bile manaya kattığı bir güzellik var
Hiçbirşey sebepsiz değil
Göremezsem bu güzelliği
Karanlık diye boş verirsem her şeyi
Yaşamanın ne anlamı var?
Günler güzel ,geceler anlamlı
Anlam içinde her anın bir hakkı var...


kozmokitap


   Okurken kızdım , sinirlendim, gülümsedim ve göz yaşlarımı tutamadım. Murat Tavlı'nın okuduğum ilk kitabı Kuytu. Kaleminize sağlık sevgili yazarım , kitabı çok sevdim. Etkileyici ve sıcak duygular saracak sizi okurken , aynı zamanda da hayatın dikenlerinin nasıl sürekli Ediz 'e batıp onu kanattığını okuyacaksınız. ...



Kozmokitap
Kitabın Adı :Kuytu
Yazar :Murat Tavlı
Yayınevi :Destek Yayınları
Sayfa Sayısı :288


Hayata en zor yerinden başlayan küçük bir çocuk Ediz. On yaşındayken annesi, babası tarafından gözleri önünde öldürülünce yetimhane günleri başlar. Yetimhanede aynı kaderi paylaştığı çocuklarla kendine yeni bir aile kuran Ediz'in ilkokul öğretmeni kendisini evlatlık almak isteyince hayatı değişir. Yirmili yaşlarına geldiğindeyse artık ülke çapında çok ünlü bir isimdir. Ancak her şey rüya gibi giderken hayatın ona oynadığı oyun henüz bitmemiştir ve yaşamı tekrar karanlığa gömülür. Artık eski Ediz yoktur, bir daha da hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Ta ki onun orman yeşili gözlerinde aşkla kaybolana kadar...

"Ben toprağa ekilen isyan tohumunun bir filiziyim. Her güneş gördüğünde daha da olgunlaşan intikam duygusunun sesiyim. En güzel mevsimde yağan yağmurum, bir sonbahar gecesi esen poyraz, bir bahar gecesi yere düşen doluyum. Sağanak yağışım barajlara sığmayan, sel olup denize karışan terk edilmiş bir gemiyim. Fırtınayım ben, yıldırımım, şimşeğim. Gökleri yarıp inen gök gürültüsüyüm. Kendimi bildim bileli aklı ile yüreği savaş halinde olan bir içsavaş mağduruyum. Kinim ben, öfkeyim, nefretim! Ağız dolusu küfürüm sessizliğimde. Çin Seddi'nden daha da geniş duvarların sahibiyim. Heyelanım ben hayalleri yerle yeksan eden. Uykunun en güzel yerinde korkuyu iliklerine saplayan depremim."


                                                            Kozmokitap

1/27/2017

Gitme Zamanı - Aret Vartanyan || Kitap Yorumu

Ocak 27, 2017 1 Yorum
kozmokitap

" Bence gerçek ölüm , yaşarken ölmek... Yaşamı unutup, insanın kendi elleri sayesinde yarattıklarıyla ölümü silmeye çalışması. Yaşamın anlamını yok etmesi. Ruh da sıkılıyor , beden de. Bir sebep arıyor gitmek için, buluyor da. Bazısı kaldıkça daha çok acı çekiyor, isyanı başkaldırıya dönüşüyor, boşluğu doldurmak için başkalarının yaşamını yok ediyor. Dolaylı ya da dolaysız..."

   Uzun zamandır kitaplığımda bekleyen Gitme Zamanı'nı okuma zamanının geldiğini hissettim sonunda ve kitaba başladım. Her kitabı okumanın belli bir zamanı olduğuna inanırım. Zamansız başlanan kitaplardan zevk alamayız ve hatta bu kitapları bitirmekte de zorlanırız. Bu bahsettiğim kitaplar çerez kitaplar değil elbette. Çerez kitaplar bazen kafa dağıtmak bazen de hoş vakit geçirmek için okunur. Gitme Zamanı ise bu gruba girmiyor.  Felsefe ve kurgunun harmanlandığı, düşünmeye sevk eden bir kitap.

                                 Batın ile zahir arasında gidip geliyor insan...

kozmokitap


  Kitap batın ile zahir arasında gidip geliyor. Görünen, çevremizde gördüklerimizden oluşan bir çevre ve görünmeyen ,fantastik , felsefi öğelerle dolu bir evren.... Zahir bölümünde Selim anlatılıyor kitapta. He zaman farklı birisi olmuş ve derinliği olan bir adam Selim. Eşi Burcu'nun kendisini aldattığını öğrenince sorgulama dönemi başlıyor Selim için . Kendisini, eşini, evliliğini ve hayatı sorguluyor Selim. Eşi fiziksel olarak kendisini aldatmamış olsa bile yaptığı bir dönüm noktası olur. Çoktandır çatırdayan bir evlilik sonunda kopma noktasına gelmiştir. Bu noktadan sonra Selim değişim sürecine başlarken biz de çevresindekileri ve birbirlerini etkileşim süreçini okuyoruz kitapta.

