2/08/2020

Sesler Adacığı - Robert Louis Stevenson

Şubat 08, 2020 2 Yorum
Sesler Adacığı - Robert Louis Stevenson

Babil Kitaplığı Serisinin üçüncü kitabı Sesler Adacığı . Robert Louis Stevenson'ın kaleminden çıkan kitap dört öyküden oluşuyor ve kitaba da ismini ilk öykü olan Sesler Adacığı veriyor .

  Robert Louis Stevenson'ın adını ünlü eseri Dr. Jekyll ve Mr. Hyde 'dan hatırlarız . Çoğumuz bu eseri ya okuduğumuz için ya da kitaptan uyarlanan filmleri seyrettiğimiz için hatırlarız. Yazarı sadece eseri ile de değil yaşamı ile de tanımak isterdim . Bu güne kadar yazar hakkında biyografisi dışınca çok da bilgim yoktu . Eserleri daha iyi anlayabilmek adına yazarları da tanımamız gerektiğine inanmaya başladım . Eskiden pek önemsemezdim bu konuyu . Zaten edebiyat derslerinde de birkaç tarih dışında yazarlar hakkında çok önemli bilgiler öğrenmedik. Yeni nesil biyografi yazarları sayesinde yazarların hayatı , yaşadıklarının onları nasıl etkilediği ve onu tanıyanların anlatıklarını kitaplarına eklemeleri sayesinde yazarları daha iyi tanımaya başladık . İşte Stevenson'ı da Sesler Adacığı'nın ön sözünde Jorge Luis Borges'in kaleminden okuyoruz. Kitapta yer alan bu kısmın kesinlikle atlanmadan okunması gerektiğine inanıyorum. Yazarı bu yazı sayesinden daha iyi anladığımı söyleyebilirim.


Sesler Adacığı - Robert Louis Steve

Benim Robert Louis Stevenson ile tanışmam Define Adası kitabı ile oldu . Çocukken defalarca okudum bu kitabı . Dr. Jekyll ve Mr. Hyde ve sonra da geçtiğimiz yıl İntihar Kulubü ile devam etti yazarın kitaplarını okuma sürecim . Son olarak da tabii Sesler Adacığı'nı okudum ve acık ara farkla ben bu öykü kitabını daha çok sevdim.

  Dört öyküden oluşuyor kitap . Öykülerde mistik , fantastik bir ortam oluşturarak bizi kendi büyülü dünyasına götürüyor Stevenson . Uzun sayılabilecek öyküleri okurken sıkılmıyor aksine hiç bitmesin istiyorsunuz . Öykülerdeki büyülü atmosferin bozulmaması için öykü bitmeden elinizden bırakmamanızı öneririm .

İlk öykü Sesler Adacığı 'nda çalışmak istemeyen bir adamın büyücü olan kayınpederini köşeye sıkıştırmak isterken kendisini kaçarken bulması ve yaşadıklarını fantastik bir atmosferde okuyoruz.

İkinci öykü Şişenin Cini . Bu öyküye başlarken aklıma Alaaddin'in Sihirli Lambası geldi . Bu öyküde de bir şişe ve cin var , dilekleri yerine getiriyor ancak bu çok da iyi niyetli bir yardım değil. Bu öyküde insanların ikilemde kalmasını okuyoruz .

Üçüncü öykü Markheim 'de ise işlediği bir cinayetten sonra yapılan bir iç hesaplaşmayı okuyoruz .

Dördüncü ve son öykü ise Çarpık Janet . Bu öyküde kasaba halkının karşı çıkmasına rağmen papazın bir kadına yardım etmesini okuyoruz . Bu öyle sıradan bir kadın değil .

 Bütün öykülerinde fantastik bir yön var yazarın . Keyifli vakit geçirmek için okunacak hızlı öykülerden değil öyküler . Derin ve felsefi yönleri var . Dikkatli bir okuyucu bu öykülerde verilen dersleri kaçırmayacaktır .



Sesler Adacığı
Kitabın Adı :Sesler Adacığı
Yazar :Robert Louis Stevenson
Yayınevi :Kırmızı Kedi Yayınevi
Orjinal adı :The Isle of Voices
Çevirmen :Handan Balkara
Sayfa Sayısı :136


"Benim için Stevenson hakkında yazmak yakın bir dost hakkında yazmak kadar güç. Aslında söz konusu yakın dost 1894 yılında Pasifik'te kaybolmuş bir adada öldü, bense beş yıl sonra güneyde kaybolmuş bir şehir olan Buenos Aires'te doğdum. Bazı yazarların imgeleri yapıtlarından çok daha canlıdır; Byron ve Goethe bunların en seçkin örnekleridir. Diğerleri için ise bunun tam tersi söz konusudur; Shakespeare'i çok sayıdaki oyun kişileri arasında neredeyse göremeyiz. Sherlock Holmes ve Doktor Watson, Sir Arthur Conan Doyle'un görülmez bir adam olmasını sağlamışlardır. Stevenson'a gelince, yazar ve yapıtları, düşleyen ve düş aynı yoğunlukla varlıklarını sürdürürler. Bu seçkide yer alan öykülerden ikisinde mekân güney denizleridir. 'Markheim' bilinmeyen bir şehirde geçer; 'Çarpık Janet' ise İskoçya'da. Bu öyküleri seçmemin nedeni yaşlı belleğimde yaşamaya devam etmeleridir. Çocukluğumdan beri Robert Louis Stevenson benim için mutluluk biçimlerinden birini oluşturdu."
                                                     -Jorge Luis Borges-






Robert Louis Stevenson Kimdir?

