7/08/2017

Küçük Mucizeler / Aşka Yer Var mı ? - Jane Porter, Susan Fox || Kitap Yorumu

Temmuz 08, 2017 2 Yorum
Küçük Mucizeler / Aşka Yer Var mı ? - Jane Porter, Susan Fox

  İlk defa Harlequin kitabı okuyorum. Benim okuduğum klasikler serisindenmiş. Kitapçılara gittiğim birçok seferde bu kitaplara denk geldim fakat hiç almadım. Sanki bu tarz seri kitaplara karşı biraz mesafeliyim ya da önyargılıyım mı demeliyim bilemedim...  Ön yargılısın da bu kitabı niye aldın diyebilirsiniz bana. Kitabı satın almadım , satın aldığım bir derginin yanında hediye verdiler :))) Kitap iki yıldır kitaplığımda duruyordu ve hiç elim gitmedi ne yalan söyleyeyim.

   Şimdi kitabı okuma öyküme gelirsem instagramda sevdili Minlili  Harlequin serisinden bir kitap okumuş ve yorumlamıştı. Onu görünce kitap ile ilgili fikirlerini sordum ve sanırım biraz da gaza gelerik okumaya başladım kitabı...

    Kitap yorumuma geçmeden önce demeliyim ki benim gibi ön yargılı olmayın. Kitabı çok sevdim...  İçerisinde iki hikaye var ve ikisi de çok güzeldi. Ben bu kitapları +18 olabilir diye düşünerek uzak duruyordum ki olmadığını fark ettim. Diğer kitaplar ile ilgili bir şey söyleyemeyeceğim fakat benim okuduğum öyle değildi.

   İlk hikaye küçük Mucizeler .  Jane Porter'ın kalemi ile ilk defa tanıştım ve güzeldi. Kitabın konusu da boşandıktasn iki yıl sonra tekrar evlenmek üzere olan Marco eski karısının onu ziyatere geleceğini öğrenir. Çocuklarını da alıp ondan uzağa giden eski karısına çok kızgındır. En çok da çocuklarını ondan uzaklaştırdığı için... Bu dönüş evlilik planlarını riske atacak ve sorun çıkartacak diye düşünürken eski karısını karşısında olgunlaşmış ve güzelliğinden birşey kaybetmemiş olarak bulur... Gerisi iiçn hayal gücünüzü kullanabilirsiniz. Oldukça romantik ve hoş bir hikayeydi...

   İkinci hikaye Aşka Yer Var Mı?   Allison aşksız bir evlilik yapmayı asla aklından geçirmiyordu. Fakat ona bakan eniştesinin bankası batma noktasına gelince çok sevdiği halasını üzmemek için sonradan zengin olmuş Blue ile bir evlilik yapar. Bu cekici adamı sevmeye başlayan Allison , aşka inanmadığını söyleyen Blue 'yu kendisine aşık edebilecek midir?  Blue ve Allison'un ilişkisi başlarda biraz garip olsa da konu ilerledikçe Blue 'yu daha yakından tanıyor ve korkularını anlıyoruz.

İki hikayeyi de çok sevdim. Bekli denk gelirsem yine bu yayınlara şans verebilirim. Siz hiç Harlequin kitaplarından okudunuz mu? Fikir ve önerilerinizi benimle paylaşırsanız sevinirim:))


Küçük Mucizeler / Aşka Yer Var mı ? - Jane Porter, Susan Fox

Kitabın Adı :Küçük Mucizeler / Aşka Yer Var mı ?
Yazar :Jane Porter, Susan Fox
Yayınevi : Harlequin Türkiye
Orjinal adı :Marco's Pride / An Arranged Marriage
Çevirmen :
Sayfa Sayısı :223


Jane Porter - Küçük Mucizeler
Marco fırtınalı evlilikleri sona erdiğinde, karısı iki küçük kızını da yanına alarak onu terk etmişti. İki yıl sonra Payton İtalya'ya döndü... Kızların, babalarını tanımalarının zamanı gelmişti. İlk başta Marco ile arasındaki mesafeyi korumaya kararlıydı. Ancak kocasını yeniden görmek, ona karşı olan hislerini görmezden gelmesine engeldi. Bedeninin, hala kocasının dokunuşu için yanıp tutuştuğunu kabul etmek zorundaydı.

Susan Fox - Aşka Yer Var mı ?
Blue Sumner'ın hayatı zorluklarla geçmişti. Fakir bir çocukluktan, milyarder bir adam olma yolunda, bulunduğu yere dişiyle tırnağıyla kazıya kazıya gelmişti. Saygıdeğer bir eş ve çocuk haricinde, paranın alabileceği her şeye sahipti. Maddi sıkıntı yaşayan bir bankerin yeğeni olan, Allison Lancester, iyi eğitimi ve düzgün aile yapısıyla, her zaman sahip olmayı dilediği, sosyal statüye onu taşıyabilecek ideal eş adayıydı. Allison, sadece aşk evliliğine inanıyordu ama ailesi farklı düşünüyordu. Blue'nun sosyal statüye ihtiyacı olduğu kadar, onların da, Blue'nun parasına ihtiyacı vardı. Onlarınki bir anlaşma evliliğiydi, aşka yer yoktu. Yoksa var mıydı? Blue, güzel gelinini öptüğü zaman ikisinin de içinde kopan fırtınalar neye alametti?"