     "İnsan hem şimdide, hem gelecekte hem de geçmişte bulunabilir: Yaşadığımız şimdi , aslında bir öncesinin geleceği ve aynı zamanda bir sonrasının geçmişidir. Geçmiş ve gelecek yoktur, sonsuz bir şimdi vardır." 


kozmokitap

   Batın kısımlarında ise Yunus Emre'den Mevlana'ya , hristiyanlıktan müslümanlığa birçok felsefi şahsiyet ve dinler örnek olarak verilirken okuyucuya yol gösteriyor. bu iki bölümden birbirlerinden bağımsız ilerliyor gibi görünürken kitabın sonunda aslında ayrı olmasıklarını görüyoruz.

                 "Hayatın sana verdikleri değil , senin hayata ne verdiğin gerçek olandır. "

   Dört ciltlik bir serinin ilk kitabı Gitme Zamanı. Serinin ikinci kitabı Siyah Gözyaşı da elimde ve onu da şubat ayında okumayı düşünüyorum.  Normal bir roman ya da kurgu bekleyenler kitabı okurken hayal kırıklığına uğramasınlar diye hatırlatmak isterim ki kitap felsefe ve kurgunun bir araya getirilmiş hali. Kitabı okumaya karar verirken bu özelliğini göz önünde bulundurmalısınız.


kozmokitap
Kitabın Adı :Gitme Zamanı
Yazar : Aret Vartanyan
Yayınevi :Destek Yayınları
Sayfa Sayısı :400


"Gök ile yer arasında köprü kuran asa misali, Bâtın ile Zâhir arasında gidip geliyor insan..."

"Hazır mısın?"
"Hiçbir zaman hiçbir şeye hazır olmadım."
"Korkuyor musun?"
"Korkmadığım anım da olmadı."
"Neden buradasın?"
"Nerede olduğumu hiç bilmedim. Belki de olabileceğim başka bir yer yoktu."
"Başlayalım mı?"
"Her başlangıç bir son… Yeni bir sona başlayalım."
                               ***
Bir yanda Zâhir, bir yanda Bâtın… Bir yanda görünen dünya, bir yanda insanın ötesi, evrenin varoluşu… Bir yanda bireyin günlük yaşam akışı içinde kendini, çevresindeki karakterleri ve bulunduğu yaşamı sorgulayan bir hikâye; diğer yanda felsefik ve ruhani sırları irdeleyen, kadim bilgileri ve bilgeleri bugüne taşıyan gizemli, mistik bir yolculuk… Bir yanda ağacın altında uyuyan Yedi, denizden çıkan çift başlı düalite, zaman ustası saatçi, bilge simyacı, Schrödinger'in kedisi, mahkeme salonuna doluşmuş düşünürler ve daha nice ezoterik kahraman... Diğer yanda aşk, tutku, aldatma, entrika ve yaşam kavgası…
                                       ***
Kitapları ve insan odaklı çalışmalarıyla milyonlarca ruha dokunan Aret Vartanyan, daha önce denenmemiş tarzda kaleme aldığı bu romanında yüreğiyle mantığı, gerçekle illüzyon arasında sıkışan insanlığı kendi içinde bir yüzleşmeye davet ediyor.


                                                            Kozmokitap

5/10/2016

18 Saat - Ertürk Akşun

Mayıs 10, 2016 2 Yorum
18 Saat - Ertürk Akşun

  18 Saat uzun bir süre önce satın aldığım ve okuma sırası ancak gelen bir kitaptı. Ertürk Akşun'un diğer kitaplarının adını duymuş fakat hiçbirini okumamıştım. Bu yazarın okuduğum ilk kitabı oldu. Yazar kendisi ile ilgili olarak iyi bir okuyucu olduğunu söylemiş. Bence kendisi oldukça da iyi bir yazar. Kalemi nasıl kullanacağını iyi biliyor. Bunun iyi bir okuyucu olmasıyla da bir ilgisi var.

    Kitap bir mimarlık ofisinin açılış kokteylinde bir araya gelmiş olan insanların 18 saatlarini anlatıyor. Bu insanlar kokteyl sırasında bulunukları ofise dalan silahlı bir grup insan tarafından rehin alınırlar. Bu rahin alınma sonrasında insanların o günün sabahından başlayarak 18 saat boyunca neler yaptıklarını , neler hissettiklerini okuyor ve bu insanları tek tek tanıyoruz .