Robert Louis Stevenson
13 Kasım 1850'de Edinburg'da doğdu. On yedi yaşında mühendislik eğitimi almak için Edinburg Üniversitesi'ne kaydoldu. Eğitimini yarıda bırakıp hukuk okumayı seçti, ancak avukatlık da yapmadı. Gerçekte kalbinin derinliklerinde hep yazarlık özlemi vardı. Üniversitede okurken yaz tatillerini Fransa'da, yazar ve ressamlardan kurulu bir sanatçı topluluğunun arasında geçirdi. İlk basılı çalışması Roads adını taşıyan denemesi oldu. Yazarlık hayatına aralarında öykülerin, romanların, denemelerin yer aldığı pek  çok eser sığdırdı. Çocuk edebiyatına da Treasure Island (Define Adası) gibi klasikleşen eserler kazandırdı. Dr. Jekyll ve Mr. Hyde en bilinen ve Stevenson'ın yüz yıl öncesinden geleceğe bakabildiği eseri oldu. Aralık 1894'te hayata veda etti.

Robert Louis Stevenson 'ın okuduğum Kitapları :

* Define Adası

* Dr. Jekyll ve Mr. Hyde

* İntihar Kulubü



                                                     

2/07/2020

Nietzsche Öldü! Bir Hipopotam Olarak Yeniden Doğdu...

Şubat 07, 2020 5 Yorum
Nietzsche Öldü! Bir Hipopotam Olarak Yeniden Doğdu...

  Her ay olmasa da 2-3 ayda bir felsefe kitabı okumaya gayret ediyorum. "Nietzsche Öldü! Bir Hipopotam Olarak Yeniden Doğdu..." da kitapçıda dolaşırken denk geldiğim bir kitaptı . Kitabın ismini seçenler gerçekten işini biliyor çünkü ismi ilk başta benim ilgimi çekti. Kitabın orijinal ismine bakarsak "Heidegger ve hipopotam beraber cennetin kapısına doğru yürürler" olduğunu görürüz . Bizde yaygın olarak Nietzsche'nin ismi bilindiği için onu koymayı uygun gördüler sanırım . Kİtabı birkaç sayfa karıştırınca almaya karar verdim. Nereden aldım derseniz inretnetten aldım . Bütçeme daha uygun oluyor internet alışverişi. İnternette basımı tükenmiş olan kitabı kitapçılarda bulursam ya da güzel bir indirim varsa onlardan da alıyorum tabii. Fakat öncelikle ben de bütçemi düşünmek zorundayım.

 Harvard Üniversitesinde felsefe profesörleri olan Daniel Klein ve Thomas Cathert eğlenceli bir dille felsefeye kitapları yazmışlar. Yazarların birkaç kitabı daha var bizde çevrilmiş. Denk gelirsem onları da alıp okumayı düşünüyorum. Bu kitap iyi bir referans oldu benim için.

  Kitabın alt başlığı yaşamı ve ölümü felsefepri yoluyla anlamak olarak geçiyor. Nedir bu "felsefepri " derseniz felsefe ve esprinin birbirine kaynamış hali diyebilirim. Yazarlar bize yaşam ve ölüm felsefesini farklı felsefecilere değinerek anlatırken araya espriler , fıkralar ve örneklemeler yolu ile konuyu eğlenceli bir hale getiriyorlar. Kitabı kahkahalar ile okuduğumu söyleyebilirim. Bugüne kadar hiçbir felsefe kitabını okurken bu kadar eğlenmemiştim.

Nietzsche Öldü! Bir Hipopotam Olarak Yeniden Doğdu...


  Ölümlü olarak doğduğu ve öleceğini bildiği halde ölümden korkar insnaların çoğu . Ne zaman öleceğimiz belli değildir çünkü . Belki bu nedenle hiç ölmeyeceklerini ya da yüzyıl yaşayacaklarını düşünürler. Aslında bir saniye sonrası ne olacağımız belli değildir. Ölümlü olduğunu ya da diğer bir deyişle kendi ölümünü kabullenen bir insan bu dünyada daha rahat yaşar. Çünkü yaşadığı her saniye bir mucizedir. Altı aylık ömrü kaldığı söylenen birisi yıkılır . Hastalıktan dolayı altı aylık ömrü kalmış olabilir fakat yolda araba kazasında daha erken ölmeyeceğinin garantisi var mıdır?? Herşey öncelikle kabullenmekle başlıyor diyebilirim.

Kitap altı bölümden oluşuyor:

1- Öldük N'apacağız Şimdi?
2-Ebediyet : Hiç Beklemediğiniz Anda
3- Ölümsüzlük : Ruh Treninde Eski Moda Yol
4- Ölümden Sonra Yaşam : Öte Taraftan Kartpostallar
5- Bir Yaşam Tarzı Seçimi Olarak Ölüm
6- Biyoteknoloji

Yazarlar ölüm ve ölüm korkusuna değindikleri gibi ölümden sonraya ve ölümsüzlük için yapılanlara da değiniyorlar . Kısacası bu kitap benim çok sevdiklerim arasına girdi.






