4/10/2020

İkinci İntikam - Deniz Gürsoy

Nisan 10, 2020 3 Yorum
İkinci İntikam

  Gurme kitapların yazarı olan Deniz Gürsoy bu alanda da çokça kitaba imza atmıştır. Komiser Nazlı Polisiyeleri ile de roman yazmaya başlamıştır. Serinin ilk kitabı Birinci İntikam polisiye türünde ve yazarın da ilk romanıdır. İkinci İntikam , Komiser Nazlı Polisiyeleri serisinin ikinci kitabı .

  Seriyi direk ikinci kitabından okumaya başlayan birisi olarak bir eksiklik hissetmedim. Yazar çoğu bilgiyi veriyor kitapta. Yine de ileride ilk kitabı da alıp okumak isterim.

  Komiser Nazlı şehit edilmiş bir babanın kızı . Çocukluğu yetiştirme yurtlarında geçmiş. Şimdi de çok iyi bir polis , iyi bir keskin nişancı . Kendisi ayrına KR ( Kare ) adında bir teşkilatın da içerisinde bulunuyor . Emniyet içerisine yerleşmiş cemaatçilerden , kanunsuz yapılan tutuklamalar ve atamalardan rahatsız olan emniyet mensupları bir lider altında toplanıp bu teşkilatı kurmuşlar. Nazlı da bu teşkilatta henüz alt kademelerden birisinde bulunuyor.

  Bu teşkilat için bazı işleri yaparken aynı zamanda da bir cinayet soruşturmasını yürütüyor. Bunların yanında da geçmişin intikamı için iz sürüyor Nazlı. Kitaptaki olayları takip ederken onun acılı geçmişini de öğreniyor ve intikamında ne kadar da haklı olduğunu okuyoruz.

Hızla biten bir kitaptı . Yazarın farklı bir tarzı var ve en bu tarzı sevdim. Farklı kitap ve anlatımlar hayal gücümüzü besler.







İkinci-İntikam
Kitabın Adı :İkinci İntikam
Yazar :Deniz Gürsoy
Yayınevi :Oğlak Yayınları
Sayfa Sayısı :248


‘‘…Silahı bıraktı ve kollarını açarak dairesel üç hareket yapıp tekrar silahı kaptı. İşe yaramıştı. Nefes verdi, biraz aldı ve tuttu, hazırdı. Zamanı gelmişti. Gözünü dürbüne yaslayıp parmağını tetiğin üzerine yerleştirdi. An meselesiydi. …Acı tazeyken, kenarları keskin bir bıçak gibi etrafındaki sinirleri, yani gerçekle bağlantını kesiyor olmalı ki, pek bir şey hissetmiyorsun. Ama zamanla o acı kalıcı hâle geldiğinde, gerçekçi düşünebiliyorsun ve bedel ödetmek istiyorsun. İşte o anda içinde bir yerlerde intikam ateşi yanıyor ve yemin ediyorsun intikam almaya, bu da ikinci intikamım oldu.’’ Komiser Nazlı ikinci kez intikam alma peşinde, kaldığı yerden devam ediyor. Bir yandan teşkilatın içinde ilerleme kaydederken, diğer yandan gizemli bir cinayeti aydınlatmaya çalışıyor…







Deniz Gürsoy Kimdir?

Deniz-Gürsoy 1949 yılında İstanbul’da doğdu. 1968’de Robert Academy’yi, 1972’de Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü’nü bitirdi. Çeşitli şirketlerde üst düzey yöneticilik ve Genel Müdürlük görevlerinde bulundu.

1987’de STFA grubunda, Hizmet ve İşletmecilik AŞ’de Genel Müdürlük görevine getirildi. 1992’den, emekliye ayrıldığı 2007 yılına kadar Sofra Yemek ve Üretim ve Hizmet AŞ’de Genel Müdür olarak çalıştı.

Deniz Gürsoy, Oğlak/Yemek dizisindeki yeme içme kültürüyle ilgili “Tiridine, Tiridine, Suyuna da Bandım...”, Baharat ve Güç, Çilingir Sofrasında Rakı, Çilingir Sofrasında Rakı Mezeleri, Demlikten Süzülen Kültür Çay, Aşkın İlacı Çikolata, Midenin Cilası Çorba, Yöresel Mutfağımız, gibi çoksatan kitapları ile Tespih, Parmak Uçlarındaki Huzur, Bir Nefes Keyif, Nargile ve Puro, Mavi Dumandaki Lezzet adlı kitaplarının yanı sıra yemek sanayiine yönelik Yemek ve Yemekçiliğin Evrimi ve Toplu Yemek Üretimi gibi kitapları ve Maceraperest Kitaplar’dan çıkan İlk Kan / Komiser Nazlı Polisiyeleri adlı kitabıyla da tanınıyor.

                                                     

4/09/2020

Benim Canım Ailem - Çağatay Yaşmut

Nisan 09, 2020 3 Yorum
Benim Canım Ailem


  Başkomiser Galip Polisiyelerinden ilk okuduğum kitap Moda Cinayetleri oldu . Kitabı ve Çağatay Yaşmut'un kalemini çok sevdim.  Serini yeni kitabı çıkınca kitaplığıma hemen ekledim fakat okumak şimdiye nasip oldu .

