5/03/2020

Ne İzledim #9

Mayıs 03, 2020 7 Yorum
Cehennem Melekleri 3 - The Expendables 3

Cehennem Melekleri 2014 yapımı eski bir film Cehennem Melekleri . Bir çok ünlü oyuncuyu bünyesinda barındırıyor.  Sylvester Stallone , Jason Statham , Mel Gibson ,Arnold Schwarzenegger Antonio Banderas,  Jet Li, Harrison Ford ,...  2 saat 11 dakika süren film aksiyon türünde .

Konusu : Daha önce bir kere ölümden kıl payı kurtulan Stonebanks, şu anda Cehennem Melekleri'ni sonlandırmanın amacı içindedir ama Barney'in de buna karşı başka planları vardır. Takımına daha hızlı, genç ve teknoloji meraklısı kişileri katarak onunla mücadeleye girmeye karar verir. Son görev, Cehennem Melekleri’nin en kişisel savaşını klasik - eski tarz ile yüksek teknoloji uzmanlığı arasında geçen bir çarpışmaya dönüştürecektir.

Hareketli olan filmi keyifle seyrettim. Arnold ve Sylvester'ı sevmesen de Statham'ın oyunculuğunu beğeniyorum.


Kapan - Trapped

Kapan Charlize Theron ve Kevin Bacon'un başrollerini paylaştığı film gerilim türünde ve 2002 yapımı . Bu da eski bir film seyretmiş olabilirsiniz. Ben daha önce sonunu seyretmiştim filmin. Şimdi ise baştan sona seyredebildim.

Konusu: Mutlu bir aile yaşantısı sergileyen Will ile Karen için tüm hayatlarını değiştirecek, mutluluklarını alt üst edecek bir olay meydana gelir. Will  iş için şehir dışına çıkar veKaren ve kızı ise evlerine döndükleri zaman kızları kaçırılır.  Bu kaçırma olayı aslında, Joe Hickley adındaki bir suçlu tarafından planlanmış ve zengin ailelerden para sızdırma bahanesiyle yapılan bir planın parçasıdır. İnanılmaz plan ilerledikçe, birbirlerinden ayrı şehirlerde bulunan Will ile karısı Karen da dayanma güçlerinin limitine kadar zorlanarak biricik kızlarını kurtarmak için olağanüstü bir çaba sarf etmeye başlarlar. Bu korkunç mücadelenin içine ne için çekildiklerini ilerde anlayacaklardır...

İki sevdiğim oyuncunun oynadığı filmi sevdim.



 Ailece seyredilebilecek filmlerden birisi.



Aziz - The Saint

Aziz Aziz tesadüfen denk geldiğim ve beklentisiz seyretmeye başladığım bir filmdi. Seyrettikçe filmi sevdim ve umduğumdan daha iyi olduğunu anladım.
2017 ABD yapımı film aksiyon ve gerilim türünde denilmiş. Ancak gerilim yok bana göre ,aksiyon ağrılıklı film.

Konusu : Aziz lakaplı Simon Templar, uluslararası üne sahip usta bir hırsızdır. Zengin bir bankacının kızı kaçırılmıştır ve adam Aziz’den kızını bulmasını ister. Aziz işin basit olacağını düşünür ve kabul eder. Fakat durumlar beklediği gibi gelişmez. Kızı bulmaya çalışırken yetkililerden kaçmaya çalışan Aziz bir yandan da geçmişindeki tehlikeli düşmanlarıyla yüzleşmek zorunda kalır.






Limehouse Golem

Limehouse Golem 2016 yapımı İngiliz korku , gizem filmi Limehouse Golem .

Konusu : 1800 lü yıllarda geçer olay . Limehouse da bir dizi seri cinayet işlenmiştir. Gazeteciler katile Golem demişlerdir. Golem'in son cinayetinin işlendiği gece bir adam da evinde ölü bulunur. Hizmetçinin ifadesi ile adamın eşi , onu zehirlemekle suçlanarak tutuklanır. Bu evde Golem'e ait bir defter bulunur. Dedektif bu günlüğü okurken golemin cinayetleri nasıl işlediğini öğrenirken ipuçları da arar , diğer taraftan da adamın eşini kurtarmak için çalışır . Biz de bir taraftan bu genç hanımın geçmişini ve yaşananları seyrediyoruz.

Orta karar bir filmdi. Beklentiniz ya da yapacak daha iyi bir işiniz yoksa seyredebilirsiniz. Korku filmi olarak geçiyor ancak korku pek yoktu. Bazı sahneler karanlık çekilmiş ki bundan hiç hoşlanmadım. Filmin başında golemi anlamıştım zaten o da sürpriz olmadı .



                                                     

4/30/2020

Ademden Önce - Jack London

Nisan 30, 2020 5 Yorum
Ademden Önce - Jack London


  Yıllar önce lise çağlarından okumuştum ilk olarak Ademden Önce 'yi . Yıllar geçti içerisinden etkilendiğim bir kaç yeri hiç unutmadım. O zamanlar kütüphaneden alıp okumuştum. Kendi kitaplığımda da olsun diye görünce aldım.


