10/06/2016

Yazın Enleri

Ekim 06, 2016 10 Yorum
Yazın Enleri

Sevgili Şeyda'nın Günlüğü beni yazın enleri mimine davet etti. Teşekkür ederim kendisine , çok zevkli bir mim oldu. Gelelim sorulara:

1- Bu yaz okuduğun en güzel kitap?

Yaz mevsiminde okuduğum kitaplardan birçoğu çok güzeldi . Aralarında ayrım yapamadım. Onun yerine beni en çok etkileyen kitabı yazacağım :  Sineklerin Tanrısı .


 2-Bu yaz okuduğun ve sana en büyük hayal kırıklığı yaşatan kitap?

 Bu yaz okuduklarım arasında beni en büyük hayal kırıklığına uğratan Kocan Kadar Konuş - Diriliş oldu. Reklamları ve anlatımlarından beklentim çok fazlaydı. Beklentimin yüzde birini bile karşılamadı.

 3-Bu yaz izlediğin en güzel üç film? 

Tinkerbell ve Peri kurtaran ,  Casuslar Köprüsü,  Otel Transilvanya


 4-Bu yaz dinlediğin en güzel şarkı?

Yazın dinlemekten en çok hoşlandığım şarkı Summer Wine. Dinlemekten hiç bıkmıyorum.

 5- Bu yazı bir kelime ile tarif et.

Muhteşem.... Bu yaz çok güzeldi fakat çok çabuk bitti, tadı damağımda kaldı:))))

Bu mime yapmak  isteyen herkesi davet ediyorum......



                                                     

10/05/2016

Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat - Stefan Zweig || Kitap Yorumu

Ekim 05, 2016 4 Yorum

Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat - Stefan Zweig


   Sevdiğim yazarlardan bir tanesi olan Zweig'in bu kitabını kitap fuarından almıştım ve kitaplığımda bekliyordu. Artık çok fazla kitap almadan okunmayı bekleyen kitaplarımı okumayı planlıyorum. Bu kararım beni çok zorlasa da çok fazla kitap almak yok:)))) Belki bir iki tane o kadar.

     71 sayfa olan kitabı bir öğleden sonra oturdum ve bitirdim. Yine Zweig' in muhteşem , ruha dokunan anlatımı ...  Kitap Fransız Riviera'sında geçiyor. Farklı milletten ve kültürden gelen insanların toplandığı otelde bir gün evli ve iki çocuk annesi bir bayanın genç bir erkekle gittiği ve ailesini sessizce bıraktığı duyulur. Bu olay üzerine çeşitli yorumlar ve eleştiriler yapılır. Fakat anlatıcı kadın ile empati yaparak onu anlayabildiğini söylemektedir. Bu olay üzerine kinse ile fazla konuşmayan , genelde günlerini kitap okuyarak geçiren Mrs. C. geçmişinden unutamadığı ve herkesten gizlediği yirmi dört saati anlatır anlatıcıya. Biz de anlatıcı ile beraber Mrs. C. nin unutamadığı  büyük utanç duyduğu yirmi dört saati öğreniyoruz.

    Bu kitapta yazar yine beğendiğim tarzında yazsa da okuduğum diğer kitaplarının yanında bana biraz sönük geldi.





Kitabın Adı :Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat
Yazar :Stefan Zweig
Yayınevi :İş Bankası Kültür Yayınları
Orjinal adı :Vierundzwanzig Stunden aus Dem Leben Einer Frau
Çevirmen :Mahmure Kahraman
Sayfa Sayısı :80


   Zweig bu novellası’nda bir kadının yaşamını bütünüyle değiştiren yirmi dört saatlik deneyimini anlatırken, insanda içkin saplantıların ve dayanılmaz arzuların sınırlarında gezinir. Özgürce ve tutkuyla içgüdülerinin peşine takılan bir kadının bu kısa ve yoğun hikâyesi, kadın kalbinin sırlarına ermiş ustanın kaleminde olağanüstü bir anlatıya dönüşür. Yapıtı için mekân olarak muhteşem atmosferiyle Fransız Riviera’sını seçen Zweig, 1920’li yılların sonlarında Avrupa’nın “kibar” tabakasının ikiyüzlü ahlak anlayışına yönelik eleştirel tavrıyla dikkat çeker.