Benim Canım Ailem diğer kitap gibi tek bir olayın anlatıldığı bir roman değil , üç uzun öyküyü barındıran bir kitap. Üç farklı olay çözüme ulaştığı için daha farklı ve eğlenceli olmuş. Polisiye kitaplara eğlenceli dediğim için kızanlar olabilir fakat sevdiğim bir tür olduğu için bu tabiri kullanmayı tercih ettim.

 İlk hikaye kitaba da adını veren Benim Canım Ailem . İstanbul'da bir taksici öldürülmüş bulununca bu olayı hemen araştırmaya başlarlar . Olay geçmişin karanlık sayfalarını araladıkları zaman çözülecektir. Okumaya başladığımda farklı teorilerim vardı fail hakkında . Sayfalar ilerledikçe öyle bir yere geldi ki ben bunu bir yerlerden hatırlıyorum dedim. Bir film ya da bir kitap olabilir . O olayın benzerini hafızama kaydetmiştim. Yaşadığım deja-vu hissi ile beraber tamam olayı çözdüm , katil bu dedim. Yanılmadım tabii ki !!!

İkinci hikaye ise Yabancılar . Bu da keyifle okuduğum bir öykü oldu . Buradaki olayda da hafızam hemen benzerini gözümün önüne getirdi ve bu olabilir dedi. Zaten ilerleyen sayfalarda da benim gözümün önüne geleni Galip'e söylediler ve olayı çözdüler. Bu olay da bana bir puan daha kazandırdı :D

Son öykü ise Can Sıkıntım . Bana farklı gelen tek öykü bu oldu . Gidişat ve olanlar beni şaşırtmasa ve baştan yapanı tanısak da kitabın sonu sürpriz oldu benim için . Dünya küçük derler ya kitabın sonunda ne kadar küçük olduğunu okuyoruz.

Bütün öyküleri hızla okudum ben . Üç ayrı öykü olduğu için zamana yayarak da okuyabilirsiniz. Keyifli bir okuma süreci oldu benim için.




Benim Canım Ailem
Kitabın Adı :Benim Canım Ailem
Yazar :Çağatay Yaşmut
Yayınevi :Oğlak Yayınları
Sayfa Sayısı :248


Ökkeş ile Hüseyin taşıdıkları kişiyi raya yatırdılar. Ökkeş saatine baktı. Ardından raylardan aşağıya inerek gözden kayboldular. Mümtaz bir süre daha bekleyip gittiklerinden emin olunca, gizlendiği ağacın arkasından çıkarak rayda yatanın yanına koştu.

Ökkeş’in kızı Zeliha’yı kanlar içinde buldu. Başında koca bir yara vardı.

Demek ki, Ökkeş ile Hüseyin, aile meclisi kararıyla Abdullah’tan sonra zavallı Zeliha’yı da öldürmüşlerdi. Kızı raylara yatırarak suçu trene atacaklardı. Sözüm ona, intihar süsü vererek ceza almaktan yırtacaklardı.

Vay kurnazlar vay! Vay katiller vay!







Çağatay Yaşmut Kimdir ?

Çağatay Yaşmut 1968 yılında İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi’nde Ekonometri okudu. Başta bankacılık ve finans olmak üzere, birçok sektörde uzun süre çalıştı. Maltepe Üniversitesi Felsefe bölümünde yüksek lisans yaptı.

2008 yılında Beyoğlu’nun arka sokaklarını anlattığı Beyoğlu Çıkmazı, romanıyla yarattığı Başkomiser Galip tiplemesini, Şarkılar Susunca, Beni Yavaş Öldür, Kadıköy Cinayetleri ve Moda Cinayetleri romanları ile yine Başkomiser Galip maceralarının anlatıldığı Doktor Ceyda’yı Kim Öldürdü? adlı hikâye kitabıyla sürdürdü.

Kadıköy Cinayetleri romanı 2012 yılında “Dünya Kitap Altın Sayfa Polisiye Roman Ödülü”ne layık görüldü. Halen çeşitli dergilerde hikâyeleri yayımlanmakta.

Türkiye Polisiye Yazarları Birliği üyesi olan yazar, evli ve İstanbul’da yaşıyor.

Başkomiser Galip Polisiyesi Serisi :

 1- Beyoğlu Çıkmazı
 2- Kadıköy Cinayetleri
 3- Beni Yavaş Öldür
 4- Doktor Ceyda'yı Kim Öldürdü
 5- Şarkılar Susunca
 6- Moda Cinayetleri
7- Benim Canım Ailem



                                                     

4/08/2020

Çingene - Ahmet Mithat Efendi

Nisan 08, 2020 0 Yorum
Çingene - Ahmet Mithat Efendi

   Ahmet Mithat Efendi'nin okuduğum üçüncü kitabı Çingene. Felatun Bey ve Rakım Efendi , Şeytankaya Tılsımı okuduğum diğer kitapları . Felatun Bey ve Rakım Efendi yıllar önce ödünç alıp okuduğum kitaplardandı bu nedenle blogumda henüz yorumu yok. Yakınlarda kitabı satın aldım tekrar okumak için ancak kitabı görsele eklemeyi unuttum !!!!

  Çingene de Şeytankaya Tılsımı gibi ince bir kitap ve günümüz Türkçesi ile yayımlandığı için çok rahat okunuyor. Yazarın kalemine de alıştığım için hiç zorluk çekmedim okurken aksine eski bir dosta kavuşmuş gibi oldum.