 Ademden Önce günümüz insanından olan anlatıcının rüyalarını anlatmasından oluşuyor. Rüyalarını anlatıyor evet ama rüyalar parça parça değil bir bütünlük arz ediyor ve anlatıcı bu rüyaların tarih öncesi atalarından genler yolu ile aktarılmış hatıralar olduğuna inanıyor.

  Herkes rüyalarında düştüğünü görmüştür ve düşerken yere çakılmadan uyanır . Yazar kitapta çıkış noktası olarak bu olayı ele alıyor ve Darwin'in evrim teorisinden de etkilenerek ortaya bu kitabı çıkarıyor .

Anlatıcıya ya da yazar Jack London'a göre  ağaçlarda yaşayan atalarımız ağaçlardan düştükleri zaman yere çakılıp ölüyorlardı . Bu nedenle bu hatıra sonraki nesillere aktarılamayacağı için rüyalarımızda yere çakılmayız . Bu nedenle sadece düşerken görürüz.

 Tarih öncesi çağda üç tür insandan söz eder kitapta. Halk ( mağara insanları ) , ağaç insanları ve ateş insanları . Bunlardan en gelişmiş olanları ateş insanlarıdır. Ateşi kullanırlar üstlerine hayvan deri ve kürklerinden giysiler yapmışlardır , ok ve yay kullanırlar. Mağara insanları mağaralarda yaşarlar , iletişim şekli olarak yazarın tabiri ile carcarlarlar. Su kabaklarından su kapları yaparlar . Henüz birlik olmayı öğrenememişlerdir ve konuşmazlar , düşünmeleri de belli sınırlardadır. Ağaç insanları ağaçlarda yaşarlar ve en ilkel olanlarıdır. Yazarın anlattığı ve okurken anladığımız kadarıyla normal insan gibi değillerdir. Ayaklarını el gibi kullanabilirler , ağaçlara çok rahat tırmanıp dallar arasında atlayabilirler.

Kitabı okurken yazarın Darwin'den ne kadar etkilendiği anlaşılıyor ve  hayal gücünün zenginliği ise beni hayrete düşürdü. Anlattığı ortamlar bütün canlılığı ile gözlerde canlanıyor . Zorlu yaşam koşulları hatta o dönemde  yaşanmış olan soykırımı bütün netliği ile yazıya dökmüş yazar.

Kitabın sonunda çevirmen kitap ve yazarla alakalı açıklamalar kısmı bulunuyor . Bu kısım yazarın dönemini ve ne kadar etkilendiğini anlama açısından önemli buluyorum.  Çevirmen notlarının ise sayfa altı yerine kitabın sonunda verilmesini ise sevmedim. Kitabı okurken numaralandırılan kelimeler için kitap sonuna bakmak hem dikkat dağıtıcı hem de zaman kaybı .






Ademden Önce
Kitabın Adı : Ademden Önce
Yazar :Jack London
Yayınevi : İş Bankası Kültür Yayınları
Orjinal adı : Before Adam
Çevirmen : Levent Cinemre
Sayfa Sayısı :160

Âdem’den Önce rüyalarında tarihöncesi bir çağda yaşayan alter ego’su Kocadiş’in başından geçenleri gören modern bir Amerikalı çocuğun öyküsüdür. O çağda üç ayrı tür insansı bulunmaktadır: Henüz ağaçtan inmemiş, vahşi maymunlara daha yakın Ağaç İnsanları; Kocadiş’in “Halk” olarak adlandırdığı ve kendisinin de ait olduğu, hem ağaçlarda hem de mağaralarda yaşayan tür; bir de bu insansıların en gelişmişi olan, ateş yakıp ok ve yay kullanan Ateş İnsanları. Eser 20. yüzyıl başlarında evrim meselesini kamuoyunun gündemine taşımasıyla dikkat çeker. London modern anlatıcısının binlerce asırlık bir mesafeden baktığı ilkel insanın düşünce yapısını düş gücüyle zenginleştirerek aktarır. Uzak atalarımıza ve içinde yaşadıkları, dur durak bilmeyen bir çatışma ve hayatta kalma mücadelesinin süregeldiği gaddar dünyaya ilişkin karanlık bir tablo çizer.









Jack London Kimdir?

Jack London 1876 yılında San Francisco’da doğmuştur. Yazarın çocukluğu yoksulluk içinde geçti. 14 yaşında okulu bırakmış ve hayata atılmıştır. Çeşitli işlerde çalışmıştır. Amerika’da ve farklı ülkelerde maceralı yolculuklar yaptı. Bir dönem cezaevinde yattı. Jack London Kurt Dölü isimli eserini 1900 yılında yayınladı. 17 yılda elli ciltlik dev bir eser sundu. Kitaplarında yaşam kavgasını duygusal bir bakış ile anlatmıştır. Bazı eserlerinde ise sert bir kapitalizm eleştirisi vardır. Kitapları çok fazla yabancı dile çevrilmiş ABD’li yazarlardandır. Vahşetin Çağrısı ve diğer birçok eserini altın avcılığına çıktığı zamanlardaki tecrübesinden yola çıkarak yazdı. Beyaz Diş, Martin Eden, Demir Ökçe gibi kitapları ile Türkiye’de tanınan bir yazar haline geldi. Jack London 22 Kasım 1916 yılında böbrek yetmezliğinden öldü.

