6/17/2020

Noah - Sebastian Fitzek

Haziran 17, 2020 1 Yorum
Noah - Sebastian Fitzek


  Sebastian Fitzek'in okuduğum tüm kitapları birbirinden güzeldi. Yazarın elimdeki kitapları bitesiye kadar her ay bir tanesini okumayı düşünüyorum. Bu ay Noah'ı okudum.

  Noah konusu itibari ile günümüz şartlarına çok uyan bir kitap . Her gün kanallarda Korona virüs haberleri görüp , bire bir pandemi şartlarını yaşarken benzer bir virüs salgınından bahsediyor kitap da . Kitabı okuyunca aklınızdaki soru işaretleri daha da artacaktır.

Sokaklarda yaşayan , kim olduğunu bilmeyen , hafızasını kaybetmiş bir adam ... Kimliği hakkındaki tek ipucu avucunda " Noah" yazan kötü yapılmış bir dövme .

  Kitapta ana konu ve karakter kim olduğunu hatırlamayan ve avucunda "Noah " yazdığı için Noah diye hitap edilen adam . Bunu haricinde kitap üç bölümden oluşuyor diyebiliriz : Filipinlerdeki barakalarda yaşayanlar , Amerika ve Almanya .

Filipinlerde başlayan ve tüm dünyaya yayılan " Manila " isminde bir virüs vardır . Bu ülkede çöplükteki barakalarda yaşayan bir aile üzerinden olanlar anlatılıyor .

  Almanya'da Noah ve onu yaralı halde bulup onu yanına alan , sokaklarda yaşayan Oscar . Noah bir gazetede gördüğü resim ile hafızası tetiklenir ve bir şeyler hatırlar gibi olur . Bunun üzerine resmin altındaki telefon numarasını arar ve olaylar bundan sonra karmakarışık bir hale gelir . Birileri Noah'ın peşine düşer ve onu öldürmeye çalışırlar.

 Aksiyon oranı aşırı olmasa da konu itibari ile ilginç bir kitap. Dünyayı etkisine alan virüs salgının nedeni , önlemek için yapılanlar , tedavi var mı yoksa kandırmaca mı , Noah bu olayların neresinde , küresel bir kandırmaca mı söz konusu , mutasyona uğramış bir virüs mü söz konusu yoksa laboratuvar kaçkını mı? gibi birçok soru cevap buluyor kitapta.

 Yazarın okuduğum kitaplarına göre bir tık geride kalsa da dediğim gibi günümüze uyan bir kitap Noah...



Noah Hakkındaki Övgüler :

“Sebastian Fitzek’in okuyucuyu tekrar tekrar şaşırtma, yanlış yollara sokma ve hiç beklemediği anda tüylerini diken diken etme konusunda eşine az rastlanır bir yeteneği var.”

                                                                                                                 -Oldenburger Onlinezeitung-

“Yüksek gerilim hattında geçen bir roman, kanınızı donduracak.”

                                                                                                                - Münstersche Zeitung-

“Dünyanın sonuna dair okuduğum en etkileyici romanlardan biri. Kalbi zayıf olanlar okumamalı.”

                                                                                                                - Ici Paris -

“Fitzek Almanya’nın Stephen King’i.”

                                                                                                                - RTL -

“Günümüz sorunlarına ışık tutan, aynı zamanda hızlı temposuyla sizi etkisi altına alacak bir gerilim.”

                                                                                                                - Woman -

“Başta tanıdık gibi görünen ama daha önce girilmemiş alanlara girmeyi başaran ve insanı dünyanın gidişatını sorgulamaya iten bir roman.”

                                                                                                               - Ostsee-Zeitung -

“Kitabı elinizden bırakamayacaksınız.”

                                                                                                             - Kölnische Rundschau -





Noah Kitabın Adı :Noah
Yazar :Sebastian Fitzek
Yayınevi :Pegasus Yayınları
Orjinal adı :Bastei Lübbe
Çevirmen :Fulya Aydınoğulları
Sayfa Sayısı :559

İsa doğduğunda gezegenimizde üç yüz milyon insan yaşıyordu. Günümüzde ise bu sayı yedi milyar. Buna dakikada yüz elli altı insan ekleniyor. Peki dünya bu yükü kaldırmaya hazır mı?

Bir adamın hafızası insanlığın kaderini değiştirebilir mi?