Stefan Zweig (1881-1942): Roman, şiir, öykü, deneme ve oyun gibi farklı türlerde yetkin ürünler veren yazar, Viyana’da doğdu. Avusturya, Fransa ve Almanya’da öğrenim gördü. Yaşamı boyunca Avrupa’nın hızlı değişimine tanıklık eden Zweig, 1913’te Salzburg’a yerleşti. 1934’te Nazilerin baskısı yüzünden bu kentten ayrıldı. Önce İngiltere’ye, 1940’ta da Brezilya’ya göç etti. 1942’de karısıyla birlikte intihar etti. Psikolojiye ve Freud’un öğretisine duyduğu ilgi onu derin karakter incelemelerine götürmüştü. Önemli denemeleri arasında Balzac, Dickens ve Dostoyevski’yi konu aldığı Drei Meister (1920; Üç Büyük Usta); Hölderlin, Kleist ve Nietzsche’yi incelediği Der Kampf mit dem Dämon (1925; Kendileriyle Savaşanlar) ile Casanova, Stendhal ve Tolstoy’la ilgili Drei Dichter ihres Lebens (1928; Kendi Hayatının Şiirini Yazanlar) sayılabilir. Yazara ün kazandıran bir başka yapıtı Sternstunden der Menschheit’tır (1928; Yıldızın Parladığı Anlar). Zweig ayrıca Joseph Fouché, Marie Antoinette ve Mary Stuart’ın nesnellikten çok sezgiye dayanan biyografilerini yazmıştır. Çok sayıda yapıtı arasında Verwirrung der Gefühle (1925; Karmaşık Duygular) adlı bir öykü kitabıyla, Ungeduld des Herzens (1938; Sabırsız Yürek) adlı bir psikolojik romanı da mevcuttur.


Yazarın okuduğum diğer kitapları: 

Sabırsız YürekSatranç Amok Koşucusu & Sahaf MendelKorku<                                                             Kozmokitap

10/04/2016

Sineklerin Tanrısı - William Golding || Kitap Yorumu

Ekim 04, 2016 4 Yorum
Sineklerin Tanrısı - William Golding

   Sineklerin Tanrısı yazarı William Golding in ilk kitabı bir şiir kitabıdır. İlgi çekmeyen bu kitabından yirmi yıl sonra 1954 'te Sineklerin Tanrısı'nı yazmıştır. "Şiir yazamadığım için düzyazı yazıyorum" diyen Golding bu kitabından sonra büyük üne kavuşmuştur.

   Sineklerin Tanrısı simgesel anlamları olan bir romandır. Bu nedenle her yaş grubuna hitap eder diyebilirim. Küçük yaş grupları roman olarak okurken daha büyükler ise simgesel anlamları kavrayıp eleştiriler yapabilecektir. Kitabı okuduktan sonra sonsöz kısmını atlamamanızı öneririm. Çünkü sonsöz kısmı ile kitaptaki bazı noktalar yerlerine oturacak ve yazarı daha iyi anlayacaksınız. Ben sonsöz kısmını çok sevdiğimi söylemeliyim.

           Canavarın avlanıp öldürülebilecek bir şey olduğunu sanmak da nereden aklınıza geldi!

