4/20/2020

Bella'nın Ölümü - Kanaldaki Ev || Georges Simenon

Nisan 20, 2020 0 Yorum
Bella'nın Ölümü - Kanaldaki Ev

  Georges Simenon'un elimdeki son kitapları Bella'nın Ölümü ve Kanaldaki Ev'i birlikte yorumlamaya karar verdim. İkiside zaten ince kitaplar.


Daha önce yazarın Dedektif Maigret serisine ait iki kitap okumuştum. Farklı bir tarzı var yazarın. Şimdi okuduğum iki kitabı da Bella'nın Ölümü ve Kanaldaki Ev , Maigret serisi harici olan kitaplardan.

 İki kitabı da son sayfalara kadar merakla okudum. Yazar diğer kitaplarda sonunda hep şaşırttığı için bu kitaplarda da şaşırtma bekliyordum ancak bu kadar değil. Bu kitaplardaki şaşırtma bana iyi yönde gelmedi. Sinir oldum , bu mu şimdi dedim bitince. Heyecanla bir kitabı okuyorsunuz ve zank diye bitiyor ve öylece kalıyorsunuz. Kitap bitti ancak ben yarım kalmışlık hissettim. Aklımda deli sorularla öylece yarı yolda bıraktı beni yazar. Kitapları okuyup çok sevenler de var belki siz de okursanız seversiniz ancak kusura bakmayın ben bu iki kitabı sevemedim.  Hüsran duygusunu hissettim bittiği zaman.

 Konularına biraz girersem  Bella'nın Evi'nde , bir karı koca yanlarına arkadaşlarının kızlarını alırlar , bir süre onlarla kalacaktır. Eş akşam briç partisine gider , kız sinemaya . Erkek ise evde kalıp öğrencilerinin ders notlarını okur ve torna tezgahında uğraşır biraz. Sabah işe gittiğinde eşi acil eve çağırır . Eve geldiğinde Bella'nın yani kızın gece öldürülmüş olduğunu öğrenir . Gece boyu evdedir ve hiçbir ses duymamıştır. Soruşturma başlar ve başlarda suçlu gözü ile bakılır. Kitap boyunca suçlu arasa da kasabalı gözünde suçlu bulunmadığı için suçlu o olur .

Kanaldaki Ev de ise anne ve babası öldükten sonra teyzesinin yanına kalmaya giden bir kız ve yaşadıkları anlatılıyor. Kız Fransızca konuşuyor ve teyzesi Flamanca. İki teyze oğlu ve bir kızı Fransızca bilmektedir.  Bu evdeki yaşam ve kızın hissettikleri ve yaşadıkları üzerine yoğunlaşan kitap yine bana göre hızlandırılmış bir son ve belirsizlikler içinde bitti.





Kitabın Adı : Bella'nın Evi
Bellanın_ölümüYazar : Georges Simenon
Yayınevi : Kabalcı Yayınları
Orjinal adı :La mort de Bella
Çevirmen :Bilge Karasu
Sayfa Sayısı :200

Kişinin, evinde gidip geldiği, alışıldık hareketleri, her günkü hareketleri yaptığı, yüz çizgilerinin yalnızca kendisi için gerildiği, sonra ansızın, başını kaldırınca, perdelerin açık kaldığının, sokaktan gelip geçenlerin kendisini seyrettiğinin farkına vardığı zamanlar olur. Spencer Ashby de biraz bunu yaşadı işte. Gerçi, tıpkı öyle değil; çünkü, doğrusu ya, o gece kimsecikler ona dikkat etmemiş, ilgilenmemişti. İstediği gibi bir yalnızlığa kavuşmuştu; yorgan gibi kalın, dışarıdan tek bir gürültüyü olsun içeri sızdırmayan bir yalnızlığa... Üstelik lapa lapa yağmaya başlayan kar, sessizliğin daha bir gözle görülür, elle tutulur hale gelmesini sağlıyordu. O gecenin daha sonra bir büyütce tutularak inceleneceğini, kendisine yeniden yaşatılacağını, büyütecin altında duran kendisi değil de bir böcekmiş gibi davranılacağını, Spencer değil, kim olursa olsun, aklının köşesinden geçirebilir miyiz?



