12/10/2019

Senden Vazgeçmem - Ayşegül Çiçekoğlu

Aralık 10, 2019 4 Yorum
Senden Vazgeçmem - Ayşegül Çiçekoğlu


   İlk olarak Bırakma Ellerimi ile tanıştım Ayşegül Çiçekoğlu 'nun kalemi ile . Yazım tarzı ve duyguları okuyucuya yansıtıcı o kadar hoşuma gitti ki sonrasında kitaplarını buldukça alıp okudum . Ailemizin yazarı oldu taciri caiz ise .

  Her kitabı ile farklı duygusal ortamlara yolculuk Ayşegül Çiçekoğlu 'nun yeni kitabı Senden Vazgeçmem, çiçeği burnunda yayınevi Pika Yayınlarından çıktı.  Kitap yeni çıktı , ben de yeni okudum fakat kitap aslında yazar Ayşegül Çiçekoğlu 'nun ilk yazdığı kitapmış.  Yazmış fakat yayımlamamış.  Yayımlanması yönünde bir istek gelince tekrar gözden geçirmiş ve yayımlanmış.  İyi ki yayımlanmış çünkü ben çok sevdim .

  Nisan ve Devrim' i okuyoruz kitapta . Henüz yirmi günlükten çocuk yurduna bırakılan Nisan , aynı zamanda ailesini trafik kazasında kaybeden Devrim ...
 Devrim 'i dayısı yanına alır.  Yengesi ve yeğenleri onu aralarına alıp çok sevmiş olsalar da onun içindeki fırtınalar dinmemiştir bir türlü .

 Nisan yalnız bir çocuktur , diğer çocuklardan farklı.  Yurt müdiresi ona kendi çocuğu gibi davranır . Sonra da koruyucu ailenin yanına gider.  Koruyucu aile Devrim'in de ailesi olan Asuman ve Kenan 'dır .

 İki yaralı çocuk bu ailede sevgiyi ve ihtiyaçları olan ilgiyi bulurlar . İyi eğitim alırlar.  Peki aşk. .. Evet , aşk da aslında fazla uzak değildir ...

 Çekingen Nisan'ın kendinden emin güçlü bir kadın olması çok güzeldi . Devrim ise tavırları ve gelgitleri ile beni çok kızdırdı . Evin kütüphane odası ise en sevdiğim yer oldu . O ortamı , sıcaklığı kelimelerin ötesinde hissettim .

 Hızla okudum ve çok sevdim kitabı . Hisli ve duygulu bir kitaptı . Kitabın sonunda bazı yerlerde olan olayları sanki daha önce okumuş ya da duymuş gibi hissettim. Çok tanıdık geldi bana ancak nereden hatırlıyorum çıkarmadım.  Birçok duygusal - dramatik kitaplar ya da filmler belli bir düzende ilerlediği için sanırım bu his oluştu.  Fakat dediğim gibi sevdim kitabı ...




Senden Vazgeçmem - Ayşegül Çiçekoğlu
Kitabın Adı :Senden Vazgeçmem
Yazar :Ayşegül Çiçekoğlu
Yayınevi :Pika Yayınları
Sayfa Sayısı :296

Annesinin soğuk bir İstanbul akşamında kimsesiz çocuklar yurdunun kapısına bıraktığı küçük bir bebek: Nisan.

Ailesiyle çıktıkları bir yolculukta trafik kazası nedeniyle tüm ailesini yitiren küçük bir çocuk: Devrim.

Hayat onları yıllar sonra aynı evde buluşturuyor. Nisan kendine kurduğu yeni hayatta terk edilmişliğini unutmaya çalışırken Devrim geçmişin bıraktığı vicdan azabının izlerini silmeye uğraşıyor. Küçükken başlayan atışmaları, kavgaları, zamanla derin bir bağa evriliyor. Çok farklı ülkelerde yaşamaya başlasalar da aralarındaki kilometrelere aldırmaksızın birbirlerinde buluyorlar mutluluğu. Ta ki…







Ayşegül Çiçekoğlu Kimdir ?

Senden Vazgeçmem - Ayşegül Çiçekoğlu

İstanbul doğumlu olan Ayşegül Çiçekoğlu evli ve bir kızı var . Son birkaç yıldır İstanbul , Ayvalık ve Rize Fındıklı üçgeninde yaşıyor.  Uzun yıllar profesyonel iş yaşamının içinde olan yazar eşinin teşviki ile yazmaya başladı . 








Ayşegül Çiçekoğlu'nun Okuduğum Kitapları : 

Sensiz Geçen Yıllarım Yankı - Ada 

Gözyaşlarımız 

Benim Hayatım 

Bırakma Ellerimi 

Sevginin Esareti

İntikam






        Kozmokitap

12/09/2019

Cennet Çayırı - John Steinbeck

Aralık 09, 2019 7 Yorum

Cennet Çayırı - John Steinbeck

Kalemini sevdiğim ve okuduğum zaman ayrı bir tat aldığım yazarlardan John Steinbeck . Henüz ilk okulda Fareler ve İnsanlar kitabı ile tanıştım kendisi ile . Yıllar sonra aynı kitabı tekrar okumak nasip oldu . Sonra İnci kitabı ile devam ettim okumaya . Bir üçleme olan Yukarı Mahalle  , Sardalye Sokağı Ve Tatlı Perşembe ise instagramda fidan yaparak okuduğum kitapları oldu . Yukarı Perşembe'yi okuyacağımız zaman baskısı tükenmiş ve yeni baskısı da yoktu , sahaflarda fırsattan istifade fiyatları uçurmuşlardı . Ben de pdf olarak okudum kitabı . Şimdi okumak isteyenler için  kitabın tekrar basıldığını biliyorum , benim gibi zorluk çekmezsiniz .


