2/10/2021

Foucault Sarkacı - Umberto Eco

Şubat 10, 2021 2 Yorum
Foucault-sarkacı



Foucault Sarkacı , Umberto Eco 'nun ikinci romanı. Benim de okuduğum ikinci kitabı. İlk olarak Gülün Adı  ile tanıştım kendisinin kalemi ile. Kurgu muhteşem olduğu gibi yazar bilgi birikimini de konuşturmuş aynı zamanda. O da Foucault Sarkacı gibi kalın bir kitaptı. İkisi arasındaki konu hariç en büyük fark onun okunmasının daha kolay olmasıydı.

Foucault Sarkacı 912 sayfalık kalın bir kitap . Bunun 848 sayfasını roman oluşturuyor. Kalan sayfalar ise sözlük , kaynakça ve dip notların olduğu bölüm. Kitapta geçen yabancı kelimelerin anlamları sayfanın sonunda değil kitabın sonunda yer alıyor bu da okumayı oldukça zorlaştırıyor .

Kitap bir çok türü içinde barındırıyor, yazara özgü bir tarz. Çevirmen Şadan Karadeniz 'in tabiri ile bir "ecoroman".

Kitaba başlayınca ilk bir - bir buçuk bölüm çok ağır ilerliyor. Sabırla okumaya devam ettikten sonra ise açılıyor. Oldukça yoğun bilgi yağmuru yüzünden beynim yanma noktasına geldi ve kitabın yarısında bir gün mola verdim. Araya hafif bir kitap alarak dinlendim ve bu kitabın devamı için beni motive etti, yenilendim. Kitap 600. sayfadan sonra daha da hızlandı ve kitabın tanıtımlarında bahsedilen gerilim bu sayfalarda yer alıyor.

Foucault Sarkacı

 

Bu kadar ön bilgiden sonra kitabın konusuna geleyim. Casaubon kitabımızın anlatıcısı. O , Belbo ve Diotavalli bir yayınevinde çalışırken Tapınak şövalyeleri , gül-haç kardeşliği hakkında araştırma yaparken ellerine bir belge geçer. Başta bu belgedeki eksikleri tamamlama üzerine araştırma ve tahmin yürütürken sonra bu iş bir oyuna dönüşerek geçmişi araştırmaya ve eksik kalan noktaları bazen sadece fikir yürüterek tamamlamaya çalışırlar. Başta bir oyun gibi başlasa da sonu farklı olacaktır.

Kitap boyunca farklı mekan ve yerlere götürüyor bizi Eco. Üç arkadaş ve araya katılan farklı kişiler ile geçmişe, ortaçağa uzanıyoruz. Burada sadece tapınak şövalyeleri ya da gül-haç kardeşliği değil, büyüler, medyumlar , kabala, Hristiyanlar, Yahudiler , Müslümanlar, cizvitler , haşhaşiler de yer alıyor. Ayrıca tarihe damga vurmuş bir çok isim de karşımıza çıkıyor : Barbara Cardland, Joyce, Proust, İbni Sina, Voltaire, Bacon, Shakespeare, Hitler , Hasan Sabbah... gibi.

Özellikle Bacon üzerinden birçok gönderme de yapılmış. Shakespeare 'in eserlerini ise kendi yazmadığı ima ediliyor yine kitapta.

  Kitabın başında müzede Foucault Sarkacının   bulunduğu yerde başlayan kitap sonunda yine aynı yerde bitiyor ve sarkaç ile kitabın bağlantısını en sonunda anlamış bulunuyoruz. 

Dediğim gibi çok yönlü bir kitap. Hangi konuyu açıp yazsam bilemiyorum. Kitabı okurken resmen bilgi bombardımanına tutulduğumu hissettim. Anlatılanların bir çoğunu duymuş ve okumuş olmam , bahsedilen yazarlar ve tarihi şahsiyetleri tanışmam benim için avantaj oldu.  Bilgi birikimime rağmen araştırdım ve notlar aldım . 

Kapsamlı ve güzel bir kitap olmasına rağmen bazı yerlerin uzatıldığını düşünüyorum .  Buna rağmen iyi ki okudum diyorum . Buna rağmen herkese tavsiye ederim diyemiyorum çünkü herkese hitap eden bir kitap değil. Kararınızı siz verin :))


Kitaba adını veren Foucault Sarkacı hakkında da kısaca bilgi vermek istiyorum: 

 Foucault Sarkacı, adını Fransız fizikçi Léon Foucault’dan alan, ilk defa deneysel olarak Dünya’nın kendi ekseni çevresinde döndüğünü kanıtlayan sarkaç düzeneğidir. 

Foucault sarkacı



Bir sarkacın asılma noktası değiştiği halde salınımı değişmediğini gözleyen Foucault, yeterince büyük bir sarkaç harekete geçirildiğinde, bunun salınım düzeninin değişmeyeceğini, fakat yerin, yani dünyanın hareket edeceği kuramını geliştirmiştir. Eğer dünya dönüyorsa, dünya ile birlikte sarkacı izleyen gözlemciler de dönecekler, buna karşın sarkacın salınım düzlemi hareketsiz kalacaktı. Bu nedenle sarkacın salınım düzlemi gözlemcilere göre yavaşça hareket ediyor gibi görünecekti. Gerçekte ise, gözlemcilerin dolaysız bir yolla izlemiş oldukları olay, dünyanın kendi etrafında dönmesinin bir sonucuydu.




Düşünceleri ile toplumda büyük bir ilgi uyandıran Foucault’ya imparator III. Napolyon, deneyini Paris’teki büyük kubbeli Panthéon binasında yapmasına izin vermiştir. Foucault, kubbenin ortasına 67 metrelik çelik telle 28 kg ağırlığında bir demir top asmıştır. Topun alt tarafına sivri bir uç takılarak, yere serili ince kum tabakasında, bu ucun bıraktığı izlerden yararlanarak, sarkacın salınım düzlemindeki değişimin gözlemciler tarafından izlenebilmesi sağlanmıştır.Bu tarihi deneyi izlemek için Pantheon’a büyük bir kalabalık toplanmıştır. Foucault’nun sarkacı hareket ettirmesinden bir saat önce, titreşim ve hava akımlarına engel olmak üzere, gözlemcilerin hareketsiz ve sessiz olmaları temin edilmiştir. Sessizce salınımına başlayan sarkacın salınım düzleminde, bir süre her hangi bir değişim gözlenmemiştir. Bu sessiz bekleyişin ardından gözlemciler, kumun üzerindeki izlerin yavaşça değiştiğini görmüşlerdir. Sarkacın salınım düzlemi gözle görünür biçimde dönmektedir. Bu topluluk, tarihte ilk kez dünyanın kendi ekseni etrafında döndüğüne tanık olmuştur. 

