5/18/2020

Körebe - Lee Child

Mayıs 18, 2020 0 Yorum
Körebe - Lee Child

Merhaba , Körebe'yi bitireli çok oldu . Hatta instagramda da kitap hakkında birkaç satır yazdım ancak blogumda yazmaya bir türlü vaktim olmadı . Ramazanda zamanı yakalamıyorum . Öyle hızlı geçiyor ki planladığım işlerin çoğu yetişmedi. Okuma hızım da dolayısı ile dibini buldu . Çocuklar da evde olunca işler hiçten bitmiyor . Bir de onların dersleri var. Üç haftalık yurttan eve gelince kitapların çoğu doğal olarak yurtlarda kaldı . Şimdi şehirler arası yasak da var , gidip rahatça kitapları alamıyoruz. Kızımın kitaplarını amcası yurttan alıp kargoları ancak oğlumun kitapları yurtta kaldı. Yurt görevlileri ile konuşup kitapları hazırlattım . Kargo şirketi müşteri hizmetlerini arayıp yurda kurye istettim ki alıp bana doğru yola çıksın. Hani bu dönemde yardımcı olacaklardı ,evde kalın biz gelip alırız diyorlardı ya !!!! Üç gün üst üste kurye istedim gitmediler. Adres yanlışmış. Küçücük şehirde kampüs içerisinde bir tane yurt var hatta İnternette isminden arayınca Türkiye'de de o isimden sadece bir tane ama bulamamışlar!!!! Üstelik daha önce defalarca o adrese kitap gönderdiğim halde... Şubeyi aradım telefonla açıp alo deyip beklemeye aldılar sürekli . Diğer kargo şirketlerini aradım onlar da telefona bile çıkmadılar.... Nitekim kitaplar gelmedi... Kütüphanelerden de faydalanamıyoruz çünkü bu dönemde onlar da kapalılar ... Yök ün kitap yüklediği sitede bizimkilerin kitapları yok.   Bu dönem netten not aramakla geçti kısacası .


Kitap yorumu diye başlayıp nerden nereye geldim. Sanırım içimi dökmeye ihtiyacım varmış ...

Lee Child 'in kalemi ile yebi tanıştım Körebe kitabı ile . Kitap Jack Reacher serisinin 4. kitabı imiş. Kitabı tek başına da okuyabiliyorsunuz ve bir eksiklik hissedilmiyor . Jack Reacher'ın filmi de varmış . Açıkcası ben birazına bakıp tamamını izlemedim. İşim çıkmıştı sanırım  Kitaptaki Reacher karakteri 185 boyunda 110 kilo civarında iri yarı birisi . Filmde ise karakteri Tom Cruise canlandırmış . Alakası yok diyorum . Biraz daha uygun birini oynatsalar daha iyi olurdu :D

Ordudan emekli birisi Jack Reacher. Bir kız arkadaşı olsa da yalnızlığa ve bağımsız olmaya daha çok önem veriyor  . FBI bir konuda onu gözaltına alırlar. Ancal esas amaçları onu korkutup kendilerine yardım etmesini sağlamaktır . Yalnız normal insanlar için korkutucu olan durumlar Reacher'da işe yaramaz. Konu kız arkadaşına tehdide kadar varınca yardım etmeyi kabul eder ancak bunu onların yanına bırakmayacaktır .

  Orduda tacize uğramış ve daha sonra ordudan ayrılmış olan genç kadınlar öldürülmektedirler. KAtil geride hiçbir ipucu ya da delil , DNA bırakmamaktadır . FBI hiç ilerleme kayıt edemeyince orduda bu konuları araştırdığı için Reacher'ı tercih etmiştir.  Anlaşamayan bu insanlar birlikte bir katili yakalamak için araştırmalara başlarlar.

Farklı ve sürükleyici bir kitaptı . Kitapta yazarın Reacher aracılığı ile FBI ve orada çalışanların zekaları ile dalga geçmesi çok hoşuma gitti. Reacher karakter olarak sevilecek birisi değil bana göre. Her ne kadar bazı kadınlar fiziki olarak çekici bulsalar da bana göre karakter dış görünüşü şekillendirir. Onu ve karakterini sevmemem araştırma ve akıl yürütmesindeki başarısını da taktir etmeyeceğim anlamına gelmiyor . Karakteri sevmedim ancak kurguyu sevdim:))





"Körebe" Hakkında Övgüler :

“Her parçada zekanızı biraz daha zorlayacak bir bulmacayı çözmek gibi.”

                                                                                 -Publishers Weekly-

“Uykusuz geçecek bir geceye ve sonunda soluksuz kalmaya hazır olun.”

                                                                                     -Kirkus Reviews-

“Reacher serisinin en iyi kitabı. Konusu tam bir başyapıt.”

                                                                                       -Booklist-

Jack Reacher  -  Günümüz Kahramanı Hakkında Yazılanlar:

"Clint Eastwood , Mel Gibson ve Bruce Willis bir arada; günümüz Süperman'i... "
                                                                                                                             Irish Times

"Akıllı kızların ideal erkeği "
                                             The Times

"Erkek okuyucuları ona hayran , kadınlarsa onu arzuluyor ..."
                                                                                                 Daily Express

"Zorlu ama Adil "
                         Mirror

"Muhteşem ama Huysuz Kahramanlardan Biri"
                                                                        Independent

"Kolları Temel Reis'in Kollar Kadar Büyük  ..."
                                                                         Independent

"Yalnız kurtların en yalnızı , okulun en havalısı "
                                                                           San Francisco Chronicle

Biraz Robin Hood , biraz goril "
                                                Sunday Times