Kitaptan Alıntılar : 

Ölümü inkar halinde yaşarız ; Heidegger'a göre buna yaşamak falan denmez . Yaklaşan ölümün bilincine varmadan yaşamı tamamıyla fark edemeyiz.
Ebediyet ,sandığın gibi ölümden sonrası, değil tam şimdidir. 
Şöyle diyor Königsberg : " Zaman , doğanın her şeyin aynı anda olmasını engelleme yoludur."
Wittengenstein , ünlü eseri Tractatus Logico-Philosophicus'ta şöyle diyor : " Ebediyet sonu gelmeyen bir zaman süreci değil de zamansızlık olarak alınırsa ebedi yaşam şimdide yaşayanlara ait olur ."
Al'ın Sisifos Söyleni adlı denemesinin başında belirttiği gibi : " Gerçekten tek felsefi sorun vardır , o da intihardır.  Yaşamın yaşanmaya değer olup olmadığı konusunda bir yargıya varmak felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir."
Ciçero'nun dediği gibi : " Bir insanın durumunda doğaya uygun şeyler ağır basıyorsa o insanın yaşamda kalması uygundur ; ama sahip olduğu şeylerin veya durumunun çoğunlukla doğaya aykırı olduğunu görüyorsa onun yaşamdan ayrılması uygundur . "
 " Ölümsüzlüğe eserlerimle erişmek istemiyorum ben . Ölmeyerek erişmek istiyorum. " 




Nietzsche Öldü! Bir Hipopotam Olarak Yeniden Doğdu...
Kitabın Adı :Nietzsche Öldü! Bir Hipopotam Olarak Yeniden Doğdu...
Yazar :Daniel Klein, Thomas Cathert
Yayınevi : Aylak Kitap
Orjinal adı :Heidegger and a Hippo Walk Through the Pearly Gates
Çevirmen :Algan Sezgintüredi
Sayfa Sayısı :215


2010'un en çok satan kitaplarından "Platon Bir Gün Kolunda Bir Ornitorenkle Bara Girer…"in yazarlarından sizi mizah yoluyla felefesinin, teolojinin ve psikolojinin kıyılarında dolaştıran yeni bir kitap! Matrak filozoflarımız bu sefer yaşamı, ölümü ve ölümden sonrasını kurcalıyorlar. Kimler yok ki kitaptta: Freud! Marx! Socrates! Buda! Woody Allen! Spinoza! Kierkegard! Schopenhauer! Camus! Nietzsche! Ve, tabi ki, Heidegger..



                                                     

2/06/2020

Bir Zamanlar Bakırköy - Tahir Musa Ceylan

Şubat 06, 2020 3 Yorum
Bir Zamanlar Bakırköy - Tahir Musa Ceylan

   Bir Zamanlar Bakırköy ismi ile dikkatimi çeken bir kitap oldu . Ayrıntı Yayınlarının kendi sitesinde ucuz kitaplar bölümünde çok çok uygun bir fiyata denk gelince de kitaplığıma ekledim kitabı . 

Gerek ismi gerekse kapak görseli ile ilk bakışta Bakırköy Akıl Hastalıkları hastanesini ve orada olanları anlatıyor izlenimi uyandırıyor kitap.  Konu olarak oradan bahsetse ve bir kısmı da orada geçse de sizi yanıltmaması adına söylüyorum kitap konu olarak çok daha farklı . Bu farklar nelermiş onları anlatmaya çalışacağım.

Kitap Bakırköy'de psikiyatrist olan Doktor Kerim'in etrafında geçiyor . Orta yaşlarda olan Kerim Bey Psikoterapi seansları , yatan hastaları ile ilgilenme dışınca pek bir hayatı olmayan birisidir. Bu seanslarında birisinde tıp öğrencisi olan Sanem ile tanışır . Seanslar ilerledikçe ikili birbiri ile yakınlaşır . Bu yakınlaşmanın etik olmadığının farkındadır Kerim Bey . Ne kadar kendini geri çekse de duygularına gem vuramaz .

 Bu anlattıklarımdan bir aşk hikayesi gibi görünüyor kitap , öyle değil mi? Aslında tam olarak bir aşk hikayesi de değil. Çünkü aşkı da tam yaşayamıyorlar. Yarım kalmışlık , özlem ve çelişkiler de var kitapta .

  Sanem  ve Kerim anlatılırken içsel sesler , düşünceler , uzun uzun cümleler ve metaforlar hakim kitapta. Ara ara hastanede olanlara ve bazı hastalara ve çalışanlara da değiniyor kitapta. Fakat asıl özne Kerim oluyor .

 Kitabı okumaya başlayınca zor adapte oldum. Yazarın farklı bir anlatım tarzı var . Uzun cümlelerin yanı sıra özellikle başlarda ağdalı bir anlatım olunca akması kitap . Bir iki kez kitabı bırakmayı bile düşündüm . Sonra kendime dedim ki " sen inatçıydın , ne oldu sana ??? Bir kitabın seni pes
ettirmesine izin mi vereceksin ? " Kitabı tekrar baştan biraz daha yavaş ve sakin okumaya başladım tekrar. Kitabı ortalamaya yaklaşınca kitabı daha hızlı okuduğumu fark ettim . Yazarın anlatımı baş kısımlara göre daha sade ve akıcı bir hal almıştı ve ben de alışmıştım tarzına . Sonlara doğru ise konu farklı bir boyuta kaydı . Açıkçası böyle bir şeyi beklemiyordum. Evet kitabın sonu ile yazar beni şaşırttı . Bu şaşırma hem konunun gidişatı ile ilgiliydi hem de son sayfayı farklı bir dilde yazması ile ilgili . Bazı kelimelerin latince olduğunu fark ettim ve google çeviri ile çevirmeye çalıştım çevirmedi. Dili algıla dedim algılamadı . Gidişattan yazar acaba yeni bir dil mi yarattı dedim :DD Konu zaten bitmişti kitapta da keşke bu bölümde ne dediği de not olarak verilseydi ...