Adını bilmiyordu. Nereden geldiği konusunda hiçbir fikri yoktu. Neden Berlin’de olduğunu ya da neden bir metro istasyonunun tünellerinde uyuduğunu bilmiyordu. Sadece avucunda Noah yazılı bir dövme vardı, bu yüzden evsizler ona Noah diyordu. Kimliğine ulaşma çabası ise tam bir kâbusa dönecekti.

Aynı anda Manila’da yeni bir grip salgını global boyutlara ulaşmakta ve on binlerce kişinin hayatına mal olmaktaydı. Gölgelerde ise radikal bir grup dünyanın kaderini değiştirecek bir planı gerçekleştirmeye hazırdı ve insanlığı kurtaracak anahtar kim olduğunu bile hatırlamayan Noah’nın elindeydi.






Sebastian Fitzek :

Sebastian Fitzek


1971 doğumlu Alman gazeteci ve yazarın tam adı Sebastian Fitzek David'dir. Fitzek'in kitapları 24 dile çevrildi ve dünyada 8 milyondan fazla sattı . Almanya'nın en başarılı gerilim yazarlarından biridir.





Yazarın okuduğum kitapları :

*Terapi 

*Kıymık 

*Göz Koleksiyoncusu

* Uyurgezer




                                                     

6/16/2020

Gözlerinin Ardında - Sarah Pinborough

Haziran 16, 2020 1 Yorum
  Gözlerinin Ardında - Sarah Pinborough

   Gözlerinin Ardında kitabı çıktığı zaman herkes çok beğendiğini mutlaka okunması gerektiğini söylemişlerdi . Böyle söylenmesine rağmen almakta tereddüt etmiştim. İlk olarak herkesin zevki farklı bana uymayabilirdi .İkinci olarak ise bir reklam stratejisi olabilirdi ve böyleyse alınca hüsrana uğrardım. Neyse kitabı indirimde görünce neden olmasın deyip aldım. İndirimde olmasa uzun bir süre daha beklerdim.

  Louise bekar bir annedir . Bir akşam barda bir adamla tanışır ve onu çok beğenir. Bu adamla sadece öpüşmelerine rağmen onda iz bırakmıştır . Ertesi gün işte yeni patronunu ve eşini görür. Bardaki adam yeni patronudur...

  Hoşlandığı adam yeni patronu ve bir de evli olunca duygularını bastırmaya çalışır Louise . Ancak bir süre sonra bu çiftin evliliklerinde bir tuhaflık hissetmeye başlar . Adamın karısı onun arkadaşı olmuştur ve adamdan da hala hoşlanmaktadır.

Buraya kadar her şey faklı romanlarda da karşımıza çıkan kurgulara benzemektedir. Ben de zira bu şekilde düşündüm. Benzerlerini çok okudum . Övülen kitap bu mu , benzerlerini daha yeni okudum diye de düşündüm. Ancak her şeye rağmen okumaya devam ettim. Kitabın bazı yerleri yavaş aksa da yazar okutuyor kitabı . Sıkılmıyorsunuz ancak farklı ne olabilir diye de düşünüyorsunuz kitabı okurken .

Eşin intikamı , baskıcı ve sosyopat koca , psikopat kadın ,... gibi birçok teori ürettim. Bu teoriler ne derece doğru çıkacak diye de ilgiyle okudum kitabı . Bir noktada iste ben de bunu kastetmiştim diyordum ki sonunda beni şoke etti. Hakikaten kitap o sonu ile övgüyü hak ediyor.... Böyle bir şeyi kesinlikle beklemiyordum. Hayal gücü harika olduğu gibi okuduğuma da kesinlikle değdi. Ben çok beğendim kitabı .

   Gözlerinin Ardında ,  Netflix'te mini dizi haline geliyormuş. Yayın tarihi kesin ne zaman bilmiyorum ancak yayına girdiğinde izlemek isterim.




" Gözlerinin Ardında " Hakkında Övgüler:

“Dâhice bir kurgu.”

                                                                                                                     –STEPHEN KING-

“Hitchcock’u andıran ustaca yazılmış bir gerilim... Hayatınızı ele geçirecek türden bir roman.”

                                                                        –JOE HILL, İtfaiyeci romanının çoksatan yazarı-

“Aklınızı karıştıracak o kadar ters köşe var ki… Madalyonun iki yüzü olduğunu gösteren ve okurun duygularıyla oynayan bir şaheser. Hele o son… Pinborough her şeyi sorgulamama sebep oluyor. Cevaplar ise beni bilinmezlikten daha çok korkutuyor.”