Ahmet Mithat Efendi'nin yarattığı karakterler ile Osmanlının son zamanlardaki beyzadelerin yaşamına da göz atmış oluyoruz . Genellede arkadaşları ile eğlencelere giden , kitap okuyan karakterler . Ancak bu karakterlerin çoğunun çalıştığını görmüyoruz. Bu değirmenin suyu nasıl dönüyor diye okurken aklıma gelince bir de bakıyorum ki mirasyedi oluyorlar. Ya da kira gelirleri ile geçiniyorlar.  Bu tarz yaşam sürenlere biraz eleştiri yaptığımı itiraf ediyorum okuma süreci boyunca.

Kitapta bir beyzade olan Şems Hikmet 'in bir çingene kızını eğitme isteği ve bu çabası ile yaptıklarını konu alıyor.  On altı yaşındaki çingene kızı olan Ziba çok güzeldir ayrıca da öğretilenleri hemen kavrayarak uygulayabilmektedir. Şems Hikmet ilk görüşte etkilenmiş ve bu kızı eğiterek bir hanımefendi yapmak istemiştir. İçin için kızı sevse de bunu ilk başta kendisine dahi itiraf edememiştir. Muhiti ve ailesinin böyle bir  kızı kabul etmeyeceğini  bilmektedir.

Kızı ailesinden alıp bir hanımın yanına yerleştirir. Ona hem nasıl davranılması gerektiği öğretilecek hem de musiki eğitimi alacaktır. Kızın sesi de çok güzeldir...

Statü farkları nedeni ile insanların birbirlerine nasıl davrandıklarına değiniliyor kitapta. Kendi seviyesinden görülmeyen bir kızın nasıl görüldüğü ve o kızla birlikte olmak için sevginin nasıl da yetersiz kaldığı ya da toplum tarafından yetersiz olmak zorunda bırakıldığı anlatılıyor . Karşısındaki kızın en ufak bir hatasında olabilir denileceği yerde hemen çingene olmasına bağlanması insanların nasıl da ön yargılı davrandıklarını gösteriyor .

Hızla biten kitabın sonunda her iki taraf için de üzüldüm. Sonuç olarak kitapta vurgu yapılan nokta son pişmanlığın fayda etmeyeceğidir. Ölümlü dünyada ileriyi düşünerek ve neler olabileceğini göz önünde bulundurarak hareket etmeliyiz.





Çingene
Kitabın Adı :Çingene
Yazar :Ahmet Mithat Efendi
Yayınevi :İş Bankası Kültür Yayınları
Sayfa Sayısı :104


Ahmet Mithat Efendi Çingene adlı romanında genç bir beyzadenin güzel bir Çingene kızına aşkını anlatırken konuyu Tanzimat döneminin temel düşünsel eksenlerinden medeniyet ve medenileşme kavramları çerçevesinde ele alır. Eser Çingene sevgili dışında, Hintli bir öğretmen ve Ermeni bir ressamın da dahil olduğu, etnik açıdan heterojen bir çevre içinde kurgulanır. Genç ve zengin Istanbul beyefendisi ile güzel ve yoksul Çingene kızının toplumsal konumlarındaki zıtlık eğitimle, medenileşmek suretiyle aşılabilir mi tartışmaları sürerken o dönemde Çingeneler hakkındaki kimi yanlış önyargılar da yazar tarafından sorgulanır.








Ahmet Mithat Efendi Kimdir?

Ahmet Mithat Efendi (1844-1912) Tanzimat devrinin önde gelen yazarlarındandır. Gazetecilikle başladığı yazı hayatına hikâye ve roman yazarlığını da ekleyerek çeşitli alanlarda sayısı yüz elliyi bulan eser kaleme almıştır. Yazıyı halkı eğitmek için bir araç olarak gördüğünden ansiklopedik bilgilerle dolu eserlerinde okuyucuyla daima diyalog halindedir. Sofya’da Tuna gazetesinde önce yazar, daha sonra başyazar olarak gazeteciliğe adım atar. Mithat Paşa’yla gittiği Bağdat’ta ressam Osman Hamdi Bey, Muhammed Zühavi ve Şirazlı Bakır Can Muattar gibi isimlerin de bulunduğu oldukça geniş kültürlü bir çevreye girerek Batı ve Doğu kültürleri üzerine bilgisini derinleştirir. Tahtakale’deki evinde kendi matbaasını kurup kitaplarını yayımlamaya başlar. Bir yandan da yayımladığı Devir, Bedir, Dağarcık, Kırkambar gibi gazete ve dergilerle gazeteciliğe devam eder. Yazılarından dolayı Abdülaziz yönetimi Namık Kemallerle birlikte onu da sürgüne gönderir. Üç yıl süren Rodos sürgününde çocuklar için bir okul açarak ders vermeye başlar ve ilk romanlarını yazar. İstanbul’a döndüğünde çeşitli memuriyetlerde bulunur ve Türk basın tarihinin en uzun soluklu gazetelerinden Tercüman-ı Hakikat’i kurar. Hemen her konuda, üstelik yeni tekniklerle de yazan Ahmet Mithat’ın seçme eserlerine Türk Edebiyatı Klasikler Dizimizde yer vermeyi sürdüreceğiz.