"Unutulmaz sıkı erkek kahramanlardan biri"
                                                                  Jeffery Deaver

"Jack Reacher'dan bahsediyoruz , hadi ama , adam sizi kahvaltılık gevrek olarak yer!"
                                                                                                                                   Los Angeles Times






Körebe
Kitabın Adı : Körebe
Yazar : Lee Child
Yayınevi : Koridor Yayınları
Orjinal adı : Rabia Taş
Çevirmen : Running Blind ( The Visitor)
Sayfa Sayısı :501


Ülkenin dört bir yanında kadınlar öldürülüyor, cesetleri kamuflaj boyasıyla dolu küvetlerde bulunuyor ve katil ardında en ufak bir iz bırakmadan kayboluyor. Ölüm sebebi belli değil. FBI’ın elinde fiziksel bir kanıt yok, tüm soruşturma körlemesine sürüyor. Kurbanların tek ortak noktası, hepsinin Jack Reacher’ı tanıyor olması.

Herkesin aklında, şaşkınlıkla cevabını aradığı aynı sorular var: Katil yüksek güvenlikli bu evlere bir hayalet gibi nasıl girdi? Özel eğitimli asker kadınları, boğuşma yaşanmadan, ölüm sebebi anlaşılamayacak şekilde nasıl öldürebildi? Küvetleri kamuflaj boyasıyla doldurmasının arkasındaki amaç neydi?

Bir anda soruşturmanın kilit noktası haline gelen Jack Reacher, aklında yazdığı cinayet senaryolarını üç haftalık zaman periyotlarında gerçekleştiren ve attığı her adımı en ince detaylarıyla hesaplayan katilin izini sürerken, akrebin yelkovanı yelkovanın akrebi izlediği amansız bir kovalamacanın içine düşer. İçine zorla çekildiği bu oyunun sonunda ya avcı olacaktır ya da av.






Lee Child Kimdir?

Lee Child
Lee Child ya da gerçek adıyla Jim Grant, gerilim kitapları  yazarıdır. 29 Ekim 1954 yılında Coventry, İngiltere'de doğmuştur . Halen New York , Amerika'da yaşamaktadır .

 İlk romanı olan Killing Floor En İyi İlk Roman Anthony Ödülü'nü kazandı. Her romanında Amerika Birleşik Devletleri'i dolaşan eski bir askeri polis olan Jack Reacher'ın maceralarını ele alır.





                                                     

5/15/2020

Dalgalar - Virginia Woolf

Mayıs 15, 2020 2 Yorum
Dalgalar - Virginia Woolf

 Dalgalar , Virginia Woolf'un bilinç akışı tekniği ile yazdığı kitaplardan bir tanesi. Birçok okura ve eleştirmene göre yazarın en iyi yapıtı . Benim yazarın okuduğum dördüncü kitabı . Okuduğum dördüncü kitap olunca yazarın tarzına iyice alıştığımı düşünebilirsiniz ancak işler hiç de göründüğü gibi değil.

Woolf okuması zorlu bir yazar. Sakin bir kafa ile ve tüm dikkatinizi kitaba vererek okumanız gerekiyor . Yoksa kitaptan hiçbir şey anlamazsınız . Bu durumu tecrübe ile biliyorum  . Okuyamam durumundan #readingslump çıkmak üzereyken kitaba başladım. Zaten benim kafam bir dünya olunca bir de böyle kaya sertliğinde bir kitaba başlayınca ilk darbe acıtıcı oldu . Kitabı okumaya başlayınca öncelikle diğer okuduğum kitaplardan farklı olarak şairane bir anlatımı olduğunu fark ettim. Bana mı öyle geliyor diye bu durumu araştırma gereği duydum ki yazar kendisi de bu kitabı ile ilgili olarak oyun- şiir demiş . Bu durumu fark etmeme kitabı okumamı kolaylaştırmadı tabii. Neredeyse kitabın yarısına kadar bazı bölümleri üç kez okuyarak ilerledim. Hatta bir ara kızıma ben mi bir şey anlamıyorum , ne okudun dersen hiçbir şey söyleyemem çünkü aklımda bir şey kalmadı dedim. Benim aklımda fikirler uçup bilincim oradan oraya akarken bak birisinin bilinç akışını kavramak kolay olmuyor. Kitabın yarısından sonra ise aktı gitti nasıl bitti anlamadım . Kitap bitince nasıl mutlu oldum , kendimle inatlaşarak kitabı sonuna kadar götürdüğüm için nasıl gurur duydum anlatamam. Bu konuda dalga geçebilirsiniz aldırış etmem :D

Dalgalar - Virginia Woolf


Konuya da kısaca değineceğim. Kitap altı arkadaşın hayatından kesitler sunuyor Bu kitapta bir kurgu beklemeyin diyor okuyanlar bize. Bilindik anlamda bir kurgu yok kitapta. Altı arkadaş var ve hayatlarının çeşitli dönemde yaşadıkları yada hissettiklerini onların düşünceleri , monologlarından anlıyoruz. Karakterlerin çevrelerindekileri , hissettiklerini ,olanları öyle bir betimleyerek veriyor ki yer yer gözünüzde canlanıyor yer yer bu ne anlatıyor diyorsunuz. Üç kız üç erkek arkadaş. Çocukluklarından hayatlarının son demlerine kadar onların hayatından çok zihninden geçenlere konuk oluyoruz.