                                                            –JOSH MALERMAN, Kafes romanının çoksatan yazarı-

“Pinborough kimin kimi manipüle ettiğini anlamayacağımız bir kurgu ile karşımıza çıkıyor ve ürkütücü, tahmin edilemez bir sonla bizi sarsıyor.”

                                                                                           –The New York Times Book Review-





Gözlerinin Ardında Kitabın Adı :Gözlerinin Ardında
Yazar : Sarah Pinborough
Yayınevi :Yabancı Yayınları
Orjinal adı :Behind Her Eyes
Çevirmen :Aslıhan Kuzucan
Sayfa Sayısı :386

Üç kişi sır tutabilir... eğer ikisi ölüyse.

Louise modern dünyanın tekdüzeliğine sıkışmış bekâr bir anne ve sekreterdi. Bir akşam tesadüf eseri dışarı çıktığında barda bir adamla tanışmıştı. Öpüştükten sonra adam gitse de Louise nihayet biriyle anlaşabildiği için mutlu olmuştu.

Ancak pazartesi günü Louise işe gittiğinde yeni patronu David’le tanıştı. Bardaki adamdı. Bardaki evli adamdı. Öpüşmüş olmalarının büyük bir hata olduğunu söylüyor ama gözlerini Louise’den alamıyordu.

Bu sırada Louise şehre yeni gelmiş ve bir arkadaşa ihtiyacı olan Adele ile de tanışmıştı. Tesadüf oydu ki Adele, David’in karısıydı. Fakat hikâyenin gidişatını şimdiden tahmin ettiğinizi düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz.

David ile Adele mükemmel bir çift gibiydiler. O halde David neden bu kadar kontrolcüydü? Adele neden eşinden korkuyordu? Louise bu çiftin yörüngesine kapıldıkça cevaplaması imkânsızlaşan sorularla karşılaşıyordu. Tek bildiği, bir şeylerin korkunç derecede yanlış gittiğiydi ama Louise durumun ne kadar kötü olduğunu ve bir insanın evliliğinin sırlarını korumak için neleri göze alacağını asla tahmin edemeyecekti.







Sarah Pinborough Kimdir?

Yazar Sarah Pinborough, 1972 yılında Milton Keynes, Birleşik Krallıkta dünyaya gelmiştir. Kariyeri boyunca yirmiden fazla roman yayımlamış ve BBC için yazmıştır.

Yazarın son romanları arasında, distopik aşk hikayesi The Death House ve Netflix tarafından Josh Schwartz'ın uyarladığı 13 dakikalık bir genç gerilim filmi yer almaktadır.

British Fantasy Award for Best Short Fiction ödüllü Sarah Pinborough, genç ve yetişkin gerilim filmi, fantazi ve türler arası roman yazarı ve senaristtir.

                                                     

6/10/2020

1984 - Goerge Orwell Kitabından Alıntılar

Haziran 10, 2020 7 Yorum
1984

 " Geçmişi denetim altında tutan, geleceği de denetim altında tutar; şimdiyi denetim altında tutan, geçmişi de denetim altında tutar. "

" Bağlılık , düşünmemek demektir, düşünmeye gerek duymamak demektir. Bağlılık bilinçsizliktir. " 

"Bilinçleninceye kadar asla başkaldırmayacaklar , ama başkaldırmadıkça da bilinçlenemezler." 

"Hiçbir yararı olmayacağını bile bile insan kalmanın çok önemli olduğunu düşünüyorsan , onları yendin demektir. "

 " Savaş, tüketim malları fazlasını eritmekle kalmaz, aynı zamanda hiyerarşik bir toplumun istediği zihinsel ortamın korunmasına destek olur. "

" Özgürlük, iki kere iki dört eder  diyebilmektir."





 " En iyi kitaplar insana zaten bildiklerini söyleyen kitaplardır... "

 " Akıllılık çoğunluğa bakılarak ölçülemez..."

 " Parti ,iktidarda olmayı , yalnız kendi çıkarları için istiyor. Başkalarının iyiliği bizim umurumuzda değil, bizi ilgilendiren sadece iktidardır. " 

" Hükmetmek , acı çektirmekle ve aşağılamakla olur. Hükmetmek , insanların zihinlerini darmadağın etmek , sonra da dilediğin gibi yeniden biçimlendirerek bir araya getirmekle olur. "

"Her gün, her saat hayata dört elle sarılmak gelecekten yoksun olduğunu bile bile günübirlik yaşamayı sürdürmek, tıpkı hava olduğu sürece nefes almayı bırakmamak gibi karşı konulmaz bir içgüdüydü."