                                                            Kozmokitap

7/07/2017

Ölümün Soğuk Sesi - Jane Casey

Temmuz 07, 2017 4 Yorum
Ölümün Soğuk Sesi - Jane Casey

    Merhaba:)) Her ayın 5 inde instagramda arkadaşlarla bir Jane Casey kitabı okuyoruz. Bu ayın kitabı da Ölümün Soğuk Sesi. Jane Casey polisiye türünde oldukça başarılı bir yazar. 5. Kurban  kitabı ile tanıştım yazarın kalemi ile . O kitabını da çok sevmeme rağmen Ölümün Soğuk Sesi , 5. Kurban'ın önüne geçti benim için.


   Bu sefer her ne kadar ağır ağır , tadını çıkara çıkara okuyacağım desem de kitaba başlayınca katil o mu bu mu  derken, ip uçlarının peşinde koşarken bir de baktım ki kitap bitmiş.  Üstelik sabah başladım, akşam bitmişti ve gündüz ben evde yoktum ,kitap da yanımda değildi. Düşünün artık sürükleyiciği!...

   Kitap yine birinci tekil şahıs anlatımı ile yazılmış. Bu tarz anlatımları daha çok seviyorum çünkü anında kitabın içine dalıyorum ve baş karakterin yerine geçiyorum. Olayları birebir takip etmek daha zevkli oluyor.

Ölümün Soğuk Sesi - Jane Casey


Sarah annesi ile yaşayan bir İngilizce öğretmenidir. Hayatı evden okula okuldan eve geçmektedir. Tabi akşamları yaptığı koşu sayılmazsa...

   Sarah'ın bir öğrencisi kaybolur. Jenny ... On iki yaşında bir çocuk....  Sarah kaybı öğrendiği akşam çıktığı koşuda kızın cesedini bulur.

   Bu olay Sarah'ın içinde kapattığını zannettiği ve asla kapanmadığını anladığı eski yaraları gün yüzüne çıkarır.

    Sarah küçük bir kızken abisi Charlie kaybolmuştur ve bir daha asla bulunamamıştır. Onu en son gören kişi Sarah olduğu için hep bir şey bildiği ve söylemediği düşünülmüş ve annesi tarafından gizli gizli suçlanmıştır. O zamandan bu yana annesi ile ilişkileri de berbattır zaten. Annesi yaşayan bir ölüye dönüşmüştür. Bu olay aileyi paramparça etmiştir.

Ölümün Soğuk Sesi - Jane Casey


Aynı şeyin Jenny'nin ailesine olmaması için Sarah da kendi çapında araştırmalara dahil olur ve bu polisin gözünde onu bir şüpheli haline getirir .

  Kitabı okurken hem Charlie'ye ne olduğunu merak ediyor hem de Jenny'nin katilini tahmin etmeye çalışıyoruz. Jane Casey bize öyle küçük küçük ekmek kırıntıları bırakıyor ki takip ederken birden çok şüpheli oluşuyor aklımızda. Adeta kanıtları işleme yapar gibi işliyor yazar. Göze sokmadan fakat etkileyerek!.. Acaba mı diyorsunuz okurken. Bu da olabilir mi?

   Kitabın sonlarına doğru tempo artıyor ve jenny'nin başına gelenleri ve ona yapılanları öğrenince sinir oluyorsunuz. Kitap öyle bir şekilde bağlanıyor ki şok yaşayabilirsiniz... Hadi ya , nasıl??? Olur mu böyle bir şey??? Gibi bir çok cümle sarf edeceğinizi düşünüyorum okurken. Ve bazen de katil o kadar yakın ve olay o kadar basittir ki fark edilemez.......


   Ağustos ayında Jane Casey'nin Acımasız kitabını okuyoruz. Kitabınız varsa bana katılın , beraber okuyalım. Bol kitaplı bir gün olsun:)))





Ölümün Soğuk Sesi - Jane Casey
Kitabın Adı :Ölümün Soğuk Sesi
Yazar :Jane Casey
Yayınevi : Olimpos Yayınları
Orjinal adı : The Missing
Çevirmen : Ayça Sağlam
Sayfa Sayısı :520


On Altı Yıl Arayla Kaybolan İki Çocuk

Sarah Finch küçük bir kızken, ağabeyi dışarıya oynamaya gider ve bir daha asla dönmez. Charlie'nin başına neler geldiğini öğrenememek, aileyi darmadağın eder. Yıllar sonra öğretmen olan Sarah, evine geri dönmüştür. Ağabeyinin odasını kutsal bir mabet gibi kullanan alkolik annesiyle birlikte yaşamaktadır.

Tek Bir Tanık

Ardından on iki yaşındaki Jenny Shepherd kaybolur ve Sarah öğrencisinin cesedini evinin yakınındaki korulukta bulur. Sarah, bu davaya müdahil oldukça kendisiyle ilgili şüpheler de gitgide artar. Fakat kendisini takip eden yalnızca polis değildir.


Jane Casey Kimdir?

Jane-Casey
Jane Casey 1977 yılında dünyaya gelmiştir. Genç ve güzel yazar bir ceza avukatı ile evlidir. Suç ve polisiye bir aile takıntısıdır.

Yazar seri katillerin kaldığı hücrelerden bu hücrelerin kokularına kadar bir çok kurguyu kitaplarında işlemektedir. Bu realist bakış açısı ile birlikte tüm dünyada bestseller romanlar yazmıştır.

Yazarın romanları Türkçeye'ye çevrilmeye başlanmıştır. Güzel yazarın ilk yayınlanan kitabı 2010 yılında The Missing olmuştur.