Bölüm aralarında italik yazılarla kısa bölümlere yer vermiş yazar. Bu bölümlerde güneşin doğuşundan başlayıp batışına kadar farklı evrelerine ve bu evreler sahildeki dalgalara ve denizin durumuna yer veriyor . Bu italik bölümden sonra gelen bölümlerde de çocukların hayatlarındaki ve duygu düşüncelerindeki dalgalanmalara yer vermiş yazar.  Yazar italik bölümlerde güneşin doğuşu ile başlayıp batışı ile bitirirken ; ara bölümlerde de bunu çocukların yaşamı ile ilişkilendirmiş. Çocukluktan yaşlılığa doğru bir yolculuk ....

Dediğim gibi okuması zor bir kitap Dalgalar. Yazarın okuduğum kitapları arasında en sevdiğimin hala Kendine Ait Bir Oda olduğunu belirtmeliyim.



Dalgalar
Kitabın Adı : Dalgalar
Yazar : Virginia Woolf
Yayınevi :Aylak Adam Yayınları
Orjinal adı : The Waves
Çevirmen : Sevda Duman
Sayfa Sayısı : 256

Dalgalar'ın ilk kez yayımlandığı sırada yani 1930'lu yıllarda Virginia Woolf'un bu kitapta yapmak istediğini gerçekleştirmek epey zordu : Altı yakın arkadaşın bir olay örgüsüne dayandırılmamış yaşam öykülerini ,tek bir edebi aktarım diline bağlı kalmadan anlatmak. Fakat aslında hayat tam olarak buydu . Beklenenden ziyade aklınızın ucundan geçmeyeni yaşatan, duruldu derken alev alan, bitti denilen yerde tekrar başlayan.

Yaşananlar yaşandığı ritmiyle anlatılmalı, dalgaların sesine kulak verilmeliydi ve bu Woolf da bunu yaptı . Cesaretinin karşılığında ise yazımının üzerinden geçen onlarca yıla rağmen , onu okuyan herkese hala aynı şekilde dokunan ,aynı şiiri fısıldayan bu metni yaratmak oldu.








Virginia Woolf kimdir ?

Virginia Woolf
 1882 yılında Londra'da doğan Virginia Woolf , Victoria devri'nin tanınmış yazarlarından Sir Leslie Stephen'ın kızıdır .  Virginia Woolf, çocukluk yıllarında  kadınların ikinci planda kalması nedeni ile okula gönderilmedi. Victoria Devri'nden ve bu devirde olanlardan nefret eden Virginia Woolf  bir yazar olmaya karar verir. Kendisini babasının kütüphanesinde geliştiren Virginia Woolf, 1895'de bir gazetede kısa hikâyelerini yayımlatır.

   Virginia Woolf 1912 yılında Leonard Woolf ile evlenmiştir. Leonard Woolf eşi için bir basımevi kurmuştur ve bu da Virginia Woolf'un yazdığı kitapları yayımlatması için bir fırsat olmuştur. Perde Arası romanını yazdığı sıralarda artık kendini yeterince yetenekli hissetmiyor, yeteneğini kaybettiğini düşünüyordur. Her gün savaş korkusu ve yeteneğini kaybetmenin vermiş olduğu stres, dehşet ve korku sonucu ruhsal bunalıma girmiş, 28 Mart 1941’de içinde bulunduğu duruma daha fazla dayanamayıp evlerinin yakınlarında bulunan Ouse nehrine ceplerine taşlar doldurarak atlayıp intihar etmiştir. Virginia Woolf, geride iki intihar mektubu bırakmıştır. Birisi kardeşi Vanessa Bell'e diğeri ise kocası Leonard Woolf'a.

Virginia Woolf'un Okuduğum Kitapları :

* Kendine Ait Bir Oda 

* Mrs Dollaway 

* Deniz Feneri 




                                                     

5/14/2020

Uyurgezer - Sebastian Fitzek

Mayıs 14, 2020 2 Yorum
Uyurgezer


Sebastian Fitzek severek okuduğum psikolojik-gerilim yazarı. Wulf Dorn kitaplarını okuyup bitirdikten sonra herkesin çok güzel olduğunu söylediği Fitzek kitaplarını toplu olarak aldım. Ben aldıktan sonra yazarın yeni birkaç kitabı daha çıktı ancak elimdekileri bitirmediğim için onları almadım. Artık gördüğüm her kitabın üstüne atlamaktansa elimdekileri bitirmeye öncelik vereceğim.

Uyurgezer , Fitzek'in okuduğum dördüncü kitabı oldu ve her kitabında beni kendisine hayran bıraktı yazar.  Hayal gücüne ve kurgu yeteneğine saygı duyuyorum , bu büyük bir yetenek . 

  Uyurgezer kitabında adı üzerinde uyurgezer birisinden başkarakter. Leon çocukluğunda uyurgezer olduğu için tedavi görmüş ve yıllarca rahat bir şekilde yaşamıştır . Şimdi evli ve başarılı bir işi olan bir mimardır . Bir sabah uyandığında eşi eşyalarını toplamaktadır. Üstü başı perişan ve dayak yemiş görünüyordur. Acele ile eşyalarını toplar ve gider. Leon uyurgezerliği sırasında karısına şiddet uyguladığını düşünür , aklına başka bir açıklama gelmez. Eşine defalarca telefon etmesine rağmen telefonlarına cevap vermez. Ailesine ve arkadaşlarına da telefon eder , eşi hiçbirinin yanında değildir. 


Uyurgezer


Bu noktadan sonra işler daha da karışık ve bilinmez hale gelir. Leon kendisine baş kamerası taparak uyurken yaptıklarını kaydeder . Bu görüntüleri seyredince kendisi de yaptıklarına çok şaşıracak de karışık , tehlikeli bir araştırmaya girişecektir.