                                                     

6/04/2020

Matrix 4 , 2021 yılında vizyona girecek mi?

Haziran 04, 2020 3 Yorum
Matrix


  Matrix serisi ilk filmi Türkiye'de henüz vizyona girmeden önce orjinal dili ile izlemiştim ve bayılmıştım. O zamana kadar izlediğim bilim-kurgu türlerinde açık ara farkla öne çıkmıştı benim için. Ardından Matrix 2 ve 3 ü de defalarca seyrettim. Sinema filmleri arasında ön sırada geliyor benim için bu seri ve Keanu Reeves . Seri bitti derken Matrix 4 ün çekimlerinin başladığı haberini aldım ve şaşırdım açıkçası. Konu bitmişti ve hala neyi çekeceklerdi. Bir film ilgi görüp , iyi para kazandırdığı zaman zorlama devam filmleri çekerek izleyiciyi hayal kırıklığına uğratıyorlar ve bıkkınlık yaratıyorlar. Matrix 4 ile nasıl olacak bilmiyorum ancak zorlama bir devam filmi ise ilk filmlerinin de başarısını gölgeleyecektir.

  Filmin başrolünde yine Neo - Keanu Reeves - var. Trinity rolünde ise yine Carrie-Anne Moss'u görüyoruz. Filmin yönetmeni ise Lana Wachovski . John Wick'in yönetmeni  Chad Stahelski de Lana Wachovski'ye yardım ediyor Matrix 4 'te .

Matrix serisinin ilk üç filmini sevenlerin bu filme de bayılacağı ve aksiyon sahnelerinin hız kesmeyeceği söyleniyor. 21 Mayıs 2021 de vizyona gireceği belirtilen filmin çekimlerine korono virüs sebebiyle ara verildi ve vizyon tarihi belirsiz bir tarihe ertelendi.


Hakkında övgü ile söz edilen ve çok başarılı olacağı söylenen  film vizyona girdiği zaman söyledikleri kadar iyi mi seyredip göreceğiz.



                                                     

6/03/2020

Ateşböceğinin Şarkısı - Ana Johns

Haziran 03, 2020 4 Yorum
Ateşböceğinin Şarkısı - Ana Johns

  Arkadya Kitap'ın en yenisi Ataşböceğinin Şarkısı . Böyle naif böyle etkileyici kitapları nasıl buluyorlar bilmiyorum ama iyi ki bulup biz okuyucular ile buluşturuyorlar. Ben çok seviyorum Arkadya Yayınlarının kitaplarını . Yayınevinin çoğu kitabını okudum ve aralarından sevmediğim sadece bir tanesi oldu . Onun dışında tüm kitaplarını çok sevdim .

Ateşböceğinin Şarkısı da  iki farklı zamanda ve iki kadın arasında zigazglar çizerek ilerleyen bir kitap . İki kadının da ortak noktası bir adam : birinin babası diğerinin sevdiği adam...

Tori Amerika'da yaşamaktadır . Babası Jimy kanserdir ve hastanede kaybeder babasını . Bu nokta bein en çok etkilendiğim , gözlerimin dolduğu noktadır . Ben de yakın zamanda babamı kanserden kaybettiğim için bu satırları okumak gerçekten çok zor oldu . Geçmişe döndüm her kelimede ve bazı olaylar dejavu etkisi yarattı bende .

Babasının son zamanlarında bir mektup bulur Tori ve babası onu okumasını ister. Babası öldükten sonra mektubu okuduğunda ise zihni babasının geçmişine ait soru işaretleri ile dolar...

1950'li yıllarda Japonya'da Naoka . İkinci dünya savaşı sonrası Amerikalılar ve ülkelerinde bulunan Amerikalı askerler sevilmemektedir. 17 yaşındaki Naoka ise bunlardan birisine aşık olmuştur . Hajime . Birbirlerini seven bu iki genç evlenmek istemektedir. Ancak önlerinde onları dışlayacak olan koca bir toplum haricinde bir de Naoka'nın ailesi vardır . Genç kız bir tercih yapmak zorundadır . Ailesi mi aşkı mı ....