Kanaldaki_ev
Kitabın Adı : Kanaldaki Ev
Yazar : Georges Simenon
Yayınevi : Kabalcı Yayınları
Orjinal adı :La maison du canal
Çevirmen :Oktay Rıfat
Sayfa Sayısı :166

Çıkış kapısına doğru itiş kakış ilerleyen yolcu selinin içinde telaş etmeyen bir o vardı. Elinde yol çantası, biletini görevliye vermek için sırasını bekledi. Yas tülünün altında başı dimdikti. Brüksel'den trene saat altıda binmişti. Hava karanlıktı. Buz gibi bir yağmur yağıyordu. Üçüncü mevki sırımsıklamdı. Çamur içindeki yerler ıslak, içinden dışından sular sızan camlar ıslaktı. Islak giysili insanlar uyukluyordu. Saat sekizde Hasselt'e gelince trenin de, garın da elektrikleri sönmüştü. Bekleme salonunda şemsiyelerden yol yol ıslak ipek kokan sular akıyor, sobaların başında yolcular kestiriyorlardı. Çoğu, Edmèe gibi, karalar giymişti: Bu bir raslantı mıydı? Yoksa, kendisi tepeden tırnağa karalar içindeydi, yastaydı ondan mı tuhafına gidiyordu herkesin koyu renk giymiş olması?







Georges Simenon Kimdir? 


Georges Simenon1903 yılında Liège'de doğmuştur. Genç yaşlarda okulu bırakıp gazete muhabirliğine atılmış ve 19 yaşında Paris'e yerleşmiştir. İlk polisiye romanlarını bu dönemde Sim takma adıyla yayımlamıştır. 1945'te Amerika'ya yerleşmiş ve 20 yıl bu ülkede yaşadıktan sonra, önce Fransa'ya sonra da İsviçre'ye geçmiştir. 1989 Eylülünde Lozan'da ölmüştür. Polisiyeler dışında psikolojik romanlar ve denemeler de yazmıştır. Polisiyelerindeki psikolojik derinlik, gerilimi sürekli ayakta tutmakta ve okurun ilgisini sürekli sonuca yönelik olmaktan çıkarmaktadır. Birçok romanı sinema ve televizyona uyarlanmıştır. Bazı yapıtları: Pietr-le-Leton (1931, Letonyal Pietr), La Maison du Canal (1933, Kanaldaki Ev), L'homme Qui Regardait Passer les Trains (1938, Trenlerin Geçişini İzleyen Adam), La Chambre Bleue (1964, Mavi Oda).

Georges Simenon'un Okuduğum Diğer Kitapları :

* Flamanların Evinde 

* Hollanda'da Bir Cinayet 

                                                     

4/16/2020

Meydan Okuma : #zorolsadakarantinadevamediyor

Nisan 16, 2020 4 Yorum

#zorolsadakarantinadevamediyor
 
  Merhaba , bugün farklı bir yazı , bir meydan okuma ile sizlerleyim. Farklı Diyarlar karantina günlerinde okuyup sevdiğimiz kitapları paylaşacağımız bir meydan okuma başlatmış ve sevgili Mor Düşler Kitaplığı da beni bu meydan okumaya davet etti . Ben de severek kabul ettim. Mor Düşler Kitaplığı'nın meydan okuma yazısını okumak için ➡ buraya ⬅ tıklayınız.

Okuduğum kitapları çok bekletmeden hemen yazıyorum buraya . Şu an elimde bitmiş dört kitap var koşturmadan yazılarını girmeye vaktim olması . Sıra ile gireceğim onların da yorumlarını . Şu ana kadar okuduğum kitaplar arasından en sevdiklerimi bırakayım ben de buraya :)


    Sansar - Esra Esenlikçi 
Polisiye romantik türünde olan kitabı çok sevdim. Bir ilk kitap olmasına rağmen çok başarılı idi . Detaylı yorumu okumak için tık tık ...



Villa Şakayık - Yaprak Öz 

Yaprak Hanım ne yazsa okurum dediğim yazarlardan . Bu kitabı da karantina günlerime renk getirdi. Detaylı yorumu okumak için tık tık ...

Gökdelen - Tahsin Yücel 

Gelecekte geçen bir distopya Gökdelen. Kesinlikle herkesin okuması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. Detaylı yorumu okumak için tık tık ...

Birinci Kıyamet - Buğra Gülsoy

İlk Türk boksörlerinden Sabri Mahir'in hayatını anlatıyor kitap . Detaylı yorumu okumak için tık tık ...

Dilek Ağacının Gölgesinde - Melanie Dobson

Oldukça duygusal bir kitaptı Dilek Ağacının Gölgesinde.  Detaylı yorumu okumak için tık tık ...

DNA - Yrsa Sigurdardottir

 Beni şok üstüne şok eden bir psikolojik gerilimdi. Detaylı yorumu okumak için tık tık ...


Ben de bu yazıyı okuyan herkesi bu meydan okumaya davet ediyorum. Blogunuz yoksa yorum olarak  da okuyup sevdiğiniz kitapları yazabilirsiniz .