Jack London'un Okuduğum Diğer Kitapları :

* Martin Eden

* Beyaz Diş

* Vahşetin Çağrısı

                                                     

4/29/2020

Doktor Ox'un Deneyi - Jules Verne

Nisan 29, 2020 5 Yorum
Doktor Ox'un Deneyi - Jules Verne


                " Zira bilim, vicdansız kişilerin elinde tehlikeli olabilir. "

Jules Verne ile tanışmamız ilkokul çağlarına dayanır. Seksen Günde Devri Alem , Aya Yolculuk , Denizler Altında Yirmi Bin Fersah , Balonla Beş Hafta herhalde çoğumuzun yazarın okuduğumuz ilk kitaplarıdır .

Jules Verne okumayı seven çok okur gördüğüm gibi hiç sevmeyen de gördüm . Bu nedenle kitapları herkese hitap eder diyemeyeceğim. Ben bu konuda tarafsız kalıyorum. Yazarın kitaplarını okumayı sevdiğim gibi elimde olmasa da illa alacağım demem . Yani fanatik değilim ancak kalemini seviyorum.

Jules Verne 'nin bu kitabı çok ince . Elinize aldığınız zaman hemen bitiyor. 96 sayfa.  Araştırınca İthaki Yayınlarının yayımladığı Doktor Ox'un Deneyi kitabının 136 sayfa olduğunu öğrendim. Bunu öğrendikten sonra acaba kısaltılmış metin mi okudum diye aklımda soru işaretleri oluştu . O baskıyı bulamadığım için ikisini karşılaştırma şansım olmadı , bu nedenle net olarak konuşamıyorum.

Jules Verne  , Doktor Ox'un Deneyi kitabı ile bizi sessiz , sakin bir kasabaya misafir ediyor. Öyle bir kasaba ki haritada bile yer almıyor . Yıllardır kavga , tartışma olmamış , insanlar birbirlerine seslerini dahi yükseltmemiş , başkanlar karar dahi alma gereği duymamışlardır . İlginç bir kasaba , biraz da ütopik duruyor değil mi ?


"Bütün bir yaşamı boyunca hiçbir şeye karar vermeden ölen bir adam," diye ciddi bir tonda ekledi Van Tricasse, "bu dünyada mükemmelliyete yaklaşmış demektir."

Bu kasabada Doktor Ox şehrin aydınlatması için belediye başkanı ile anlaşır , tüm masrafları da kendisi ödeyecektir. Görüntü itibari ile durum budur . Ancak kitabın adında da anlaşılacağı gibi Doktor Ox'un farklı planları vardır ... Daha ötesinden bahsetmeyeceğim çünkü o zaman kitabın özetini çıkarmış olurum.

  Ütopik gibi görünen ancak distopyaya dönüşen bir novella  Doktor Ox'un Deneyi . Kitabı okurken yazarın tasvirleri dikkatimi çekti . Yüzümü gülümseterek okuduğum tasvirlerden bir tanesini bırakıyorum buraya :

"... ne neşeli ne kederli, ne memnun ne sıkıntılı, ne hareketli ne cansız, ne kendini beğenmiş ne alçak gönüllü, ne iyi ne kötü, ne cömert ne cimri, ne cesur ne ödlek, ne fazla ne eksik, yani her yönden ölçülü bir insandı."

Bilim kurgu da sayılabilecek bu kitabı okurken hızla okumak ve gülümsemek dışında felsefi yönünü ve eleştirilerini oldukça etkileyici buldum. Hiçbir konudan şikayet etmeyen insanlar , karar vermeden ya da bir adım ileri gitmeden yöneticilik yapanlar ... Ne diyebilirim ki !! Oldukça etkilendim kitaptan.





doktor-oxun-deneyi
Kitabın Adı :Doktor Ox'un Deneyi
Yazar :Jules Verne
Yayınevi :İş Bankası Kültür Yayınları
Orjinal adı : Une Fantaisie du Docteur Ox
Çevirmen :Alev Özgüner
Sayfa Sayısı :96

Hikâyemiz, Flandre’da, hayali Quiquendone kentinde geçer. Kentin sakin, ölçülü, tutumlu ve ağırkanlı insanları yüzyıllardır hiçbir konuda aşırılığa kaçmadan, herhangi bir duygu belirtisi göstermeden, uyum içinde son derece durağan bir yaşam sürmektedir. Yöneticileri bile yaşamları boyunca inisiyatif kullanmadan, hiçbir önemli karar almadan bu dünyadan göçüp gitmektedir. Ancak Doktor Ox’un sözde kenti aydınlatma projesiyle gelişi Quiquendone’da bir şeyleri değiştirecektir. Doktorun gizli bir gündemi vardır ve bunun için kent halkını kobay olarak kullanmaktan çekinmeyecektir. Zira bilim vicdansız kişilerin elinde tehlikeli olabilir. Jules Verne ince ironisinin her satırına sindiği bu eğlenceli novellada, dünyadan kopuk yaşayan, ortaçağla bağlarını koparmamış küçük bir kentin Flaman sakinlerinin çoktan miadını doldurmuş yaşam biçimlerini hicveder. Hikâye Alman asıllı Fransız besteci Jacques Offenbach’ın Doktor Ox adlı operasına da konu olmuş, librettonun yazımına bizzat Verne de katkıda bulunmuştur.








Jules Gabriel Verne  Kimdir? 