Maeve Kerrigan Serisinin sıralaması:

 5. Kurban
Acımasız
Sessiz Kurban
Parafili
Sakın Hata Yapma
11. Kat
Ölülerin Konuşmasına İzin Ver


                                                     

7/05/2017

Peçeli Ve Köle Türkler - İlknur Altıntaş || Kitap Yorumu

Temmuz 05, 2017 1 Yorum
Peçeli Ve Köle Türkler - İlknur Altıntaş




   " Etrafında çok fazla acı varsa, etrafında adaletsizlik varsa nasıl mutlu olabilirsin ki ? " 


   Mayıs  ayında harika bir tarihi kurgu okudum ve yorumunu blogumda yazmıştım. Hallac-ı Mansur Dai .Kitap beni çok etkilemişti ve yazarın olayları ele alış tarzı ve kaleminin gücü beni kendisine hayran bıraktı. Kitabı bitirip yorumunu girdikten sonra yazardan kitabın bir serinin ikinci kitabı olduğunu öğrendim. Normalde kitapları okumadan önce araştırma yaparım. Fakat kitabın anlattığı  tarihi şahsiyet beni o kadar etkilemişti ki  araştırma yapmak aklıma dahi gelmedi.... Bu yüzden utanıyor ve biraz da kendime kızıyorum. Yazar sevgili İlknur Altıntaş kitabın yorumunu girdikten sonra beni bu konuda bilgilendirdi sağolsun ve bana serinin ilk kitabını hediye etti. Peçeli ve Köle Türkler... Ne kadar mutlu oldum anlatamam:)))

   Haziran ayınının ramazana denk gelmesi sebebi ile kitabı okumayı erteledim. Daha sakin bir kafa ile okumak istiyordum. Kitap da 704 sayfa ... Elimde süründürmek istemedim. Fakat kitabı okumaya başlayınca fark ettim ki kitap aynı Hallac-ı Mansur Dai gibi hızla okunuyor. İnanır mısınız 704 sayfayı bir günde bitirdim.

    869 yılını anlatıyor kitap. Ortadoğuda Türkler , Abbasiler , Karmatiler ... Halife , adamları, saray kadınları ve oynanan  oyunlar... Bu oyunlar ki öyle masum değil, insanların hayatlarıma mal oluyor!...

     Ali Bin Muhammed .... Kölelerin ve mazlumların dostu , zalimlerin acımasız düşmanı... Siyah bir peçe ile dolaşıyor , yüzünü görenler sadece güvendikleri. Fakat gözleri! ... Yemyeşil ve ışıl ışıl parlıyor. Onları unutmak mümkün değil...

   Komutan Boğa oğlu Musa... Heybetli , adil ve çok iyi bir komutan . Türk ordularının başında. Abbasi halifesinin hizmetindeler. Kendileri özgür olduklarını düşünüyorlar fakat herkes onlara köle Türkler diyor. Zamanında köylerinden , ailelerinden koparılıp gelmişler ve köle olarak satılmışlar... Fakat şimdi bir orduları var.  Korkulan ve çekinilen adil askerler. ...

    Shahla ... Bir ubbak. Güzel ve tehlikeli bir kız. Kendisini korumayı ve düşmanlarını yok etmeyi çok iyi biliyor. Rüyasında gördüğü yeşil gözlerin sahibini görebilmek için yola düşüyor : Ali Bin Muhammed 'i .

    Taht için birbirine düşman olan öldürülen halifeler ve saman altından su yürüten anneleri... Güvendikleri ve sırtlarından bıçaklayanlar. Aynı kadını seven iki güçlü adam...

      "Bana bak ! Sen binlerce insanı zincirlerinden kurtardın ... Binlerce!  Ne yapsaydık yani, dizlerimizin üzerinde merhamet mi dilenseydik!  O aşağılık heriflerin, evlerimizi, ekmeğimi, toprağımızı çalmalarına izin mi verseydik!  Günün birinde hepimiz öleceğiz Ali. Sorun ölmekte değil!  Nasıl öleceğimizde. .. Özgür adamlar olarak mı?  Yoksa horlanmış, aşağılanmış , sahip olduğumuz ne varsa elimizden alınmış korkak adamlar olarak mı ? " 


   Kitap bir yılda olanları o kadar güzel anlatıyor ki ben bu konu üzerine saatlerce konuşabilirim. Hallac-ı Mansur Dai'de tanıdığım Laila'nın ailesini bu kitap ile öğrenmiş  ve onun nasıl  öksüz kaldığını okumuş oldum. Bütün karakterlere aşinaydım ve kitabı okurken tanıdık bir ortamda hissettim kendimi. Çok rahattım sanki hepsini tanıyordum ve bana hikayelerini anlatmalarını , kendilerini açmalarını bekliyordum. Yazarın tarzını anlamam da bu konuda çok etkiliydi. Tanıdık bir ortamda olunca yabancılık çekmedim , böyle olunca da sayfalar su gibi akıp gitti.

   Tadı damağımda kalan harika bir kurgu idi. Gerçek ve kurgunun bir araya girdiği kitapları çok seviyorum.. Hele bu kitap kendi tarihimizi anlatıyorsa daha çok seviyorum .

  Kaleminize sağlık İlknur Altıntaş . Yazarın diğer kitaplarının da yanımlanmasını dört gözle bekliyorum. Yazarın yeni kitapları hakkında bilgi sahibi olmak isterseniz sitesini ziyaret edebilirsiniz: http://www.ilknuraltintas.com











Peçeli Ve Köle Türkler - İlknur Altıntaş
Kitabın Adı :Peçeli Ve Köle Türkler
Yazar : İlknur Altıntaş
Yayınevi : Anatolia Kitap
Sayfa Sayısı :704


Yıl, 869
O yıl neler olduğunu hiç bilmiyorsunuz!