Son sayfalara kadar kitabı bırakamadan heyecanla okudum kitabı . Okurken aklıma rüyasında kelebek olduğunu gören adam geldi. "Zhuang Tzu düşünde bir kelebek olduğunu gördü, ama uyandığında, düşünde kendini bir kelebek olarak gören bir insan mı, yoksa düşünde kendini insan olarak gören bir kelebek mi, olduğunu bilemedi."

 İşte ben de kitabı okurken uyuyor mu yoksa uyanık mı çokça sorguladım karakteri. Olanlar hiç normal değildi. Aklımda yine komplo teorileri son sürat ürettim ancak tam benim ürettiğim gibi bir şey söz konusu değildi. Ancak yazar yine komplike olaylar dizisi tasarlamış. Bitince "vay be " dedim. "Muhteşemdi..."

Yazar bu kitabı ile de beni hayal kırıklığına uğratmadı . Tam bir psikolojik - gerilim ustası kendisi. Bakalım bundan sonraki kitaplarını da okurken aynı şeyleri düşünecek miyim??? 



"Uyurgezer "Hakkında Yazılanlar:

“Kâbusunuz olacak bir gerilim. Labirentlerin arasında kaybolacaksınız. Hatta kitabı okuduktan sonra bir daha uyumak bile istemeyebilirsiniz.” -Kirkus Reviews-

“Eternal Sunshine of the Spotless Mind ile Inception’ın karışımı gibi!” -The Guardian-

“Bu kitap Fitzek’in gerilim türünün en büyük yıldızlarından biri olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.”
-Freundin-

 “Fitzek uzun süre akıllardan çıkmayacak bir gerilim yazmış.” -Publishers Weekly-

“Fitzek’in gerilimleri nefes kesici. Her an her şeyle karşılaşabilirsiniz.” -Harlan Coben-

“Muhteşem bir psikolojik gerilim.” -The Times-

“Muazzam… Kitabı bir an bile elinizden bırakabilirseniz, hayranlık uyandıracak derecede disiplinli birisiniz demektir. Uyurgezer, ilk sayfasından son kelimesine kadar size nefes almayı unutturacak harika bir psikolojik gerilim.” -Booksection.de-



Uyurgezer
Kitabın Adı :Uyurgezer
Yazar :Sebastian Fitzek
Yayınevi :Pegasus Yayınları
Orjinal adı :Der Nachtwandler
Çevirmen :Ebru Akyürek Ersin
Sayfa Sayısı :312

Taşınanların Bir Süre Sonra Delirdiği
Veya İntihar Ettiği Bir Ev,
Nereye Açıldığı Bilinmeyen Bir Kapı
Ve Dehlizlerden Oluşan Karanlık Bir Labirent…

Leon bir sabah uyandığında, karısının eşyalarını toplayıp kaçarcasına evden ayrıldığını görür. Kadının yüzünde ve kollarında morluklar vardır. Leon’un aklına gelen ilk şey artık geride kaldığına inandığı hastalığı olur: uyurgezerlik. Yoksa yine geceleri ikinci benliği devreye girip insanlara zarar vermeye mi başlamıştır? 

Bu soruya bir cevap bulabilmek için uykuya dalmadan önce başına hareket sensörlü bir kamera yerleştirir. Sabah görüntüleri izlediğindeyse dehşete düşer: Yatak odasındaki gardırobun arkasında daha önce hiç görmediği gizemli bir kapı vardır. Onu bilinçaltının en karanlık köşelerine girmeye zorlayan bir kapı…

Hayal ile gerçeği ayıran çizgi bulanıklaştığında, insan kendini, kendisinden bile korkacak bir hale getiren ürkütücü bir kâbusun içinde bulabilir mi?









Sebastian Fitzek :

Sebastian Fitzek


1971 doğumlu Alman gazeteci ve yazarın tam adı Sebastian Fitzek David'dir. Fitzek'in kitapları 24 dile çevrildi ve dünyada 8 milyondan fazla sattı . Almanya'nın en başarılı gerilim yazarlarından biridir.





Yazarın okuduğum kitapları :

*Terapi 

*Kıymık 

*Göz Koleksiyoncusu



                                                     

5/11/2020

Akşam Yıldızı-Bir Göbeklitepe Romanı || İskender Pala

Mayıs 11, 2020 4 Yorum
Akşam Yıldızı

"Herkes bilirdi her akşam bütün yıldızlardan önce görünen bu yıldız gök ile yer arasındaki geçittir." 

  Katre-i Matem kitabı ile tanıştım İskender Pala'nın kalemi ile. Kitabın kurgusu ve yazarın anlatım tarzı hoşuma gittiği için diğer kitapları ile devam ettim okumaya. Günümüzde GöbekliTepe'nin adı daha fazla duyulmaya başlayınca ve 2019 yılı Unesco tarafından Göbeklitepe Yılı olarak belirlenince ben de bu konu ile ilgili bir kitap okumak istedim. Yanlış anlaşılmasın bilimsel olarak bu konuda kitap okuyup belgesel seyrettim . Bu konuda yazılan kurgulardan birisini okumak istedim. Bu konudaki kurguları araştırınca en güvendiğim isim olan İskender Pala'nın kitabını almaya karar verdim.

İskender Pala açıklayıcı bir önsöz yazarak başlamış kitaba. Bu önsözde Göbeklitepe'ye yaptığı ziyareti , burası hakkında yaptığı araştırmaları ve konuştu yetkin kişileri belirttikten sonra kitabı neden ve nasıl yazmış.