Jules Verne1828 yılında Fransa’nın Nantes kasabasında doğmuştur. Ailesinin çiftliğinde çocukluğunu geçirmiş olan Verne’nin babası avukat annesi de çok katı kurallı bir İskoç’tu. Çocukluk yıllarından itibaren oldukça geniş bir hayal gücüne sahip olan Jules Verne kardeşi ile birlikte macera oyunları oynarlardı. Yazdığı bilim kurgu kitapların bu maceraları görmek mümkündü.

9 yaşında kardeşi ile birlikte okula yazıldı ve yazmaya olan ilgisi yaşlarında başlamış oldu. Lise bittikten sonra çalışmak için Paris’e gitti. Aile mesleği olan avukatlık için eğitim almaya başladı fakat okuldaki eğitiminden ziyade yazı yazmaya adadı kendini. 1948 yılında Paris’te yayınlanan bir dergide Dünyanın Merkezine Seyahat isimli hikayesini parça parça yayınlamaya başladı.

Bu dönemlerde Yirminci Yüzyılda Paris yazısını da yazıyordu. Fakat Jules Verne öldükten sonra 1994 yılında bu kitabı basılı hale getirildi.

Jules Verne dünya edebiyatında büyük bir dönüm noktası oluşturmuştur. Bilim kurgunun edebiyata girmesini sağlamıştır.

En popüler eserleri olan Seksen Günde Devr-i Alem, Denizler Altında 20.000 Fersah ve Aya Yolculuk gibi dünya çapında popüler kitapları yazmıştır.

Hareketli yazı hayatına girince eğitimi geri planda kaldı ve bu durumu babası öğrendi. Bundan sonra maddi desteğini kesti. Verne bir borsa tellalı ile birlikte çalışmaya başladı.

Bu dönemde Viktor Hugo, Alexandre Dumas gibi isimlerle tanıştı ve edebiyat hakkında tavsiyeler aldı.

Jules Verne’in yazıları yayıncılar tarafından reddediliyorken Hetzel yazarın dehasını görmüştü. Balonla Beş Hafta hikâyesini çok fantastik buldu ve 1863 yılında yayınladı. Daha sonra Jules Verne’yi üne kavuşturacak olan Dünyanın Merkezine Yolculuk, Aya Yolculuk, Denizler Altında Yirmi Bin Fersah ve Seksen Günde Devri Âlem kitaplarını da Hetzelin maddi desteği ile bastırdı.

Kitaplarındaki maceraları daha iyi yaşatabilmek adına küçük bir tekne ile Avrupa’da gezmeye başladı. Evine döndüğünde hiçbir şey eskisi gibi değildi.

Yayıncı ve arkadaşı olan Hetzel’in ve annesinin ölümünden sonra karamsar bir döneme girdi ve siyasete atılmayı istedi.

Amienes milletvekili oldu ve bu görevini 15 yıl devam ettirdi. Diyabet (şeker) hastası olan Jules Verne 1905 yılında hayatını kaybetti.


Jules Verne'in Okuduğum Diğer Kitapları :

* Seksen Günde Devri Alem

* Denizler Altında Yirmi Bin Fersah

* Dünya'nın Merkezine Yolculuk

* Zacharius Usta 

                                                     

4/28/2020

Babamın Masalı- Bir Osmanlı Kadınının İlk Yolculuğu || Tülay Uluser

Nisan 28, 2020 1 Yorum
Babamın Masalı- Bir Osmanlı Kadınının İlk Yolculuğu || Tülay Uluser

    Babamın Masalı- Bir Osmanlı Kadınının İlk Yolculuğu  ilk kadın romancımız Zafer Hanım ile tanıştırıyor bizi.

  Aşk- Vatan kitabının yazarı Zafer Hanım . Üstelik kitabını kendi ismi ile yayınlatmayı da başarıyor . Dönemin şartlarında oldukça büyük bir başarı . Yazar Tülay Uluser de büyük bir araştırma sonucu bu kitabı bizlere sunuyor . Kitabı okurken de yapılan titiz araştırmayı fark ediyorsunuz.

  Zafer hanım doğmadan önceki dönemden başlıyor kitap . Babası Osmanlı Valide Sultanı Nakşidil Sultan'nın katibidir. Nakşidil Sultan Öldükten sonra onların da tayini çıkar ve gittikleri yerde tekne kazıntısı dedikleri Zafer doğar.   Küçük yaşta babasını kaybeder ve annesi ile İstanbul'a dönerler. Burada eniştesini baba yerine koyar. Öğrenmeye aç ve soru sormakta çekinmeyen bir çocuktur . Dönemdeki çoğu ailenin aksine ailesi onun iyi bir eğitim almasını sağlar ve düşündüklerini paylaşması , sorgulaması için onu teşvik ederler . Bu en büyük kazancıdır onun . Evlendikten sonra da kocası onun okuması ve öğrenmesi için teşvik eder.

 Zafer Hanım Çok okuyan ve sorgulayan bir kadındır döneminin aksine. O mücevher , dedikodu ya da giyim peşinde değildir. Sadeliği sever. Sosyal hayata ne kadar katılsa da arkadaş sayısı bir - ikiyi geçmez.