Foucault’nun 1851’de, bu deney sırasında Pantheon’a yerleştirdiği bu sarkaç hala aynı yerde asılı durmaktadır.




  Dünya'daki pek çok kurum, müze ve laboratuvarlarda, Foucault sarkaçları bulunmaktadır. Hatta Güney Kutbu'nda da bir Foucault sarkacı bulunur. Türkiye'de Bilkent Üniversitesi Fen Fakültesi binasında, Ege Üniversitesi Rasathanesi'nde, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Gözlemevi'nde, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Gezegenevi'nde, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Bilim Deney Merkezi'nde, Ankara'da MTA'ya bağlı müzede ve Isparta Belediyesi Halı Kilim ve Etnografya müzesi'nde Foucault sarkacı bulunmaktadır.






Foucault Sarkacı

Kitabın Adı :Foucault Sarkacı
Yazar : Umberto Eco 
Yayınevi : Can Yayınları
Orjinal adı :Il pendolo di Foucault
Çevirmen :Şadan Karadeniz
Sayfa Sayısı :912

"Umberto Eco"nun ilk romanı olan "Gülün Adı" gibi, bu ikinci romanı "Foucault Sarkacı" da, bildiğimiz roman türlerinden hiçbirine girmiyor. Belki de en uygunu, onu bir "bilim-roman" ya da "Eco-roman" diye nitelendirmek. "Foucault Sarkacı", çok-katlı, çok değişik düzlemlerde okunabilecek bir roman. Bu da romana, değişik açılardan yaklaşmamıza olanak veriyor. "Foucault Sarkacı", kısaca, irrasyonel düşüncenin 500 yıllık tarihinin 500 küsur sayfalık bir serüveni: Pozitif bilimin yanısıra, uzantıları günümüze dek süregelen, gizli bilimlerin, Ortaçağı da kapsayan çok uzun bir zaman dilimi içinde bilim-büyü kardeşliğinin öyküsü. Okuyucuların, bu çetin, ama keyifli okuma serüveninden nice hazlar derleyecekleri umuduyla. - Şadan Karadeniz- 










                                                     

2/09/2021

Bobby Brown'un Olağan ve Üstü Öyküsü - Arzu Birol

Şubat 09, 2021 2 Yorum
Bobby Brown'un Olağan ve Üstü Öyküsü


" Gerçeğin tek olmadığını kendi gözlerinle gördün . Hatta gerçek nedir ? Camdaki buğu? Rüzgarın savurduğu kum tanesi? Sadece güçlülere ait olduğu iddia edilen bu gezegendeki en eski yalan , gerçeğim ta kendisi..."

Arzu Birol'un ilk kitabı Bobby Brown'un Olağan ve Üstü Öyküsü . Kitap fantastik tarzda olsa da verdiği alt mesajlar ile harika bir kitap ve hızla okunuyor. 

Havtor gezegeninden dünyaya ışınlanan Albay Algor 'un minik bir köpeğin bedeninde sevip , koruyacağı insanın bulma görevini yerine getirirken başından geçen olayları anlatıyor kitap. 

Bir köpeğin gözünden insanları , Sirius gezegeninden gelmiş olan kedileri , Orion'lu kargaları keyifle okurken ince ince işlenen mesajları okumak çok keyifliydi. 

Okurken bir hayvan olarak bu dünyada yaşamanın ne kadar zor olduğunu bir kere daha fark ettim . Sevgi ve bağlılık ise her zorluğu yeniyor , süreç ne kadar zorlu olsa da !! Sevmek bazen vazgeçmek , arkanı dönüp gidebilmektir. Bobby Brown bu yolculukta kendinden vazgeçmeyi öğrenirken , sevgi uğruna pişip olgunlaşıyor. 

Dostluk için hepimizin aynı olasına gerek yok . Farklılıklarımız eksi değil artılarımızdır aslında . Bu kitabı okuduğum zaman çevreme bakış açım farklılaştı. Artık bahçede kedileri beslerken bizim siriuslular geldi diyorum :DD Şaka bir yana bütün hayvanların da canlı olduğunu ve onların da duyguları olduğunu unutmayalım!!!!


Bobby Brown'un Olağan ve Üstü Öyküsü
Kitabın Adı :Bobby Brown'un Olağan ve Üstü Öyküsü
Yazar :Arzu Birol
Yayınevi :İnkılap Kitabevi
Sayfa Sayısı :216

“Evet Albay. Şanslısınız. Gördüğüm kadarıyla insan türü bir varlıkla direkt iletişime geçme hakkı verilmiş size... Bakalım… Bu bir dişi. Yirmili yaşlarının sonunda… Üstelik bu kadının sana evini açacağı da yazılmış. Biliyorsun senin gibi Dünya gezegenine ışınlanma hakkı kazanan pek çok kardeşimizin atandığı özel bir insan olmuyor. Genelde bu zorlu gezegende kendi başlarına hayatta kalıp evrimleşme mücadelesi veriyorlar. Dünya gezegeni buraya benzemez Algor. Orası tahmin ettiğinden daha tehlikeli bir yer.”

Albay Algor, Havtor gezegeninden insanını bulmak üzere Dünya’ya gönderilir. Kendini kahverengi küçük bir köpek bedeniyle Şişli Cami’nin avlusunda bulur… İnsanını bulana kadar geçecek olan süre tam bir serüvenler silsilesidir. Arzu Birol’dan fantastik bir roman.









                                                     

2/08/2021

Alıştığımız Gibi Değil - Pandemi Döneminde Ebeveyn Olmak Sorunlar ve Çözümler

Şubat 08, 2021 1 Yorum
Alıştığımız Gibi Değil


Korono hiç beklenmedik bir anda hayatımıza girip tüm hayatımızı ve hayatın olağan akışını değiştirdi. 