                                                     

4/15/2020

DNA - Yrsa Sigurdardottir

Nisan 15, 2020 1 Yorum
DNA

“Yarın daha iyi olacak. Bir parça daha iyi. Bir sonraki gün biraz daha iyi olacak. En sonunda dayanılır olacak. Bununla yetinsen iyi olur.”

  Kitabın kapağında James Patterson " İnsanların bu kitaba neden bayıldığını anlayabiliyorum . " diyor ki bu sözlerinde bence de son derece haklı . Kitabı ben de soluksuz bir şekilde okudum. Yazar farklı bir çok karakter ve olayı başarılı bir şekilde bağlamış ve hepsinde de başarılı olmuş. Kitabı çok sevdim bu gerçek  .Kitabı çok sevmem bir kaç nokta hakkında da eleştiri yapmama engel değil . Her zaman dediğim gibi yorumlarımda objektif olmaya çalışırım . Beğendiğim noktayı söylediğim gibi beğenmediğim noktayı da belirtirim. DNA 'da da arada tempo düştü ve bu düşük tempodaki bazı bölümlerde yazarın konuyu biraz uzattığını düşündüm. Birkaç sayfa da olsa bu bölümler okurken sıkıldım. Sonra hemen kendini toparlayarak eski hızına geri döndü.

 Children's House serisinin ilk kitabı DNA . İlk kitap böyleyse diğerleri nasıldır diye merak ettim şimdiden . Bizde serinin diğer kitaplarının çevirisi yok bildiğim kadarıyla. Umarım yakın zamanda çevirilir onlar da .

Üç çocuk sahibi genç bir kadının öldürülmesi ile başlıyor olaylar . Eşi şehir dışında iş gezisindeyken gecenin bir yarısı vahşi bir şekilde öldürülüyor genç kadım. Öldürülme şekli de okuduğum hiç bir kitapta görmemiştim bu güne kadar . Akla hayale gelmeyecek bir alet ve şekilde öldürülüyor. Katil geride hiçbir iz ,kanıt bırakmıyor . Bir tanık dışında !!! Ondan da haberi yok. Bütün olay sırasında yatağın altında saklanan küçük kız bütün olaylara şahit oluyor .

Çocuk Hizmetlerinden Freyja çocuğun gördüklerini anlatması için polis ile işbirliği yapıyor . Küçük kızı konuşturarak gördüğü ve duyduğu şeyleri sağlıklı bir şekilde ondan öğrenmek zorundalar . Yoksa kızın da hayatı tehlikeye girecektir ...

Zamanla ve çaba ile kızın bildiklerini parça parça da olsa öğrenirler . Ancak bu sırada bir cinayet daha işlenir ve artık bu soruşturma bir seri katil  soruşturmasıdır .

Şehrin başka bir noktasında da amatör bir telsizci daha önce denk gelmediği bir frekansta yayın duyar . Bu yayında sadece rakamlar verilmektedir ve bu rakamların gizemini de sadece o çözebilecektir.

Son sayfalara kadar katil budur diyemediğim bir kitap oldu DNA . Bazı şüphelerim oldu . Şüphelerimin olduğu grubun içerisinden çıktı fakat sebebi ve işleyiş tarzı kan donduran cinsten. DNA ile ne alakası var derseniz kitabın sonunda açıklığa kavuşuyor .

Psikolojik gerilim severler bu kitabı seveceklerdir diye düşünüyorum .







DNA
Kitabın Adı :DNA
Yazar :Yrsa Sigurdardottir
Yayınevi :Koridor Yayınları
Orjinal adı :DNA
Serisi : Children's House #1
Çevirmen : Sevda Duman
Sayfa Sayısı :486

Monoton bir hayat süren otuzlu yaşlardaki Elísa bir gün kendi evinde akıl almaz bir biçimde öldürülür ve olayın tek tanığı o geceden sonra hiç konuşmayan yedi yaşındaki kızıdır. Çok geçmeden aynı yöntemle işlenen bir başka cinayeti soruşturan Dedektif Huldar’a göre katilin zihnini çözebilecek ve arkasında neden şifreli mesajlar, anlamsız sayılar ve olasılık hesapları bıraktığını söyleyebilecek tek kişi bu kızdır.

Huldar ve ona yardım eden travma uzmanı psikolog Freyja, küçük bir kızın karanlık hikayesindeki bilinmeyenleri araştırırken şehrin diğer ucunda amatör bir radyo programcısı ölümcül bir paranoyayla karşı karşıyadır: Aldığı gizemli mesajlar onu korkunç bir caninin peşinde av mı yapacaktır avcı mı?








Yrsa Sigurðardóttir Kimdir? 

