2/05/2019

Kleopatra'nın Gölgeleri - Emily Holleman

Şubat 05, 2019 6 Yorum
Kleopatra'nın Gölgeleri - Emily Holleman


   Eski Mısır , piramitler , firavunlar , hiyeroglifler ... Sınırım bunları merak etmeyen ya da nu konu ile ile ilgili film ya da belgeselleri ilgi ile izlemeyen yoktur. Ya da genellemeden belirteyim ben bu merak eden kesimdeyim. Aslında kadim bir uygarlık tanımlaması ile lansa edilen bu uygarlık bana göre çok da takdir edilecek bir uygarlık değildir. Sadece yaptıkları ve hala çözülemeyen davranışları ile merakımı cezbediyorlar ve kendi uygarlıklarının reklamını iyi yapıyorlar. Pazarlama stratejileri çok iyi. Yıllarca piramitlerin çölün ortasında , ıssızlıkta tek başına dikildiğini zannediyordum. Aslında öyle olmadığını , şehirde apartman dairenizden kahvaltı ederken şehrin bitiminin hemen ötesinde olan piramitlerin görüldüğünü öğrendiğim gün benim için hayal kırıklığı oldu. Yıllarca en büyük hayallerimden bir tanesi Mısır'a gitmek idi. Ben gidemeyince oraya giden eşim çektiği videolar ve gördüklerini anlatınca açıkçası hayalim yerle bir oldu ve artık farklı hayallerim var.


Kleopatra

  "Sesi, istediği her titreşimi çıkarıp, istediği her dili kullanabildiği çok telli bir müzik aleti gibiydi"... Romalı ünlü tarihçi Plutarkhos'un böyle tanımladığı  Kleopatra'nın kendisini değil kardeşlerini okuyoruz Kleopatra'nın Gölgeleri 'nde. Kleopatra'nın varla yok arası kitaptaki rolü. Çoğu yerde de kendi yok ismi var aslında .



 Kedilerin aç kaldığı bir şehir bil ki ıstırap içindedir.

  Kral Ptolemaios diğer Mısır krallarının aksine sönük kalmaktadır . Kaval çalmayı sevdiği için kavalcı ya da koca göbekli olarak tanınmaktadır. Kız kardeşi Tryphaena ile evlenen kralın ondan bir kızı olmuştur : Berenice .  Berenice dokuz yaşındayken onu ve annesini saraydan kovan kral cariyesi ile evlenmiş ve onu kraliçesi yapmıştır. Ondan da dört çocuğu olmuştur , iki erkek iki kız. Büyük çocuğu Kleopatra'dır. Kralın gözde çocuğu ve varisi.

  Kleopatra'nın kardeşi Arsinoe dokuz yaşındayken bir sabah uyanır ve babası ile Kleopatra'nın bir seyahate çıktığını öğrenir. Koşarak da olsa onları geçirmeye yetişir. Kleoparta ona " onun için geri döneceğini " söyler . O zaman Kleopatra on iki yaşındadır . Bir tuhaflıklar fark eden Arsinoe ne olduğunu daha sonra anlar. Üvey ablası tahtı ele geçirmiştir ve babası yardım bulabilmek için kaçmıştır. Annesi de iki erkek kardeşini alarak kaçmıştır . Hiçbir şeyden haberi olmayan Arsinoe'yi geride bırakmışlardır. Ablası ve yeni kraliçe Berenice'nin insafına ....

Kitabı sıra ile iki kız kardeşin ağzından okuyoruz. Arsinoe ve Berenice .

Babası ve annesinin zayıflıklarından ders alan Berenice ülkeyi tekrar yükselişe geçirmek istemektedir. Fakat bir taraftan babasına dikkat ederken diğer taraftan Romalılara karşı ülkesini korumak zorundadır. Tabii bir de etrafındaki iki yüzlü insanlara karşı dikkatli olmak zorundadır .

Arsione Arsinoe'ye terk edilmek çok zor gelmiştir. Hayatta kalmak için Berenice'ye tabii olmak ve dikkat çekmeden yaşamak zorundadır. Berenice'nin etrafındakiler bu küçük kızı öldürmesini isteseler de Berenice onun bir prenses gibi eğitim alarak yaşamasına izin vermiştir. Sanırım Arsinoe'nin  terk edilmiş olması ona kendisini hatırlatmıştır. Onu annesi terk etmemiş olsa da sevgi ve ilgiden mahrum büyümüştür. Anne ile birlikte ama annesiz ... Ne kadar acı bir durum .

Arsione küçük olmasına rağmen oldukça zeki bir çocuktur ve hayatta kalmanın bir yolunu bulur. Hele kitabın sonundaki son bölüm beni çok etkiledi.

Hiçbir şey yapmamaktansa eyleme geçmek daha iyidir.

Tarihte az bilinen iki kız kardeşin öyküsünü okumak ve o dönemde olanları , neler hissedip neler düşündüklerini öğrenmek çok güzeldi. Eski Mısır uygarlığına ilgi duyanlar ve bu tür kurgulardan hoşlananlara tavsiye ederim kitabı .