Ahmet Mithat Efendi'nin Okuduğum Diğer Kitapları :

* Şeytankaya Tılsımı

* Felatun Bey ve Rakım Efendi


                                                     

4/07/2020

Birinci Kıyamet - Buğra Gülsoy

Nisan 07, 2020 1 Yorum
Birinci-Kıyamet


  Oyuncu Buğra Gülsoy'un ilk kitabı Birinci Kıyamet . Kitap 1910 yılında başlıyor ve Sabri Mahir'in gerçek hayatından kurgulanmış .

   Peki kim bu Sabri Mahir deyip duymayanlar için belirteyim. Kendisi ilk Türk Boksörlerinden birisidir. Avrupa'da "Korkunç Türk Sabri Mahir " olarak tanınır ve İspanya'da boksun yasaklanmasına sebep olan kişidir.

Sabri-Mahir
Sabri Mahir 


 Buğra Gülsoy'un  akıcı ve sade bir anlatımı var. Okurken kitaptaki edebi zenginliğe bayıldım . Kitabı okumaya başlayacağım zaman bu kadar güzel bir anlatım ile karşılaşacağımı tahmin etmemiştim . Anlatım ruha dokunuyor . Seçilen kelimeler , betimlemeler ve yazarın tarzı çok başarılı . Bir anlatıcı aracılığı ile kitap aktarılsaydı bu kadar başarılı olacağını düşünmüyorum. Kitabın bir kaç yeri dışında tamamı Sabri Mahir'in ağzından yazılmış . Bu nedenle daha başarılı olmuş kitap.

Sabri-Mahir
Galatasaray futbol takımının 1909-10 sezonu kadrosu. Orta sıranın soldan ikinci kişisi Sabri Mahir'dir.


Çocukların geçmişte yaşadığı travmalar geleceklerini etkiliyor ve ruhlarından onarılmaz yaralara sebep oluyor . Sabri'nin de geçmişte yaşadıkları onu öfkeli ve bazen öfkesini kontrol edemeyen birisi haline getirmiştir. Geçmişinden uzaklaşmış Dersaadette futbol oynuyordur. Hocası Tevfik Fikret ona çok destek olmaktadır . Bir gün çıkan olaylarda Sabri öfkesini yine kontrol edemez ve bunun sonucunda kötü bir olaya sebep olur . Hocasının yardımı ile gizlice Dersaadet'i terk edip Avrupa'ya  gitmek zorunda kalır . Geride canından çok sevdiği Pera'sını bırakarak.

  Avrupa'da yaşadığı zorluklar ve başına gelenler çok üzücüydü. İnsanların tavırları , dostluk , karşılıksız iyilik , zorbalık , açlık ve sefalet ...  Hele de özlem ... Bir taraftan da umut ve umut sayesinde her zorluğa göğüs germek ... Çok zorlu bir hayat . Tüm zorluklara rağmen ayakta kalması ise takdire şayandı .

Kitabı gerçekten çok sevdiğimi ve tavsiye ettiğimi belirtmeliyim. Kitabın devamı olan "İkinci Kıyamet" i sabırsızlıkla bekliyorum.

Birinci Kıyamet Kitabından Alıntılar:

" Düşmanlarını yok etmek istersen ; iki dost olan düşmanlarını birbirine düşman etmen gerek önce , ama her ikisine de  birbirlerinden habersiz onların dostu olduğunu göstererek ."

"Pişmanlığa dönüşürsen eğer , devam edemezsin yoluna . Yaşanan her kötünün içinde bir umut aramalı insan . Umudunu kaybedersen kötü de büyür içinde. "

" Kendine başka bir sen yaratmışsın , günahlarının yükünü ona taşıtmak için. Ama unutma o yarattığın şey de sensin hep."

" Ne önemi var ki birbirimize isimler takmanın , her birimiz ön yargılarla doluyuz . Önemli olan varlığımız . Ben sana baktıkça beni, sen bana baktıkça seni gör yeter."

" Büyümek bir erdem değil , asıl erdem her koşulda yetebilmek,"









Birinci Kıyamet


Kitabın Adı :Birinci Kıyamet
Yazar : Buğra Gülsoy
Yayınevi :İnkılap Kitabevi
Sayfa Sayısı :216


Buğra Gülsoy, bir ilk romandan beklenmeyecek bir kurgu ustalığı ve işlek bir dille okurlarına ilginç bir hikâye anlatıyor. Okurların sayfalar akıp giderken alacağı edebiyat tadını tahmin edebiliyorum.

ZÜLFÜ LİVANELİ

“Sular yükseldikçe balıklar karıncaları yer, sular çekildikçe de karıncalar balıkları. Her şeye karar veren suyun akışıdır Sabri, bunu unutma,” demişti Tevfik Öğretmen. Genç olmamın vermiş olduğu bilgisizliği kibirlerimin ardına saklamıştım: “Her türlü biri diğerini yiyecek, ne anlamı var ki?” Gözleri üzerine oturan tebessüm sorduğum soruya değil, kendi cevabına aitti: “O zaman sen de suya girme”. Suya girmemek mi? Bir korkak olarak mı yaşamam gerektiğini söylüyordu bana? Bu satırları yazarken ne demek istediğini biliyorum şimdi. Ama her şey için çok geç artık. Nereden bilebilirdim ki; kendi zamanımda yaktığım bir kibritin benden sonraki zamanları kasıp kavuracağını. Bir insanın asla şahit olmaması gereken şeylere tanık olan ben, tüm kıyametlerin nedeni oldum. Bütün zaman benim yüzümden çöktü!
Önce dünyaya atıldım, sonra da dünyadan.