Onları hiç tanımıyorsunuz!

İsimleri unutuldu! Unutturuldu!
Onlar...
İsyan topraklarında ,henüz petrole

“Karakan” denildiği zamanlarda yaşadılar!

Arap çölünde…

Basra bataklıklarında...
Bağdat’ta,

Samarra’da,

Daylam’da…
El Katai’de,

Dmaşk’ta…

Aşklarına, hayallerine ve

öfkelerine tanıklık edeceksiniz!

Onların cesaretlerine hayran olacaksınız!

Ve…

Onları bir daha asla unutmayacaksınız.



                                                            Kozmokitap

7/04/2017

Kara Nehir - Ellen Marie Wiseman || Kitap Yorumu + Ön Okuma

Temmuz 04, 2017 2 Yorum

Kara Nehir - Ellen Marie Wiseman

     Arkadya Yayınlarının yenilerinden ve Ellen Marie Wiseman'ın ise üçüncü ve ülkemizde yayımlanan son romanı Kara Nehir. Yazarı Erik Ağacı ve Ardımda Kalanlar romanları ile tanıyorum . Her iki romanı ile duygusal bir bakış açısı yakalayan ve okuyucuyu etkilemeyi başaran yazar Kara Nehir ile bir madenci kasabasını ve orada yaşanan trajedileri kaleme almış. Yazarın ülkemizde henüz basılmamış dördüncü bir romanı daha var . Bu yeni romanı  The Life She Was Given ile de 1950 li yıllarda bir gezici sirki orada yaşanan yine dokunaklı olayları kaleme almış. Yazar ile ilgili daha fazla bilgi almak için sitesini ziyaret edebilirsiniz : http://www.ellenmariewiseman.com

   Öncelikle yine Arkadya Yayınları kapak konusunda harika bir iş çıkarmış. Kapak çok güzel ve ayraçlarını ise çok seviyorum. Bu konuda benden yine tam puan aldılar.

   Kapakta yazan " İs kokan çocukların sessiz çığlıklarını duyabiliyor musunuz?" sözü ve resimdeki çocuklar aslında kitap hakkında fazlası ile ipucu veriyor.

  Maden kasabaları , madenci çocuklar , gaddar maden sahipleri ve oralarda yaşananlar üzerine bir çok kitap yazılmış ve film yapılmıştır. Bu olaylara bir de yazarın bakış açısı ile bakıyoruz kitapta.

   Kitapta anlatılanlar sadece madenciler mi diye aklınıza gelebilir. Bir genç kızın dramı üzerinden ve onun bakış açısı ile insanlar ve tabii kasabada olanlar anlatılmış.

Kara Nehir - Ellen Marie Wiseman


    Emma Malloy .... Henüz on yaşında iken kısa süreli geldiği Kara Nehir kasabasında bir kaza sonucu kardeşini kaybetmiştir. Bu olay onda onarılamaz bir yara bırakır. Yıllar sonra bir yangında anne ve babasını ve sahip olduğu herşeyi kaybeder. Üzerine giyecek bir parça giysi bile kalmamıştır , yangın herşeyi yakıp kül etmiştir. Yangından sonra kaldırıldığı hastaneden taburcu edilirken iki saçeneği vardır:

   Ya yıllar önce ona kabus olan Kara Nehir kasabasına gidip teyzesi ile kalmak ya da düşkünler evine gönderilmek. O teyzesinin yanına gitmeye karar verir ....

   Teyzesinin yanına geldiğinde geçmiş bir bir canlanırken , teyzesinin aslında yanında bedava bir yardımcı olarak onu istediğinden emindir ve haksız çıkmaz. Bir an önce buradan kurtulmaya çalışırken kasabanın gerçeklerini daha net görmeye başlar. Zalim insnalar bir tarafakolu bacağı olmayan cocukları görmek onu yıkar. altı yaşında minikler madende çalışmaktadır ve çok fazla bir seçenekleri de yoktur. Teyzesi ve eniştesi ise bu olanlara gözlerini kapamışlardır.

   Bu trajedinin içerisinde ise Emma aşkı da bulacaktır ve bu çocuklar için kendini aşmaya ve onlara yardım etmeye kararlıdır.

   Yazar yine kalemini tarihsel gerçekleri baz alarak konuşturmuş ve ortaya harika bir roman çıkarmış. O çocukların yürek burkan halleri , annelerinin çaresizliği ve teyzesinin vurdumduymazlığı beni hem üzdü hem sinir etti.

   Kitabı okurken bazı sahneler sanki daha önce gördüğüm bazı filmlerden sahnelermiş gibi gözümde canlandı. Sonuçta benzer konular işlenince bu doğal sanırım:)))

  Biraz cesaret ve umut ile yola çıkıp fedakarlık ve eziyetlere katlanarak sonuçta nasıl farklılık yaratıldığını okuyoruz kitapta....

  Her zamanki gibi yazarın bu kitabını da çok sevdim.)))
 



kozmokitap

Kitabın Adı :Kara Nehir
Yazar :Ellen Marie Wiseman
Yayınevi :Arkadya Yayınları
Orjinal adı :Coal River
Çevirmen : Dilek Parsadan
Sayfa Sayısı :480
Baskı Tarihi : Haziran 2017
Etiket Fiyatı : 22 Tl


İs kokan çocukların sessiz çığlığını duyabiliyor musunuz?