İki farklı kadının anlatımı ile okuduğum kitap gerçeklerden harmanlanarak yola çıkılmış bir kurgu . Kİtabın sonunda yazar bize nasıl yola çıktığını ve karakterler ilham olan gerçek şahısları ve olayları belirtmiş . Böyle olunca kitabın etkileyicilik katsayısı da artıyor doğal olarak. Babasının gençlik zamanında aşık olduğu bir japon genç kızdan yola çıkarak kurgulamaya başladığı kitabı farklı gerçekleri de harmanlayarak hazırlamış. İki farklı ırktan olan insanların evliliğinin toplumda nasıl karşılandığı gibi . Japonya'da yaşanan bir örneğinin kitapta veriyor yazar ancak aynı durum Amerika'da olsa orada da farklı olmayacaktı. 1950 li yılları bırakın günümüzde bile hala ırkçılık devam ediyor o ülkede. Televizyonda son zamanlarda olan olayları büyük bir üzüntü ile takip ediyorum. Bir de melez çocuklar var. İnsanlar tarafından hor görülen , okullara dahi kabul edilmeyen masum çocuklar . Kitapta çocuklarla ilgili bir bölüm vardı . Çok üzüldüğüm ve çok da sinir olduğum bir bölüm . Kitabı okumak isteyenler için çok detaya girmeyeceğim ancak istenmeyen evlilik dışı veya melez bebeklere yapılanlar ile alakalı olduğu belirteyim.

Kitapta bilge büyükannenin sözlerini çok sevdim ve bolca da alıntı bıraktım size. Ancak kendisi ve yaptıklarını ise kınıyorum. Bu yapılanların hiçbir açıklaması ya da affedilir tarafı olamaz...

Ateşböceğinin Şarkısı - Ana Johns


Ateşböceğinin Şarkısı Kitabından Alıntılar :

"Aşkla dolu bir hayat mutluluk demektir. Aşk için hayatı yaşamak ise aptallıktır . Keşkelerle geçirilmiş bir hayat ise dayanılmaz . "

"İster acı sarsın yüreğini , isterse mutluluk ... Hepsi gelip geçici."

" Endişe küçüktür ama gölgesi büyüktür."

" Taşla suyun mücadelesinde kazanan her zaman su olur ."

" Yönünü bulmak istiyorsan hem köklerinin nerede olduğunu hem de gitmek istediğin yeri bilmelisin."

" Görmüyor musun , Ateşböceği? Yuva diye bildiğim tüm o rahatlıktan vazgeçiyorum çünkü evim sensin. Eğer hayatımda sen olmayacaksan o hayat ne işe yarar ki?"

"İntikam sadece intikamı doğurur."

" Gerçek doğru zamanı bekler . O gerçek erken ya da geç vakitte dile gelirse bil ki yalandır."

" Japonya'da bir sürü felaket vardı . Tüm şehirleri yok eden büyük depremler , öfkeli gökyüzünden inen şimşekler, büyük yangınları taşıyan rüzgarlar ve babalar ... "

"Suskun kişi en çok kulak verilmesi gereken kişidir."

" Talih ve talihsizlik aynı kuyuya atılmış iki kovadır ."

"Zamandan bir saniye bile tonlarca altınla satın alınamaz . "

"Hayat dediğimiz şu rüyada akıllılar kendi cennetlerini inşa ederken , aptallar cehennemlerini oluştururlardı."

"Hiçlik bile aslında bir şeydir ."

" Zaman ayrımcılık yapmaz ."







Ateşböceğinin Şarkısı
Kitabın Adı :Ateşböceğinin Şarkısı
Yazar :Ana Johns
Yayınevi : Arkadya Yayınları
Orjinal adı :The Woman in the White Kimono
Çevirmen : Yasemin Büte
Sayfa Sayısı :416

Bu, bizim hikâyemizdi, sadece bizim bildiğimiz bir şarkıydı.
Bir ateşböceğinin şarkısı...