Önce bilinmeyen bir hastalık ve ya bulaşırsa endişesi... Sonra okulların geçici tatil olup bir daha açılmaması ... Maskenin hayatın bir gerçeği haline gelmesi ve sokakta insanlardan uzak kalma çabası ...  Tabii bu çaba çoğunlukla tek taraflı oldu . Kişisel olarak , kendi tecrübelerime dayanarak söyleyebilirim ki ne kadar uzak durmaya çabalarsam insanlar o kadar yaklaşmak için uğraştılar , marketlerde dibime girdiler. Maskelerini düzgün takmadılar çoğunlukla . Her uyardığımla da tartışma derecesine geldik ve ne hikmetse kendilerini hep haklı görme çabası içindeydiler . Bahaneleri yaptıkları eylemden beterdi!!!! Bu tarz insanları gördükten sonra düşündüm de aslında bizim ülkemizdeki yayılım gerçekten az... Allah'ın hikmeti... 

   İşte bu dönemde rehber olacak nitelikte bir kitap Alıştığımız Gibi Değil . Pandemi döneminde yaşananları kaleme alan yazarlar , bu dönemi daha rahat atlatabilmek için neler yapılabilir anlatıyorlar kitapta. Çocuklar , ebeveynler ve öğretmenler için verilen tavsiyelerin yanında etkinlik örnekleri ile de keyifli vakit geçirecek önerilerde bulunuyorlar . 

  Benim de iki çocuğum var ve ikisi de üniversite öğrencisi . Biz bu dönemi rahat atlattık ve evde sıkıntı olmadı. Daha küçük yaş grubunda çocuğu olanlar bu dönemde zorlanmışlar . Çocuklar parka gidip oynamak , arkadaşları ile bir arada olmak istediler ve online eğitim onlar için zor oldu . Çünkü ya uyanmak istemediler ders için ya da online ders için oyunlarını bozmak .  Evden çıkmayınca artan kardeş kavgaları da anne-babayı bunaltmış durumda. İşte siz de böyle zorluklar yaşıyor ya da bu yaş grubu çocukların öğretmeni iseniz bu kitap tam da sizlere göre. 

  




Alıştığımız gibi değil
Kitabın Adı :Alıştığımız Gibi Değil - Pandemi Döneminde Ebeveyn Olmak Sorunlar ve Çözümler 
Yazar :Seçil Akaygün Cüntay - Şükran İlimsever Başarır
Yayınevi :İnkılap Kitabevi
Sayfa Sayısı :176

“Alıştığınız gibi değil, üstelik sadece alıştığınız gibi değil değil, bildiğiniz gibi de değil. O nedenle yeni bilgilerle dönemin gerekliliklerine uygun yeni alışkanlıklar geliştirirken pusulalarımızı ayarlayacağımız ilkelere ihtiyacımız var.

Çocuklarınızın gelecekte bugünlerden hatırlayacakları şeyin sıcak, kabul edici, gerçekçi bir ev ortamı olmasını istediğinizden kuşkum yok. Bu isteğiniz yönünde adımlar atarken çok yararlanacağınız bu kitap, su gibi akıp gidecek.”

Prof. Dr. Yankı Yazgan










                                                     

1/11/2021

Kış Günlüğü - Paul Auster

Ocak 11, 2021 2 Yorum
Kış Günlüğü



  Paul Auster'in kendine özgü yazım tarzı ve kitaplarına başlayınca elimden bırakamamak sanırım beni onun kitaplarına bağımlı yapıyor. New York üçlemesi ile tanıştım yazarın kalemi ile . Anlatım tarzını ve o kendine özgü üslubunu sevsem de üçleme için yanlış zamandı belki de . Çünkü tam olarak beklediğim tadı alamadım kitaplardan. Bir ara tekrar okurum belki de , belli mi olur... Geçen sene okuduğum Yanılsamalar kitabı ise en sevdiğim kitaplarından oldu . Çok sevdim kitabı . Anlatım tarzı hoşuma gidince yazarın birkaç eserini kitaplığıma toplamıştım ve bu sene de öncelik kitaplığımdaki kitapları bitirmek olunca yazarın eserlerini de her ay okuyarak bitireceğim. 

  Kış Günlüğü anı türünde bir kitap . Bir çeşit otobiyografi de diyebiliriz. Diyebiliriz diyorum çünkü yazar yine farklılığını ortaya koyarak diğer otobiyografilerden ayrılmayı başarıyor. Kitabı okurken ben yazarın bir masada oturduğunu hayal ettim. Karşısında da gençliği , çocukluğu ve yaşlı hali bulunuyor . Onlara geçmişte yaptıklarını anlatıyor ancak sırayla değil çağrışım yoluyla. Kendini olaylardan soyutluyor sanki ve sen diye anlatıyor kitabı bize de . Kitabı okurken en çok dikkatimi çeken unsur da bu oldu . Cümleler hep ikinci tekil şahıs ile yazılmıştı . Böyle olunca da okuyucu olarak karakterin yerine kendimizi koyarak içselleştiremiyoruz. Bazen  karaktere hitap ediyormuş gibi hissettim bazen de bana hitap ediliyormuş gibi ... 

2011 yılında altmış dört yaşında kitabı yazmış Paul Auster. Yaşamında artık kış mevsimine geldiğini düşündüğü için kitabın adı Kış Günlüğü . Doksan yaşına kadar dinç bir şekilde yaşayanları görünce altmış dört yaş aslında çok da kış mevsimi gibi durmuyor . Ancak ben babamı altmış sekiz yaşında kaybettim. O yüzden kışın ortası gibi gelmesi de doğal ...  Yazar şu an halen hayatta ve 73 yaşındadır . 

"Bunun senin başına gelmeyeceğini , gelemeyeceğini , dünyada bunlardan hiçbirinin başına gelemeyecek tek kişi olduğunu sanırsın ; sonra tıpkı herkese olduğu  gibi hepsi teker teker senin de başına gelmeye başlar . "

Kitap tam da bu cümle ile başlıyor . Bazen ben de yazar gibi düşünüyorum. Sanki her şey çevremde olup bitiyor ve ben sadece bir izleyiciyim. Olayların dışında kalacağım . Sonra fırtınanın tam ortasında buluyorum kendimi. Paul Auster'in başarısının sırrı kelimeleri tam da sizin hissettiğiniz şekilde bir araya getirip sizi etkilemesi. Bu benim de düşüncem demeniz belki de... 