Zafer Hanım'ın kitabını çıkarmaya ve yazmaya iten şartları okuyoruz kitapta. Belgelerle dönemi sunuyor yazar bize. Bölüm başlarında da Aşk-ı Vatan  kitabından alıntılar verilmiş. Anlatılanlar ve belgeleri kaynak alarak kurguyu oluşturmuş Tülay Uluser. İlk kadın roman yazarımızı tanıdığım için çok mutlu oldum . Tülay Uluser'in de ilk romanı bu kitap . İlk kitap olduğu okurken anlaşılıyor . Yazarın diğer kitaplarında kendisini daha da geliştireceğini düşünüyorum.







Babamın Masalı
Kitabın Adı :Babamın Masalı- Bir Osmanlı Kadınının İlk Yolculuğu
Yazar :Tülay Uluser
Yayınevi : Oğlak Yayınları
Sayfa Sayısı :224


Bu kitap ilkleri buluşturan bir çalışma. İlk Türk kadın romancısı olduğu Ahmet Mithat Efendi’nin mektuplarıyla açıklığa kavuşan Zafer Hanım’ınöyküsünü ilk romanını yazan Tülay Uluser’in kaleminden okuyacaksınız:Babamın Masalı- Bir Osmanlı Kadınının İlk Yolculuğu

Çoktandır başlamış olan çöküşün önüne batılılaşma yolundaki adımlarını hızlandırarak geçmeye çalışan Osmanlı’nın, vatanı artık yeni bir gözle ele alan aydınlarının, devlet adamlarının kesişme noktasındaki bir kadın, Zafer Hanım. Bir şeyler yapmak isteyen, kafesin ardından dünyaya ses vermeye çalışan, toplumun kendisine biçtiği role sığmayan Zafer Hanım. Dönemin Çalkantılarını, çökmekte olan vatanı anlamaya, anlatmaya çalışan bir Osmanlı kadını. On yıllar sonra meydanlara Çıkacak Halide Edip’in öncülü, Aşkı-ı Vatan’ın yazarı.

Tülay Uluser, döneme ilişkin geniş bir alanda taradığı kaynaklardan titizlikle derlediği gerçekleri bir araya getirerek kaleme aldığı bu ilk romanında okuru, 19.Yüzyılın sonlarındaki Osmanlı yaşamına götürüyor.







Tülay Uluser Kimdir?

Tülay Uluser 1965 yılında İstanbul’da doğdu. Hatırladığı kadarıyla, en erken yıllarından bu yana okumayı sevdi, yazmaktan zevk aldı. Öyle ki, çocukken doğum günlerinde hediye gelen kitapları bir an önce okuma hevesiyle, davetlilerin gidişini dört gözle bekledi. İlkokul yıllarında Gölcük yerel gazetesinde yazı ve şiirleri yayımlandı. Sınavlara hazırlanırken, gizlice test kitabının arasına sakladığı romanları okudu. İstanbul Teknik Üniversitesi Petrol Mühendisliği Bölümü'nü 1985 yılında bitirdi. Kadir Has Üniversitesi’nde İşletme MBA, İstanbul Ticaret Üniversitesi’nde Uygulamalı Psikoloji alanında yüksek lisansını tamamladı. Profesyonel iş hayatına son verdikten sonra, çocukluğunun en büyük hevesine geri dönüp okumaya ve yazmaya odaklandı. İlk adımlarını Mario Levi’yle attı. Dört yıl tam zamanlı araştırma ve yazma sürecinden sonra Zafer Hanım’ı ele aldığı Babamın Masalı-Bir Osmanlı Kadınının İlk Yolculuğu adlı çalışmasını ortaya çıkardı. Hayatı boyunca araştırmaya, okumaya ve yazmaya devam edecek

                                                     

4/27/2020

Vişne Bahçesi - Anton Çehov

Nisan 27, 2020 2 Yorum
Vişne Bahçesi - Anton Çehov


 Vişne Bahçesi  ,Çehov'un son eseridir ve en önemli eseri olduğu söylenir.  Tiyatro eseri olan Vişne Bahçesi 1904 te ilk defa sahne almıştır ve Çehov'a göre bir komedidir. Kitabın trajedi olduğunu söyleyenler de olmuştur.

  Ben vişne ağaçlarını çok severim . Bu kitabı almamdaki en büyük sebep de bu aslında. Çiçek açtıkları zaman beyaz gelinlik giymiş gibi görünür ağaçlar , meyve verdikleri zaman da seyrine doyum olmaz. Bahçemde de vişne ağacım vardı ve niyetim kitabı onunla birlikte fotoğraf çekmekti . Ancak bu sene ağacım kurudu maalesef. Belki bir umut hala yeşerir diye bekliyorum ancak böyle giderse  kesilecek çünkü hiç canlılık emaresi kalmadı :((

  Vişne Bahçesi dört perdeden oluşuyor ve kitabın ilk sayfasında kim kimdir belirtmiş yazar.

Aristokrat bir Rus aileyi anlatıyor yazar. Aristokratların çoğu kitaplardan anladığım kadarıyla çalışmadan toprakları ve köylüler üzerinden para kazanıyorlar ve onu harcıyorlar. Bu ailenin de büyük bir vişne bahçesi vardır ve zamanında ondan para kazanmışlardı aileden de paraları vardır. Ancak hazıra dağ dayanmaz atasözü gerçekleşir ve aile de hesapsız harcamalarının sonucunda borçları çok artar . Bu borçlarını karşılayabilmek için de vişne bahçesi satılacaktır.