  Elimdeki son Steinbeck kitabı Cennet Çayırı idi. Kitabı elime aldıktan sonra bitirmeden elimden bırakamadın . Yazarın kaleminde öyle bir sihir var ki en basit konu ve diyalogları bile eğlenceli hale getiriyor.

 Cennet Çayırı , Steinbeck'in ilk zamanlar yazdığı kitaplarından birisiymiş. Kitap on iki bölümden oluşuyor ve her bölüm birbiriyle bağlantılı olan öykülerden oluşuyor. İlk bölümde   kaçak  kölelerinin peşinde koşarken bir İspanyol şirketi tarafından keşfedilen bir vadi olan Cennet  Çayırı'na nasıl  yerleşildiği , son bölümde ise bir grup otobüs yolcusunun Yüksekten Cennet Çayırı'na bakarak onun hakkında düşündüklerine yer veriliyor. Bu iki bölüm arasındaki on bölümde ise kasabada yaşayan farklı karakterlerin yaşadıkları , iniş -çıkışları ve bahtsızlıklarına yer veriliyor.

  Cennet Çayırı'nın enfes doğasının tasvirleri bile benim okumam için yeterliydi aslında. Yazarın anlatımı o kadar başarılı ki o bölgeye gidip yerleşmek geldi içimden . Doğanın tüm renklerinin iç içe  olduğu vadide dışarıdan bakanlar için sadece huzur vardır.

  Karakterlerin içlerine girmeye başlayınca huzur aramaya gelenler olduğu kadar orada köklenip ailesini genişletmek isteyenler de olduğunu görüyoruz. Ya da peşini bir türlü bırakmayan lanetten kurtulmak isteyenleri. Ortam cennet gibi olsa da içine girildikçe insanların farklı farklı dertleri olduğunu ve aslında dışarıdan bakanlar ile içeride yaşayanların ne kadar farklı hissettiğini gösteriyor bize Steinbeck .

   Her bölüm kısa kısa olduğu için sıkılmadan okunuyor kitap. Zaten Steinbeck 'in kalemi için bile okunmaya değer ...




Cennet Çayırı - John Steinbeck
Kitabın Adı : Cennet Çayırı
Yazar : John Steinbeck
Yayınevi : Sel Yayınları
Orjinal adı :The Pastures of Heaven
Çevirmen :Nihal Yeğinobalı
Sayfa Sayısı : 216


California'nın bir vadisinde geçen, birbiriyle bağlantılı bu on iki öyküsünde John Steinbeck, yine çarpıcı anlatım gücünü gözler önüne seriyor. Bir doğa harikası olan Cennet Çayırı keşfedildikten sonra kimileri kafalarında ütopyacı fikirlerle, kimileri başka hayatlardan kaçmak amacıyla buraya gelmişlerdir. Steinbeck, tekinsiz Battle Çiftliği'ne yerleşen Munroe ailesinin çevresinde gelişen öykülerde insan ruhunun en saf yönlerinden en karanlık köşelerine kadar destansı bir yolculuğa çıkarıyor okuru. Cennet Çayırı'nın görünüşte sıradan yaşamlar süren sakinleri, her bir öyküde adım adım kişisel felaketlerine ve hüsranlarına doğru yol alırken, insanlığın en derin yanılgıları, duygusal zaafları, düşünsel sınırlılıkları satırlara dökülüyor. Steinbeck'in ilk dönem eserlerinden olan Cennet Çayırı, gerek doğa gerek insan tasvirleriyle ölümsüzleşmiş bir klasik.





John Steinbeck Kimdir ?


Nobel Ödüllü Amerikan yazar John Steinbeck, 27 Şubat 1902’de California’nın Salinas şehrinde dünyaya geldi. Yazarın babası John Ernst Steinbeck kitap dükkanı sahibiydi. Steinbeck, edebiyata olan sevgisini sanat aşığı annesi Olive Hamilton’dan aldı. Steinbeck’in en sevdiği ve yazın alanında ilham aldığı kitap Thomas Malory’nin “Kral Arthur’un Ölümü (Le Morte d’Arthur)” adlı eseriydi. Steinbeck, lise yıllarında yazar olmaya karar verdi. Yazar, yaz tatillerini spor oyunlarında yer alarak ve birkaç çiftlikte çalışarak geçiriyordu.

Steinbeck, üniversitede kendisine maddi destek sağlamak için laboratuvar asistanı ve tarım işçisi olarak çalıştı fakat üniversiteden mezun olamadı. Yazar, daha sonra ticari bir gemide muhabir olarak görev aldı ve ilk romanı için çeşitli izlenimler edindi. Yazarın ilk roman girişimi başarılı olamadı.

Steinbeck, 1935 yılında Türkçede Yukarı Mahalle adıyla basılan Tortilla Flat’i yazdı ve iyi bir satış başarısı ve eleştirel başarı yakaladı. Yazar, edebi alandaki en büyük başarısını Amerika’nın sosyo-ekonomik durumunu derinden sarsan Büyük Buhran’la ilgili realist romanlar yazarak elde etti. John Steinbeck kitapları arasında en çok bilinen ve edebi alanda en iyi eserleri Fareler ve İnsanlar, İnci, Gazap Üzümleri ve Cennetin Doğusu adlı eserlerdi.