Akşam Yıldızı ile birlikte geçmişe avcı ve toplayıcı insanların yaşadığı devirlere tarihte bir yolculuk yapıyoruz. Kabile içinde doğan albino bir bebeğin lanetli olduğunu düşündükleri için onu öldürmek isterken yaşanan bir doğa felaketi sonrası kabileden sadece üç kişi hayatta kalır . Sarıca , albino bebek ( Tırnak) ve annesi Çıra . Sonrasında sorgulamaya başlar Sarıca . Bu bebek lanetli olduğu için mi başlarına bunlar gelmiştir. Lanetli olsa o da ölmez miydi? İşte ilk sorgulamalar böyle başlarken sonrasında hakikati arama serüvenine dönüşür.

Avcı toplumdan çiftçi topluma dönüş , bir iki kelimeden başka konuşamayan insandan alet yapıp ekip biçen , iletişim kuran insana , bütün olanların arasında filizlenen ve koca bir çınara dönüşen aşk , aşığının peşinden mecnun gibi yollara düşen maşuk ... Evet Sarıca , Çıra'nın peşinden yollara düşüyor fakat bu yolda hakikati arıyor ayını zamanda ve kendisini de buluyor ...

Kitap tarihi bir kurgu olsa da mistik ve tasavvufi yönleri de var . Çok tanrılı inançtan tek Tanrıyı bulma ve tek Tanrıya yönelme ,  Hz İdris ve Hz Nuh , İlk tapınak olan Göbeklitepe ve kutsal ağaç.

Kitabı ilgi ile okudum. Yazarın olayları ve olayları bağladığı sonuçlar güzeldi. Kitap sayfalarına yapılan çizimler de zenginlik katmış içeriğe . Ayrıca kitabın sonunda yazarın yararlandığı kaynaklar da belirtilmiş ki bu , kitabın nasıl bir araştırma sonucunda ortaya çıktığının göstergesi.  Yazarı takdir ettim . Göbeklitepe'yi merak edip araştırmak isteyenler için de güzel bir kaynak listesi olmuş.

 Yazarın okuduğum diğer kitaplarına göre daha sade bir dille yazılmıştı Akşam Yıldızı . Karşılaştırma yaparsak diğer kitaplara göre daha basit ve anlaşılır olduğunu söyleyebilirim. Yazarı okumaya başlamak isteyenler için iyi bir başlangıç kitabı olacaktır Akşam Yıldızı .

Akşam Yıldızı

Akşam Yıldızı Kitabından Alıntılar:

* ''Dünyanın kirlendiği için yıkanmaya değil, kirletenlerin kendilerini yıkamaya ihtiyaçları var. Eğer bir şans verilecekse Rab bunun için insanlığa değil, insana şans veriyor, hem de her gün, her an...''

* "Ağlamakta büyük lezzet vardır, çünkü gözler yaşla dolunca acılarda akar gider"

* ''İyilik yapmak yetmez , oğlum; iyi de olmak gerekir! ''

* "Ölenlere acınır da doğanlara neden acınmaz? "

* "İnsanın insanı avladığı bir dünya bozulmaya düzelmekten daha yakındır!"

* "Göbektepe hayat ile ölümün göbek bağı, ikisi arasındaki geçişin dehliziydi. Göbektepe ölümleri hayata gönderen geçit, Göbektepe hayatlar harmanıydı."







Akşam-yıldızı

Kitabın Adı :Akşam Yıldızı-Bir Göbeklitepe Romanı
Yazar : İskender Pala
Yayınevi : Kapı Yayınları
Sayfa Sayısı : 250


“Sana Kervankıran derler
Bana dertli Kerem derler
Yare ikrar veren derler
Niye doğdun sarı yıldız, mavi yıldız
Evler yıkan, beller büken
Kanım döken, Kervankıran”
Dün ve bugün…
İyi ve kötü…
Aşk ve inanç…
Akşam Yıldızı, okurlarını bugünden alıp asırlar öncesinin Göbeklitepe’sine götürüyor. İyi ile kötünün mücadelesinde bir aşk yolculuğu bu… Sevginin inanca, inancın tutkuya, tutkunun hayata adım adım karıştığı noktadan Göbeklitepe hakkında bilinen her şeye yeni bir bakış, bir ters yüz ediş…
On iki bin yıl önce yaşayan kadim insandan günümüzün modern insanına evrilen anlam arayışı… Duymak istediğimiz belki de ilk insanın var oluş hikâyesi…

İskender Pala’nın yetkin kalemi ve ustaca kurguya dönüşen hayal gücü, Göbeklitepe üzerine herkesi yeniden düşündürecek; Akşam Yıldızı kendi gerçekliği ile ezber bozacak.








İskender Pala Kimdir?

İskender-Pala
1958, Uşak doğumlu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ni bitirdi (1979). Divan edebiyatı dalında doktor (1983), doçent (1993) ve profesör (1998) oldu. Divan edebiyatının halk kitlelerince yeniden sevilip anlaşılabilmesi için klasik şiirden ilham alan makaleler, denemeler, hikâyeler ve gazete yazıları yazdı. Düzenlediği Divan Edebiyatı seminerleri ve konferansları geniş kitleler tarafından takip edildi ve “Divan Şiirini Sevdiren Adam” olarak anıldı. Bazı çalışmalarıyla Türkiye Yazarlar Birliği Dil Ödülü’nü (1989), AKDTYK Türk Dil Kurumu Ödülü’nü (1990), Türkiye Yazarlar Birliği İnceleme Ödülü’nü (1996) aldı. Hemşehrileri tarafından “Uşak Halk Kahramanı” seçildi. Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk, Katre-i Matem, Şah&Sultan, OD, Efsane, Mihmandar, Karun ve Anarşist adlı romanlarının baskıları yüz binlere ulaştı, bu romanları pek çok ödül aldı ve yabancı dillere çevrildi. Türk Patent Enstitüsü tarafından marka ödülüyle taltif edilip adı tescillendi. 2013 yılı Cumhurbaşkanlığı Büyük Ödülü’ne edebiyat dalında layık görüldü. Bülbülün Kırk Şarkısı adlı kitabını ömrünün en güzel çabası sayan İskender Pala evli ve üç çocuk babası olup İstanbul Kültür Üniversitesi öğretim üyesidir.