Fall of Egypt serisine ait olan “Kleopatra’nın Gölgeleri”  serisinin ilk kitabı. Serinin devam kitabı olan  “The Drowning King” henüz dilimize çevirilmedi bildiğim kadarı ile . Bir an önce çevrilmesi dile ile diyorum. Çünkü gerek konuyu gerek yazarın tarzını çok sevdim.







Kleopatra'nın Gölgeleri - Emily Holleman
Kitabın Adı :Kleopatra'nın Gölgeleri
Yazar :Emily Holleman
Yayınevi :Maya Kitap
Orjinal adı :Cleopatra's Shadows
Serisi : Fall of Egypt #1
Çevirmen :Peren Demirel
Sayfa Sayısı :320


Unutulmuş Kız Kardeşlerinin Gözünden Kleopatra Destanının Bilinmeyen Başlangıcı

İskender’in soyundan gelen Kral Ptolemaios’un parlak zekâlı kızı Arsinoe, bir gün kan ağlayan heykeller gördüğü uğursuz bir rüyadan uyanıp kendini çok daha kötü bir gerçekliğin içinde bulur. Korkunç bir darbe olmuştur ve hem çok sevdiği ablası Kleopatra hem de kayıtsız babası tarafından terk edilmiş bir halde sarayda yapayalnız kalmıştır. Arsinoe’nin üvey ablası Berenike tahtı ele geçirmiş ve kana susamış bir kraliyette hüküm sürmeye başlamıştır.

Arsinoe’nin bu tuhaf yeni dünyada tutunma çabası, onu saraydan çıkarıp savaştan harap olmuş İskenderiye sokaklarına götürür. Bu esnada Kraliçe Berenike, ölümün eşiğindeki zalim annesi, iki kocası ve babasının sürgünden dönme tehlikesiyle mücadele etmektedir. Babaları Ptolemaios ve Kleopatra, Roma ordusuyla şehrin kapılarına dayandığında Arsinoe bir seçim yapmak zorundadır, Berenike ise tahtını korumak için büyük bir savaşla karşı karşıya kalır.

Emily Holleman’ın cesur ve büyüleyici romanı Kleopatra’nın Gölgeleri, ihanetlerle dolu bir Mısır hanedanını ve antik dünyayı nefes kesici bir şekilde tasvir ediyor.

Holleman, fazlasıyla karmaşık bir dönemi son derece canlı bir biçimde anlatmayı başarıyor.

Emily Holleman : 

Emily Holleman
Emily Holleman Brooklyn’de yaşayan bir yazardır. Salon.com adlı websitesinde iki sene editörlük yaptıktan sonra gerçek tutkusu olan yazarlığa yönelmiştir. Şu anda kardeşi Arsinoe’nun gözünden Kleopatra’nın hayatına odaklanan bir tarih serisi üzerinde çalışmaktadır. İlk kitabı Cleopatra’s Shadows (Kleopatra’nın Gölgeleri) Little, Brown tarafından yayımlanmıştır.

Yazarın web sitesi: https://emilyholleman.com/


                                                            Kozmokitap

2/01/2019

Yitik Ülke Tv - Yitik Ülke Yayınları You Tube Kanalı Açıldı

Şubat 01, 2019 5 Yorum
Yitik Ülke TV

  Merhaba arkadaşlar . Kitaplarını severek okuduğum Yitik Ülke Yayınları yeni bir atılım daha yaptı . "Yitik Ülke Tv " adı ile You Tube kanalı açtı . Bu kanala odaklanarak her gün yeni bir video ekliyorlar. Artık paylaşımlarını , çekilişlerini ve kültür -sanat üzerine olan söyleşilerini bu kanal üzerinden takip edeceğiz. Yeni projelerini sabırsızlıkla bekliyorum .

Siz de You Tube kanallarına abone olarak onları destekleyebilir ve etkinliklerinden , paylaşımlarından haberdar olabilirsiniz.

Abone olmak ya da kanalı incelemek isteyenler için linki bırakıyorum :

                        https://www.youtube.com/YitikulkeTV




                                                            Kozmokitap

1/31/2019

Sokratis ve Cinler -Suphi Varım

Ocak 31, 2019 2 Yorum
Sokratis ve Cinler

  Sokratis Ölülerin Peşinde kitabı ile tanıştım Suphi Varım'ım kalemi ve Dedektif Soktaris ile. ( Sokratis Ölülerin Peşinde yorumumu okumak için → burayı ← tıklayınız. )  Osmanlının son zamanlarında İzmir'de (Smyrna ) geçiyordu olaylar. Bu kitap yani Sokratis ve Cinler de yine aynı zaman ve mekanda geçiyor.