1957 yılının Japonya’sında, on yedi yaşındaki Naoko Nakamurılarının, yıllar sonra okyanusun ötesinden bile duyulacağından tamamen habersizdir.
Günümüz Amerikası’nda ise ölmek üzere olan babasının başında bekleyen gazeteci Tori Kovac, o güne kadar çok sevdiği babası, kendisi ve ailesi hakkında bildiği her şeyi altüst edecek bir mektup bulur. Mektubun ardındaki gerçeği öğrenmek için çıktığı yolculuk onu, Japonya’nın uzak bir sahil kasabasına kadar getirecektir.
Biri, kalbi ve ailesi arasında seçim yapmak zorunda kalmış, diğeri ise gerçek yuvasının neresi olduğunu merak eden iki güçlü kadının, yıllara ve mesafelere meydan okuyan duygu yüklü hikâyesi. Ateşböceğinin Şarkısı, sevdiklerimiz uğruna neler yapabileceğimizi gözler önüne seren, kolay kolay hafızalarınızdan silinmeyecek bir başyapıt.








Ana Johns Kimdir?

Ana Johns

Basın yayın bölümü mezunu olan Ana Johns , Uzun yıllar yaratıcı sanatlar alanında çalışmıştır . Babasının hikayesinden ilham alarak yazdığı ilk romanı Ateşböceğinin Şarkısı ile de kısa sürede geniş bir okuyucu kitlesine ulaşan yazar , yazmadığı zamanlarda vaktinin çoğunu Michigan Gölü'nün mavi kıyılarında geçirir.





                                                     

6/02/2020

Mayıs Ayında Okuduğum Kitaplar

Haziran 02, 2020 2 Yorum

Mayıs Ayında Okuduklarım

  Herkese selam :)) Ne zaman aylık okuduğum kitapları paylaşmaya kalksam bir aksilik oldu ve kaldı . Bu ay yine kalacak korkusu ile aklıma gelmişken hemen açtım bilgisayarı başladım yazmaya...

Bu ay sokağa çıkma yasakları ile devam etti yine.  Ay başında okuyamama durumundaydım. Elime kitap alıp alıp bıraktım bir türlü konsantre olamadım . Bana en iyi hangi kitaplar gider onları okuyayım dedim ve  gerilim kitapları bu dönemden çıkmama yardım etti. Kafa dağıtmak için bire bir kendileri . Okuyamıyorum , çok az okudum derken kitapları ortaya çıkarınca baktım ki sonuç aslında hiç de fena değil. Toplam 13 kitap ile bitirdim ayı . İki kitabı görsele eklemeyi ve instagram hesabımda yazmayı unuttum 🤦‍♀️ Buraya ekliyorum ben de 😂

Mayıs Ayında Okuduğum Kitaplar : 

Dilek Evi 

Midas'ın Müritleri 

Konstantiniyye Oteli 

Kapkaranlık Ormanda

Uyurgezer 

Dalgalar 

Cinayet Oyunu 

Memleketimden İnsan Manzaraları 

Akşam Yıldızı 

Seven Unutmaz

1Q84 - 1. kitap 

Körebe 

Acı Bir Tebessüm

Kitapların yorumunu okumak için isimlerinin üzerine tıklayabilirsiniz.

Seven Unutmaz , Barbara Cartland 'ın romanı . Nostalji olması için elimdeki kitalarını tekrar okuyorum. Çerezlik bir kitap .  Özellikle depresif ruh halindeyken okuyorum iyi geliyor kitap.

1Q84 , üc kiabında bir ciltte toplandığı kitap bendeki. Bu nedenle kitap bitince yorumunu gireceğim. Bu ay sadece 1. kitaptan alıntılar yayımladım. Şimdiden söylemeliyim ki kitabı çok sevdim.

Uyurgezer , Akşam Yıldızı , Midas'ın Müritleri , Konstantiniyye Oteli ,Acı Bir Tebessüm en sevdiğim kitaplar oldular.

Memleketimden İnsan Manzaraları da bana hitap etmedi.

Dilek Evi ise sevmediğim tek kitap oldu .









                                                     

6/01/2020

Midas'ın Müritleri - Jack London

Haziran 01, 2020 0 Yorum
Midas'ın Müritleri


Mayıs ayının  son kitabı yine Borgesin Babil Kitaplığı serisinden Midasın Müritleri oldu .

Jack Jondon muhteşem kaleminden beş öykü yer alıyor kitapta. Muhteşem diyorum çünkü okuduğum tüm kitaplarını çok sevdim yazarın. Kırk yıllık yaşamına harika yapıtlar sığdırmış muhteşem bir yazar bana göre. Bu dünyadan erken ayrılmasına çok üzüldüm çünkü yaşasaydı daha nice yapıtlar verirdi.

Tüm öykülerini sevdim kitabın. Öykü sevmeyenler bile bu kitabı çok seveceklerdir.