1939 yılında yazılan Fareler ve İnsanlar özet olarak Büyük Buhran döneminde iş bulma amacıyla çiftlik çiftlik gezen iki tarım işçisi George Milton ve Lennie Small’un Californiya’da yaşadıkları trajik olayları anlatır. Dönemin tarım işçilerini gerçekçi bir dille anlatan kısa roman, son derece duygusal diliyle yazarın en etkileyici eserlerinden biridir.

Birkaç kez sinemaya da uyarlanan kitabın son beyazperde uyarlaması 1992 yılında gerçekleşmiştir. Filmde ünlü oyuncu John Malkovich, etkileyici performansıyla dikkat çekmeyi başarmıştır.

John Steinbeck Gazap Üzümleri adlı eseriyle edebi sanatının altın çağına erişti. 1940 yılında yayımlanan Gazap Üzümleri, Büyük Buhran’da küçük toprak sahiplerinin bankalar ve tüccarlar tarafından manipüle edilişini anlatır ve dönemin emekçi çiftçilerinin içler acısı durumunu göz önüne koyar. Steinbeck, bu eseriyle Pullitzer Ödülü kazanmıştır. Eserin 1940 yılındaki sinema uyarlaması Henry Fonda’nın ve Jane Darwell’in usta oyunculuklarıyla ön plana çıkarken film 1941 yılında En İyi Film de dahil olmak üzere iki dalda Oscar Ödülü’ne de sahiptir.

John Steinbeck – İnci özet olarak Meksikalı bir inci avcısının ilk büyük inci avının ardından yaşadığı trajik olayları konu edinir ve ülkemizde de severek okunan bir kısa öyküdür.

John Steinbeck hayatı Büyük Buhran’daki sorunları topluma anlatarak yaşadı. Bu çalışmalarıyla Nobel Ödülü de kazanan yazar 20 Aralık 1968 yılında New York’ta hayatını kaybetti. John Steinbeck eserleri dönemin yaşantısını ve sıkıntılarını anlayabilmek için eşsiz kaynaklardır.
                                                            Kozmokitap

12/06/2019

Dehşet Gecesi - Kerime Nadir

Aralık 06, 2019 3 Yorum
Kerime Nadir

Kerime Nadir , yazdığı aşk romanları ile gönlümde taht kuran bur yazardır. Özellikle " Samanyolu " bir başkadır benim için. Yeşilçam'da film haline gelmiştir ve çocukluğum defalarca bu filmi seyrederek geçmiştir.

Kerime Nadir'in fantastik -gerilim türü eseri olduğunu bilmiyordum ki bu benim ayıbım . İnsan sevdiği yazarı araştırmaz mı ? Her şeyi araştıran ben bu konuyu geçtim nedense. Maceraperest Kitaplar klasik eserlere de el attı ve bu güzel eseri tekrar biz okuyucular ile kavuşturdu.

Öncelikle kitabın kapağı klasik esere yakışır tarzda olmuş , çok sevdim .





 Altınışık gazetesinin sahibi Mümtaz Bey, Hakkari Cilo Dağında açılacak olan bir turistik otelin açılışına davet edilir. 1953 yılında geçen bu olayda Mümtaz Bey , İstanbul'dan tren ile yola çıkar.

 Çetin isimli birisinin kendisine verdiği kitabı yolda okumak için yanına almıştır. Bu uzun yolculukta fantastik , akıl almaz olayları anlatan bu kitabı okur. Çetin Bey bu kitap için gerçek olayları yazdığını belirtmiştir. Yazılanlar inanılacak gibi değildir. Mümtaz Bey ile birlikte biz de okuyoruz kitabı. Tüyleri diken diken eden bir kitaptır. Kitap bittikten sonra olanlar ise ayrı ilginçtir. Mümtaz Bey kitapta anlatılan olayların benzerinin içinde , hatta devamında bulur kendisini...

Yazarın anlatım gücünü zaten biliyordum. Farklı bir türde de başarısını ortaya koymuş Kerime Nadir. Kitabın bazı yerlerinde heyecandan nefes almayı bile unuttuğumu fark ettim. Konunun sürpriz bozulmasın diye çok derine girmek istemiyorum . Zaten arka kapak yazısında yeterince ipucu var :D

  Muhteşem bir kitap olduğunu söyleyebilirim gönül rahatlığı ile .






Dehşet Gecesi - Kerime Nadir

Kitabın Adı :Dehşet Gecesi
Yazar : Kerime Nadir
Yayınevi :Oğlak Yayınları
Sayfa Sayısı :448


(…) Ruzihayâl olduğuna yüz bin şahit isteyen en çirkin ve en iğrenç bir cadı ayağa kalkmış, ortadaki taş basamağa kadar gelmişti. Boyu ve gölgesi bir dev heybeti taşıyordu. Orada dikili durdu. Ağzı taze kana bulanmıştı. Saçları darmadağındı. Dişleriyse, bir kurdunki gibi sivri ve keskin bir biçimde parlıyordu. Nihayet gözleri… Tanrım! Bu gözler, beni aşk ve arzuyla kendimden geçiren o şahane gözler miydi? Evet, bu cadının, yahut Ruzihayâl hortlağının gözleri şimdi birer melanet kuyusu, tüyler ürperten birer hareketli yuvarlaktan ibaretti.

Türk korku edebiyatının ilklerinden biri olan, usta romancı Kerime Nadir’in Dehşet Gecesi; Karanlığa hapsolmuş, tüyler ürperten lanetli bir gerçekliğin pençesindeki kahramanlarının hikayesini anlatıyor. Bu karanlık romantizm ruhunuzu derinden sarsacak.

Kerime Nadir Kimdir ?