 Eski zamanlarda yaşamak gerçekten çok zormuş, bir kez daha anladım bunu kitabı okurken . Yine çamaşır , bulaşık makinesi muhabbetine girmeyeceğim korkmayın :D Bir dedektif olarak da o dönemler çok zor. Güvenlik kameraları yok , gelişmiş bir bilgisayar ağı sistemi yok. Hoş şimdi olsa da bir şey değişiyor sanki . Vatandaş hapisten kaçmış ailesinin yanında göz önünde yaşıyor kimsenin haberi yok!!! Tv de benzeri olayları görünce şok oluyorum . Nasıl olur , onca teknoloji gelişmiş ve gelinen sonuç bu :(( Neyse bir şey söylemiyorum :D Sokratis'in döneminden bahsediyordum. Elinde hiçbir kanıt olmadan sadece insanlar ile konuşup , onları gözlemleyerek sonuçlara ulaşıyor ki bu çok büyük başarı . Ellerinde teknoloji olmayınca insan sarrafı oluyorlar demek ki !! Hata yapmıyor mu , tabii ki yapıyor . Hatasını kabul edip , düzeltiyor ve özür dilemesini de biliyor . Hatayı kabul etmek büyük bir meziyet .

Sokratis ve Cinler


Bu kitapta Dedektif Sokratis ve eşi Elenka'nın hayatlarına bir kez daha misafir oluyoruz . Önce bir hırsızlık olayını aydınlatıyor Sokratis. Sonra bir kadın nişanlısının ölüm olayını araştırması için geliyor. Olay henüz çok yenidir . Polisin araştırmasını bekleyin dediyse de kadın ısrar eder ve Sokratis de kollarını sıvayarak işe koyulur. Bu olayı araştırırken meşrutiyet taraftarları , karşı taraftakiler ve sokakta olan olayları okuduğumuz gibi bir arada yaşayan Rum , Türk ve Arnavutlar arasındaki ilişkileri de okuyoruz. Cinayet araştırması ve siyasi muhabbetlerin yanı sıra hurafeler de yer tutuyor. Öldürülen Sedat'ın kardeşi Pervin hanım kafayı cinler ile bozmuş durumdadır . Yanına aldığı ve hasta olan bir kadını iyileştirmek için cinler padişahından yardım istemeyi düşünmektedir ve ona ulaşmak için elinden geleni yapmaktadır . Bir de yardımcısı vardır bu konuda. Onların bu araştırmaları be muhabbetleri oldukça komikti doğrusu . Okudukça aklıma son günlerde gündemi yeterince meşgul eden Palu ailesi geldi ...

Ana olay üzerinden ilerlemek yerine birçok yan olayla kitabı ilerleten yazar yine harika bir iş başarmış . Bu kitap da benden tam puan aldı . Serinin ilk kitabını da kitaplığıma eklemeyi düşünüyorum. Umarım o kitabı eklemeden yazar seriye yeni bir kitap eklemez :))

Dedektif Sokratis Serisi : 



1 - Sokratis'in Oyunları
2- Sokratis Ölülerin Peşinde
3- Sokratis ve Cinler


Sokratis ve Cinler -Suphi Varım
Kitabın Adı :Sokratis ve Cinler
Yazar :Suphi Varım
Yayınevi : Mecaraperest Kitaplar
Serisi :Detektif Sokratis Polisiyeleri #3
Sayfa Sayısı :264


Pervin, üstüne eğilen üç gölgeden uzaklaşmak istercesine geriye çekildi. Vücudu iyice kasılmıştı. Gölgelerden birinin ne dediğini anlayamadı, çünkü kulaklarında davul vuruşlarını andıran tuhaf sesler vardı. (...) Gözlerini açtı, karşısındakileri hayal meyal seçebildi. Başının çevresinde küçük bir ışık bulutu oluştu o anda. Gölgeler, bulutun içinde kayboldu. Zil ve tef sesleri işitince terli başını pencereye çevirdi. İri başlı, sivri kulaklı, patlak gözlü ve şiş karınları kıllı iki yaratık, yavaş yavaş ona yaklaşıyorlardı. Elleri ve ayakları pençe şeklindeydi. Kuyrukları vardı. Biri karyolanın ayak ucuna, diğeri başucuna sıçradı. Pervin, yaratıkların ağzından fırlayan yılan dilinden korunmak için titreyen elleriyle yüzünü kapattı, gözlerini yumdu. (...) Yaratıkların ağızlarından ve burunlarından çıkan çıyanlar, kızın bacaklarını, kollarını sardılar. Korku ögeleriyle süslenmiş, okurken tüylerinizi ürpertecek, soluğunuzu kesecek yeni bir Detektif Sokratis macerasına hazır mısınız?



Suphi Varım Kimdir ?

Suphi Varım1960 İzmir doğumlu olan Suphi Varım, İzmir Ticaret Odası ile Ege Sanayicileri ve İş Adamları Derneğinde profesyonel yönetici olarak çalışmıştır. Muğla Üniversitesinde kısa süreli bir öğretim üyeliği olmuştur.

Kamu Yönetimi dalında lisans, Ekonomi alanında yüksek lisans ve doktora dereceleri bulunmaktadır. Uzun yıllar ekonomi ve siyaset alanında analizler yapıp makaleler yazmıştır.


Emekli olan Suphi Varım, tüm zamanını polisiye yazarı olmak için ayırmış yazmaya devam etmiştir. Yazar aynı zamanda evli ve bir kız çocuk babasıdır.