Deniz kokan ve her cümlede yazarı bilmesem de "kesin London'ın kalemi bu " diyebileceğim ilk öykü Mapuhi'nin Evi 'ni  okumadım sanki yaşadım. Her detay gözünde tüm canlılığıyla yer aldı ve denizin o tuzlu tadını hissettim.

İkinci öykü Hayatın Kanunu ise bir film ya da belgeselde izlediğim bir konuyu hatırlattı bana. Bu konuda aklıma gelen ilk söz de "ne ektiysen onu biçersin" oldu.

Üçüncü öykü Yüz Karası ise zekası ile şiddeti olabileceği kadar alt eden bir adamı anlatıyor.

Kitaba ismini veren dördüncü öykü Midas'ın Müritleri ise kapitalist sistem ile iş gücünün mücadelesi olarak farklı kaynaklarda lanse edilse de olan yine masumlara oluyor.

Son öykü Gölge ve Pırıltı ise iki muhteşem zekanın çarpışmasını konu alıyor. İnsanlar zeki de olsalar bir noktaya ya da kişiye kafayı taktıkları zaman mantık ortadan kayboluyor. Bu öyküde de bunu çok güzel anlatmış yazar.

    Bence siz de bu kitabı okuyarak London'un harika öykülerinin tadını çıkarmalısınız.





Midas'ın MüritleriKitabın Adı :Midas'ın Müritleri
Yazar :Jack London
Yayınevi :Kırmızı Kedi Yayınları
Çevirmen : Fahri Öz
Sayfa Sayısı :114

"Bu kitap için yazarın yeteneğini ve yapıtlarındaki çeşitliliği kanıtlayan beş öykü seçtik. Okuyucu, 'Mapuhi'nin Evi'nin ancak sonlarına doğru gerçek kahramanın kim olduğunu fark eder. 'Hayatın Kanunu' herkes tarafından doğallıkla ve saflıkla kabul edilen acımasız bir kaderi ortaya koyar. 'Yüz Karası' işkence tehdidine maruz kalmış bir adamın korkunç bir oyun sonucunda kurtuluşunu anlatır. 'Midas'ın Müritleri' anarşistlerden oluşan bir örgütün acımasız işleyişinin ayrıntılarını verir. 'Gölge ve Parıltı', görünmez olabilme gibi yazın sanatının eski motiflerinden birine yenilik ve zenginlik kazandırır. Jack London tensel ve tinsel yaşamı son damlasına kadar tüketerek 40 yaşında öldü. Bu yaşamlardan hiçbiri ona tam anlamıyla doygunluk sağlamadı ve ölümde hiç'in karanlık görkemini aradı."    -Jorge Luis Borges-








Jack London Kimdir?

Jack London 1876 yılında San Francisco’da doğmuştur. Yazarın çocukluğu yoksulluk içinde geçti. 14 yaşında okulu bırakmış ve hayata atılmıştır. Çeşitli işlerde çalışmıştır. Amerika’da ve farklı ülkelerde maceralı yolculuklar yaptı. Bir dönem cezaevinde yattı. Jack London Kurt Dölü isimli eserini 1900 yılında yayınladı. 17 yılda elli ciltlik dev bir eser sundu. Kitaplarında yaşam kavgasını duygusal bir bakış ile anlatmıştır. Bazı eserlerinde ise sert bir kapitalizm eleştirisi vardır. Kitapları çok fazla yabancı dile çevrilmiş ABD’li yazarlardandır. Vahşetin Çağrısı ve diğer birçok eserini altın avcılığına çıktığı zamanlardaki tecrübesinden yola çıkarak yazdı. Beyaz Diş, Martin Eden, Demir Ökçe gibi kitapları ile Türkiye’de tanınan bir yazar haline geldi. Jack London 22 Kasım 1916 yılında böbrek yetmezliğinden öldü.

Jack London'un Okuduğum Diğer Kitapları :

* Martin Eden

* Beyaz Diş

* Vahşetin Çağrısı

* Ademden Önce 




                                                     
Web sitemizdeki fotoğrafların, yazıların izin alınmadan kopyalanması, yayınlanması, alıntı olduğu ve kaynağı belirtilmeden bir takım amaçlar için kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasasına aykırıdır. İzin alınmadan kopyalanan resim ve yazılarımızla ilgili dilekçe ve dava açma hakkımız saklıdır.