  Çocukluk anılarını anlatmakla başlıyor yazar. O yaşlardan aklında kalanlar sonra bir anda çağrışım ile yaşlı haline ya da daha genç halinin benzer bir olayda nasıl davrandığına geçiyor. Zaman tünelinde bir o yana bir bu yana savruluyor ve o savrulmalar birbiri ile bağlantılı ve benzer konular çerçevesinde oluyor . Örneğin arabada giderken sıkışıp tuvalet için inmek istiyor ve annesi duramayacağı için altına yap diyor .... Bu olayı anlattıktan sonra yıllar sonrasına gidip direksiyon başında başına gelen hem benzer hem de farklı ve kötü bir olayı aktarıyor. Bu aktarımları ile hem onu daha iyi tanıyoruz hem de o kendisi ile müzakere etmiş oluyor . 

İlk tek başına eve çıkmasından sonra yıllar içerisinde 21 ev değiştiriyor ve her birini bize aktarıyor .  Neler yaşadığı , neler hissettiği .... Ailesi , karısı , kızı . En çok da kitaplarla dolu odası etkiledi beni. Bazı bölümlerde de o kadar detaya girdi ki kahkahalarla gülmeye başladım yazdıklarına . 

  Yazarın kalemini seviyorum hem de onu daha iyi tanımak istiyorum derseniz bu kitap tam size göre. Ben zevkle okudum kitabı ve iki günde bitti. Okurken sıkılmadım aksine çok ilginç buldum. Sıradan biyografilerden olmadığı için bir roman gibi de düşünülebilir . O yüzden biyografi okumayı sevmeyenler bile bu kitabı sevebilirler. 

  


Kış Günlüğü
Kitabın Adı : Kış Günlüğü 
Yazar : Paul Auster  
Yayınevi : Can Yayınları 
Orjinal adı : Winter Journal 
Çevirmen : Seçkin Selvi
Sayfa Sayısı :200

Her yazar, kitaplarına kendini de saklar. Ama gün gelir satır aralarında anlatmaktan vazgeçer kendisini. Artık yaş kemale ermiştir. Yaşadıkları, yaşayamadıkları, düşleri, gerçekleri... Hesaplaşma zamanıdır. Paul Auster’ın kendi hikâyesine dönerek yazdığı Kış Günlüğü, sıradan bir yaşamöyküsü değildir, usta bir kalemden çıkmış roman gibi bir yaşamdır.

Yazar bu kitabı neden yazdığını kendi cümleleriyle şöyle açıklar:

"Ne de olsa zaman azalıyor. Belki de şimdilik hikâyelerini bir yana bırakıp hayatının anımsadığın ilk gününden bugüne kadar bu bedenin içinde yaşamanın nasıl bir duygu olduğunu incelemeye çalışsan iyi olur."







Paul Auster Kimdir?

Paul Auster 3 Şubat 1947 doğumlu Paul Auster, çağdaş Amerikan edebiyatının en parlak temsilcilerinden. Yazı yazmaya 12 yaşında başladı. Columbia Üniversitesi'nde Fransız, İngiliz ve İtalyan edebiyatı okudu. Fransızca'dan çeviriler yaptı. 1971-75 yılları arasında Fransa'da oturdu, 1977'de oğlu doğdu, 1979'da babasının ölümünden sonra, onu konu aldığı yaşamöyküsel romanı Yalnızlığın Keşfi'ni yazdı. Denemelerini ve şiirlerini çeşitli yayın organlarında yayınladı. 1981 yılında şimdiki eşi yazar Siri Hustvedt'le evlendi. Yirminci yüzyıl Fransız şiiri üzerine önemli bir antoloji yayınladı. 1986-1990 yılları arasında Princeton Üniversitesi'nde çeviri dersleri verdi. Romancılık, şairlik, çevirmenlik, deneme ve senaryo yazarlığı gibi çeşitli yönlere sahip bir yazar olan Paul Auster, eşi ve iki çocuğuyla New York'ta, Brooklyn'de oturmaktadır.


Paul Auster'in Okuduğum Diğer Kitapları :

* New York Üçlemesi
  1- Cam Kent
  2 - Hayaletler
  3- Kilitli Oda

* Yanılsamalar Kitabı 


                                                     

1/05/2021

Doktor - Joshua Spanogle

Ocak 05, 2021 4 Yorum
Doktor


   Joshua Spanogle ilk defa duyduğum bir yazar . Tıbbi gerilim kitaplarını sevdiğim için kitabın adı ve kapak görüntüsü okumayı istemem için yeterliydi. Kitabı okumaya başlarken Goodreads hesabımdaki kütüphaneme kaydederken bir serinin ikinci kitabı olduğu öğrendim. Nathaniel McCormick  serisinin ikinci kitabı imiş. Tabii hemen önce ilk kitabı araştırdım ve ülkemizde basılmadığını öğrendim. Serilere ortadan dalmaya ya da yarım bırakıp devamlarını basmamaya çok meraklıyız. Kitabı bitirdikten sonra söyleyebilirim ki bağımsız da okunabiliyor . Fakat ara ara geçmişteki bir olaydan bahsediliyor ve tam bilinmediği için bu olay bir eksiklik hissi de oluşuyor . Muhtemelen ilk kitap bu olay ile ilgiliydi. 

Nathaniel McCormick  bir doktor . İşinden ayrılmış ve kız arkadaşı ile farklı bir şehre yerleşmiştir. Burada iş aramaktadır . Daha doğrusu arar görünmekte ve kız arkadaşının evinde kalmaktadır . Onun bu kendini bırakmış halinden ve arkadaşlarına davranışlarından rahatsız olan kız arkadaşı da ona iş bulması ve kendi evine çıkması için baskı yapmaktadır . Tam da bu esnada Nate'in eski arkadaşı arayarak onunla konuşmak istediğini söyler. 

Bu arkadaş ona geçmişi ve kötü anıları canlandırsa da onunla görüşmeyi kabul eder Nate. Arkadaşı ona önemli bir şey söyleyecektir ancak söyleyemeden ailesi ile birlikte vahşi bir şekilde öldürülür... 

Bu noktadan sonra işler karışmaya başlar . Ne söyleyeceğini merak eden Nate kendi çapında dedektifliğe başlayarak olayı araştırmaya başlar . Bu ona aynı zamanda bir amaç vermiş ve üstündeki uyuşukluğu atmasını sağlamıştır . 

 Bu o kadar da basit bir olay değildir. Öldürülen insanlar, bilinmeyen hastalığı olup ortaya çıkmak istemeyenler , ilaç şirketleri , mafya ... Olayın boyutu tahmin edilenden de büyük ve derindir. 