Benim kitap hakkındaki düşüncelerim bunlar . Kitabı okuyup okumamak da size kalmış. Farklı bir kitap olduğu için herkese uymayabilir.

Bir Zamanlar Bakırköy - Tahir Musa Ceylan


Kitaptan Alıntılar :

"Kerim Bey'in sonradan öğrendiğine göre canavar ertesi gün opalin gözlü hastaya saldırıp da hastayı öldüreyazınca Latif Bey " Bu bildiğimiz hastalardan ya da hayvanlardan değil ,devletin elektriğini Devlet'ten esirgemeyelim "diyerek hastaya elektroşoka yatırmıştı . Şoktan sonra "hastaya neden saldırdın" diye soran doktoruna, süngüsü düşmüş halde , "yediğim et sinirliydi , oradan bana sinir geçti, sinirli et vermesinler bana" diyerek saç baş yolduran bir cevap vermişti. O zaman anlamıştı ki doktor , Devlet kötü değildi , sinirliydi, siniri alındığında da çocuk gibiydi."
"Dünya hastadır , hastalık tarafından döner . İnsanlar hep hastalıktan ve doktordan kurtulmak ister , istedikçe daha fazla hastalığa ve doktorun eline düşer . Onun için hastalık biter gibi görünse de tedavi bitmez. Dünya bu çarkı çeviremiyor , bunca insan ,bu kadar hayvan , ardı arkası gelmez kavga , bir yerde fiyaka bozuluyor , hastalık mecbur oluyor . "
"İnsan imza atarak hayatını mahvediyor , evliliğe , krediye , senede sepete , her imza yeni mahvoluş ..."
"Açlık insanı aşktan da fazla kırıyordu." 
"İnsanlar şımarmıştı evet; dünya kirden , açlıktan, cinayetten , savaştan ölüyordu , kimse oralı olmuyordu . Delilikti bu , dünya Bakırköy olmuştu , dünyanın haberi yoktu ."
" Ben her şeyi bilen ya da bildiğini sanan insanlarla tedavi yürütmeyi hiç sevmem , " dinle " dersin dinlemezler , "ilacını yut " dersin yutmazlar , randevu verirsin gelmezler . Kendi tedavilerini kendilerinin ayarladığı yetmezmiş gibi , bir de doktoru tedavi etmeye kalkarlar . Kendisini başkasına bırakmak acı veriyor onlara . En iyisi işinde gücünde , namazında niyazında olan köylüler , en fazla iki defa gelip düzeliyor bir daha da uğramıyorlar. "





Bir Zamanlar Bakırköy
Kitabın Adı :Bir Zamanlar Bakırköy
Yazar :Tahir Musa Ceylan
Yayınevi :Ayrıntı Yayınları
Sayfa Sayısı :192


Tahir Musa Ceylan yeni romanı Bir Zamanlar Bakırköy'de orta yaşların sonuna gelmiş yalnız ve yorgun bir doktorun genç bir hastasına duyduğu aşkla alt üst olan aşkını anlatıyor. Aslında bu aşkın geliştiği Bakırköy Akıl Hastahanesi'nin, Hastahane ile birlikte yaşadığımız toprakların hikayesi ya da masalı bu.

"Bütün bir aileyi kırıp geçirmiş babalar, hiç para bilmeden sadece ot toplayarak çocuklarına bakmış analar, hapishanede yıllarca yatıp, çıktığında on beş gün dışarıda kalamayıp geri yatan babalar, trafik kazalarında can vermiş aileler, aynı hastalıktan kırılmış sülaleler, vurulmuş kardeşler, eşkıya, hırsız olup büyümüş çocuklar, bütün bir mahalleyi doyuran kahramanlar, kendisi kazanmayıp işçisine kazandıran patronlar, evlenip evlenip ayrılan ve onca genç kızın arasında yine yeni koca bulan kadınlar, lotoda at yarışında zengin olacağına Allah'a inanır gibi inanan ve batıp giden akıllı insanlar, her attığı adımı fala göre ayarlayan ve falcılara servetini verip tüketen kadınlar... Bakırköy köy değil bir ülkeydi, Anadolu'nun farklı yerlerine dağılıp seyrelmiş olaylar bu küçük toprağa toplandığı için Bakırköylüler bir ömürde bir ülkede olup bitecek olayların hepsini en yoğun halde burada görürlerdi. Anadolu alıp götüren, taşıyıp sürükleyen selse, Bakırköy çöküp kalmış mıydı?

Tahir Musa Ceylan'ın romanlarını özetlemek de, özetinden ne anlattığı hakkında doğru bir bilgi edinmek de hiç kolay değil. Çünkü ana bir hikâyeden çok sanki kendiliğinden gelişen yan hikâyelerle ilerliyor romanları. Ayrıntıları çoğaltıyor; basit gibi görünen bir ayrıntıyı bir anda hikâyenin merkezine alıp ondan yeni ayrıntılar üretirken beklenmedik kişi ve karakterlerle bambaşka hayatlara dokunuyor, kahramanlarının eşzamanlı ama birbirinden çok farklı mekânlara uzanan hikâyeleri ile coğrafyayı genişletiyor. Hikâyesine sahip olamadığı için değil, hayatın kendisi tam da böyle yaşandığı için...





Tahir Musa Ceylan Kimdir ?