Güneşin Battığı Yer, 1912







Buğra Gülsoy Kimdir?

Buğra Gülsoy  1982 yılında Ankara’da doğdu. 2000 yılında eğitimine başladığı Doğu Akdeniz Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nden 2004 yılında mezun oldu. Mimarlık fakültesini bitirdikten sonra Kıbrıs’ta kalıp Kıbrıs Türk Devlet Tiyatroları’nda çalışmaya başladı.

Mağusa şehrinin özel bir tiyatrosu olan “Açık Tiyatro” bünyesinde Eugene Ionesco’nun Kral Ölüyor adlı oyunuyla oyunculuk hayatına adım atan Gülsoy, sadece oyunculuk değil tiyatronun tüm dalları içinde aktif görev aldı.

Tiyatro ve mimarlığın yanı sıra fotoğrafçılık ve grafik tasarımcılığıyla da ilgilenen Gülsoy, yazdığı “varoluşçu” kısa öykülerini görsel yolla ifade edebilmek için, kaleme aldığı yazılarını senaryolaştırdı.

İnsan: Bir Varlık, İnsan: Bir Kimlik ve İnsan: Bir Sonuç başlıkları altında kurguladığı üç bölümlük deneysel kısa filmi İnsan: Üçleme’nin (Human: Trilogy) ardından İnsan: Bir Sistem alt başlığı adı altında ikinci deneysel kısa filmi Altüst’ü (Upsidedown) oluşturdu. Filmleri ulusal ve uluslararası birçok festivalde gösterildi.

2007 yılında Birleşmiş Milletler Kalkınma Projesi (UNDP) kapsamında düzenlenen bir yarışmada filmcilik üzerine eğitim aldı ve “hayatın illüzyonlardan oluştuğu” savını yaratarak yazıp çektiği Mutlu Son (Happy End) kısa filmiyle, yarışan birçok Türk ve Rum kısa filmi arasından “En İyi Kurmaca Kısa Film” ödülünü kazandı.

2008 senesinde İstanbul’a yerleşen Buğra Gülsoy, oyunculuk yapmaya devam ederken kurucularından biri olduğu “GET” oluşumu bünyesinde ilk tiyatro oyunu Pragma’yı hem yazdı hem de yönetti. Pragma’dan sonra yazdığı ikinci tiyatro oyunu Dip de ise bu kez suçu “cahillikten doğan acımasız önyargılar” adı altında topladı. Ardından Serhat Teoman ve Emre Erkan’la birlikte oyunun senaryosunu yazdı ve Serhat Teoman’la birlikte Mahalle filminin yönetmenliğini yaptı.

Yazdığı –henüz sahnelenmeye başlamayan– bir sonraki oyunu ise Inferno. Buğra Gülsoy oyunculuğa devam etmenin yanı sıra uzun metraj film senaryoları ve kısa öyküler yazmaya devam etmektedir. Yazdığı ilk romanı Birinci Kıyamet: Güneşin Battığı Yer’dir.
                                                     

4/05/2020

Ne İzledim ? #6

Nisan 05, 2020 4 Yorum

 İki Papa - The Two Popes

İki-Papa
  2 saat  6 dakika süren filmin başrolünde usta oyuncu Antony Hopkins var.

 Katolik Kilisesi'nde iki karşıt görüşlü güç sahibi adamın rekabetini konu ediniyor. Kilisenin izlediği yolla ilgili şikayetleri olan olan Kardinal Bergoglio , 2012 yılında Papa Benedict'ten  emekli olmak için izin ister. Bunun üzerine, skandalla ve kendinden şüphe etmekle boğuşmakta olan Papa Benedict, Katolik Kilisesi'nin temellerini sarsacak bir sırrı ortaya çıkarmak için en sert eleştirmeni ve gelecekteki halefini çağırır. Vatikan duvarlarının ardında, hem gelenek hem de ilerleme, suçluluk ve affedilme arasında bir mücadele başlar, çünkü bu iki çok farklı adam, ortak bir zemin bulmak ve dünyadaki milyarlarca takipçi için bir gelecek oluşturmak için geçmişlerinde kalan izlerle yüzleşecektir...


Sakin tempoda ilerleyen filmde oyunculuk muhteşemdi ve aradaki diyaloglar ve değindikleri konular ve hafif taşlamaları da çok sevdim.

Foxtrot Six

Foxtrot-Six
  Endonezya topraklarında yaşayan bir diktatör olan lideri devirmeye çalışan askerlerin mücadelesini anlatıyor. Çekimleri Endonezya ve Amerika Birleşik Devletlerinde gerçekleştirilen Foxtrot Six filmi, eski bir denizci olan bir asker ve onun peşinden giden arkadaşlarının büyük mücadelesine odaklanıyor. Endonezya’nın başında bulunan ve yaptıkları ile halkı çok zor duruma düşüren, kötü ve acımasız bir yönetim sahibi olan lideri koltuğundan etmekten başka çareleri yoktur. Çevresel değişimin ve beslenme maliyetlerin artması ile Gıda, petrolden bile değerli hale gelir.