    Kitapta çok fazla karakter barınıyor. Fakat bunlar arasında en baskın olanları Nadir ve Tolga. İki mimar , iki eski arkadaş. Onları tanırken hayata bakış açılarını, bezginliklerini ve kendileri ile hesaplaşmalarını da okuyoruz. Diğer karakterler Özge , Jale, Berrak , Arzu , Ganimet, Melisa....

  Sadece rehin alınanları değil rehin alanları da tanıyoruz kitapta. Amaçlarını , kim olduklarını ....

  Nadir'i , ailesine olan bağını sevdim kitapta. Melisa'nın çektiklerine ve herkesten gizlediği sırrı altında ezilmesine üzüldüm. Arzu, Jale ve Tolga'dan hiç hoşlanmadım. Hem yaşam tarzları hem de düşüncelerinden.

    Kitabın farklı anlatım tarzından , sürükleyici olmasından  ve her karakteri tanıma şansı vermesinden hoşlandım. Farklı tarzlar hoşıma gider. Sevmediğim kısımlara gelirsek argo kesimler. Argodan hiç hoşlanmam ve kitaplarda olmasını ise sevmiyorum. Bir de bana göre  fazla miktarda +18'lik bölüm vardı.Okumak isteyenler için belirtmek isterim. Cinsellik içeren kitaplardan hoşlanmıyorsanız bu kitap size göre değil .

Yazarın diğer kitaplarını da merak ediyorum ve onları da okumayı düşünüyorum.

Kitaptan alıntılar: 

* İstanbul mu?
Umutsuzluktan kıvranan kör bir solucan gibiydi artık. İnsanlarıysa bu solucanın kanında boğulmuş birer cesetti sadece... (sf 11)

* Benim için asıl hapishene kendi hayatım. Evliliğim, çalıştığım işler, hepsi ama hepsi... Mecburiyetten dolayı insanların kurallarına uymak, onlara zoraki gülücükler atmak. İşte benim hapishanem bunlar" (sf 29)

* Benim için sadece bir tane düşman var, tek bir tane kurt... O da içimdeki kurt, içindeki düşman. Sadece onunla yarışıyorum. Hayatım boyunca sadece onu muhatap alacağım. (sf30)

* "Sadece kendisine bölünen asal sayılar gibiyim, bir taraftan güçlü ve asil, diğer taraftan yalnız , yapayalnız..." (sf 33)

* Vicdan azabı insanın en büyük cehennemidir... (sf 36)

* Her adan birşeyler bırakmıştı Berrak'a giderken. İlki güzel bir kız çocuğu, ikincisi onulmaz büyük yaralar, üçüncü sünepeyse mutfak masasına güller bırakıyordu her sabah. (sf 38)

* Mutluluk, acılar olgunlaştıkça tat vermeye başlayan bir meyvedir... (sf 55)

* İnsanın kendi özü neyse , Karşısındaki insanda gördüğü de odur. (sf 64)

* "İnsanın en büyük kaybı, kendine verdiği değeri yitirmesidir. " (sf125)

* Kendinize yapacağınız en büyük iyilik , içinizdeki tüm kötülükleri anlatabileceğiniz bir arkadaş bulmaktır... (sf 139)

* Hiçbir şeye inanmayan bir ansanın bile kendisine inanan bir kadına ihtiyacı vardır. (sf 152)

* İnsan kendi kusurlarına sahip diğer insanlara tahammül edemez... (sf 235)

*Acı çekerken şiir yazarsın, mutluyken de şiir gibi yaşarsın... (sf 278)

* Ölüm korkusundan daha dehşet verici bir şey varsa , o da ölememektir.





18 Saat
Kitabın Adı :18 Saat
Yazar : Ertürk Akşun
Yayınevi :Destek Yayınları
Sayfa Sayısı : 424

"Bedelini ödediğim hatalarımdan dolayı kimse beni yargılayamaz..." 
   Yaşadığın hayatın üzerinde bıraktığı izleri fark edebilmek için ölümün soğuk yüzüyle karşılaşmayı bekleme. Bazen sadece 18 saatlik bir zaman dilimi dahi, koca bir hayat kadar uzun gelir insana. En büyük aşkların filizlendiği ve en devrimci düşüncelerin toprağa düştüğü anlar zaten en dar ve çıkmaz zamanlar değil midir? Belki de bu yüzden hayat dediğin yarın cayacakmışsın gibi yaşanır...
                                                 * * *
 "18 Saat" aşk, tutku, şehvet, macera ve tarihle örülü nefes kesici bir roman.
Yolları aynı adreste kesişen birbirinden farklı ve iddialı karakterler
ölümle burun buruna geldiklerinde bir daha eskisi gibi olmayacak hayatlar
yeniden yazılmak zorunda kalınan kaderler sadece fikirleri değil, ruhları da değişenler...
    "Gözümüzle gördüğümüz her güzel şeyin arkasında mutlaka bir giz ya da acı saklıdır..."