Suphi Varım'ın Okuduğum Diğer Kitapları

Sokratis ve Siyahlı Kadın 

Sokratis Ölülerin Peşinde 

Sokratis Ölüler Şehrinde 
                                                            Kozmokitap

1/30/2019

Moda Cinayetleri - Çağatay Yaşmut

Ocak 30, 2019 3 Yorum
Moda Cinayetleri

  Polisiye kitapları çok sevdiğimi her fırsatta dile getirmekten çekinmiyorum. Her tarz kitabı okumayı seviyorum fakat deşarj olmak için de mutlaka polisiyeye ihtiyaç duyuyorum. Monoton hayat akışında aradığım adrenalini onlardan sağlıyorum sanırım  :D

  O kadar polisiye okuduktan sonra genellikle katili ya da suçun hangi amaçla işlendiğini  gücüm iyice arttı. Yüzde doksan olasılıkla tam isabet yapıyorum bu konuda. Kalan yüzde onluk dilimde de tek tahminden öte birkaç tahminim oluyor ve sonuç yine onların arasından çıkıyor. Arada yüzde bir olasılık içinde beni şaşırtan ve tahmin edemediğim şekilde ilerleyen kitaplar oluyor ki bu beni çok mutlu ediyor ve beni şaşırtan yazar en sevdiğim yazar oluveriyor birden. Evde çocuklara da diyorum ben oldum artık. Bir dedektiflik şirketinden teklif bekliyorum diye :)))

Çağatan Yaşmut'un kalemi ile Moda Cinayetleri ile tanıştım . Yazarın hiçbir kitabına denk gelmemiştim daha önce. Bir Başkomiser Galip Polisiyesi serisinin son kitabı Moda cinayetleri. Seri olsa da kitaplar bağımsız olarak okunabiliyor. Ben çok rahat okudum ve herhangi bir eksiklik hissetmedim. Her kitapta farklı bir konu ele alınıyor. Ortak nokta ise olayı araştıran polis ekibi.

 Kitabın adı Moda Cinayetleri olunca siz de benim gibi moda ile alakalı zannetmeyin. İstanbul'un Kadıköy İlçesine bağlı Moda semtinde olduğu için olay isim Moda cinayetleri .

  Jeolog Profesör Aziz eve genç karısına yemek hazırlayıp sürpriz yapmak için eve gelir . Evde onu kötü bir sürpriz karşılar. Bir katilin evine girmiş ve onu beklemektedir. Aziz'i öldüren katil ona istediği pozu verdikten sonra gitmek üzereyken eve karısı Pelin gelir. Bu şansına çok sevinen katil Pelin'e önce tecavüz eder sonra da öldürür.

  Bu olayı araştırma ve katili bulma görevi Başkomiser Galip ve ekibine verilir. Standart prosedür olarak önce oturdukları yer sonra da iş yerlerinde araştırmaya başlayan ekip ekmek kırıntıları toplayarak işlerine devam ederler. İşler öfkeli dini yönden radikal öğrencileri işaret edince onların izlerini bir dergaha kadar isler Galip. Bu noktadan sonra farklı ipuçları da ortaya çıkmaya başlar.

Kitap sadece emniyet ve ipucu peşinden koşan polisleri ve suçu işleyenleri değil polislerin iç dünyalarını ,
özel ilişkilerini , toplumdaki insan manzaralarını , güncel olayları da kitaba dahil ederek anlatmayı tercih ediyor. Farklı açılardan ve farklı konuları ele alarak geniş kapsamlı bir roman oluşturmuş yazar. Hal böyle olunca da merak son sayfaya kadar devam ediyor ve elinizden bırakmadan kitabı okuyorsunuz.

Kitaptaki karakterlere gelirsem Başkomiser Galip ortalama bir insandır. Kitap okumayı ve sosyal aktiviteleri sevmez. Kız arkadaşları vardır fakat bağlanmak istemez. Seks önemlidir onun için. Biraz da ağzı bozuktur ki bu kısımları ben hiç sevmedim. Her fırsatta belirttiğim gibi argoya karşıyım. Dilimizde binlerce güzel kelime varken neden bu kulak tırmalayan kelimeler tercih edilir anlamıyorum. Bu havalı bir olay değil belirteyim  , argoyu havalı olarak görenler için. Komiser Serdar  , iyi bir polis olmasının yanı sıra onun da ikili ilişkilerinde problem vardır. Nişanlısını aldatmış ve bu ortaya çıkınca nişanlısı onu terk etmiştir. Başka kadınla birlikte olduğu halde hala nişanlısını düşünmektedir. Komiser Mustafa ise ekipte yeni sayılıyor. Yaptığı bir hatadan dolayı biraz geride bırakılmaktadır . Tek taraflı olarak bir kızı sevmektedir. İçinde olduğu durum onu yavaş yavaş depresyona sürüklemektedir.

Severek ve bir çırpıda okuduğum bir kitap oldu Moda Cinayetleri . Kitap cep kitap boyutlarında olsa da puntosu normal boyutlarda ve rahat okunuyor. Karakterlerin sevmediğim yönleri olsa da sevdiğim yönleri daha fazla. Çağatay Yaşmut'un kalemini de çok sevdim. Serinin diğer kitaplarını da toplayıp okumayı düşünüyorum.