2019 yapımı filmi  severek izledim. Arada bazı sahnelerde zekamla dal mı geçiyorlar diye sitem etsem de ortalamanın üzerinde bir filmdi.





Deli ve Dahi - The Proffesor and The Madman

Deli ve Dahi
 2 saat 4 dakika süren filmin başrolleri Mel Gibson ve Sean  Penn paylaşıyorlar .
Oxford İngilizce Sözlüğü'nün yaradılışının gerçek hikayesini konu ediyor film.  Professor James Murray, gerçekleştirmek istediği proje için gecesini gündüzüne katarak çalışmaktadır. Onun amacı, Oxford İngilizce Sözlüğü'nün on bin kelimelik ilk baskısını hayata geçirmektir. Çalışmalarını sürdürdüğü sırada Murray’in eline akıl hastanesinden büyük bir çalışma geçer. Çok tehlikeli hastaların konulduğu bir akıl hastanesinde yatmakta olan Dr. W.C. Minor, profesöre 10,000 kelimelik bir çalışma gönderir. Minor’un gönderdiği bu liste, ikilinin yollarının kesişmesine neden olur.

Kesinlikle izlenmesi gereken bir film olduğunu düşünüyorum .




Addams Ailesi - Addams Family

 1 saat 27 dakika süren film animasyondur.

Mortica ve Gomez evlendikten sonra yeni evlerine yerleşmelerini gösterirken zamanın geçip çocukları büyümüş halde karşımıza çıkarlar bir sonraki sahnede.

 Aile yaklaşan bir kutlama için hazırlık yaparken evi çevreleyen sis ortadan kalkınca yakında kurulan bir kasaba dikkatlerini çeker.

Ailece seyredilebilecek keyifli bir filmdi.







Arctic



 1 saat 37 dakika süren film macera , gerilim türünde.

Zorlu doğa koşullarında hayatta kalmaya çalışan bir adamın hikayesini anlatıyor. Genç bir adam olan Overgård’ın hayatı, çıktığı uçak yolculuğundan sonra alt üst olur. Overgård’ın uçağı, kutup bölgesinden geçtikleri sırada düşer. Uçaktan sağ çıkmayı başaran Overgård’ın, ekiplerin gelip kendisini kurtarmasını beklemekten başka çaresi yoktur. Bu süreçte çetin hava koşullarından korunmak için kendisine sığınacak bir yer yapar. Kurtarılmasına az bir zaman kala yaşanan trajik bir kaza Overgård’ın kurtarılma şansını yok eder. Hiçliğin ortasında, sert doğa koşulları ile başbaşa kalan Overgard’ın önünde iki seçenek vardı. Ya görece güvenli olan sığınağında kalıp amansız doğa felaketlerinden kendisini koruyacak ya da sonunu bilmediği ölümcül bir yolculuğa çıkacaktır.

Seyrettiğim güzel filmlerden bir tanesiydi.






                                                     

4/04/2020

Çocukluğumda En Sevdiğim Çizgi Filmler

Nisan 04, 2020 4 Yorum

   Selam :) Deli Kızın Blogunun sahibi Derya beni bu eğlenceli mime davet etti. Hiç düşünmeden kabul ettim çünkü bu aralar böyle eğlenceli aktivitelere ihtiyacımız var . Sevgili Derya'nın yazısını ➡buradan ⬅ okuyabilirsiniz.

  Her ne kadar günümüzde teknoloji gelişip harika animasyon filmlere imza atılsa da çocukluğumda seyrettiğim çizgi filmlerin yeri ayrı . Bu mim için düşünürken unuttuğum çizgi filmleri de hatırladım . Netten bulabilirsem çocuklarıma göstermek isterim onları .

  1-Altın Şehir :

Altın Şehir

Benim hafızamda Altın Şehir olarak kalmış . Ancak nette arayınca Gizemli Altın Şehir , Altın Akbaba , Estaban ve altın Şehir isimleri altında bulabilirsiniz çizgi filmi. Esrarengiz altın şehri arayan Estaban ve arkadaşlarının maceralarını seyrettik bu filmde . Madolyonun kontak anahtarı görevini gördüğü ve güneş enerjisi ile çalışan altın akbaba ile yola çıkan Estaban ve arkadaşlarının peşinde altını isteyen kötü adamlar da vardı. Nasıl soluksuz izlerdim !!!!

Altın Şehir


2- Clementine :

Clementine


Benim çok severek seyrettiğim bir çizgi filmdi. Şimdi yıllar sonra nette aradığımda hakkında kötü şeyler yazıldığını görünce üzüldüm. Hatta korkarak izlediklerini söyleyenler olmuş. Aksine ben çok severdim ve korktuğumu hiç hatırlamıyorum da .

  Bir uçak kazası sonrası yürüyemez ve tekerlekli sandalye ile hayatını devam ettirmektedir Clementine. Gece olduğunda balon içerisinde bir peri gelerek Clementine'i sağlıklı haline döndürür ve tüm kötüklerin başı Malmot'u durdurmaya çalışırlar. Ben her macerayı zevkle seyrettim ve çizgi filmin korkunç olduğunu söyleyenlere katılmıyor aksine abarttıklarını düşünüyorum.