Beş yıldır evinden uzak  olan L. Andreyevna'nın çiftliğe gelmesi ile başlıyor kitap. Önce eşini sonra ise oğlunu kaybetmiş olan bu kadına ilk başta üzüldüm. Acı anılarının olduğu yere geri dönmek zorunda kalmıştır. Ancak tanımaya ve borç altındayken bile bahçeyi kurtarmaya çalışmak bir yana parayı hesapsızca nasıl dağıttığını görünce kızdım.  Her karakter kendine özgü sorunlar ve işler ile karşınıza çıkıyor . Kitabı bitirince normal diyebileceğim bir karaktere rastladığımı söyleyemem. Her biri ayrı telden çalan karakterler. Diyalogların bir kısmı da öyle . Karşılıklı konuşurlar fakat herkes kendi sorununu anlatır kimse karşısındakini dinlemez. Bu günümüzdeki diyaloglara da benzemiyor mu sizce ?

Tiyatro oyunu okumayı sevmiyorum ben aslında. Kurgu şeklinde düz yazılar tercihimdir. Vişne Bahçesi'ni okurken bir rahatsızlık duymadın ve sevdim kitabı . Yine de ilk tercihim değil hala tiyatro oyunları . Bu nedenle kitabı kızıma hediye edip onun kitaplığına vereceğim. O seviyor tiyatro oyunlarını okumayı .






Vişne Bahçesi Kitabın Adı :Vişne Bahçesi
Yazar : Anton Çehov
Yayınevi :İş Bankası Kültür Yayınları
Orjinal adı :Vişnevıy Sad
Çevirmen : Ataol Behramoğlu
Sayfa Sayısı :104

Rusya'da 19. yüzyılın ortalarında toprak köleliği kaldırılmış, burjuvazi yükselişe geçmiştir. Vişne Bahçesi ülkede değişen toplumsal, politik ve ekonomik düzenin gerçekliğiyle yüzleşemeyen aristokrat bir ailenin dokunaklı portresidir. İçinde büyük bir vişne bahçesinin bulunduğu aile çiftliğinin borçlar nedeniyle satılması söz konusudur. Çiftlik sahiplerinin çocukluk anılarıyla birlikte, vişne bahçeleri de geçmişte kalmıştır artık. Yeni düzen karşısında kararlı davranıp mülklerini ellerinde tutmaktan acizdirler. Vişne Bahçesi, 1904 yılında Moskova Sanat Tiyatrosu'nda Stanislavski tarafından sahneye kondu. Çehov yapıtının "komedi, hatta yer yer fars" olduğunu vurgulasa da, Stanislavski oyunu "trajedi" olarak ele almakta ısrar etmişti. Stanislavski o güne dek aşırı duygusal olan Rus tiyatrosuna doğal ve gösterişten uzak bir anlatım getirmesiyle ünlenmiş olsa da, Çehov'un kendi oyunları için istediği yalınlığı ve doğallığı yakalayamamıştı.









Anton Pavloviç Çehov Kimdir?

 
Anton Pavloviç Çehov  29 Ocak 1860 Taganrog Rusya doğumludur. Babasının baskısı ile kilise korosunda ilahi söyleyen yazar, ticarette başarı sağlayamayan babasının yerine dükkan işleri ile de ilgilendiğinden lise eğitimi çok uzamıştır.

Bir süre Yunanlı çocukların devam ettiği yerel bir okulda okuyan Çehov, daha sonra on yıl boyunca lisede Yunan ve Latin klasikleri ile temel bir eğitim görmüştür. 1876 yılında babasının iflas etmesinin üzerine ailesi Moskova'ya göçtüğünde, kendisi bir ağabeyi ile beraber Tagangrog'da kalarak lise eğitimine devam etmiştir.

1879 yılında liseyi bitiren Anton Pavloviç Çehov, Moskova'ya giderek tıp fakültesinde girdi, 1884 yılında da doktor oldu. Öğrenimi sırasında da ailesine katkı sağlamak için çeşitli dergilerde yazaılar yazdı.

Üniversiteyi bitirdikten sonra hekimliğe başlayan yazar, "Cerrahlık", "Cansız Ceset", "Kaçak" adlı hikayelerini bu dönemde yazdı. Hekimlik çok vaktini aldığında hekimliği bırakarak yazarlığa yöneldi. Yazarlığında hekimliğinin izleri görülmektedir.

Yazarın en ünlü öyküsü olan Altıncı Koğuş 1892 yılında yayınlandı. 1894 yılının bir bölümünü yurtdışında geçirmiş ve vereme yakalanmıştır. Tedavi için Kırım'a giden Anton Pavloviç Çehov, 1895 yılında "Martı" oyununun ilk versiyonunu yazdı.

Anton Pavloviç Çehov'un bütün yapıtları ölümünden 40 yıl sonra 20 cilt halinde yayınlanmıştır. Bu yayının 8. cildinde Çehov'un sayısı birkaç bine ulaşan mektupları yer almaktadır. Anton Pavloviç Çehov, 15 Temmuz 1904 yılında Badenweiler, Almanya'da hayatını kaybetti.
                                                     

Hayaller ve Yollar - Panait Istrati

Nisan 27, 2020 2 Yorum
Hayaller ve Yollar - Panait Istrati

  Rumen öykü yazarı olmasına rağmen Panait Istrati kitaplarını Fransızca yazmış ve kendisi Balkanların Gorki'si olarak anılıyormuş .