 Yrsa Sigurdardottir 24 Ağustos 1964 yılında Reykjavik'de dünyaya geldi. Üniversite Lisans eğitimini İzlanda'da aldı, Yüksek Lisans'ını ise Kanada'da (Montreal) bitirdi. 1997 yılında ilk çocuk kitabını yayınlar. 2005 yılında ilk polisiye kitabını "Son Ayinler" (Þriðja táknið) yayınlanır. Bu kitap birçok dile çevrilmiştir.









                                                     

4/14/2020

Dilek Ağacının Gölgesinde - Melanie Dobson

Nisan 14, 2020 3 Yorum
Dilek Ağacının Altında -  Melanie Dobson

   "Bizler kalbimizde iyi ile  kötü arasında bir seçim yaparız ve bunu davranışlarımız takip eder. En zor tercihlerimizi de neyin iyi neyin kötü olduğunu bilmediğimiz zamanlarda yaparız. " 

  Çok severek kitaplarını okuduğum ve neredeyse hepsini çok sevdiğim kitapları yayımlayan Arkadya Yayınlarının en yeni , matbaa kokusunu henüz kaybetmemiş kitabı Dilek Ağacının Gölgesinde kitaplığımın da en yenilerinden .

  Bu kitap da Arkadya'nın diğer kitapları gibi ruha dokunan cinsten . Okurken ister istemez etkileniyorsunuz hele de söz konusu çocuk olunca .

İki çocuk , iki iyi arkadaş ...  On üç yaşında Dietmar ve on yaşında olan Brigitte . İkinci dünya savaşı zamanında bahçelerindeki ağaç evde oynarken o gün yaşamlarının sonsuza kadar değişeceğini hiç düşünmemişlerdir. Evlerinde nazi askerlerini gören  Dietmar annesinin kaç diye fısıldadığını gördüğü an en iyi arkadaşı Brigette'i de yanına alarak kaçmaya başlar. İki küçük çocuk nasıl ve nereye kaçabilir diye düşünebilirsiniz. Ancak korku onları motive ederek bir kaç mahalle değil Almanya'dan İngiltere'ye yürüyerek kaçmayı başarır bu çocuklar . Okurken bu yürüyüş sırasında neler yaşadıkları ve zorlukları hissediyor onlar için içiniz sızlıyor.

  Yolculuları istemedikleri bir şekilde sonlanıyor ve bu iki iyi arkadaş istemeden ayrılmak zorunda kalıyor / bırakılıyorlar ...

Quenby araştırmacı gazeteci olan genç bir kadın. Geçmişinin onda yarattığı izleri kimseye göstermeden ayakta kalmaya çalışan ve kendi hikayesini anlatmak istemediği için başkalarının hikayesini anlatan , kendi yarım kalmışlığını onların hikayesini tamamlayarak kapatmaya çalışan birisi.

 Quenby'nin son araştırdığı kişi bir İngiliz Leydisi . Onun ikinci dünya savaşı zamanında Almanlar lehine çalışıp casusluk yaptığı düşünülmektedir. Ancak araştırmaları Leydinin nüfus sahibi kızı tarafından engellenmektedir.  Bu araştırma üzerine yoğunlaşmışken ilginç bir teklif alır . 90 yaşında bir adamın avukatı tarafından onun yetmiş yedi yıl önce kaybettiği arkadaşını bulması istenmektedir. Başta bu teklife isteksiz olsa da Quenby bir anda kendisini bir araştırma ve ilginç , hayatını da tehlikeye atan bir araştırmanın içerisinde bulur .

Sevgi , bağlılık , umut , umutsuzluk , hayal kırıklığı , acılar  ve sonuçta gelişen sevgi ... Büyük bir keyifle okuduğum sımsıcak ve sürükleyici bir kitaptı Dilek Ağacının Gölgesinde. Gönül rahatlığı ile hepinize tavsiye ederim.






Dilek Ağacının Gölgesinde Kitabın Adı :Dilek Ağacının Gölgesinde
Yazar : Melanie Dobson
Yayınevi :Arkadya Yayınları
Orjinal adı :Catching The Wind
Çevirmen :Filiz Çakır
Sayfa Sayısı :432

Ayrılığın yüreklerde yaktığı ateş ne zaman söner? Hasretin dikenli bir tel gibi sardığı kalbin acısı ne zaman diner? Peki, ya ne olursa olsun söz vermişsek bir kez kavuşmaya, ne kadar ileri gidebiliriz verdiğimiz söz uğruna? 
Bu sorular, Naziler ailelerini tutukladıktan hemen sonra arkadaşı Brigitte ile birlikte güçlükle kaçmayı başardıkları o günden beri Daniel Knight’ın peşini bırakmamıştır.