Clementine


3- Calimero :

Calimero

"Ama bu haksızlık değil mi?" repliğini asla unutamadığım civciv. Bazen severdim kendisini bazen kızardım . Hislerim hala değişmedi kendisine karşı :D

4- Taş Devri :

Taş Devri


 Bizi büyüttüğü gibi çocuklarımızı da büyüten çizgi film Taş Devri. Çakmaktaşlar ve Moloztaşlar'ı unutmaya imkan var mı???







5- Nils ve Uçan Kaz : 

Nils ve Uçan Kaz

 Hayvanlara eziyet etmeyi seven haylaz Nils yaptıkları için bir cin tarafından cezalandırılarak ufacık olur . Bahçede bulunan kazı ile istemeyerek de olsa uzun bir yolculuğa çıkar .

 Çok sevdiğim çizgi filmlerden birisiydi . Yıllar sonra Beyaz Balina Yayınlarından çıkan kitabını görünce onu da alıp okumuştum. Kitap hakkındaki yazıma ➡ buradan ⬅ ulaşabilirsiniz.

6- Snoopy : 

Snoopy


 Sadık , ilginç ve iyi huylu bir köpek olan Snoopy ve Charlie Brown 'u unutmak mümkün değil. Sırf benim değil çocuklarımın da en sevdikleri arasında zamansız bir çizgi film.

 7- Şeker Kız Candy : 

Şeker Kız Candy


Bebekken yetimhaneye bırakılan ve sonra zengin bir aile tarafından evlat edinilen Candy'nin duygusal hikayesi anlatılıyor çizgi filmde. Küçükken oyunlarımıza da tekerleme olarak eşlik etmiştir Candy'nin hüzünlü hikayesi.
     " Şeker kız kendy teri ile evlendi
      Bunu duyan liza hapşuruktan geberdi ... "








8- Çiçek Kız Lulu : 

Çiçek Kız Lulu

 Japon çizgi filmi olan Çiçek Kız 'da Lulu yedi renkli çiçeği aramaktadır . Çiçeklere boynundaki broşu tutarak seslenmekte ve kıyafetleri değişmektedir. Bu sayede istediği kılığa girer. Çocukken ona çok özendiğimi ve öyle bir yeteneğim olsa neler yapacağımı hayal ettiğimi hatırlıyorum.

9- Cici Kız Georgia :

Cici Kız Georgia

  Anne ve babası ölünce bir aile tarafından evlatlık olarak alınan Georgia, kendisini alan ailenin iki erkek çocuğunu güzelliği sayesinde büyülemiş kendine aşık etmişti. Fakat kendisi başkasına aşık olmuş çocuğun peşinden gitmiş, ülkeyi terketmişti. Yine duygusal bir öyküyü anlatıyordu bu film de .

10- Voltron :

 Voltron


İnsanların yönettiği beş robot aslanın birleşerek Voltron'u oluşturduğu ve birlikten kuvvet doğar mesajını veren çizgi film koşarak ekran başına geçmeme sebep olur ve büyük bir dikkatle seyrederdim.

11- He-Man :


He-Man

 " Gölgelerin gücü adına " repliği bir zamanları oyunlarımızı süsleyen çizgi film He-man . Prens kılıcını hava kaldırıp " Gölgelerin gücü adına güç bende artıııık !! " diye bağırınca He-man 'e dönüşmektedir. Sadece kılığı değişmesine rağmen kimse onun gerçekte kim olduğunu anlamaz. Bir de iskeletor vardı ki evlere şenlik :)))

12-She-Ra : 

She-Ra

Prenses Adora, He-Man 'in kız kardeşiydi. Süper güçlere sahip She-Ra kişiliğine bürünüyor ve Etheria gezegenini kötü kalpli büyücünün elinden kurtarmak için savaşıyordu. He-Man kadar tutulmamasına rağmen ben seviyordum bu çizgi filmi de .

13- Ay Savaşçısı :

Ay Savaşçısı

Usagi Tsukino adında genç, sulu gözlü ve sakar bir kızın Luna adında konuşan bir kediyle tanışmasıyla başlıyor film. Luna, ona Ay savaşçısı olduğunu ve dünyayı kötülerden koruması gerektiğini söyler ve böyle başalar hikaye. Sakarlıkları ile karanlık güçlerden dünyayı korumaya çalışırken kim olduğunu bilmediği ve arada ona yardım eden bir de smokinli şövalye vardır .  Ay Savaşçısı ile başlayan hikaye diğer gezegen savaşçılarının ona katılması ile daha da eğlenceli bir hale gelir. Çocukken bir yere kadar gelip yayından kalkmıştı çizgi film . Yıllar sonra tüm bölümlerini çocuklarım ile seyrettim çizgi filmi. Ne kadar sevsem de bazı bölümlerde bazı karakterlerin cinsiyetini ilk başta anlamak mümkün değildi. Bütün kızların aşık olup konuşurken kızardığı ve erkek zannettiğim karakter kız çıktı örneğin.