Tahir Musa Ceylan
1956 Çanakkale doğumlu. İlk ve orta öğrenimini Yenice Çanakkale’de tamamladı, 1982’de Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi'ni bitirdi. Sonrasında psikiyatri ihtisasını ve farmakoloji doktorasını tamamladı.

Seksenli yıllarda bir grup arkadaşıyla beraber “In Vivo” isimli edebiyat/felsefe dergisini çıkardı. Bu sırada görüntü felsefesi ve fotoğraf tarihiyle ilgili olarak, “Fotoğraf, Estetik ve Görüntü Üzerine Denemeler (1988)” ismiyle ilk kitabını yayımladı.

Cumhuriyet Bilim Teknoloji Dergisi’nde çeyrek asra yakın bir süre nöropsikofelsefe içerikli köşe yazıları yazdı. Bu yazıları Aylak Bilgi (2002, 2005), Aylak Yazılar (2006), Aylak Düşünceler (2007) ve Aylak Fikirler (2010) isimleriyle kitaplaştırıldı.

Son olarak benlikle ilgili düşüncelerini özetleyen Ortak Benlik-Nörofelsefi Temellendirme (2012) ve Nesne Benliği Psikofelsefi Bütünleştirme (2012) isimli kitapları yayımlandı. Sezgiye dayalı akılcı bir felsefenin izini süren Ceylan, “Dışlaşmak”, “Ortak Benlik”, “İçgüdü İkamesi”, “Nesne Benliği” gibi benlik felsefesinde bazı kavramsal yenilikler üzerinde çalışıyor. Ceylan halen Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Felsefe Bölümü öğretim üyesidir.

                                                     

2/05/2020

Ayaz - Işıl Beril Tetik

Şubat 05, 2020 3 Yorum
Ayaz

Baştan tavsiyem olduğunu belirtmek istiyorum Ayaz için . 5 üzerinden 6 verdiğim , tek kelime ile muhteşem bir kitap. Polisiye -gerilim , üstelik de bizden .

 Işıl Beril Tetik, Ayaz ile harika bir polisiye seriye başlıyor. Seri olarak muhteşem olacağına eminim ancak tek başına da çok çoook güzel !!!!  benim gönlüme taht kurdu şimdiden .

Seri cinayetler , adeta bir sanat eseri gibi süslenip sergilenen cesetler, gizli ve sırlı bir geçmiş... Bol karakterli, bol olaylı bir kitap Ayaz. Karakterin ve olayın çok olmasına rağmen kurguda boşluk yok ve her karakter tam oturmuş . Okumak çok keyifliydi. Bazı ipuçlarını yakaladığımı gururla söyleyebilirim . Yine de olayların %90 nı benim için sürpriz oldu. Bir kitaptan beni bu kadar şaşırtması dışında ne isteyebilirim ki !!! Polisiye sever dostlarım bu kitabı kaçırmayın.

Not: Yorumu kısa yazdım diye sakın yanlış anlamayın . Yazamaya başlarsam bütün kitabı anlatırım diye kendimi zor tutuyorum . Kendiniz okuyup kitabı tecrübe etmeniz için konuya girmedim.







Ayaz - Işıl Beril Tetik
Kitabın Adı : Ayaz
Yazar :Işıl Beril Tetik
Yayınevi :Oğlak Yayınları
Sayfa Sayısı :560


Kadın, ağacın yaşlı ve geniş gövdesinin tam ortasına yerleştirilmişti. Bedenini saran incecik, şeffaf simli kumaş dışında çırılçıplaktı. Yüzü de dahil olmak üzere, bütün vücudu gümüş beyaz bir boyayla boyanmış, cılız gün ışığında ara ara metalik bir ışıltıyla parıldıyordu.

Gözkapağının üstü de çeşitli tonlarda maviyle boyanmıştı. Gümüş rengi kaşların altında koyu maviyle başlıyor, aşağı doğru rengi açılarak kirpik diplerinde beyazla bitiyordu. Aynı biçimde beyaza boyanmış kirpikler, takma kirpik kadar uzun ve gürdü. Uçlarına kar yağmış gibi beyaz bir madde toplanmıştı.

Kirpiklerinin gölgelediği gözleriyse sanki özlem dolu bir ifadeyle donakalmış, üstünü kaplayan sütümsü tabakanın altında, mavi mavi hiçliğe dalmıştı. Karla ıslanmış çürük yaprakların kapladığı toprak zeminde, ıslak ıslak parlayan, koyulu açıklı bir yığın vardı; genç kadının bedeninin tam ortası oyulmuş, o boşlukta her ne varsa çıkarılmış, yere, tam önüne yem gibi atılmıştı.

Soluk güneşin altında gümüşten bir tanrıçayı andıran genç kadının ölümü, manzarayla bütünleşmiş ama bir o kadar da akıllara durgunlukverecek bir vahşetle sergilenmişti.





Işıl Beril Tetik Kimdir?