İkinci Dünya Savaşı zamanında çocukları korumak için uzakta bir yere gönderirler. Fakat çocukları götüren uçak düşer ve çocuklar başlarında yetişkinler olmadan ıssız bir adada mahsur kalırlar. Yaşları 12 ila 6 arasında değişen çocukların adaya uyum sağlamaları ve birbirleri ile olan iletişimleri anlatılıyor kitapta. Çocuklar arasında en zeki ve mantıklı olanı Domuzcuktur. Kitap boyunca çocuğun ismini öğrenemiyoruz . Bir arkadaşına beni domuzcuk diye çağırmasınlar da ne derlerse desinler diyor ve çocuk herkese onu domuzcuk olarak tanıtıyor. İşte ilk güvensizlik ortamı bu noktada oluşuyor. Bu gerçek dünyada da böyle değil midir? Kime güveneceğimizi bilemeyiz, bazen de güvendiğimiz dağlara kar yağar...... Çocukların şefi secilen Raph ve avcıların lideri seçilen Jack arasında bir rekabet vardır. Ralph mantığı temsil ederken Jack vahşi dürtüleri temsil etmektedir. Sizce bir toplulukta hangisi kazanır? Mantık mı vahşi dürtüler mi? Demokrasi mi yoksa diktatörlük mü....

 Bizden başka canavar yok belki

   Kitabı okurken simgesel anlatımın dışında bir de gerçek anlamıyla düşündüm. Issız adaya düşen İngiliz değil de Türk çocukları olsaydı nasıl davranırlardı....  Tek bir sonuca varıyorum: bu şekilde davranmazlardı. Bazı olaylar karşısında davranışlar biraz da kültür ile alakalı olduğunu düşünüyorum.

   Bu kitaptaki çocukları ve davranışlarını sevemedim. Domuzcuk ve Simon'a ise çok üzüldüm. Sonuç olarak aldığı ödülü hak eden muhteşem bir kitap. Tavsiye ederim:)))



Sineklerin Tanrısı - William Golding
Kitabın Adı :Sineklerin Tanrısı
Yazar :William Golding
Yayınevi :İş Bankası Kültür Yayınları,
Orjinal adı : Lord of the Flies
Çevirmen : Mîna Urgan
Sayfa Sayısı :264


“Sineklerin Tanrısı başlangıçta, ıssız bir adaya düşen çocukların serüvenlerini anlatan, küçükler için yazılmış bir öykü, R.M. Ballantyne’ın Mercan Adası’nın çağdaş bir uygulaması sanılabilir. Hatta Golding, kendine özgü buruk alaycılıkla, okuyucunun bu sanısını pekiştirmek istercesine, Sineklerin Tanrısı’nın başlıca iki kişisine Mercan Adası’ndaki çocuklardan aldığı Ralph ve Jack adlarını verir. Mercan Adası’nda Ballantyne, oldukça duygusal ve biraz da bön bir iyimserlikle, gemileri battıktan sonra Pasifik Okyanusu’nda ıssız bir adaya sığınan üç İngiliz gencinin, Büyük Britanya uygarlığının oldukça başarılı bir küçük örneğini nasıl yeniden kurduklarını anlatır. Golding’in Sineklerin Tanrısı’nda da bir mercan adası ve İngiliz çocuklar vardır. Ama altı ile on iki yaş arasında olan bu çocuklar, gelecekteki atom savaşı sırasında, güvenilir bir yere götürülmek üzere bindikleri uçak bir saldırıya uğradığı için bu mercan adasına düşmüşlerdir. Ve bu mercan adasında olup bitenler, Ballantyne’ın romanında olup bitenlere hiç mi hiç benzememektedir… Sineklerin Tanrısı’nda gördüğümüz ıssız ada da yeryüzünün cennetlerinden biridir. Çocuklar da bu adanın, okudukları Mercan Adası’na çok benzediğini söylerler. Ne var ki, başlangıçta bunu hiç sezinlemediğimiz halde, atom çağının çocukları, bu güzelim adayı her açıdan bir cehenneme çevireceklerdir.”
                                                                                                 Mîna Urgan
 WILLIAM GOLDING 1911 yılında Cornwall’da doğdu. Oyuncu, öğretim görevlisi, denizci, müzisyen ve son olarak okul müdürü sıfatlarıyla çalıştı. 1934’te Şiirler adlı ilk kitabını yayımladı. 1940 yılında Kraliyet donanmasında görev aldı. 1954’te ilk romanı Sineklerin Tanrısı’nı yayımladı. Bu romanın yakaladığı yazınsal ve ticari başarının ardından 1961 yılında öğretmenliği bıraktı ve kendini tamamen yazmaya adadı. Kule ve Çatal Dil de dahil olmak üzere toplam on iki roman yazdı. Sineklerin Tanrısı 1963 yılında Peter Brook tarafından filme alındı. 1983 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’ne değer görülen Golding, 1993 yazında hayata gözlerini yumdu.