Kerime Nadir
5 Şubat 1917'de İstanbul'da doğdu. 20 Mart 1984'te İstanbul'da yaşamını yitirdi. Asıl ismi Kerime Nadir Azrak. 1935'te İstanbul Bebek Saint Joseph Sörler Okulu'nu bitirdi. Ayrıca özel eğitim gördü.

İlk şiir ve öyküleri 1937'de Servet-i Fünun, Uyanış ve Yarımay dergisinde yayınlandı.

İlk romanı "Yeşil Işıklar" 1937'de yayınlandı. Çoğunlukla kadın kahramanlar üzerine kurduğu duygusal aşk ve serüven romanlarıyla 1940-1970 arasında çok okunan ve sevilen bir yazar oldu.

Birçok baskısı yapılan bu romanlarından bazıları sinemaya da uyarlandı.

                                                            Kozmokitap

12/05/2019

Zemra - Nuran Taşhan

Aralık 05, 2019 5 Yorum
Zemra - Nuran Taşhan

   Zemra , YazarEvi Özel koleksiyonunda yer alan bir roman . YazarEvi özel koleksiyonu ne derseniz - ben de yeni öğrendim bunu - sizlerle paylaşayım. Türkiye'nin en iyi editörleri arasında gösterilen Can Gazalcı , YazarEvi.com ile iş birliği yaparak editörlüğünü Can Gazalcı'nın üstlendiği , üzerinde uzun yıllar çalıştığı dosyaları Edebiyatist yayınevi farkıyla okuyucu ile buluşturmaya karar veriyorlar ve " YazarEvi Özel Koleksiyonu" nu hazırlıyorlar. Her yıl sınırlı sayıda eserin yer alacağı bu özel koleksiyonda 2019 yılı içerisinde yer alıyor Zemra .

  Sürpriz kargoları herkes kadar ben de severim . Zemra bana sürpriz olarak geldi. Kargo poşetini heyecan ile yırtınca içerisinden özenle hazırlanmış bir paket çıktı. İçini görmeden paketi görünce mutlu oldum zaten . Bu kadar özenle paketlenen şey de harikadır dedim içimden. Paketin içinden Zemra , Üzerinde Zemra yazan siyah renkli kahve fincanı , bir paket badem şekeri ve anahtarlık çıktı . Üstelik kitap da adıma imzalıydı . Ne kadar sevinip , havalara uçtuğumu tahmin edebilirsiniz.

Zemra - Nuran Taşhan


  Zemra , kitabın kapak görselinden yola çıkarak başkarakterin ismi olduğunu düşünmüştüm . Fakat öyle değilmiş. Arnavutça "Zemra" , kalp anlamına geliyormuş. Meriç  , kalbini bize açtığı için sanırım kitabın ismi de Zemra , kalp olmuş.

  Kitapta büyük bir aşk hikayesi ya da dramatik bir öykü beklemeyin okumaya başlamadan . Meriç'i , duygularını ve yaşadıklarını okuyoruz kitapta. Böyle söyleyince tek karakter olduğunu zannetmeyin kitapta. Farklı karakterler de yeri geldiğinde renk katıyorlar romana.

  Meriç aslında kendi halinde birisidir. Etrafına karşı güçlü bir görüntü sergiler. Çoğunlukla da görmek istediklerini gösteriri onlara. Olduğu kişiyi , hislerini , düşündüklerini ve yaşadıklarının etkilerini sadece biz okuyucuları tüm çıplaklığı ile , tam bir dürüstlükle anlatır .






  Kitabı okurken Meriç bir yerdeyken gördüğü ya da hatırladığı bir şeyle bize bir anısını anlatmaya başlıyor . Bazen de farklı bir karakterle bir araya gelince hemen o karakter , geçmişi hakkında bilgi veriyor. Ben buna serbest çağrışım dedim sanırım edebiyattan çok sağlık alanına olan yakınlığımdan. Edebiyatta ise bu tarz anlatımlara bilinç akışı tekniği deniyor. Virginia Woolf okurken bu anlatım tarzı ile ilk defa karşılaşmıştım. İlk okuduğum zaman bu git-gel ve zaman değişimi okurken beni zorlasa da bu tarza alışınca çok daha rahat adapte oldum. Beni zorlamadı .

  Konu olarak bakınca Meriç'in hayatından bir kesit diyebiliriz kitaba. Bu tarz konular herkesin ilgisini çekmez. Benim sevdiğim konudan ya da Meriç'ten çok yazarın tarzı oldu. Yazarın kendine has üslubu ve duyguları hissettirmesi kitabı büyük bir dikkatle okumama neden oldu .

  Bu kitabı okuduktan sonra ilk sayfada bahsedildiği gibi büyük bir özen ve dikkatle hazırlandığını okurken hissettiğimi söyleyebilirim. Kitap sevdiklerim arasına katıldı .




Zemra - Nuran Taşhan
Kitabın Adı :Zemra
Yazar :Nuran Taşhan
Yayınevi :Edebiyatist
Sayfa Sayısı :256


Nuran Taşhan’ın Zemra’sını okurken büyük olaylar, çözülmesi gereken esrarengiz konular bekleyen okurun hayallerinin yıkılması kaçınılmaz, yıkılacak çünkü daha büyük hayallere yer açılıyor.