İskender Pala'nın Okuduğum Diğer Kitapları:

* Karun ve Anarşist

* Katre-i Matem

* İki Darbe Arasında


                                                     

5/10/2020

Ne İzledim ? #10

Mayıs 10, 2020 3 Yorum
  Selam arkadaşlar ,  her hafta yazmayı en çok sevdiğim yazı " Ne İzledim ?" . Ben yazmaktan çok keyif alıyorum umarım siz de okurken aynı keyfi alıyorsunuzdur . Bu hafta çok fazla film izleyemesem de izlediğim kadarını yazmaya karar verdim.  Bu hafta dinlenme molası verdim ve bloga yazı giremedim. Biriken yazıları en kısa zamanda girerek eksikliği telafi edeceğim. Bu hafta hava kapalı ve yağmurluydu , bu benim ruhsal durumuma da yansıdı . Bunun etkisi olarak kendimi depresif ve yorgun hissettim, aksamaların sebebi bu aslında...  Şimdi daha iyiyim . Hatta bu yazıyı bahçemde salıncakta sallanarak  , leylak kokusu ve arı vızıltıları eşliğinde yazıyorum. Çok uzatmadan seyrettiğim filmlere geçiyorum.

Hitleri ve Sonra Koca Ayak'ı Öldüren Adam - The Man Who Killed Hitler and Then The Bigfoot

Hitleri ve Sonra Koca Ayak'ı Öldüren Adam  Başrolünde usta oyuncu Sam Elliott’un oynadığı  filmi macera ve dram türünde ve 1 saat 38 dakika sürüyor.

İkinci Dünya Savaşı sona erdikten yıllar sonra, Adolf Hitler’e gizli bir operasyonda suikast düzenleyen Amerikan kahramanı Calvin Barr, insanlığı yok edebilecek ölümcül bir veba taşıyıcısı olan efsanevi Koca Ayak’ı avlaması için tekrar çağrılır...

İlk başta iki zamanlı olarak ilerliyor film . Calvin'in gençlik zamanı ve Hitleri öldürdüğü zamanı gösterirken , günümüzde ise yaşlı ve o günleri hatırlayan halini gösteriyor . Onun başarısını duyan FBI  , Kanada ve Amerika ortak topraklarında bulunan Koca Ayak'ı öldürmesi için onu ikna eder. Savaş ve emirleri yerine getirmek uğruna bir ömür boyu yalnız kalmış bir adamın da dramını izliyoruz aslında filmde. Konu ve işleyiş güzeldi. Yalnız Koca Ayak pek olmamıştı . Ayakları kocaman değildi zaten . Bir de yüzünü acayip yapmışlardı. Daha özenli olabilirdi.


Baahubali 2 - The Conclusion 

Baahubali-2Daha önce Baahubali -1 i seyretmiş ve çok beğenmiştim. Hatta ikincisini de yakında seyretmeyi planladığımı söylemiştim. İşte ikinciyi ancak seyredebildim.

 Baahubali - 1 yazımı okumak için ➡burayı ⬅tıklayabilirsiniz.

İlk film gibi bu film de uzun sürüyor . 2 saat 47 dakika .

Baahubali, Kraliçe Ana tarafından tahta çıkacak olan Kral olarak ilan edilir. Ancak Kraliçe Ana ona güzel bir prenses de istemekte ve kimseyi beğenmemektedir. Öte yandan oğlunu halkı tanıması için sıradan bir insan kılığında saraydan dışarı gönderir. Ancak Baahubali’nin kardeşi, kimseye belli etmese de kendi ihtiraslarında boğulacak, tahta çıkmak için yapmadığını bırakmayacaktır...

İlk filmde kaldığımız yerden devam ediyoruz bu filmde de . Baahubali'nin nasıl öldürüldüğünü , oğlunun onun ve annesinin intikamını nasıl aldığını Hintlilere özgü eğlenceli bir biçimde seyrediyoruz. Bu filmde bana göre ilkine göre komedi öğesi daha fazla idi. Fantastik , aksiyon ve komedi bir arada yer alıyor. Filmi ailece keyifle izledik. İzledikten sonra bu film ilgi gördüyse kesin üçüncüsünü de çekerler dedim ve merak edip araştırınca üçüncü filmin fragmanlarını gördüm. Bir filmi tadında bırakmalılar . Uzatıp da olan güzelliğinin de yitirmesine sebep olamamalılar bana göre Yoksa kabak tadı verir...


Maquia: When the Promised Flower Blooms

Maquia 2018 yapımı Japon animasyon filmi Maquia . Deep'in blogu Sade ve Derin'de filmi gördükten kızma bahsettim ve o da araştırıp buldu , filmi seyrettik. Çok güzeldi. Gerek konusu gerek çizimler muhteşemdi.