İçimdeki çocuğun umudunu kırarsam bir daha ayağa kalkamam biliyorum. Renklerin yok olduğu, is kokan bu madenci kasabasına daha çok küçükken gelmeyeceğime dair yemin etmiştim. Ama şimdi 1912 yılının haziran ayında tamamen kimsesiz ve ıssızım, dahası olmaktan korktuğum yerdeyim. Yanlarında kalmak zorunda olduğum insanların gözünde uğursuz bir sığıntıyım belki de…

Kara Nehir… Bu kasabanın adı bile tüylerimi diken diken etmeye yetiyor. Küçücük çocukların okul yerine çalışmak için maden ocağına gitmesi beni kahrediyor. Bir avuç kömür, bir lokma ekmek için o küçücük bedenlerin yok olması, annelerin döktüğü gözyaşları içimi acıtıyor. En kötüsü de ne biliyor musunuz? Baktığım her çaresiz yüzde kaybettiğim erkek kardeşimi görüyorum. Neden beni kurtarmadın diyor sanki…

Artık bundan kaçışım yok, sustuklarımı dile getirme vakti geldi. Ben, Emma Malloy, tek başına da kalsam kömür tozunu hava diye ciğerlerine çeken o küçük çocuklar için mücadele edeceğim. Belki de yıllar önce solan vicdanımın çiçekleri yeniden açar. Belki de ıssız yanım bir aşkın şefkatiyle hayat bulur, kim bilir…

Ellen Marie Wiseman’ın kaleminden dökülen Ardımda Kalanlar ve Erik Ağacı’ndan sonra şimdi de Kara Nehir ile tarihin gerçek ve bir o kadar yürek burkan yüzüyle tanışmaya hazır olun. Küçük bir cesaret kırıntısının ve umudun ne yaralar kapatacağını gözyaşlarıyla okuyacaksın

                                                               - Ön Okuma -

                                                            Kozmokitap

7/03/2017

Dudaktan Kalbe - Reşat Nuri Güntekin

Temmuz 03, 2017 4 Yorum
Dudaktan Kalbe - Reşat Nuri Güntekin

   " Aşkı size kalpte doğup ölen bir şey diye öğretiyorlar Kınalı Yapıncak... Ne fena, ne yanlış bir fikir... Aşkın kalple hiçbir alâkası yok...Aşk, yalnız dudaklarda doğup yaşadıkça bir saadet olur... Onun dudaktan kalbe zehir gibi işlemesine meydan verilmemeli... Ben, çiçeklere "toprağın aşkı" derim Kınalı Yapıncak... Onlar da toprağın dudağında birer öpüş olarak açılıp sönüyorlar... Hangisi toprağın kalbine girmeyi düşünüyor? "

  Reşat Nuri Güntekin en sevdiğim Türk yazarlarından bir tanesidir. Kitaplarının zamanı ve yaşı yoktur. Okuduğum her yaşta yazarın kitaplarından ayrı bir zevk aldım. İnsan psikolojisini bu kadar iyi bilen yazar azdır. Karakterlere verdiği davranışlar ve olayların gidişatı oldukça başarılıdır yazarın. Her ayın 25 inde bir Reşat Nuri etkinliğinde bu ay Dudaktan Kalbe okuduk beraber instagramdan arkadaşlarla. Ayın 25 i bayrama geldiği için ben ancak bayram sonu başlayabildim kitaba fakat bir günde bitti kitap.

   Kitabın tv de dizisi de yayınlanmış fakat ben seyretmediğim için konu hakkında en ufak bir fikrim yoktu . Sadece yazarın tarzını az çok tanıdığım için artık beni hayal kırıklığına uğratmayacağını biliyordum.

   Kitapta Lamia ile Hüseyin Kenan'ın aşkını okuyoruz , artık buna ne kadar aşk diyebilirsek... Hüseyin Kenan babasını küçük yaşta kaybetmiştir. Annesi tarafından zorluklarla büyütülür. Bu hayatta en yakını annesi ve kız kardeşidir. Küçük yaşta çektiği zorluklar nedeni ile içine kapanık ve yaşından önce olgunlaşmış bir insandır. - Bu noktaya kadar Kenan'ı takdir ettim:)) -

    Kenan yıllar sonra ünlü bir müzisyen olunca ve parası çoğalınca değişir. Çocukluğunda yapamadıklarını yapmaya başlar ve o içine kapanık çocuk gider yerine sonradan görme bir çapkın gelir. Davranışları da bir şımarıktır bana göre...  İşte karakter bu noktada sinir olmaya başladım.

    Lamia nam-ı diğer kınalı yapınca. Kimsesiz bir genç kızdır . Akrabalarının yanında kalmaktadır. Onu küçük yaşlarda tanır Hüseyin Kenan. Bir genç kıza dönüştüğünde ise onu baştan çıkarırı Kenan. Yaptığı davranışın sonucunda nişanlısından ayrılıp Lamia ile evlenmek istediğini söyler fakat Lamia gururlu bir kızdır ve böyle bir şeyi kabul etmez....

    "Biz, birbirimizi sevmiyoruz Lâmia, inan bana küçüğüm... Sade küçük bir sergüzeştle gönlümüzü, gözlerimizi, dudaklarımızı eğlendirdik... O kadar... Bu hatıra için dökeceğim üç beş damla yaş ıstırap sanma... Şimdi kendi dudaklarında bana cevap ver... Beni sevmiyorsun değil mi? Bu, sade masum bir gönül eğlencesinden ibaret..."


  Onu sevmeyen bir adamın acımasını istemez , karnında minik bebeği ile bir akrabalarının yanına sığınır ve etrafa dul olduğu söylenir....