  Yazar ile tanışma kitabın oldu  Hayaller ve Yollar . Bu kitap ile yazarla tanıştığıma memnunun çünkü kitapta kendisini anlatıyor yazar.

 İki kısımdan oluşuyor kitap . İlk bölüm çocukluk ve ilk gençliğini anlatıyor. İlköğretimi bitirdikten sonra okumaya devam etmeyi istemeyip sonra çalışma hayatına başlar küçük yaşlarda. Hoş okumak istese de maddi durumları yetersizdir.  Bir annesi vardır o da çamaşırcılıkla geçimlerini sağlamaya çalışmaktadır .  Bir meyhanede çalışmaya başlar . Hem para kazanacak hem de babasının dili olan Rumcayı öğrenecektir.

 Bu bölümde yazar hem okuldaki zorluklardan ve öğretmenlerin çocuklara tutumlarından bahsederken her de çalışma hayatının zorluklarından ve çocuk işçilere nasıl davranıldığından bahseder. Her ne kadar okul hayatını bıraksa da öğrenmeye aç bir çocuktu ve bunu her fırsatta gidermeye çalışır.

  İkinci bölümde yıllar geçmiştir ve yolculuk öyküsünü ve bu yolculukta başına gelenleri anlatır yazar.

  Sade bir dili olan yazarın anlatımını sevdim. Kolay okunuyor kitap ve ince olasına rağmen altını çizdiğim o kadar yer oldu ki ben bile şaşırdım.

Hayaller ve Yollar Kitabından Alıntılar : 

" Çünkü eğitimciler , çocuk ruhundan bir şey anlamaz ve onu , trampet sesler ve kırbaç darbeleriyle yürümeye zorlar . "

"Elalem , itaatkar , uslu oradan oraya koşturmayan ve çalıştığı yerde sakince duran bir çocuk isterdi . Patronun zorbalığına dayanabilmeli ve hatta kendisi de zorba bir patron haline gelmeliydi. Mahallenin görüşü de işte buydu  ve bu patronun tokadı çırağın yanağında güller açtırır , görüşüne kadar gidiyordu . "

"İnsanların çoğu çocukluğunu ; dayak yiyerek , küçük düşürülerek , yoksulluk içinde ve kanunların dayattığı can sıkıcı kalelerde geçiriyorlar. Böyle bir temelin üzerine sağlam bir ruh yapısı nasıl inşa edilebilir?"

" Biz , geri kalmış bir halkız ancak bizde kimse kedi yemiyor , kurbağa hatta at bile..."

" Zavallı insanlık ! Aşağılıksın... Kötü olmaktan çok aşağılıksın..."






Hayaller ve Yollar
Kitabın Adı :Hayaller ve Yollar
Yazar :Panait Istrati
Yayınevi :Kuzey Işığı Yayınları
Orjinal adı :Mes Departs
Çevirmen : Şeyma Tahan
Sayfa Sayısı :118


1921 Aralık ayının ilk günlerinde Nice hastanesinden bir mektup aldım. Gırtlağını kesen bir zavallının üzerinde bulmuşlardı. Kurtulma umudu çok zayıftı. Mektubu okur okumaz, bir dâhinin çırpınışlarıyla karşı karşıya olduğumu anladım. Çayırlar üzerinde esen kavurucu bir alevi andırıyordu. Mektup, Balkanlar’ın Gorki’sine ait bir iç dökmeydi. İntihara kalkışan kişi kurtulmuştu. Onu tanımak istedim.

Mektuplaşmaya başladık ve dost olduk. Adı İstrati idi. 1884’te Braila’da kaçakçı bir Yunanlı babayla, ömür boyu saçını süpürge etmiş bir Rumen köylü anadan dünyaya gelmişti. (…) O doğuştan bir hikâyeciydi. Kendi anlattıklarıyla heyecanlanan doğulu bir hikâyeci…
Romain Rolland
“Evden ilk ayrılışta, hıçkıra hıçkıra ağlayan bir ananın hazırladığı bavulda anlatılmaz acılar varmış; bütün bir mahalle halkı, arkasından ciyak ciyak; “Amanın dostlar, bu oğlan serserinin birine uydu,” diye bağırırken, iyi yetişmiş bu çocuğun yüreciği kan ağlarmış; onların serseri dedikleri insan, yukarıdaki lâfları duyduktan sonra, belki de bir daha dönmemecesine gittiği zaman körpecik bir delikanlının dizgin tanımaz ruhunda kupkuru bir çöl bırakırmış... Kimin umurunda ki?”








Panait Istrati Kimdir?

Panait Istrati 10 Ağustos 1884 tarihinde Romanya'da dünyaya gelmiştir. 1896 yılında ilk öğrenimini tamamlamıştır. Mısır, Lübnan ve Suriyeyi gezmiş ve bu o dönmede bulunan bir sözlük sayesinde Fransızca öğrenmiştir. Aralarında İstanbul'un da olduğu pek çok Osmanlı kentinde gençliğini geçirmiştir. Fırın çıraklığı, badanacılık, hamallık, fotoğrafçılık ve daha çeşitli bir çok işte çalışmıştır. Anı - Anlatı - Günlük - Seyahatname, Çocuk & Gençlik, Çocuk Öykü & Roman kategorilerinde eserler kaleme almıştır.
                               