 Kitap konu olarak çok ilginç . Aksiyon , gizem , gerilim mevcut. Tavsirleri yeterli , bilimsel açıklamaları da sevdim. Fakat yazar konuyu çok uzatmış. Bu uzatmalar bazı yerlerde sıkıcı olabiliyor . 588 sayfa yerine 400 sayfa da olabilirdi. Güzel ve akıcı bir konuyu ele alırken yer yer okuyucuyu sıkmayı başarıyor yazar :D  Okuyanlar ilk kitabı daha başarılı bulmuşlar. Ben karşılaştırma yağamıyorum fakat okuduğum daha iyi kitaplar vardı ....




Doktor
Kitabın Adı :Doktor
Yazar :Joshua Spanogle
Yayınevi : Panama  Yayıncılık 
Orjinal adı : Flawless
Serisi: Nathaniel McCormick #2
Çevirmen : Özdem Yıldırım
Sayfa Sayısı :588

Hastalık Kontrol Merkezi'nde görev yapan ve deneyimli bir hastalık dedektifi olan Dr. Nate, işinden ayrılarak yeni bir hayata adım atmanın planlarını yapar. Ancak tıp fakültesindeki en yakın arkadaşı olan biyoteknoloji uzmanı vahşice katledilince, ayrılmak istediği işine tekrar dönmek zorunda kalır. Polis katili bulmaya çalışırken, Nate de arkadaşının niçin hunharca öldürüldüğünü araştırmaya başlar. Kısa sürede, büyük bir belaya bulaştığını fark eder.

Her geçen gün yeni hastalar ortaya çıkarken, Nate'in etrafındaki ihanet çemberi de gitgide daralmaktadır. Sevdiği kadının hayatı tehlikeye girince, doktorun durumu daha da güçleşir. Nate hayatının en önemli keşfini yapmak, bilim insanlarıyla acımasız bir cinayet şebekesinin arasındaki menfaat ilişkisini açığa çıkarmak zorundadır. Şayet bunu başaramazsa bedeli çok ağır olacak, hayatındaki en değerli insanı kaybedecektir.

Yalnızca mikroskop altında görülebilen kanıtları ve ilaç sanayisi tarafından acımasızca suiistimal edilen hastaları gözler önüne seren bu kitap, okuru adrenalin yüklü ve tüyler ürpertici bir yolculuğa çıkarıyor.

Heyecanlı ve sürükleyici romanın son sayfasını okuduktan sonra bile yazarın ortaya attığı sorular uzunca bir süre aklınızı meşgul edecek.






Joshua Spanogle Kimdir?




  Joshua Spanogle bir doktor ve romancı. Yale Üniversitesi ve Stanford Tıp Okulu'ndan mezun oldu. En çok satan mediko-bilim gerilim filmleri Isolation Ward and Flawless'ı yazdı. Spanogle tıp etiği alanında çalıştı ve kitapları biyoteknoloji endüstrisinde güncel etik sorunları içeriyor. 

  Kaynak: Wikipedia 








                                                     

12/16/2020

Penceresiz Ev - Nadia Hashimi

Aralık 16, 2020 4 Yorum
Penceresiz Ev

  "Zaman kadının bedeninde farklı farklı akar. Mazi bizi kovalarken gelecek bizimle dalga geçer. Biz böyle yaşarız : Olmuş olan ve olacak olan arasında sıkışıp kalarak."

   Kadın olmak zordur bu dünyada . Sitem ettiğimiz , eleştirdiğimiz o kadar çok şey var ki sistemde. Ancak bazı coğrafyada kadın olmak daha da zordur ... Afganistan da bu coğrafyalardan bir tanesi. Yazdığı her kitabı ile bu coğrafyanın gerçeğini, kadın olmanın zorluğunu dile getiren Nadia Hashimi yeni kitabı Penceresiz Ev ile yine aynı coğrafyada bu sefer bambaşka bir yönü ile bir dramı ele alıyor.

  Yusuf Amerika 'da avukattır. İnsan haklarını savunan bir şirket aracılığı ile doğduğu memleketi Afganistan'a gelir. Bir şeyleri değiştirebileceğine dair umutları vardır.
 
Zeba !!! Dört çocuk annesi bir kadın. Eşi öldürülmüştür ve onun yanında üzeri kanlı olarak bulunan Zeba 'ben öldürmedim ' demesine rağmen tutuklanıp hapse atılmış , cezasının kesinleşmesini beklemektedir. Herkes idam cezası alacağına kesin gözü ile bakmaktadır. Sonuçta kadındır, söz söylemeye hakkı yoktur.... İşte bu noktada yolları Yusuf ile kesişir. Yusuf onun avukatıdır.

   Boğazımda koca bir düğüm ile okudum kitabı. Öyle ki bir anda bitiremedim. Durup nefes almaya ihtiyacım oldu. Zeba gibi kadınların yanında bizim ne kadar şanslı olduğumuzu düşündüm kitap boyunca. Kitapta Afganistan'daki kadınların sosyal statüsü, hukuk düzeni, insanların birbirine bakış açısı , sistemdeki bozukluklar gibi birçok noktaya değiniyor yazar. Örneğin akli dengesinin değerlendirilmesi için hastane yerine bir tekkedeki molaya gönderilen bir mahkum bu bozukluğa iyi bir örnek. Sadece bu da değil. Polis ve adli inceleme sistemi de bozuk düzen arasında. Özellikle kadınlara atılan iftiralar ile nasıl hapiste ceza çektiklerini okuyunca sinir oldum.

   Zeba'ya gelirsek ilk gün dışında kesinlikle bu olay hakkında konuşmadı. Suçlu mu yoksa birisini mi koruyor?? Konu açıklığa kavuşunca bu noktada da içim çok acıdı. Zeba'nın kocasından iğrendim .
Birçok dramın işlendiği kitap uzun süre unutamayacaklarım arasına katıldı.  Bazı yerleri biraz uzatılmış gelse de çok rahat okudum kitabı . Ne yazsa okurum dediğim yazarlar arasında yer aldı Nadia Hashimi. 



Penceresiz Ev
Kitabın Adı :Penceresiz Ev
Yazar : Nadia Hashimi
Yayınevi : Arkadya Yayınları 
Orjinal adı :A House Without Windows 
Çevirmen : Yasemin Büte
Sayfa Sayısı :496

Gerçekler, bir kurşundan çok daha ağırsa ve kadınsan ellerine kına yerine kan yakılan topraklarda, özgürlüğün bedeli kaç ömürdür?