Işıl Beril Tetik 1970 yılında Edinburgh, İskoçya’da doğdu. Isle College of Art-Moda Tasarım bölümünden mezun oldu. İlk fantastik kurgu öyküsü “Galgalin-Venianis’in Kehaneti” Derinden Gelen Sesler adlı seçkide yayımlandı. Aynı yıl Jules Verne Öykü Ödülleri-Hayalgücünün Merkezine Seyahat’te fantastik kurgu dalında birincilik ödülü alan “Tanrı Sorpien’in İnkarı” adlı öyküsüyle birlikte “Kara Kalp” ve “Buyruk Zinciri” adlı fantastik kurgu öyküleriyle yer aldı. Gizemli.com için yaptığı araştırmalar ve Kangüncesi/Gölge çevrimiçi dergisinde yazdığı öykülerle çalışmalarını yoğunluklu olarak çocukluktan beri merak duyduğu korku türüne odakladı. Anadolu Korku Öyküleri 1’de “Gelin Otu”, Anadolu Korku Öyküleri 2’de “Zifir Karanın Mavisi”, Anadolu Korku Öyküleri 3 YILGAYAK’ta “Taş Uyur” adlı öyküleriyle yer aldı. Aşkın Karanlık Yüzü adlı seçkiye “Gumiho”, Karanlık Yılbaşı Öyküleri adlı seçkiye “Yolculuk” ve Karanlıktaki Kadınlar adlı seçkiye “Yılanın Rüyası” adlı öyküleriyle katıldı. Kendi öykülerinden derlediği Kara Kara Kapkara adlı öykü kitabıysa 2017 yılında yayımlandı. Ayrıca Yabani Çizgi Roman Dergisi’nin yanı sıra Lemur Dergi gibi web dergilerinde öyküleri yayımlandığı gibi, Rabarba Şenlik adlı sinema dergisinde de inceleme yazıları bulunmakta. Yazmak haricinde özellikle korku türü için araştırmalar yapmayı seven yazar, 2014 yılından bu yana “Gerisi Hikâye-Korku Konuşmaları” adlı çevrimiçi radyo programında iki ortağıyla beraber türe ait her detay üzerine konuşmaya devam ediyor.

                                                     

2/04/2020

Suikastçı - Vince Flynn

Şubat 04, 2020 2 Yorum
Suikastçı

Polisiye okumayı seviyorum.Bu tarz kitaplar beni dinlendiriyor, kafamı boşaltıyor. O aksiyonu , heyecanı yaşamayı seviyorum okurken. Polisiye kitapların da hepsi bir olmuyor tabii ki !! Bazıları su gibi oluyorlar. Hızla içiyorsunuz , sizi rahatlatıyor , yarım saat sonra da vücudu terk ediyor. Kimileri ise kahve gibi oluyor. Yavaş yavaş , tadına vara vara içiyorsunuz ve vücuttan atılması da uzun sürüyor.  Suikastçı kahve gibi olan kitaplar grubuna dahil ettiklerimden.

  Kitap dopdolu. Yazar tüm detayları ile harika bir kurgu yaratmış.

  Mitch Rapp serisinin ilk kitabı Suikastçı . Mitch Rapp ın bir suikastçı haline dönüşürken yaşadıkları ve aldığı eğitimi anlatıyor bize kitap. Ne kadar zorlansa da vazgeçmeyen birisi . Vazgeçmemesi için de iyi bir nedeni , motivasyonu var . İntikam !!!

  Ona bu işleri öğreten adam da onu vazgeçirmek için elinden gelen herşeyi yapıyor . Aynı kutuplar birbirini itermiş misali . Belki kendi gençliğini görüyor onda belki de sebebi daha basittir . Sevmemiştir onu . Okuyarak öğreniyoruz aradaki iletişimlerini ve nedenlerini ...

Kitabın içeriğine çok fazla girmek istemiyorum çünkü bu tarz okumayı sevenlerin mutlaka okuyup kendilerinin tadına bakmasını isterim.  Ben son sayfalara kadar büyük bir zevkle okudum. Yazılanlar net olarak gözümde canlandı ve bu bölümlerdeki gerilim de net olarak hissettiğimi belirtmeliyim. Tavsiye listemde kitap...





Kitabın Adı :Suikastçı
Yazar :Vince Flynn
Yayınevi : Salon Yayınları
Orjinal adı : American Assassin
Çevirmen : Eda Aksan Pak
Sayfa Sayısı :512


“Muhteşem bir sinema filmi!”

Mitch Rapp’in gerçek kimliğinin altında nasıl bir trajedi yatıyor? Sevgilisinin intikamını almak için terörizme savaş açarak bir suikastçıya dönüşen Rapp’in hikayesinin başlangıcı Vince Flynn’ın usta kalemiyle New York Times’ın en çok satan kitaplarından birine dönüşüyor.

Kız arkadaşının terörist saldırılardan birine kurban gitmesiyle genç ve gelecek vaat eden atletin kaderi değişir. O artık intikam almak ve mükemmel bir suikastçıya dönüşmek zorundadır. Irene Kennedy ise, CIA ve Amerikan hükümetinin pasif saldırılarından yorulmuştur. Amacı CIA Operasyon Başkanı Thomas Stansfield ve eski belalı ajan Stan Hurley ile yeni ve gizli bir ajan timi oluşturmaktır. İşte Irene Kennedy ile Mitch Rapp’in yolları burada kesişir.

Yoğun ve zorlu bir kamp sonucu eski kurt Hurley, asla anlaşamadığı bu çaylağı bir savaş makinesine dönüştürmek zorundadır. Ve Rapp’in, İstanbul’da kendini ilk suikastıyla kanıtlaması üzerine, ekip Avrupa’nın dört bir yanına gizlice hareket ederek, arkalarında terör gruplarını çileden çıkaran cesetler bırakmaya başlar. Ama geçmişten kaçmak mümkün değil. Tüm oklar Beyrut’u gösteriyor ve düşmanları onları dört gözle bekleyen planlar kurdu.