Başkomiser Galip Polisiyesi Serisi Kitapları :



1- Beyoğlu Çıkmazı
2- Kadıköy Cinayetleri
3- Beni Yavaş Öldür
4- Doktor Ceyda'yı Kim Öldürdü
5- Şarkılar Susunca
6- Moda Cinayetleri
7-Benim Canım Ailem


Moda CinayetleriKitabın Adı :Moda Cinayetleri
Yazar :Çağatay Yaşmut
Yayınevi :Maceraperest Kitaplar
Serisi  : Bir Başkomiser Galip Polisiyesi
Sayfa Sayısı : 368


Kadıköy, Moda’da işlenen kanlı cinayetler ve cinayetlerin peşinde bir başkomiser... Galip bu kez bir profesörün ölümünün ardındaki gizemi çözmeye çalışıyor.

Oğlak Yayınları, polisiye edebiyatın usta yazarlarından Çağatay Yaşmut’un, “Başkomiser Galip Polisiyeleri”nin beşinci kitabı, Moda Cinayetleri’ni yayımlamaktan gurur duyar...
(...) cesedin bırakılış pozisyonu çok garipti. Bunca yıllık meslek hayatımda hiç böyle bir şey görmemiştim. Adamcağız, Kâbe resmi ve dinsel motiflerle bezeli yeşil bir seccadenin üzerinde namaz kılıyormuş gibi, başı secdeye varmış pozisyondaydı. Devrilmeden öylece bırakıldığı gibi duruyordu. Yeşil seccade kanı emdiği için ortaya garip bir renk cümbüşü çıkmıştı. Seccadenin yanına açık bir Kur’an ve siyah bir tespih bırakılmıştı.

Necati, maktulün namaz kılışına son vererek, koca gövdeyi yana doğru devirdi. Göğsüne üç kurşun isabet etmişti...







Çağatay Yaşmut Kimdir ?

Çağatay Yaşmut 1968 yılında İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi’nde Ekonometri okudu. Başta bankacılık ve finans olmak üzere, birçok sektörde uzun süre çalıştı. Maltepe Üniversitesi Felsefe bölümünde yüksek lisans yaptı.

2008 yılında Beyoğlu’nun arka sokaklarını anlattığı Beyoğlu Çıkmazı, romanıyla yarattığı Başkomiser Galip tiplemesini, Şarkılar Susunca, Beni Yavaş Öldür, Kadıköy Cinayetleri ve Moda Cinayetleri romanları ile yine Başkomiser Galip maceralarının anlatıldığı Doktor Ceyda’yı Kim Öldürdü? adlı hikâye kitabıyla sürdürdü.

Kadıköy Cinayetleri romanı 2012 yılında “Dünya Kitap Altın Sayfa Polisiye Roman Ödülü”ne layık görüldü. Halen çeşitli dergilerde hikâyeleri yayımlanmakta.

Türkiye Polisiye Yazarları Birliği üyesi olan yazar, evli ve İstanbul’da yaşıyor.

                                                     

1/29/2019

Mrs Dalloway - Virginia Woolf

Ocak 29, 2019 4 Yorum
Mrs. Dalloway

Feminizm ve edebiyat tarihinin önemli isimlerinden olan Virginia Woolf'un kitabı Mrs. Dalloway'a  geçmeden önce kendisi hakkında kısa bir bilgi vermek istiyorum . 

Virginia Woolf kimdir ?

Virginia Woolf
 1882 yılında Londra'da doğan Virginia Woolf , Victoria devri'nin tanınmış yazarlarından Sir Leslie Stephen'ın kızıdır .  Virginia Woolf, çocukluk yıllarında  kadınların ikinci planda kalması nedeni ile okula gönderilmedi. Victoria Devri'nden ve bu devirde olanlardan nefret eden Virginia Woolf  bir yazar olmaya karar verir. Kendisini babasının kütüphanesinde geliştiren Virginia Woolf, 1895'de bir gazetede kısa hikâyelerini yayımlatır.

   Virginia Woolf 1912 yılında Leonard Woolf ile evlenmiştir. Leonard Woolf eşi için bir basımevi kurmuştur ve bu da Virginia Woolf'un yazdığı kitapları yayımlatması için bir fırsat olmuştur. Perde Arası romanını yazdığı sıralarda artık kendini yeterince yetenekli hissetmiyor, yeteneğini kaybettiğini düşünüyordur. Her gün savaş korkusu ve yeteneğini kaybetmenin vermiş olduğu stres, dehşet ve korku sonucu ruhsal bunalıma girmiş, 28 Mart 1941’de içinde bulunduğu duruma daha fazla dayanamayıp evlerinin yakınlarında bulunan Ouse nehrine ceplerine taşlar doldurarak atlayıp intihar etmiştir. Virginia Woolf, geride iki intihar mektubu bırakmıştır. Birisi kardeşi Vanessa Bell'e diğeri ise kocası Leonard Woolf'a.

Mrs Dalloway - Virginia Woolf






Mrs Dalloway Kitap Yorumu :

Yazarın kalemini Kendine Ait Bir Oda kitabını okurken tanıdım . ( Yorumu  için → burayı ← tıklayabilirsiniz )  Yaşadığı dönemde kadınların nasıl ikinci planda kaldığını çok net ifade etmişti bu kitabında yazar. Hazin hayat öyküsü ve kalemini sevdiğim için bazı kitapları hazır indirimdeyken kitaplığıma kazandırdım ve aksilik olmazsa her ay birini okumayı planlıyorum. Ocak ayında Mrs. Dalloway ile başladım okumaya.