Taşhan, ilk insandan bu yana çözülememiş bir esrarın peşine düşüyor, duymak istemediğimiz yürek fısıltılarının sesini yükseltiyor.
Bir kadının Londra’dan İstanbul’a, İstanbul’dan Bodrum’a, Bodrum’dan yine İstanbul’a, nihayet kendisine uzanan hikâyesi bu… Biz sadece bir roman okumuyoruz aslında, insanın karmaşık ruh yapısıyla, dünyanın karmaşık düzeninde yol almaya çabalıyoruz. Her ikisine de hem esir olup hem isyan ederek hüzünle mizah arasında mekik dokuyoruz.
En ince noktasına kadar irdelenen, sansürsüzce satırlara dökülen “aşk”a, bu hikâyede ancak yardımcı oyuncu rolü düşüyor. Başrollerde bir kadının boyun eğecekken kafa tuttuğu, kafa tutarken aslında dünyayla kafa bulduğu hayatı var… O hayat ki bazen tüm dünya umurunda, bazen dünyadan çok uzaklarda…

Bitip tükenmeyen mutluluk arayışında fısıltılara kulak verme zamanı…
Lafını hiç esirgemeyen bir roman bu! Okurken bir yandan kendi hayatınızın da size fısıldamasına engel olamayacaksınız.


                                                            Kozmokitap

12/04/2019

Bunker Tepesi Düşleri - John Fante

Aralık 04, 2019 4 Yorum
Bunker Tepesi Düşleri

   Dünyanın geç keşfettiği  , Türkiye'nin ise daha da geç keşfettiği yazar olarak bahsediliyor Fante'den . Bu geç keşfedilen yazarı ben daha da geç keşfettim.

   Bukowski'nin etkilendiği  ve çok beğendiği Fante , Arturo Bandini serisinin son kitabı olan Bunker Tepesi Düşleri'ni  kör olduktan sonra eşine yazdırmıştır ve kitap yazıldıktan bir sene sonra ölmüştür. Bu nedenle bu ktiabı serinin diğer kitaplarından bir tık farklı  , daha duygusal bulanlar olmuş. Ben diğer ktiapları okumadığım için karşılaştırma yapamıyorum.

  Arturo Bandini serisinin dördüncü ve son kitabı Bunker Tepesi Düşleri . Ben kitabı okuduktan sonra serinin bir parçası olduğunu öğrendim. Aynı karakteri anlatsa da kitaplar ben okurken bir eksiklik hissetmedim. Ayrı ayrı da okunabiliyor demek ki... Tarih sıralaması var mı bilmiyorum fakat serinin diğer kitaplarını da toplayıp okumayı isterim.

İyi bir yazar olmak isteyen Arturo Bandini 'nin Los Angeles'ta başından geçenleri okuyoruz kitapta. Kendisi iyi bir yazar olduğunu düşünse ve bir dergide bir kaç öyküsü yayımlansa da henüz bir kitabı yoktur Bandini'nin . Garsonluk yaparken senaristlik işi gelir ve bu işten iyi kazanmaya başlar Bandini. Çalıştığı bölümde Hollywood'daki yazarları , yaşam şekillerini görür , bazen aralarına karışır , bazen gözlemler ve özenir. İlginç ve aslında sıradan bir insandır Bandini . Bazen korkar , bazen ise anlık tepkiler verir , bazen de saklanır. Onu sevdiren de bu sıradanlığıdır belki de . Belki de yazarın onu anlatış tarzıdır. Kadınlara düşkün birisidir . Bazen komiklik seviyesine varır bu ilişkileri .

   Sıradan bir adamı , yazar olma çabalarını , hayatta kalmaya çalışmasını okuyoruz kitapta. Konu olarak  çok ilgi çekici ,sürükleyen , okuyucuyu çarpan olmasa da yazarın tarzı , anlatışı ve koyuyu ele alışı bakımından muhteşem bir kitap. Yazarı ve tarzını ben çok sevdim....

Bunker Tepesi Düşleri Kitabından Alıntılar :


 "İçimdeki zavallılık hissi kayboldu birden . Hayat sürüyordu , daktilo vardı , kağıt vardı , onları görmek için göz vardı , onlara hayat verecek düşünceler vardı . "

" Acıma , kendini beğenmişliğin göstergesidir."

" Öldüğünde ; öldüğünü sen bilmezsin , sadece başkaları için zordur . Aynı şey aptallığın için de geçerli ... "

" Sana ne yaptım ben , Tanrım ? Neden beni böyle cezalandırıyorsun beni? Tek istediğim yazmak , birkaç arkadaş , avareliğimin son bulması . Huzur ver bana , Tanrım. Değerli bir insan yarat benden . Şu daktilonun şarkı söylemesini sağla . İçimdeki şarkıyı bul . Bana iyi davran , çünkü çok yalnızım . "






Bunker Tepesi Düşleri - John Fante
Kitabın Adı : Bunker Tepesi Düşleri
Yazar : John Fante
Yayınevi : Parantez Yayınları
Orjinal adı :Dreams from Bunker Hill
Serisi : The Saga of Arturo Bandini #4
Çevirmen :Avi Pardo
Sayfa Sayısı :136



"Kadınlar! Hiçbir şey bilmiyordum kadınlar hakkında. Mümkün değildi onları anlamak. Bavulumu açıp eşyalarımı içine fırlatmaya başladım. Oda benimle konuşuyor, kalmam için yalvarıyordu -duvardaki Maxfield Parrish tablosu, masanın üstündeki daktilo, yatağım, harikulade yatağım, tepeye bakan pencere, düşlerim, düşüncelerimin, sözcüklerimin kaynağı; kendimin yankısı yalvarıyordu bana kalmam için. Gitmek istemiyordum ama kabullenmekten başka çarem yoktu, kırdığım potla kendimi tekmeleyip kapı dışarı etmiştim, geri dönüş yoktu. Elveda Bunker Tepesi."