                                                            Kozmokitap

10/03/2016

100 Otobiyografi - Tolga Arvas

Ekim 03, 2016 1 Yorum

100 Otobiyografi - Tolga Arvas

Kitabın Adı :100 Otobiyografi
Yazar :Tolga Arvas
Seri: Hazır Bilgi Serisi - 8
Yayınevi :Ağaçkakan Yayınları

      Tolga Arvas’tan otomobilli biyografi, “100 Otobiyografi” Ağaçkakan Yayınları’ndan yayımlandı. 

    Ağaçkakan Yayınları’na ait “Hazır Bilgi” serisinin sekizinci kitabı Tolga Arvas’tan “100 Otobiyografi” oldu.

Arka kapak yazısından: 

 “Öğretmen sorar,
- Aranızda otobiyografinin tanımını yapabilecek olan var mı?
Ali heyecanla yanıtlar,
- Otomobillerin biyografisine denir öğretmenim.”

    Çocukken güldüğümüz basit fıkralardan biri bu kitabı hazırlama fikrini veren. Bu kitapta 100 tane otomobilin hikayesini anlatılıyor. Aralarında Hacı Murat da var, Susurluk Kamyonu, Bob Marley’in BMW’si, Mayakovski’nin Renoshka’sı da. Otomobillere yapılmış bir güzellemeden çok, siyaset, edebiyat, sinema, müzik, tarih üzerinden anılara yapılmış bir yolculuk.

 Tolga Arvas kimdir?

1969’da Ankara’da doğdu.
İçinde yer aldığı çalışmalar:
Efsane Arif Takvimileri (1997-2002)
Tren Bir Hayattır, İletişim Yayınları (Ortak kitap), 2012
Resimli Türkçe Edebiyat Takvimi, İletişim Yayınları, 2015
100 Lakap Alınış Velveleleri ile, Ağaçkakan Yayınları, 2015
Virgül ve Albüm dergilerinde köşeler hazırladı.



                                                     

Mazi Kalbimde Bir Yaradır - Nihal Yeğinobalı || Kitap Yorumu

Ekim 03, 2016 1 Yorum
Mazi Kalbimde Bir Yaradır  - Nihal Yeğinobalı

 
   Üzgün , mutsuz anlarımızda çocukluğumuza karşı bir özlem duymaz mıyız? Çocukluk günlerimize , mutlu olduğumuz günlerin geçtiği yerlere dönmek isteriz. Dönersek gene o çağın güvenliğine kavuşabilirmişiz gibi gelir, o günlerin sorumluluktan uzak hafifliğine...

   Mazi Kalbimde Bir Yaradır yazarın kendi adı ile yazdığı ilk romanı. Üniversite eğitimini Amerika'da alan Yeğinobalı Türkiye'de döndüğünde çevirmenlik yapmıştır. Bu dönemde yazdığı ilk romanı Genç Kızlar'ı  Vincent Ewing adını koyduğu sözde bir Amerkalı yazarın imzası yayımlanmıştır ve kitap çok sevilmiştir.

    Yazarın kalemi gerçekten de çok başarılı . Eski Türk filmi tadında bir kitap Mazi Kalbimde Bir Yaradır . Karakterlerle ile yollarımız ayrı olsa, yeri geldikçe kızsam ve tasvip etmesem de yazarın kalemi kullanmasındaki gücü ve anlatımın başarısını inkar edemem.