Sevgi dolu bir eş, sabırlı bir anne ve iyi bir komşu… Neredeyse yirmi yıl boyunca Zeba’yı tanımlayan kelimeler bunlardır ta ki kocası Kamal, başında bir baltayla evlerinin avlusunda bulunana kadar. Çocukları annelerinin katil olabileceğine asla inanmasa da Zeba masumiyetini kanıtlayacak tek bir kelime bile etmeyince, Kamal’ın ailesi adaletin yerini bulmasını ister. Afganistan’da böyle bir suçun cezası ise idamdır.

Tutuklanarak hapishaneye gönderilen Zeba, mahkeme gününü beklerken oradaki kadınlarla güçlü dostluklar kurar. Her birinin bu uğursuz yere gelmelerine neden olan bambaşka hikâyeleri vardır. Nafisa töre cinayetine kurban gitmemek için, Latifa kız kardeşiyle özgür bir hayat kurmak üzere kaçarken yakalandığı için, on dokuz yaşındaki Mezhgan ise sevgilisinin çocuğunu taşıdığı için hapse girmiştir. Chil Mahtab zamanla bu kadınlar için bir hapishaneden çok, dışarıdaki dünyanın acımasızlığından kaçabildikleri bir sığınak hâlini alır.

Öte yandan Zeba’nın insan hakları savunucusu, Afgan asıllı Amerikalı avukatı Yusuf, zamanın Zeba’nın ve kendisinin aleyhine aktığının farkındadır. Dahası, tıpkı ana vatanı Afganistan gibi Zeba’nın da göründüğünden farklı olduğundan şüphelenmeye başlamıştır. Müvekkili gerçekten soğukkanlı bir katil mi yoksa bu hikâyedeki asıl kurban mıdır?

Kabuğunu Kıran İnci’nin yazarı Nadia Hashimi’den yine güçlü kadınların başrolde olduğu, yüreğinizin derinliklerine işleyecek olağanüstü bir mücadele, dostluk ve dayanışma öyküsü.










                                                     

12/14/2020

Cem Yayınevi Gotik Edebiyat Serisi

Aralık 14, 2020 2 Yorum
İnstagramda okuyup paylaştığım Cem Yayınlarından çıkan gotik edebiyat serisinin kitaplarını toplu olarak blogumda da paylaşmak ve bu seri ile tanışmak / okumak isteyenlere fikir vermesini istedim. 

Kitaplara geçmeden önce gotik edebiyat nedir biraz anlatmak istiyorum.  Korku , ölüm , bazen de romantizmi birleştiren bir edebiyat türüdür. Buradaki korku Stephen King tarzından çok tüyleri ürperten tarzdadır . Tekinsiz bir ortam , şato , kilise ya da mezarlıklarda geçer genel olarak . Okuyucuyu korkutmaktan .çok bu tekinsiz mekanlarda her an her şeyi bekleyerek ve ürpererek dolaşmasını ve diken üstünde olmasını sağlar yazar. İnternette arama yaptığınız zaman ayrıntılı olarak bu türü anlatan çok güzel makaleler bulunmaktadır . 

  Cem yayınevinden çıkan gotik edebiyat serisinde alanında başarıl on yazara ait on kitap yer almaktadır . 

Hayalet  Öyküleri - M.R. James


Hayalet Öyküleri

Gotik Edebiyat 18.yy sonunda , aydınlanma hareketinin akılcılık ortamına bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. M.R. James - Montague Rhodes James - tanınmış bir ortaçağ uzmandır. Çağının önemli bilim insanlarından birisi olsa da gotik hayalet öyküsünü yineleyen ve 20. yy a uyarlayan kişi olarak tanımaktadır.
Kitapta beş öykü yer almaktadır. Okumak isteyenler için baştan belirteyim gotik öyküler alışık olduğumuz korku öykü ya da romanlarına benzemiyor. Korkudan tüylerinizi diken diken eden gerilim değildir öykülerde yer alan. Farklı , açıklanamaz olayların normal hayat akışı içerisinde belirsizlik ve ürpertici olarak yer almasını açıklamaya çalışıyor öyküler. Bazı tuhaf olaylar olmuştur ve bu olayların nasıl olduğunu karanlık bir atmosferde anlatır yazar. Türün yabancısı iseniz adapte olmak için durarak okumak isteyebilirsiniz . Türe alışık olan okuyucular ise büyük bir merak ile okuyacaktır öyküleri .
Öyküler :
👻Whitminster'deki Kont : Günümüzden bir anlatıcı 1730 da iki erkek çocukluğunun ölümünü ve ardındaki musallat öyküsü ortaya koyuyor.
👻Bay Poynter'ın Günlüğü : Eski bir günlüğü satın alan beyefendi evinin dekorasyonu için günlüğüne içinden çıkan bir duvar kağıdındaki modeli kullanmaya karar verir. Biz de bu olaydan sonra olan tuhaf olayları okuyoruz.
👻Katedral Tarihinden Bir Bölüm : Tadilat yapılan bir katedralde ortaya çıkan gizemli bir mezar anlatılıyor.
👻Bir Ortadan Kaybolup Bulunma Öyküsü : Bu öykü mektuplardan oluşuyor. Kaybolan amcasının arayan birisinin kardeşine yazdığı mektuplar.
👻 İki Doktor : 1911 de satın alınan bir defterin içerisinde eski bir davaya ait bilgiler ve paraflar vardır. Bu davaya ait olaydaki baş karakter iki doktordur.
Stephen King, Lovecraft gibi ustaları derinden etkileyen M.R. James 'ın kalemi ile tanıştığıma çok memnun oldum.

Kıssalar Kitabı - Ambroce Bierce 

Kıssalar Kitabı

" Kimseye zararı dokunmayan bir adam kamuya açık burçta eli sopalı bir yabancı tarafından saldırıya uğrayıp, feci şekilde dövüldü.
Eli sopalı yabancı mahkemeye çağrılınca, davacı yargıca şöyle dedi:
"Neden saldırıya uğradığımı bilmiyorum ; benim dünyada hiç düşmanım yoktur ."
" İşte, " dedi davalı ," onu bu yüzden dövdüm."
" Mahkumu salıverin. " dedi yargıç, " düşmanı olmayan insanın dostu da yoktur. Mahkemeler böyle kişilere göre bir yer değildir. "

Kitaba geçmeden yazarından bahsetmek istiyorum. Ambroce Bierce 'in kalemi ile yeni tanıştım. Fabl türünde verdiği eserler ile tanınan yazar hayalet ve kısa hikayeler dışında şiir de yazmıştır. Yoksul bir ailenin çocuğu olan Ambroce, ailesi ile anlaşamayınca 15 yaşında evinden ayrılmıştır. Orduya katılmış, bir şirkette çalışmış ve sin olarak da gazetecilik yapmıştır . Yazar ile ilgili olarak asıl ilgimi çeken nokta ise 1913 yılında bir arkadaşına gönderdiği mektuptan sonra ortadan kaybolmuştur. O tarihten sonra ne olduğu bilinmemektedir ...
Kitaba gelirsek üç bölümden oluşuyor :
* Kıssalar
* Gözden geçirilmiş Ezop masalları
* Çağımıza uyarlanmış bazı eski fabllar
Kısa kısa bölümlerden oluştuğu için rahat okunuyor ve çok çabuk bitiyor kitap. Özellikle ilk bölümü okurken tekrar okuduğum , üzerinde düşündüğüm ve kahkahayla okuduğum kıssalar oldu.