İki çocuk olarak başladıkları, Almanya’dan İngiltere’ye uzanan o zorlu umut yolculuklarında bir yerlerde Daniel, Brigitte’ten, hayatta ona kalan tek şeyden vazgeçmek zorunda kalır. Ancak gitmeden ona bir söz verir. Aradan yıllar geçse, zaman saçlarına aklar, yüzüne kırışıklar düşürse bile ardından gideceği bir söz: Ne olursa olsun dönecek ve Brigitte’i bulacaktır.

Öte yandan aradan geçen yetmiş küsur yıla rağmen Daniel sözünü tutmayı başaramaz. Son umudu, İkinci Dünya Savaşı’ndaki casusluk vakalarına ve kaybolan çocuklara özel bir ilgisi olan gazeteci Quenby Vaughn’dur. Bu genç kadının, kendi geçmişinde gizli acılarından ve başarılı avukat Lucas Hough ile yapacağı ittifaktan güç alarak yıllardır çözülemeyen bu düğümü çözeceğine emindir. Peki, akıl almaz fedakârlıklarla, yalanlarla ve acıyla dolu geçmişi deşmenin bedeli ne olacaktır?
Dilek Ağacının Gölgesinde, aşkın, inancın ve kimi zaman unutsak da aslında kalbimizin derinliklerinde hep var olan o gücün, savaşa ve yıkıma bile meydan okuyabileceğini gösteren, büyüleyici bir kitap.






Melanie Dobson Kimdir?

On altı roman yazmış , ödüllü bir yazardır . Romanlarından üçü Carol Ödülü'nü , biri de 2010 yılında İndiana'da En İyi Roman Ödülü'nü kazanmıştır . Yazmadığı zamanlarda George Fox Üniversitesi 'nde hem yazma hem de halkla ilişkiler konusunda ders vermekten hoşlanan yazar , eşi v eiki kızıyla Oregon'da yaşamaktadır . Melanie aynı zamanda hayalet kasabaları , terk edilmiş evleri dolaşmayı , cemiyetindeki çocuklara yardım etmeyi ve kızlarıyla birlikte hikayeler okumayı sever.






                                                     

4/13/2020

Senin Suçun Değil - Beyhan Budak

Nisan 13, 2020 5 Yorum
Senin Suçun Değil

Klinik Psikolog Beyhan Budak terapileri haricinde kitapları ve you tube videoları ile insanlara yardım etmeye çalışıyor .  Ben kendisinin kalemi ile Senin Suçun Değil kitabı ile tanıştım. 

Psikoloji kitapları kategorisinde yer alan Senin Suçun Değil, bu türde yer alan çoğu kitabın aksine sizi sıkmadan ilerliyor . Yazarın tarzının ve klinik tecrübesinin de bunda rolü çok büyük bana göre . İnsan ilişkilerinde ve iletişiminde uzman olunca bu ister istemez kalemine de yansıyor . 

Kitabın kapağında " Geçmişin yüklerinden kurtulma rehberi " yazıyor. Geçmiş ve yaşananlar bir çoğunuzu istemesek de çok etkiliyor ve bu etki gelecek yaşantımızda istenmeyen etkilere sebep olabiliyor . Bu etkilerin nedenlerini başta ya da tek başımıza fark etmeyebiliriz . Ancak bir uzman görüşü ya da uzman yardımı ile ortaya çıkan bu nedenlerden kurtulmak / işleri yoluna koymak da uzun ve sabır isteyen bir iştir. 

  Beyhan Budak bu kitabı ile bazı şeyleri fark etmemiz ya da sevdiklerimizde olanları anlayabilmemiz için yardımcı oluyor okuyucuya. Rehber olarak bahsetmedim kitaptan çünkü rehber denilince çoğu zaman sıkıcı ve tekdüze kitaplar akla geliyor . Oysa bu kitap bu türde değil. Örnekler ve anlatımı ile sizin bazı şeyleri fark etmenizi sağlayarak size bu yolda arkadaşlık ediyor. 

Beş bölümden oluşuyor kitap . 

1- Ailenin Bıraktığı derin izler 

2- Aile dışı etkenler 

3 - Sık karşılaşılan sorunlu ilişkiler 

4 - Zihinsel Virüsler

5 - Geçmişin Hasarını onarmak 

 Bölümlerin isimlerinden de anlaşılacağı gibi yazar bu kitabında çoğunlukla aile , geçmiş ve kendi zihnimize yoğunlaşmış durumda. Geçmişi ile barışamayan geleceğe sağlam adımlar atamaz.... 