John Fante, Bunker Tepesi Düşleri'nde deneyimsiz bir genç yazarın, bir yandan yazar olma mücadelesi verirken diğer yandan insan ilişkilerindeki başarıları ve başarısızlıklarını anlatıyor. Fante’nin başyapıtı Toza Sor’dan tanıdığımız Arturo Bandini, özellikle kadınlarla olan ilişkilerinde deneyimsizliğinin acı bedelini sık sık ödüyor. Büyük mutlulukları avucundan nasıl kaçırdığını duru ve akıcı anlatımıyla aktarıyor.





John Fante Kimdir ? 

John Fante
 (8 Nisan 1909 -  8 Mayıs 1983) İtalyan asıllı ABD'li romancı, kısa hikâye yazarı, senarist.

John Fante'nin babası duvar işçisi Nick Fante bir İtalyandı. Yüzyılın başında ABD'ye göç etti. 8 yıl sonra da oğul John dünyaya geldi. Boulder'da yetişti, Colorado Üniversitesi'ne kayıt yaptırdıysa da eğitimini tamamlayamadı, 20 yaşındayken okuldan ayrıldı. 1918'de ABD vatandaşı olan baba Nick Fante, 1929 yılında ailesini terk etti. Babanın da ayrılmasıyla aile gittikçe fakirleşti. John da Kaliforniya'ya gitti, bir balık fabrikasında çalışmaya başladı, kısa bir sonra da annesini de yanına aldırdı.

Balık fabrikasında çalışmaya başlayınca hayatı bir düzene girdi. Boş zamanlarında sürekli okuyan Fante, işçilikten arta kalan zamanlarda sürekli hikâyeler yazmaya başladı. 1933'te ilk romanı Los Angeles Yolu'nu bitirdi, bu kitapla birlikte aynı zamanda hep başkahraman olarak kalacak Arturo Bandini de doğuyordu. İlk kitabı yayınevlerince provokatif olduğu gerekçesiyle reddedildi. 1938 yılında ilk romanı yayımlanabildi, Bahara Dek Bekle, Bandini. 1939 yılında da Charles Bukowski'nin öve öve bitiremediği Toza Sor yayımlandı.

Daha sonra Hollywood'a doğru kaymaya başlayan Bandini, ünlü yönetmenlerle (Orson Welles, Francis Ford Coppola) ahbap oldu. Yazın dünyasından yavaş yavaş uzaklaşmaya başladı, evlendi. Edebiyat dünyasına Hayat Dolu'yla geri döndü fakat eski hırçın hali biraz geride kalmış gibi görünüyordu. Hayat Dolu'nun senaryosuyla Oscar'a aday oldu. 1955'te şeker hastası olduğunu öğrendi, giderek sağlığı bozuldu, kör oldu ve iki bacağı kesildi. Son romanını karısına söyledi, o yazdı: Bunker Tepesi Düşleri (1982). Ertesi yıl da öldü.

Ömrünün son yıllarında Bukowski hep Fante'nin yanında oldu. Black Sparrow Press'e baskı yaparak Fante ölmeden kitaplarının tekrar basılmasını sağladı. Ona adeta tapan Bukowski, zamanında fazla ilgi gösterilmeyen Toza Sor'un en sevdiği kitap olduğunu yineleyip durdu. Arturo Bandini serisinin tekrar popüler olmasını sağladı. 2000'de John Fante biyografisi Full of Life: The Biography of John Fante piyasaya çıktı. 2003'te The Fante Reader takip etti, bu kitapta da bazı öyküleri ve mektupları yer alır.                                                             Kozmokitap

12/02/2019

Kış Salkımı - Aslı Ilgın Kopuz

Aralık 02, 2019 1 Yorum
Kış Salkımı

  Yitik Ülke Yayınlarının yeni kitaplarından olan Kış Salkımı , Aslı Ilgın Kopuz'un ilk romanı . Bir ilk roman olmasına rağmen çok çok başarılı ve yazarın kelimelerle oynama kabiliyetini olağanüstü buldum .

  Son zamanlarda üst üste hızla okunan kurgu kitaplar okuyunca Kış Salkımı bir kayaya toslamışım gibi hissettirdi. Hızla okumam kitaplar olunca çok fazla kafa yormaya gerek kalmıyor . Kelimelerden çok konunu özü ve bizi alıp götürmesi ,o heyecanı ya da gerilimi yansıtması önem kazanıyor. Çok fazla kafa yorulmuyor bu tarz kitaplarda aksine dinlendirici oluyor. Kış Salkımı'na başlayınca ise okuduğum diğer kurgulardan oldukça farklı olduğunu ilk sayfadan daha anladım . Yazar kelimeler ile açık açık anlatmıyor kelime oyunları ile okuyucu ile oynuyordu. Bu geçiş aşamasında biraz bocaladım . Bu bocalama da bir kaç sayfadan fazla sürmedi. En iddialı tasvirleri büyük bir sakinlikle okuyan , klasiklerden ayrı bir tat alan ve sıkılmayan ben  mi çok zorlanacağım ?? ( bu noktada biraz kendimi övmüş olayım ... )  Farklı bir tarz ve kalemle tanışmak beni açıkçası çok memnun etti. Sürekli kendini tekrarlardan sıkılıyor insan . Kış Salkımı'ndan klasik kitaplardan aldığım tadı , o edebi ziyafet tadını aldım . Bu nedenle acele etmeden kitabın tadını çıkararak okudum.