Kum Adam - E.T.A Hoffmann

Kum Adam
Alman yazar, besteci, müzik eleştirmeni ve çizer olan E.T.A. Hoffmann daha çok fantezi ve korku ve gotik türündeki kitapları ile tanınıyor. Yazarın en ünlü eserlerinden birisi de Kum Adam . 

  Çocukların gözlerine kum atıp sonra gözlerini çaldığı söylenen karanlık bir figür Kum Adam. Nathanael ve kardeşlerini annesi "kumadam geliyor " diye korkutuyor yatma vakti, odalarına gitmeleri için. Annesi böyle seslendikten sonra da merdivenlerde ayak sesi duyar ve korkuları pekişir kardeşlerin. Bu kum adamı merak eden Nathanael , bir gün babasının odasına saklanarak görür gelenin kim olduğunu. Babasının avukat arkadaşı Coppelius'tur gelen. Kum adama da bir isim ve şekil bulmuştur kafasında Nathanael ... Babası ölmüştür ve ölümünden de Kumadamı sorumlu tutar Nathanael. Yıllar geçmiş büyümüş ve nişanmıştır. Her şey yolunda gider Coppelius'u tekrar gördüğünü söyleyinceye kadar ... Bu noktadan sonra aklı dengesi de hayatı da karmaşık bir hale gelecektir !!! 

   Ana olayın yanında şaşırtıcı ve karanlık yan olaylarla desteklenen bu kısa gotik hikayeyi sevdim. Yazarın kalemi , kurgu yeteneği müthiş. 

   Kitaptaki ikinci hikaye ise fındıkkıran. Fındıkkıran deyince benim aklıma fındıkkıran balesi ve Barbie 'nin çizgi filmi geliyor . Buradaki fındıkkıran ise farklı , masal tadında bir gotik öykü. Bu nasıl oluyor derseniz okuyun öğrenin derim. Biraz acıklı bir öykü olsa da sevdim ben. 

 Karanlığın Hayaleti - H.P. Lovecraft 


Karanlığın Hayaleti
H.P. Lovecraft büyük bir kesimi etkileyen korku- kurgu eserleriyle ölümünden sonra ün kazanmış Amerikalı bir yazardır . Fakirlik içince yaşayan yazarın o zaman pek bilinmeyen , ucuz dergilerde yayımlanan öyküleri günümüzde türünün en önemli eserleri arasında sayılmaktadır . 

 Ben de yazarı geç keşfedenlerdenim. Üç yıl öncesine kadar yazarın adını duymamıştım ki bu benim için bir utanç kaynadığıdır . Geç de olsa tanıştığım için mutluyum . 

Karanlığın Hayaleti kitabında beş adet öykü yer almaktadır . 

* Karanlığın Hayaleti : Robert Blake evinde ölü olarak bulunmuştur . Onun bu esrarengiz ölümünden sonra odasında bulunan notlardan yola çıkarak onu ölüme götüren olayları adım adım okuyoruz. Onun ilgisini çeken esrarengiz bir kilise ve bu kilisede bulunan kadim bir kutu içince bulunan kalıntılardır ... 

* Chulhu'nun Çağrısı : Bir profesör zenci görünümlü bir denizci tarafından sarp yamaçta itilmesi sonucu ölmüştür. Onun yeğeni eşyalarını toplarken notlarını ,eski gazete kupürlerini bir araya getirir ve bu olayı araştırmaya başlar. Üç bölümden oluşan öyküde yapılan araştırmaları ve bulunan esrarengiz ve insanlık öncesi bir zamandan kalma canlı/yaratıklar ve onların insan zihnine işleyen fısıltılarıdır ... 

* Erich Zann'ın Müziği : Bir öğrenci eskiden kaldığı evi ve caddeyi yıllar sonra aramış ve bulamamıştır . Bunu üzerine geçmişte o caddede kaldığı bir evde yaşanan esrarengiz olayları ve üst kat müzisyen komşuyu anlatmaktadır . 

* Cadı Evindeki Düşler : Salem hapishanesinden gizemli bir şekilde kaybolan bir cadının evinde kalmaya başlayan Gilman . Merakından bu evde kalmaya başlar Gilman . Çünkü yüzyıllar boyunca bu evde kalanlar erken ölmüşler ve etrafta kaybolan insanlar olmuştur. Burada kalmasından bir süre sonra garip rüyalar görmeye başlar Gilman , rüyalarında cadı onu ziyaret etmektedir. 

* Randolph  Carter'ın İfadesi : Kitaptaki en kısa öykü bu . Bir bataklıkta dolaşırken bulunan , şokta olduğu anlaşılan bir gencin neden o halde olduğunu öğreniyoruz verdiği ifadeden . Tüylerinizi diken diken edecek bir ifade... 

 Vampir - William Polidori 

   Vampir edebiyatının öncülerinden olan William Polidori 'nin yaşamı kitabı kadar kısadır. Yazar ve doktor olan Polidori hukukla da akademik düzeyde ilgilenmiştir. Göl kenarında dostları olan Lord Byron , Mary Shelley gibi isimlerle buluşup birbirlerine korku öyküleri anlatırlarken bu öykünün de temeli atılıyor. Kitaplaşma sürecinde yanlış anlaşılma üzerine Lord Byron 'un ismi ile yayımlanınca kitap Polidori çok üzülür . Bu yanlışlık sonraları düzeltilmiştir. Ancak bu düzeltme yapılmadan hem bunu üzüntüsü hem de kumar borçlarının baskısı nedeniyle 25 yaşında intihar etmiştir yazar . 