Senin Suçun Değil
Kitabın Adı :Senin Suçun Değil
Yazar :Beyhan Budak
Yayınevi :İnkılap Kitabevi
Sayfa Sayısı :236

Hayatındaki sorunları düşün; değersizlik duygun, sana zarar veren ilişkilerinden vazgeçemeyişin, başarısızlıkların, aynı hataları tekrar tekrar yapışın, başkalarına şefkatle yaklaşırken kendine acımasız oluşun, içindeki kaybolmayan öfke ve hatta kıskançlıkların…
Bunları yaşamayı sen mi seçtin? Ya da belki de geçmişte yaşadıkların bugün böyle hissetmene neden oluyor. Kendini suçlamayı bırak, bu işleri daha kötü hale getirmekten başka bir işe yaramaz.

Bu kitapla birlikte geçmişinin karanlık dehlizlerine doğru bir yolculuğa çıkacağız; içine doğduğun aileden, yaşadığın travmalara kadar, bugün var olan problemlerinin geçmişteki izini süreceğiz. Çocukken alman gereken sevgi, saygı ve güveni alamadığın zaman neler olduğunu, zehirli anne baba davranışlarının nasıl yıkıma yol açtığını görecek; bazen önemsiz sanılan küçük bir travmanın uzun vadeli etkilerinin çok büyük olduğunu fark ettikçe hafifleyeceksin.

Bu kitap sana mucizeler vaat etmiyor, hiçbir şey mükemmel olmayacak, ancak şu anki halinden daha iyi hissetmen kesinlikle mümkün. Beraber yürüyeceğimiz yolun amacı bu.
Kendine bu şansı vermelisin…





Beyhan Budak Kimdir? 

Beyhan Budak İlköğretim ve lise eğitimini Ankara’da alan Beyhan Budak üniversite eğitimini İstanbul Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde tamamlamıştır.

Üniversite eğitimi sonrasında ilk yüksek lisans eğitimini Gazi Üniversitesi Psikolojik Danışma ve Rehberlik Bölümü’nde yapmıştır. Romantik ilişkiler üzerine yüksek lisans tezini hazırlamıştır. İkinci yüksek lisansını “Klinik Psikoloji” alanında İstanbul Esenyurt Üniversitesi’nde tamamlamıştır. Beyhan Budak evli ve iki çocuk babasıdır.

Uzun yıllar T.C. Sağlık Bakanlığı’na bağlı bir hastanede çalıştıktan sonra istifa etmiştir ve psikoterapi ve eğitim çalışmalarına kurucusu olduğu merkezde devam etmektedir.

2018 yılında Tedx Kaleiçi etkinliğinde, “O Satın Aldığın Şey Mutluluk Değil!” isimli bir konuşma yapan Beyhan Budak, birçok kurumda ve şehirde kendine yardım konularında 300’den fazla konuşma yapmıştır ve hâlâ bu konuda çalışmalarına devam ediyor. Birçok TV ve radyo programında alanıyla ilgili paylaşımlarda bulunmuş, bazı çizgi filmlere senaryo danışmanlığı yapmıştır.

Kendi danışanlarına psikolojik destek vermek dışında, birçok sebepten ötürü psikolojik yardım alamayan insanlara ulaşabilmek için kurduğu YouTube kanalında “Popüler Psikoloji” ve “Kendine Yardım” konularında videolar yayınlamaktadır. Bu kanalda yayınladığı videolar, bugüne kadar 500 binden fazla kişi tarafından 30 milyondan fazla kez izlenmiştir.

                                                     

4/12/2020

Ne İzledim? #7

Nisan 12, 2020 7 Yorum

Şeytan Göz - Demon Eye 

Şeytan Göz 2019 yapımı korku filmi 1 saat 27 dakika sürüyor.
Babasının gizemli ölümünü ardından onun evine ve ülkesine gelen  genç bir kadının başına gelenleri konu ediyor. Genç bir kadın, babasını ölümünün ardından büyük bir yıkıma uğrar. Babasının gizemli ölümünü araştırmaya karar veren kadın, babasının köyde bulunan doğru yola koyulur. Evde bir şeyler bulma ümidiyle arama yapmaya başlayan kadın, gizlenmiş bir kolye keşfeder . Bu kolyenin ucu göz şeklindedir. Biraz bizdeki nazar boncuğuna benziyor ancak daha basit ve çirkin duruyor. Bu kolyenin güçleri olduğunu anlayan genç kadın, en büyük dileğinin yerine getirilmesi karşılığında ona musallat olacak olan iki ölümcül iblisin kilidini açar...

 Korku filmi olmasına rağmen korkun değildi. Çoğu sahne de korku filmlerinin çoğunda olduğu gibi mantık arama sadece geril ve kork şeklinde ilerliyordu. Vasat bir filmdi bana göre.