     Lamia'yı okuyoruz kitapta. Annesi küçük yaşta ölmüş , teyzesinin yanında büyüyen bir kız Lamia. Babasının ise adı var kendi yok. Annesi ile Lamia'yı terk etmiş, İstanbul'a yerleşip orada başka birisi ile evlenmiştir. Buna rağmen Lamia hep bir gün babasının döneceğini düşünmektedir. İlginç bir kadın olan teyzesi biraz de bana göre dengesiz birisidir. Kuzeni Suzan ise -  ki o da kendisine Susi ismini vermiştir - Lamia'nın kendisini kötü hissetmesi için elinden geleni yapmaktadır. Bu ortamda içine kapanık yaşayan birisi haline gelmiştir Lamia. Lamia'nın kendi dünyasındaki kararsızlıkları ve biraz da kendisi yüzünden nasıl zor bir hale geldiğini okuyoruz kitapta.

    Yazarın kalemini ve anlatımını çok sevdim demiştim . Sevmediklerime gelirsek Ailenin yardımcısı Hacer ile namaz ve dua konusunda dalga geçmeye varan konuşmaları sevmedim. Kitaptaki aile hayatı, Lamia'nın kararsızlıkları, yaşam şekillerini sevemedim. Bazı yerlerde erotik kitap olarak geçiyor , kitap cinsellikle ilgili bölümler içermesine rağmen erotik kitaplar sınıfına gireceğini zannetmiyorum.

   Kitabı tavsiye edip etmeme konusunda açıkcası kararsızım. Yazarın anlatımı iyi olsa da konu olarak bana pek hitap etmediği için bu kararsızlığım . Yazarın diğer kitaplarının da nasıl olduğunu merak ediyorum. Bir gün bir yerde denk gelirse okumak isterim onları da.....



Mazi Kalbimde Bir Yaradır  - Nihal Yeğinobalı

Kitabın Adı : Mazi Kalbimde Bir Yaradır
Yazar : Nihal Yeğinobalı
Yayınevi : Can Yayınları
Sayfa Sayısı : 337


Mazi Kalbimde Bir Yaradır , ilk bakışta evli bir kadının aşk öyküsü. Ancak gerisinde tutkular, şehvet, aşk ve türlü sevgi motiflerinden örülmüş ve bir dönemin sosyal atmosferini de yansıtan bir roman var. Yıllarca gizli kalmış eski bir ihanetin su yüzüne çıkmasıyla sarsılan bir evlilik ve ilk aşkıyla kocası arasında kalan Lamia; kıskançlık, kin ve hoşgörü duyguları arasında bocalayan Ali; ilk gençliğin romantik hayallerinden sıyrılamayan ve gerçekle yüzleşince sarsılan Turan, bu çelişkili duygularla bocalayan kişileri görünmez iplerle yönetmeye kalkan, tek yanlı tutkusunun öcünü almak için her şeyi göze alan ikiyüzlü Süsi ve tabii kimilerince romanın başkişisi sayılan, okurları nostaljik ortamlara taşıyan küçük, büyülü Ege kenti Yeşilce. Ustalıklı ve seçkin çevirileriyle ve bir süre önce yayımladığı "Sitem" adlı romanıyla tanıdığımız Nihal Yeğinobalı, bu karmaşık kişilikleri ve ilişkileri, çelişkili tutkuları kusursuz bir kurgu içinde örüp beklenmedik sonuçlarda çözümlerken cinselliği ve erotizmi de şiiri ve gizemiyle, yalın bir içli-dışlılıkla sergiliyor.


                                                            Kozmokitap

10/02/2016

Hayal Mimi

Ekim 02, 2016 4 Yorum
Hayal Mimi


   Deep Tone beni etiketlemiş Hayal Mimi'ne. Sıkıntılı günler geçirdiğimiz bu günlerde bu mim ilaç gibi gelecek. Hayal kurmak her zaman ruha iyi gelmez mi??? Rahatlarız ve uzaklaşırız sıkıntılardan.... Kısa bir süre de olsa huzura ermiş oluruz.


 1. Hayal kurmaktan hoşlandığınız bir yer ya da zaman dilimi var mı?

  Hayal kurmak için yer veya zaman olur mu? Ben her daim hayal kurmaktan hoşlanırım. Bazen farklı yerler , bazen farklı karakterler bazen de sihirli güçler.... Hayal bu sınırı olur mu  hiç? Uçsuz bucaksız bir hayal gücü ile istediğim yere gidebilir , istediğimi olabilirim.