  Sevgili Derya'ya beni tekrar çocukluğuma götürdüğü için teşekkür ediyorum . Ben de sizi davet ediyorum arkadaşlar :

* Hayeldamlası

* Mor Düşler Kitaplığı

* Beyda'nın Kitaplığı 




                                                     

4/02/2020

Olmasa da Olur - Aslı T. Kızmaz

Nisan 02, 2020 3 Yorum
Olmasa da Olur

"Keşke hayatta her yaşadığımız şeyin sonu hep mutlu olsa. Ama öyle değil ki, zaten sonun önemi ne? Yolda yaşadıklarımızdır önemli olan."

Aslı T. Kızmaz'ın ikinci romanı Olmasa da Olur. Benim de ilk okuduğum kitabı . İlk kitabın devamı niteliğindeymiş bu kitap . Tek başına da okunabiliyor ben yazar arada ilk kitapta diye cümle arasında geçirmese fark etmezdim. Yani tek başına da çık rahat okunuyor kitap .

 Aslı T. Kızmaz'ın üslubunu çok sevdim . Eğlenceli , deli dolu bir anlatımı var . Bu sıkıntılı günlerde bana çok iyi geldi kitap. Kitaba biraz bakayım nasılmış derken kendimi kahkaha atarken buldum ve kitaba başladığım gün bırakamadan bitirdim. Kafamı boşalttı ve doping etkisi yaptı bana .

 Boşanmak üzere olan bir kadını , hissettiklerini ve yaşadıklarını , bu dönemi nasıl atlattığını anlatıyor yazar kitapta. Bir de oğlu var . Bir taraftan sadece kadın olarak düşünüp intikam istese de diğer taraftan bir anne olarak çocuğu en az nasıl etkilenir onu düşünüyor .

 Her durumdan sonra arkadaşları ile konuşup , paylaşımda bulunması ve onların destekleri çok güzeldi , Günümüzde arkadaşlık nadir bulunan bir olgu haline geldi. İnsanlar ben merkezli oldukça kimse kimseyi dinlemeden sadece ben odaklı paylaşım yapıyor . Bir sohbet ortamı fakat ortak konu yok . Herkes ayrı telden çalıp kendisini anlatıyor ve kimsenin diğerini dinlediği yok!!



 Sertab ne yıkılmaya yaklaşsa da dimdik ayakta durmayı başarıyor . Hayatına devam ediyor ve kendi yolunu buluyor . Arada şarkı ve şarkıcıların eşlik etmesi de ilginçti. Ruhsal durumunu onların sayesinde belki de bozulmaktan kurtarıyor. Herkes için bir çıkış noktası , ruh sağlığını korumak için bir yol gerekiyor  . Sertab'ın da dediği gibi " olmasa da olur" ...

Siz de hayatınızda olmasa da olur dediklerinizi çıkartıp rahatlayın . Hiç kimse sizden değerli değildir.


Olmasa da Olur - Aslı T. Kızmaz
Kitabın Adı :Olmasa da Olur
Yazar :Aslı T. Kızmaz
Yayınevi :İnkılap Kitabevi
Sayfa Sayısı :144

“Biz kadınlar bazen en başından olmayanı oldurmaya çalışıyoruz. Böyle kodlanıyoruz. El attığımız her şeyi düzelteceğimize o kadar inanıyoruz ki ‘onu da’ düzelteceğimize emin oluyoruz. Ama eşek kadar adamlar değişmiyor, olmayandan da olmuyor. Ve evet ne yazık ki bizim bunu anlamamız için iyice sarsılmamız gerekiyor. Farkındayım çok zor; üzücü, gurur kırıcı, yorucu sıfırlanmak… Ama emin olun şahane yanları da var…”

Aslı T. Kızmaz ikinci romanında kendi ayakları üzerinde duran, hiç olmazsa buna çabalayan, sonunda “olmasa da olur” diyen delidolu bir kadının ayrıksı hikâyesine odaklanıyor.

Olmasa da Olur, Benden Ne Olur’un devamı olan eğlenceli, şen şakrak üslubuyla, roman kahramanının zihninde yarattığı hayali insanlarla, süratli ve nefis bir hikâye…





Aslı T. Kızmaz Kimdir? 

Aslı T. Kızmaz1983 yılında Eskişehir’de doğan ama aslen Kütahyalı olan, oralarda da hiç yaşamamış olup asker kızı olmanın gerekliliğini sonuna kadar yerine getiren ve şehir şehir gezen Aslı, Dokuz Eylül Üniversitesi ÇEKO bölümünden 2006 yılında mezun olduktan sonra öğrenimine Dudley College’da devam etmiştir. Firmaların pazarlama ve kurumsal iletişim departmanlarında 7 yıl görev aldıktan sonra, “9-6 çalışmaya yeter” deyip kendi işini kurma aşamasına geçmiştir. 5 yıldır AKA ile ilgilenmekte, daha çok sosyal medyada algı yönetimi üzerine uzmanlaşmaktadır. Aynı zamanda kendi sosyal medya hesapları için de içerikler üretmektedir. Yazarın İnkılâp Kitabevi’nden çıkan diğer kitabı: Benden Ne Olur?

                                                     
Web sitemizdeki fotoğrafların, yazıların izin alınmadan kopyalanması, yayınlanması, alıntı olduğu ve kaynağı belirtilmeden bir takım amaçlar için kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasasına aykırıdır. İzin alınmadan kopyalanan resim ve yazılarımızla ilgili dilekçe ve dava açma hakkımız saklıdır.