    Lamia'nın başına gelenler beni çok üzdü. Bir hata iki taraflı yapılır fakat sıkıntının çoğunu tek tarafın çekmesi haksızlık:(( Lamia'ya kitabın başında kızsam da sağlam duruşu ve onurlu hareketleri onu sevmemi sağladı. Kenan için aynı şeyleri söyleyemeyeceğim ve başına gelenleri hak etti bence...

   Kitabın sonu beklentimden farklı olarak bitse de ben bu sonu çok sevdim. Sonu hakkında sizlere çok fazla şey söylemek istemiyorum ancak bana göre herkes hak ettiğini buldu :DDD

  Temmuz 25 te Ateş Gecesi'ni okuyoruz her ay bir Reşat Nuri etkiliğinde. Sizleri de beklerim ...




Dudaktan Kalbe - Reşat Nuri Güntekin
Kitabın Adı :Dudaktan Kalbe
Yazar :Reşat Nuri Güntekin
Yayınevi : İnkılap Kitapevi
Sayfa Sayısı :227


'Dudaktan Kalbe', özellikle örf tanıtımı ve kişilik canlandırımında başarılı, duygusal, ve sevgi dolu bir roman. Açık, yalın ve gösterişsiz bir anlatışla ve temiz bir İstanbul Türkçe'siyle geniş kitlelere seslenebilen yazarın, ilk ve en ünlü romanı Çalıkuşu düzeyinde bir kitap. Şarkılara,filmlere, nostaljik romantizmimize bolca konu olmuş aşkların unutulmaz romanlarından biri.





Reşat Nuri Güntekin Kimdir?

Reşat Nuri Güntekin
Çalıkuşu kitabıyla tanınan Reşat Nuri Güntekin, 25 Kasım 1889 yılında İstanbul’da doğdu. Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı’nın en önemli isimlerinden biri olan yazar, roman dışında tiyatro ve alanlarında da eser ortaya koydu. Yazarlığının yanında müfettişlik de yapan yazar, Anadolu’yu gezmiş ve Anadolu insanını, ve Anadolu’daki insanların birbirleriyle ilişkisini yakından inceleyebildi ve bunları eserlerinde kullandı.

Edebî hayatına I. Dünya Savaşı yıllarında başlayan Reşat Nuri Güntekin, 1922 yılında yayımlanan Çalıkuşu eseriyle adından söz ettirmiştir. “Çalıkuşu”, “İstanbul Kızı” adında bir tiyatro oyunu olarak planlandı fakat o zamanlarda oyunun sahnelenmesi olanaksız olunca eser bir roman olarak piyasaya sürüldü. “Çalıkuşu”nun önemi, gerçekçiliğinde yatıyordu ve yazıldığı dönemde ilk gerçekçi roman örneklerinden biriydi. Romanın gerçekçiliği Anadolu’daki sosyal hayatı yansıtmasında yatıyordu.

Reşat Nuri Güntekin “Çalıkuşu”nun başarısının ardından Anadolu’daki müfettişlik görevi ile birlikte Anadolu insanını yakından tanıdı ve buradaki gözlerimlerini “Anadolu Notları” adlı kitabıyla anlattı. “Anadolu Notları”, güçlü gözlemleriyle yazarın edebiyat alanındaki ustalığını ortaya koyuyordu.

Reşat Nuri Güntekin kitapları, yalın diliyle ve Türk konuşma dilinin zenginliğini yansıtan eserler olmasıyla ön plana çıkmaktaydı.

“Yaprak Dökümü” adlı kitabında dönemin aile yaşantısına değinen yazar, eserde Ali Rıza adındaki bir aile reisinin çocuklarının hataları nedeniyle çektiği sıkıntıları anlattı ve dönemin gençlerinin eğlence hayatına düşkünlüğünden ve başka bir takım toplumsal sebepler nedeniyle parçalanan ailelerden bahsetti.

“Acımak” adlı eseriyle dönemin Türk eğitim yaşantısına ışık tuttu.

Kitapları filmlere ve dizilere uyarlanan Reşat Nuri Güntekin, akciğer kanseri teşhisi nedeniyle Londra’ya tedavi olmaya gitti; fakat 7 Aralık 1956 tarihinde vefat etti. Yazarın mezarı İstanbul, Üsküdar’daki Karacaahmet Mezarlığı’na defnedildi.


Reşat Nuri Güntekin'in Okuduğum Diğer Kitapları :

* Çalıkuşu

* Kızılcık Dalları



                                                                  

7/02/2017

Yaşamayı Öğrendiğim Gün - Laurent Gounelle || Kitap Yorumu

Temmuz 02, 2017 2 Yorum

kozmokitap

   "Yorulduğumuz zamanlarda bedenimiz biraz dinlenme ister , beynimizse uyku. Peki ya biz onlara ne veririz? Bir fincan kahve!"


   Tanrı Daima Tebdil-i Kıyafet Gezer kitabı ile tanıştım yazarla. O güne kadar okuduğum kitaplardan çok farklı ve güzeldi. Enlerim arasına girdi. Sonra Seni Her şeyin Mümkün Olduğu Bir Yere Götüreceğim isimli kitabını okudum.  Bu kitabını da sevsem de artık yazarın tarzını biliyordum. Beni çok etkilemedi ve hala favarim ilk kitabı idi. Uzun zamandır okunmayı bekleyen Yaşamayı Öğrendiğim Gün bayram sonu kitaplığımı karıştırırken elime geldi ve artık zamanı gelmiş demek ki diyerek kitabı okudum.