Rapp tüm yeteneklerini kullanmaya hazır. Beyrut’un tehlikeli sokaklarında büyük riskler alarak ekip arkadaşlarını kurtarmak zorunda…

O artık bir Amerikan suikastçısı. Ülkesinin ve dostlarının kaderi onun ellerinde!




Vince Flynn Kimdir?

Vince Flynn 1966 , Amerika doğumludur . 27 yaşında ilk romanını yazmak üzere yüksek ücretli kurumsal işinden ayrılmış ve barmen olarak çalışmaya başlamıştır . Kitabını yazması üç yıl sürmüş ve bu kitabı için yayıncılardan  altmış ret mektubu almıştır .

1997 yılında çok satanlar arasına giren ilk kitabı " Term Limits" yayımlanmıştır .

Yazar ilk çok satan kitabından sonra Mitch Rapp serisine odaklanmış ve 14 roman yayımlamıştır . Bu kitapların çoğu New York Times çok satanlar listesine girmiştir.

 Prostat kanserine yakalandığını geç fark eden yazar 47 yaşında hayata gözlerini yummuştur.



                                                     

2/03/2020

Sensiz Bir İlkbahar - Agatha Christie

Şubat 03, 2020 5 Yorum
Sensiz Bir İlkbahar - Agatha Christie

Sensiz bir ilk bahar Agatha Christie'nin Mary Westmacott takma adı ile yazdığı aşk romanlarından birisidir. Dedektif romanları ile tanıdığım yazarı farklı bir türde okumak güzeldi. Hatta bu kitabı okduğum diğre kitabı olan Dersimiz Cinayetten daha çok sevdim.

Bağdat'ta yaşayan kızının yanından dönerken tren yollarını sel basması sonucu birkaç gün çölde, bir handa kalmak zorunda kalan Joan 'ı okuyoruz kitapta. Kendi ile başbaşa olunca geçmişi, kendisini ve etrafındakileri düşünmeye başlar. Kendi hayatını gözden geçirir ve kendisi ile bir hesaplaşma başlar. Gözünü kapattığı ya da görmek istemediği olayların farkına varmaya başlar. Kendinin ve davranışlarının farkına varır , kabul etmek istemese ve kabul etmesi zor olsa da yanlışlarını , hatalarını anlar. Peki anlamak yeterli midir? Değişmeye karar vermek mi önemlidir yoksa bunu uygulamak mı? Bir kadının kendisi ile hesaplaşmasını okuyoruz bir nevi kitapta. Ben bu kitabı çok sevdim .



Sensiz Bir İlkbahar - Agatha Christie
Kitabın Adı :Sensiz Bir İlkbahar
Yazar :Agatha Christie
Yayınevi :Altın Kitaplar
Orjinal adı :Absent in The Spring
Çevirmen : Çiğdem Öztekin
Sayfa Sayısı :240


"Beni tam anlamıyla tatmin eden bir kitap. Hep böyle bir kitap yazmak istemiştim." - Agatha Christie "Böylesine duygusal bir roman okuduğumu anımsamıyorum." - New York Times Irak'ta yaşayan kızını ziyaretten dönen Joan Scudamore, zorlu çöl yolculuğundan sonra kötü hava şartları yüzünden trenini kaçırmıştır. İstasyondaki köhne bir handa sonraki treni beklerken birdenbire kendini çok yalnız hisseder. Bu ani yalnızlık Joan'ın ilk kez kendisiyle yüzleşmesini sağlar. Joan hayatındaki her şeyi gözden geçirmeye başlar; kocasıyla ve çocuklarıyla ilişkisi, hayata karşı tutumu ve daha pek çok şeyi… Ama geçmişle yapılan bu hesaplaşma ne yazık ki onda tarifsiz bir acı bırakır...





Agatha Cristie Kimdir ?


1890 İngiltere doğumlu olan polisiye roman, kısa öykü yazarı şair Agatha Christie küçük yaşlarında babasını kaybettiği için annesiyle beraber yalnız bir çocukluk geçirmiştir. 16 yaşlarında Paris’e şan dersleri almak için gitmiş fakat bir müddet sonra vaz geçmiştir. 1914 senesinde Kraliyet Hava Kuvvetlerinden “Archibald Christie” ile evlenip Fransa’ya yerleşmiştir. Burada disleksi bozukluğu olmasına rağmen okuma alışkanlığını bırakmamıştır ve polisiye türünde kitaplar okuyup daha iyilerini yazma arzusuyla polisiye türünde kitaplar yazmaya başlamıştır. Kariyerine 80’e yakın roman ve kısa hikaye de katan Agatha Christie, eşiyle beraber geçirdiği 14 yılın ardından 1928 senesinde boşanan Christie “Max Mallowan” ile evlenmiştir.

1920 yılında ilk polisiye romanı olan “The Mysterious Affair Style” kitabını yayımlamıştır. Meşhur Kahramanı olan Hercule Poirot bu romanında hayat bulmuştur. Bir çok eserinde bu kahramanı kullanmıştır. Günümüzde Türkçe olarak “Altın Kitaplar” yayınevi tarafından “Ölüm Sessiz Geldi” ismiyle yayımlanmaktadır.

1930 yılında bir diğer meşhur karakteri “Miss Jane Marple” olan kadın karakteri “The Murder at The Vicarage” isimli romanında hayat bulmuştur.

Romanlarında hayat bulan bu 2 karakter, televizyon dizileri ve filmlerde de canlandırılmıştır.