Mrs. Dalloway kitabında yazar Clarissa Dalloway 'in oniki saatini anlatıyor bize. Zamanı daha iyi anlayabilmemiz için de Big Ben saat kulesinden ve saatin vuruşlarından sıkça bahsetmiş. Hatta yazar kitabına " Saatler " ismini koymayı da düşünmüş okuduğum kadarıyla sonra Mrs. Dalloway'de karar kılmış

Woolf bu kitabını Bilinç akışı tekniği ile yazmış .  Hazır konusu açılmışken bu teknikten de biraz bahsedeyim . Merak edenler olabilir .)

Bilinç Akışı Tekniği :

Bilinç Akışı tekniğinde karakterin zihninden akıp giden düşüncelerde mantıksal bir bağ yoktur. Daha çok çağrışım ilkesine göre akarlar. Romanda  gramer kuralları da gözetilmez. Bilinç akımında yalnız düşünceler değil, duyumlar, imgeler de yer alabilir.

Mrs Dalloway - Virginia Woolf


Savaş sonrası Londra'da geçer kitap. Clarissa o gün bir parti verecektir. Parti için çiçekleri kendisi almak için dışarıya çıkar. Etrafta yürüyüş yaparken kah geçmişe gider kah çevrede olup bitenlere gözü takılır. Clarissa tanıdık birisini görünce kitap o kişiye aqtlar ve bu sefer onu , yaşamını , hislerini ve geçmişini gözler önüne serer. Bu olay bu şekilde karakterler arasında gezinmeye devam eder. Karakterlerin hepsi Clarissa'nın şahsen tanıdığı kişilerdir. Bir tanesi hariç  Septimus . O Clarissa'dan tamamen farklı bir karakterdir. Burjuvaların içine girmemiş , girmemek için elinden geleni yapmıştır. Savaştan yeni döndüğü için de psikolojisi bozuktur. Oysa Clarissa Burjuvaların arasında olmayı seviyordur. PArti vermek sanki onun hayatının amacıdır. Bugün vereceği partiye uzun süredir görmediği çocukluk arkadaşı Peter de gelecektir. Birbirlerini çok iyi tanımaktadırlar. Hatta Peter Clarissa'yı kocasından daha iyi tanıdığını düşünür. Bir zamanlar Clarissa'ya evlilik teklif etmiştir. O ise kabul etmemiştir. Bunun üzerine Peter Hindistan'a gitmiş ve pek de parlak olmayan bir hayat yaşamıştır. Onun gelecek olması Clarissa'yı geçmişe , Peter'a karşı hissettiklerine ve kocasına karşı olan duygularına götürmüştür. Partinin sonuna kadar bütün karakterleri ve neler hissetlerini yaşamlarına yakinen tanık oluyoruz.

 Her eserinde olduğu gibi Mrs. Dalloway'de de Wollf'tan bir şeyler bulmak mümkün. Eşcinsel olan ve bunu hiçbir zaman da saklamayan Woolf , Clarissa'nın da bu eğilimini kelimelerin arasına serpiştirmeyi başarıyor. Bir erkekle arasında hep mesafe olduğunu hisseden ve onunla aslında hiç yakın olmadığını düşünen Clarissa , eski arkadaşı Sally'e karşı başka hisler beslemektedir. Hep Clarissa'nın yakından tanıdığı kişiler arasında dönen kitapta Septimus'un neden yer ettiğini soranlar da olabilir.  Okuduğum bazı yazılarda Clarissa'nın Woolf'un dişi yönünü temsil ederken Septimus'un erkek yönünü temsil ettiğini okudum. Bana göre Woolf'un karakterini en iyi temsil eden karakter Septimus'tur . Aynı ölcüde depresif ve yine aynı ölçüde intihara meyilli. Zaten ikisinin sonu da aynı olmuştur. Bir başka teori daha ortaya arayım : Bipolar bozuklukluğu olduğunu okuduğum Woolf'un manik yönünü parti yapmayı seven Clarissa üzerinden görürken , depresif yönünü de Septimus üzerinden görüyoruz.

Okurken benim neler hissettiğime gelirsem kitabın içine girmek ve ilerlemek zor oldu açıkçası. Bilişsel akış tekniği ile yazılmış bir kitap Mrs. Dallowoy. Bu nedenle geçmişe ve geleceğe gidiş gelişler , karakterler arası dolaşmalar bir satırdan diğerine geçerken değiştiği için adaptasyon süreci sancılı oldu. Benim de fikir uçuşmalarını son sürat yaşadığım bir dönemde karakterler de uçuşmaya başlayınca nerdeyim ben , neler oluyor sürecini zor atlatınca keyif ala ala kitabı okudum. Bu teknik yani bilinç akışı tekniği herkese hitap etmeyebilir  , okumak isteyenler için belirteyim. Ben - kitap okumayı ve en zor klasikleri inatla okuyan kişi - kitapta zorlandığımı itiraf ediyorum.