Kitabı dört bölümde inceleyebilirim. İlk bölümde , başlangıç bölümünde kitabın baş karakteri olan yazar Güneş ile tanışıyoruz. Yıllar sonra başhekim ile buluşur Güneş . İkinci bölümde Güneş'in geçmişine gidiyoruz , onu tanıyoruz ve onun gözünden olayları okuyoruz. Üçüncü bölümde Güneş'in hayatına dahil olana insanları , geçmişlerini ve o güne kadar olanları okuyoruz . Dördüncü bölümde ise olaylar kaldığı yerden devam ediyor.




Bölümleri biraz üstünkörü anlattım . Çünkü ayrıntıya girecek olsam cümleler çorap söküğü gibi akacak ve bütün kitabı size anlatacağım . Kitabı okumak isteyenlere haksızlık etmemek ve bana kızmamanız için tüm detayları anlatmıyorum .

 Güneş bir yazar . Son zamanlarda tıkanıklık yaşamış bir yazar. Kendisini çok iyi ifade ediyor aslında . Güneş'in kendi kendine konuşmalarını , değerlendirmelerini , etrafa bakış açısını ve çevredeki görünen olayların ötesini ve bu olaylara sebep olanları okurken birden fazla aşk hikayesine de tanık oluyoruz aslında . Kitapta gerçekler var , bu gerçekler de acıtıyor okurken . Acı ve hüzün arasına serpilmiş kısa vadeli mutluluklar var ama çoğunlukla umutsuzluk var.

  Kış Salkımı benim için özel kitaplardan bir tanesi olacak ve yazarın kalemi ile tanıştığım için de çok mutluyum. Kitaptan herkes benim aldığım tadı alabilir mi bilmiyorum o yüzden okumak isteyenlerin önce kitapçıda kitabı incelemesini tavsiye ederim.






Kış Salkımı - Aslı Ilgın Kopuz Kitabın Adı : Kış Salkımı
Yazar : Aslı Ilgın Kopuz
Yayınevi : Yitik Ülke Yayınları
Sayfa Sayısı : 210


“İşin güzel tarafı yok başhekim. Herkese belli ölçüde izansızlık hakkı var. Hiç olmamış, yaşanmamış gibi bakabilmekle, hatıranın hafızadaki mevcudiyeti silinemiyor. En hakiki delilik boş vermek belki, onu da herkes kolay sanıyor...

İsmi sadece bilim kitaplarıyla doktorların dilinde dolaşan o tek hücre bile uyku güçlüğü çekiyorsa, gamsızlık bedende barınamıyor. Sabıka kaydı, fiziksel suçların çetelesini tutuyor da gözün göremediği yerde açılan yaraların hesabı hiç sorulmuyor. Suç aleti her daim kesici… Ruh hep iç kanama tehdidi altında… Vicdanın azabı iki kadeh sürüyor. Guguk Kuşu aslında acıklı bir aşk filmidir başhekim...

Her şey yıkılırken kaçmayıp orada durdunuz mu hiç? Bir intikamın uzun zamandır beklediğini anladığınızda, elden ne gelir? Bir yerde uzun süredir, sabırla beklemişse eğer, saygı duymak tek çaredir. Kaçmayarak alışırsınız, bir bakmışsınız, içinize tuhaf bir huzur gelmiş ve fakat akıl artık başka telden çalmakta...”
Memleketin yedi diyar, dört ikliminden şehr-i İstanbul'a uçan pervaneler... Kaderleri alevli, alevleri kederli, başları dik, dilleri şen, yaraları her daim açık kadınlar... Önleri arkaları, geçmişleri gelecekleri uçurum... Delilik de ölüm de bir karış ötelerinde... Her ihanetin bir diyeti var. Kıyametin küflü kokusu bu... Ve şehrin tabutuna son çiviyi çakan fareler.
"Kış Salkımı" şiddetli, cüretli ve tavizsiz...
Aslı Ilgın Kopuz'dan sarsıcı bir ilk roman!


                                                            Kozmokitap

11/29/2019

KatilBot Günlükleri - Martha Wells

Kasım 29, 2019 5 Yorum
Katilbot Günlükleri

  Son zamanlarda okuduğum en iyi bilim kurgu serisi olan Katilbot Günlükleri üç kitaptan oluşmakta . Tüm Sistemler Çöktü , Yapay Koşullanma ve Kaçak Protokol .

 Kitapları çok sevdiğim ve birbiri ardına mola vermeden okuduğum için kitapları ayrı ayrı değil seriyi bir seferde paylaşmaya karar verdim.

Yazar Martha Wells , Katilbot Günlükleri ile Hugo ve Nebulas ödülleri almıştır. Kİtaplar bittikten sonra rahatça söylüyorum ki bu ödülleri sonuna kadar hak etmiştir.

  Seri üç kitaptan oluşuyor. Kitaplar kısa roman oldukları için sıkmadan çok rahat okunuyor. Bu seri tek kitap olarak basılamaz mıydı diye sorarsanız bence olabilirdi  . Fakat böyle okuması daha kolay olmuş bana göre.

İlk kitap Tüm Sisitemler Çöktü'de Katilbot ile tanışıyoruz. O aslında bir GüvBirim . Organik dokular , mekanik aksam ve yapay zekadan oluşuyor. Üstelik oldukça etkileyivi silah donanımına da sahip .  Tüm GüvBirimler idare modülü tarafından kontrol ediliyor. Onlara verilen emirleri yapmak zorundalar , yazılımları böyle. Fakat bizim Katilbotumuz kendi idari modülünü hacklemiş. Fakat hacklediğini kimseye belli etmiyor .Bir görev için insanlarla birlikte bir gezegene gönderiliyor. Bu gezegende insanları tehlikede olunca o da tüm gücünü kullanarak onları korumaya çalışıyor ....