666 Cin Musallatı

666 2017 yapımı film adından da anlaşılacağı gibi korku türünde . Bu hafta izlediğim ikinci ve son korku filmi.
Korku ve gerilim senaryoları yazıp satarak geçinen Gürkan, sosyal medyada dikkatini çeken sıra dışı bir haberdeki yaşananları araştırmaya başlar. Güzel bir hikâye yakalayabileceğini düşünen Gürkan bunun için İstanbul'dan Fethiye-Kayaköy'e seyahat eder. Ev halkından aklı başında  kalan iki kız kardeşten biri olan Nihale, kendisini psikolog olarak tanıtan ve onları yardım etmek için geldiğine ikna eden Gürkan'ın evde kalmasına izin verir. Gürkan yaşanılan olayları araştırmaya başlar. Kısa bir süre içinde yaşanan sıra dışı olayların içine ister istemez dahil olmaya başlayacak ve kendini hayatta kalma savaşı verirken bulacaktır...

 Film gerçek olaylardan esinlenildiği söyleyerek başlıyor ve bitişinde de karakterlere ne olduğunu söylüyor . Bu yönüyle çok etkileyiciydi. Filmin geçtiği yörelerde sebebi bilinmeyen ve çözülemeyen garip olayların olduğunu daha önceden okumuştum . Bu filmde olanların gerçek olduğunu göstermez tabii ki ve izlerken de mantık sınırlarının ve inançların dışında olan olaylar olduğunu da gördüm. Bizim kültürün içinden olunca korku figürleri daha etkileyici oluyor . Bu korktuğum anlamında değil sadece daha ilgiyle izlediğim ve eleştirdiğim anlamında. İzleyip izlememek size kalmış .


Büyükbabalar Yuvada - Grand Daddy Day Care

Büyükbabalar Yuvada
2019 yapımı film aile ve komedi türünde , 1 saat 36 dakika sürüyor.

Ailece seyredilebilecek güzel ve seviyeli bir  Büyükbabalar Yuvada. Bir yazar olan Frank yeni kitabı üzerinde çalışırken eşinin babası onlara kalmak üzere gelir. İki erkek pek anlaşamıyor gibi görünmektedir. Frank evini bir yaşlılar için gündüz bakım evine çevirmeye karar verir ve işler daha da karışmaya ve eğlenceli olmaya başlar. Bu hafta en sevdiğim film buydu.







Karakomik Filmler : Kaçamak 


Karakomik Filmler : Kaçamak Cem Yılmaz'ın oyunculuğunu ve yönetmenliğini üstlendiği Karakomik filmlerden 2'si 1 Arada'yı daha önce seyretmiş ve beğenmemiştim. ( 2'si 1 Arada yazımı okumak için ➡burayı⬅ tıklayabilirsiniz. ) Bu film için o filmden de kötü olduğu yorumunu okumuştum . Yine de meraktan seyrettim.

Tatilde olan dört kişinin başından geçenlerin anlatılıyor filmde. Uzaylıların da olduğu film bana çok eğlenceli geldi başta.  Bunun neresi kötü eğlenceli derken zank diye film bitti ve ben öylece kaldım . Hadi ya bu da neydi diye. Uzun metrajlı ve sonu adam gibi olan bir film olsaydı güzel olabilirmiş. Ama bu şekilde gerçekten olmamış.








Gölgelerin Aşkı - Shadow Girl 

Gölgelerin Aşkı - Shadow Girl 2020 yapımı film fantastik ve dram türünde , 1 saat 40 dakika sürüyor.
 Annesi öldükten sonra herkes tarafından görünmez hale gelen  yalnız bir kadının hikayesini konu ediyor. Yıllardır yalnız olan ünlü fotoğrafçı Holly, yaşamını bir gölge olarak sürdürmektedir. Yıllar sonra onu görebilen tek kişi olan Shane Blackwell adındaki gözden düşmüş bir MMA dövüşçüsü ile tanışır. Genç kadın, Shane’in gözden düşmesinin nedeninin, çektiği fotoğraflarından biri olduğunu fark eder. Neden olduğu şeyi telafi etmek isteyen Holly, Shane’ın eski “şampiyon” statüsünü geri kazanması için elinden geleni yapar. Shane ile aşkın ne demek olduğunu anlayan Holly, aynı zamanda kendi kaderi için hayal ettiğinden daha fazla sorumluluk taşıdığı gerçeğine uyanır.

 Bu filmi de keyifle izledim . sevdiğim filmlerden birisi oldu .




                                                     

4/10/2020

İkinci İntikam - Deniz Gürsoy

Nisan 10, 2020 3 Yorum
İkinci İntikam

  Gurme kitapların yazarı olan Deniz Gürsoy bu alanda da çokça kitaba imza atmıştır. Komiser Nazlı Polisiyeleri ile de roman yazmaya başlamıştır. Serinin ilk kitabı Birinci İntikam polisiye türünde ve yazarın da ilk romanıdır. İkinci İntikam , Komiser Nazlı Polisiyeleri serisinin ikinci kitabı .