Kitaptan Alıntılar : 

   " Güller, diye düşündü acı acı . Bir alay çöp canım . Gerçekten de yemek , içmek, çiftleşmek, iyi ve   kötü günler düşünülürse , hayat güllerden ibaret olmamıştı . "
Herkes evlenirken bazı şeylerden vazgeçerdi.
Zekâ saçmalıktı. İnsan hissettiğini söylemeliydi.
Kendisinde neyin eksik olduğunu görebiliyordu. Güzellik değildi; akıl değildi. İçe işleyen, temel bir şeydi; yüzeyleri kıran, kadınla erkeğin, ya da iki kadının soğuk temasını canlandıran ılık bir şey.






Mrs Dalloway - Virginia Woolf
Kitabın Adı :Mrs Dalloway
Yazar :Virginia Woolf
Yayınevi : Kırmızı Kedi Yayınları
Orjinal adı :Mrs. Dalloway
Çevirmen :İlknur Özdemir
Sayfa Sayısı :208


Birinci Dünya Savaşı'nın sonunda Londra. Sıcak bir yaz günü Clarissa Dalloway o akşam vereceği büyük partiye hazırlanmaktadır. Aynı gün Hindistan'dan beklenmedik bir ziyaretçi gelir: İlk aşkı Peter Walsh. Onun bu apansız gelişi uzak bir geçmişin anılarını, eski arkadaşlıkları ve Clarissa'nın gençliğinde yaptığı tercihleri canlandırır zihninde. Bütün yaşamı, ilişkileri ve sıradan, tekdüze evliliğine götüren olaylar bir bir geçer gözlerinin önünden.

Clarissa çevresinde sürüp giden hayata ve o hayatın içindeki sayısız insana odaklanırken, yazar da çeşitli karakterler arasında gidip gelir ve onların yaşadıklarını Mrs. Dalloway'in akıp giden gününün içine yerleştirir. Virginia Woolf, 'Clarissa Dalloway'in hayatında bir gün' ü, en yetkin temsilcisi olduğu bilinçakışı tekniğiyle anlattığı bu romanında, erkekle kadın ve iki kadın arasındaki ilişkilere de bir pencere açıyor; karakterlerin her birinin iç dünyasına okuru da dahil ediyor; geçmişe ait benzersiz ama acı veren imgeleri bugünün imgelerine katıyor, toplumun dayattıklarının altında boğulan arzuları incelikle işliyor. Hayatı ve dış dünyayı her bir karakterinin gözünden ve zihninden muhteşem bir çözümlemeyle sunarken, zamanının ruhunu da başarıyla yansıtıyor.

 Virginia Woolf 'un Okuduğum Kitapları : 

* Kendine Ait Bir Oda 

* Deniz Feneri




                                                                  

1/26/2019

Adem Ademoğlu'nun Tek Muzaffer Günü - Gökçe İspi Turan

Ocak 26, 2019 4 Yorum
Adem Ademoğlu'nun Tek Muzaffer Günü

 
    Adem Ademoğlu'nun Tek Muzaffer Günü , Gökçe İspi Turan'ın kalemi ile tanışma kitabın oldu. İnce olmasından dolayı hızlıca bitirilen ve farklı bir tür olmasından dolayı da hayranlığımı kazanan bir kitap. Farklı kitapları okumak kendimi iyi hissettiriyor.  Sıradanlıktan sıkıldığım bir anda bu tarz kitaplar iyi geliyor .

Bir gazete haberi ile başlıyor kitap. Bu haberde yer alan olaya kadar yaşananları okuyoruz kitapta.

Adem farklı bir insandır. Farklı olmasının nedeni akşam yatarken sabah hangi yaşta uyanmak isterse o yaşta uyanmaktadır , ister geçmiş ister gelecek . Bir çeşit zamanda yolculuk ... Olacak olayları görse de bunları müdahale edip değiştirememektedir. Geçmişindeki acı olaya ne kadar müdahale etmek istese de edememiş , yaşadığı tecrübeyi paylaşsa da kimseyi inandıramamıştır. Deli damgası yememek için de bir daha bu olaydan kimseye bahsetmez ve kendi gibi olanların olup olmadığını da bilmemektedir.

Adem Ademoğlu'nun Tek Muzaffer Günü

Bir apartmanda geçici yönetici olarak çalışan Adem'in hayatı apartmana tanışan Serra ile değişir. Aşık olmuştur Serra'ya  . Fakat Serra evlidir ve bir de çocuğu vardır. Aile hayatı ise tam bir kabustur...

Kısa kısa bölümlerden oluşan kitapta her karakterin bakış açısıyla yazılan bölümlerle zenginleştirilmiş. Fantastik , polisiye , dram bu kitapta bir araya getirilmiş.