İkinci kitap Yapay Koşullanmada Katilbot'umuz yanında bulunduğu insanların yanından kaçar ve taşıyıcı bot'u kullanarak seyahat ederken farklı bir maceraya yelken açar.

Üçüncü kitap Kaçak Protokol'de ise geçmişinde aklına takılan noktaları aydınlatmak üzere bir maden bölgesine gider ve burada da ölümcül olaylar onu beklemektedir.

Yapay zekanın kendi yolunu bulmasını okurken heyecanlı bir maceranın içerisinde buldum kendimi. İlk iki kitabı fuardan almıştım . Ben seriye başlayınca üçüncü kitap da çıkınca internetten sipariş ver ve kargo bekle kısmı için sabrım kalmadığı için kitapçıya yollandım ve kitabı alıp hızla okudum. Dediğim gibi son zamanlarda okuduğum en iyi bilimkurgu idi . Fazla söze gerek yok bence ...





Tüm Sistemler Çöktü

Kitabın Adı : Tüm Sistemler Çöktü
Yazar : Martha Wells
Yayınevi :İthaki Yayınları
Orjinal adı :All Systems Red
Serisi : Katilbot Günlükleri #1
Çevirmen :Cihan Karamancı
Sayfa Sayısı :128


Kalpsiz bir ölüm makinesi olarak tam bir başarısızlık abidesiydim. Uzay araştırmalarının kurumsallaştığı bir gelecekte, araştırmalarda kullanılacak tüm malzemelerin Şirket’ten kiralanması gerekmektedir. Buna, araştırma yapacağınız gezegene gitmek için kullandığınız uzay gemisinden, sizi koruması için gönderilen GüvBirim androidi de dahil.

Uzak bir gezegende, yüzey testi yapan bir grup biliminsanına da kendine “Katilbot” diyen ve kendi idari modülünü hacklediği için bilinç kazanmış bir GüvBirim androidi kiralanmıştır. İnsanlardan çekinen ve dikkatleri üzerine çekmek istemeyen Katilbot’un tek yapmak istediği görevini başarıyla yerine getirip insanların onu rahat bırakmasıdır.

Ancak komşu bir araştırma ekibinden haber alınamadığında gerçeği ortaya çıkarmak Katilbot’a kalacaktır.
Katilbot Günlükleri, Tüm Sistemler Çöktü ile başlıyor…



Yapay Koşullanma
Kitabın Adı : Yapay Koşullanma
Yazar : Martha Wells
Yayınevi :İthaki Yayınları
Orjinal adı :Artificial Contition
Serisi : Katilbot Günlükleri #2
Çevirmen :Cihan Karamancı
Sayfa Sayısı :125



İnsanların birbirlerine ne yaptıklarına aldırış etmezdim: Tabii a) yapılanları durdurmam veya b) arkalarını temizlemem gerekmediği sürece.”
Karanlık bir geçmişi vardı. Bu geçmişin bir bölümünde de insanları öldürmüştü. Bu olay kendisini o kadar etkilemişti ki kendine “Katilbot” demeye başlamıştı. Ancak bu katliamla ilgili belleğindeki anılar belli belirsizdi ve artık daha fazlasını öğrenmek istiyordu.

Kısaltma adı GAT olan bir Araştırma Taşıyıcısıyla (“G”nin ne anlama geldiğini inanın ki bilmek istemezsiniz) bir olup her şeyin çığırından çıktığı o madencilik tesisine doğru yola çıkmak niyetindeydi.

Keşfedecekleri ise Katilbot’un bakış açısını tamamen değiştirecekti…

“Daha önce hiçbir kitabın ana karakterine böylesine bağlanmamıştım.”

-Patrick Rothfuss -

“Katilbot’a bayılıyorum.”

- Ann Leckie -

Kaçak Protokol

Kitabın Adı : Kaçak Protokol
Yazar : Martha Wells
Yayınevi :İthaki Yayınları
Orjinal adı :Rogue Protocol
Serisi : Katilbot Günlükleri #3
Çevirmen :Cihan Karamancı
Sayfa Sayısı :128

“Kalpsiz bir ölüm makinesi olmanın bu kadar çok ahlaki ikilem çıkaracağını kim bilebilirdi.”

Bilimkurgunun en sevilen yapay zekâsı yine iş başında. Alaşağı edilmesi mümkün olmayan GrayCris şirketine açılan dava zora girmişti ama daha da önemlisi yetkililer Dr. Mensah’ın GüvBirim’inin nerede olduğuna dair daha fazla soru sormaya başlamıştı.

İnsansı androidimiz maceradan maceraya koşmak zorunda kalıyor olsa da sadece yalnız kalmak istiyordu… insanlardan, gündelik konuşmalardan ve sorulardan uzakta.

Katilbot bu soruların ortadan kalkmasını istiyordu. Temelli…    


Martha Wells Kimdir ? 

Martha Wells


Martha Wells 1 Eylül 1964 tarihinde Fort Worth, Teksas, Amerika Birleşik Devletleri’nde Dünya’ya gelmiştir.

Spekülatif kurgu yazarı olan Martha Wells, fantezi ve bilim kurgu konularında fantezi romanı, genç yetişkin romanı kısa öykü, medya bağlantısı ve kurgusal olmayan yazılar yayımladı. Yazarın romanları sekiz dile çevrildi.



                                                     
Web sitemizdeki fotoğrafların, yazıların izin alınmadan kopyalanması, yayınlanması, alıntı olduğu ve kaynağı belirtilmeden bir takım amaçlar için kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasasına aykırıdır. İzin alınmadan kopyalanan resim ve yazılarımızla ilgili dilekçe ve dava açma hakkımız saklıdır.