                                                     

7/21/2015

Psikoterapi Öyküleri - Aynı Yatakta Üçümüz

Temmuz 21, 2015 0 Yorum
İlkim Öz


   İlkim Öz tarafından kaleme alınan Aynı Yatakta Üçümüz  üç kadının anlatıldığı psikoterapi öykülerinden oluşuyor.  Sema, Remziye , Arzu.

Sema...
Liseyi terk edip İstanbul'a yerleşiyor. Orada evli bir adamla beraber yaşamaya başlıyor. Adam bir şey demesin diye ona imam nikahı da yapıyor. Sema bu adamdan bir de çocuk sahibi oluyor. Bu tercihler kendisine ait olmasına rağmen hayatından son derece mutsuz. Beraber yaşadığı adamdan nefret ediyor hatta bazen çocuğundan bile nefret ettiğini zannediyor. Bütün davranış bozukluklarının nedenleri çocukluğunda yatıyor. Anne ve babasının evliliğinde.... Annesine ise yalan söylüyor Sema. Üniversiteyi bitirdiğini ve evli olduğunu söylüyor . Her seansında kendisini yavaş yavaş bulması ve davranışlarının nedenlerini anlaması anlatılıyor.

Remziye...
Bir danışanı yolluyor İlkim Hanım'a Remziye'yi.
Remziye bir kapıcının kızı. Fakir bir aileden. İstedikleri alınamadığı , arkadaşları gibi giyinemediği için arkadaşlarının yanında kendisini kötü hissediyor. Apartmanlarından İnci Teyze çok seviyor Remziye'yi , kendi çocuğu olmamış. Arada Remziye onların evine gidiyor. Etrafı toparlıyor , temizlik yapıyor. Birgün yine İnci teyze işte iken temizliğe gidince İnci Hanım'ın kocasının tecavüzüne uğruyor Remziye henüz 15 yaşında.Korkuyor Remziye. Sonraları da adam bir kaç tokaya eşyaya kandırıyor kızı. Yaşı gelince de kendi elleri ile evlendiriyor. Ancak Remziye'yi bir türlü rahat bırakmıyor. Tam 25 yıl tehditler ile sürdürüyor ilişkisini. Bu durum Remziye'yi acı bir sona sürüklüyor....

Arzu....
Erkekleri ve flört etmeyi seviyor Arzu. Patronu ona " hayatım boyunca benim yanımda olmanı ve bana eşlik etmeni istiyorum." diyor fakat patronu evlidir. Arzu bunu bilerek durumu kabul ediyor. Para içerisinde yaşayacaktır ve evliliği de zaten hiç düşünmemektedir. Arzu'nun  durumu diğer danışanlardan farklıdır. Çünkü patronu ile beraber olduğu yıllar boyunca yatakta üç kişi olmuşlardır....

  Üç farklı kadın, üç farklı hazin öykü... Gerçek hikayeler ve toplumumuzun bir gerçeği bunlar. Sorunlarının çocuğunun da çocukken aile içerisinde başladığı göz önüne alınırsa aile yaşamının ve çocuğa verilen önemin ne kadar değerli olduğu anlaşılabilir.

   Bu kitap açıkçası bana göre değildi. Benim satın almayacağım bir kitap Aynı Yatakta Üçümüz. Hediye olduğu için okudum ve Kitabın konusunu  merak edenler için paylaşmak istedim.

Kitabın Adı: Aynı Yatakta Üçümüz
Yazarı: İlkim ÖZ
Yayınevi : Destek Yayınları
Sayfa Sayısı: 255


" Başarman için istemen ve istediğinden emin olman şart, içindeki güçlü kişiliği görebiliyorum, onu serbest bırakman yeterli."
  • Bazı kadınlar neden evli erkekleri seçiyorlar?
  • Bazı kadınlar neden mutsuz oldukları halde ilişkilerini bitiremiyorlar?
  • İnsanın kendinden kaçışının temelinde ne yatıyor?
  • Geçmişin depolandığı bilinçaltında neler gizli?
  • Kadınlar aldatıldıklarını bilmelerine rağmen ihaneti neden kabulleniyorlar?
  • Peki ya kadınlar neden ihanet ediyorlar?
    Psikoterapinin ülkemizdeki öncüsü İlkim Öz'den çarpıcı bir eser daha. Bu gerçek hayat öykülerini okurken siz de sorgulayacak, isyan edecek, belki de gözyaşlarınızı tutamayacaksınız.



Kozmokitap
Web sitemizdeki fotoğrafların, yazıların izin alınmadan kopyalanması, yayınlanması, alıntı olduğu ve kaynağı belirtilmeden bir takım amaçlar için kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasasına aykırıdır. İzin alınmadan kopyalanan resim ve yazılarımızla ilgili dilekçe ve dava açma hakkımız saklıdır.