Adem Ademoğlu'nun Tek Muzaffer Günü
Kitabın Adı :Adem Ademoğlu'nun Tek Muzaffer Günü
Yazar :Gökçe İspi Turan
Yayınevi :Yitik Ülke Yayınları
Sayfa Sayısı :99


Geçmiş ya da gelecek olması hiç fark etmez, istediği zaman dilimlerine uyanabilme yeteneği olan bir adam şu hayatta neler yapamaz, değil mi! Âdem Âdemoğlu, Serra gibi sert bir duvara çarpınca anladı sıradan dünyasının sınırlarını. Aşkı, nefreti, şiddeti, şefkati… Onunla keşfetti en muzaffer anını, kurtuluşunu. Oysa kendi kendine de öğrenebilirdi bunları. İstediği yaza, istediği kışa, isterse çocukluğuna, hatta kendi nihayetine gidebilecek bir adam, hayatın tüm sırlarına birkaç saatlik bir uyku sayesinde ulaşabilecekken, bu sırlara ulaşmayı neden istemez? Bunun cevabını bir tek Âdem bilebilir. Gökçe İspi Turan ilk romanı "Arabada Kim Var"dan sonra bir başka polisiyeyle, bu kez Yitik Ülke etiketliyle, okurlarının karşısında. "Âdem Âdemoğlu'nun Tek Muzaffer Günü", heyecanı, koşturmacayı, gizemi ve pek tabii ki polisiye severleri sayfalarına bekliyor...


                                                            Kozmokitap

1/25/2019

Krem Bahane Cinayet Şahane - Elvan Sayar

Ocak 25, 2019 3 Yorum
Krem Bahane Cinayet Şahane


Merhaba :)) Bir çırpıda okunan , tam da kafa dağıtmalık bir kitap ile geldim  : " Krem Bahane Cinayet Şahane "

Kitabın kapağında " Bir Zuhal Aydan " macerası yazıyor. Bu yazıyı görünce aklıma Zuhal Aydan'nın bir dedektif olduğu geldi .  Kitabın kapağı ve ismi ile de birleştirince bir ev hanımı ve dedektifliğe meraklı , tesadüfen denk geldiği bir cinayeti çözdüğünü düşündüm. Eh tamamen olmasa da kısmen haklı çıktım. Şimdi bu satırları yazarken kendimi kitabın kapağına elimi koyup gözünü kapatıp olayları tahmin eden bir medyum gibi hissettim :))) Kısmen öyle oldum sanki :D

Zuhal Aydan bir ev hanımı . Kızı ile birlikte bir sitede oturuyor. Eski kocasından aldığı nafaka ve babasına ait bir mağazadan aldığı kira geliri ile geçiniyor. Kendi halinde bir yaşamı var. Bize hayatını ve çevresinde olanları hem gündelik hem de eğlenceli bir dille anlatıyor.

Temsilci aracılığı ile satış yapan markalardan birisine " Şahane Kozmetik" e zamanında üye olmuş ve bir el kreminden başka bir şey almamış olan Zuhal telefonuna gelen borç mesajı ile şok olur . onun adına alışveriş yapılmış ve ödenmemiştir . Bu noktada sanırım yazar bu tarz olaylar yaşayanlara da atıfta bulunmuş oluyor. Bir aralar internette araştırma yapmıştım. Bu tarz firmalarda bazı ekip liderleri üyelerinin üzerinden alışveriş yapıp borçları onlara bıraktığını okumuştum . Birçok insan bu durumdan dolayı sıkıntı çekmiş maalesef. Ben Zuhal ne yapacak diye beklerken o işleri gayet rahat halletme yoluna gitti. Sanırım ben biraz tez canlıyım , Zuhal kadar rahat olamıyorum .

Zuhal kendi  hayatı , kızı , sorunları arasında boğuşurken sitelerinde işlenen cinayetle kendisini fark etmeden işlerin içerisinde bulur.

Cep kitap boyutunda olan kitapta puntolar normal büyüklükte olduğu için gözleri yormadan rahat okunuyor. Elvan Sayar'ın kalemini ve Zuhal Aydan'ı çok sevdim ben . Yeni maceralarını da sabırsızlıkla bekliyor olacağım.


Krem Bahane Cinayet Şahane -  Elvan Sayar

Kitabın Adı :Krem Bahane Cinayet Şahane
Yazar :Elvan Sayar
Yayınevi :Maceraperest Kitaplar
Sayfa Sayısı :184


Ben basit, sıradan, düz bir ev kadınıydım. Ve hepsinden önce bir anneydim. Düşünmem gereken on beş yaşında bir kızım, sorumlu olduğum bir yengem vardı. Aysel’i kimin, nasıl ve neden öldürdüğü umurumda değildi.
Dandik bir losyon için ne kadar ileri gidilebilir?
Ya da son kullanma tarihi geçmiş kırışıklık giderici krem için?
Selülit jeli uğruna insanlar cinayet işler mi?
Maceraperest Kitaplar’ın yepyeni dizisinin ilk kitabı,
Krem Bahane Cinayet Şahane, eğlenceli ve sürükleyici bir “Zuhal Aydan Macerası.” Tabii ki Oğlak Yayınları’nda...


                                                            Kozmokitap

Web sitemizdeki fotoğrafların, yazıların izin alınmadan kopyalanması, yayınlanması, alıntı olduğu ve kaynağı belirtilmeden bir takım amaçlar için kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasasına aykırıdır. İzin alınmadan kopyalanan resim ve yazılarımızla ilgili dilekçe ve dava açma hakkımız saklıdır.