Agatha Christie, takma ad olarak kullandığı “Mary Westmacott” ismiyle de Aşk romanları yayımlamıştır. 1971 senesinde “Britanya İmparatorluğu Kadın Komutanı” nişanıyla onurlandırılan Christie, 1976 yılında hayata gözlerini yummuştur.


                                                     

2/02/2020

Sevimsiz Öyküler - Leon Bloy

Şubat 02, 2020 6 Yorum
Sevimsiz Öyküler

  Babil kitaplığı serisi ikinci kitabı  Sevimsiz Öyküler idi. İsmi duyunca sakın okumaktan vazgeçmeyin. İsmi sevimsiz olabilir fakat öykülerde öyle bir sihir var ki heyecanla okutuyor.

Bu kitap ile yeni bir yazarla tanışmış oldum. Leon Bloy farklı bir tarzı olan yazar. Onun için nefret koleksiyoncusu da deniliyor. İçindeki bu nefreti kara mizah türüne giren öykülere öyle bir aksettirmiş ki normal başlayan ya da normal ilerleyen bir öykünün sonunda sizi ters köşe yapıyor.

On iki kısa öyküden oluşan kitapta okuyucuyu defalarca ters köşe yapıyor. Yazarın hayatını okuduğum ve sonra da öykülere baktığım zaman onun bu ters köşelerden ve okuyucuyu bir nevi rahatsız etmekten mutlu olduğunu söyleyebilirim.

Bu öykü kitabını mutlaka okuyup yazarla tanışmanızı isterim. Kitaba başlamadan Borges tarafından yazılan ön sözü de okumalısınız çünkü yazar ve tarzı hakkında harika bilgiler vermiş.






Sevimsiz ÖykülerKitabın Adı :Sevimsiz Öyküler
Yazar :Leon Bloy
Yayınevi :Kırmızı Kedi Yayınevi
Orjinal adı :Histoires désobligeantes
Çevirmen :Işık Ergüden
Sayfa Sayısı :112


"Bloy, okuyucunun ruhsal durumuna göre çekilmez ya da harika sayılabilecek benzersiz bir üslup geliştirmiştir. Her iki durumda da yazın sanatının en canlı üsluplarından biridir bu. Bloy'un üstatlarından Carlyle, evrensel tarihin, durmaksızın okumak ve yazmak zorunda olduğumuz ve başkalarının da bizleri yazdığı bir kitap olduğunu yineler; hayalci Swedenborg, hayvan, bitki ya da mineral gibi çevremizi saran tüm varlıkların tinsel olaylarla bağlantılı olduğuna inanır. Léon Bloy ise evreni, her insanın bir sözcük, bir harf ya da sadece bir noktalama işareti olarak yer aldığı bir tür ilahi şifre olarak kabul eder. Kozmik uzamı reddederek tüm uçurum ve ışıkların insan bilincinin yansımasından başka bir şey olmadığını iddia eder. Bir keresinde, zaten cehennemde yaşadığımızı ve her insanın en yakınındaki kişiye işkence etmekle görevli bir şeytan olduğunu söylemiştir."
                                                                                     Jorge Luis Borges

Leon Bloy Kimdir?


Leon Bloy 1846’da Perigueux’de doğdu. Genç yaşta Paris’e gitti, görüşlerini paylaştığı Barbey d’Aurevilly ile arkadaşlık kurdu, Figaro ve Gil Blas adlı gazetelerde çalıştı. Propos d’un Entrepreneur de Démolitions (Bir Yıkma Müteahhidinin Sözleri, 1884) ve haftalık bir yergi broşürü olan Le Pal ile (1885) kendini tanıttı. İlk eserleri Le Révélateur du Globe, (Yeryuvarlağının Kâşifi) ve 1884’ten sonra otobiyografik bir roman olan La Désespérée’yi (Umutsuz) yayınladı. Kendi çağına karşı bir çeşit savaş ilanı olan bu kitapta aforoz edilmiş şairleri övdü (Hello, Barbey d’Aurevilly, Verlaine) ve günün şöhretlerine çattı (Brunetière, Bourget). La Femme Pauvre (Yoksul Kadın, 1897), Les Dernières Colonnes de l’Église (Kilisenin Son Destekleri, 1903), Belluaires et Porchers (Vahşi Hayvan Eğiticisi ve Domuz Çobanları, 1905), Le Sang du Pauvre (Fakirin Kanı, 1909) adlı eserlerinde, büyük bir felaket sonunda yok olmaya mahkûm törelere körü körüne bağlı bir dünyanın soysuzluklarını açıkladı. Bu burjuva dünyasını, L’Exégèse des Lieux Communs’de (Beylik Düşüncelerin Açıklanması, 1902), acı bir dille alaya alarak ortaya koydu, öfkeler ve tedirginlikler içinde geçirdiği hayatını, sekiz ciltlik günlüğünde ateşli bir üslupla kaleme aldı: Mendiant Ingrat (Nankör Dilenci, 1892-1895), Le Pèlerin de l’Absolu (Mutlağın Yolcusu, 1910-1912), La Porte des Humbles (Yoksullar Kapısı, 1915-1917). 1917’de Bourg-la-Reine’de öldü.



                                                     
Web sitemizdeki fotoğrafların, yazıların izin alınmadan kopyalanması, yayınlanması, alıntı olduğu ve kaynağı belirtilmeden bir takım amaçlar için kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasasına aykırıdır. İzin alınmadan kopyalanan resim ve yazılarımızla ilgili dilekçe ve dava açma hakkımız saklıdır.