 2. En çok nelerin hayalini kurarsınız?

     Hayaller de aslında insanın ruhsal durumuna göre değişiklik gösterir. Canım ev işleri ile uğraşmak istemediğinde süper güçlerim olduğunu hayal ederim  ya da çok sıkıldığım zaman  ıssız bir yerde , bir tarafın orman diğer tarafın deniz olduğu bir yerde küçük bir bungalovda yaşadığımı hayal ederim.


 3. Şimdiye dek çok hayalinizi gerçekleştirdiniz mi?

 En çok olmasını istediğim hayalim müstakil bir evde huzur içinde ailemle birlikte yaşamaktı. Şimdi o hayalimi yaşıyorum zaten.



 4. Henüz gerçekleşmemiş ama illa da gerçekleşecek dediğiniz bir hayaliniz var mı?

      Her yıl yurt dışında belirlediğim ülkeleri gezmek ve keşfetmek.....  


Mimlediklerim:

Deryanın Spor Günlüğü

Kore Fenomeni

Cafe Tigris

Şeyda'nın Günlüğü



                                                     

10/01/2016

Erik Ağacı - Ellen Marie Wiseman || Kitap Tanıtımı

Ekim 01, 2016 2 Yorum
Erik Ağacı - Ellen Marie Wiseman



Kitabın Adı :Erik Ağacı
Yazar :Ellen Marie Wiseman
Yayınevi :Arkadya Yayınları
Orjinal adı :The Plum Tree
Çevirmen :Dilek Parsadan
Sayfa Sayısı :512
Etiket Fiyatı : 20.00 TL
Türü : Roman
Baskı Tarihi : Ekim 2016
Çıkış Tarihi : 4 Ekim


                                           Köklerin neredeyse orada çiçek açarsın… 

    Büyükannemin söylediği en güzel sözdü bu. Çünkü kökün ne kadar güçlü olursa vereceğin meyve de o kadar güzel olur. Ancak benim meyve verecek dallarımı daha on yedi yaşındayken kırdılar. Dün ile bugün arasında öyle çok fark var ki… Isaac ile erik ağaçlarının arasında koşturup, birlikte büyüdüğümüz küçük Alman köyüne rüzgârlı tepeden baktığımız günler çok mu geride kaldı şimdi? 

      1938 yılının sonbaharı, neden savaşı beraberinde getirdi ki? Sürekli kulağımda yankılanan bomba ve siren seslerini kim silecek? Ailem ve ben sığınağa tam vaktinde gidebilecek miyiz düşüncesinden ne zaman kurtulacağım peki? 

      Neyi özlüyorum biliyor musunuz? Isaac ile birlikte yumuşacık ekmek üzerine sürüp yediğimiz erik reçelinin tadını. O erik reçeli benim çocukluğum, hayallerim ve umutlarımdı. Ah Isaac… İnançlarımız yüzünden bu savaş bizi ayırsa da kalbimdeki seni nasıl alacaklar? Ben, Christine Bölz, her neredeysen orada senin yanındayım. Seni seviyorum, sevgilim ve senden hiç vazgeçmeyeceğim. Hem aşk için kimler neleri feda etmedi ki… 

     Ardımda Kalanlar ile gönülleri fetheden Ellen Marie Wiseman, bu kez Erik Ağacı ile okuyucularıyla buluşuyor. Annesinin hayatına dayanan hikâye cesareti, kurtuluşu, kalp kırıklıklarını ve aşkla uyanan umudu müthiş bir gerçeklikle anlatıyor.
                                                   
                                                   


                                                     Kozmokitap
Web sitemizdeki fotoğrafların, yazıların izin alınmadan kopyalanması, yayınlanması, alıntı olduğu ve kaynağı belirtilmeden bir takım amaçlar için kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasasına aykırıdır. İzin alınmadan kopyalanan resim ve yazılarımızla ilgili dilekçe ve dava açma hakkımız saklıdır.