  Birçok kitaba ilham olan Vampir ve Polidori ile tanışmak güzeldi fakat dramatik yaşam öyküsünü öğrenince üzüldüm :( Kitapta Aubrey, Lord Ruthven isimli birisi ile çıktığı seyahat ve sonrasında gelişen olaylar anlatılıyor. Lord Ruthven, Lord Byron'dan esinlenerek yaratılmış bir karakter ve tekinsiz, ürpertici , kadınlar tarafından çekici bulunan ve insanları etkileyen bir karakter. Çok kısa bir kitap olsa da ürpertici olaylar ve Aubrey 'nin yaşadığı sıkıntılar ve köşeye sıkışmışlık hissi çok güzel yansıtılmış.



Locarno Dilencisi - HeinricVon Kleist


HeinricVon Kleist deliliğin sınırlarında gezinen bir yazar olarak biliniyor. Hatta önce sevgilisini sonra kendisini vurarak intihar etmiştir. Arka kapakta da belirttiği gibi yazar olarak bambaşka buldum ben. Kalemi o kadar güzel ki , delilikten eser görmedim. Muhteşem bir kalem. Öykülerini büyük bir zevkle okudum ve hiç bitmesin , daha fazla öyküsü olsun da okuyayım istedim. 
   Locarno Dilencisi 'nde dört öykü yer alıyor. Öyküler korkutmuyor daha çok merak duygusunu körüklüyor. Bu nedenle herkes çok rahat okuyabilir ve okuyanlar da yazarın kalemi hakkında bana hak vereceklerdir. 






Başsız Süvari - Washington Irving


Başsız Süvari

 Washington Irving 'in kaleminden Başsız Süvari de iki öykü yer alıyor. 

Rip van Winkle insanlara yardım etmeyi seven, onlar için gönüllü çalışan ancak kendi ve ailesinin işine gelince tembelliği tercih eden bir adamı anlatıyor. Bir gün dağın en yüksek yerinde bir yabancı ile karşılaşır ve başına garip bir olay gelir ... 

 İkinci öykü ise kitaba adını veren Başsız Süvari. Sleepy Hollow kasabasında geçiyor olay. Bir efsane / söylentinin insanları nasıl etkileyip ürküttüğünü okuyoruz. İki öykü de alacakaranlık kuşağı gibi ürperten cinsten.




Yürek Burgusu - Henry James

Yürek Burgusu

Ne kadar zamandır istediğim Yürek Burgusu 'nu sonunda okudum. Beklediğime değdi kitap oldukça akıcıydı ve yazarın anlatımını çok başarılı buldum .
 Douglas eski yazmalardan arkadaşlarına bir öykü okur. Gerçek bir öyküdür ve bir mürebbiye tarafından yazılmıştır. Douglas yazmaları okurken biz mürebbiyenin ağzından öğreniyoruz. Bir kız ve bir erkek çocuğuna bakmak üzere görevli olan mürebbiyenin, gördüğü hayaletlerden çocukları korumak istemesini anlatırken onların psikolojisini, davranışlarını ve mürebbiyenin gözlemlerine de yer veriyor 
Henry James. 
Gotik Edebiyat 'ın en iyilerinden olan kitabı okurken korkacağınızı sakın düşünmeyin. Daha çok psikolojik -gerilim olarak ilerleyen kitabı okurken sadece ürperirsiniz. Kitabın sonunda yazar alt metin olarak beni ikilemde bıraktı mürebbiye konusunda. Burada yazmıyorum #spoiler olmasın



Otranto Şatosu - Horace Walpole


 
Otranto Şatosu

Horace Walpole un kalemi ile Otranto Şatosu ile tanıştım. Bir siyasetçi olduğunu öğrenince deşaşırdım. Yazar kendi villasından ilham almış şatoyu anlatırken ve eser gotik edebiyatın öncülerinden sayılıyor. 
 Gotik Edebiyat eserleri arasında yer alan Otranto Şatosu'nu okurken ben tarih esintili bir öykü okuyormuş gibi hissettim. Şato, şövalyeler, mahzen bana bu hissi verdi . Otranto Prensi hastalıklı oğlunu evlendirecektir. Düğünün olacağı zaman oğlu ölür ve olaylar başlar ... Bir kehanet vardır ve zamanı gelince gerçekleşecek midir? Çok sevdiği oğlunun acısının önüne geçerek Prense akıl almaz işler yaptıran düşünce nedir ? Esrarengiz genç adam kimdir ve en önemlisi geçmişe ait olan sırlar nelerdir ? 1700 lü yıllara ait olan kitabı yazar gördüğü bir rüyadan esinlenerek yazmış . Şato, mahzenler, kehanet, çakan şimşekler, akıl karıştıran olaylar, hayalet, gizli geçit gibi birçok gerilim öğesi barındıran kitabı çok sevdim. 

Vathek - William Beckford


 
Vathek

William Beckford un henüz 21 yaşındayken yazdığı  Vathek 'te Binbir Gece masalları ve batının fantastik edebiyatının etkisinde kalmıştır. Büyüklere masal sınıfına da giren bu eseri büyük bir zevkle okuyacağınıza eminim çünkü ben öyle yaptım. Zengin halife Vathek şatosunda refah içinde yaşamaktadır. Ancak bu zenginlik ona yetmez. Şeytanla anlaşma yapan Vathek kibri yüzünden de gerçekleri fark edemez ve adım adım kendi cehennemini inşa eder. Vathek ve ihtişamlı saraylarının tasviri ve onu cehennemine götüren olayların adım adım anlatımı, kitabın genel olarak kurgusu çok başarılı idi. Kitapta geçen dini öğeler ve konuların sadece kurgu olduğu ve kitabın da gotik eser olduğu göz önünde bulunularak okunursa daha büyük keyif alınır. Şahsen ben ilgiyle okudum kitabı. Vathek'i ikinci okuyuşumdu ve ilk okumam kadar büyük keyif verdi bana . Kibrin insanların mahvına nasıl sebep olduğunu anlatan ve anlatılanlardan ders çıkarılması gereken harika bir kitap. 







                                                     
Web sitemizdeki fotoğrafların, yazıların izin alınmadan kopyalanması, yayınlanması, alıntı olduğu ve kaynağı belirtilmeden bir takım amaçlar için kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasasına aykırıdır. İzin alınmadan kopyalanan resim ve yazılarımızla ilgili dilekçe ve dava açma hakkımız saklıdır.