                                                  

4/26/2020

Katip Bartleby - Herman Melville

Nisan 26, 2020 5 Yorum
 
Katip Bartleby

   Herman Melville 'in kaleminden Katip
Bartleby ismini duyduğum ve okumak istediğim kitaplardandı . Borges'in Babil Kitaplığı'nın  8. kitabı olarak karşıma çıkınca okumak için iyi bir fırsat dedim.


İnce olan kitap hızla da okunuyor . Kitap yine , her zamanki gibi Borges tarafından kaleme alınan ön söz ile başlıyor , sonra da öykümüze geçiyor.

Öyküyü bize işveren anlatıyor. İşi gereği katipler çalıştırarak notlarını temize geçirtiyor ya da hukuki belgeler hazırlatıyor . Üç çalışanı varken işlerin yoğunluğu sebebiyle yanına bir kişi daha alıyor . Katip Bartleby'yi.

Sessiz , işini iyi yapan , dakik bir adam olduğu için ondan başlarda memnundur işvereni. Ancak sonraları kendisinden bir iş istendiği zaman " yapmamayı tercih ederim " demeye başlıyor ve zamanla bütün işleri aynı şekilde geri çeviriyor ...

Bartleby'nin yaptığı bir çeşit pasif boykottur aslında . Sessizce köşesinde oturur , kimseyle konuşmaz ancak iş de yapmaz . Çünkü yapmamayı tercih eder. Peki bu bir tercih meselesi midir? İşveren de ne yapacağını , nasıl davranacağını bilemez.  Bartleby'yi anlatırken yazar ona karşı insanların davranışlarını ve tepkilerini de anlatıyor .  Ben okurken işveren yerine koydum kendini. Bu sessiz direniş beni çileden çıkarırdı . Okuyucu olarak bile çileden çıkardı ki işvereni düşünemiyorum.   Kitabın sonralında Bartleby ve geçmişini öğrensek de okurken böyle bir karakterle karşılaşmak istemem diye düşündüm hep.           






Katip Bartleby
Kitabın Adı :Katip Bartleby
Yazar : Herman Melville
Yayınevi : Kırmızı Kedi Yayınevi
Orjinal adı :Bartleby The Scrivener
Çevirmen :İlknur Özdemir
Sayfa Sayısı :76

"Melville'in engin imgeleminin ürünü, şöhretini borçlu olduğu kahramanı, Nantucket'in kaptanı Ahab, Beyaz Balina tarafından sakat bırakılmış ve intikam almaya karar vermiştir; olayların geçtiği yer dünyanın tüm denizleridir. Wall Street'te, bir avukatın yazıhanesinde kâtip olan Bartleby ise bir tür alçakgönüllü inatçılıkla çalışmayı reddetmektedir.

Melville, yarım yüzyılı aşkın bir süre önce, yalnızca tüm mantık kurallarına aykırı hareket etmekle kalmayıp aynı zamanda çevresindekileri şaşkın suç ortakları olmak zorunda bırakan Bartleby'nin tuhaf davasını işlemiştir.

Bartleby, ustalığın ya da düşsel imgelemenin uçarılığının ötesindedir; her şeyden önce evrenin gündelik ironilerinden biri olan gerçek faydasızlığı gösteren üzücü ve gerçek bir kitaptır."
-Jorge Luis Borges-






Herman Melville  Kimdir? 


Herman Melville 1819 yılında New York'ta dünyaya geldi. Babasının vefatı üzerine 13 yaşındayken iş hayatına başladı. Farklı işlerde çalıştıktan sonra Liverpool'a giden bir gemide iş buldu. Güney denizlerinde balina avlamaya başladı.

Çalışma şartları zorlaştı ve bazı arkadaşları ile gemiyi terk ederek Typee yerlileri arasında yaşamaya başladılar.Tekrar bir gemi ile denizciliğe döndü. Gemide isyana katılmak suçundan hüküm giydi. Cezadan sonra Tahiti'de yerlilerle yine yaşadı. 30'lu yaşlarına girdikten sonra Boston'a geri döndü.

Herman Melville edebi yönü; Boston'a döndükten sonra bir işte çalışmadı ve yazmaya başladı. 1846 yılında yayınlanan ilk romanlarından olan yerlilerin arasında geçen zamanlarını anlattı. Yazara ün kazandıran Moby Dick ise 1851 yılında tamamladı.

Romanları beklediği ilgiyi görmedi ve gümrükte müfettiş olarak çalışmaya başladı. Yazarın değeri bir çok önemli isim gibi öldükten sonra anlaşıldı.

                                                     
Web sitemizdeki fotoğrafların, yazıların izin alınmadan kopyalanması, yayınlanması, alıntı olduğu ve kaynağı belirtilmeden bir takım amaçlar için kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasasına aykırıdır. İzin alınmadan kopyalanan resim ve yazılarımızla ilgili dilekçe ve dava açma hakkımız saklıdır.