  Seriyi direk ikinci kitabından okumaya başlayan birisi olarak bir eksiklik hissetmedim. Yazar çoğu bilgiyi veriyor kitapta. Yine de ileride ilk kitabı da alıp okumak isterim.

  Komiser Nazlı şehit edilmiş bir babanın kızı . Çocukluğu yetiştirme yurtlarında geçmiş. Şimdi de çok iyi bir polis , iyi bir keskin nişancı . Kendisi ayrına KR ( Kare ) adında bir teşkilatın da içerisinde bulunuyor . Emniyet içerisine yerleşmiş cemaatçilerden , kanunsuz yapılan tutuklamalar ve atamalardan rahatsız olan emniyet mensupları bir lider altında toplanıp bu teşkilatı kurmuşlar. Nazlı da bu teşkilatta henüz alt kademelerden birisinde bulunuyor.

  Bu teşkilat için bazı işleri yaparken aynı zamanda da bir cinayet soruşturmasını yürütüyor. Bunların yanında da geçmişin intikamı için iz sürüyor Nazlı. Kitaptaki olayları takip ederken onun acılı geçmişini de öğreniyor ve intikamında ne kadar da haklı olduğunu okuyoruz.

Hızla biten bir kitaptı . Yazarın farklı bir tarzı var ve en bu tarzı sevdim. Farklı kitap ve anlatımlar hayal gücümüzü besler.







İkinci-İntikam
Kitabın Adı :İkinci İntikam
Yazar :Deniz Gürsoy
Yayınevi :Oğlak Yayınları
Sayfa Sayısı :248


‘‘…Silahı bıraktı ve kollarını açarak dairesel üç hareket yapıp tekrar silahı kaptı. İşe yaramıştı. Nefes verdi, biraz aldı ve tuttu, hazırdı. Zamanı gelmişti. Gözünü dürbüne yaslayıp parmağını tetiğin üzerine yerleştirdi. An meselesiydi. …Acı tazeyken, kenarları keskin bir bıçak gibi etrafındaki sinirleri, yani gerçekle bağlantını kesiyor olmalı ki, pek bir şey hissetmiyorsun. Ama zamanla o acı kalıcı hâle geldiğinde, gerçekçi düşünebiliyorsun ve bedel ödetmek istiyorsun. İşte o anda içinde bir yerlerde intikam ateşi yanıyor ve yemin ediyorsun intikam almaya, bu da ikinci intikamım oldu.’’ Komiser Nazlı ikinci kez intikam alma peşinde, kaldığı yerden devam ediyor. Bir yandan teşkilatın içinde ilerleme kaydederken, diğer yandan gizemli bir cinayeti aydınlatmaya çalışıyor…







Deniz Gürsoy Kimdir?

Deniz-Gürsoy 1949 yılında İstanbul’da doğdu. 1968’de Robert Academy’yi, 1972’de Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü’nü bitirdi. Çeşitli şirketlerde üst düzey yöneticilik ve Genel Müdürlük görevlerinde bulundu.

1987’de STFA grubunda, Hizmet ve İşletmecilik AŞ’de Genel Müdürlük görevine getirildi. 1992’den, emekliye ayrıldığı 2007 yılına kadar Sofra Yemek ve Üretim ve Hizmet AŞ’de Genel Müdür olarak çalıştı.

Deniz Gürsoy, Oğlak/Yemek dizisindeki yeme içme kültürüyle ilgili “Tiridine, Tiridine, Suyuna da Bandım...”, Baharat ve Güç, Çilingir Sofrasında Rakı, Çilingir Sofrasında Rakı Mezeleri, Demlikten Süzülen Kültür Çay, Aşkın İlacı Çikolata, Midenin Cilası Çorba, Yöresel Mutfağımız, gibi çoksatan kitapları ile Tespih, Parmak Uçlarındaki Huzur, Bir Nefes Keyif, Nargile ve Puro, Mavi Dumandaki Lezzet adlı kitaplarının yanı sıra yemek sanayiine yönelik Yemek ve Yemekçiliğin Evrimi ve Toplu Yemek Üretimi gibi kitapları ve Maceraperest Kitaplar’dan çıkan İlk Kan / Komiser Nazlı Polisiyeleri adlı kitabıyla da tanınıyor.

                                                     
Web sitemizdeki fotoğrafların, yazıların izin alınmadan kopyalanması, yayınlanması, alıntı olduğu ve kaynağı belirtilmeden bir takım amaçlar için kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri yasasına aykırıdır. İzin alınmadan kopyalanan resim ve yazılarımızla ilgili dilekçe ve dava açma hakkımız saklıdır.