   Yazarın kendisine ait bir sihri var. Kitaba başlayınca sizi o dünyanın içerisine hapsediyor ve kitabı bitirmeden rahat edemiyorsunuz. Ne olacak beklentisi ve kelimelerdeki sihir siz daha anlamadan esir alıyor sizi. Bir de bakmışsınız ki kitabın başından kalkamadan bitirmişsiniz. Benşm başıma gelen de bu oldu. Kitabı elime aldım , ilk sayfaları çevirdim ve bir de baktım ki bitmiş!...

     "Başkalarında nefret ettiğimiz şey bazen kendimizde kabul edemediğimizdir." 

Laurent Gounelle kitapları aslında bir kişisel gelişim kitapları olarak değerlendirilebilir. Yazar yazdığı romanlarında ince mesajlar dokumuştur. Hem sürükleyici bir öykü okursunuz hem de verdiği mesajlardan sizlere uyan varsa ya da hoşunuza giden onları alırsınız. Mesajları sevmesaniz bile sonuçta hoş bir roman okumuş olursunuz.

" Yaşam böyledir işte: Kimi zaman sorun olarak gördüğümüz şeyin aslında bir çözüm olduğu aklımızdan bile geçmez!"
Jonathan sigorta işi yapmaktadır . Üç kişilik şirketin ortaklarından birisidir. Diğer ortakları arkadaşı Michael ve eski karısı Angela'dır.  Yaşadığı ortamda bunalan Jonathan hala eski karısını sevmektedir. Bir gün bir çingene el falına bakar ve söyledikleri onun hayatını değiştirir. " Öleceksin" ... Hepimiz ölümlü insanlarız fakat nedense öleceks,n denildiği zaman çoğu insan çok korkar. Bir saat sonrasının bile garantisi yokken bu durumun dile gelmesi onları ürkütür.  İşte Jonathan da bu ürken gurubun arasına giriyor . Bu haberi aldıktan sonra işinden izin alaran halasının yanına gidiyor ve bir çeşit kendini ve etrafını tanıma sürecine giriyor. Geri döndüğünde ise artık bambaşka bir insan olmuştur....

  Jonathan'ın kendini tanıma sürecine ortak olurken arkadaşı ve eşini de tanıyoruz . Ayrıca onların farkında olmadığı birisi daha var. İnsanları gözetleyip kameraya alıp onnları blogunda yayınlayan Ryan...

"Kimileri hiç kimseye gerek duymadan yaşayabileceklerini düşünürler. Mutluluklarının kendilerinden başka kimseye bağlı olmadığına inanırlar. Çok büyük bir yanılsamadır bu."

    Eğlenceli ve farklı karakterle süslenmiş olan kitap ile yazar yine harika bir iş çıkarmış. Hayatın ne kadar kısa olduğunu ve insanları mutlu etmenin nasıl domino taşı etkisi yaptığını okuyoruz. Ben kitabı çok sevdim:))













kozmokitap
Kitabın Adı :Yaşamayı Öğrendiğim Gün
Yazar :Laurent Gounelle
Yayınevi : Pegasus Yayınları
Orjinal adı :Le jour où j'ai appris à vivre
Çevirmen :Hasan Can Utku
Sayfa Sayısı :288


Bir pazar günü güzel havadan faydalanmak için dışarı çıkıyorsunuz. Sokaklarda amaçsızca gezerken yanınıza yaklaşan bir Çingene, falınıza bakmak için birden elinizi yakalıyor. Alt tarafı bir fal, ne olabilir ki… Ama Çingene'nin gözleri bir anda fal taşı gibi açılıyor ve korkudan donakalıyor. Sonunda ağzından tek bir cümle çıkıyor: "Öleceksin!"

Tam da hayatında yolunda gitmeyen şeyler için endişelendiği bir zamanda yaşanan bu olay Jonathan'ın gözlerini açar. Ardından Jonathan kendini bulmak için bir yolculuğa çıkar. Bu yolculuk ona yeni kapılar açacak ve artık hayatı hiç de alıştığı gibi olmayacaktır. Ne de olsa hem kendine hem de dünyaya dair bütün bakış açısını değiştirecek deneyimler yaşamış ve sivri yerleri törpülenmiştir…

Bu roman gerçek bilimsel deney ve verilerin çekiciliğini kullanarak kendi varlığımıza, başkalarıyla olan bağlarımıza yeni bir ışık tutup gölgelerimizi aydınlatırken, hayatımıza da taze ve iç açıcı bir nefes getiriyor. Laurent Gounelle'den insana ve insani ilişkilere dair aydınlatıcı, yeni bir roman.




                                                     

7/01/2017

Kendine Ait Bir Oda - Virginia Woolf

Temmuz 01, 2017 1 Yorum
Kendine Ait Bir Oda - Virginia Woolf


   Hep okumak istediğim bir yazardı Virginia Woolf. Kitaplığımda Kendine Ait Bir Oda ve Mrs Dalloway okunmayı bekleyen kitapları . Farklı bir yayınevinden almıştım Kendine Ait Bir Oda'yı. Sonra kitap hakkında okumasan da olur gibi yorumlar okuyunca hiç başlayamadım , kitap öylece kaldı. Yazarın intihar ettiğini ve biraz da depresif olduğunu bildiğim için elimdeki diğer kitabı Mrs Dalloway'e de bir türlü başlayamadım. Biraz tırstım da denilebilir. Koridor Yayınları da Kendine Ait Bir Oda çıkarınca üstelik de ciltli -ki ben ciltli kitaplara dayanamıyorum :))) - olunca kitaplığıma ekledim ve korka korka da olsa okumaya başladım...