Lorp adında güzel ve uzun ömürlü bir halktan olan kimsesiz Maquia'nın öyküsünü anlatıyor film. Kendisi gibi kimsesiz olan bir çocuğu bulup henüz onbeş yaşındayken ona anne olup büyütür Maquia . Çocuk büyü ancak o hep aynı kalır ... Bir taraftan da kaçmak zorundadır . Uzun ömürlü olanlar diğer insanlar tarafından dışlanmasının dışında prens de bu ırkın peşindedir.

 Ailece seyredilebilecek çok güzel bir animasyon.




                                                     

5/07/2020

Acı Bir Tebessüm-Başlangıç || Barış Demirbaş

Mayıs 07, 2020 1 Yorum
Acı Bir Tebessüm

   Yine harika bir kitap okudum diyerek başlamak istiyorum yazıma . Polisiye türünde olan kitapta birçok ana karakter , bir çok da yan konu vardı . Bu kadar kapsamlı bir kitap hiç sıkmadan ilerledi ve ben kitabı çok çoook sevdim.

  Barış Demirbaş'in okuduğum ilk kitabı . Yazarı ve kitaplarını instagram üzerinden görmüştüm ancak kitaba satın alırken denk gelmediğim için aklımdan uçmuştu.  Eltim okumak için ödünç kitap gönderirken bu kitabı da seversin diyerek eklemiş . Beni iyi tanıyor kitabı gerçekten çok sevdim. Ona bir kez daha buradan teşekkür ediyorum.

Kitabın konusuna geçeceğim de ana konu ekseni etrafında o kadar çok konu ve olay var ki ... Birini anlatırsam diğeri eksik kalacak gibi hissediyorum. Yine biraz bahsedip okumak isteyenleri kızdırmadan tadında bırakayım yorumu :))

Baş karakterimiz Ahmet . Babasının ölümünden sonra kendi işinden ayrılıp baba işini devralır ve babasının tüm borçlarını üstlenir. Öyle az değildir babasının borçları . Ancak Ahmet gecesini gündüzüne katar ve işleri yoluna koymaya başlar . Tam da rahatladım derken tekrar işler bozulmaya başlar ve nakit sıkıntısı çeker. İşte bu dönemde ona anlayış göstermeyen bir müşterisi ile görüşürken hayatını karartan bir telefon alır ....

Bu noktadan sonra büyük bir yas dönemi , işleri toparlama çabası , ailesini bir araya getirme çabası içerisinde çırpınan bir Ahmet göreceğiz.

Çalışanı Melek Hanım ve kızı Safiye en büyük destekçisi olacaktır . Hele Safiye işleri yürütmesinde yardım ettiği gibi dert ortağı ve sırdaşı da olacaktır . Safiye kitapta ortaya çıkınca bu da nereden çıktı diye düşündüm. Aklımda binlerce teoriler ürettim , komplolar kurdum hatta bir ara acaba suçlularla işbirliği yapıyor mu diye de düşündüm. Neyse düşündüklerimden hiçbirisi çıkmadı ve gerçekten iyi niyetli olduğunu anladım. Yazar kitabın sonlarına doğru onun hikayesini de bizlere aktararak davranışlarını daha iyi anlamamızı sağlıyor .

 Safiye'nin hikayesi demişken kitaptaki çoğu karakterin hikayesini de aktarıyor yazar. Bu kimmiş , geçmişi ne diye bir soru işareti bırakmıyor. Bu çoğu yerde hoşuma giderken bazı yerde de uzatılmışlık hissi yarattı bende. Aksiyon son sürat devam ederken bir an önce sonuca gelinsin istiyorsunuz çünkü ortada kayıp çok kıymetli bir şey var. Ne oldu , iyi mi derken bu bölümler bir an önce bitsin istedim.

  Hastane içinde uzun bekleyişler , karakolda komiserden bilgi alma çabaları , kendi çabası ile çırpınan bir adam , evladı için her türlü tehlikeyi göze alan bir baba ... Bunların arasında da karşısındakine acımayan kötü adamlar ...

Okurken Ahmet adına çok üzüldüm. Onun yerinde kimsenin olmasını istemem . Kitap bir de öyle bitiyor ki serinin devam kitabını bir an önce okumak istiyorsunuz . Ancak henüz ikinci kitap yok piyasada . Umarım yazar uzun süre merakta bırakmaz.





Kitabın Adı :Acı Bir Tebessüm-Başlangıç
Yazar :Barış Demirbaş
Yayınevi : Anatolia Kitap
Sayfa Sayısı :542


İş toplantısından hastane koridorlarına, mafyatik ortamlardan emniyet masalarına… Her ortamı, kendine mahsus kişileri ve olayları, kendi jargonuyla gözler önüne seren bu romanda bir taraftan dünyanın en saf ve düzgün insanı, diğer tarafta içlerinde karanlığın bin bir tonunu barındıran kişilerin çaresiz ilişkileri…Genç bir iş adamının kızına kavuşabilmek için bulaştığı olmadık işleri… Gündelik hayat sadeliğinde, içten dışa doğru, merkezden çevreye doğru açılan bir kurgu eşliğinde ele alınıyor.

En sevdiği üç kişiden ikisini kaybetmenin acısını yaşayamadan üçüncüsünü bulmanın çabasına düşmüştü her ne pahasına olursa olsun. İntikam değildi amacı. Şimdilik.

Sevdiklerini toprağa verirken ruhunu da gömüyordu onlarla beraber. Geriye kalan içi boşalmış bedeni sadece kızını bulmak için mücadele edecekti artık. Ya şeytana satacaktı ruhunu ya da pabucu ters giydirecekti ona.

Amacı yardım etmekti sadece. Nereden bilebilirdi ki yüreğindeki acısı kapkara gözlerine vurmuş bu adamın kalbine hançer gibi saplanacağını. Ailesinden uzak kalmasına neden olan hayata bu adam için balıklama atlamaktan bir an tereddüt etmeyecekti

Dünyanın en acılı adamı sanıyordu kendini ve de en güçlüsü. Antidepresanları şekerleme niyetine alıyordu. Yaşadığı acıların yarısını yaşayan biri nefes alamazdı. Gerçi o da aldığını düşünmüyordu ta ki onu görünceye kadar. ‘Bu ya sahtekâr ya da dünyanın en güçlü adamı’ diye mırıldandı.









                                                     

5/03/2020

Ne İzledim #9

Mayıs 03, 2020 7 Yorum
Cehennem Melekleri 3 - The Expendables 3

Cehennem Melekleri 2014 yapımı eski bir film Cehennem Melekleri . Bir çok ünlü oyuncuyu bünyesinda barındırıyor.  Sylvester Stallone , Jason Statham , Mel Gibson ,Arnold Schwarzenegger Antonio Banderas,  Jet Li, Harrison Ford ,...  2 saat 11 dakika süren film aksiyon türünde .

Konusu : Daha önce bir kere ölümden kıl payı kurtulan Stonebanks, şu anda Cehennem Melekleri'ni sonlandırmanın amacı içindedir ama Barney'in de buna karşı başka planları vardır. Takımına daha hızlı, genç ve teknoloji meraklısı kişileri katarak onunla mücadeleye girmeye karar verir. Son görev, Cehennem Melekleri’nin en kişisel savaşını klasik - eski tarz ile yüksek teknoloji uzmanlığı arasında geçen bir çarpışmaya dönüştürecektir.

Hareketli olan filmi keyifle seyrettim. Arnold ve Sylvester'ı sevmesen de Statham'ın oyunculuğunu beğeniyorum.


Kapan - Trapped

Kapan Charlize Theron ve Kevin Bacon'un başrollerini paylaştığı film gerilim türünde ve 2002 yapımı . Bu da eski bir film seyretmiş olabilirsiniz. Ben daha önce sonunu seyretmiştim filmin. Şimdi ise baştan sona seyredebildim.

Konusu: Mutlu bir aile yaşantısı sergileyen Will ile Karen için tüm hayatlarını değiştirecek, mutluluklarını alt üst edecek bir olay meydana gelir. Will  iş için şehir dışına çıkar veKaren ve kızı ise evlerine döndükleri zaman kızları kaçırılır.  Bu kaçırma olayı aslında, Joe Hickley adındaki bir suçlu tarafından planlanmış ve zengin ailelerden para sızdırma bahanesiyle yapılan bir planın parçasıdır. İnanılmaz plan ilerledikçe, birbirlerinden ayrı şehirlerde bulunan Will ile karısı Karen da dayanma güçlerinin limitine kadar zorlanarak biricik kızlarını kurtarmak için olağanüstü bir çaba sarf etmeye başlarlar. Bu korkunç mücadelenin içine ne için çekildiklerini ilerde anlayacaklardır...

İki sevdiğim oyuncunun oynadığı filmi sevdim.



 Ailece seyredilebilecek filmlerden birisi.



Aziz - The Saint

Aziz Aziz tesadüfen denk geldiğim ve beklentisiz seyretmeye başladığım bir filmdi. Seyrettikçe filmi sevdim ve umduğumdan daha iyi olduğunu anladım.
2017 ABD yapımı film aksiyon ve gerilim türünde denilmiş. Ancak gerilim yok bana göre ,aksiyon ağrılıklı film.

Konusu : Aziz lakaplı Simon Templar, uluslararası üne sahip usta bir hırsızdır. Zengin bir bankacının kızı kaçırılmıştır ve adam Aziz’den kızını bulmasını ister. Aziz işin basit olacağını düşünür ve kabul eder. Fakat durumlar beklediği gibi gelişmez. Kızı bulmaya çalışırken yetkililerden kaçmaya çalışan Aziz bir yandan da geçmişindeki tehlikeli düşmanlarıyla yüzleşmek zorunda kalır.






Limehouse Golem

Limehouse Golem 2016 yapımı İngiliz korku , gizem filmi Limehouse Golem .

Konusu : 1800 lü yıllarda geçer olay . Limehouse da bir dizi seri cinayet işlenmiştir. Gazeteciler katile Golem demişlerdir. Golem'in son cinayetinin işlendiği gece bir adam da evinde ölü bulunur. Hizmetçinin ifadesi ile adamın eşi , onu zehirlemekle suçlanarak tutuklanır. Bu evde Golem'e ait bir defter bulunur. Dedektif bu günlüğü okurken golemin cinayetleri nasıl işlediğini öğrenirken ipuçları da arar , diğer taraftan da adamın eşini kurtarmak için çalışır . Biz de bir taraftan bu genç hanımın geçmişini ve yaşananları seyrediyoruz.

Orta karar bir filmdi. Beklentiniz ya da yapacak daha iyi bir işiniz yoksa seyredebilirsiniz. Korku filmi olarak geçiyor ancak korku pek yoktu. Bazı sahneler karanlık çekilmiş ki bundan hiç hoşlanmadım. Filmin başında golemi anlamıştım zaten o da sürpriz olmadı .



                                                     
Web sitemizdeki fotoğrafların, yazıların izin alınmadan kopyalanması, yayınlanması, alıntı olduğu ve kaynağı belirtilmeden bir takım amaçlar için kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasasına aykırıdır. İzin alınmadan kopyalanan resim ve yazılarımızla ilgili dilekçe ve dava açma hakkımız saklıdır.