   Kitaba ramazanda başladığım için bitirmem uzun sürdü. Kitap öyle sürükleyici bir roman değil. Bulunduğu dönemi ve kadınları, erkek egemenliğini eleştiren Woolf'un kelimelerini okumak için sakin ve sağlam bir kafaya ihtiyaç var. Kitabı okuyabilmek için onu sevmeli ve yazdıkları size hitap etmelidir. Ramazanda kan şekerim dibini bulduğu için algı kapasitem düştü ve kitap kötü olduğu için değil ben kötü olduğum için uzun sürdü.

Kendine Ait Bir Oda


   Woolf'tan kadınlar ve kurmaca edebiyat hakkında konuşması isteniyor ve o da bu konu hakkında düşünmeye başlıyor. Bu konu bir konuşma ile anlatılamayacağı için o da bu konuyu uzun uzun ele aldığı bir kitap yazıyor.

    Kurmaca edebiyatta 20.yy başlarında çok fazla kadın yazar karşımıza çıkmıyor. Bu konuda yazan kadınların çoğu da eserlerini bir erkek ismi ile yayımlatıyorlar. Çünkü kadın ismi ile basılırsa okunmayacağını düşünüyorlar ki haklılar. O devirlerde bu konuda ön yargılar had safhadaydı. Bir kadının kütüphaneye girmesi için bile bir refakatçi ya da bir tavsiye mektubu gerekiyordu. Erkekler " sen o güzel aklını yorma , nasıl olsa anlayamazsın " havasında idiler. Bazı kadınlar sınırları zorlamış bazıları ise kaderine razı olmuşlardır. O dönem İngilteresinde kadın kendine mal edinemiyor, kadının olan bütün mallar da evlendiği zaman kocasına ait oluyordu. Kadın da kocasının malı sayılıyordu. Bu kitabı okurken o dönemin şartlarına ve insanların kafa yapılarına sinir olmanız için feminist duyguların ağır basmasına da gerek yok. Haksızlıklar o kadar büyük ki bazı cümleleri sesle okudum ve çocuklar bile bu durumlara sinir oldular....

   Woolf'un bahsettiği gibi her kadının kendisine ait bir odası olması gerekiyor. Bu odada rahatça yazılarını yazabilecek . TAMAMEN KADINA AİT BİR ODA....

   Günümüze bakıldığında o dönemlere göre oldukça rahat bir ortam olsa da hala ailesi tarafından okumasına izin verilmediği için intihar eden kız çocuklarının haberlerini okuyoruz. Demek ki hala yolunda gitmeyen ve değiştirilmesi gereken bazı şeyler var....

 





Kozmokitap
Kitabın Adı :Kendine Ait Bir Oda
Yazar :Virginia Woolf
Yayınevi : Koridor Yayınları
Orjinal adı :A Room of One's Own
Çevirmen :Handan Ünlü Haktanır
Sayfa Sayısı :152


Kadınlardan neden Shakespeare gibi bir deha çıkmıyor sorusuna Kendine Ait Bir Oda ile tokat gibi bir cevap veren Virginia Woolf, yaratıcılığın gizemli ama tehlikeli coğrafyasına açılan kapıları aralamış ve kadınların sesini edebiyata kazımıştır.

Kadın özgürlüğünün her anlamda kısıtlandığı bir dönemde yaşamasına rağmen edebiyat tarihinin gelmiş geçmiş en önemli yazarlarından biri olarak anılan Woolf’a göre, dünyanın gidişatını değiştirebilecek güçte eserler bırakmanın anahtarı zihinsel özgürlüktür. Bu da ancak “kendine ait bir oda” ile mümkündür.


Yazarın okuduğum  Kitapları :

* Mrs. Dalloway 

* Deniz Feneri 





Virginia Woolf kimdir ?

Virginia Woolf
 1882 yılında Londra'da doğan Virginia Woolf , Victoria devri'nin tanınmış yazarlarından Sir Leslie Stephen'ın kızıdır .  Virginia Woolf, çocukluk yıllarında  kadınların ikinci planda kalması nedeni ile okula gönderilmedi. Victoria Devri'nden ve bu devirde olanlardan nefret eden Virginia Woolf  bir yazar olmaya karar verir. Kendisini babasının kütüphanesinde geliştiren Virginia Woolf, 1895'de bir gazetede kısa hikâyelerini yayımlatır.

   Virginia Woolf 1912 yılında Leonard Woolf ile evlenmiştir. Leonard Woolf eşi için bir basımevi kurmuştur ve bu da Virginia Woolf'un yazdığı kitapları yayımlatması için bir fırsat olmuştur. Perde Arası romanını yazdığı sıralarda artık kendini yeterince yetenekli hissetmiyor, yeteneğini kaybettiğini düşünüyordur. Her gün savaş korkusu ve yeteneğini kaybetmenin vermiş olduğu stres, dehşet ve korku sonucu ruhsal bunalıma girmiş, 28 Mart 1941’de içinde bulunduğu duruma daha fazla dayanamayıp evlerinin yakınlarında bulunan Ouse nehrine ceplerine taşlar doldurarak atlayıp intihar etmiştir. Virginia Woolf, geride iki intihar mektubu bırakmıştır. Birisi kardeşi Vanessa Bell'e diğeri ise kocası Leonard Woolf'a.




                                                     
Web sitemizdeki fotoğrafların, yazıların izin alınmadan kopyalanması, yayınlanması, alıntı olduğu ve kaynağı belirtilmeden bir takım amaçlar için kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasasına aykırıdır. İzin alınmadan kopyalanan resim ve yazılarımızla ilgili dilekçe ve dava açma hakkımız saklıdır.